Dark Tranquillity etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dark Tranquillity etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2025 Pazartesi

Headbanger's Weekend 2025 heavy metal pikniği

 Her organizasyona laf çakmak için uğraşıp insanların keyfini bozmaya çalışan prens ve prenseslerin gazlamasına gelmeyenler için son yılların, belki on yılın en etkileyici festivaliydi dense yeridir. Ama uzaklık ama otopark diyene kürek geliyor şimdi! Bildiğimiz kadarıyla, İsviçreli bilimadamları öyle diyor, yatmalı kalkmalı festivallar Avrupa'da dahi köylerde felan oluyor. Son dönemleri hiç takip etmedim ama medeniyetin göbeğinde çamur içinde debelenen, tuvaletsiz hijyensiz metalciler gözümden gitmiyor. Burada da el yıkama suyu bittiği ana denk gelince sanal alemde laf yetiştiren Karenler arkasına dönüp baksa sırf bir adamın tuvaletin başında sorunları takip ettiğini görecek. Para alıp övmüyorum, aksaklıklar da vardı ama aksaklıkları gidermeye çalıştıklarını, o çabayı da gördük vesselam. Hatta organizasyon konusuna o kadar kafa yormuşlar ki sounddan gol yediler. Bir de olanaklar çerçevesinde konuşmak lazım. Otoparka giriş rahat olsun diye ana sahne ve küçük sahne arasını bölmüşler, sahneler arasında gider gelirken festival alanından çıkıyor ve bileklik göstermek zorunda kalıyorsunuz, saçma... Ama normal seyirde fiyatlar, piknik masalı gölge altında yemek alanı, bol tuvalet , bol içeçek standı, dost canlısı katılanlar .. gibi şükela şeyler de var. Eh biz vardık yani.

İlk gün Episode XIII ile açılışı yaptım. İlk albümünü bildiğim ve sevdiğim ama arkasını kaçırdığım grup güneşe karşı black metal icra etmeye çalıştı. Davullar gümbürdemedi, hissiyat manasında enerjileri, rahatlıkları kafi gelse de sounddan destek alamadılar. Çünkü küçük sahnenin kurbanıydılar. Manowar'a kadar gruplar bu sahneyi kullandı ki burada açılışı yapan Yaşru'yu dinlememiş bulundum. Arkasından da üç vokaliyle Pentagram geldi. Lakin seslerini pek duyuramadılar ve seyirci bayağı bir müddet olaya giremedi. Murat İlkan'ı ve dönemi aslında Pentagram'ı Pentagram yapan şey ve benim için duygusal anlardı. Hem de yorumlanmaktan eskitilen ve bu yüzden hiç hazzetmediğim Uzun İnce .. bile , Ogün'e rağmen gözlerimi yaşarttı. Bir de tabi gençliğim geldi aklıma her nedense... Sonrasında Candlemass ne yaptılar, ne çevirdiler bilmiyorum ama küçük sahnenin tüm olumsuzluklarını yenebilen dev bir sesle gündemi baştan yazdılar. Adanmış ve nispeten fazla sayıda dinleyicisi beni şaşırttı. Vokali de Marcolin sandım bu kıt bilgimle. Bu vesileyle festivaldeki her grubun çok profesyonel ve çok rahat performans gösterdiğini söylemek lazım  ama teknik yetersizlikleri yenebilenler ayrıca devleşti. Günün sonunda Manowar için ana sahnedeydim ve şok: sahne alçak, ön tarafta neler döndüğünü göremiyoruz. Manowar mesele değil de Machine Head ve Bleed from Within konser verirken pek anlayamadık yani. Manowar yaşına göre sıkı bir konser verdi ama ses gerçekten kötüydü, baktım insanlar eğleniyor, sorun bende sandım ve keyif alamadım. Bir müddet mola verip geri döndüğümde düzelmişti ama bu sefer ben kopmuştum. Bilginiz olsun, seneye aynı yerde buluşursak, bir sıkıyönetim, rejim değişikliği, yasak felan gelmezse büyük sahnenin orta sağ cephesinde ses daha iyi geliyor, her ne kadar gölge sola, güneş sağa vursa da. 11-11,30 arası erken kaçma modunu Manowarı terk-i diyar yaparak başlattım. Cuma yorgunluğu diye bir şey var yafu.

Ertesi günün  açılışını büyük sahnede Soen'e yetişerek yaptım ki enerjim hayli düşüktü. Bahsettiğim sahnenin solunda, yere konuşlanan kuşlardan biriydim. Soen ve Leprous gibi türler arası geçişkenliği ayarında tutan grupları dinleyebiliyorum ama ürkekçe. Güzel çaldılar. Sails of Serenity, Hatemotion ve Sovak kaçan fırsatlar olarak sıralandı. Arkasından tüm enerjisiyle küçük sahnede hardkorcu Pickpocket arzı endam eyledi. Enerji çok iyiydi ama vokal başta olmak üzere aksaklıklar hissediliyordu. Ve benim de bel ağrım tutunca geri kalan performansları oturarak, yaslanarak, acı çekip odaklanamayarak geçirdim. Bu kadar sert müzik yapılan bir yerde de katlanır kamp sandalyeleriyle gelmiş keyif pelesenkleri bana ilham oldu, getiremesem bile yanımda bir minder taşıyacağım bir dahakine. Kitlenin hatırı sayılır bir kısmı çimlerde, yapay veya asıl, oturarak, kimileri örtüleri ile birlikte bayağı piknik modundaydı. Organizatörler sesimizi duyun, çay, çekirdek ve karpuz servisi istiyoruz. Samimiyet güzel de böyle keyifler felan, benimkisi biraz zorunluluk oldu tabi, sahneye yakın yerlerde değil de arkalarda otursak, yuvarlansak daha iyi olur sanki. Oturunca da müzikten bir şey anlaşılmıyor, teyatro gibim bir şey. Neyse kim vardı sırada: heh Bleed from Within. Büyük bir grup değiller, İskoçya'da belki. Metalkor yapıyorlar. Ben de kaale almadım pek çoğunuz gibi. Herkesi iletişimleri, enerjileri, hiddetleri ve pozitif tavırlarıyla etkilemeyi başardılar. Küçük sahnede politik tavrıyla dikkat çeken ve Türkçe sözlerle coşturan Murder King seyircisini memnun etti. Agresif gidişat ana sahnede Machine Head ile perçinlendi. Vokali kalabalığı orkestra gibi yönetti. O an anlamak mümkün değil videolarda görüyorum, circle pit felan bayağı iyiymiş. Grup da neden daha önce buraya gelemedik ki diye memnuniyetlerini paylaştı.  Koşa koşa küçük sahnede çok sevdiğim Dark Tranquillity'ye yetiştim. Barkovizyonu ve eski şarkılarıyla pefrormans iyiydi de genelde bir durgunluk vardı. Yeni şarkılarla dinleyiciden randıman almak mümkün değil. Lethe ile coştuk da öyle bir köşe bulmuşum ki, hem oturabiliyor hem ayaklanabiliyor, ayaktayken de bir direğe tutunabiliyorum. Ve kalabalık artık alana sığmayınca küçük sahnenin absürtlüğü sinyal vermeye başlıyor. Bu sahne alternatif bir sahne değil, daha küçük gruplara ayrılmış değil, burada konser veriyorlarken ana sahnede müzik de devam etmiyor. İki sahne birbiriyle paslaşıyor. Ana sahnedeki güruh ki bence sahnenin maksimum  yarısından biraz fazlası dolabiliyordu ,  hurra küçüğe akıyor. Mola veren, yemeğe içmeye gidenler de sonrasında geliyor. Ne yapalım tavla mı atak? Müzik dinlemeye geldik. Küçük sahne ise büyüğün beşte biri felan. Organizasyon hem para kazanalım, Türkiye'de tutanları getirelim, hem diğer büyük nispeten bizim piyasamızda yeni grupları getirelim diye güzel bir kadroyu ayarlamış ta verili bu altyapıya göre çok ayarlamış. Altından kalkamadı, ertesi gün Katatonia'da patladı. Basit bir şeymiş gibi geçiştirmemek lazım. İzdiham çıkabilirdi. Neyse, son durak ana sahnede Kreator. Haksızlık etmeyeyim bu grubun albümlerini çok dinleyemedim, vokali de kendime göre yırtıcı buldum. Üzerine rahatsızlığım da artınca performanslarına yeterince kendimi veremedim. Etkileyici sahne resmi umarım başımıza dert olmaz, şarkı isimlerini de hatırlarsak :) Anlaşılıyor ki bugün böyle tepinmeli, zıplamalı gruplara ayrılmış. İnsanlar heder olsun felan. Gerçekten de bacağını çatlatan olmuş sanırım, geçmiş olsun. Dökülmedik kurt kalmamıştır inşallah.

Ertesi gün hazırlıklıydım, gündüz başka yerlere gidip dönüp Leprous'a yetişebiliyorum. Ağrıkesici ile ayaktayım. Yaşlıyım ve gençlerin bir kısmı gibi kendimi koyvermiyorum. Leprous da Soen gibi sevdiğim ama temkinli yaklaştığım bir grup. Şiir gibi çaldılar. Şarkıları benzer formüllere sahip. Bir yerde brütale bağlanıyorlar ve bunu en iyi Slave'de yapıyorlar. Grubun canlısı aslından daha iyi. Kaçırdıklarım ise Alkera, Sabhankra ve Pitch Black Process. Konser ve festivallerde yer alan yerli gruplar da artık istikrarı sağlamış olanlar. Küçük sahnede Cemetery Skyline ki yeni ama mazisi onyılları bulan müzisyenlerden kurulu biraz soft grup Leprous gibi kayıttan daha güzel bir icra eyliyorlar. Bilen de bayağı insan varmış. Güneşin alnında çalmaları ironikti. Ben de çayırda oturarak keyifle tecrübe ettim kendilerini efendim. Ana sahnede ise emektar Hypocrisy efsane yazıyordu. Vokal mimikleriyle konseri yönetti. Yırtıcı vokal pek sevmem dedim ama bu performans bir değişikti. Festivalin en iyilerindendi uzun lafın kısası. Ensiferum ise pozitif pozitif duygularla sarmaladı dinleyeni. Yine teknik sıkıntıları olsa da hoş idi, eğlenceli idi, dansa davetti. Ana sahnede ise çok sevdiğim, gençliğimin göz ağrılarından ve geçen sefer hastalığım sebebiyle konserlerini kaçırdığım İngiliz beyefendileri Paradise Lost yeraldılar. Hal tavır ve icra kimilerine donuk sönük gelebilir lakin beni fazlasıyla memnun etti. Kafalar, kollar sallandı, beden bir sola gitti bir sağa. Dolayısıyla Katatonia'ya geç kaldım. Zaten yeni işlerine soğuktum, alanın girişindeki üstü kapalı yolda bir yerde konuşlanıp zorla nefes alarak az çok dinleyebildim bir süre. Bir o kadar insanın alana giremeyip, girebilse de duramayıp ana sahnede beklediğini söylemiş miydim? Kalabalıktı sanki... Şarkı Listesi de so so so. Bazen sıkıcılığa varan takip etmesi zor bestelere sahip bu progresif işlerin neden bu kadar ülkemizde sevildiğini anlayamıyorum. Bu minvalde de ana sahnede Opeth büyük bir kalabalığa çaldı. Bundan etkilenip vokal Manowar'ı Metallica'yı ağzına sakız etti. Haklarını teslim etmek lazım, o brütal vokal nasıl çıkıyor anlamadım. Canlı performansları hakikaten de etkileyici, kayıtlarına nazaran. Normalde para verip konserlerine gitmeyeceğim bir dolu grubu dinleyip tecrübe etmek ve öğrenmek fırsatı açısından festivaller önemlidir. Son gün benim için her nedense ayrıca keyifli geçti (ağrı kesici) Dandik t-shirtim  4-5 kişinin ilgisine mazhar oldu, sağolsunlar selamlaştık. Güzeldi devamını istiyoruz ama Bosphorus'u da es geçmeyelim.

27 Mayıs 2025 Salı

Dark Tranquillity - Endtime Signals (2024)

 Grup iyice ehil olmuş, uslanmış. Sanki tüm albüm süper melodik ve clean vokal harmonileriyle süslenmiş baladlarla dolu. Yine de daha ilk saniyesinde beni heyecanlandırıyor. Zira Dark Tranquillity biçi gibi bir şeyim artık afedersiniz. Objektif olmak gerekirse en güçlü albümü değil ama bazı damar nakaratlar da en iyilerinden. Biz böyle ihtiyar, onlar ihtiyar ben ihtiyar anlaşırız böyle.

7,50+/10

9 Ağustos 2021 Pazartesi

Dark Tranquillity - Moment (2020)

 Misal çok sevdiğim Amon Amarth kendini tekrarlaya tekrarlaya tükeniverdi. DT de değişik bir güzergahı takip ediyor, endüstriyel, gotik ve  melodik tınıların zeminine uğradığı salınımlar temsilinde inişli çıkışlı bir seyir sergiliyor. En az sevilen değil belki ama nispeten en az ilgi gören çalışması bu grubun. Tabi bir bakıma yeni olması bunun bir sebebi olabilir. Diğer bir sebebi de grubun keyboardlarla süslü temiz vokalle örülü melodik orta dönemini hatırlatıyor olması. En azından benim çok da beklediğim bir hamle değildi lakin şimdi düşününce de gidişat kendini belli etmiş sanki. Güçlü ve çok kolay adapte olacağınız melodiler, leziz sololar, güçlü vokal, A Drawn Out Exit kaydımızın artıları. Kimi zaman abartıya kaçan melodramatik atmosfer, eskileri fazlaca hatırlatması, bazı parçaların verse kısımların tekdüzeliği ki bu albüme özgü bir şey değil aslında bu durum ve melodilerin belki de çok akla kazınması da eksileri. Kısacası her şey olması gerektiği gibi.


7,75/10

18 Şubat 2017 Cumartesi

Dark Tranquillity - Atoma (2016)

Dinlemekten hiç bir zaman pişman olmayacağım türüne, dinleyicilerine sadık grubun son albümü, daha sert bir sounda yönelen trendin tersine bir gelişim gösteriyor. Depeche Mode tarzı tertemiz vokal ve synth ağırlıklı şarkıların da yer almasıyla Projector günlerini hatırlatıyor. Yine de sert ve sağlam şarkılar yok değil. Hatta akılda kalıcı yönleri ki son dönemde en çok göze çarpan eksiklikleri oluyor, Encircled, Neutrality ve Clearing Skies gibi şarkılarla pekişiyor. Gitarın tonu ve melodi yazımı bunda büyük etken. Ayrıca bahsettiğim slow şarkılarla duygusal yönden de doyuma ulaşabilirsiniz. Yalnız şöyle bir şey var ki insanın derisi yaşlandıkça katman katman oluyor, kalbimiz kabuk bağlıyor. Gençlik vakitlerimde dinlerken hissettiğim ah ulannn! dakikaları burada kulağımı okşayıp geçebiliyor. Tamamıyla benle ilgili bir durum. O yüzden çok daha iyi bir değerlendirme notuyla kapayabilirdim, objektif olduğumu hiç bir zaman söylemedim zaten. Öyle böyle çocuğumu emanet edecek kadar güveniyorum bu gruba. Evet, olmadığı için bu kadar rahat konuşabiliyorum.

8,0-/10

25 Ağustos 2013 Pazar

Dark Tranquillity - Construct (2013)

Hayal kırıklığı yaşattığı demek büyük bir haksızlık olur. Sadece ilk duyduğunda illaki bünyede kaynaklanan heyecanı ki pek çok grup da bunu bile yaşayamıyorsunuz, devam ettiremeyiş,  genel olarak Fiction ile We Are the Void'deki ağır, hüzne kayan atmosferi devam ettirirken çarpıcı parça yazımındaki aksaklıkların sürmesi, albümü özümseyebilmek için harcanması gereken zaman gibi etkenler... TDK sözlüğündeki tanımın birebir aynısı değil ama bir nevi hayal kırıklığı gibi oldu buyaw bu spesifik örnekte. Aslında lezziz The Silence in Between gibi hareketli bir örnekle grup orta dönemine de göz kırpıyor son albümünde. Ancak gotik efekt ve clean ki gerçekten beğeniyorum, vokal destekli Uniformity'de güzel bir fırsatın iyi değerlendirilemediğini görüyoruz. Ha keza balad ağırlıklı aşmış bir parçaya da rastlayamıyoruz çalışmada. What Only You Know, State of Trust ile gelmeyin, kovalarım. Diğer yandan albümü temsil eden şarkıyı giriş şarkısı For Broken Words olarak seçmekte bir mahzur yok. Solosu ve rifiyle harcanan parçalardan biri de bonus olarak albümde kendine yer bulabilen Immemorial. Ayrıca artık geleneksel hal aldığı kadarıyla, örneğimizi de verelim None Becoming, grubun bir önceki başarılı işlerini tekrar ettiğini ve bu tekrar durumunun maalesef dinleyiciden aynı tepkileri toplayamayacağını belirtelim. Son döneme ağırlık verilen bir saati aşkın konser kaydı açıkcası albümün kendisinden daha keyifli ve hiperaktif bir deneyim sunuyor. Bu bonus CD'yi katmazsak eğer değerlendirmem şudur efendim.

7,50/10

20 Kasım 2011 Pazar

RETRO: Dark Tranquillity - Haven (2000)

Her yeni albümüyle şimdi ne yapmışlar acaba sorusunu akla getirecek bir değişikliği soundlarına yansıtan grup, ki bu değişiklikler hep gramaj niteliğinde oluyor, bu albüme geçiş rolünü oynamayı tayin etmiş. Sonraki endüstriyel soundun izlerinin yavaş yavaş gotik death metale nüfus ettiğine şahit olabiliyoruz. Hala enerjikler, hala tatlı rifler ve kısa tadımlık sololar öne çıkıyor. Haven, Feast of Burden, Emptier Still gibi güçlü şarkılar şu gerçeği saklamaya yetmiyor ancak. Öne çıkan karakteristik parçaların eksikliği.

9,25/10

29 Ekim 2011 Cumartesi

RETRO: Dark Tranquillity - Live in Gothenburg (1999) Bootleg

Bu konser albümünü yeniden dinlerken işte 5'te5'lik bir albüm beklentisi içindeydim. Zamanında defalarca dinlediğim ve hatta gözümde büyüttüğüm bir çalışmaydı. Hakkatten öyleymiş. Bir kere vokal gününde sayulmaz. Ve kayıt gerçekten kötü. Hani, ben bir derekeye kadar takmam ama rahatsızlık veriyor. Sonuçta kaçak bir kayıt bu. Ne bekliyoruz ki? Parça seçimi bana göre iyi. Çünkü Projector ağırlıklı. Yani erken dönemini sevenlere de hitap etmiyor.

8,50-/10

15 Ekim 2011 Cumartesi

RETRO: Dark Tranquillity - Projector (1999)

Depeche Mode mu, fazla mı gotik? Eeh, geçiniz. Bence grubun en yaratıcı, en progresif, küçük süprizlerle dolu albümü. Yani en iyi albümü. Hatta biraz torpil geçip RYM de full yıldızları yapıştırdım bile. Zamanla  soundun biraz eskidiğini kabul edebilirim. Bu da biraz nostaljik bir olumluluk katıyor, tabi ilk çıktığı dönemler dinlediyseniz bu boost faktöründen faydalanabilirsiniz. Bu yüzden her şarkının bir kıymeti ehemmiyeti var. Dober Mann, There In, Undo Control, Free Card ilk aklıma gelenler. Birazcık sönük kalan parçalar da ilgiyi alakayı hep yüksekde tutacak dönüşler, gruuvi rifler içermesiyle farklılaşıyor.
Mr.Big-Anathema konserine davetiye kazanmışım. Hayatımda hemen hemen hiç bir şey kazanmayan biri olarak kapıya gidene kadar inanmayacağım. İşin aslı Mr. Big'i şu aralar dinlediğim best of derlemesine istinaden bilindik iki-üç parçası dışında çok da tutmadım. Gitmeyecektim normalde. Ama konser formatını sevdim. Duygusal Anathema ardından romantık Mr. Big.

9,50/10

2 Ekim 2011 Pazar

RETRO: Dark Tranquillity - The Mind's I (1997)

Benim için işlerin daha bi güzelleşmeye başladığı bu DT albümündeki şarkılar ilk bir kaç dinlemede birbirinden ayırtedilemez gibi görülse de bu bir sanrı, biraz daha dinleyince özellikle tatlı gitar soloları ya da rifleriyle her şarkının ayrı bir karakteri olduğuna tanık olacaksınız. Bayan vokal destekli Insanity s Crescendo bu albümün belki de en bilindik siması. Ancak esere adını veren outro esgeçilmemeli. Her seferinde üsse yaklaşan bir uzay gemisi kaptanı gibi hissediyorum kendimi. Daha önceleri grubun bestelerinde klasik bir örgü takip etmemesine sinir oluyordum. Şimdi ise melodilerin misal kolay ve popülist bir nakarata dönüşüyorken aniden başka bir yere dönmesi, tahmin edilememesi çok daha hoşuma giden faktörler. Sonraki albümünde göreceğimiz gibi deneysel bir maceraya atılmalarını da her zaman desteklemiştim zaten. İşte bu yüzden bu grup kalıcı, diğer pek çoğunun tersine.

8,50/10

17 Eylül 2011 Cumartesi

RETRO: Dark Tranquillity - Enter Suicidal Angels (1996) EP

Çok iddialı şarkılar içermeyen bu kısa albüm; Zodijackyl Light, Razorfever, Shadowlit Facade, yine de bir şarkısıyla oldukça tartışmalara sebep olmuştu. Tümüyle bütünüyle sert bir tekno örneği: Archetype. Herkes nefret etti. Ben sevdim. Çünkü death ve elektronika evliliğinin veledlerini hep merak etmişimdir. Bugün nintendocore, transcore ve elektronik deathcoe gibi bilumum örnekler pırtlamaya devam ediyor ve yakın gelecekte de devam edecek gibi görünüyor. Bu tarzlara henüz kulak vermediğim için Archetype ile idare edelim.

8,0-/10

6 Eylül 2011 Salı

RETRO: Dark Tranquillity - The Gallery (1995)

Jester Race ile birlikte türün klasikleri arasında sayılan bu albüm de tıpkı Jester Race örneğinde olduğu gibi grubun en sevdiğim albümü değildi. DT'nin enerjisi, vokali ve yarı-progresif besteleri bu örnekte de beni heyecanlandırmaya devam ediyor. Hatta önceki dinlemelerime göre daha da ısındığımı söylemeliyim. Ancak grubun sonraki deneysel demeyelim de maceracı , da demeyelim, avangart hiç demeyelim, çünkü kastım bu kadar ekstrem bir sıfat içermiyor, ama anladınız, ürünlerini daha bir yeğ tutuyorum. Bakalım yeniden dinleyişlerimde neler değişmiş.
Albümün en bilindik parçası artık metal marşı olmuş Lethe.  Lakin benim favorim The Emptiness From Which I Fed. Ve bayyan vokalleri de seviyorum bu albümde, evet.

8,25+/10

30 Ağustos 2011 Salı

RETRO: Dark Tranquillity - Of Chaos and Eternal Night (1995) EP

Yeni vokale efsanevi albüm The Gallery öncesi çıkarılan bu kısa albüm 4 şarkı içeriyor ki biri, Alone, ilk albümde yer alan parçanın yeniden kaydı. Skydancer'a göre soundun daha oturmuş olduğunu temponun artmış olduğunu söyleyebiliriz. Diğer üç şarkı da güzel gitar melodilerine sahip. Özellikle thrashy With the Flaming Shades of Fall'a dikkat diyorum.

8,0+/10

21 Ağustos 2011 Pazar

RETRO: Dark Tranquillity - Skydancer (1993)

Süper fikirlerle, rif ve melodilerle dolu bu çıkış albümü aynı zamanda grubun en tamamlanmamış parçaları ile dolu. Belki de bu yarımlık duygusunun sebebi bitmek bilmez kötü demeyelim de buraya uygunsuz vokal çığırışları ile beste  düzenlemelerindeki amatörlüktür. Yine de bestelere fazla eleştiri getirmek istemem. Çünkü erken 90'lar ekstrem metalinde sıkça rastladığım, melodik death/ doom/ gotik/ black gibi türlerin içiçe geçmesi durumuna bu bestelerde tanık oluyoruz. Bu etkinin oluşmasında bayan vokallerin de kullanılması tek etken değil. Uzatmayalım, bu atmosfere bayılıyorum. Lakin bu albümün grubun diskografisinde apayrı bir yeri oluşturdğunu söyleyenlerle hemfikirim.

7,25+/10

7 Ağustos 2011 Pazar

RETRO: Dark Tranquillity - A Moonclad Reflection (1992) Demo

Melodinin daha bir belirgenleştiği bu ikinci demo da ağır şekilde kötü kayıt kalitesinden muzdarip. Sadece iki şarkıdan oluşmasına rağmen 15 dakika kadar sürüyor. Sanki süreyi doldurabilmek için parçalar gereğinden uzun tutulmuş. Diğer bir sebep de dinleyiciye atmosferin yansıtılma çabası olabilir. Ancak bu durum elbette parçalarda konsantrasyon bozukluğu gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

6,0+/10

27 Temmuz 2011 Çarşamba

RETRO: Dark Tranquillity - Trail of Life Decayed (1991) Demo


In Flames'in diskografisini tamamlamışken sıraya daha da pek sevdiğim Dark Tranquillity'yi almam şarttı. Demolarda kayıt kalitesine normalde hiç kafaya takmam. Lakin, hadi güzel introyu esgeçelim, son şarkıdan ki üçüncü oluyor, hiç bir nane limon kabuğu anlamadım. Boğuk, fosurlaşan death vokal. Kayıp bir şarkı resmiyetten. Amma yukarıda Allah var, diğer iki şarkı , özellikle ilkinin gayet mihrabı yerinde. Henüz Gotenburgen soundundan doğal olarak fersah fersah uzaktalar. Yine de miyop gözlüklerimizi takdığımızda demonun o kadar da brütal olmadığını hatta yer yer melodinin sızdığını görebilmek mümkün.

6,0/10

5 Nisan 2010 Pazartesi

Dark Tranquillity - We Are the Void (2010)


Evet evet, bir zamanlar türün öncülüğünü yapan getirdiği değişikliklerle etki bırakan bir grup nasıl olur da son üç-dört albümdür sound olarak aynı çizgide durur? Bir noktadan sonra kendini tekrar etmek beklentilerin altını ifade etmez mi? Yani bir yerde de "yaw de git, yeter! gına geldi artık" dedirtmez mi? Sanırım o nokta bu nokta. Ama ben başkaları kadar acımasız olmayacağım. Zira hala beni heyecanlandırabilen ender gruplardan biri Dark Tranquillity. Biraz irdelerseniz farklılıklar bulabilirsiniz aslında. Açılış parçası, örneğin son dönem çizgilerinden ayrı bir yerde duruyor. Synth'in daha bi ağırlık kazandığını, depresif havanın daha bi sindiğini söyleyebilirsiniz. Hiç şikayetim yok bundan. Asıl rahatsız eden şey artık göze göze batan tekrarcılık. Örneğin kapanış şarkısı epik Iridium! Güzel ama ben buna benzer şeyler duymuştum gruptan. Asıl rahatsız eden şey gitarın arka plana atılıp ritme çevrilmesi ve güzel ve ayrık bestelerin, nitelikli bestelerin niceliksel de düşüşe geçmesi. Bu kadar eleştiri kafi. Çünkü grup albüme doldur boşalt beste çaktığı gibi her zaman ustaca şeytan tüyü dikmişcesine melodik şarkıları da zihnimize çakabiliyor. The Grandest Accusation, Her Silent Language, I am the Void gibi. Albümdeki en sevdiğim şarkı ise bence rüya gibi aklı darmadağın bırakan her saniyesi tam da olması gerektiği gibi Surface the Infinite.

8,0-/10

7 Eylül 2009 Pazartesi

RETRO: Dark Tranquillity - Character (2005)

Grubun sertleştirdiği bu albümün soundunu mekanik bulduğumdan dolayı favorilerim arasında sayamam bu yapıtı. Diğer bir zayıf tarafı da kullanılan aynı formülün sıkıcılığa meyil etmesi zamanla. Ama Dark Tranquillity bu, Lost Apathy'si ile One Thought'u ile, Dry Run'ı ile Dark Tranquillity.

7,75+/10


*Bu arada internet vatandaşı biri MJ'ın metal coverlarını içeren bir klasör yapmış. Onu yüklediydim. 3 Beat It, 2 Thriller ve Billie Jean içermemesinden dolayı zaten varolan garipliğe ek olarak Northern Kings adındaki bir power grubundan They don't Really Care About Us yorumu. Diğer gruplar Inactive Messiah, Ten Masked Man ve Raintime. Pek duyulmuş değiller. Biraz gotik biraz endüstriyel bazen brütal vokal. İlginç..

7 Haziran 2008 Cumartesi

Dark Tranquillity - Fiction (2007)


Geçen senenin en iyi death albümlerinden seçilse de benim içimde besleyip büyüttüğüm, yedirip içirdiğim bir endişem vardı. Endişelerimi öldürürken, kendi evlatlarımı kaybetme acısını verse de , büyük bir süprizle karşılaştım ve uzun zamandan beri ilk kez heyecanlandım. Sönen umutlarım yeniden alev aldı. Ve karşınızda orta dönem gothik etkilimli deneysel melodik taraflarıyla (elektronik endüstriyel keyboard, bir kaç parçada clean ve bayan vokal) yeni dönem sert, lineer death taraflarını birleştirerek kendi diskografisi içerisinde devrim yapan Dark Tranquility! Evet abarttım biraz, hoşgörelim ve geçelim..
Lesser Fatih ( Arghh!) , Misery´s Crown, The Mundane And The Magic ve Blind At Heart direkten aklınıza düşen , kolay adapte olabildiğiniz muhteşem parçalar. Ama albümün gizli kitle imha silahı yavaş, atmosferik doomvari parça Inside The Particle Storm. Dinledikçe aşina olduğunuz için bir vakit ohara bu şarkı bu albümdemiymiş gibi saçma sorulara müsebbib olabilir.
Profesyonel müzisyenliğin pırıl pırıl parladığı güzel bir albüm. Artık konserde görüşürüz!
(8,75/10)

10 Şubat 2008 Pazar

Dark Tranquillity - Damage Done (2002)





İşin aslı ben melodik yanı ağır basan , progressive death severim ki DT nin ve In Flames'in orta dönemlerine denk gelir. İki grubun da son albümleri hakkında hiç bir fikrim yoktu, ta ki Character'i dinleyene kadar. Character'i Melodik yanı daha zayıf kalan, brütal vokalin güzel olmasına rağmen organik bir sounda sahip ve fazlasıyla sert (DTnin sevdiğim tarzına göre) bulmuştum. Bu albüm ise Characte den 3 sene önce çıktığından olsa gerek bol bol kullanılan ve müzikle uyum içinde olan keyboard ve melodik yapısıyla önceki döneme daha yakın duruyor.
Açılış parçası Final Resistance bomba gibi bir şarkı. Takip eden Hours Passed in Exile ise übermelodik bir parça, Format C:For Cortex gibi albümdeki favorilerimden. Monochromatic Stains albümün çıkış parçası. Duygusal Single Part Of Two daki melodik gitar tonu dikkati çekiyor. The Treason Wall, lirikleriyle vokaliyle vs. öfke yansıtan, son dönemlere yakın bir şarkı. Diğer dikkat çeken parçalar The Enemy, cuk oturmuş ismiyle White Noise/Black Silence ve enstrümental melodik Ex Nihilo.
Kısaca değerlendirmek gerekirse herşey istediğim gibi olsa da ortaya helva çıkmamış. Albümde parçalar birbirine yakın ve kendini hemen belli eden marş şarkı içermiyor.Kusuru bir noktada sabitlenmek yerine daha devrimci değişiklikleri tercih etmem, gibi unsurlara dayanarak kendimde buluyorum. DT ye laf söylenemez çünkü.
(8/10)