8,0/10
7 Mart 2026 Cumartesi
Savatage - Dead Winter Dead (1995)
Bosna savaşının ve kıyımının en şiddetli geçtiği vakitlerde bu duyarlılığı müzikal bir konsepte oturtmak ve bir ses olmak takdirleri şayanları hak ediyor. Konseptte anladığım kadarıyla biraz gerçeküstücülük de bulunmakla beraber Boşnak bir kız ve Sırp bir oğlanın düşmanlıktan dostluğa hikayesi işlenmiş. Müzikal olarak da besteler güçlü ve klasik müziğin gölgesi ki rock opera tarzına grup zaten yabancı değil, Mozart ile felan albüme düşmüş. Hatta bu albüm ardından senfonik tarza yatkın Trans-Siberia Orchestra yan grubunun da yolu döşenir. Bu grubun popülaritesi Savatage'ı dahi aşar. Öyle diyorlar da coğrafyanın buralarında TSO daha az biliniyor. Performans misal vokal daha bir duygu yüklü sanki, sertken sert, softken soft. Konsepte adanmışlık var diye algılamak istiyorum. Grubun başarılı albümlerinden.
5 Mart 2026 Perşembe
Özdemir Erdoğan - Ölü Gözüyle İzlenimler Ve Birkaç Ayrılık Şarkısı (1980)
Özdemir Erdoğan hep ikinci plana atılmış bir sanatçı olarak aklımda kalmış. Baktığınızda oturması, kalkması, tonlaması İstanbul beyefendisi, biraz barok biraz caz. Yok, bu da var kabul ama besteleri de pek bir Anadolu. Tam rock da değil, taban kaide anadolu pop desek yeridir. Caz çekiştirmeleri, prog dokunuşlar, hatta sanat ve arabesk müziği üzerine örülmüş, dantelin kenarları. Bizim millet böyle arayışları pek sevmez. Yoksa Gurbet, İkinci Bahar, Sevdim Seni Bir Kere, Bana Ellerini Ver, Baharda Kuşlar Gibi, Aç Kapıyı Gir İçeri (ki bu yabancı bir parçanın uyarlaması sanırım) gibi pek çok şarkıya imza atmış. Ancak Gurbet bu albümde de var, daha önce de yayınlamış, şimdi de. Bu noktada gariplikler başlıyor. Halaylar, leyley, loyloylar, Uzun İnce Bir Yoldayım, Koca Dünya ki en son Altın Gün'den hatırlıyoruz, gibi türküler, daha deneysel cazımsı düzenlemeler, sanat müziğine ve arabeske yakın ağdalı Yarın Belki Geç Olur, sözsüz performanslar... Kafası çok karışık bir kayıt. Halbuki albüm kapağı hem havalı hem avrupai. Ki bu da bir yerlerden apartılmış derler. Belki başka bir albümüyle tanımak lazımdı, belki de hit parçalarının derlendiği bir best of'tan başlamak.
6,75/10
4 Mart 2026 Çarşamba
V.A. - Sibérie 9: Buryatia – Rites, Celebrations and Dances Around Lake Baïkal (2005)
Kimi zaman Laz horonu ha başladı ha başlayacak, kimi zaman titrek Çin havasıyla sarmalayacak gibi kulağa gelse de aslında pek de sevdiğim Tuva türkülerini andırdığı gerçeği var ortada. Büyük bir eksiğiyle, ki o da gırtlak denemasyonları. Tesadüf değil, Buryatlar Tuvalara komşular. Daha geleneksel ve sadece bir kaç dakika süren ve tekdüze ama harikulade melodiler çıplak sesle kaydedilmiş. Enstrüman yok. Geneli teyzeler ama dayılar da var. Samimiyetin tam ortası, çıtırdayan ateş, şakalaşan sesler. Biraz da Budist ilahiler. Etnografik saiklerle kaydedilen bu albümler tabi ki belgesel tadı verir, bir kaç dinlemeye sığar hepi topu amma buradaki gibi melodiler de cezbeder ise tadından yinmez.
8,0-/10
2 Mart 2026 Pazartesi
The Cure - Songs of a Lost World (2024)
2024'ün hayli ses getiren bu çalışması olumlu tepkileri hak ediyor. Melankolik ve bir tür veda havasıyla David Bowie'nin son kaydını andırmakla birlikte eğiri mi otursak doğuru mu konuşsak bilemedim, bir bar gerisinde kalıyor. Bir kere parçalar ve düzenlemeler birbirine çok benzemekte. Sadece melodrama değil hülyalı bıkkın bir atmosferi de paylaşıyor parçalar. Piyano, keman ve enigmatik yankısıyla keyboard bu aynileşmenin naif ve hoş unsurları. Başka bir güzel taraf ise kendini fazla tekrarlasa da vokalsiz bölümlere de alan bırakılması. Böyle 3 dakika harala gürele söyleyeyim bitsin çabası yok. Nefes alıyor şarkılar ve dinlemesi de yormuyor. Artısı eksisi ile kapanış şarkısı ayrıca taçlandırıyor albümü. İsteyen bunaltı partisine sözsüz yorumları içerir bonus CD ile devam edebilir.
9,0-/10
1 Mart 2026 Pazar
Thy Catafalque - Alföld (2023)
Çok sevdiğim öncü grup ya da Macar müzisyen mi demeli, yaratıcılığının zirvesinde. Bu 11. albümün hemen ardından 2024 de de yeni bir kayıt yayınlamış. 2015 yılından beri de sırasıyla 1 ve 2 senede bir ürün vermeye devam ediyor. Bu albüm aynı hattın belirgin yolcusu ama büyük bir farklılık var. Sert ve alışagelmedik bir şekilde death metal vokal zenginlik katmış. Tam aradığımız şeymiş bu yafu. Yine de daha klasik tarzı; elektronik, folk ve beklenmedik şekilde boca edilen fikirlerin baskın olduğu ikinci yarı daha şatafatlı. Hatta bu kırılım en bi kafa kıran Alföld namındaki yaklaşık 10 dakika süren parça ardından gerçekleşmekte. Tam da bu anda oryantal bir ezgi izlemi veren flütün de katkısı hatırlanmalı. Albümün son parçası Nema Vermek'in de adı geçsin lütfen. Bu kadar fikrin, böyle bir sentezin bir adamın aklından çıktığına inanmak oldukça zor. Böyle bir istikrar + bir kanaat notu vermemi gerektiriyor.
9,0/10
28 Şubat 2026 Cumartesi
Johannes Brahms - A German Requiem (1962, Otto Klemperer)
Daha önce requiemlerin Hristiyan liturjisinde ölenin ardından yapılan bir ayinin ve o ayine eşlik eden ilahinin olduğunu belirtmiştim. Ağıt niteliğiyle de klasik müzik bestecilerine ilham olmuş, dini saiklerle kimi zaman da gerçekten ayinlerde seslendirilen parçalara imza atmışlar. Dini referanslardan kopartarak seküler bir ağıt formuyla yorumlayanlar bile olmuş. Brahms'ın 1800'ler sonu Almanca olarak beslediği bu requiem bazı farklılıklar içermekle birlikte dini referanslar üzerine inşa edilmiş. Erkek ve kadın vokalden oluşan koronun polifonk performansıyla hem ruhani bir atmosfer oluşuyor hem de estetik açıdan güzel bir dinleti ortaya çıkıyor. Şef olarak yine bir Alman olan (yahudiliği Alman ruhunu zedelememiş olsa gerek) Otto Klemperer'i görüyoruz. Orkestra ve koro olarak ise İngiltere'de özellikle plak kayıtları faaliyetiyle hemhal Filarmoni Orkestrasını. Kayıttaki 60'ların o kadifemsi analog sesi kulakları okşuyor. Bestecilik oldukça epik bir motifle süslü ikinci parça ve dramatik 6. parça haricinde durgun bir seyir izlemekte. Ağır tempoda yeri geliyor bariton yeri geliyor soprano sololar sergileniyor. Nihayetinde eşlik edebileceğiniz kolay melodi sunulmuyor ki bu yüzden yaklaşık 70 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz, ama hissiyat açısından ise emsalsiz bir deneyim yaşatıyor.
8,0/10
24 Şubat 2026 Salı
Simply Red - 25: The Greatest Hits (2008, Comp)
Eleştirmenlerin göz ardı ettiği ama 90'larda Stars ve Fairground gibi fevkalade şarkılarıyla devasa bir isim olan ve havuç kafalı vokaliyle özdeşleşen grup mavi gözlü beyazi soul ve pop türünde müziklerini icra ediyor. Reagge ritimleri de bazı dönemler denemasyona tabi tutuluyor. Ah evet, müziğin gerçekten müzikal olduğu vakitler... Belki de romantik duyguları da coşturarak ev hanımlarına hitap ediyordur. Benim de içimde var bir tane. Her şeye laf yetiştiren alaycı ve küfürbaz cüce ile birlikte geçinip gidiyorlar. Best of bir derleme olduğu için vokalin farklı denemelerini de duyuyoruz. Ben seviyorum böyle şeyleri.
8,0/10
21 Şubat 2026 Cumartesi
Yusuf Çağlar - Güldüğün Yerlere Göçelim
Yalın, naif, sıradanlığın sarsıcı damgasını, çocukluğun ışık huzmesini taşıyan dizeler okuyanın gönlünü okşuyor. Diğer yandan yanyana sıralandığında bu dizeler, konuşma diline yakınlaşması şiirsellik konusunda soru işaretleri yaratıyor.
güldü / güpegündüz // kement oldu gülüşü/gök, yüzünü düşürdü gözlerine // kalbim. gölgesine sığındı gülüşünün
gökyüzü sen kokuyor/ellerim/aklım fikrim/üstüm başım sen/bende kalsın/yadigar
çocukluğuma akıyorsun
tanrıya inanmak gibi
tam kalbimin üzerinde
sevincim oluyorsun
tomurcuklar açılıyor
kapılar pencereler...
hadi
yollar ışıl ışıl
güldüğün yerlere göçelim
tanrıya inanmak gibi
tam kalbimin üzerinde
sevincim oluyorsun
tomurcuklar açılıyor
kapılar pencereler...
hadi
yollar ışıl ışıl
güldüğün yerlere göçelim
yağmurlu bir yolculukta/otobüs camlarına düşen/bir mayıs damlasıydın/seni düşündüm
avluda/akasya ağacının altında/çalı çırpı/yanında ocak/üstünde güneş/annemin avucunda/sıcak bir somun ekmek/güldü. tastamam oldu dünya
beni bırakma zamana/ uçup giden zamana / beni uçup giden zamanlardan al
20 Şubat 2026 Cuma
Lamb of God - As the Palaces Burn (2003)
Seksi bir albüm bu. Ve garip ve 24 sene sonrasında dahi kulağa böyle geliyor. Açıkçası seksapeli yüksek yırtıcı ve sert vokali müzikle çok bağdaştıramadım. Bazen daha primitif aşamada bir black metali andırıyor vokal. Müzikte thrash etkisi duysak da tam gruuvi havasında. Hardkor dur kalklar da var, benzer bir deseni tekrarlasa da. Gruuvi metal denen tür ile ilişkim gel gitli. Bazen öyle bazen böyle. Burada da farklı bir şey yaşamadık çok şükür. Bu işi ise alternatif modern metal olarak nitelendiriyorum. Bir şeytan tüyü var, devamını dinlemek için gıdıklayan.
7,0/10
19 Şubat 2026 Perşembe
Moğollar - Anadolu Pop (1971 Danses et rythmes de la Turquie d'hier à aujourd'hui)
Yine pek karışık işler. 1971'de Fransızca isimle basılıyor kayıt ilk kez. Dünyaya açılma olsa gerek, niyet okuma gafletine düşersek. Ama çoğu enstrümental ki Anadolu çalgıları ve türkü yorumları ile bunlar zor hedefler tabi. Bir kaç sene sonra da Anadolu Pop adı ile Türkiye'de basılıyor kayıt. Davullar, zurnalar, halaylar, coşkular hey hey hey. Lorke, lorke, Ilgaz Anadolu'nun bir yüce dağısın, yerli film müzikleri (Ağrı Dağı Efsanesi ki tiyatro oyununu izlemeyi de iple çekiyorum) , saykedelik selamlar, ha bir eksik kalaydın horon, Çığrık'ın sözü ve nihayetinde kabak kemani. Albümün etkili yolculuğu böyle ilerliyor. Zamanın acımasız saldırısına karşı ise bir adım geride savunmada.
8,0/10
18 Şubat 2026 Çarşamba
Father John Misty - Mahashmashana (2024)
Barok pop ile folk arasında bir köprü diyeyim, siz deyin bir harman. Genelleştirirsek bu bir indie albüm. Country ritimleriyle , üflemeli yaylı telli çeşit çeşit çalgılarıyla, hikayeciliğiyle işte böyle. Sanatçı arkadaş belki de eleştirel bir şekilde, çocukluğunun bağnaz hristiyan bir ailede yetiştirilmesine inat, sahne adı olarak papaz efendiyi benimsemiş. Albüme adını veren şarkı yavaş yavaş ruhani bir coşkuya evrilen dokuz dakikalık epik bir şarkı. Albümün üst seviye anlarından birine daha başlarda tanık oluyoruz. Diğer şarkılar da Mahaşmaşana kadar olmasa da yeni dönem 2-3 dakikalık parçalardan daha uzun bir süreye sahip. Yarı saykedelik indie bir tarafı da belirginleştiriyor bu durum yani. Temponun arttığı hatta dansa vardığı nostaljik I Guess Time falan falan da albümün diğer iyi şarkısı olsa gerek. Sanırım narin kalplerin daha bir sevdiği bir çalışma olmuş.
7,25/10
17 Şubat 2026 Salı
Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: Van
Ermeni tarihinde önemli bir yer tutan şehirlerden Van ile ilgili bu derleme, bir kaç yüzyıllık kısa bir süre için bağımsızlığını kazanmış Vasburagan krallığı tarihi ile açılıyor. Van aynı zamanda Urartuların da anayurdu. Ermeniler bu halkın geçmişini veya çok milletli krallığını tarihsel olarak sahiplense de eser etnografik açıdan bunu tartışmıyor. Van kenti antik çağlardan günümüze farklı egemenlikler altında mimari, kültürel ve sosyal açılardan irdelenmiş. Güneydeki Kürtlerle çatışmalı ilişkiler ve nüfusa dair demografik araştırmalar da diğer makalelerin konusu. Buradan da uluslaşma süreci ile birlikte gelişen patrikliğin propagandası, edebiyata etkisi, tehcir ve katliamlar sonrasında Türk propagandası ayrı ayrı konu edilmiş. Van merkezi ayaklanma ile bir süreliğine Ermenilerin eline geçmesi ve Rus ordusunun ve doğu Ermenilerin desteğiyle ayakta durduktan sonra terkedilerek nüfusun büyük kısmının ülke dışına çıkabilmesiyle biliniyor . Bu yaşananlar bir yandan Ermenilerin Ruslarla dayanışma içinde ihanetine örnek gösterilirken diğer yandan da çoktan artmaya başlamış kırsaldaki katliamlara cevaben direniş odaklı olduklarına dair bir savunmayı da içermekte. Dolaylı olarak ise merkezdeki Türk ve Kürtlerin kıyıma uğratılmasının bahsi geçiyor. Bu derlemenin en ilginç yazılarından biri ise kendi ülkesinde sansüre ve baskılara uğrayan Ermeni yazar Kurken Mahari ve onun Van direnişini arkaplan olarak alan hayli sansasyonal romanı hakkında olanı.
16 Şubat 2026 Pazartesi
Kampfar - Mellom skogkledde aaser (1997)
Kalbür üstü müzik yapan amma ve de lakin bombalar gibim çıkış yapamamış İskandinav black metal gruplarından Kampfar'ı daha önce dinlediğime yeminler edebilirdim. Bayağı bir kafa yorunca Keep of Kalessin ile karıştırdığımı anladım. Fark şu ki Kampfar'da viking kanı çok daha güçlü akıyor. Bu debüğ albümde ful folkakustik bi bölüm bile yer bulmuş. Ara ara araya giren bariton vokal ve melodilere hiç girmiyorum. Etkileyici olan bir nokta ise trompet gibi tınlayan düzenlemeler. Hiç yabancısı değil elbet bu sound türe, ama çağdaşların noksanlığında özlemişiz. Diğeri ise bastırılarak telaffuz edilen r'nin güzelliği, rrr!
Bir on sene önce, tür ile bu kadar hem ve de hal olmamışken bende ederi daha yüksek olabilirdi. Bugün biraz bağışıklığım var sanırım.
6,75/10
15 Şubat 2026 Pazar
Karenn - Grapefruit Regret (2019)
Isınmakta çok zorlandığım bir albüm oldu bu. Soğuk ve duygusuz ritimlerden belki. Ki özelliği bu. Endüstriyel tekno tabiriyle tanımlansa da sesinde organize sanayi kısmı biraz zayıf. Çatırtulu çuturtulu daha ağır emtia sanayiye alışığız ondandır. Ritim tarafı dinamik ve güçlü. Kaydın tür içinde neden gürültü patırtı uyandırdığını anlamak mümkün. Ve de kaçınılmaz olan lakin gelecek, benim tarzım sayılmaz. Sevenler için biçilmiş kaftan.
6,75-/10
12 Şubat 2026 Perşembe
Bill Evans Trio - Sunday at the Village Vanguard (1961)
Hemen sonraki sene çıkan Waltz for Debby aklımda iyi bir yer tutmuşken bu albüm niye ters bir intiba bıraktı, demek değişen benim. Aslında bu da naif ve soft bir ses iletiyor dinleyene. Bill Evans piyano başında. Süpürülen bir bateri ve albüm kapağında da isminin yeralmasını hak eden ve besteleriyle de esere katkıda bulunan kontrbasçı Scott LaFaro var. Kadro bu kadar, minimal, üçlü demişler zaten. Bu arada kontrbasın tellerini vuran arkadaş hayatını kaybettiği 25 yaşına kadar Bill Evans'ın yanısıra Ornette Coleman ile de kayıtlar yapacak maharetteymiş. Bu canlı kayıtta kadeh şıkırtıları, fısıldaşmalar, mırıldanmalar ve alkışları duysak da ana ses boğulmuyor, tam tersine özgünlüğüne katkıda bulunuyor. Caz dinleyicisinin saygısına tanık oluyoruz. Müzik ise kelebek gibi, sorun bu. Uçuyor gidiyor, tutana helal olsun, gidene aşk olsun. Arka fon müziğin ötesine geçememesi yazık. Ayrıca anladığım kadarıyla kontrbas çok da etkilendiğim bir enstrüman değil-miş.
6,75-/10
Kaydol:
Yorumlar (Atom)