29 Ekim 2026 Perşembe

Aç Yazı #11-12-13-14 - Aether #1 - Doğu Batı#104

EY ZAMAN! YÜREĞİ OLAN DUYACAKTIR
GEMİNİN DİBİ BOYLADIĞINI
..
VE KAÇACAK YER YOK BU ZORBA ÇAĞDAN

Yunus Emre başta olmak üzere tasavvuf ehline dair yazıların ağırlıkta olduğu bu sayının kapağının biraz alakalı olmasını isterdim. Pir Sultan Abdal gibi ozanlara karşı ortodoks çevrelerin yeniden kimlik inşasına girdiği Yunus Emre'nin bu sayıda da yer verilen Ene'l Hakk düsturuyla yazdığı eserleri görseler, ne olur ki? Bilmediklerinden değil. Bu isimlerin yanısıra Kaygusuz Abdal, Karacaoğlan gibi egemenin karşısında halkın yanında duran aşıklara dair yazı ve eserlere yer verilirken Uzun Hava , Blues gibi başlıklar taşıyan folklorik makaleler temayı tamamlıyor.

Ant olsun üstü karalanana
ant olsun ki gerçek oradadır.
(Emrah Yolcu)

12. sayı dergiyi çıkaran çevre ile de ilişkili olan şair ve çevirmen Can Alkor'a adanmış. Kapak bile sanatçının çalışma odasından alınan bir fotoğraf karesi aslında. Kendisi, çevirmenliği ve şairliği hakkında yazılanlar ve şiirleri dışında asılları Rilke, Jung, Nietzsche gibi isimlere ait tercüme ettiği şiir ve metin örneklerine yer verilmiş. Deleuze'ün Spinoza üzerine dersi diğer öne çıkan makale, dergide.

Bir yıldız yığınının göğün aşağısından yukarısına yavaşça silindiği zamanda,
yaz otlarının çıplak bileği hizasında
tek şu çiy ipliği, erkeksi güneşin yükselirken gelip çözdüğü. (Philippe Jaccottet)

13. sayı işaret ettiği üzere müzikal bir tema ve onunla ilintili olarak çağdaş klasik müzik bestecisi İlhan Usmanbaş etrafında şekilleniyor. Besteci ile ilgili değerlendirmeler kadar bestecinin kaleminden çıkma metinler ile söyleşi de sayfalarda yer bulmuş. Ayrıca 20. yüzyıl'da damgasını vuran eserleri tavsiye ettiği faideli bir liste de sunuyor okuyucuya. Farklı şiir ve metinlere de olağan bir şekilde yer verilse de sondaki uzun absürt metnin ben dahil çoğunlukta bir karşılığı olduğunu sanmıyorum. 

Geldiğim yerin artık anlamı yoktu
Gittiğim yer kimsenin umurunda değildi.
Rüzgar diyorum size, rüzgar.
Ve rüzgarda bir avuç kum (Edmond Jabes)

Yanacak ne kaldı çok görme ateşin bana
ateşsiz yanıyorum kar yağmur yetişin bana (Emrah Yolcu)

Mayıs 2023 tarihli 14. sayı dosya olarak çok da aşina olmadığımız Stalin'in gazabına uğramış şair Mandelstam'ı hayatı ve eserleriyle konu almış. Ayrıca Roman Karavadi'nin, Emrah Yolcu'nun ve Ufuk Üsterman'ın uzun şiir ve metinlerine sayfalarda yer verilmiş.

Yıkanıyordum dışarıda, gecenin ortasında.
Gök parlıyordu çetin yıldızlarla.
Testi soğuyor, taşarcasına dolu,
Ve ışıltı balta üzerinde tuz gibi.

İki kez kapatıldı parmaklık,
Toprak katı, her bilinçte.
Boşuna aranır daha saf örgü
Serin bezin hakikatinden.

Eriyor testide yıldız, tuz gibi.
Ve gitgide daha soğuk su.
Ve daha saf ölüm, daha sert mutsuzluk,
Ve daha gaddar ve daha doğru toprak.


Türkiye'de daha çok dijital ortamlarda yayınlanma imkan bulabilen ve benim de ihmal ettiğim bilimkurgu ve fantastik kurgu öykücülüğü Aether dergisi aracılığıyla basılı sayfalara taşındığında ve oldukça hoş bir kapakla da okuyucuyu karşıladığında heveslendiğimi itiraf etmeliyim. İlk başta satır aralarınının genişliği, boş kısımlar ve punto büyüklükleri kağıt israfı değil mi diye bir soruyu akla getirdi. Sonuçta ilkokulda okumuyoruz. Maalesef içerik olarak da öykülerin doyurucu olmadığını, bir çoğunun taslak fikirlerden öteye geçmediğini söylemem gerekli. Umarım zamanla daha geniş bir yazar kitlesine ulaşarak muhteviyatı hem yaratıcı hem de daha olgun bir seviyeye getirebilirler.


Doğu Batı dergisi 2023 yılında104. sayı ile 4 sayı sürecek Modern Türk Şiiri dosyasını başlatıyor. Koleksiyonluk bu sayının içindekiler kısmına yer vermek yeterli olacaktır.

Yücel Kayıran
Eşik-Söz
 
Modern Türk Şiirinin Doğuşu
Doğan Hızlan
Modern Türk Şiirinin Yol Haritası
 
Oğuz Demiralp
Bir Okuru Olarak Benim Açımdan Şiir
 
Yücel Kayıran
Modern Türk Şiirinin Doğuşu
 
Uhrevi Dünyanın Poetik Yıkımı
Deniz Aktan Küçük
Tevfik Fikret Şiirinde Kaybedilen Temelin Tutulamayan Yası
 
Âlim Kahraman
Mehmet Âkif
 
Pınar Aka
Yahya Kemal’in Kayıpları ve Şiir
 
Yılmaz Varol
Ahmet Hâşim’in Bir Mektubu ve Devlet Kapısında Türk Edipleri
 
Erkan Irmak
“Toprak, Güneş ve Ben...”: Nâzım Hikmet Şiirinin Ortaya Çıkışı, Kırılma Anları ve Sonrası
Oktay Yivli
Erken Cumhuriyet’te Öz Şiir Arayışı
 
Meral Asa
Sığmazlık Gerçeği: Fazıl Hüsnü Dağlarca
 
Cumhuriyet’in Vaadi: Mücadeleci Poetik Neşe
Orhan Veli Kanık
Garip
 
Tolga Aydoğan
“Orhan Veli ve Ankara”
 
Cemal Atay Genç
Öğlen Uykusundan Uyanırken
 
Beşir Ayvazoğlu
“Aç Cübbeni Cüneyd” Asaf Hâlet Çelebi Şiirinin Kaynakları
 
Tahir Abacı
1940’ların Sosyalist Şairleri Üzerine
 
Yücel Kayıran
Poetik Determinizm: Faruk Nafiz Çamlıbel ile 40’ların Toplumcu Şiiri ve Cahit Külebi

Paradise Lost - Ascension (2025)

 Sağlam bir geri dönüş. Drakonyan zamanları hatırlatıyor, hatta biraz öncesi. O kadar sene sonra hala böyle sert bir sound ile müzik üretmeleri de takdire şayan. Yaşlılar çünkü. Evet geliyor gelmekte olan.. Tam böyle dinledikten sonra beynimde şimşekler çakmadı, vuramadı ki beni o duvardan bu duvara diye ekleme yapabilirim. Lakin bu demek değil ki dinlemesi ultra keyifli değil. Koyu pastel renklerde mevsim ile uyumlu güzel bir deneyim. Öyle bir standart oluşturmuşlar ki bazı parçaların daha parlak olmasını, yıldız olmasını istiyorsunuz. 

7,75/10

28 Ekim 2026 Çarşamba

Tarık Buğra - Küçük Ağa

 Bir zamanlar Taksim'de MEB kitabevinde  küçük formatta pek çok basılı eseri ucuza bulmak mümkündü. Daha önce başlayıp ilerleyemediğim Küçük Ağa romanı da o günlerden kalma bir yadigar. Doğrusu şu ki hala da okumakta zorlandım, lakin bitirdim. Tarık Buğra sağ cenahta yer alan romancılarımızdan ve bu romanı bitirdikten sonra da ideolojik sebepler mi tanınır kılıyor kendisini diye bir yargıya da kapılmadım değil. Bu kadar da basit değil aslında. Çok katmanlılık ve psikolojik tasvir ve çözümlemeler yazarın güçlü olduğu alanlar iken akıcı ve keyifli bir okuma sunma konuları ise bir o kadar netametli. Bir de üzerine eklediği didaktik ve hatta arkaik bir fikir aşılama kaygısını okumak yorucu olabiliyor. 

Akşehir'de payitahtın adamı genç İstanbullu hoca ile Kuvvacılar arasındaki gerilim Çolak Salih'in Rum arkadaşlarını reddedip doğru yolu bulduğu paralel bir gelişim hikayesi ile ilerliyor. Yazar, o ölüm kalım günlerinde hain ayaklanmalara kadar varabilen padişahçı görüşleri de anlamaya çalışan bir analiz ortaya koyuyor. Romanın yarısında her ne kadar iç tartışmasını yansıtsa da bir anda hocanın Küçük Ağa ismi ile tam bir kuvvacıya dönüşmesine tanık oluyoruz. Çok ikna edici değil. Çerkez Ethem'in kuvvetleri içinde ajan gibi güçlerini bölerek Ankara'nın medahı iftiharını kazanırken trajik bir şekilde Hoca iken evlendiği karısı ve oğlu ile bağlantısını kaybeder. 

26 Ekim 2026 Pazartesi

Snarky Puppy & Metropole Orkest - Somni (2025)

 Zaten canlı performanlarıyla bilinir caz grubu Snarky Puppy, Hollandalı büyük caz orkestrası Het Metropole Orkest ile işbu kayıtta bir işbirliği içine girmiş. Ve bu albüm bu grupların ilk ortak çalışması değil. Uzun bir kayıt bu ve klasik müzik seyrini, işleyişini taklit etmekte diyebiliriz. Hesap edilmiş, matematiksel performanslar seyircinin alkışları ile sona eriyor. Bu anlamda titiz bir çalışmanın ürünü besteler sinematik bir etki yaratıyor dinleyen üzerinde. Yine de maylesof benim nezdimde yeterince sarsıntılı bir intiba oluşmamıştır.

7,0-/10

25 Ekim 2026 Pazar

Iron Maiden - The X Factor (1995)

 Metal tarihinin en acımasız şekilde eleştirilen albümlerinden biri ve sebep tamamen duygusal. Bruce'un ses rengine yakın diye seçilen Blaze Bayley elbette onun boşluğunu dolduramıyor ve buradaki bazı parçalarda sesinin yetmediği dahi açık beyan meydanda. Keşke koymasalardı o şarkıyı. Yine de büyük bir yinede var, buradaki parçalar hani ek bir şey katılmasa da oldukça melodik ve dile dolanır formüllerle kaleme alınmış. Dinlemesi inanılmaz keyifli. Zaten aradan geçen yıllardan sonra daha objektif bir değerlendirmeye tabi tutulmaya başlandığı da görülüyor. 

7,75/10

24 Ekim 2026 Cumartesi

Selda Bağcan - Özgürlük ve Demokrasiyi Çizmek (1988)

 Gitar ve bağlama ağırlıklı eskilerin özgün müzik diye sıfatladığı protest akım içinde bir albüm. Yaylı düzenlemelerde duyuluyor ama sanki eski ve yeni arasında bir derleme albümü havası veriyor. Bütünlüklü bir sound olduğunu söylemek de zor. Mapushane türküleri, şiirler, Azeri türküleri, hepsi bir arada. Sözde demokrasiye geçişin yılları. Bir çok şairin eseri , güçlü bir ses bulmuş bu bestelerde. Hasan Hüseyin Korkmazgil, Atilla İlhan, Nevzat Çelik gibi. Hala 70'ler kafasıyla saykedelik Anadolu rock gözlüğü ile değerlendrdiğinizde tatmin olmayacağınız kesin. Dediğim gibi 80'ler protest müzik yatağına akıyor bu dere. O gözle bakıldığında da yeterli çeşitliliğe sahip etkili bir kayıt olduğu belli. Benim için biraz fazla karışık. Öne çıkan parçalar: Adaletin Bu Mu Dünya, Mapushanelere GÜn Doğmuyor, Acıyı Bal Eyledik, An Gelir, Sivas Ellerinde Sazım Çalınır (Katip Arzuhalım), Üşür Ölüm Bile.

7,50-/10

21 Ekim 2026 Çarşamba

Samba Touré - Gandadiko (2015)

 Samba Toure de Mali'den amma gitarin ve diğer batı enstrümanlarının hacmi bu eseri Tuareg blues türüne taşımıyor. Benzerlikler vaki ve hatta bu daha blues. Folklorik taraf ise Songhai kültürünü temsilen. Özellikle tiz sesli kanun benzeri ses üreten çalgı kulakları okşayan nağmeler üretiyor. Kaydın zayıf tarafı bir kaç istisna haricinde bestelerin ağırkanlılığı, vokalin tekdüzeliği. Yeterince coşku yok yafu.

6,75/10

20 Ekim 2026 Salı

Radiohead - Hail to the Thief (2003)

 Elektronika ile rock'ın harmanlandığı diğer bir Radiohead albümü. Genelde diğer albümlere kıyasla bir nebze zayıf addedilir. Ben de gelgitliyim. Mızmızlandıkça vokal, müzik böyle ağdalı ağdalı uzayınca benim de sabrım törpüleniyor. Bu kayıt ara ara enerjisini bulduğu ölçüde hoşlaşılacak veriler sunabilmekte. Diğer yandan da deneysel denemesel türde ilgililer de ihmal edilmemiş.

7,25/10

19 Ekim 2026 Pazartesi

Ninos du Brasil - Vida eterna (2017)

 Arkafon, yaptığınız okumaya, ders çalışmaya meze yapıp harcamayın. Kulaklıkla, basına basına dinleyerek hakkını verin bu Brezilya teknosunun. Kayıttaki parçaları iki gruba ayırmak lazım. Biri endüstriyel ekolar, tribal ritimler, ilkel perküsyon, Prodigy'nin Brezilyacası vokalleri ile irkiltici bir hanisi rave havasını taşıyor. Amazonya'da karanlık bir mağarada bir partideyiz zannımca. Condenado por un idioma.. namlı parça bu cihette bir zirve. Bu arada dark folk bazında endüstriyel dalga'dan Forest Swords'un azgın zamanlarına hoş etkiler içeriyor. Diğer grup ise biraz daha olağan, belirli bir tempoda ilerliyor, bası felan var da bağlanma sorunu yaşıyor parçalar. Nihayetinde sağlam bir kayıt olarak dinleyicisiyle buluşmayı biliyor.

7,50/10

17 Ekim 2026 Cumartesi

Michel Foucault - Deliliğin Tarihine Giriş / Abraham H. Maslow - Dinler, Değerler, Doruk Deneyimler

 Enis Batur ve Nasuh Barın 80'li yılların başında belki de ilk kez, önemine binaen, biraz da Foucault'yu tanıtım mahiyetinde Deliliğin Tarihi adlı eserinden bir fragmanı tercüme edip basıyorlar. İlk önce cüzzamlıların, sonra zührevi hastalıkların ve nihayetinde akıl hastalarının nasıl Avrupa coğrafyasında dışlandıklarını ve bu toplumun bu dışlamaya ihtiyacen nasıl ürettiğini ortaya koyan bir girizgah. Tabi, elime geçmişken meraktan inceledim, biraz da Deliler Tarihi gibi hacimli bir eserden kaçınmamım etkisiyle sanırım. Sadece Foucault'nun kendine ait şu an oturmuş bir dili var ve bu tercümede onu bulamayacaksınız, bunu belirtebilirim. 

İhtiyaçlar teorisi ile bilinen Maslow'un bu ince eseri hümanist psikoloji gözüyle organize olmamış dinsel ve hatta mistik deneyimlerin biraz da Nietzche'yi hatırlatan bir çizgide insanların akıl sağlığına nasıl faydası dokunacağına odaklanıyor. Toplumdaki değer yozlaşmasına ve tam tersi kutupta değerleri inşa etmeye çalışırken örgütlü dinlerin özü öldürdüğüne dikkat çekiyor. Bir yandan da pozitivist bilimin negatif etkileri tartışılmakta. İnsanlara hedef olarak potansiyellerini keşfedip, kendilerini gerçekleştirmeyi ortaya koyuyor yazar. Okurken ister istemez bilimin dış sınırlarında gezindiğinizi hissediyorsunuz. Ve maalesef tercüme biraz karışık olmuş.



13 Ekim 2026 Salı

Oranssi Pazuzu - Muuntautuja (2024)

 Artistik açıdan bu grup için çıkarılan tantanayı anlayabiliyorum. Takdir ediyorum kendilerini, bravo. Gönül ister ki metal kısmı daha baskın olaydı. Bu kayıt bir film müziğine fon olacak atmosferde ve bu film Alien olabilir. Biraz uzaylı, biraz gergin ve korkunçsu. Tam da bildiğimiz metal değil dediysek de kolay bir dinleme sunduklarını söyleyemeyiz. Avangarde bir deneysellikte önemli bir yol katetmişler görünüyor. Bu hayat yeterince zor değilmiş gibi kabuslarla süslemek istiyorsanız uyumadan önce bu albümü dinlemeniz tavsiye olunur.

7,25/10

12 Ekim 2026 Pazartesi

Gökçe Kılınçer - Zor Yollar Benim (2022)

 Günümüzün pop müziğine pek yabancı kalsam da bu albümün pek de günümüze ait olduğu söylenemez. Bu 60'lar ve 70'lerde salınan nostaljik pop furyası uzun bir süredir yurt dışında esiyordu. Çok uzun süredir. Burada bile yeni bir keşif sayılmaz. Bir akım değil de kişiler üzerinden devam etse de güzel işler ortaya konuyor. Gökçe Kılınçer de tastamam böyle bir işe imza atmış. Albümü baştan sona rolden dışarı çıkmadan seslendirdiği şarkılardan müteşekkil. Güzel ve etkileyici besteler hakkında olumsuz bir şey söyleyemem. Ama prodüksiyonun yalınlığı ve soundun yapaylığa kayması gibi ufak tefek sorunları da yok değil. Yani yetmişlerin müziği değil bu, bugünün çerçevesinden olmasını istediğimiz, rol biçtiğimiz ve hatta kimi zaman buranın değil batının soundunu taşıyan bir yetmişler müziği.

7,50/10

11 Ekim 2026 Pazar

Hermann Hesse - Bozkırkurdu

Hesse'nin Bozkırkurdu çok katmanlı bir roman. Bir pansiyonda kalan ve kendine bozkırkurdu diyen bir adamın hikayesi pansiyonu işleten teyzenin yeğeni tarafından anlatılmaya başlanırken, İkiyüzlü bulduğu kibar insan ve tepkisel davranan agresif ve yalnız kurt simgeleştirmesiyle neredeyse kişilil bölünmesi yaşayan Harry ismindeki bu adam kendini analiz eden esrarengiz bir rapor okur ve terkettiği pansiyonda bıraktığı güncesi aktarılır. Romanın bir ayağı gerçeküstücü akımın üzerinde şekillenmekte bu şekilde. Birinci dünya savaşı ardından yazarın görüşlerini timsalen bu adam savaş karşıtı tutumuyla milliyetçi muhafazakar kitleden yabancılaşırken kendine de sıkı bir özeleştiri uyguluyor. Aydınların dilemması bir yerden naklediyorken diğer yandan özellikle kadınlara karşı tutucu tavrında somutlanan geleneksel normlara gözükara bağlılık liberal bir yaşam tarzının yüceltilmesi ile sarsılıyor. Roman boyunca bu gerginlik karakterde intihara meyilli bir kişilik geliştirirken, bir kadın karakterin ve erkek bir müzisyenin iteklemesi ile hayatın ve keyfin olumlandığı bir oyunun parçası olarak  sihirli bir tiyatro salonunda benliği sınava tabi tutuluyor. Bu sınavı geçip geçemediği ise hikayeyi okuyanlarda saklı.

10 Ekim 2026 Cumartesi

Chat Pile - Cool World (2024)

Biraz da son zamanların revaçta gruplara kulak vermek lazım. Chat Pile da 2022'den beri bu üçüncü uzunçaları ile (bir de daha deneysel bir işbirliği çalışması var) istikrarlı bir yükseliş seyri izliyor. Sludge metal ile nose rock arasında soundlarını inşa etmişler. Çok farklı göndermeler içermesi misal Smashing Pumpkins, Nirvana bile geldi aklıma üç beş saniye, endüstriyel bir tını inceden inceden ve hatta metalik bir rap vörsmü şeyledi, kitleyi de artırıyor tabi. Post-punkçılar, noise rockçılar, sludgeçılar, nu-metalciler, grungecılar, post-hardcorecular, endüstriyel metalciler gibi gibi. Tabi de anaakım olmayacaklar bu yolda devam ederlerse besbelli. Vokal biraz zor ama müziğe uyumlu, güçlü ve hissiyat dolu, ritimler ve breakdownlar çok fena. Bu da konserleri akla getiriyor. Nasıl olur ki acep? Genel olarak değerlendirirsek bir müddet grubu takip edeceğim, enerjisi, tepkisi, fikirleri iyi, sadece bu melez işler  biraz bana fazla gelmeye başladı ve her daim arayıp dinlemek isteyeceğim bir tarz değil. Şahsen bana hitap meselesi biraz sıkıntılı.

7,75/10

7 Ekim 2026 Çarşamba

Mount Eerie - Night Palace (2024)

 Amerikan folk sanatçısı Mount Eerie projesinin arkasındaki isim Phil Elverum dinleyicisinin dikkatini ayakta tutmayı hep beceriyor. Hani ne yapmış diye bir dinleme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bu kaydıyla da tabiri caizse noise folk yapmış yada icat etmiş diyebiliriz. Bir yandan çığlığa varan derekede gürültülü akorlar ve diğer yandan kendine göre geleneksel folk ezgileri. Güçlü melodiler, post-rock'a dokunan rock yapısallığı. Cesur adımlar bunlar ve büyük takdir kazandığı da doğru. Ama bende eklektik ve uyumsuz bir intiba bıraktı çoğu vakkit. Bununla birlikte ortalardan itibaren daha da güzelleşen albümde bir kaç üç beş parça var ki tadından yenmez. Nihayetinde o naif vokal ile öyle bir atmosfer örülüyor ki böyle sonbahara uygun, dargın bıkkın, ağır ağır dinleyeceksin ağır ağır içeceksin. 

7,75-/10