8,0-/10
SOLSTAFIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SOLSTAFIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Haziran 2026 Pazar
Sólstafir - Hin helga kvöl (2024)
2 sene geriden geliyorum. Sevdiğim grupların albümleri bile bir kenarda bekliyor zira dinlediğim kayıtların hakkını vermeden bırakmıyorum. Solstafir melankolik bir damarı olan, kendine has sesi inşa edebilmiş güzel gruplardan biri. Bu son albümü kötü tepkilerle demeyeyim de aynı helecanla karşılanmadı. Bence biraz da haksız değerlendirmelere konu olmuş. Bir iki haklı oldukları eleştiri var bittabi. Albüm sıkıcı değil ama bazı parçaların uzadığı, tekrara düştüğü, bir türlü atılım yapamadığı aşikar. İşin ironik tarafı uzun parçalar ve yavaş yavaş kendini inşa edip patlayan bestelerde başarılı grup bu kayıtta kısa şarkılar yapmayı amaç edinmiş. Demek ki %100 başardıkları söylenemez. Grubun geçmişini biliyoruz, dinleyeni sarsıp titretme kudretine sahipler. Diğeri de şu: Progresif metal yapan gruplarda popülist-soft-elektronik ve pop ritimleri kullanımındaki artan eğilim. Özellikle bateri dans ritimlerine yaklaşıyor bazen. Bu albümün ilginçliği ise sound olarak her bir tür örneği içermesi, dağılmış mı dağılmamış mı, bence ayarı tutturabilmişler. 2. şarkı misal tam tersine inanılmaz güzel bir agresiflik sunuyor. Hin helga kvol diyorum yani. Devamında ise poptiri poptiri ritimler yine de hoş bir parça inşa ediyor. Post rock çalışması Salumessa süresi uzun kaçmış. Son şarkı ise tam bir süpriz: dark jazz örneği olarak kaydın en iyisi olabilir de olmayabilir de. Bu vesileyle Böhren ve Kilimanjaro gibi karanlık caz gruplarını özlediğimin farkına vardım. Neredelerdir acaba arşivleri, kurcalamak lazım. Bu çeşitlilik niye olabilir, bir düşünürsek belki de bir konsept kayıt bu. Sözleri artık çok kurcalamadığım için bilmiyorum, tahmin sadece.
29 Temmuz 2021 Perşembe
Sólstafir - Masterpiece of Bitterness (2005)
Tatil ve arkasından korona musibeti ile mücadele ederken en azından aşının ilk dozunu yaptırdığıma şükrediyorum. Kendimden biliyorum, yoksa hastaneye düşermişim. 2 senedir nasıl dayanmışım ofise git gellerle beraber hayret. Herkeslere şifa diler yazıma devam ederim. Böylece Solstafir külliyatını bitiriyoruz. İlk albümde yerini yurdunu arayan Solstafir her ne kadar 3. albümleri Köld ile dünyada bilinir hale gelmiş olsalar da o soundun başlangıcı -tada ! - işte bu ikinci yapıtları. Şöyle bir fark var ki iyi ki de bunu gelenek olarak devam ettirmemişler, 15 ve 20 dakikalık iki uzuuun upuzuuuun parça içermesi bu albümün. Kapanış kreşendosu kalbur üstü ki elbette grubun başarısız olduğu bir alan değil kreşendolar, olan 20 dakikalık giriş şarkısının ortasındaki oyalanmaların büyük kısmını attığınızda, süresi neredeyse üçte bire iniyor ve bu hiiiç iyi bir şey değil cancağzım. Üzülmeyin gerisi bomba gibi, vokal rifler harmoni melodi ritim sololar zırtlar zurtlar her şey sahici içten ve istekle şevkle icra edilmiş. Kendilerine has progresif post metalik bir soundu ilk albümlerinden sonra bu kadar başarıyla ve profesyonelce inşa etmiş olmaları takdire şayan. Ancak atmosferik sludge kaidesi belirgin ve inanılmaz bir renk katıyor albüme. Bazı performanslar var ki başlangıçtaki hayalkırıklığını unuttrmayı başaracak ve sonrasında sizi supernova patlamalarıyla tanıştıracak. Ritual of Fire'ın sonunda hele bir şeyler oluyor. Dolayısıyla grubu sonraki işleri ile tanıyıp seven tayfa bu albümü dinlemeyerek çok şey demeyim de bayağı bağzı bir şeyler kaybediyor. Elinizdekinin kıymetini bilin yafu.
8,0+/10
23 Haziran 2021 Çarşamba
Solstafir - Í Blóði og Anda (2002)
Grubun dinlemediğim ilk iki kaydına kulak vermek gerekirse başlangıç noktam debüğleri ile olacaktır elbet. Ve daha bu çıkış albümlerinde elemanların kafasının normal çalışmadığı anlaşılıyor. Oturmuş, olgunlaşmış bir sounda sahip olmamakla birlikte black metal çatısı altında değerlendirilen bu yapıtın vokali çığırtkan screamo iken, altyapı ise bayağı bayağı punk etkisi taşımakta. Kombinasyon ne kadar tutmuş, tartışmalı ancak bu başlangıç enerjisi, muhteşem Underworld Song ya da ilk şarkıda göz dolduran ataklıkta ifa olunur, çok hoş, pek etkileyici. Sonra böyle piyano bas folklorik post punkımsı bir şeyler ve kadın vokal korsan yayın gibi kayda sızıyor. Nihayetinde albümün ikinci yarısı atmosferik ama uzunluğu abartılı bir kaç parçadan oluşan bir kayıt tarafından ele geçiriliyor. Besteler yavaş yavaş acitasyona bağlayan post-rock normlarını takip etse de bu tarafta kopuş nakaratında vokaller bir nebze albümün başlangıcındaki bağı devam ettiriyor. İsteyene albümdeki parçaların demo kayıtlarını içeren bonus sidi de ekleyivermişler. İlk dikkati çeken şey bu kayıtların ilk albümden 4 sene öncesine uzanması ve ikincisi de tabi ki prodüksiyon kalitesinin yerlerde sürünüyor olması. O kadar maceraya gerenk yok deyip asıl sidide kalmak da bittabi hakkınız. Solstafir neredeeen nerelere gelmiş diyorsanız ve sert müzikle de aranız iyiyse pişmanlık duymadan, spor yaparken (ya da benim gibi spor denerken) de bayağı bayağı gazlanarak keyif alaraktanan höpürdetebilirsiniz.
7,50+/10
9 Haziran 2021 Çarşamba
Sólstafir - Endless Twilight of Codependent Love (2020)
Daha sert olduğuna dair doğru ve destekleyici kritiklere bakmayın, her ne kadar sert ve yumuşak sound arasında salınan dinamik bir yapıya sahip olsa da bu albüm, genel olarak grubun en iyi yapıtları arasında değerlendirilmedi. Ben de hem fikirim. Altyapıda, ince işte ve çeşitlilikte dökülen terler , verilen emek göz doldurucu. Bestelere en fazla progresif harç kattıkları albüm olsa gerek. Yüksek sesle ve kulaklıkla, vokali duymazdan gelip farklı seslere odaklanmak pek keyifli bir meşgale. Ama ağır konsepti gereği belki de ağlamaklı vokal, belki de uyandırdığı arşa çıkmış melodram duygular biraz zorlayıcı. Üstelik albümün başında o daha önce dinledim mi bunları diye hissettiren tanıdıklık duygusu. Bir ara dedim eski şarkıları yeniden mi mikslemişler. Dionysus'un sertliği bile vokaldeki gereksiz aşırılık sebebiyle samimiyetini kaybetti ve kulağımı tırmaladı. Or namındaki parçaları ise albümün yapmak istediği , varmak istediği o merhalenin mükemmel nişanı olmakta. Zaten bu şarkının bir önceki üç arkası albümün de parladığı yerler. Sonuç olarak grup hala büyük, yaptıkları iş bir sanat eseri, ben de onların hala hastasıyım. Lakin nerelere kadar, izleyip göreceğiz.
7,50++/10
17 Aralık 2018 Pazartesi
Messa - Feast for Water (2018) & Solstafir Konseri
Fikriyat muhteşem. Windhand albümünde daha taze yazmış idim geleneksel doom metalin kısıtlamalarının nasıl üstünden gelinir diye. Kadın vokal, ağır tempoda doom metal ve Bohren.. gibi karanlık caz tınıları. Bu sentezin bünyede yarattığı beklenti heyecan verici. Ama itiraf etmek gerekirse bu beklentiyi dolu dolu karşılayamamış görünüyorlar. Orada burada fazla oyalanıyorlar, sentez daha oturmamış. Olsun, inanıyorum ki biraz daha ekmek yiyip bu cüretkar adımların devamını getirecekler, o potansiyeli görüyorum. İtalya gibi metal denince akla ilk gelen ülkelerden birinden olmayıp bu yaratıcılığı gösterebilmeleri bile takdire şayan. Evet, inanıyor ve ileride acayip şeyler bekliyorum bu gruptan.
Gelelim Solstafir konserine. Bayağı bir süredir konserleri kendi çapımda boykot ediyordum. En başta da seyircinin saygısızlığından gına gelmişti artık. Sadece şunu söyleyip kaçacağım: Güzel seyirci, güzel mekan ve güpgüzel grup. Neden metal müziği sevdiğimi bana hatırlatan bir vesile. Seviyorum sizleri.
7,25/10
Gelelim Solstafir konserine. Bayağı bir süredir konserleri kendi çapımda boykot ediyordum. En başta da seyircinin saygısızlığından gına gelmişti artık. Sadece şunu söyleyip kaçacağım: Güzel seyirci, güzel mekan ve güpgüzel grup. Neden metal müziği sevdiğimi bana hatırlatan bir vesile. Seviyorum sizleri.
7,25/10
2 Eylül 2017 Cumartesi
Solstafir - Berdreyminn (2017)
Önceki albümdeki çizgisini biraz daha yumuşatarak devam ettirmekte grup. Ama RYM'de yapıldığı gibi basitçe post rock denip geçilemez. Vokal hala melankolik ancak sert karakteri yansıtmakta. Aslına bakarsanız ben Solstafir vokalini acayip seviyorum, dinamikliğini, değişkenliğini, tonu ve rengini. Arada gitarın attığı ritim ve sololar, gitarın tonu, synth ve klasik müzik enstrümanlarının entegrasyonu, şarkıların kroşendoya bağlanan kurulumu, sevilmeyecek gibi değil yani. Daha az heyecanla karşılanmış olsa da bence bu senenin en iyi kayıtlarından biri olacağını şimdiden belli ediyor. Kabul ediyorum doldurma şarkıların adedi çok fazla ki unutmamak lazım, atmosfere de öyle böyle katkıları var. Ancak öyle şarkılar da var ki (Naros, Hvit Saeng, Blafjall gibi) içimdeki derin boşluğa bakıp hiçlikte kaybolmamı sağlıyorlar. Arabesk yapmıyorum, cidden ruhunun aynasını müziğe dök deseler, cevabı budur.
8,25/10
8,25/10
13 Kasım 2016 Pazar
Legend/Solstafir - Fjara / Runaway Train (2014, SplitSingle)
Yine bilgisayarımda sorun olduğundan ne resim yükleyebiliyorum ne de blogları görüntüleyebiliyorum. Neyse stres yok. Bir süreliğine aksiyon almayı da düşünmüyorum. Sıkıldım yafu.
Sesine kurban olduğum Solstafir, bugüne kadar hiç duymadığım Legend'in Runaway Train ismindeki şarkısını coverlıyor. Legend ise Solstafir'in Fjara'sına ses vererek karşı atağa geçiyor. Konsept güzel. Solstafir mükemmel bir iş çıkarıyor. Şarkının aslını bilmiyorum ama (efsanevi Soul Asylum şarkısı ile isim benzerliği var sadece) agresif vokaller ve synth atmosferiyle pek lezzetli yam yam yami olmuş. Parçayı kendi tarzlarına entegre etmişler. Gitar soloları ve şarkının tümü İskandinav gizemciliğini yansıtmakta pek bir mahir. Gel gel gelelim Legend'ın yaptıklarına. synth pop dokunuşu ilginç olmuş. Daha pop rock kulvarına doğru bir çekiştirme mevcut. Bu şarkıya ne kadar gitmiş bu müdahale, tartışılır. Solstafir'in üzerine çıkamazsınız gülüm. Uğraşmayın, kendinizi de yormayın. Acımasızlığım üzerimde. Gaddar ben!
7,75/10
Sesine kurban olduğum Solstafir, bugüne kadar hiç duymadığım Legend'in Runaway Train ismindeki şarkısını coverlıyor. Legend ise Solstafir'in Fjara'sına ses vererek karşı atağa geçiyor. Konsept güzel. Solstafir mükemmel bir iş çıkarıyor. Şarkının aslını bilmiyorum ama (efsanevi Soul Asylum şarkısı ile isim benzerliği var sadece) agresif vokaller ve synth atmosferiyle pek lezzetli yam yam yami olmuş. Parçayı kendi tarzlarına entegre etmişler. Gitar soloları ve şarkının tümü İskandinav gizemciliğini yansıtmakta pek bir mahir. Gel gel gelelim Legend'ın yaptıklarına. synth pop dokunuşu ilginç olmuş. Daha pop rock kulvarına doğru bir çekiştirme mevcut. Bu şarkıya ne kadar gitmiş bu müdahale, tartışılır. Solstafir'in üzerine çıkamazsınız gülüm. Uğraşmayın, kendinizi de yormayın. Acımasızlığım üzerimde. Gaddar ben!
7,75/10
11 Kasım 2014 Salı
Solstafir - Ótta (2014)
İzlanda'nın suyu bulanık havası kasvet bulutlarının yüküyle kurşuni toprağın kokusu küle çalıyor dağları alev kırmızısı müzisyenleri ise yürek dağlıyor.
Yani İzlanda'dan babam çıksa dinlerim durumuna geldik. Grubun en rafine en damıtılmış yapıtıyla karşı karşıyayız. Rafine dediysem kısa ve öz değil kastettiğim. Tersine grubun bir türlü üstesinden gelemediği şey, bestelerinin kendi süreleri içinde ilgiyi üstte tutacak maksimal eşikleri ve parçaların birbirlerinden bağımsızlığını sürdürebilir kılamamaları. Burada artık daha çok sözlü post-rock hakimiyetin ilan edilebileceği bir seviyeye gelindiğini söyleyebiliriz. Ortalardaki iki şarkıdaki post-punk,punk ve sludge etkilerini ki güneşin tepeye vardığı anı ve dolayısıyla gençliği temsil ettiğini düşünüyorum, Otta'da Sigur Ros etkisini ve bunun gibi şeyleri hissetmek mümkün. Grup ise bütün etkileri kendi soundlarında harmanlayarak bunları bir tür yakıt olarak kullanabiliyor. Ayrıca piyanonun ki genelde narin dokunuşlar şeklinde olsa da vazgeçilmez bir katkıda bulunuyor, ya da kemanın şarkılar içinde uyumunun ve düzenlemesinin mükemmel altın oranı bulduğu es geçilmemeli. Şarkıları sırasıyla dinlerken takip eden her şarkı bir öncekinden daha fazla parlıyor gibi geliyor kulağa, son parça hariç. Başa dönüp tekrar dinliyor ve aynı süreci bir kez daha yaşıyorsunuz. O yüzden öne çıkan parçaların adını anmak gereksiz. Ortada sanatsal bir ifşaanın olduğu bir gerçek. Ne diyeyim, ben beğendim. Yılın şimdilik en iyi çalışması. Ayrıca 3 bonus parçalı versiyonu dinlemeyi unutmayın.
9,0-/10
Yani İzlanda'dan babam çıksa dinlerim durumuna geldik. Grubun en rafine en damıtılmış yapıtıyla karşı karşıyayız. Rafine dediysem kısa ve öz değil kastettiğim. Tersine grubun bir türlü üstesinden gelemediği şey, bestelerinin kendi süreleri içinde ilgiyi üstte tutacak maksimal eşikleri ve parçaların birbirlerinden bağımsızlığını sürdürebilir kılamamaları. Burada artık daha çok sözlü post-rock hakimiyetin ilan edilebileceği bir seviyeye gelindiğini söyleyebiliriz. Ortalardaki iki şarkıdaki post-punk,punk ve sludge etkilerini ki güneşin tepeye vardığı anı ve dolayısıyla gençliği temsil ettiğini düşünüyorum, Otta'da Sigur Ros etkisini ve bunun gibi şeyleri hissetmek mümkün. Grup ise bütün etkileri kendi soundlarında harmanlayarak bunları bir tür yakıt olarak kullanabiliyor. Ayrıca piyanonun ki genelde narin dokunuşlar şeklinde olsa da vazgeçilmez bir katkıda bulunuyor, ya da kemanın şarkılar içinde uyumunun ve düzenlemesinin mükemmel altın oranı bulduğu es geçilmemeli. Şarkıları sırasıyla dinlerken takip eden her şarkı bir öncekinden daha fazla parlıyor gibi geliyor kulağa, son parça hariç. Başa dönüp tekrar dinliyor ve aynı süreci bir kez daha yaşıyorsunuz. O yüzden öne çıkan parçaların adını anmak gereksiz. Ortada sanatsal bir ifşaanın olduğu bir gerçek. Ne diyeyim, ben beğendim. Yılın şimdilik en iyi çalışması. Ayrıca 3 bonus parçalı versiyonu dinlemeyi unutmayın.
9,0-/10
3 Aralık 2011 Cumartesi
Sólstafir - Svartir Sandar (2011)
Önce bu albümün her kritiğinde yer alan serzenişi ben de aktarayım. Yaklaşık 80 dakika süren çift cdlik bu çalışmayı ucundan kıyısından bir de berisinden keserek tek cd'ye indirmek gayet bir mümkünmüş. Evet böyle post-metal, post-black metal, post-hardcore, atmosferik sludge felan filan bir çalışmanın derinliği en güzel uzun parçalarla yanıstılabilir lakin inanın bana tek albüm olabilirmiş. Önceki albüme göre bir miktar daha az hoşlandığımı söyleyebilirim. Kavraması biraz daha fazla zaman alıyor. Tüm sözler İzlandaca. Deneyselliğin albüme yavaş yavaş nüfuz ettiğini de görebiliyoruz. İlk cdnin sonundaki Kukl gibi. Ya da gerçekten süprizlere gebe bayan konuşma samplelı Stinningskaldi ve ona hemen arkasından bağlanan Stormfari gibi. Bu yüzden de 2. cd'nin daha güzel mecralara yelken açtığını söyleyebilirim. Doğrusu bu gitar soundunu bu post-luk mevzusunu özlemişim. Neyseki Thy Catafalque da yeni albümünü çıkardı. Hadi bakalım.
8,25-/10
8,25-/10
25 Haziran 2009 Perşembe
Solstafir - Köld (2009)

Ohh be! Sonunda beni şaşırtan ters köşe yakalayan bir çalışma. İzlanda kökenli eski black metal grubumuz bir değişmiş tam değişmiş. En basitiyle post-metal sınıfı içine dahil edebileceğim albümün yansıttığı türler: sludge, post-rock, grunge (bi ara Nirvana duydum galiba) ve diğer alternatif metal türevleri. Burada dudak bükebileceğimiz tek şey türlerin sentezlenmemiş olması. Yani çok bilmiş edasıyla bir elimiz diğerinden destek alarak çenemizde <<>> gibi yorumlarımıza müsade edecek kadar parçaların ayrık olmasından bahsediyorum. Aynı zamanda bu durum albümün dinlenilirliğini arttırmakta. Yine de post-rock /ambiyans ağırlıklı şarkıların daha zayıf kaldığı rahatça gözleniyor.
Vokaller yeterince brütal ya da yırtıcı olmamakla eleştirilmesine rağmen benim hoşuma gidiyor. Atmosfri gerilimi yeri geldikçe güzel yansıtıyor. İşin aslı post-hardcore vokallerden hazzettiğim de söylenemez. Hipnotik ayin benzeri bir atmosfer sunan albüm, kesinlikle bu senenin en iyileri arasında yer alıyor.
*She Destroys Again, 78 Days in the Desert, Pale Rider, Love is the Devil**
8,75/10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






