18 Nisan 2026 Cumartesi

V.A. - Gummo (1997, Soundtrack)

 Black, death, endüstriyel ve sludge metal besteleriyle dolu olması bu film müziği kaydı orijinal yapan tek şey değil. Hatta evet nadide ama çok ayrı bir şey de katmıyor. Filmin kendisi de bu kaydı kalkındıran önemli bir etmen. O yüzden önce bu arıza, dürüst, çirkin filmi izliyorsunuz, 1 hafta ardından da müziklerini dinliyorsunuz. Ardından kedikedikedi çağırdığımız elektronik şarkıda, filmden alıntı Cockadoodledoo'da ve Jesus Loves Me'de travmatik deneyim yaşıyorsunuz. Bu kaotik birleşim Bach bestesi Mischa Maisky yorumu viyolonsel suit'e bel bağladığında siz de bağlanacaksınız. Film ile bağlantılı dinlediğim için değerlendirmem bir miktar olması gerekenden fazla olumlu intiba barındırmaktadır.

8,0-/10

15 Nisan 2026 Çarşamba

Erkin Koray - Erkin Koray 2 (1976, Comp)

 Erkin Baba'nın gerçekten de bir rock babası olup olmadığını ben bile kendi içimde kendimi kendimle tartışıyor buluyorum. En büyük hitleri Mısır, Hint ve Anadolu ezgilerinden besleniyor, bazıları bayağı bayağı aşırma. Yine de kendimize, bize özgü bir ses yaratmasında saklı başarısı. Bu şarkılar, bu şarkıların çağrışımları, ofları oyları hep bizim bir parçamız olmuş. Bir yandan da rockçı olmak bir hal tavır duruş ise ondan büyüğü pek az. Bitmez bu tartışma, o yüzden yapılanlara bakmak lazım. Şu ikonik albüm kapağı gibi nadide bir şeyler var burada. En iyi şarkıları içerir plakların derlemesi. O zamanlar standart bu şekildeymiş. Şu şarkıların orijinal ve bozulmamış versiyonları hala dimdik ayakta, ne gereği var tekrar yorumlamanın: Şaşkın, Eyvah, Fesüphanallah, Sevince, Estarabim, Arap Saçı, Hayat Bir Teselli, Komşu Kızı, Gönül Salıncağı, Tımbıllı.  Belki bir iki parça tanıdık gelmeyecektir ki onların da az kalır yanı yok diğer hitlerden. 

9,50/10

12 Nisan 2026 Pazar

Dance With the Dead - Out of Body (2013)

 Korku filmleri ve video oyunlarından ilhamla 2010'larda böyle değişik bir synth pop akımı doğuvermişti. Bu dalga biraz durulsa da devam ediyor. Bu türün önde gelen isimlerinden güzel yurdumuza konsere de gelecek olan Perturbator'u halihazırda dinlemiştim. Ayrıca bu türün metalci alıcısı da var zira bazı grupların beste tarzında ve elektro gitar dahlinde yabancısı olmadıkları görülebiliyor. Dance with the Dead de köklü gruplardan, yedi uzunçalar çıkarmışlar bile. İşbu albüm ise debüğleri oluyor. Sıfatlandıkları korku temasını ben pek alamadım. Synth ve beat enerjisi güp güp birbirini kovalıyor. Melodiler klişe ama özümsemeye yardımcı. Bundan kelli olsa gerek basit bulup sevmeyen de var grubu. Ama bu demek oluyor ki, yeni yeni bu türe merak salacaklara tavsiye edilebilitesi hayli yüksek. Söz, vokal yok zaten. Bazen synthler böyle 80-90'lardaki heyecanlı haber jeneriklerini andırıyor. Bu kadar.

7,25+/10

11 Nisan 2026 Cumartesi

The Pineapple Thief - 137 (2002)

 Önceki albümün sivrilikleri törpülenmiş lakin kendi seslerini bulma arayışı devam ediyor. Coldplay, Radiohead ve trip hop atmosferini çağrıştıran bir elektronik müzik akla takılıyor. Progresif temalar belirginleşmeye başlamış. Diğer yandan atmosfer soyut çizgide, isterim ki gitarın teli tıngırdasın, vokal dişe dokunsun. Melankoli yüklü tarzda melodileri izlemek mümkün. Amma ne kadar yüreğiniz etkilenir, bilemem. 90 sonu 2000 başı periyodun standart bir soundu ve bugün biraz zamanın gerisinde kalmış hissi verebiliyor. Bir kaç yerde utanmasam new age diyeceğim denemeler rock sesine entegre edilmiş. Bütün bu tarife rağmen 70 dakika süresinde çok kez sıkılacağınız anlar olacak. 

6,50+/10

9 Nisan 2026 Perşembe

Vüs'at O. Bener - Bay Muannit Sahtegi'nin Notları

Mevzu, bu retrospektif günlüğün (1984 yılında 1979 yılına ait anıları yazıyor diye anladım ama bahis Vüs'at O. Bener ise hep bir çekince ile yorum getirmek lazım) otobiyografik mi kurgu mu olduğu değil, ne kadar oranlarda bu kavramlardan beslendiği? Yaşlı bir adamın eşiyle dostuyla yaşadıklarını yemesiyle, içmesiyle, emekliliğin  para sıkıntısıyla, bodrum katını lağım basmasıyla bu kadar normallik de kurgu olamaz dedirten ayarda sayfalara yansıtması ve biçim olarak da yazarın artık aşinası olduğumuz kendisine özgü dili vasıtasıyla bunu yapıyor olması.. 

8 Nisan 2026 Çarşamba

Enslaved - Monumension (2001)

 Dali'msi bir kapak enteresan bir işi muştuluyor. O kadar ki grubun zayıf albümlerinden addedilmekte. Kırık bir black metal albümü bu, cam kırıkları ile dolu. Gitar soundu olması gerekenden bir tık fazla çakaçoko. Bazı şarkılar tekrarlarda boğuluyor. Ama progresif dokunuş parçalarda ilginç noktaları boyayabiliyor. Gürültü namına gürültü sesleri...70'lerin prog atmosferi de işin içine girince kimi bazı yerlerde , başka ne eksik kalır dediğimiz anlarda saf folk viking parçası devreye giriyor. Kafamız albüm kadar karışık.

The Voices, Hollow Inside, Sigmundskvadet

6,75/10

7 Nisan 2026 Salı

Miles Davis & John Coltrane - Live in Stockholm 1960 (1985)

 Caz ile ikircikli halim cazın zirve yaptığı döneme tekabül ediyor daha çok. Miles Davis ve John Coltrane gibi 2 duayen sanatçının en gözde olduğu dönemdeki rastlantısal ve emprovise tarza yakın şarkılar işte tam da içselleştiremediğim şeyin tanımı olsa gerek. Defalarca bu kaydı dinledim, iyi güzel kök besteler. Ama benim içimdeki tembel miskin adamı dans ettiremediler.

6,50-/10


6 Nisan 2026 Pazartesi

Laura Marling - Patterns in Repeat (2024)

 Bir kaç yerde popülist hareketlere teslim olmasıyla samimi, yavaş tempo, dinlendirici havayı bozuyor. Başlangıç şarkısındaki melodi ya da ismini söylemek istemediğim diğer bir şarkıdaki lalalalar bu olumsuzluğun en belirgin halleri. Heyhat tam da bu anlar başkalarının favori anları. Ben ise The Shadows gibi daha dramatik parçaları seviyorum. Nihayetinde sıkıcı ve sakin ozan folk müziğini yeri geliyor sesinin tınısıyla yeri geliyor keman , piyano vb. enstrümanlarla ama hepsi ayrı ayrı birbirini boğmayacak ve soundu karmaşık etmeyecek seviyede renklendirerek ilginç hale getirmeyi başarıyor. Bu haliyle de bu türe kulak vermek isteyenleri kaçırmayacak tam da bir tersine ısındıracak bir girizgah albümü. Ve sanatçımız da hakeza öyle.

7,50+/10

5 Nisan 2026 Pazar

Kampfar - Kvass (2006)

 Kampfar'ı dinledikçe daha da fazla seviyorum sanki. Paganist folk riflerini kirli black metal soundu ile enerjik bir şekilde harmanlayabildikleri, hem albüm kapağındaki gibi soğuk ve duygusuz hem de epik bir karakteri inşa edebildikleri bir albüm bu. Sadece beste ve düzenleme değil tonlamalar ve vokal de bütüne katkıda bulunan iyi unsurlar. 7 yıllık arayı iyi değerlendirdikleri duyulabiliyor. Orijinal, dissonant, melez bir şeyler arayan hele o yana gitsin. Bu yanda bol tekrar, melodi, viking ruhu var. 

8,25+/10

4 Nisan 2026 Cumartesi

Büyük Ev Ablukada - Defansif Dizayn (2023)

 Burası için orijinal, orası için ne bileyim Tame Impala felan vardı bir vakkitler. Kendi lisanımızda dinlemek her zaman bir kazanç, bir keyif tabi. Kaliteli iş. Nakaratlar zayıf, benzer indie rock emsaller gibi. Karargah hariç. Burada epik ruhu tıngırttırıyorlar. Diğer şarkılarda da yüreğe dokunuyorlar tabi. Yalnız, biraz daha toplumsal dokunmalar içerseydi sözler, pek memnun olabilirdim. Her neyse ve nerede yaşatılıyorsak, biraz da ülkedaş olmamız sebebiyle iyi değerlendireceğiz.

Not: Unutma ile ilgili sözler umarım bir sağlık sorununu işaret etmiyordur. 

8,0/10

3 Nisan 2026 Cuma

Gizem Cengiz - Steampunk: Bilimkurgu Sinemasının Bahar Çılgınlığı

 Bilimkurgudan ziyade fantastik kurguya yakıştırdığım steampunk alt kültürüne dair bu kitap romanlardan sinemaya geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Hangi tür altındadır tartışmasının yanısıra tanım, özellikler, farklar noktası da ortaya serimlenmiş. Dipnotlarla birlikte akademik ve biraz steril bir dil kullanılmış. Farklı kaynaklardan derlenen bu alıntıların üzerine yazarın kendi görüşlerini ayırt edebilmek pek mümkün değil. Genişçe ki bu alt türün nicelikte kendini tüketiyor olması bu sıfatı daraltıyor,  bir tanıtım kitabı hüviyetinde daha çok. Görünmeyen elin yönettiği dijital dünyadan mekanik ve genelde buhar teknolojisinin hakim olduğu alternatif bir evrene kaçış ve temelinde Viktoria döneminden esinlenen nostaljik kültürel yapı temel belirgeçler. Ontolojik olarak mucit karakterler üzerinden teknolojinin yıkıcılığının işlenilmesi de bu alt kurgularda sıkça rastlanılan bir olgu.

2 Nisan 2026 Perşembe

The Decameron - Fleabag - Vinland Saga sezon 2 - The Expanse sezon 5

 Son yıllarda izlediğim sağlam dizilerden Decameron ortaçağa Avrupası veba salgını  dönemi gerçek bir metne dayanıyor ki, bir yönüyle güçlü yanlarını bu esere borçlu. Yalnız günümüz liberal ideologyadan da muzdarip olsa dahi çoluk çocuk ile izlemeyecekseniz sorun yok. Aslında şekilciliğin ötesinde sevgi, bağlılık gibi bugünün ölçütlerinde birilerine bayat gelen kavramları irdeliyor ve bunu da hayli matrak bir yolla yapıyor. Sadece senaryo değil bazı oyunculuklar da göz dolduruyor. Tabi dekor ve tarihi temsil de öyle.


Diğer güçlü yapımlardan biri de pire torbası diye çevrilebilecek Fleabag. Az bölümden oluşan iki sezonluk komedi, absürt bir dramaya da sahip. Hayli enteresan bir çekiciliğe sahip hayata koyvermiş ablamız aslında ciddi arıza biri. Bir sekse düşkünlük durumları var sanırım. Bundan kelli işlettiği kafenin ortağı best arkadaşının sevgilisini ayartır ve arkadaşının intiharına neden olur. Dizi bunu parça parça gösteriyor zira tam bir travmalık durumdur bu. En az kendisi kadar egzantrik kızkardeşi, babası, üvey anası, eniştesi ile güreşe güreşe normalleşmenin hikayesidir bu. Kızın bir papaza aşık olması ile de  dallanan budaklanan dizi elbette son dönem yapıtlar gibi kameraya bakışlarla süslenerek çekilmiş. Fark ise kameraya bakan ve bizimle konuşan tek kişinin başrol olması.


Şık anime dizilerden Vinland Saga'nın ikinci sezonu ilki kadar etkileyici olmasa bile, bunu en çok Askelad'ın hayaletini gördüğümüzde anlıyoruz, hayli iyi. Bir yandan köle olarak satılan Thorfin'in büyümesini, uysallaşmasını, pasifizmi benimsemesini izliyoruz diğer yandan efemine prensin Tanrı'ya isyan edip entrikalar ağı örerek Danimarka-İngiltere ortak tahtına geçmesini. Kısacası bu iki karakter aracılığıyla büyüme, olgunlaşma ve değişme mefhumlarını merkeze alıyor dizi. Vinland yani Amerika kıtasına yani ütopyaya yapılan yolculukla yeni bir sezona kapı aralayarak sona eriyor. Diziye başlayanlar el-mahkum bu sezonu da izleyecekleri için başka bir şey eklemiyorum.


Bir uzay operası izlemeyi canım çektiği için geri döndüğüm Enginlik serisi, beklediğim gibi susuzluğumu gideremedi ve ne zamandır listemde bekleyen iki Dune filmine yönlendirdi beni. Bu sezon kuşaklıların isyanına bakıyoruz daha çok ve onların dünyaya gönderdiği göktaşlarıyla yaptıkları soykırım derecesine varan saldırılara. Mağdurların şiddeti, her yol mübahtır pratiği terörizmin en kötü versiyonuna varabiliyor. Daha önce dediğim gibi hiç bir karaktere, dünya başkanı Avasela hanım hariç olabilir, ısınamadığım değişik (bunaltıcı demenin zararsız bir versiyonu) bir dizi. İlginçtir çok da güçlü bir hayran kitlesi varmış ki yoğun baskılarıyla bir kaç sezon daha devam etmiş. Ne diyeyim, yoklukta gider?



1 Nisan 2026 Çarşamba

Suede - Dog Man Star (1994)

 Suede beni sinir eden gruplardan biri. Ama önce brit pop. Bir kere pop değil ama hiç olmadığı kadar popüler bir tür-idi. 90'ları savurdu geçti. Bugün garip kaçacak kadar da bir yaratıcılığı vardı ki o zamanlar için her şey yeni ve muhtemeldi. Kabul edip özümsüyorduk her şeyi. Bu tür içinde de bir ses birlikteliği yok gibi bir şeydir. Suede de kendine has gruplardan biriydi ve hala müzik yaparak bu has duruşunu bugüne taşıyor. Soundları romantik, biraz teyatral (hatta bazen hiç gelmeyecek bir kabarenin duyurusu gibi) ve ayak süreyen tarzda. Ama çok güçlü radyo şarkıları da üretebiliyorlar, hem de çok tartışmalı vokalin tonuna rağmen. Senfonik tınılarda Asphalt World gibi bir şaheser ise tekli olmadığı için belki kulağınızda yer etmemiş olabilir. Diğer bir deyişle ayrıyeten dinlenmeyi fazlasıyla hak ediyor.

6,75/10

31 Mart 2026 Salı

R.F. Kuang - Haşhaş Savaşı III: Yanan Tanrı

 Bu eserde rahatsız eden bir şeyler var. Elini fazla mı açık ediyor? Rin, Nezha'yı neden öldüremiyor? Demek ki çok kilit bir rol mü üstlenecek? Arkadaşı Kitay ile birlikte o efsanevi üçlüyü andırmıyorlar mı? Yine bir döngüye mi girecekler? Yeniden uyanan efsanevi üçlü çok mu abartılmış? Kültürel, dini ve emperyalist istilaya karşı direnmek anlamsız mı? Yoksa bazen yenildiğini kabul edip tüm aşağılamalara katlanarak güç mü toplamak lazım? Güç, insanı her zaman yoldan çıkar mı? Güç toplarken asimile olmamak mümkün mü? Böyle bir demir leblebi gibi kursağıma oturdu bu roman. Ne kalbim ne aklım kabul edemedi.

30 Mart 2026 Pazartesi

The Bulgarian Voices »Angelite« & Moscow Art Trio feat. Huun-Huur-Tu - Mountain Tale (1998)

Fly, Fly My Sadness'ın başarısından gaz alınarak 2 sene sonrasında kaydedilen Rus himayesindeki Angelite ve Huun-Huur-Tu işbirliği çalışması biraz mali kaygıları öne alması ve sanatsal açıdan ilk işbirliği çalışmasının gerisinde kalmasıyla eleştiriliyor. Hatta kimi yerde yerden yere dahi vuruluyor, üzerinde tepiniliyor. Haklı oldukları nokta iki grubun senteze dayalı bu projede samimiyet sorunu üzerinde şekilleniyor. Peki kendi seslerine ağırlık verdikleri şarkıların daha sıkıcı olmasına ne demeli? Halbüküm, Albüme adını veren ilk şarkıda ve son şarkıda Bulgar kızlar, Grand Finale'de her iki ekip hatta cazcı trionun da katkısı var, gayet etkileyici işlere imza atmış. Ben devamı gelse de dinlesek diyenlerdeyim.

7,50/10