MÜRDÜM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜRDÜM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2017 Pazar

Kadıköy Underground Poetix #1 - Mürdüm #4 - Nepal #6 - Samsa #5 - Şebeke #2

6.45'in yayınladığı UP'nin atababası Kadıköy Underground Poetix'in ilk sayısı internette dolaşıyor. Sol tarafta yer verdiğim kapağın doğruluğundan bu ilk sayının basım tarihinin 1995 olup olmadığı kadar emin değilim. Yayınevini biliyorsanız Beat ve yeraltı edebiyatına ne kadar düşkün olduklarını da biliyorsunuzdur. İlk sayı da her ne kadar 260 sayfa gibi bir hacme sahip olsa da fanzin ruhunu yansıtan ve biraz da derleme tarzında hazırlanmasıyla ilgi çekiyor. Dolayısıyla Richard Brautigan, W S Burroughs ve oğlu, Bukowski, Voznesensky, İlhan Berk, A D Winans, J Kerouac, A Ginsberg, James Abercrombie, Ed Sanders, Lawrence Ferlinghetti, Artaud, Ralph Waldo Emerson, Stan Brakhage, Jonas Mekas, Ece Ayhan, Jean Genet gibi isimlerin biyografileriyle, eserleriyle ve esin kaynağı olarak dergide yer almaları şaşırtıcı olmamalı. Diğer bir deyişle edebiyatçılar dergi sayfalarına hakim olmakla birlikte sinema ve toplumsal alanlara da damga vuran isimler unutulmamış.
Ayrıca Sanrısal Ayinlerde Kullanılacak Yoga Meditasyon Teknikleri namındaki broşür ve Hacker Manifestosu ve Hakim Bey'in Kalıcı Otonom Bölgeler broşürü, Doğal Çiftçilik bildirileri gibi alternatif açılımlar da zengin bir okuma sunmakta. Ama belki de içeriğiyle, biçimiyle en çok hoşuma giden Garip Hareketi ve Beat Kuşağı makalesi oldu.

Aç bir serçe olsaydım eğer,
Konmazdım sizin pencerenize.
Karınca olsaydım eğer ben,
Geçmezdim sizin geçtiğiniz yoldan.
Siz gassal olsaydınız eğer,
Elbette sizden sonra ölürdüm.
Eğer ben bir ağaç olsaydım,
Sizin bağınızda yeşermezdim.
Fakat büyük bir taş olsaydım,
Yolunuzda boyulu boyunca yatardım.
***
Aşkı Arayan
Bir yanım Beveryli Hiils
Diğer yanım Hollywood
Arada aşkı arayan ben
Amerikaya komunizmi getirsem daha kolay
***
RUS - AMERİKAN ROMANSI

Hem benim ülkemde, hem senin ülkende
İnsan sabaha kadar uyur -- sırt sırta değilse.
Hem ay da bir tane, iki kat altın var
hem benim ülkemde, hem senin ülkende.
Hem fiyatı da aynı, hiçbir şeye değil, bedava
sana gündoğumu, bana günbatımı neyse.
Hem sabah olmadan serinlik pencerede
ne senin suçun, benim suçum ne de.
Hem sevgi var hem de acı vatan üzerine
senin uyduruk sözlerinde, benim uyduruk sözlerimde.
Keşke yarı yarıya azaltılsa sayısı budalaların
hem senin ülkende, hem benim ülkemde

Güzel dizaynı ve ağır içeriği ile şimdilik radarımda yer eden Mürdüm'ün dördüncü sayısı Asaf Halet Çelebi'nin Mansur ismindeki şiiriyle açılıyor ve Salkım Asyalı, Barbaros Çelik, Özgür Yılmaz, Ahmet Mahir, Murat Göktürk, Ali Halim Şişman, Serhat Şenel ve Emir Doğan tarafından devamı getiriliyor. Fazıl Nazari, Şerko Bekes ve Alejandra Pizarnik'ten çeviri şiirlere yer veriliyor.
Duvar isminde öykü, Cahiliye Devrinin Tüm Medenilerine isminde deneme, Masa'dan Mor Deniz'e Şairin Boy Vermesi isminde şiir analizi, Truffaut Truffaut'yu Anlatıyor, Tahran Notları'nın son bölümü ve Hayalet Oğuz'un şiirine yönelik yazılar da düzyazı bölümünü oluşturuyor. Adonis dosyası ise ilgiyi hakediyor.

Nazca çizgilerine asılı sinekkuşlarının gagasında
Dikenleri çiğnenmiş bir gökyüzü var
Gökyüzü her zaman mavi olmak zorunda değil
Yaldızlı mabedimiz turunç kırmızı alevler içinde
Yaldızları dökülünce pası kalıyor geriye
**
Boyunlarından öpelim çiçeklerimizi
***
yanılıyorsunuz
bu elimde tuttuğum kalbim değildir
..
ve küçüğüm bilemezsin
devam etmek bazen
çok zor devam etmek bazen
adım atmak şöyle kaldırıverip ayağı usulca

gel beni dinle
susun da beni dinleyin biraz
hiç kimse olmasın hiç kimsenin
aşkları olsun kurtaralım

herkese yerini bildirelim sade
sade haddini bildirelim herkesin

yoksa bakın olmuyor yani böyle görmüyor musunuz

Bir solukta kendini okutan fanzinde yine usta isimlerle genç nesil bir araya gelip şiirlerini yayınlamakta. Osman Konuk (kuşlara diplomasını/bir şey yerken ağzından kuşların hakkını düşürenler vermeli), Ahmet Güntan, Özgür Göreçki (yerde sigara izmaritleri vardır demek ki yaşanmışlık), Ergun Tavlan, Fatih Çünkioğlu (o sırada annem pencereye doğru iki adım attı. Sadece ben ve Alper'in duyacağı şekilde kendi kendine şöyle bir şey söyledi:Pencereye bak hele. Tam intiharlık), Özgür Ballı, Mihrap Aydın( ben suçluyum, sonusuzluğa/ gözlerimi kısarak bakmaktan), poetik metniyle Fatih Mutlu, çeviri şiirleriyle Ursula Le Guin ve Rose Milligan ve tabi çarpıcı öyküsüyle bugünün iklimi yansıtmada oldukça başarılı bir işe imza atan Mustafa Çevikdoğan bu sayıda yer alan isimler.

Samsa, beşinci sayının kapağına bahar öyküleri dosyasını taşısa da içeriği zayıf kalıyor. S.F. Abasıyanık, Kafka, Fevri ve Ayşe Durmuş'un eserlerinden ibaret dosya oldukça sınırlı. İnceleme yazıları daha ilgi çekici. Captain Fantastik ve Sıradan Adam Ove, Micahlengelo'nun İlk Günah ve Cennetten Kovuluş freskosunun Panofsky yöntemiyle çözümü, Dadaizm Manifestosu ve Türk Romanında 12 Eylül Darbesi gibi başlıklar bu kategoride yer buluyor. Sadece bir şiir yer almakta (Selah Özakın), Ayrıca dosya dışı bir öykü/deneme de mevcut. Pdf olarak okumak için güzel bir fırsat sunmuşlar. Tıklayınız Samsa.

İnternette bulduğum ve ikinci sayısı olduğunu zannettiğim fanzin modern çizgisiyle dikkat çekiyor. Anlayabildiğim kadarıyla istikrarı yakalayamamış yayınlardan biri ve bu durum üzücü. Şiirler genelde mahlaslarla yazılmakla beraber Şenol Erdoğan, Kaan Koç, Allen Ginsberg, Emre Varışlı gibi bilindik imzalara rastlamak mümkün. Çizimler, desenler, grafitiler, görsel şiir, ve fotoğraflara da sayfalarda sık sık yer verilmekte. Otostop ismindeki öykü hoş. Jack London ve bilimkurgu edebiyatındaki yeri üzerine makale keyifle okunuyor.

bir girit radyosu'nun hüzünlü gıcırtıları

25 Aralık 2016 Pazar

Hiç #7 - Yabani #7 - Nepal #4 - Mürdüm #3 - Marcel Proust (Çiçek Açmış Sözlerin Peşinde)

bilinmeli ki bir hayatın bir hatayı yontmasıdır aşk

Pek sevdiğimiz Hiç dergisi daha çok Fosforlu Cevriye adlı romanıyla bilinen Suat Derviş'i kapağında konuk etse de içerdiği Abbas Kiarostami'nin fimlerindeki yaşam, aşk ve ölüm izleği üzerine yazılan doyurucu ve kapsamlı makale dolayısıyla İranlı yönetmeni de rahatlıkla kapağına taşıyabilirmiş. Lafı dolandırmadan söylersek, Suat Derviş hakkında bir kaç kelam daha fazla söz edilseymiş keşke. İnceleme yazıları bu kadarla kalmıyor: Andre Gide, Thomas Mann, Mary Shelly ve Dante üzerine yazılara Ercan Kesal röportajı eşlik ediyor. Ürünlerden de Mert Can Fırat üstte alıntıladığım güzel bir ayrılık mısrasına imza atıyor.

7. sayıya ulaşan bilimkurgu fantastik korku çizgi roman dergimiz Yabani'nin ön ve arka kapak resimlerinin güzelliği hakkında bugüne kadar bir şey söylememiş olmamam ayıp. Kara Zeybek ismindeki çizgi hikaye şu anki konjonktürde yerli kahramanımız olsaydı ne yapardı sorusuna verdiği 'gerçekçi' yanıtla sarsıyor. Siyasal eleştiri babında güçlü bir ifade. Diğer çizgi romanlar aslında devam hikayeleri. Akbaba Şehri, Uçan Kale ve Kralına İsyan. Hepsi ayrı güzel ama Kralına İsyan bence biraz hızlanmalı. Akbaba Şehri'ni genel olarak sevmekle beraber çok dağınık buluyorum. Hikaye örüntüsü toparlanmalı artık. Derginin genel çizgisinden farklı hafif gotik ve derin Dünyanın En Büyük Sahnesi tek solukta biten son örnek. Şöyle bakınca hepsinde de aslında takdir edilesi eleştirel bir dil hakim. Baskı zamanlarında sanat en verimli çağlarını yaşarmış. Öykü konusunda dalgalı seyrin farkında olarak Kayıp Rıhtım'dan destek alınmış. Cogito idam cezası yerine bilinçlerin dijitalleştirildiği bir çağda idamını bekleyen bir mahkumun hikayesi. Kaptan, Orta Kapı! da gündüzleri halk otobüsü şoförlüğü yapan akşamları Kaptan Buzdağı ismiyle kötülüklere karşı savaşan bir süper kahraman renkli diliyle işleniyor. Devamı gelecek gibi. Yolcu'nun üçüncü bölümü Çöl adıyla dergide yer bulmuş. İlk iki bölüme kıyasla çok hoşlanmasam da büyük hikayenin bir geçiş safhasına hazırlık rolünü üstleniyor kanaatindeyim. Salı Sallanır Çarşamba Beyaz Çarşafa Dolanır, derginin yerel mitlerle süslü korku türünü temsil eden bir çalışma. Bu türdeki diğer hikayelere nazaran daha etkileyici.

Nepal'in üçüncü sayısını kaçırmışım, sağlık olsun.

yürüyen merdivenlerin ardında
bizi okşayan ve aksayan bir acelemiz var (Fatih Çünkioğlu)

bir elma bile bulamamış elma dalları
yine de yarısını aradığım şeyler var (Mihrap Aydın)

herhangi bir bitkinin tutunduğu yerden
tutunuyorum ben de hayata
...
nerde yakılan bir ağıt görsem oturur dinlerim (Enes Kurdaş)

"Sev beni" diyeni sevmiyoruz. Tamam mı? (öykü, Çağnam Erkmen)


Mürdüm dergisiyle üçüncü sayısıyla tanışabildim. Bazı kelimeler vardır, ya küçüklüğümden beri aklıma takılmıştır, asklepion gibi, kendi kendime tekrar ederken bulurum, kesin küçükken okuduğum ansiklopedilerden felan kalmıştır ya da eğlenceli bulurum, mürdüm eriği gibi, müdürüm müridim mürdüm, bi bana mı komik geliyor bu sözcük yafu?
Kapak fotoğrafı bir yerlerden tanıdık gelen dergi şimdilik radarıma girmiş durumda. Bir kaç alıntıyla birlikte içindekileri ekliyor ve takibe geçiyorum.


terli atlar ikliminde duydum adını
...
nal seslerinin çakıllara bulaştığı yollar
susmak gibi bir şeydi hem seni hem sana (Emir Doğan)

kanın yerde bir duruşu vardı
görmeliydiniz
çok -kabul görmemiş bir zaman ölçüsü olarak
çok ağladım

korkmuyoruz
ama cesur da değiliz  (Reyhan Korkmaz)

bir an, bir saniye
güzellik geçip selamlıyor bizi
ve bu yetiyor devam etmeye  (Jean Marc La Freniere)

gidince çürümeyeceğini bilsem
ellerimizi değiştirelim derdim
ellerimin ellerinde verdiği güzel ve uzun mola
ayrılık Allah'ın emri
ölüm olmasa... (Özge Dirik)

Bir de sırf hafızada yer tutsun diye Yapı Kredi yayınlarının sanırım bir kitap fuarında hediye ettiği yarım parmaktan da kısa boyutlara sahip Marcel Proust'un eserlerinden derlenen aforizmaların, deyişlerin yer aldığı Çiçek Açmış Sözlerin Peşinde'yi sonunda bitirebildiğimin kaydını düşmeliyim. Bir kaç yıl sürdü galiba. Bugüne kadar bu kadar ufak tefek bir şeyi kaybetmemiş olmam bile başlı başına bir mucize. İşin garip tarafı ise bunu 10 liraya internette satıyor olmaları.