17 Ekim 2026 Cumartesi

Michel Foucault - Deliliğin Tarihine Giriş / Abraham H. Maslow - Dinler, Değerler, Doruk Deneyimler

 Enis Batur ve Nasuh Barın 80'li yılların başında belki de ilk kez, önemine binaen, biraz da Foucault'yu tanıtım mahiyetinde Deliliğin Tarihi adlı eserinden bir fragmanı tercüme edip basıyorlar. İlk önce cüzzamlıların, sonra zührevi hastalıkların ve nihayetinde akıl hastalarının nasıl Avrupa coğrafyasında dışlandıklarını ve bu toplumun bu dışlamaya ihtiyacen nasıl ürettiğini ortaya koyan bir girizgah. Tabi, elime geçmişken meraktan inceledim, biraz da Deliler Tarihi gibi hacimli bir eserden kaçınmamım etkisiyle sanırım. Sadece Foucault'nun kendine ait şu an oturmuş bir dili var ve bu tercümede onu bulamayacaksınız, bunu belirtebilirim. 

İhtiyaçlar teorisi ile bilinen Maslow'un bu ince eseri hümanist psikoloji gözüyle organize olmamış dinsel ve hatta mistik deneyimlerin biraz da Nietzche'yi hatırlatan bir çizgide insanların akıl sağlığına nasıl faydası dokunacağına odaklanıyor. Toplumdaki değer yozlaşmasına ve tam tersi kutupta değerleri inşa etmeye çalışırken örgütlü dinlerin özü öldürdüğüne dikkat çekiyor. Bir yandan da pozitivist bilimin negatif etkileri tartışılmakta. İnsanlara hedef olarak potansiyellerini keşfedip, kendilerini gerçekleştirmeyi ortaya koyuyor yazar. Okurken ister istemez bilimin dış sınırlarında gezindiğinizi hissediyorsunuz. Ve maalesef tercüme biraz karışık olmuş.



13 Ekim 2026 Salı

Oranssi Pazuzu - Muuntautuja (2024)

 Artistik açıdan bu grup için çıkarılan tantanayı anlayabiliyorum. Takdir ediyorum kendilerini, bravo. Gönül ister ki metal kısmı daha baskın olaydı. Bu kayıt bir film müziğine fon olacak atmosferde ve bu film Alien olabilir. Biraz uzaylı, biraz gergin ve korkunçsu. Tam da bildiğimiz metal değil dediysek de kolay bir dinleme sunduklarını söyleyemeyiz. Avangarde bir deneysellikte önemli bir yol katetmişler görünüyor. Bu hayat yeterince zor değilmiş gibi kabuslarla süslemek istiyorsanız uyumadan önce bu albümü dinlemeniz tavsiye olunur.

7,25/10

12 Ekim 2026 Pazartesi

Gökçe Kılınçer - Zor Yollar Benim (2022)

 Günümüzün pop müziğine pek yabancı kalsam da bu albümün pek de günümüze ait olduğu söylenemez. Bu 60'lar ve 70'lerde salınan nostaljik pop furyası uzun bir süredir yurt dışında esiyordu. Çok uzun süredir. Burada bile yeni bir keşif sayılmaz. Bir akım değil de kişiler üzerinden devam etse de güzel işler ortaya konuyor. Gökçe Kılınçer de tastamam böyle bir işe imza atmış. Albümü baştan sona rolden dışarı çıkmadan seslendirdiği şarkılardan müteşekkil. Güzel ve etkileyici besteler hakkında olumsuz bir şey söyleyemem. Ama prodüksiyonun yalınlığı ve soundun yapaylığa kayması gibi ufak tefek sorunları da yok değil. Yani yetmişlerin müziği değil bu, bugünün çerçevesinden olmasını istediğimiz, rol biçtiğimiz ve hatta kimi zaman buranın değil batının soundunu taşıyan bir yetmişler müziği.

7,50/10

11 Ekim 2026 Pazar

Hermann Hesse - Bozkırkurdu

Hesse'nin Bozkırkurdu çok katmanlı bir roman. Bir pansiyonda kalan ve kendine bozkırkurdu diyen bir adamın hikayesi pansiyonu işleten teyzenin yeğeni tarafından anlatılmaya başlanırken, İkiyüzlü bulduğu kibar insan ve tepkisel davranan agresif ve yalnız kurt simgeleştirmesiyle neredeyse kişilil bölünmesi yaşayan Harry ismindeki bu adam kendini analiz eden esrarengiz bir rapor okur ve terkettiği pansiyonda bıraktığı güncesi aktarılır. Romanın bir ayağı gerçeküstücü akımın üzerinde şekillenmekte bu şekilde. Birinci dünya savaşı ardından yazarın görüşlerini timsalen bu adam savaş karşıtı tutumuyla milliyetçi muhafazakar kitleden yabancılaşırken kendine de sıkı bir özeleştiri uyguluyor. Aydınların dilemması bir yerden naklediyorken diğer yandan özellikle kadınlara karşı tutucu tavrında somutlanan geleneksel normlara gözükara bağlılık liberal bir yaşam tarzının yüceltilmesi ile sarsılıyor. Roman boyunca bu gerginlik karakterde intihara meyilli bir kişilik geliştirirken, bir kadın karakterin ve erkek bir müzisyenin iteklemesi ile hayatın ve keyfin olumlandığı bir oyunun parçası olarak  sihirli bir tiyatro salonunda benliği sınava tabi tutuluyor. Bu sınavı geçip geçemediği ise hikayeyi okuyanlarda saklı.

10 Ekim 2026 Cumartesi

Chat Pile - Cool World (2024)

Biraz da son zamanların revaçta gruplara kulak vermek lazım. Chat Pile da 2022'den beri bu üçüncü uzunçaları ile (bir de daha deneysel bir işbirliği çalışması var) istikrarlı bir yükseliş seyri izliyor. Sludge metal ile nose rock arasında soundlarını inşa etmişler. Çok farklı göndermeler içermesi misal Smashing Pumpkins, Nirvana bile geldi aklıma üç beş saniye, endüstriyel bir tını inceden inceden ve hatta metalik bir rap vörsmü şeyledi, kitleyi de artırıyor tabi. Post-punkçılar, noise rockçılar, sludgeçılar, nu-metalciler, grungecılar, post-hardcorecular, endüstriyel metalciler gibi gibi. Tabi de anaakım olmayacaklar bu yolda devam ederlerse besbelli. Vokal biraz zor ama müziğe uyumlu, güçlü ve hissiyat dolu, ritimler ve breakdownlar çok fena. Bu da konserleri akla getiriyor. Nasıl olur ki acep? Genel olarak değerlendirirsek bir müddet grubu takip edeceğim, enerjisi, tepkisi, fikirleri iyi, sadece bu melez işler  biraz bana fazla gelmeye başladı ve her daim arayıp dinlemek isteyeceğim bir tarz değil. Şahsen bana hitap meselesi biraz sıkıntılı.

7,75/10

7 Ekim 2026 Çarşamba

Mount Eerie - Night Palace (2024)

 Amerikan folk sanatçısı Mount Eerie projesinin arkasındaki isim Phil Elverum dinleyicisinin dikkatini ayakta tutmayı hep beceriyor. Hani ne yapmış diye bir dinleme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bu kaydıyla da tabiri caizse noise folk yapmış yada icat etmiş diyebiliriz. Bir yandan çığlığa varan derekede gürültülü akorlar ve diğer yandan kendine göre geleneksel folk ezgileri. Güçlü melodiler, post-rock'a dokunan rock yapısallığı. Cesur adımlar bunlar ve büyük takdir kazandığı da doğru. Ama bende eklektik ve uyumsuz bir intiba bıraktı çoğu vakkit. Bununla birlikte ortalardan itibaren daha da güzelleşen albümde bir kaç üç beş parça var ki tadından yenmez. Nihayetinde o naif vokal ile öyle bir atmosfer örülüyor ki böyle sonbahara uygun, dargın bıkkın, ağır ağır dinleyeceksin ağır ağır içeceksin. 

7,75-/10

5 Ekim 2026 Pazartesi

Rise Against - Wolves (2017)

 Artık orta yaş krizine girdim galiba, dört gözle Bizimkiler'in tekrarlarını bekliyorum TV'de. Ve kanımın kaynadığı dönemlerdeki punk havalarını özlüyorum. Hoş, Rise Against biraz daha metalikimsi, melodik hardcore deyolar. Olsun, daha güzel. Grubun en iyi albümü sayılmıyor ancak o hırsı kızgınlığı arzuyu çatallanan seste duyuyoruz vokalin. Bu da samimiyet demek, mühim. Özellikle 2-3 parça var ki dinleyen kalkınıyor. The Violence, Welcome to the Breakdown, Bullshit, Parts per Million gibim. Hani bu zayıf bir kayıtsa kalbim en iyisini nasıl karşılar, bilemem ki.

7,25/10

4 Ekim 2026 Pazar

Tchaikovsky - The Sleeping Beauty (Antal Dorati, 1995)

 Çaykovski sevdiğim bestecilerdendir, dinlemesi de kolaydır görece olarak. Rus'dur, benzer bize de. Lakin bu bestesi en az ısındığım çalışmalarından biri oldu. Bale türü biraz netametlidir çünkü her bir  parçanın görsellikte karşılığı bulunur ve her bir parça kendi içinde iddiasını taşır, sesteki dinamizm ve danısın aksiyonu ile birleşir. Bir bacağı olmadan görsellikten bağımsız dinlediğinizde yarım ve kafası karışmış kalırsınız. Üflemeli çalgılar, flütler, klarnet de cabası. Burada olan da o. Anlatılan hikaye hepimizin bildiği uyuyan güzel. Dinleyici karşılayan ses ise biraz da tezat şekilde  çın çın çınlayan oldukça aydınlık ve neşeli melodiler. Bu kaos ile başedebilmek için youtube'daki Imperial Classical Ballet videosuyla eşgüdüm izledim. Bende kalan izlenim şu: Çaykovski o dönemin kabare müzikal şov kafasıyla eğlence odaklı bir çalışmaya imza atmış. Sonlarda bazı Slav dans ezgilerinin duyulur olması da varyete anlayışını kanıtlıyor. İlk yarım saat balo ve dans gösterimi ve son yarım saati de hakeza öyle. Belki de daha fazlasıyla, demem o ki hikayecilik pek önemli değil. Diğer yandan balenin sonunda diğer masal kahramanları da arzı endam ediyor, klasik müzikte ilk trolleme vakasıyla karşı karşıya olabiliriz. Bu da çift CD'nin sınırlarını zorlayan uzunlukta bu çalışmanın lineer ilerleyişinde işitsel bir kopukluğu işaret ediyor. Bahsettiğim gibi türle ilişkili bir şey olsa gerek.

Çaykovski'nin Uyuyan Güzel balesi akla ilk gelen, romantik balenin en mühim eserlerinden biri. Fındıkkıran ve Kuğu Gölü var ki onlar da Çaykovski'nin. Antal Dorati yönetiminde Hollandalı Royal Concertgebouw Orchestra performansıyla kaydedilen bu çalışma da bestenin belki en bilindik kayıtlarından. Sadece  kaydın orkestrasyonun bu varyete ruhunu geçiremediğini, daha ruhsuz geleneksel klasik bir anlayış sergilediğini hissettim.

7,25+/10

30 Eylül 2026 Çarşamba

Kishi Bashi - Lighght (2014)

 2000'lerin sonunda öyle böyle pozitif bir atmosfer oluşmuş ve dönemin sesine özgü saykedelik bir pop dalgası kafeleri sarıvermişti. Animal Collective, MGMT, Panda Bear, Empire of the Sun ilk aklıma gelen isimler. Kishi Bashi de o dönemin arta kalanı bir isim. Albüm dinlerken ister istemez ve bugünün shitten gündem ve havasına tezat bir şekilde olumlu bir hissiyatı tekrar hatırlama imkanı deneyimliyoruz. Aaa, eskiden böyleymiş demek ki diyoruz, unutmuşuz vallahi. Bir yandan da böyle hınzır yaramaz efektler girip çıkıyor, normalde can sıkan bir parçayı bile dinlenir kılıyor. Genelde de keyfi artırıyor. Gayet eğlenceli mevcut 3-4 şarkı da hiç geriye düşmüyor.

7,50--/10

29 Eylül 2026 Salı

İsmail Lütfü Erol - Dinleyici için Notlar 1: Batı Klasik Müziği

Yaklaşık 130 sayfadan müteşekkil bu küçük kitap konu aldığı batı klasik müziğinin yapıtaşlarından bir nevi evrenin oluşumundan sözü başlatıyor. Nota, hız, sol anahtarı, ritim, harmoni gibi tanımlar allegro, adagio, andante, moderato gibi duyduğumuz terimlerle buluşuyor. Forte, kreşendo gibi nüans terimleri de manasıyla yerini buluyor sayfalarda. Eserin en hoş bölümleri ise klasik müzik orkestrasında kullanılan çalgıların rolleri, orkestradaki yeri ve göstergeleri ile yansıtıldığı kısımlar olmalı. Müziğin de çalışırken söylenen türkülere ritim tutmakla başladığına dair teze uygun olarak vurmalı çalgıların kronolojik öncelliği tanıtlanmakta. Çalgıların ilişkilendirilmeye çalışıldığı duygulanımlar olarak da şu örnekler verilmekte. Yan flütün kırsal bir atmosfer, piccola flütün askeri tempo, kemanın ve obuanın romantik bir yaratımla ilgili olması, fagotun ölüm, yitiş gibi dramatik unsurları sembolize etmesi, yaylı çalgıların ruhani bir yakarışa yakın ses vermesi gibi gibi.
 

27 Eylül 2026 Pazar

Fikret Kızılok - Zaman Zaman (1983)

 Hani ağzımızın tadı kaçar ya, duyduklarımızın sesi de beynimizde yer etmemeye başlıyor artık. Bu narin albümü de böyle bir zamanımda dinliyorum ne yazık ki. Gölgesi düşüyor aklıma yalnız. Demek ki müzik işi de sadece gönül değil akıl işiymiş. Efsane bir kayıt, efsane bir kapak. Sadece bir yada iki parça diğerlerinin yanında sönük kalıyor. Tek tek şarkıların isimlerini saymayalım akılda kalanların. Klasikler yani. O yüzden gençken ayrı dinlemeli, orta yaşta ayrı, ihtiyarlıkta ayrı.

9,0-/10 

26 Eylül 2026 Cumartesi

Angine de Poitrine - Vol.1 (2024)

 Avangarde kostümlerin arkasında icra ettikleri deneysel müzikle dijital dünyada fırtınalar estiren grubun ilk çalışması muhteşem Sherpa ile açılışını yapıyor. Bu şarkı dışında diğerlerinin performansına internette denk gelmemişim. Soundlarını tarif etmeye gerek var mı bilemedim eğer bir taş altında, kovuk içinde yaşamıyorsanız illaki duymuşsunuzdur. Math rock türüne kattıydılar sadece gitarist ve bateristten oluşan duo grubu. Gitarist teknik ve karmaşık ritimleri loop teknolojisi ile tekrar ede ede, üst üste bindire bindire, yan yana getire getire hipnotik ve pek çoğu zaman saykedelik bir performansa imza atıyor. İkili arasında uyum ve bateristin de delişmenliğinden özellikle bahsetmek gerekli. Gitarist özel bir gitar kullanıyor, üst taraf batı ve orta Asya havasını inşa eden ve itiraf etmek gerekirse tınısı biraz da kulakları zorlayan mikrotonal, alttaki ise bas kısmından oluşuyor. Sürekli yükselen ve alçalan kreşendo ve dekreşendo metodu bazen metalik bir coşkuya da ulaşıyor. Konserlerini görmek için can attığım ender bir grup zira konser performansları kayıttakine göre çok daha parlak ve canlı bir ses geçiriyor. Vücudu istemsizce hareket ettirip dansın çılgın kollarına ittirecek bir süper güçleri var. Kayıtta tanışıp sevdiğim diğer parçalar Sahardnieh (ihmal edilmemeli) ile Tamebz. Bu hype ardından şimdi de grubu vasat bulmak moda. Iyy çok kötüler, imaj mimaj hep bıyyy... Tavşan dağa misali..

8,50++/10

25 Eylül 2026 Cuma

2 Broke Girls (Sezon 1-2 ) Night Sky (Sezon 1) Sakamoto Days (Sezon 1) Sirens

 Cnbc-e vakitlerinde ardı sıra yayınlanan sitcomlar bittiğinde çıtır çerez idarelik bu seri başlamıştı. Bir iki sezonu da izlemekle beraber hayranlığı bırakın takip etme dürtüsü bile oluşturamadı. Denk geldiğinde izledik. Çünkü hem karakterler sorunlu hem oyunculuk hem de kirli edepsiz tüüü espriler. Problematik bir dizi olmasına rağmen de çok çok sezon boyunca devam etmiş, ilginçtir. Karakterler arasında tek sempatik karakter siyah ihtiyar kasiyer. Belki de Poliş leydi biraz. Bazı diyalogları dinlemek, şakaları duymak gerçekten de kulak tırmalıyor. Ama guud old tayms niyetine yine de kendini izletmesini biliyor. Kendimden biliyorum, 3. sezondan devam ediyorum. Bilmeyene konuyu anlatayım, sarışın kız çok zengin dolandırıcı bir babanın kızı. Babası hapse atılınca evsiz ve beş parasız hayatla dalgasını geçen soldaki hatun kişisine sığınır ve onunla aynı restoranda garsonluğa başlar. Hayalleri de bu soldaki kumralın ev yapımı keklerini satıp zenginliğe refaha kalkınmaya (adalet yok) müreffeh medeni seviyelere kavuşma procesi felan. Karikatür tipitip arkadaşlar filanlar.


Anlaşılıyor ki bu dizi ilk sezonunda erken final yapmış, havluyu erken taça atmış topu. Bilimkurgu kılığında bol bol aile draması en yavaşından. Neyse ki bu yaşlı çiftin oyucluğu iyi. Ne varsa ihtiyarlarda var. Bilimkurgu temasını  anlayan da beri gelsin. Dünyada belirli yerlerde gizli kapılar var asansör gibi. Bunlarla pırt pırt diğer kapılara hatta yabancı bir gezegene yolculuk ediyorsunuz. Ve bu kapının koruyucusu normal kişilikli birileri var kendilerine ihanet edenleri avlayıp öldürüyorlar. Bu kadar. Kim yaptı bu kapıyı, bu insanlar kim, ne dönüyor bilmiyoruz. Ne var ne yok oğullarını kaybetmiş bu ihtiyar çiftin draması.

Animasyonda seçilen pikaçum 2. sezon müjdesiyle gelen Sakamoto Days oldu. Şirin ve matrak diğer yandan aksiyonu hiç bitmeyen 22 bölümlü dizinin konusu şu. Japonya'da John Wick gibi suikastçi şirketlerinin normal karşılandığı bir gerçeklikteyiz. Sakamoto nambır van asasin, tığ gibi maşallah. Bir gün aşık olur ve böyle işleri bırakıp bakkal olur. Döt göbek salar, çocuk bakar. Ama o hedef tahtasına konduğunda da gıdısını sallaya sallaya kendini savunmaya başlar. İlham verdiği diğer genç suikastçilerle bir arkadaşlık çemberi kurar. Suikast şirketini yok etmeye and içmiş kötülerin entrikalarını da çözmeye çalışır. Amma her şey çok saçma. Çopstikle makineli tüfekten gelen mermileri tutuyor, yerçekimini yeniyor, heman süpermen. Bunlarda beni bozuyor bu durumda. Yeni sezonda ben yoğum.

Sirens yeni nesil garip bir mini dizi. Güçlü kadın karakterlerin çatışması ve zengin hayatlar. Ama o kadar garip ki sanırım kara mizah. Sanırım diyorum çünkü anlamıyorum. Kocası sebebiyle zengin ve egzantrik ortadaki kadın, ona hayran asistanı sağdaki travmatik genç kız ve onların yanına gelip bunama geçiren babasına bakmasına yardımcı olması için yardım talep eden nevrotik ablası. Kocalar ve sevgililer de eklenince biraz karmaşa ve beklenmedik son. Niye izlediğimi ben de anlamadım ama birazcık vakit kaybı. Bu kadınların hepsi de itici  bir karakter setine sahip. 


24 Eylül 2026 Perşembe

Illyria - Wanderlust (2024)

 Türü içinde ufak çapta ses getiren bir çalışma oldu bu. Hani bir janra vardır ya blackgaze derler. İşte oradaki geyz tarafı pek hülyalı hayalli, black metali de yoldan çıkartmış mıymıy diye düşünüyorsanız Illyria diyor ki biz de varız. Biraz böyle metalkorvari sertlikler, aksamalar, kalkışmalar eklersek bir titrer ve kendine gelir misin? Hakikaten de Allah var yukarda, ilk dinlediğinizde hah diyorsunuz tam aradığım şey de buymuş. Bir enerji gelmiş hatta bu karmaşa artık post metalik progresif metal gibi bir üst kimliğe bürünmüş. Lakin aşinalık kazandıkça özellikle temiz vokalli geyz tarafın biraz nane biraz maydanoz kaldığının farkına varıyorsunuz. Tanımlayamadığım bir eksiklik de var sanki, değil ama sanki tek kişilik bir grup intibası belki de.

7,25/10

23 Eylül 2026 Çarşamba

Brent Weeks - Işıkyaratan Serisi I: Kara Prizma

Şimdi farkına varıyorum ki serinin bu cildi ismine rağmen pek de Kara Prizma'ya açıklık getirmiyor. Brent Weeks kendi tırnakları ile kazıyarak çoksatarlığa ulaşmış bir fantastik kurgu yazarı. Türkçe'de yarım kalmış ve benim de okumuş bulunduğum Gece Meleği Üçlemesinin ilk kitabı ile biliniyordu. Çok da orijinal olmayan vaki geçirmelik, akılda da yer tutumayan bir tarzı vardı. 5 kitaplık bu seride ise tarzını biraz daha oturtmuş. Bugün artık eskimeye yüz tutumuş entrikası bol, gizemli, elfsiz goblinsiz, gri karakterli, yaratıcı büyücülük sistemine sahip olmayı dert etmiş bir modern FK türünün geç kalmış bir örneği demememiz için bir neden yok bu tarz için. Devamını biraz daha getireceğim ama pek de etkilendiğimi söylemeyeceğim. Yine de 2. yarıda akıcılığa kavuştuğunu ekleyeyim. Bundan gerisi sürpriz cortlatan...

7 rakamına takık bir evrendeyiz. 7 krallık var ama ruhani bir şekilde Kromerya denen bir adada prizma denen bir büyücünün bir konseyle birlikte düzeni sağlama görevi de var. Papa gibi bir şey. İsmi Gavin. Bu arkadaş 7 renge de hükmedebilen ve 7'nin katı bir ömre sahip bir arkadaş. Yakın bir zamanda kardeşi Dazen ile savaşarak başa geçmiş. Eski kırgınlıklar daha doğrusu katliamların izi hala vaki dünyada. İşte bir ters köşe: Aslında Gavin, Dazen. İkiz gibi benzediği abisinin kimliğini alıyor, ölü diye bilinen abisini de yerin 7 kat dibinde bir kuyuda hapsedilmiş. Bu arkadaş da intikam hırsıyla kaçmaya çalışıp duuyor ama kuyuda hep hapis. Neden böyle böyle derseniz, Dazen'in çoğu müttefiği güvenilmez çiğ adamlar, kendi iktidarının düzeni bozacağı endişesi ağır basıyor. Renklerin kullanımına dayalı oldukça karışık ve bir o kadar sıkıcı bir büyü sistemi var. Çoğu büyücü tek renge meftun. Üç ve hatta 2 renkle büyü yapmak nadir. Büyü yapanlar üstüne üstlük kendi hayatlarını da kısaltıyor. Gözleri bir değişik hal alıyor ve deliriyorlar. Bunun için yine yeni sayılabilecek Orholam dinine göre çıldırmanın eşiğinde törenle hayatlarına prizmanın elinde son veriyorlar. Lakin bu iç savaş esnasında zarar görmüş Tyrea ülkesinde bir kral ve delirmiş büyücülerin efendisi rolünde pagan bir lord ortaya çıkarak işgal altındaki başkentlerine saldırıya geçer. Katledilen bir köydeki Kip çocuk ki tombulcadır, aslında prizmanın gayrimeşru oğlu olduğu ortaya çıkar. Prizma Gavin bunu kabul eder ki aslında amcasıdır. Kitabın ikinci yarısı bu şehrin kuşatılması, direniş ve yenilgi üzerinde devam eder. Kip büyü gücünü keşfeder. Karis namlı sıkıcı bir hatun kişisi hem Gavin hem Dazen'in yavuklusu olarak prizmanın muhafızı rolüyle tutsak düşmeyi becerir. Dazen'in eski generali Gavin (yeni Dazen) ile tekrar kavuşup şehri savunur. Kızı ise kalleş olur, isyana katılır. Gerçekten bu kadar yani.