21 Eylül 2026 Pazartesi

Kayhan Kalhor & Erdal Erzincan - The Wind (2006) & Bosphorus Metal Fest 2026

 Albüm kapağı nostaljik bir şehir vibe'ını iliklerinize kadar hissettirse de sizi variriri nağmesiyle bağlama karşılıyor. Bu işbirliğinde bağlama Erdal Erzincan, kemençe İranlı Kayhan Kalhor tarafından icra ediliyor. ECM plak şirketinden albüm çıkarmak kolay iş değil. Caz başta olmak üzere belirli bir standardı yakalaması lazım. Doğaçlama çalınan parçalar olduğu iddia edilmekle beraber, aşina olduğumuz ezgiler bestelerde kendini gösteriyor. İç kıyan ve biraz da pastorallikten kurtulamamış atmosfer, beklenti ile tezat içinde. En azından ben global piyasaya hitap eden böyle bir çalışmada deneysellik sergilenmesini beklemiştim. Hiç yok. Tabi ustalığa bir şey diyecek halimiz yok. Hissiyatımızla konuşuyoruz.

6,50/10

Sanallık icat oldu, kimsenin ağzı torba değil ki büzesin. Yegane metal festivalimiz için biraz da haddi aşan eleştiriler getiriliyor. Öncelikle helal olsun, belki de ilerideki yıllarda hiç olmayacak bir deneyime bize dahil ettikleri için. Daha çok yasaklı günler bizi bekler neticede. Yoksa nerede göreceğiz bu grupları, herkesin tuzu kuru değil ki Avrupa'yı gezelim festivaller için. Bir de tuvaleti temiz, orman havasında bir ortam sunmuşlar, toz toprak içinde değil, az çok yeme içme var, istersen girmeden ye, migrosa uğra iç, mekana öyle gir. Eleştiri elbette olacak ki gelişme olsun. İyi niyetle, yalnız. Misal ekstrem kimliğini bırakamıyorlar değil old school tavırda ısrar olduğu anlaşılıyor. Power/heavy metali geçtim modern türlerle de alakaları yok. Bu da ister istemez kitle katılımını etkiliyor. Geçen seneye göre özellikle pazar günü katılım güçlü olsa da hala yetersiz. Rus (veya Ukrayna bilemeyeceğim, tıpkı neden savaştıklarını anlamadığım gibi, misal biz Azerilerle savaşıyoruz gibisine, egemenler isterse demekki kardeş kardeşi vurur) arkadaşlar bayağı sponsor olsa da yeterince aktif değiller gibiydi. Neyse esnaf kazansın. Ortadoğu'dan, Mısırlı, İranlı grup vardı geçen senelerde. Sanki gözüm tek tek birilerini gördü ama inşallah iyilerdir. Ses ülke koşullarına göre gayet iyiydi. Bazen basların, baterinin cozurtması dışında sorun yoktu. Headliner grupları ise soundcheck ile çok uğraştılar, çok iyi ses verdiler ama geciktiler. Metroya yetişeceğim diye bıraktım yani. Bu da bence en büyük sorun: varmış gibi duran ama aslında var olmayan servis sorunsalı. Herkes taksiye binmek zorunda değil yani ki yakına gitmiyor diyorlar bir de. Headlinerlara ek süre vermek ve konseri erken bitirmek lazım. Gündüz yerli seslere daha fazla şans tanımak lazım. 

İlk gün çok da niyetim olmamasına rağmen Fleshless'ı yarısında yakaladım. Vokal etkileyici, kurabiye canavarı, domuz ciyaklaması ve çığlık performanları sergiledi. Yani grind'e kayan bir death yapıyorlar. Daha iki dakikamız var hadi 3 şarkı çalalım diyip tatlış bir espirik ile sahnelerini tamamladılar. Kadın vokalli senfonik gotik metal türüne pek hayranlığım yok. Ama iyisini de severek dinlerim. Eleine böyle bir grup. Beni sardığını pek söyleyemeyeceğim. Tür içinde de ilk akla gelen gruplardan değiller zaten. Sonrasında Kampfar merak ettiğim gruplardan biriydi. Viking yanları canlı performansta sanki daha yoğundu. Etkileyiciydiler, sevdik. Diyaloğa girecek kadar Türkçe'ye hakim vokalin sempatikliği ile seyirciyi yakalayan Exumer setlisti dengesiz bir seyir izledi. Vokal rengi biraz zorlasa da ilk albümü dinlemeyi kendime not ettim. Belli ki o dönemler zengin bir işe imza atmışlar. Bu sene zaten thrash damgasını vurdu festivale ve thrash metale aç seyirci de doydu bayağı. Moonspell'de önlere kaykıldım, çok severim. Eski şarkılardan da bayağı çaldılar ama seyirci ile artık bağı gittikçe kopmaya başlamış. Hem seste bir gariplik vardı hem de performansta garip bir tutukluk. Fullmoon Madness çalacağız diyor, seyircide tepki yok, aloo diyor Fullmoon Madness yafu! Zamanın ruhu ile yarışamayan gruplardan maalesef ki Paradise Lost da öyledir, çok severim. I am Morbid yani Morbid Angel çok çok geç başladı. Sırt ağrım soğukla kombine olunca 2 şarkı sonra kaçıverdim. Bir iki efsane şarkı dışında çok beğendiğim gruplardan biri değildir de.

Pazar açılışı Terrorizer ile yaptım. Türü için ne derseniz deyin bence hardkor rüzgarı estirdiler. Mesela niye olmaz de mi, punk felan hatta. Gençler coştular amma internette izlediğim konser kayıtlarında sanki daha iyiydiler. Sonunu getirdim desem yalan olur ama onların da ilk albümlerini bir yere not etmek lazım. Geçen sene de Suicidal Angels'ı not almıştım da yalan oldu. Yine bir öncü grup Sarcofago başta bir yabancı geldi seyirciye. Önde çalışıp gelmiş arkadaşlar olmakla birlikte kısa sürede thrash riffleri katılımı güçlendirdi. Beni şaşırtan Tankard oldu. Bayağı seveni varmış. Halbuki B sınıfı bir thrash metal grubu olarak bilinir. Hemen akla gelmezler kabul edin yani. Sempatik ve eğlenceliydiler. Coşanı boldu. Ve burada bulunma sebebplerimden biri Kataklysm arzı endam eyler. Geçen seneki Hypocrisy (ezbere yazamadım yahu) vakası kendini tekrarladı. En büyük circle piti gördük. Boyunlar çürüdü. En iyisi bu ikisi birlikte gelsinler bir daha. Satyricon da geç çıksa da en azından yarım saat kadar dinleyebildim. Gönül ister ki daha çok izleyek ki onlar için de ordaydım. Onların da setlisti biraz değişikti. Olduğu haliyle çok profesyonel, cilalı ve kuul bir seyirlikti. Seyirci katılımı ister istemez az olsa da bu demek değil ki keyif alınmadı. Genel olarak gruplar sahnede çok sağlam duruyordu, pek amatör görüntü vermediler. Ancak itiraf etmeliyim gelecek sene için açıkladıkları isimler en azından bana pek ümit vermedi. Yine de ölüm kaza bir şey olmadığı sürece oradayız, para verip bilet alacağız.

19 Eylül 2026 Cumartesi

Accept - Balls to the Wall (1983)

İddialı bir adlandırma, sansasyonel bir kapak. İçini de doldurmuşlar bir ölçüde. Dinlerseniz ve tabi bir metalciyseniz pek çok parçaya aşinalığınız olduğunu, olmasa da kolaycanada aşina olacağınızın garanti belgesini verebilirim. Albüme adını veren şarkı, Head Over Heels, Love Child, Turn me On, Fight in Back gibi. Tabi olmaz olmaz olur mu gibisinden güzel bir balad ile sonlandırıyoruz albümü. Bu kadar güçlü bir albüm olmasına rağmen öncekine nazaran bir tık kimyası elektriği azalmış gibi geldi. Neyse Bosphorus'a akmanın zamanıdır şimdi, kapşonlu almayı ihmal etmeyiniz.

7,75-/10
 

16 Eylül 2026 Çarşamba

Fakir Baykurt - Yılanların Öcü

 Irazca rolünün altından anca Aliye Rona kalkardı zaten. Hasmına, sen beni öldürürsen sen hapse düşersin, karını oğlum kapaması yapar, yok ben seni öldürürsem ben hapse düşerim, yalnız kalan karını yine oğlum kapaması yapar diye tahrik edici söylev çeken Anadolu irfanı bir nenecik. Arkasında sözlük içerecek kadar bugüne göre farklı kaçan yerel ağız (Burdur) çok akıcı bir şekilde kullanılmış. Köylülerin iyi, kötü ve çirkin gerçekliği sayfalardan taşıyor. Yazar inceden inceye zenginlerin rahat yaşamını da yermekten kaçınmıyor. Bu üslup, bu yüze çarpılan gerçeklik, bu cinnetvari eleştiri filminin de yasaklanmasına sebep oluyor ki bana inanın romandaki skandalların hepsi yansıtılmamış bile. Neyse ki sonu zararlı da çıksan hakkını arayacaksın mesajı ile bitiyor. Bugünün çıkar dünyasında bu son, fantastik bir unsur olarak kalmanın ötesine geçemiyor sanki.

"Yılma Bayram! Ödlek ödlek pısma Bayram!..."

15 Eylül 2026 Salı

Nilipek. - Uydurduğumuz Oyunlarla (2024)

 Art pop diyebilir miyiz? Dağınık düşünceler. Çok çok uzaktan Özlem Tekin'in Öz'ü geldi aklıma. Bir de tekinsiz havasıyla Model'in ilk vakitleri. Tuhaflıklar sergileyen indie pop da denebilir. Yaylılar, rock motifleri, gotik yapısallık, modern folk dokunuşlar felan. Bir de senelerce süren bir ısrar kendi sesini yaratımda dallar budaklar meyve vermiş. Prodüksiyon ve düzenleme ise mendil ıslatabilecek yetkinlikte. Ritim tenhalığı ziyadesiyle beni üzdü. Bir kaç etkileyici müdahale ile Menekşe, rock ritmi ile Sırf Kırabilmek İçin ve hiç de bilemediğim No Land grubu işbirliğiyle kotarılmış Baykuş favorilerim. Hatta Baykuş bayağı bayağı iyi. Albümden sonra da dinlemeye devam. Bilelim de niye puanı düşük? Bir kaç beğenmediğim şarkı var, tuhaflıkları pek sevmem, bir de dedim ya ritim akmıyor, onlardan. Hülasa inanılmaz havalı bir albüm. Ben dinledim diye caka satabileceğiniz.

6,75+/10

12 Eylül 2026 Cumartesi

Darkwood Sakinleri #6-7-8-9-10-11-12 - Ters Dergi #4 - Kvasir #3

 Derginin 6. sayısı korku türündeki çizgi roman neşriyatını ana konu olarak seçmiş. Benim tanık olmadığım dönemlerde yurt dışında da gore seviyesine vararak sansür tartışmalarına yol açan bu tür ötesi berisiyle incelemeye tabi tutulmuş. Süpermen, çizer Hugo Pratt, Kızılmaske, çizgi romanın sorunları, Türk çizerlerden Ersin Burak ve heroic fantasy dergide yer bulan diğer başlıklar. Çizgi öykülerle birlikte bu sayı 110 sayfayı bulmuş. 7. sayının kapak dosyası ise erotik çizgi romanlar. Martin Mystere üzerine hacimli yazı ve ek olarak bir de çizgi öykü, Akbaba dergisi, çizgi romanda kadınlar üzerine birden fazla makale derginin çoğunu doldurmakta. 8. sayının 100 sayfasını çizer Stan Drake, Image comics, Spawn, Toplumsal Tarih dergisinden alıntı 1919 tarihli bir çizgiromanda Türk imajı, çizgiroman ve sinema, çizgiromanlara yansıyan sanat akımları, Jeriko, westernler ve daha nice konu dolduruyor. Renkli yerli yapım bir çizgi hikaye öne çıkmakta. 

9. sayıda kapak dosyası usulü terkedilse de hayli hacimli ve doyurucu bir içerik sunulmaya devam edilmekte. Biraz daha çağına yaklaşan bir çizgiye tanık oluyoruz. Galip Tekin röportajında olduğu gibi. 100 çizgiroman kahramanı, 1001 Roman ve Ceylan dergileri, Tex'deki sansür, renkli bir mini Asterix hikayesi, Zagor çizeri ile söyleşi, Volkan ve çizeri Ali Recan, western çizgiromanları, Essegesse klasikleri ile içerik yine dopdolu. Takip eden sayıda öne çıkan başlıklar çizgiroman ve ideoloji, Ayhan Işık, yüzler ve esinlenmeler, Zagor, Abdülcanbaz-utanmaz adam kıyası ve çizgiromanda mizah. Sayfa sayısında dramatik bir düşüş var. Ve istikrarı kazanamayan çizgi hikayelere de artık yer verilmiyor. 2001 yılına ait 11. sayı o günlerde revaçtaki mizah ve karikatür dergileri ile çağı yakalama çabasında. Lombak ve Leman dergisi çizerleri ile röportajlar ve karakter tanıtımları, Sergio Leone ile Verdi kıyası, Ömer Muz ile söyleşi, Dampyr tanıtım yazısı bizi karşılamakta. Son basılı nüsha 12. sayının kapağını Nuri Kurtcebe'nin Kuvayı Milliye eserinden bir çizim süslüyor. Çizerle yapılan söyleşinin yanısıra Örümcek Adam'ın gizli sinematografisi, Thorgal, Suat Gönülay ve Andaç Gürsoy röportajları, Fellini gibi başlıklar da sayıyı zenginleştirmekte. Sonrasında online dünyaya geçtiklerini anons ediyorlar.
Türk mizahında usta ve emektar isimlerin bir araya gelip yayınladığı bir albüm/dergi Ters. 4. sayıyı kapağı ve özel araştırma konusu ile ilgimi çekmesi sonucu satın aldım. Misal bugün sahaflarda arayıp bulsanız efsane dergi Gırgır'ı ve bir de okusanız , bugünün dünyasında pek de bir mana etmediğini göreceksiniz. Buradaki pek çok mizahi performansın da ve hatta bazı çizgilerin de yeni nesile hitap edebildiğini söyleyebilmek güç, bence. 7. Gün ve Denizciler çizgi öykü olarak benim hoşlaştığım şeyler oldu. İçerik çok çeşitli. Gani Müjde ve onun tarzında olduğu gibi mini öyküler, farklı tarzlarda çizgi öykü ve karikatürler, anılar, Nazım Hikmet'ten Neşet Ertaş'a çizgi anekdotlar, röportajlar... Çizgi Roman'da Türkler olarak belirlenen özel araştırma az sayfa olsa da yine de görevini yerine getiriyor. 

Kvasir dergisi deniz ve yelkenli temalı ferah kapağı ile okuyucuyu karşılıyor. Dergi zincir öykü tekniğini sergilemekte. Bir yazar bir hikaye başlatıyor ve diğer altısı devamını getirip noktalıyor. Bu sayının öyküsü Gözün de Vurur Kıyıya Sandal ismini taşıyor. Öykü benim tercihime göre fazla melodramatik ve edebi maharet sergileme arenasına dönüşmüş. Arkadaşının karısıyla evlenen bir adam, karısı ve hayatı mahvolan arkadaşı etrafında şekillenmekle birlikte farklı yazarlar ile birlikte hem odak değişiyor, hem ritim. Bu tekniğin bana hitap ettiğini söyleyemem doğrusu. Ama okuma bir heyecan potansiyeli barındırıyor, olayların akışının ne getireceği hiç belli değil çünkü.

11 Eylül 2026 Cuma

Sarcófago - The Laws of Scourge (1991)

 Hayvansı anarşik gönül biraz uslanmış mı ne? Hala ara ara black metal motifleri sergilense de thrash metal hani biraz da teknik yanıyla daha öne çıkıyor. Vokal ise arada death de hatırlatsa daha bağırgan tarzda. Görüyoruz ki albüm kapakları yine bir etkilemiş bizleri. Diğer kayıtlarındaki o amansız atak yerine bu hesaplı kitaplı işler hatta keyboard dahi içeriyor, biraz garip geliyor kulağa. Yine de sıkı bestelere imza attıklarını söylemek mümkün. Sadece biraz thrash yorgunluğu diyelim..

7,0/10

9 Eylül 2026 Çarşamba

Khepra - Anatomy of Sin (2025)

Son yıllarda adını duyuran yerli gruplardan Khepra'nın bildiğim kadarıyla ikinci uzunçalarıdır. İsmi Mısır mitolojisine işaret eder. Ortadoğu enstrümanları da kullanılmıştır. Ama sesi çizen en belirgin öğe senfonik death metal türüdür. Ki aklımıza hemen Septic Flesh gelmektedir. Bu kayıtta da profesyonellik namına güzel şeylere tanık oluruz. Senfonik öğeler temiz ve kulakda canlı bir intiba bırakıyor. Yalnız bana göre, bestelerin içine fazla gir çık sirayet ediyor. Vokal sert ve dolgun ve değişkenlik arz ediyor. Bu tarz için gayet yerli yerinde. Besteler ise biraz emek istiyor dinleyicisinden. Tür itibari ile meraklısı kaçırmayacaktır.

6,75-/10
 

H. Selim Açan - "Bitmedi Daha" / İbrahim Ekinci - Muzaffer Oruçoğlu Anlatıyor: Zavot'tan Vartinik'e

 TİKB hareketinin kalan tek lideri bir de kendi kaleminden ki küçük ama disiplinli olarak bilinen grubun üyelerinin yazdığı birden fazla anı kitabı bulunuyor, hareketi anlatıyor. Gelenek olduğu üzere aileden başlayarak nakletse de gençliğinden itibaren siyasal bilinç ile hemhal olduğuna dair anılar özellikle vurgulanmış. Geçmişin kronolojik bir sıra izlediğini de söylemek güç, doksanlara, ölüm orucu dönemine gelişler içeriyor. Eser özellikle Aktancılar olunan dönemi aydınlatması ile önem kazanıyor. THKO ile birlik döneminde yaşanan iç gerilimlere ışık tutuması da diğer kayda değer bilgilerden. Kişisel rekabete dayalı polemikler ise olmazlardan. 12 Eylül dönemi ile yazılanlar sona eriyor.

TKP/ML'nin kurucu kadrolarından ve Kayakkaya'nın yakın arkadaşı Muzaffer Oruçoğlu ile yapılan bu nehir söyleşi de tarihi açıdan önemli bir tanıklığı sergiliyor. Kars'ta Sovyetlerden kaçan bir ailede doğan Oruçoğlu, Rize ve Çapa'da öğrenim hayatında kurduğu arkadaşlıklardan ve inşa ettiği sosyalist kimlikten bahsi açıyor. PDA'nın yanında yer almış iken sonrasında TİİKP içinde faaliyet ve TKP/ML'nin kuruluş aşamalarında görev üstleniyor. İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü ile sonlanan kır gerillası faaliyeti detayıyla yer buluyor. Diğer bir ağırlık konusu ise zamanla fiili siyasete göre sanatın, yazarlığın önem kazanmış olması. Fikirlerin de neredeyse  anarşizmi hatırlatan bir özgürlükçü hatta genişlemesi bağlı olduğu hareketten tecritine neden oluyor. İlginç gelen bir şey ise yaşamını tüm açıklığıyla, hiç bir otosansüre tabi olmadan anlatma cesareti olsa gerek.



8 Eylül 2026 Salı

Tankard - Chemical Invasion (1987)

 Yine delişmen bir kapakla karşı karşıyayız. Demiştim ki böyle sarhoş sarhoş yaya yaya söylenen gevşek Alman taverna şarkıları bekliyorsanız yanılırsınız. Lanse edildiği kadar mizahi bir eğlence sunduğu felan yok. Var da o kadar yok, babam abartmayalım. Sıkı ve hızlı ritimler, amansız bir tempo, sımsıkı besteler duyduğumuz. O besteler ki kabul edelim biraz yavan. Punkımsı nakaratlar ve enerjisi sevilir kılıyor albümü. Yoruldum ama biraz bu tarz dinlemekten.

7,0/10

Gülten Akın - Toplu Şiirler II

 İkinci cilt 1998 senesine kadar süren yapıtları karşılıyor. Bu tarihten itibaren de yazmaya devam etmiş aslında şair. Burada bırakmamak lazım diğer bir deyişle. Bu derleme ise Abidin Dino'nun desenleri ile zenginleştirilmiş 1979 tarihli Seyran Destanı ile açılıyor. Ankara'ya edilen büyük göçün, gecekonduların hikayesidir anlatılan. Folklorik şiirin en başarılı örneklerine ev sahipliği yapmaktadır. Savaşlardan yoksulluğa Anadolu halkının kadim yolculuğunun dile gelmiş halidir, anlata durur eski zamanları.

Beye dönüşüyor eski eşkıyalar 
Serseran serçevan

***
O gün bu gündür 
Nemrutlar Ateşe ve kana sığınırlar 
Ve ilk ihaneti ordan 
Ateşten ve kandan görürler 
Çevrilir yalımlar ve namlular 
Kendi akrep bedenlerine 

Halk dirilir

***

İlk 1983 yılında basılan İlahiler isimli eseri dini biçemin içeriğini değiştirmesi ve toplumsalla birleştirmesiyle tanınıyor. Oğlunun hapsiyle birlikte bir annenin acıları dile geliyor.

Darıdan ufağım da 
Dünya sığar içime 
Dünyalara sığamam 
Sığamam oğul 

***
Onların 
Çimen bitmez bastıkları yerde 
Sevgi buruşur 

42 Günün Şiirleri ise açlık grevinin aileler üzerinde etkisini serimleyen şiirlerden ve öykümsü düz yazılardan meydana getirilmiş. Aileler, görüş günleri, çığlıklar ve ölümler...
1991 senesi Sevda Kalıcıdır kitabının zamanıdır. Anlaşılıyor ki şiir şairini çağırmış verdiği aradan sonra. Yaşlanmanın, yalnızlığın izleri sinen şiirlerde bireysel ve modern anlatım kendini belli etmeye başlamış. Ayrıca öfkenin damarı da atmaktadır mısralarda.

Sor bana sor bana sor /  Geceyi bilene sor 

İnce yüzlerinizdeki ışığı 
Söndüre söndüre 
Dal bedenlerinizi öldüre öldüre 
Besleniyorlar 
Tükenmiş çareleri 
Oysa Akan bir ırmağı kim durdurabilir 

O ne şenlikti o, dağlar yürüdü 
Dağlara yürüdük şiirle türküyle 
Bir olduk 
Terzinin hasıydı bizi teyelleyen 

Terzinin hasıydı bizi teyelleyen 
Tirşe denizlerden kurşun dağlara 
Geçmiş gecelerden gelecek güne 

Sonra İşte Yaşlandım 1995 yılını taşımakta. Farklılık olarak birkaç mısradan oluşan kısa şiirler diğer şiirlerin  arasına serpilmiş. Yorgunluk, anılar, iç muhasebe gibi olgular öne çıkıyor. 

KISA ŞİİR / bir 

Bir roman kadar uzun bu tümce, 
-Sonra işte yaşlandım. 

KISA ŞİİR / iki 

Hızlı öpüşlerle lekelenir ten 
uzun kalır usul öpüşlerin anılan 
Derlemenin son kitabı 1998 tarihini taşıyan Sessiz Arka Bahçeler. Önceki eserinde çizgi doğrultusunda ilerliyor şiirler.

itip beni 
balıma dadanan bu çağı sevmedim 

7 Eylül 2026 Pazartesi

Cindy Lee - Diamond Jubilee (2024)

 Cindy Lee grubun ismi mi şarkıcının ismi mi? Erkek ve kadın sesiyle söyleyen ve kadın kıyafeti giyen şov mu yapıyor, bir projenin parçası mı yoksa bu arkadaş trans kimliğe mi sahip? Çok bilinmeyenli denklem. Bu çift sidiğlik kaydıyla çok bir beğeniye ulaşmış, ama grup indie bir grup, anaakım değil ulaştığı mertebe. Diğer ilginç bir şey ben bu kaydı pop diye dinlemeye başladım, internette öyle sınıflandırmış Allahın belaları, enstrümantasyon cazır cazır gitar temelli olmasına rağmen. Benim kitabımda bu indie rock. Her ne kadar Lana Del Rey ile popülerleşen nostaljik filtresi altında ağır ağır 60-70'ler countrymsi pop rock performans sergileyen vokal başat olsa da. Yani demem o ki bizim kültüre bayağı yabancı bir şeyler dönüyor. Lakin özellikle düzenlemelerde parıldayan bir dö la art hissiyatı belirgin, lezzet katıyor. İkinci sidide, daha deneysel bir tutum sergilenmesi de kulak dolduruyor.

7,25/10

3 Eylül 2026 Perşembe

Pink Floyd - Obscured by Clouds (1972)

 Gruptan bir film müziği kaydı ama biraz da tam öyle değil. İşitsel olarak hemen sonraki alametifarika soundun habercisi de sayılır mı bilemedim. Besteler biraz düz biraz yarımsı. En sonda Budist mantrasına da benzer seslerle birlikte biraz da yamalı bohça misali. Ama tekniği boşveriyoruz, kalbe bakıyoruz. İyi hissettiriyor bu zor günlerde. Bu zaman başka bir şey eklemeye gerek var mı kine?

7,25/10

2 Eylül 2026 Çarşamba

Folkdove - Folkdove (1975)

 Benim aklım kaydın kapağında kaldı. Çocukken hayal gücüm o kadar genişti ki yatağım daha doğrusu vitrinli bir yatak, beni uzak diyarlara, gezegenlere götüren gerçek bir araca dönüşüveriyordu her gece. Batı Avrupa halk musikisi, biraz denge sorunu var kaydın. İngiliz, Alman ve Fransız türküleri bir yanda, orta çağ melodileri diğer yanda. Tek atımlık bir Fransa grubu olsa da İngiliz soundu ağırlıklı. Şarkıların kalitesi de değişken, hiç sevmediğim bir iki melodi de içlerinde bulunuyor. Amma ortaçağ enstrümanları ile çalınan otantik fragmanlar her daim çekicidir. Sonuç olarak verdiği keyfe göre değerlendirmek lazzım.

7,25/10

31 Ağustos 2026 Pazartesi

Rotting Christ - Pro Xristou (2024)

 Heretics isimli vasat kayıttan sonra eski çizgisine sadık bir geri dönüş 2024 yılı itibariyle. Yine de çok olumlu tepkiler almadılar zira döndükleri çizgi onyıllardır yaptıkları aynı şey. Olsun, biz bu halleriyle de seviyoruz. Black ve gotik namına neyimiz var. İlk kez aşırı doygun prodüksiyon da hoşuma gitti. Epik, orta tempo, epik, senfonik ve epik şarkılar bunlar. Hala da mal gibi heyecanlandığım anlar yok değil, var. O yüzden böyle sonbahara yaraşır bir konserleri olsa da gitsek. 

7,50+/10

28 Ağustos 2026 Cuma

Asunta - Landscapes (1996)

Atsiklet süren uzaylı kraliyet alayından bir parça nakşedilmiş kaset kapağına. Müzikal anlamda da Polonyalılar (Lehlehlehler) her zaman şaşırtıcı işler sergilemekte mahirler. Kıyametin ülkemizde de, dünyada da ufaktan yaşandığı bu günlere dark jazz hatta burada etno dark jazz eşlik edecekse oh ne ala. Ambiyans ve biraz da dronesq bir ses duvarı üzerine duraksız klarnet solosu. Diye bir cümlede izah edebiliriz. Alttan alttan Slavik etkiler de var gibi. 1 saati aşan hayli de uzun süresinde parçaların ki adları da numaradan ibaret sadece, ayırt edilemez şekilde birbirine benzemesi albümün zayıf tarafı. Aslında albüm birbirine yakın farklı dallara da dokunuyor, new age misal. Değişik bir şey, keşke yarıya düşseydi anlamı katlanırdı.

7,0+/10