7 rakamına takık bir evrendeyiz. 7 krallık var ama ruhani bir şekilde Kromerya denen bir adada prizma denen bir büyücünün bir konseyle birlikte düzeni sağlama görevi de var. Papa gibi bir şey. İsmi Gavin. Bu arkadaş 7 renge de hükmedebilen ve 7'nin katı bir ömre sahip bir arkadaş. Yakın bir zamanda kardeşi Dazen ile savaşarak başa geçmiş. Eski kırgınlıklar daha doğrusu katliamların izi hala vaki dünyada. İşte bir ters köşe: Aslında Gavin, Dazen. İkiz gibi benzediği abisinin kimliğini alıyor, ölü diye bilinen abisini de yerin 7 kat dibinde bir kuyuda hapsedilmiş. Bu arkadaş da intikam hırsıyla kaçmaya çalışıp duuyor ama kuyuda hep hapis. Neden böyle böyle derseniz, Dazen'in çoğu müttefiği güvenilmez çiğ adamlar, kendi iktidarının düzeni bozacağı endişesi ağır basıyor. Renklerin kullanımına dayalı oldukça karışık ve bir o kadar sıkıcı bir büyü sistemi var. Çoğu büyücü tek renge meftun. Üç ve hatta 2 renkle büyü yapmak nadir. Büyü yapanlar üstüne üstlük kendi hayatlarını da kısaltıyor. Gözleri bir değişik hal alıyor ve deliriyorlar. Bunun için yine yeni sayılabilecek Orholam dinine göre çıldırmanın eşiğinde törenle hayatlarına prizmanın elinde son veriyorlar. Lakin bu iç savaş esnasında zarar görmüş Tyrea ülkesinde bir kral ve delirmiş büyücülerin efendisi rolünde pagan bir lord ortaya çıkarak işgal altındaki başkentlerine saldırıya geçer. Katledilen bir köydeki Kip çocuk ki tombulcadır, aslında prizmanın gayrimeşru oğlu olduğu ortaya çıkar. Prizma Gavin bunu kabul eder ki aslında amcasıdır. Kitabın ikinci yarısı bu şehrin kuşatılması, direniş ve yenilgi üzerinde devam eder. Kip büyü gücünü keşfeder. Karis namlı sıkıcı bir hatun kişisi hem Gavin hem Dazen'in yavuklusu olarak prizmanın muhafızı rolüyle tutsak düşmeyi becerir. Dazen'in eski generali Gavin (yeni Dazen) ile tekrar kavuşup şehri savunur. Kızı ise kalleş olur, isyana katılır. Gerçekten bu kadar yani.
23 Eylül 2026 Çarşamba
Brent Weeks - Işıkyaratan Serisi I: Kara Prizma
21 Eylül 2026 Pazartesi
Kayhan Kalhor & Erdal Erzincan - The Wind (2006) & Bosphorus Metal Fest 2026
6,50/10
Sanallık icat oldu, kimsenin ağzı torba değil ki büzesin. Yegane metal festivalimiz için biraz da haddi aşan eleştiriler getiriliyor. Öncelikle helal olsun, belki de ilerideki yıllarda hiç olmayacak bir deneyime bize dahil ettikleri için. Daha çok yasaklı günler bizi bekler neticede. Yoksa nerede göreceğiz bu grupları, herkesin tuzu kuru değil ki Avrupa'yı gezelim festivaller için. Bir de tuvaleti temiz, orman havasında bir ortam sunmuşlar, toz toprak içinde değil, az çok yeme içme var, istersen girmeden ye, migrosa uğra iç, mekana öyle gir. Eleştiri elbette olacak ki gelişme olsun. İyi niyetle, yalnız. Misal ekstrem kimliğini bırakamıyorlar değil old school tavırda ısrar olduğu anlaşılıyor. Power/heavy metali geçtim modern türlerle de alakaları yok. Bu da ister istemez kitle katılımını etkiliyor. Geçen seneye göre özellikle pazar günü katılım güçlü olsa da hala yetersiz. Rus (veya Ukrayna bilemeyeceğim, tıpkı neden savaştıklarını anlamadığım gibi, misal biz Azerilerle savaşıyoruz gibisine, egemenler isterse demekki kardeş kardeşi vurur) arkadaşlar bayağı sponsor olsa da yeterince aktif değiller gibiydi. Neyse esnaf kazansın. Ortadoğu'dan, Mısırlı, İranlı grup vardı geçen senelerde. Sanki gözüm tek tek birilerini gördü ama inşallah iyilerdir. Ses ülke koşullarına göre gayet iyiydi. Bazen basların, baterinin cozurtması dışında sorun yoktu. Headliner grupları ise soundcheck ile çok uğraştılar, çok iyi ses verdiler ama geciktiler. Metroya yetişeceğim diye bıraktım yani. Bu da bence en büyük sorun: varmış gibi duran ama aslında var olmayan servis sorunsalı. Herkes taksiye binmek zorunda değil yani ki yakına gitmiyor diyorlar bir de. Headlinerlara ek süre vermek ve konseri erken bitirmek lazım. Gündüz yerli seslere daha fazla şans tanımak lazım.
İlk gün çok da niyetim olmamasına rağmen Fleshless'ı yarısında yakaladım. Vokal etkileyici, kurabiye canavarı, domuz ciyaklaması ve çığlık performanları sergiledi. Yani grind'e kayan bir death yapıyorlar. Daha iki dakikamız var hadi 3 şarkı çalalım diyip tatlış bir espirik ile sahnelerini tamamladılar. Kadın vokalli senfonik gotik metal türüne pek hayranlığım yok. Ama iyisini de severek dinlerim. Eleine böyle bir grup. Beni sardığını pek söyleyemeyeceğim. Tür içinde de ilk akla gelen gruplardan değiller zaten. Sonrasında Kampfar merak ettiğim gruplardan biriydi. Viking yanları canlı performansta sanki daha yoğundu. Etkileyiciydiler, sevdik. Diyaloğa girecek kadar Türkçe'ye hakim vokalin sempatikliği ile seyirciyi yakalayan Exumer setlisti dengesiz bir seyir izledi. Vokal rengi biraz zorlasa da ilk albümü dinlemeyi kendime not ettim. Belli ki o dönemler zengin bir işe imza atmışlar. Bu sene zaten thrash damgasını vurdu festivale ve thrash metale aç seyirci de doydu bayağı. Moonspell'de önlere kaykıldım, çok severim. Eski şarkılardan da bayağı çaldılar ama seyirci ile artık bağı gittikçe kopmaya başlamış. Hem seste bir gariplik vardı hem de performansta garip bir tutukluk. Fullmoon Madness çalacağız diyor, seyircide tepki yok, aloo diyor Fullmoon Madness yafu! Zamanın ruhu ile yarışamayan gruplardan maalesef ki Paradise Lost da öyledir, çok severim. I am Morbid yani Morbid Angel çok çok geç başladı. Sırt ağrım soğukla kombine olunca 2 şarkı sonra kaçıverdim. Bir iki efsane şarkı dışında çok beğendiğim gruplardan biri değildir de.
Pazar açılışı Terrorizer ile yaptım. Türü için ne derseniz deyin bence hardkor rüzgarı estirdiler. Mesela niye olmaz de mi, punk felan hatta. Gençler coştular amma internette izlediğim konser kayıtlarında sanki daha iyiydiler. Sonunu getirdim desem yalan olur ama onların da ilk albümlerini bir yere not etmek lazım. Geçen sene de Suicidal Angels'ı not almıştım da yalan oldu. Yine bir öncü grup Sarcofago başta bir yabancı geldi seyirciye. Önde çalışıp gelmiş arkadaşlar olmakla birlikte kısa sürede thrash riffleri katılımı güçlendirdi. Beni şaşırtan Tankard oldu. Bayağı seveni varmış. Halbuki B sınıfı bir thrash metal grubu olarak bilinir. Hemen akla gelmezler kabul edin yani. Sempatik ve eğlenceliydiler. Coşanı boldu. Ve burada bulunma sebebplerimden biri Kataklysm arzı endam eyler. Geçen seneki Hypocrisy (ezbere yazamadım yahu) vakası kendini tekrarladı. En büyük circle piti gördük. Boyunlar çürüdü. En iyisi bu ikisi birlikte gelsinler bir daha. Satyricon da geç çıksa da en azından yarım saat kadar dinleyebildim. Gönül ister ki daha çok izleyek ki onlar için de ordaydım. Onların da setlisti biraz değişikti. Olduğu haliyle çok profesyonel, cilalı ve kuul bir seyirlikti. Seyirci katılımı ister istemez az olsa da bu demek değil ki keyif alınmadı. Genel olarak gruplar sahnede çok sağlam duruyordu, pek amatör görüntü vermediler. Ancak itiraf etmeliyim gelecek sene için açıkladıkları isimler en azından bana pek ümit vermedi. Yine de ölüm kaza bir şey olmadığı sürece oradayız, para verip bilet alacağız.
19 Eylül 2026 Cumartesi
Accept - Balls to the Wall (1983)
7,75-/10
16 Eylül 2026 Çarşamba
Fakir Baykurt - Yılanların Öcü
"Yılma Bayram! Ödlek ödlek pısma Bayram!..."
15 Eylül 2026 Salı
Nilipek. - Uydurduğumuz Oyunlarla (2024)
6,75+/10
12 Eylül 2026 Cumartesi
Darkwood Sakinleri #6-7-8-9-10-11-12 - Ters Dergi #4 - Kvasir #3
9. sayıda kapak dosyası usulü terkedilse de hayli hacimli ve doyurucu bir içerik sunulmaya devam edilmekte. Biraz daha çağına yaklaşan bir çizgiye tanık oluyoruz. Galip Tekin röportajında olduğu gibi. 100 çizgiroman kahramanı, 1001 Roman ve Ceylan dergileri, Tex'deki sansür, renkli bir mini Asterix hikayesi, Zagor çizeri ile söyleşi, Volkan ve çizeri Ali Recan, western çizgiromanları, Essegesse klasikleri ile içerik yine dopdolu. Takip eden sayıda öne çıkan başlıklar çizgiroman ve ideoloji, Ayhan Işık, yüzler ve esinlenmeler, Zagor, Abdülcanbaz-utanmaz adam kıyası ve çizgiromanda mizah. Sayfa sayısında dramatik bir düşüş var. Ve istikrarı kazanamayan çizgi hikayelere de artık yer verilmiyor. 2001 yılına ait 11. sayı o günlerde revaçtaki mizah ve karikatür dergileri ile çağı yakalama çabasında. Lombak ve Leman dergisi çizerleri ile röportajlar ve karakter tanıtımları, Sergio Leone ile Verdi kıyası, Ömer Muz ile söyleşi, Dampyr tanıtım yazısı bizi karşılamakta. Son basılı nüsha 12. sayının kapağını Nuri Kurtcebe'nin Kuvayı Milliye eserinden bir çizim süslüyor. Çizerle yapılan söyleşinin yanısıra Örümcek Adam'ın gizli sinematografisi, Thorgal, Suat Gönülay ve Andaç Gürsoy röportajları, Fellini gibi başlıklar da sayıyı zenginleştirmekte. Sonrasında online dünyaya geçtiklerini anons ediyorlar.
Türk mizahında usta ve emektar isimlerin bir araya gelip yayınladığı bir albüm/dergi Ters. 4. sayıyı kapağı ve özel araştırma konusu ile ilgimi çekmesi sonucu satın aldım. Misal bugün sahaflarda arayıp bulsanız efsane dergi Gırgır'ı ve bir de okusanız , bugünün dünyasında pek de bir mana etmediğini göreceksiniz. Buradaki pek çok mizahi performansın da ve hatta bazı çizgilerin de yeni nesile hitap edebildiğini söyleyebilmek güç, bence. 7. Gün ve Denizciler çizgi öykü olarak benim hoşlaştığım şeyler oldu. İçerik çok çeşitli. Gani Müjde ve onun tarzında olduğu gibi mini öyküler, farklı tarzlarda çizgi öykü ve karikatürler, anılar, Nazım Hikmet'ten Neşet Ertaş'a çizgi anekdotlar, röportajlar... Çizgi Roman'da Türkler olarak belirlenen özel araştırma az sayfa olsa da yine de görevini yerine getiriyor.
Kvasir dergisi deniz ve yelkenli temalı ferah kapağı ile okuyucuyu karşılıyor. Dergi zincir öykü tekniğini sergilemekte. Bir yazar bir hikaye başlatıyor ve diğer altısı devamını getirip noktalıyor. Bu sayının öyküsü Gözün de Vurur Kıyıya Sandal ismini taşıyor. Öykü benim tercihime göre fazla melodramatik ve edebi maharet sergileme arenasına dönüşmüş. Arkadaşının karısıyla evlenen bir adam, karısı ve hayatı mahvolan arkadaşı etrafında şekillenmekle birlikte farklı yazarlar ile birlikte hem odak değişiyor, hem ritim. Bu tekniğin bana hitap ettiğini söyleyemem doğrusu. Ama okuma bir heyecan potansiyeli barındırıyor, olayların akışının ne getireceği hiç belli değil çünkü.
11 Eylül 2026 Cuma
Sarcófago - The Laws of Scourge (1991)
7,0/10
9 Eylül 2026 Çarşamba
Khepra - Anatomy of Sin (2025)
6,75-/10
H. Selim Açan - "Bitmedi Daha" / İbrahim Ekinci - Muzaffer Oruçoğlu Anlatıyor: Zavot'tan Vartinik'e
TKP/ML'nin kurucu kadrolarından ve Kayakkaya'nın yakın arkadaşı Muzaffer Oruçoğlu ile yapılan bu nehir söyleşi de tarihi açıdan önemli bir tanıklığı sergiliyor. Kars'ta Sovyetlerden kaçan bir ailede doğan Oruçoğlu, Rize ve Çapa'da öğrenim hayatında kurduğu arkadaşlıklardan ve inşa ettiği sosyalist kimlikten bahsi açıyor. PDA'nın yanında yer almış iken sonrasında TİİKP içinde faaliyet ve TKP/ML'nin kuruluş aşamalarında görev üstleniyor. İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü ile sonlanan kır gerillası faaliyeti detayıyla yer buluyor. Diğer bir ağırlık konusu ise zamanla fiili siyasete göre sanatın, yazarlığın önem kazanmış olması. Fikirlerin de neredeyse anarşizmi hatırlatan bir özgürlükçü hatta genişlemesi bağlı olduğu hareketten tecritine neden oluyor. İlginç gelen bir şey ise yaşamını tüm açıklığıyla, hiç bir otosansüre tabi olmadan anlatma cesareti olsa gerek.
8 Eylül 2026 Salı
Tankard - Chemical Invasion (1987)
7,0/10
Gülten Akın - Toplu Şiirler II
Serseran serçevan
Nemrutlar Ateşe ve kana sığınırlar
Ve ilk ihaneti ordan
Ateşten ve kandan görürler
Çevrilir yalımlar ve namlular
Kendi akrep bedenlerine
Halk dirilir
***
İlk 1983 yılında basılan İlahiler isimli eseri dini biçemin içeriğini değiştirmesi ve toplumsalla birleştirmesiyle tanınıyor. Oğlunun hapsiyle birlikte bir annenin acıları dile geliyor.
Dünya sığar içime
Dünyalara sığamam
Sığamam oğul
Sor bana sor bana sor / Geceyi bilene sor
7 Eylül 2026 Pazartesi
Cindy Lee - Diamond Jubilee (2024)
3 Eylül 2026 Perşembe
Pink Floyd - Obscured by Clouds (1972)
7,25/10
2 Eylül 2026 Çarşamba
Folkdove - Folkdove (1975)
7,25/10
31 Ağustos 2026 Pazartesi
Rotting Christ - Pro Xristou (2024)
7,50+/10