3 Aralık 2009 Perşembe

Æon Spoke - Above the Buried Cry (2004)


Paul Masvidal (Cynic, ex-Death, ex-Gordian Knot, ex-Master) + Sean Reinert (Cynic, Aghora, ex-Death, ex-Gordian Knot) + (Stephen Gambina + Evo) = Æon Spoke 'prog/atm rock' *Emmanuel, Silence, Grace*

6,75-/10

2 Aralık 2009 Çarşamba

The Gossip - Standing in the Way of Control (2006)


Albüm kapağı için seçtikleri dizaynı görünce iyi ki müzik zevkleri de bu derecede berbat değil diye şükrediyorum, geceleri nafile namazlarına kalkıyorum, felan. Şu aralar yeni ve sıkıcı klipleri ile ekranlara arz-ı endam eden grubun en önemli silahı kapağın yarısını kaplayan kızkardeşimiz. Yanlış anlamayın, devasa cüssesiyle dalga geçmiyorum. Şişmanlığıyla gurur duyan, koltuk altlarını kesmeyecek derecede hardkor feminist (öykk!), cinsel tercihi lezbiyen olan bu ilginç bacımızın hiç bir kimse tarafından eleştirilemeyeceği bir meziyeti var. Ses rengi. Performans süper uçuyorum cik cik demenin mümkünatı olmasa da kendini dinletmesini biliyor.
Sound olaraktan yalın bir tarzda dans rock kulvarında sayılabilecek ritimde bestelere imza atmışlarken yumuş yumuş bir atmosfer yerine gereğinde hırçınlık emareleri sergileyen garaj rock etkisini duyumsamak mümkün. Garaj rock soundundaki gitar ve hatta baterinin sert parçalar yerine eğlenceye yönelmesi enteresan bir hissiyet uyandırıyor. Standing in the Way of Control tüm zamanların en güzel pop-rock şarkıları içinde yer alacak. Tabi bu liste benim editörlüğüm altında hazırlanırsa. Geri kalanlar boş şarkılar değil, eee en azından bir bölümü. Jealous Girls, Listen Up!, Keeping You Alive gibim.
Kafanızı önyargılardan boşaltın ve eğlenin.

7,50+/10

1 Aralık 2009 Salı

King Diamond - Abigail (1987)


Şahika nidasıyla "şaşırdımm!'. İlk albümde sanki psikopat bir yapımcının gitaristin başına dikilip solo süren 10 saniye , şlakk (kırbaç sesi) vazgeçtim 4 saniye, yok dur hiç çalmaa, şlakk! diye bağırdığını hayal edebiliyordum. Burada ise gitar solosu gırla, bateri enteresanlıkları bile var. Tabi en en usta işi olmasalar da ben bu tava gelirim arkadaş. Vokaller bilem farkediyor yahu.
5. parça 7th Day of July 1777 adlı parçaya kadar vaktin nasıl geçtiğini anlamadım. Güzel bir akıcılık elbette herhangi bir parçanın ön plana çıkamadığını da işaret ediyor. Bıdı bıdı 1777 akustikle gitarla açılıp daha önce de duyduğumuz garip gitar tonuna bağlanıyor. Parça albüme sadece sözleriyle değil atmosferiyle de sinen tiyatral havanın egemenliğinde nakaratıyla ve araya giren sık sololarla beğenilir hale geliyor. Benzer cırtlak vokal harmonisi ise The Possession'ı yerin dibine batırıyor. Takip eden Omens benim sevdiğim gitar tonunu içeriyor, benim sevdiğim basitliğe sahip, e benim sevdiğim bir parça oluyor. Başarılı melodisi ile Abigail, 7 buçuk dakika süren kapanış parçası Black Horsemen'den biraz daha iyi.
Mevzusu da lanetli bir köşkte Abigail isminde şeytanın kızı doğduğunda babası, ki çocuk gayrımeşru, karısıyla birlikte onu da öldürür. Köşke çok sonraları gelen başka bir çifte musallat olur Abigail'in ruhu. Hamile eşin ruhuna girer yeniden doğmak için.
Bööh

7,50-/10

30 Kasım 2009 Pazartesi

RETRO: Summoning - Minas Morgul (1995)


Grubun karakteristik sounda adım attığı ilk albüm Minas Morgul epik atmosferini klavye ağırlığı ile gerçekleştiriyor. Destansılığa ağır ve ekolu soundu ile drum-machine katkıda bulunuyor. Vokaller tam black metal, önünüzde sözleri bile takip etmek zor. Gitar ise cızırtının ötesine pek geçmiyor. Özelllikle albüm klavyenin amatörlüğü sebebiyle eleştiri alsa da keyboard ağırlıklı The Passing of the Grey Company bu sayede farklılaşıp öne çıkıyor. Fakat 1 ve de buçuk dakikalık Orthanc'ın Zeki Alasya-Metin Akpınar filmlerinin müziği gibi tınladığını kabul edebilirim.
Dinlerken hobbitlerin yeşil yemyeşil Shire yöresini zihnimde canlandıramıyorum. Onun yerine savaş yorgunu askerlerin evlerine geri dönüşü geliyor aklıma. Zafer şarkıları değil yenilgi ağıdı söylüyorlar yol boyunca.
Mızıka tadında girişiylen Legend of the Master-Ring, üstteki şarkı, Marching Homewards bence öne zıplayan parçalar. Grubun sonraki dönemde birbirine benzer şarkılardan oluşan albüm konseptinden (epikk ve sıkıcıı) klavye zenginliği ve değişken dinamik yapısı ile bir miktar farklılaşması albümün dinlenirliğini arttıran önemli bir ö ö öge.

8,50+/10

29 Kasım 2009 Pazar

Robert Jordan - Zaman Çarkı 3: Yeniden Doğan Ejder

Hatırlayalım ikinci cilt nasıl bitiyordu? Grup dağılıyor sonra Tümentepe denilen mevkide birleşip Rand'ı yeniden doğan ejder ilan ediyorlardı. Bu kitabın konusu ise grubumuz dağınık şekilde Tear denilen şehirde birleşiyor ve Rand yeniden doğan ejder ilan ediliyor. Tanıdık geldi mi? Farklar elbette var. Rand artık bu kimliği kabul etmiş gözüküyor. İlginçtir bu cilt Rand üzerine odaklı değil. Ayrıca kızlarımızın , Nynaeve, Egwene ve Elayne'in (ayrılmaz üçlü olduğu için bundan sonra kızlar diyeceğim sadece) Tar Valon'da oynadıkları dedektifçilik de ilgi çekici. Mat'ın uyuzlukları ise devam ediyor. Üstüne Egwene'nin salaklıkları ekleniyor. Bir de bu maceranın uzun bir süre bırakın sonuçlanması, virgül bile atılmayacağı kafama dangırdanak edince açıkcası aldığım zevk bir miktar daha azalmış durumda.
Karamsar da olmamak lazım. Seyahatler arttıkça gezip gördüğümüz yöreler de artıyor. Ve yazar ustamızın fantastik ulus oluşturmada önceki kuşaklara göre daha becerili olduğunu görüyoruz. Misal kuul Aieller çölde yaşamaları, kabilelere bölünmeleri, savaşçı olmaları, savaşmadan önce yüzlerini peçeyle kapatmaları gibi sebeplerle bedevileri andırırken kadın erkek ilişkilerinde bu kültürün kısıtlayıcılığını taşımaması ya da kızıl-sarışın görünüşleri itbariyle başka bir yerde duruyorlar. Yazarımız Slavları da örnek aldığını söylemiş Ailleri oluştururken. Misal Tear ülkesinin bayrağı üç hilalden oluşuyor. Hasır şapkaları, genelde çamurlu sokaklarda yaşamlarını idame ettirmeleri, kılık kıyafetleri ise bayraktan kaynaklı beklentilerimizin aksine Vietnam gibi Güneydoğu Asya milletlerini akla getiriyor. Zengin tabakanın çizgili felan kıyafetleri bende bir şey uyandırmadı ama bloglar İspanyol etkisinden sözediyor. Demek istediğim halkları oluştururken gerçek hayattan sentezleme yoluna giderek birebir özdeşleşmeden kaçınılmış. Barbar, katil gibi özcül etiketler kitlesel bir yapıştırma işlemine tabi tutulmamış. Çok uzattım , kaçın spoiler.
Okumamın üzerinden biraz zaman geçtiği için ve uzun uzadıya yazma isteğim kaçıverdiği için kısa geçeceğim. Rand yeniden doğan ejder olsa da destekçilerinin yetersizliğinden dolayı Moiraine onları bir vadide büyüyle korumaya başlar. Kışı beklerler. Bu arada kızlar ve Verin hançerin lanetini kaldırmak için artık kendini kaybetmiş Mat'i de alıp Tar Valon yollarına düşer. Kızlar büyücülerin kentine varınca 13 adet kara ajahın cinayet işleyip bazı sihirli eşyaları alarak kenti terkettiklerini öğrenirler. Dolayısıyla diğer aes-sedai'ler kızların da Liandrin ile gitmesinden dolayı şüphelenmektedir. Amyrlin makamı gizli bir toplantı yapar kızlarla. Tek güvenebileceği kişilerin onlar olduğunu söyler ve kulede hala kara ajah olup olmadığını araştırma görevini verir. Hatırlayalım bu başbüyücü, Moiraine ve Verin diğer büyücülerden gizli ayrı bir kumpas içinde Rand'a destek veriyorlardı. Neyse büyücülerin sarayında kızlar suikastten felan kurtulurlar ve esrarengiz bir kişinin ki daha önce Rand'a da yardım eden güzel kadın ki kimliği artık açığa çıkar, yardımıyla kara ajahların Tear'a gittiklerini öğrenirler. Bu güzel kadın karanlık varlığın yardımcılarından eski aes-sedai Lanfear'dir. Bu arada kızlar diğer büyücüler şüphelenmesin diye amelelik yapma cezası alırken Egwene ve Elayne büyü güçleri arttığı için bir kademe daha yükselmişlerdir. İyileşen Mat'in içinde ise başka bir güç doğmaya başlar. İki nehir'in yıkılmış efsanevi kadim devleti Manatharan, mantaran, menteran, Mehteran (ne haltsa artık hatırlamıyorum) ile ilgili sayıklamaya başlar. Elindeki değnekle iyi savaşabildiğini keşfeder. Bir de şansa bağlı kumar oyunlarında aşırı şanslı olduğunu. Sanırım bu ülkenin son kralının ruhunun reerkarnesi o da. Kızlar Mat'a Elayne'in annesi Cairhien kraliçesine gönderilmek üzere mektup verir ve Tear'a yola çıkarlar. Zira Elayne'in ortadan kaybolması neticesinde Tar Valon'la ittifak olan annesi bu ittifakı bozmuş yanındaki kızıl ajahı geri yollamış ve kimsenin bilmediği bir adamı yardımcı almıştır kendine. Sonradan bunun da karanlık varlığın bir hizmetkarı olduğu açığa çıkacak. Mat ise Tar Valon'da eğlenceye dalmışken yaşlı aşuğumuz Thom ile karşılaşır. Önceki kitaptan hatırlarsak aşığın sevgilisi öldürülmüştür ve artık kendini maceraya atmaya hazırdır. Onlar da Cairhien'e yola çıkar.
Şimdi Rand'a dönelim. Kamp kurdukları yer saldırıya uğrar. Rand büyü gücünü kontrol edememektedir, karanlık varlığın etkin olabildiği kabuslarla boğuşur. Ve efsaneye göre Tear'de dokunulmaz olan bir kılıcı eline alarak yeniden doğan ejder kendini ispat edecektir. Rand da rüyasında bu objeye kafayı takar, belki de kabul etmekte zorlandığı yeni kimliği için bir yargı noktası olacağı için. Herkesi terkedip tek başına yollara düşer. Ve kader diyebileceğimiz desen üzerinde o kadar güçlü iz bırakır ki, tabi farkına varmıyor, gittiği köylerde evlilik sayısı artar, kuyular sularla dolar, kuraklık olur, cinayetler artar. Böyle düzensiz olağanüstü olaylar görülür. Moiraine, Lan, Perrin ve Ogre arkalarında insanların kaderiyle ilgili imgeler görme yeteneğine sahip Min'i kampta bırakarak takibe başlarlar. Kurtlarla iletişimi iyice güçlenen Perrin kurtlaşmaktan tırsar artık. Taa doğudaki Aieller de kendi efsanelerine göre onları çölden çıkarıp karanlık varlıkla savaşacak seçilmiş kişiyi aramak için gruplarla batıya armaya çıkmışlardır. Kısacası onlarda Rand'da bihaberler. Perrin bir köyde esir Aiel görünce onu kurtarır ve grubumuz takipten vazcayarak direkten gemiyle Tear'a yola koyulur. Bu arada olayları gören ve kendini Valere borusu avcısı olarak tanıtan bir kız Faile gruba katılır. 2. kitapta ıllian ülkesinin geleneksel olarak boru avı düzenlediğini hatırlayalım. Bu ilk aşamalarda Rand, boru kısacası bu olağanüstü maceracılar hakkında bir bilgisi yoktur.
Kısaltayayım, Tear yolunda kızları kalabalık bir grup Aiel kurtarır. Ayrılırlar. Kızlar Tear'da kara ajahlar tarafından elegeçirilir. Karanlık Varlığın bazı yardımcıları , terkedilmişler, uyanmıştır.Ve biri Tear'ın lordlarından biri olmuştur. Kılıç odasında Rand'a tuzak kurarlar. Amaçları Rand'ın kılıcı eline alması ve karanlık tarafa geçmesi. Cairhien'de kraliçenin karanlık varlık hizmetkarları tarafından yönlendirildiğini öğrenen ve kızlara suikast planlarını duyan Mat de Tear'a kızları kurtarmaya gider. Moirane'nin grubu Illian hükümdarının da Ishmael adlı terkedilmiş (baş yardımcıları işte karanlık varlığın) olduğunu anlayınca hayatlarını zor kurtarıp Tear'a varırlar. Kente varan kalabalık Aiel sürüsü ile birlikte zaptedilmez Tear kalesine saldırır herkes. Bu arada Egwene elindeki sihirli bir yüzük sayesinde düşler evreninde gezinip olmuş olacak tehlikeleri sezer uykusunda. Heh zırt pırt yakalanmalarına engel değil tabi. Neyse sonunda Rand'da varır, kılıcı alır, karanlık varlık ile savaşır hatta öldürür. Çoğu kara ajah kaçar. Öldürdüğünün aslında karanlık varlık olmadığı Ishmael olduğu ortaya çıkar. Karanlık varlığı zindanında tutan mühürlerden birinin bu zafer neticesinde kırılmadığının farkına varırlar. Diğer müsabakalarda hep kırılmıştı. Kalede yeniden doğan ejder'in sancağı dalgalanır. Tüm Tear halkı galeyana gelip Rand! Yeniden Doğan Ejder! diye temaşa eder. Böyle işte, bu kadar.

Cranberries - Stars: The Best of 1992-2002 (2002)


Her ne kadar muhteşem parçalara imza atsalar da isminin yaptıklarının ötesine geçtiğine inandığım için Cranberries'in best of'unu dinlemek kafi gelecek inancındayım. 20 şarkıdan oluşan bu devasa derleme elbette Zombie, Linger, Dreams, Ode to my Family, Hollywood, Salvation, Free to Decide, Animal Instinct, Just My Imagination, Ridiculous Thoughts gibi hitleri içeriyor. Albüme ismini veren parça ile New York New York stüdyo albümlerinde yer almayan parçalar. Maalesef son albümden ekledikleri parçalar This is the Day haricinde bahsi geçen parçaların gücüne, duygusuna ulaşamıyor. Bu da derlemenin zayıf noktası. Pop-rock'un başarısı hit bestelere dayandığı için neredeyse iyiki dağılmışlar diyeceğim. Her halükarda Dolores'in solo çalışmaları da akılda tutulmalı tabi.
Sözleri bulun ve albümü dinlerken siz de eşlik edin. 90'lara nostalji turunda yerinizi ayırtın. İnanın çok zevk alacaksınız.

8,25+/10

28 Kasım 2009 Cumartesi

Anatolian Wisdom - Where the Iblis Dwells (2007)


İçlerinde ülkemizden göçme Hanephi isminde bir elemanı da barındıran Kanadalı grup, black metal mecralarında seyrediyor. Bu elemanın Türkiye'de başka projeleri de olmuş. Araştırmamacı gazetecilik örneği olarak ismini hatırlamadığım bu projeleri hatırlamaya çalışmayacağım. Googlela a canım googlela (mintaxla reklam cingılı melodisiyle okuyunuz). Bulursun cevabı 1 dakkada. Neyse üzmeyeyim kimseyi bayram hatırına, The Sarcophagus elemanıymış aynı zamanda.
Bu albüm ilginç olmayan ilginçliği ile beni deli etti. Bildiğin klavyesiz ortodoks genelde hızlı sert ancak atmosferi kaybetmeyen black metal. Etnik rifler birkaç parçada az ve yerinde kullanılmış. Prodüksiyon sorunları var. Kayıt iniş çıkışlı yapılsa, gereğinden bir santim daha ince olan ve ses aralığı yetersiz vokal ağırlığı azaltılsa, parçalar arasında farklılık yaratılsa, insanlar kardeş olsa, barış gelse dünyaya ne güzel olurdu. Aynı zamanda bazı komiklikler var. Misal bir kaç parçadaki Türkçe sözlerin ya da pasajların ecnebi bir vokale bırakılması gibi. Bu kadar ayrıntıyı da defaatlen dinlememe borçluyum. Çünkü ilk bir kaç dinleme sonucu grubun sıkıcılığına kanaat getirmiştim. İlginç olan şey ise yine dinledikçe farkına varılan müziğin ardında sankim gizli mesaj gibi yerleştirilmiş ezoterik içerik. Sadece his babında. His demişken parmakla gösteremeyeceğim bir pre-black heavy metal havasını duyumsamak da mümkün. Kısacası bu albüme gözükapalı ne iyi ne kötü denebilir. Sebat edip dinlenilir.

7,25-/10

27 Kasım 2009 Cuma

Hazy Hill - Torch-in' the North Pole (1995) EP

Yine eskilerden yerli bir thrash grubumuz. Çok meşakkatli yollar yürümüşler zamanında. Zorlamışlar piyasayı zorlanmışlar. Sonuçta 4 parçalı bu kısa EP'yi kaydetmişler.
Albümün en çarpıcı şarkısı "in your face" tavrıyla Bullet in the Gun. Buradaki bayan vokale olumlu yaklaşamıyacağım maalesef. En iyi şarkı ise güzel rifiyle Point Black, mükemmelliğe uzak kaçsa da konuşma tarzına yakın bölümlerin nakarata bağlanması ile hoş bir yarı balad konmuş ortaya. Suicide Pact gayet gayet gayet Metallica klonu bir parça. Son parça Mr. Sadface ile birlikte tarzına yeni bir şey katmadan vasatın üstü dinlenilebilirlik sunan thrash şarkıları arasında yerini alıyor.

6,75-/10

Walter Burkert - İlkçağ Gizem Tapıları


Daha önce en azından efsaneleri ve tarihi hakkında kitap okuduğum İsis, Anatanrıça Kibele, Mithra gibi gizemlerin akademik bir çerçevede daha ayrıntılı incelendiği bu kitap zaten bu kısımları bildiğimizi varsaymış. Bu gizemlerin sosyolojik karakteri, ritüelleri ağırlıklı işlenmiş. Özellikle Mithra tapısının diğerlerinden ayrık olduğunu, ritüelleri ve gizlici olması sebebiyle bir bakıma günümüzün abd üniversite kulüplerine benzediğini öğrendim. Hani vardır ya kappaomegakappa, alfabetagama gibi Yunan harflerini isim olarak benzeyen. Düşündüm de bizim ülkemize uyarlarsak elifbete, ayngayndal gibi bir şeyler çıkabilirmiş. Allah korumuş vallahi.
Ayrıca bu kültlere ait kaynakların oldukça kısıtlı olduğunu dolayısıyla hristiyanlığın bu kültlerden beslendiğine dair inancın en azınan şimdilik kanıtlanamadığını belirtir yazar. Dediğim gibi akademik özellikleri sebebiyle uzunca bir bilimsel makaleye benzemiş.
Sonuçta fena değil, 3 liralık bir kitaba göre fena değil.
Bir de kelalaka ama Cleopatra:A Queen's Destiny adında PC oyunu oynadım geçenlerde. Adventura türünde bulmaca çözmeye dayalı. Umduğumdan daha güzel çıktı. Yalnız çok kısa.

Zülfü Livaneli - İstanbul Konseri (1984)


George Orwell Büyük Birader'in tarihini yaklaşık 20 sene farkla kaçırmış olabilir. Yok bi yere bağlamayacağım. Sadece 1984'te çıkan bir albüm için lafını geçireyim dedim. Livaneli muhalif bir sanatçı diyip bağlasam tutar mı? Yok, neyse vazgeçtim.
Bir konser albümü için fazla oturaklı, belki de stüdyo rötüşlüdür. Çok enfes performans, şarkı bitiminde alkış. TRT korosunu andırıyor biraz. Onun dışında albümde yer alan efsanevi şarkıların çok daha yeni olduğunu zannediyordum ben açıkcası. Demekki klişe tabirle eskimeyen şarkılar bunlar. Gel vatandaş gel almadan geçme gibi oldu. Leylim Ley (asla sıkmıyor), Yiğidim Aslanım, Özgürlük, Karlı Kayın Ormanı, Merhaba, Odam Kireç Tutmuyor, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz. Benim çok da bilmediğim ama dinledikçe tabi ya nidasına boğduğum Kardeşin Duymaz, Kız Çocuğu, Çırak Aranıyor ve tabiatıyla ruhuyla Bulut mu Olsam..
Metal ve rock ağırlıklı bir dinleme portföyüne sahip kişiler için biraz yavaş gelebilir. Ama 70'lerin progresif senfonik havasının çok hafif de olsa albüme orasınan burasından bulaşması belki bağlantı noktası oluşturabilir.

9,25+/10

26 Kasım 2009 Perşembe

RETRO: Gorgoroth - Incipit Satan (2000)

Albüm içinde farklılıkları seven ben bile bu albümü dinlerken ağzımı kapatamadım. Oldukça heterojen özelliğe sahip olan bir anlamda kimliksiz albüm, sadece eneski Gorgoroth tarzına uzak durmuş. Favori Gorgoroth parçalarımdan olan Incipit Satan ve A World to Win ile açılan albümün ilk kısımları melodik black death arası , gayet Gorgoroth karakteristiği dışına düşen parçalar. Yine de başarılı. Diğer şarkılara baktığımızda ritmik musiki eşliğinde epik viking hikaye anlatımına benzer bir tane var, Destroyer'daki kaotik tarza yakın var ki burada Gaahl'ın (tümüyle bu albümde ilk vokalleri üstlenmişti) insanlık dışı sanayi tipi makine çığlığına dönüşen vokal tekniğine şahit olıyoruz , martial industrial - elektonik ambiyans etkisi taşıyan özellikle son ikisi var. Bunlardan biri olan temiz vokalli When Love Rages Wild in my Heart çok hoş bir melodiye sahip. Ama bütünüyle parça çok daha iyi olabilirdi. Bu günlük bu kadar. Esenlikle sağlıcakla kalın. iyi bayramlar efenim.

7,75+/10

25 Kasım 2009 Çarşamba

Arctic Monkeys - Favourite Worst Nightmare (2007)


Benim de pek çok pek çok hoşlandığım ilk albümleri ile eğlenceyi, gençlik helecanını ve azcık da hüzün baharatını birleştiren grubun bu ikinci albümünden çıkan singleları izleyince başarılı çıkış yapan popçuların klasik hastalığına yakalandıklarını anlamıştım. Kendilerini çok daha ruhsuz ve sıkıcı bir tekrarı. Yine de içimden bir ses özellikle 3. albümleri Humbug'ın ilk klibi Crying Lightning'i izledikten sonra, bu albümde kendime özel parça bulabileceğimi söyledi. Ve haklı çıktı. İçimdeki ses benimle yaşıt olduğundan kelli beni iyi tanıyor olmalı. Üstelik içimde yaşıyor!
Önceki tarzına yakın şarkılar arasından kesinlikle Fluorescent Adolescent öne çıkıyor. Son klip parçasına yakın tınlayan, 60lar muudu, 70ler gitar soundu misalinde olduğu gibi, çılgın This House is a Circus, kara şimşek dizi müziğine benzer bir melodi üzerine kurulu Old Yellow Bricks ve albümün bence en iyisi romantik kokulu 505 güzel özel parçalar. Daha rife dayalı ve eğlenceli parçalar bunnar. Stop.

6,75/10

24 Kasım 2009 Salı

King Diamond - Fatal Portrait (1986)


Mercyful Fate'deki kanım müzisyenlik ve besteler konusunda olumlu, vokal konusunda olumsuz idi. Son yıllarda , dediğim 90lara denk geliyor, kapı gıcırtısı ciyaklamalarına ek geliştirdiği hırlama tekniği çok daha dinlenebilir olmakla birlikte King Diamond hakkındaki görüşlerim bu. Vakti zamanında adamın mp3 cdsini aldığım için şimdi de bir dizi elmas kral solo çalışmasını dinlemek zorundayım. Hiç olmazda RYM izerindeki yüksek rating ortalamamı dengelemiş olurum.
Daha sonra karakteristik özelliği haline gelecek teatral hikaye anlatımı konsepti doğrultusunda hep ama hep falsetto kavramını binbir parçaya ayıracak cıyak vokalleri duyuyoruz. Henüz hırlamalar yok. Açıkcası beste solo ve diğer atraksiyonlar olarak da ilgimi çekmedi albüm. Bazı parçaların girişleri güzel. Dressed in White ?

6,0/10

23 Kasım 2009 Pazartesi

Darkphase - Waning Moon, Setting Sun (1994)

90 başlarındaki yerli metal piyaasının önde gelen gruplarından Darkphase'in ilk albümü sound olarak yüzü heavy metal'e dönük thrash metal etrafında şekilleniyor. Şarkılar arasında gerekli farklılıklar yaratılmış görünüyor. Yani alt tür olarak parçaların hardcore'dan hard rock'a değişik etkiler altında olduğunu duymak mümkün. Yine de old skuul thrash'ın pek bir hayranı olmayan bendeniz üzerinde pek bir etki bırakamadı. Sanki risk almayan sığ sularda geziniyor gibi grup. Kayıt kalitesi kasetten çekim olduğu için beni bayağı bir zorladı. Bununla birlikte lead gitar pasajları dolayısıyla pek çok şarkının iyi anları da yok demek değil bu. Özellikle bayan vokalin yorumladığı, garip bir gitar tonunun ağır bastığı geleneksel şarkı formatı dışına düşen Last Wish adlı parça ilgi çekici.

6,75/10

22 Kasım 2009 Pazar

A Silver Mt. Zion - 13 Blues for Thirteen Moons (2008)


Godspeed You ! Black Emperor ile alakalı bir proje olan ve hemen hemen her albümüyle ismini abuk sabuk hallere soksa da genelde A Silver Mt. Zion adıyla bilinen post-rock projesinin son albümü geçen sene çıkmış olan ahan da bu albüm. Pek bir dudak bükme ile karşılandılar. Çünkü grubun beyni olduğunu zannettiğim , çünkü "istersen dinleme grup benim" anlayışı hissedilmiyor değil, vokalist şarkı söylemeyi çok seviyor. Banyoda söylesin de bunu kaydetmesin diyenler çoğunlukta. Şahsi görüşüm şu : ben vokalden nefret etmedim. Ama detonelikle lekelenmiş ince erkek sesinin yerinde vurucu ve duygusal şekilde kullanılması bir fark yaratacakken bu vokal tarzının aşırı şekilde kullanılarak enstrümanlaştırılması, ne yalan söyleyeyim o da fark yaratır. Bu iki fark arasındaki fark ise gece ile gündüz gibidir. Onun dışında albümü oluşturan uzun şarkıların (14+16+13+13 minitus; baştaki minimal enteresanlığı geçiyorum) muhteşem bölümleri yok değil. Fakat karşımızda potansiyelini harcayan çarçur eden bir tavıra karşı basit bir dinleyici olarak "he babam he"'den öte bir tavır da koyamayız.
Musiki olarak şöyle sakin bir şeyler dinleyeyim hayallere dalayım gibi bir fikriniz varsa uzak durun. İniş çıkışlı seyir izleyen melodiler sık sık sakinlikten gürültüye zayıf kreşendolar yapıyor ve bunu nicelik olarak abartınca da anlam yitimine uğruyor. Politik liriklerle desteklenen müziğin poetik bir tarztan kaynaklandığını da hissediyoruz, unutulmaya yüz tutmuş ve içinde zıtlık taşıyan bir kaynak. İşte bu gibi sebeplerle basitçe post-rock'tan etkilenmiş progresif deneysel rock adı altında albümü tanımlamak daha mantıklı.

7,50+/10

We will not sing at your damn parade