HEIDEGGER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HEIDEGGER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2025 Pazartesi

Adnan Esenyel - Martin Heidegger : Varlığın Patikaları

 Adnan Hoca'nın bu eserini okuduktan sonra Nietzche üzerine yazdığı kitabını da okumak ,üzerimize farz düşüyor. Bir kere yazar, Heidegger'in derdinin ne olduğunu, nereden kaynaklandığını, neden rahatsız ettiğini ve bu derdi çözmenin yöntemlerini  olabildiğince anlaşılır bir biçimde anlatmasını başarabiliyor. Birbirini takip eden ve üzerine inşa edilen bu yöntem yeri geldiğinde bilal'e anlatır gibi tekrara başvursa da iyi oluyor, tam da ihtiyacımız olan şey bu çünkü. Ayrıca düşünce adamının en bilinen eseri Varlık ve Zaman'ın da ötesine geçiyor, içerik olarak. 

Tedavi yani insanı Dasein'e, kendi asli yurdu Varlık'a yaklaştıracak şey özlü düşünme, varlığın dili ve özünde şiir olan sanattır. Modern insanın varoluşu Teknik tarafından tehdit hali içindedir. İnsan işlenebilir, denetlenebilir, düzenlenebilir, üretilebilir ve ikame edilebilir bir varolana dönüşmüştür. Tezat bir şekilde ise kendini yeryüzünün efendisi ilan eder. Heidegger Teknik'in kaçınılmaz olduğunu kabul eder. Önemli olan Teknik'in insanın Varlık ile bağlantısının kopardığını ve bunu gizlediğini ve hatta Varlık nosyonunu dahi unutturduğunu bilelim, idrak edelim. Felsefe, bilim idesi nin peşinden gittiği ölçüde teknik bir araç olarak, Varlıktan kendisini tümüyle koparır ve Varlığın açılımını sağlamak yerine sürekli olarak onun unutuluşuna hizmet eder durur. Felsefenin sanata yaklaştırılması belki de onu, teknik bir araç olmaktan kurtaracak olan en temel olanaklardan birisidir. Heidegger'e göre sanat eseri, hakikatin vuku bulduğu bir yer olarak Varlığa ilişkin bir tecrübe sunar. Heidegger, insanın var olma halinin özünde şiirsel, yani poetik olması gerektiğini düşünür, çünkü insan ona göre ancak bu şekilde Varlığın yakında durabilir. O halde insan Heidegger'e göre Varlığın yakınında teknolojik, bilimsel, rasyonel şekilde ikamet ediyor değildir, ancak şiirsel bir ikamet insanı Varlığın yakınına getirebilir. Bu bakımdan Varlığın dili de Düşünmesi de özünde şiirsel, yani poetiktir.

Heidegger, çağdaş insanlığın Varlığın unutuluşu dolayısıyla bir kriz içinde olduğunu düşünür, insanoğlu kendisine yabancı, yersiz yurtsuz , kökeninden kopmuş bir varoluşa sürüklenmiştir. Felsefe ise sanattan beslenen Varlığın dili vasıtasıyla özlü düşünme yöntemiyle insanlığı uyandırabilme potansiyeline sahiptir. Benim aşırıya kaçtığını baştan kabul ettiğim öznel yorumum ise Heidegger'in hissettirdiği, etrafında dönüp durduğu ama asla net söylemediği bir arayışa sahip olduğudur. O da kutsallık içinde yaşayan, bağıntının ötesinde birebir parçası da olduğu bir doğal ortamda yaşayan ilk insanların dünyası. Hani, avladığı geyik için ruhundan özür dileyen, atalarının mezarının üzerine evini kuran, hastalandığında bunu ruhlara, tanrılara, atalara yaptığı saygısızlığa yada doğa ile uyumu bozan bir aksiyona yoran insanların yaşadığı bir dönem. Belki de germenlerin kahramanlar çağı...

1 Nisan 2025 Salı

Kaan H. Ökten - Varlık ve Zaman : Bir Okuma Rehberi

 Heidegger'ın ünlü eseri Varlık ve Zaman'ın çevirmeninin kaleminden okuma rehberi felsefecinin hayat hikayesi ile başlıyor ve hemen ardından Hedigeer'ın bu esere ulaşana kadarki yayınladığı eserler vasıtasıyla fikri altyapısının nasıl inşa edildiğini serimliyor. Özellikle altı çizilmesi gereken nokta eserin "Zaman" minvalinde devam cildinin gelmemesi ve bu yönüyle eksik kaldığı. Hatta felsefeci bu eserin devamının ancak yazdığı ilk kısmının baştan gözden geçirilerek değişiktirilmesi gerektiğinden bahsetmiş. Nihayetinde felsefe her zaman değişen dönüşen bir oluş, eserleri de öyle. Etkilediği, esin kaynağı olduğu ölçüde canlı, yazarları o görüşleri terketse bile. Ardından bölüm bölüm özet yer almakta. Eseri okurken terimler arasılığın ne kadar şemalanmaya müsait olduğunu düşünmüştüm. Bu doğrultuda özet çeşitli şema ve çizimlerle destekleniyor. Yine aklımda beliren Heidegger'in kendine has manaya sahip terimleri sıradan insanlara sıradan insanların kavramlarıyla nasıl anlatılabilir sorusuna da cevap bulmuş oldum. Anlatılamaz. Tefsir edilir, açımlanabilir ama dil yine Heideggerca olmak zorunda. Nihayetinde felsefecinin kendi dilinden terimlerin sözlüğüne yer veriliyor. Bazı terimleri bölümleri okurken yeterince anlamadığımın farkına varıyorum. Bir-hal-içinde bulunma, mekansal değil haleti ruhiye etrafında şekilleniyor. Havali ismi ise tam tersine mekan içeren bir kavram. Vicdanın çağrısı, ölüm gibi başlıkların metinlerini okuyunca yine etkilenmemek elde değil. Eser yabancı dildeki alıntıların çevirileri ki Varlık ve Zaman başta Latince ve Yunanca gibi eserlerden alıntılar içermekle beraber felsefecinin vasiyeti gereği tercüme edilmeden bırakılmış, İngilizce, Almanca, Türkçe terimlerin çeviri sözlüğü ve ileri okuma önerileri başlıklı bölümle sona eriyor.

10 Ocak 2025 Cuma

Heidegger - Varlık ve Zaman

 Dasein, insanın varoluşsal hali. Heidegger varolan olarak varolanın menşeini başka bir varolana dayandırmamaya çalışarak kendinden anlaşılır bir kavram olduğunun altını çiziyor. Başka olanakların yanı sıra soru sorma varlık olanağına da sahip olup hep biz kendimiz olan bu varolana terminolojik bakımdan Dasein diye adlandırıyor Heidegger. Dasein'in varlığı da anlamını zamansallıkta bulmakta. Heidegger varlık sorusunun şeffaf hale getirilebilmesi için katılaşmış geleneksel yorumları yumuşatmayı ve onlardan sıyrılmayı amaçlar. Bu sebeple de Kant, Descartes, Hegel, Aristo gibi düşünürlerle hesaplaşır. Yöntem olarak ise Husserl'in fenomonolojisine tabi kılar kendini.
İnsanın tözü, ruh ve bedenin sentezi olan tin değil varoluştur. Bir çok yerde vurguluyor.

İlk cümleyle bağıntılı olarak varolanın ne'liği onun varlığından hareketle tarif edilir, Dasein'in özü kendi varoluşundadır. Mevcut-oluş ise Dasein olmayan varlıklara özgü bir terimdir. Sahihlik ve gayrisahihlik olarak 2 adet varlık modusu vardır. Felsefe kavram icat etmekse Heidegger en büyük felsefecilerdendir. Varlık analizi için ayrıca hergünkülük, ortalama olmaklık, dünya-içinde-varolma, eksistensiyal, faktisite, ilgilenme, ihtimam gösterme, bakış yöneltme, el-altındalık, atıf, işaret, ilintililik, anlamlılık, mesafe-kaldırmaklık (mekansal varoluş), birlikte-varolma, birlikte-Dasein, düşmek, bir-hal-içinde-bulunma, şurada-var-olma, içine-nüfuz-eden-bakış, tefsir, beyan, anlama, lakırtı, (dünyaya) düşmüşlük, kapalılığı-açma-kararlılığı vd. bir çok terimin altını doldurmaya çalışır. Bu terimler analizlerinin tuğlalarıdır.
Pragmatizmi hatırlatırcasına malzeme yani el-altında olanın varlık karakterleri, yani varolanın kendisi ile bir şey arasındaki ilintililiği, Dasein'in varlığının olanağı için vardır. Dünya fenomeni, varolanlarla ilintililik varlık türü içinde karşılaşmamızı sağlayanın nereye-yönelikliğinin kendini atfedici anlayışının ne-içindeliğidir. Dasein'in kendini atfettiği yapı, dünyanın dünyasallığını oluşturmaktadır. Dasein'in dünya dahilinde karşılaştıkları sadece el-altında olan malzeme yada mevcut-olan doğa ile ibaret değildir. Dasein gibi varolan başkaları da vardır. Bu yüzden eksistensiyal olarak Dasein'in dünyası birlikte-dünyadır. Ancak Dasein malzemelerle kurduğu aynı ilişkiyi diğer Daseinlerle kuramaz, ilgilenme değil itina gösterme fenomeni devreye girer. Dasein'in yalnızlığı da dünya içinde birlikte-varolmadır. Başkasının yokluğu birlikte-varolma içinde ve birlikte varolma için mümkün olabilmektedir. Yalnızlık birlikte-varolmanın yoksunluk modusudur. 
Dünyaya düşmüşlük, birlikte-olmaklık içinde lakırtı, merak ve müphemlik yönetiminde soğurulmuşluk olmak demektir. Herkesin dopdolu ve sahici bir yaşamı besliyor ve yönetiyor olduğu sanısı, Dasein'e huzur kazandırır. Düşmüş dünya içinde varolma ayartıcı olduğu kadar huzur vericir de. Ancak dünyaya düşmüşlük huzura erdirmez.Yani düşmüş dünya içinde varolma hem ayartıcı ve huzur vericidir, hem de yabancılaştırıcıdır.
Dış dünyann mevcut olup olmadığı ve kanıtlanabilir olup olmadığı sorusu bakımından gerçeklik meselesinin olanaksız olduğu açıktır: dünya-içinde-varolma daha baştan itibaren varsayma,sanma, kesin olma ve inanmaya dayandırılır ki bu tutum zaten hep dünya-içinde-varolmanın temellendirilmiş modusudur. Dünya-içinde-varolma olarak Daseinla birlikte dünya-dahilinde varolanlar zaten hep açımlanmıştır. Ancak ve yalnızca Dasein var ise hakikat vardır. Dasein esasen var ise o takdirde varolanlar keşfedilir ve o müddetçe açımlanır. Hakikat var ise varlık var olur. 
Dasein varolduğu müddetçe kendisi hep "daha henüz var olmamış" olarak var-olabilmelidir. Dasein varolduğu müddetçe , onda olabileceği ve olacağı bir şeyler hep noksandır. Bu noksanlığa, bitişin kendisi de aittir. Dünya-içinde-varolmanın bitişi ölümdür. 
Vicdana sahip-olmayı-isteme, fiili sorumlu olma olanağının en asli varoluşa-dair koşuludur.
Öne koşucu- kapalılığı açma kararlılığı vicdanın çağrısını izleyen bir anlayıştır, ölüme doğru varlık olarak belirlenen vicdana sahip olmayı isteme...
Şimdileştirici ve oldum-olasıcılaştırıcı gelecek şeklindeki birliksel fenomen zamansallık olarak adlandırılıyor. Oldum-olasılık bir bakıma gelecekten kaynaklanmaktadır.

12 Aralık 2023 Salı

Allan Megill - Aşırılığın Peygamberleri: Nietzche, Heidegger, Foucault, Derrida / Felsefe Yazın #23

 

Aydınlanmanın başarısızlığı yani modernizm-post modernizm gerginliği ile bağlantılı aynı çizginin savunucuları olarak addedilen dört filozofun, Nietzche, Heidegger, Foucault, Derrida, başta estetik,  sanat ve kriz ekseninde olmak üzere yakınlıkları ve farklılıklarını inceleyen bu yapıt son iki felsefecinin yazıldığı dönem hayatta olması ile tam anlamıyla tamamlanmış bir projeye dönüşmese de kendi içinde hedefine ulaşmış durumda görünüyor. Yazarın Varlık ve Zaman isimli eserini okumaya bir türlü başlayamadığım Heidegger'ın bu eserinden sonraki dönemlerde ilk fikirklerinden uzaklaştığını belirtmesi, bir bakıma Foucault'nun da görüşlerini dinamik bir doğrultuda ama hep mükemmele yakınlaştırması geliyor akla, biraz hayal kırıklığı yaratmadı değil bünyemde. Yine de Heidegger'ın Nazizm ile flörtü kısa sürse de sonrasında hiç özeleştiri vermediği gibi gerçeklikleri öğrenmemize müsade etmekte.

Aslında tarihçi olan yazar Megill,  kriz derken aklın ulaşabileceği muteber iyi, doğru ve güzel standartlarının ve bununla birlikte Kitabı Mukaddes'teki Tanrı Kelamı'nın yitirilmesini kastettiğini belirtiyor. Zaten modernizmin yenilgisi bu boşalan konuma yerleştiriği insan aklının soğuk bilimselliğe dayalı evrensel sorumluluk altından kalkamamasına dayanmıyor mu? İdeoloji sosyal insanın tinsel ihtiyaçlarını bir noktaya kadar oyalayabildi. Sonuçta sunaklar tekrar kuruldu ama bu sefer insanlar birbirlerini kurban ettiği bir dipsiz çukurdan, en baştan başladılar hayatı anlamlandırmaya. Döngüsellik...Kavramların içi zaten hiç dolu değildi ama varmış gibi davranılıyordu bir aralar. Şimdi herkesin orasını burasını tutup çekiştirdiği demokrasi, eşitlik, insan hakları gibi kavramlar saygınlıklarını hiç olmadığı kadar kaybettiler. Kötü birer şaka her biri. Güçlü olanın kendini haklı ilan ettiği ve ona göre davrandığı bir dönem dünya geneline yayılıyor. Bazıları öyleydi, şimdi hepten öyle, öyle de olması gerekir. Neyse uzun bir parantez oldu.

Ancak yazar, bu yukarıda kendimce özetlediğim teolojik kırılma yerine krizi tarihselciliğin (kabaca bir yorumla ilerleme inancının) çökmesine bağlıyor. Konu ettiği estetizmi sanat ya da dil ya da söylem ya da metini birincil insan deneyimi alanını oluşturan şey olarak tanımlıyor. Aydınlanma ideolojisinin muhalifi sanatın ve şiirin gücünü önemseyen romantikler ile ilk iki filozof arasındaki bağlantılar. ortaya konuyor.

Yaşamı olumlaması ile tanınan Nietzche sanata dünya yaratıcı bir önem atfediyor. Dünya bir sanat eseridir ama Tanrının elinden çıkma değil kendi kendini doğuran bir sanat eseri. Sanat , bizi kusurlu bir dünyaya karşı koruyan"iyi görünüş istemi"dir. İnsanların ağırbaşlı ve ciddi yönlerine karşı, coşkun, gezgin, dans eden, alay eden, çocuksu ve mutluluk verici bir şeydir. Mit de sanatın üzerine inşa olduğu bir zemin olarak merkezi bir rol oynar. (Nietzche'nin sanatın karşısına bilimi konumladırdığı pozitivist bir dönemi olduğu da unutulmamalı) Miti antik Yunan kültürünün dini gerçeklikle somutlanmadan önceki zemininde yeniden inşasını umut eder. Romantizm klişesine düşene kadar Germen efsaneleri canlandıran Wagner'e de bu yüzden bel bağlamıştır. Üslübu ile birlikte Zerdüşt de bu çabadan bağımsız okunmamalıdır. 

Heidegger dünya yaratıcı gücü ilk başlarda sanat olarak belirtmişken sonraları dil olarak revize ediyor. Dünya kendi kendini yazan bir şiir diye betimleniyor. Sanat yapıtı şeyleri daha iyi görmemizi sağlamanın ötesinde yeryüzünün yeryüzü olmasını sağlar. Foucault da benzer şekilde deneyim ve dil uğraklarını terkedip söylemin yaratıcı güç olduğu tezine sarılıyor. Nietzche'de kriz paradigması Tanrı'nın ölümü nosyonu iken Heidegger'de dünya savaşı etkisiyle kriz ete kemiğe bürünüyor. Krizin nedenini bilimin özünden yani Yunan kültüründeki köklerinden- uzaklaşmış olmamıza bağlıyor. Varlık zamanda ve uzayda mevcudiyettir. Heidegger'deki baskın nostalji teması her türlü ayrımın,ayrılığın ve farklılığın dışlandığı bir mevcudiyete duyulan bir özlemdir. Köylülerin dünyasını idealize etmesi, teknolojinin Varlığı tehdit eder bir hal alması, çözüm olarak hiç bir şey yapmamaya yani itidale davet belli başlı konu ettiği izlekler. Ve biz Varlık (büyük V ile başlayan) neye tekabül ediyor, açıkca bilemeyeceğiz.

Foucault için merkezi önem taşıyan metin değil faaliyettir, bu yüzden kuralları yeniden formüle eder ve sonra da yıkar. Ne geçmişi ne de geleceği temsil etmekle ilgilenir, asıl derdi mevcut düzene bir dizi saldırıda bulunmaktır. Heidegger her eylem düzenin parçası olacağı kabulüyle edilgen bir tavır geliştirmişken Foucault kesintisiz bir eylem taraftarıdır. Çünkü nesnel bilgi yoktur ve tüm bilgiler iktidarla bağlantılıdır. Bu saldırıların amacı mevcut düzeni başka bir düzenle değiştirmek değildir. Devrim süreklidir çünkü gerçekleştirmeye çalıştığı ideal bir toplum imgesi yoktur. Yazılarında kurmaca ve parodi öğeleri saklıdır. Diğer aşırılığın peygamberleri gibi yazıları programatik olmaktan çok kışkırtıcı, yapıcı olmaktan çok sağaltıcı (tedavi edici) olma niyetindedir.

Derrida o kadar anlaşılmaz yazar ki onunla ilgili sadece birbirinden farklı görüşler, yorumlar öne sürülebilir. Örneğin Derrida'nın fikrinin edebiyata uyarlaması, doğru ya da yanlış bir temeli amaçlamamasına dayanır, yorumun ortaya konuşundaki teknik ustalık ve sözel parlaklıktır ve başka yorumları harekete geçirebilme gücüdür. "Metin dışında hiçbir şey yoktur" Yazının görevi bir şey söylemek değildir, tam tersine gerekçesi kendisidir. Derrida yazılarında Yahudi kültürünün izlerini taşısa da Levinas'ın Batı felsefesi karşısına koyduğu İbranilik anlayışını da yapıbozuma tutar. Diğer üç filozof gibi hesaplaştığı Hegel ve Kant gibi isimler de yapıbozuma uğramaktan kaçınamazlar. Dolayırısıyla yazarın kabul etmemesine rağen post-modernizmin son ismidir, belki de sonlandıracak measihi.


Heidegger okumasına başlamadan önce bu kitapla birlikte Felsefeciler Derneği'nin yayın organı Felsefe Yazın'ın bu son ve gerçekten sanırım son sayısındaki Heidegger eleştirisine rastlamam da ilginç oldu. Tabi her eleştiride olduğu gibi muhafazakar devrimci Heidegger'in Nazi geçmişi ortaya konarak başlanıyor. Sadece bir süreliğine organik olarak bağlantılı olmanın ötesinde Alman halkı, Avrupa krizi gibi öğeler içeren metinleriyle de Nazizimi beslemesinden bahsediyor. Materyalist bir bakışın ürünü olan makale felsefecinin ünlü Varlık kavramını Tanrı ile özdeşleştiriyor. İlkel bir düşünme tarzı olan mitosa geri döndürmeye çalışıyor felsefeyi. Tıpkı kitapta da belirtildiği gibi Nietzche'nin eserleriyle tanıştıktan sonra değiştiğini, felsefeyi ve hatta bilimi şiirselleştirerek mistik anlayışların kapısını araladığını belirtiyor. Kitap bundan hayırhah bahsederken aynı veri makalenin eleştiri konusu olmakta. Derrida'dan aktarımından hareketle makalenin yazarı Heidegger'ı ömrü boyunca teoloji yazmakla suçlar.

Dergideki diğer bir makalede ötekileştirme terimi tartışılmaktadır. Karşı çıkılacak şeyin ötekileştirme değil aynılaştırma olduğu vurgulanır ve öteki / başka olma hakkının öneminden bahsedilmektedir. Elbette kapakta yer verilen Simone de Beauvoir ve Hannah Arent gibi isimler hakkında akademik yazılar bulmak mümkün. Felsefe hakkında yazmak hakkında da bir araştırma yazısı oldukça bilgilendirici.