8,25/10
LAKE OF TEARS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LAKE OF TEARS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ekim 2025 Çarşamba
RETRO: Lake of Tears - Black Brick Road (2004)
Metal dünyasında özgün gruplar yok yafut sintetik sulandırılmış birleşimler pek moda. Herbirzaman özleyeceğimiz böylesine özel grubun bu 6. albümüne tekrar kulak veriyoruz. Sound olarak önceki ve sonraki ile aradaki bağı kuruyor. Bu yüzden bir oturmamışlığı vardır doğrudur. Yine de tam bir gotik pop metal ürünü. Üzülürken dans edip kafa sallamaya çalışabilir ve istenmeyen sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Yok yani benzeri. Çok sayıda imza parça içeriyor, bence. Melodramı da geçirmede oldukça başarılı. Bayağı böyle terennümlerle eşlik edersiniz dinlerken. Pek pek de yüreğe dokunur, acıtır. Diğer yandan grup hiç bir zaman çok derin yada karmaşık şarkı bestelemedi. Progresiflik varsa da orgtandır, bir hafif nostaljik tarafıdır. Böyle büyük bir beklenti içine de girmemek lazım diye ekliyorum. Eski dostlardandır kısacası.
12 Mart 2023 Pazar
Lake of Tears - Ominous (2021)
10 seneden sonra melodramanın kralları geri dönmüş ve bu dokuzuncu albümlerini çıkarmışlar. Grubun baş elemanının mücadele ettiği hastalığın etkisi bilim kurgu temalı bu esere de yansımış. Elektronik ve kemanla birlikte gotik bir hüznü yürek parçalayan kıvamda sunabilen kendi tarzını inşa etmiş ender gruplardan biri Lake of Tears. Bu albümde üzerine temayı temsilen sinemasal etkiyi de iliştirivermiş. Elbette gençliğin derbederliği kalmadı bizde, bir göbeğimiz, bir eşimiz var. Kimimiz çocuk yetiştirme gayretinde. Bu hayat telaşı müzikal zevkimizi de değiştirse ve hatta erozyona da uğratsa Lake of Tear'i dinleyenler için grubun yeri hep ayrı bir yerde, kalplerine yakın bir yerde büyük ihtimalle. Sonlarda biraz sekteye uğrasa da el-mahkum yine yüreğimizde cızlayan bir şeyler uğruna iyi değerlendireceğiz kendilerini. Eh, özlemişiz de...
8,0/10
3 Mayıs 2012 Perşembe
RETRO: Lake of Tears - Forever Autumn (1999)
Lake of Tears'ın efsane albümü. Biliyorum biliyorum So Fell Autumn Rain gibi grubun gelmiş geçmiş yazıp yazabileceği en muhteşem şarkı bu albümde. Hem eskinin doom havasını taşıyan akustik yanı kuvvetli parçalarıyla hemi de daha sonra yolunda yürüyecekleri sıkı tempolu (tamam tamam burada temposu biraz daha yavaş) Hammond orglu 70'ler tınılı parçalarıyla keyifli bir varyasyon içeriyor. Lakin yine de ve Allah beni kahretmesin yine de bu albümün abartıldığını düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Forever Autumn ile Demon You Lilly Anne ile Pagan Wish ile birlikte kendine has karaktere sahip olan bu güzelim şarkıların hepsi biraraya gelse de bir olmamışlık bir tamamlanmamışlık bir eksiklik hissediyorum. Bununla birlike sonbahar temasını dinleyene layıkıyla aktarması da atmosferin gücünü belli ediyor, hakkını vermek lazım.
8,50-/10
8,50-/10
26 Mayıs 2011 Perşembe
Lake of Tears - Illwill (2011)

Şoke edici bir albüm olmuş. Grubun başarılı olduğu melankolik sahayı terkettiğine tanık oluyoruz. Önde kaydedilen gitar ve vokal ve bateri kısaca gürültü ve hiddet ve bu ne celal, alışıldık atraksiyonlar ise gayet zayıflamış diyet modunda. Vokali eleştirilere karşı her zaman savunmuş, en azından ayrı bir sesi var diyegelmiş biri olarak buradaki vokal kaydının iticiliğini de kabul etmeye başladım. Bu yeni tarza yakıştıramadım doğrusu. Yani soundu son dönemine selam çaktığı bir kaç parça dışında (pek şık House of the Setting Sun gibi) modern agresif heavy metal olarak tarif edebiliriz. Kafa bulduklarından mı yoksa gerçekten saygı emaresi mi bilemiyorum bu heavy metal kökler ve esinlenmeler işi fazlasıyla vurgulanmış. Gayet thrashy the Hating'in girişi bana bir Death Angel şarkısını anımsattı örneğin. Parasites Motörhead ayarında tipik bir punk/metal şarkısı. Midnight Madness ise black metal/punk tarzının karikatürize bir örneği. Ama asıl bomba U.N.S.A.N.E. WASP coverı zannettim. Hık demiş...bir yerinden düşmüş. Albüme kötü felan demiyorum, sadece şaşkınım ve gruptan bunu beklemiyordum. Yoksa Out of Control ya da Illwill gibi bir içimlik sular seller de mevcut. Grubun damarına bu kadar kim basmış bilmiyorum ama eski dönemlerine dönseler ne iyi olur. Forever Autumn felan değil bir kaç albüm ötesi bile iyidir. Bir de konsere gelsinler.
not: dinlediğim versiyon As Daylight Yields, Demon You/Lily Anne ve Crazyman'in konser kaydını da içeriyor. pek de rüzgar etmiyorlar.
7,75/10
26 Aralık 2010 Pazar
Lake of Tears - Greater Art (1994)

Tiamat'ın ilk dönemine benzetilen grubun çıkış albümüne dikkatle baktığımızda ritimlerde, vokal kısımlarında kendilerine has tavırlarını oluşturmaya başladıklarını görüyoruz. Doom metal ancak death kısmı biraz zayıf kalmış. İlk adım olarak saymak gerekli, vokalini ritimlerini birbirine benzese de bestelerini sevdiğim güzel grubun bu ilk albümüne de kötü deyip geçemiyorum yani. Upon the Hihest Mountain'ın görece zayıf ilk versiyonunu da dinleme olanağı buluyoruz.
7,0-/10
30 Ekim 2009 Cuma
RETRO: Lake of Tears - The Neonai (2002)

Grubun en beğenilen ve biraz da çizgi dışı albümü Forever Autumn (ki Forever Autumn ve So Fell Autumn Rain adlı şarkıları sevmeyen ölsün, ölmesin yok üzülsün, ama 10 dakkalığına, kimsenin günahını alamam bu yaştan sonra) ardından gelmesine rağmen Crimson Cosmos'un soundunu devam ettiren bu albüm belki de grubun en zayıf ürünü. Çünki yaratıcılığı zayıf, sound yumuşamış , hatta bumbastik yanları yandan yandan popa çalıyor. Zaten tekrar dinlemeden önce şöööle bir şarkı isimlerine bakınca hiçbirisi tanıdık gelmemişti. Fakkat dinledikçe şimşekler çaktı zihnimde. Bir The Shadowshires'ı, bir Sorcerers'ı, bir Can Die No More'u sevmemişmiydim kine? Haşa töbe töbe.
E Lake of Tears'ın kötü albümü de bu kadar oluyor, hiç obcektif olamıcam anacım.
8,0/10
As I've tried a thousand times
As I've died a thousand times
Can die no more
Round and round, we stand the same old ground
So I've found that we can't take them down
I can't play these games, who are they for
I can die no more
25 Ekim 2009 Pazar
RETRO: Lake of Tears - A Crimson Cosmos (1997)

Güya eski albümlerimi bir kaç defa daha dinleyip RYM'de puanımı verecektim. Böyle albümler karşısında bunu yapmak çok zor. Tekrar ve tekrar dinliyorum bırakamıyorum.
Enerjik ve progresif ve gotik bir kopuş noktası önceki albümlerinden. Saykıdelik ve ortaçağ melodilerinin etkisini de gayet rahat hissettiğim albümü dinlerken bordo renkli bir vizyon eşliğinde kırmızı şarap tadı ve vişne kokusu beliriyor aklımda, gözlerimin arkasında, dilimde ve burnumda. Garip ilginç enteresan. 70'ler keyboardunun etkisini de es geçmemek lazım.
Ağır ve albümün genel sounduna göre sert When My Sun Goes Down, hoptirik Devil's Dinner ve albümün bombası bayan vokalli süper bas soundun hakim olduğu Lady Rosenred pek çok pek çok hoşlandığım parçalar. Bu albümün diğer bir bilindik şarkısı ki bence biraz sıkıcı, Raislin and the Rose Ejder Mızrağı'nın popüler ve yine bence uyuz, kötü kahramanı Raislin'e adanmış.
8,50+/10
10 Ekim 2009 Cumartesi
RETRO: Lake of Tears - Headstones (1995)

Bu aralar çeşitli sebeplerle daha az müzik dinliyorum. İyi de oldu. Eskilerden sevdiğim grupların albümlerine de bir gözatmaya başladım. Bunlardan biri de bence gözardı edilen Lake of Tears. Gotik rock/metal tarzını farklı etkileri kullanarak ve kendilerini geliştirerek icra eden grubun kritiklerini okuyunca birçok başka grubun ismi geçmekte. Yazsak bir kaç satırı bulur. Ama bu etkilenmeleri kendi tarzına dönüştürmede grup gayet başarılı. Özellikle Forever Autumn ile bilinse de progresif etkili up-tempo şarkıları da es geçilemez. İlk albümleri death/doom türüne yakın olduğu için hiç dinlemedim. Bu ikinci albümleri ise sonraki tarzın ipuçlarını taşıyan bir geçiş albümü, sonraki tarzına göre daha metal.
İçinde cayır cızır gitarlı , kendine has vokali , bulaşıcı rifleri ve orta-hızlı temposu ile A Foreign Road'un yanında daha slow Raven Land, melodik ve sert Sweetwater'u barındıran yapıtın en ilginç ve uzun çalışması ise new age ile metalin kesiştiği noktada duran The Paths of the Gods. Kriipi epikk.
8,25/10
10 Mayıs 2009 Pazar
RETRO : Lake of Tears - Moons and Mushrooms (2007)

Bir önceki albümdeki tarzın sürdürüldüğü Moons and Mushrooms kuul bir isme ve kapağa sahip. Tekrar dinlediğimde kulaklarımın pası silindi. İnsanın sevdiği bir grubu yeniden dinlemesi kadar güzel bir şey yok açıkcası.
Albümden gitar tonu, kayıdı sebebiyle çok hoşlansamda inkar edilemeyecek bir gerçek var. Bestelerin güçsüzlüğü ve aynı temponun parçaları birbirine benzeştirmesi. Elbet istisnalar mevcut, eski sounda yakın Like A Leaf ya da yüksek tempolu Children of Grey gibi. 70ler orgunun ve elektronik öğelerin az ve uygun ayarda kullanımı da takdir edilesi bir olgu albümde.
Light, there is no more light
Now you made it on your own
into a world of stone
8,50/10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
