PULP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PULP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2017 Pazartesi

Pulp - Different Class (1995)

Hayat gailesi, başka başka işler dünya hali. Kafam kazan gibi midem de kaynayan bir çaydanlık. O yüzden kıpkısa geçeceğim. Pulp'ın bu albümü çok beğeniliyor seviliyor. Jarvis'in buğulu nefesli sesi zaten malumunuz. Zeki nüktedan sözlerden, İngiliz ruhundan bahsediliyor. Bunu anlamasanız da albümün atmosferine, prodüksiyonuna ve bestelerine sızan acayipliğin normal olmadığını ayrıca hissediyorsunuz. Albüm Disco 2000 ve Common People gibi artık marş olmuş şarkıların ötesinde de pek çok kişiye hitap edip büyüleyecek özel şarkılar sunuyor. Üstelik doksanların da ötesinde belki de yaylıların, dududu gibi nakaratların etkisiyle nostaljik tatlar almak mümkün. Düz şarkılardan bunalmışken bu kadar melodi fazla bile gelebiliyor. O kadar iyi ki o yüzden kötü misali. Benim için tek eksisi daha önce defaatlen dinlediğim o single parçaların, biraz önce isimlerini saymıştım, zamanla aynı yerini koruyamamaları.

8,25/10

16 Temmuz 2012 Pazartesi

One Love 11 ( Pulp + Kafabindünya) / Ayvalık

Ani bir kararla biraz da Megadeath konserine gidememenin burukluğuyla , konserim geldi! nidalarıyla daldık organizasyona. Hatta bileti kapıdan aldım, 80 TL koydu biraz. Belki de en bi demokratik ülkemin en bi hoşgörüsüne tanık/kurban olmanın ezikliğiyle olay çıkar beklentisiyle heyecanlanmıştım. Bilmiyorum, işte. Zaytung'un yazısı güzel. Neyse iki grup vardı aklımda. TV'sini uydu üzerinden izleyenlerin yabancı müzik izleme ihtiyacını giderdiği başta Rebel TV olmak üzere değişik değişik Polonyalı kanallarda gösterilen bir çikolata reklamında, Nestle miydi?, kullanılan şarkısıyla tanıdığım Selah Sue'yu izledim önce. Özellikle bu parçayı aramıştım, oradan biliyorum bu ismi. İlk bir iki parça gayet güzeldi. Bu vampir aromalı çukulata şarksını da dinledikten sonra daha fazla kalmam için bir gerekçe kalmadı. Çünkü ses tertibatının çok da iyi olmadığı taa öteki uçta Kafabindünya'yı bir düzine dinleyiciyle birlikte izleme vakti gelmişti. Selah Sue performansı bitince kitle buraya kaykıldı. Neyse zehir gibi çaldı arkadaşlar. Yeni şarkılarında daha net bir şekilde görüyoruz ki grup post-rock şablonundan sıyrılıp deneysel denizlerde kulaç atmak,açılmak açılmak istiyorlar. Her ne kadar dinleyenler olumlu tepki gösterse de yeni parçalarından ska-death'i pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Death kısmı iyi de ska ile uyum ?, biraz cilalanması gerekiyor parçanın. Zaman su oldu, akıp gitti, doyamadık vallahi. Her festivalde kafası ağrıyan adam olarak bu geleneğe yine uydum. Güneş bana hiç yaramıyor doğrusu. Küçüklüğümde cildime sürünerek heba edilen kova kova yoğurttan biliyorum .Ya da göğsüm balon gibi şiştiğinde doktorun şu çocuğu güneşe çıkartmayın demesinden. Yok, ben hatırlamıyorum, bizimkiler böyle diyorlar. Şimdi bile güneş kremi felan fayda etmez. Kırmızı pancar olurum her kumsal gördüğümde. Kaderim mi benim beyaz bembeyaz olmak. Vampirler gibi köşe bucak gölge aramak, gölgelere sığınmak? Bu kadar demagojiyi içimden geçirdikten sonra  Settle Down isimli hoş klibiyle dikkat çeken Kimbra'nın performansına göz attım. Bir kaç kere gittim, geldim olmadı. Sarmadı ama millet havasındaydı. Alternatif sahnede ise Mor ve Ötesi'nin ilk dönemini andıran Sapan adına bir grup vardı. Hiç duymamıştım, fikir belirtemiyorum. Bir kaç parçasıyla Ayyuka'yı da izledikten sonra, nağmeli böyle alaturka müziğe de çok ısınamıyorum nedense, Pulp'a kaçtım. Muh-te-şem-di! Hem dibine kadar rocker hem de sempatik Jarvis bayağı amca olmuş yafu. Takım elbiseyle İstanbul'un nemiyle tanışınca burası konser verdiğimiz en sıcak yerlerden biri derken eh en kötü günün böyle olsun diye geçiriverdim içimden. Özellikle laser şovuyla tribal halde seslendirdikleri parça, ismi her neyse, çok etkileyiciydi. Konser yorumunu defaatlen dinlemek isterim doğrusu. Rock parçaların remiksleine bayılan biri olarak Pulp'ın böyle bir çalışması var mıydı merak ettim, yoksa derhal yapmalarını salık verdim. Enerjik, samimi, nostaljik, gotik, sürreal, dinamik bir şovdu. Beğendim.
Konser izlemeye gelenler de tam tahmin ettiğim stile düşkün indie gençliğiydi. Afrika tamtamlarıyla dans eden delisi de vardı, bir çoğu bir örnek giyinen Bershka Youth da. İyi ki ben de şort giymişim o sıcakta. Oyunlar aktiviteler çok dağınık, konsantrasyon bozucuydu. Adam gibi konser yapın işte kardeşim, bu kadar yaymanın ne alemi var, değil mi? Bir de freshberry'i çok sevdim.

Bir süre önce de kafa dinlemek için yakınlığı sebebiyle Ayvalık'a gitmiştim. Orada çok da gezecek bir yer olmadığını görünce Cunda, Sarımsaklı, hatta antik kenti ve müzesiyle Bergama (taş toprak görmeden geçirdiğim tatile tatil demem)'ya kadar yaydık tatili. Bir de yüzyılın fiyaskosu Şeytan Sofrası denilen mevkiye çıktık. İyi hoş manzara da bu kadar endüstriyelleştirilecek bir şey görmedim ben yafu.
Ayvalık Tostu: 3 kere denedim, hiç de ahım şahım bir versiyonu denk gelmedi. Belki Cunda sahil restoranlarının bitiminde sessiz sakin  80-90'lar romantik pop şarkı seçimiyle gönülleri fetheden her bi zaman boş cafe de yediğim bir nebze öne çıkıyordu. Kafe Korozo gibi garip bir ismi vardı.
Damla Sakızı: Kavun içinde damla sakızlı dondurma deneyin, damla sakızlı kahve Cunda da Lokma İmparatorun'da hiç fena değil. Ama Bozcaada her zaman favorim olacaktır. Lokma İmparatoru'nun kendi elleriyle sattığı lokmaları hüpürdetin.
Midye Dolma: İstanbuldakilerin tersine tatlı denebilecek kıvamda pilavıyla bu midyeler temiz tertemiz. Müthiş. camekanlarda seyyar olmayan sokak satıcılarından alın.
Koruk Suyu: Ayvalık'da sokak arasına gizlenmiş Asmalı Bahçe'de için. Çarşıdaki kahve önündeki dededen meyva suyu, neydi hatırlayamadım vallahi, alın, böyle ferah ferah.
Günaydın esnaf lokantasında etli çorba için. Kabak Çiçeği Dolması keyfinize kalmış.
Balık ve deniz mezeleri için Cunda sahilindeki restoranlar tercih edilebilir. Nesos ve Bay Nihat hıncahınç dolu ve büyük ihtimalle pahalı. Yöresel balık olarak sunulan papalina bildiğin salamura hamsi. Sıcak ot ise gayet keyifli bir meze. Ecüş bücüş deniz yaratıklarını yemeye cesaret edemedim.
Sarımsaklı plajında denize girin, su soğuk ama bir o kadar keyifli. Sahil caddesini yürüyün. 2-3 disko ve birsürü kafe barın, emekli kahvelerin olduğu merkezini gezin. Yüce üstad Vedat Milör'ün kendilerini övdüğü programını durmaksızın büyük ekranda göstererek önünde müşteri kuyruğu oluşturan uyanık dondurmacıyı görün.
Yok balık balık nereye kadar tiksindim dersen Cunda da nezih Uno'yu bir ziyaret edin. Klas bir hizmet anlayışı var. Ambiyans da şahane.
Ayvalık ve Cunda da el işi göz nuru ürünlere göz atın. Özellikle deniz ürünlerinden yapılan rüzgar çanı, kutular, aynalar, biblolar, neler neler.
Eh, zeytinyağının anavatanındasınız, bir zahmet butik bir mağazaya uğrayın ve zeytinyağı satın alın.
Gölgeli bahçesine uzanp hamağında kitap okuyacağım bir yer bulamadığım için eksik bir tatildi.
Nasıl unuturum: Bergama'da yediğim kokoreç sadeliğin basitib enfes olabileceğini kanıtlıyor. Sadece et ve ekmek. Ne baharat ne acı. Şeker gibiydi. ya da açık hava iştahımı mı açtı ne?

25 Ekim 2011 Salı

Pulp - His 'n' Hers (1994)

Garip bir brit-pop grubu bu. Karizmatik ve ahlamaları ohlamaları biraz aşırıya kaçsa da güya bunlar vasıtasıyla daha bi seksi Jarvis Cocker öncülüğündeki  grup 70'lerin sonuna kadar uzanan geçmişi ile türe 80'lerin new wave ve David Bowie tarzı rock havalarını taşıyarak apayrı bir vizyon çiziyor. Uzun lafın kısası Brit'in pop kısmı biraz daha ağırlıklı hatta ve hatta dans-rock tabirini kullanırsak yanlış bile olmayacak. Sözler ise kuru bir mizah anlayışıyla klasik İngiliz gençliği, nükteli trajik gözlemler, alkol, seksten ibaret aşk meşk ilişkileri vessair etrafında dönüyor. En başta gitar tonu ve keyboard şarkılara can kan katıyor. Altyapısı hayli zengin olan parçalar tarifi zor bir soundla zenginlik katıyor. Ve bunu albümün aslı ilk cd de değil bonus cd'de de başarmaya devam ediyorlar. Bu albüme  2 saate yakın süren çift CD'lik hacmiyle alışabilmek biraz yorucuydu. Aslen hatalarımdan ders çıkarmayı reddeden biri olarak yine çift albümden oluşan Symphony X, Grouper ve Blade Runner albümlerini yakın dönem dinleme listeme almamı engellemedi tabi bu zorluk. Nerde kalmıştık, evet ilk albümdeki şarkıların hemen hemen hepsi kendine has bir çekiciliğe sahip. İsim saymaya hiç gerek yok. Acrylic Afternoons, Lipgloss, Have You Seen Her Lately?, Do You Remember The First Time (i will survive , değil mi bu?), She's A Lady, Happy Endings. Evet, saydım bile. O kadar geniş bir çeşitlilik sunuyor ki bu şarkılar dinlerken Cure'dan Smiths'e, Blur'e değişik gruplar aklıma gelmiyor değil. İngiliz müziğine vakıf olsam, demek ki nice grubun ek olarak ismini sayacağım.  Daha çok EP'lerdeki parçaları içeren ikincisinde ise Frigthened, Streetlights, You're A Nightmare, Space daha bi hoşlandığım şarkılar oldu. Popüler müziğin gidebileceği son noktalardan biri. Işınla beni Scotty!  P U L P  F R A C T I O N

8,25/10