23 Nisan 2026 Perşembe

Thy Catafalque - XII: A gyönyörű álmok ezután jönnek (2024)

 Önceki albüme kıyasla sertlik derekesinde bir  adım geri atmışlar ki, diskografileri de benzer bir örüntü izler ve üstelik önceki kayıtta death metale dokunmuşken ne bekleyebiliriz ki? ve türler yelpazesini daha da genişletmişler. Sert ve ritmik şarkı da var, elektronik kozmik dokunuşlar da var, Macar türküleri de var, gotik koro da, ful hatun vokalli soft parçalar da. İddialı bir albüm ki prodüksiyondan bile bunu duymak mümkün. Bütün heybeyi boşaltmış, hünerlerini, sentezlerini göstermeye çalışıyor gibi. Bana biraz bu albümle artık daha da büyümen lazım diye dışarıdan bir yönlendirme almış gibi geldi. Tabi bu profesyonel müdahale herkesin hoşuna gitmiş, ben hariç. Biraz yontulmamış şeyleri seven biri olarak sadece kafamda soru işaretleri var. Ancak bu da bu albümü ilk kez dinleyecekler için hakikaten de diskografisinde öne çıkarıyor. Çünkü daha önce yaptıklarını standardize ve rafine bir şekilde tekrar sunmuşlar gibisine.

7,75/10 

21 Nisan 2026 Salı

The Gathering - Disclosure (2012)

 Dengesiz bir albüm bu, çirkin kapağıyla beraber. Anneke sonrası dönemin ikinci kaydı ki, evveli The West Pole'u dinlediğim için yabancısı değilim. Vokal Anneke'yi andırıyor, bazı şarkılarda da katkısı var, az lakin. Genelde de vokal ne zaman devreye girse bir sıkıntı basıyor, sığ demek ki. Düzenlemedeki güzel katkıları da geriye çekiyor. Bu albümün bir progresif damarı var, dinledikçe güzelleşiyor dediler. Çok dinledim, dinlemesine de öyle patlangaç parlamalara felan tanık olmadım. İlk kötü intibayı kırabildim yalnızca. Önceki albüme göre gitarın tekrar vurgulandığını duyabiliyoruz. Bu demek değil ki elektronika, yaylılar, trompet ihmal edilmiş. Meltdown 90'ları hatırlatan hoş bir parça. Heroes for Ghost'un, I Can See Four Miles'ın inşası da güzel. Eski vakitlerin post-rock çalışmalarını hatırlatıyor. Aslında düzenlemeler açısından hayli sağlam adımlar atılmış. 

7,0-/10

19 Nisan 2026 Pazar

Hasan Oğuz - Bir Sevdanın Arka Yüzü / Eray Yılmaz - Veli Yılmaz (1950-1993): Devrimci Gazeteci

 Hasan Oğuz, TDKP'nin sönümlenmesinin birebir tanığı olarak tepkilerini anı-roman türünde dile getirmiş bir yazar. Bu kitap öncesinde de Marksizm ekseninde pek çok araştırma eserine de imza atmış. Roman için tekniğin yeterli geldiğini söylemek mümkün değil. Zaten edebiyat yapma gibi bir gayesinin olmadığı da açık. Otosansür ve maskeleme yöntemlerine başvursa da burada sert bir şekilde eleştirilen şey TDKP'nin kendi içinde çökmesi ve legal bir harekete evrilmesi ve bu süreç hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. 1987 kongresine delege olarak katıldığında  merkezi organda tasfiyecilerin tasfiye edildiği, kimin ne karar aldığı belli olmayan bir sürece tanıklığı ardından o da partisinden kovulur ve kongreye geldiği Almanya'da ilişkileri kesilip kendi başına terk edilir. Politik hayatı memur hareketi ve Emeğin Bayrağı çevresiyle devam ettiran yazarın Enver Hoca gibi stalinist figürleri hala benimsediği anlaşılıyor.

Aynı hareketin merkezi komitesine yükselmiş ve neredeyse tek başına Halkın Kurtuluşu gazetesini var etmiş Veli Yılmaz'ın hayatı yeğeni tarafından kaleme alınmış. Profesyonel ve akademik duruşun duygusal popülizm ile dengesi yakalanmış. Arka planda ise solun tarihine yer verilmesi atlanmamış. Şebinkarahisar'daki lisede Atsız hareketinin gücü ve onlarla mücadele ilginç bir detay. Eklektik, tutarsız ve faydacı politikalarına rağmen oldukça kitleselleşen TDKP'nin kuramı, bibliyografisi, polemikleri de derine girmeden ama yaygın bir şekilde ele alınmış. Kendi gibi gazeteci olan eşi Neyyire Özkan ile aşkı 11 senelik hapis hayatında burada da örneklerine yer verilen mektuplarla sürmüş. Devrimci gazeteciliğe karşı hukuksuzluğu öne çıkarmak için çok sayıda kitap yazarak mücadelesine devam etmekle birlikte örgütlü siyasal hayattan kopmuş Veli Yılmaz. Bu kitapta da eserleri hakkında özet anlatımlar unutulmamış. Salıverildikten kısa bir süre sonra hayatını kaybeden Yılmaz'ın ve ailesinin çok sayıda fotoğrafına, dergi gazete küpürlerine de yer verilerek titiz bir çalışmanın timsali olmuş bu eser.

18 Nisan 2026 Cumartesi

Ludwig van Beethoven - Symphonie no. 3»Eroica«; Ouvertüre »Egmont« (1986 - Karajan)

 İlk romantik senfoni sıfatıyla tanımlansa da dramatik klasik ekol hala belirgin ve hala ünlü bestecinin patentli sesi yanılanıyor bestede. Kaydın açılışı da dramatik atakların yanısıra gürültüsü ve temposuyla dinleyiciyi karşılıyor. İkinci bölüm cenaze işleri ile simgeleştirildiğinden dramasını ve çelişkili yönlerini kaybetmeden bir görece durulma sergiliyor. Takip eden bölümde bahar, umut, yeniden doğuş gibi hissiyatları deneyimlemek mümkün. Son bölümde ise bugün dahi askeri bandolarda çalınan kahramanlık türkülerinin sesini duyabiliyoruz. Bu hareketlerin de kendi içinde bölümlere sahip olması biçimsel olarak eklemlenmiş bir yapı arz ediyor. Böylece zamanla yıpranmayan, güçlü ve ebedi bir duruş yakalanma imkanı bulunmuş. Eroica olarak da bilinen ve kahramanlık, destan gibi temalarda somutlanan 3 nolu senfoniden arta kalan sürede Egmont üvertürüne yer verilmiş. Egmont kontunu konu alan bir Goethe piyesinin girizgahı için yine Beethoven tarafından bestelnemiş. İşgale karşı direnirken şehit olan bir kahramanın hikayesi melodilere döküldüğünde elbette Eroica'nın çok uzağına düşmeyecektir. Kronolojik olarak da zaten bu senfoninin 5-6 sene sonrasına tekabül etmektedir.

8,25/10

V.A. - Gummo (1997, Soundtrack)

 Black, death, endüstriyel ve sludge metal besteleriyle dolu olması bu film müziği kaydı orijinal yapan tek şey değil. Hatta evet nadide ama çok ayrı bir şey de katmıyor. Filmin kendisi de bu kaydı kalkındıran önemli bir etmen. O yüzden önce bu arıza, dürüst, çirkin filmi izliyorsunuz, 1 hafta ardından da müziklerini dinliyorsunuz. Ardından kedikedikedi çağırdığımız elektronik şarkıda, filmden alıntı Cockadoodledoo'da ve Jesus Loves Me'de travmatik deneyim yaşıyorsunuz. Bu kaotik birleşim Bach bestesi Mischa Maisky yorumu viyolonsel suit'e bel bağladığında siz de bağlanacaksınız. Film ile bağlantılı dinlediğim için değerlendirmem bir miktar olması gerekenden fazla olumlu intiba barındırmaktadır.

8,0-/10

15 Nisan 2026 Çarşamba

Erkin Koray - Erkin Koray 2 (1976, Comp)

 Erkin Baba'nın gerçekten de bir rock babası olup olmadığını ben bile kendi içimde kendimi kendimle tartışıyor buluyorum. En büyük hitleri Mısır, Hint ve Anadolu ezgilerinden besleniyor, bazıları bayağı bayağı aşırma. Yine de kendimize, bize özgü bir ses yaratmasında saklı başarısı. Bu şarkılar, bu şarkıların çağrışımları, ofları oyları hep bizim bir parçamız olmuş. Bir yandan da rockçı olmak bir hal tavır duruş ise ondan büyüğü pek az. Bitmez bu tartışma, o yüzden yapılanlara bakmak lazım. Şu ikonik albüm kapağı gibi nadide bir şeyler var burada. En iyi şarkıları içerir plakların derlemesi. O zamanlar standart bu şekildeymiş. Şu şarkıların orijinal ve bozulmamış versiyonları hala dimdik ayakta, ne gereği var tekrar yorumlamanın: Şaşkın, Eyvah, Fesüphanallah, Sevince, Estarabim, Arap Saçı, Hayat Bir Teselli, Komşu Kızı, Gönül Salıncağı, Tımbıllı.  Belki bir iki parça tanıdık gelmeyecektir ki onların da az kalır yanı yok diğer hitlerden. 

9,50/10

12 Nisan 2026 Pazar

Dance With the Dead - Out of Body (2013)

 Korku filmleri ve video oyunlarından ilhamla 2010'larda böyle değişik bir synth pop akımı doğuvermişti. Bu dalga biraz durulsa da devam ediyor. Bu türün önde gelen isimlerinden güzel yurdumuza konsere de gelecek olan Perturbator'u halihazırda dinlemiştim. Ayrıca bu türün metalci alıcısı da var zira bazı grupların beste tarzında ve elektro gitar dahlinde yabancısı olmadıkları görülebiliyor. Dance with the Dead de köklü gruplardan, yedi uzunçalar çıkarmışlar bile. İşbu albüm ise debüğleri oluyor. Sıfatlandıkları korku temasını ben pek alamadım. Synth ve beat enerjisi güp güp birbirini kovalıyor. Melodiler klişe ama özümsemeye yardımcı. Bundan kelli olsa gerek basit bulup sevmeyen de var grubu. Ama bu demek oluyor ki, yeni yeni bu türe merak salacaklara tavsiye edilebilitesi hayli yüksek. Söz, vokal yok zaten. Bazen synthler böyle 80-90'lardaki heyecanlı haber jeneriklerini andırıyor. Bu kadar.

7,25+/10

11 Nisan 2026 Cumartesi

The Pineapple Thief - 137 (2002)

 Önceki albümün sivrilikleri törpülenmiş lakin kendi seslerini bulma arayışı devam ediyor. Coldplay, Radiohead ve trip hop atmosferini çağrıştıran bir elektronik müzik akla takılıyor. Progresif temalar belirginleşmeye başlamış. Diğer yandan atmosfer soyut çizgide, isterim ki gitarın teli tıngırdasın, vokal dişe dokunsun. Melankoli yüklü tarzda melodileri izlemek mümkün. Amma ne kadar yüreğiniz etkilenir, bilemem. 90 sonu 2000 başı periyodun standart bir soundu ve bugün biraz zamanın gerisinde kalmış hissi verebiliyor. Bir kaç yerde utanmasam new age diyeceğim denemeler rock sesine entegre edilmiş. Bütün bu tarife rağmen 70 dakika süresinde çok kez sıkılacağınız anlar olacak. 

6,50+/10

9 Nisan 2026 Perşembe

Vüs'at O. Bener - Bay Muannit Sahtegi'nin Notları

Mevzu, bu retrospektif günlüğün (1984 yılında 1979 yılına ait anıları yazıyor diye anladım ama bahis Vüs'at O. Bener ise hep bir çekince ile yorum getirmek lazım) otobiyografik mi kurgu mu olduğu değil, ne kadar oranlarda bu kavramlardan beslendiği? Yaşlı bir adamın eşiyle dostuyla yaşadıklarını yemesiyle, içmesiyle, emekliliğin  para sıkıntısıyla, bodrum katını lağım basmasıyla bu kadar normallik de kurgu olamaz dedirten ayarda sayfalara yansıtması ve biçim olarak da yazarın artık aşinası olduğumuz kendisine özgü dili vasıtasıyla bunu yapıyor olması.. 

8 Nisan 2026 Çarşamba

Enslaved - Monumension (2001)

 Dali'msi bir kapak enteresan bir işi muştuluyor. O kadar ki grubun zayıf albümlerinden addedilmekte. Kırık bir black metal albümü bu, cam kırıkları ile dolu. Gitar soundu olması gerekenden bir tık fazla çakaçoko. Bazı şarkılar tekrarlarda boğuluyor. Ama progresif dokunuş parçalarda ilginç noktaları boyayabiliyor. Gürültü namına gürültü sesleri...70'lerin prog atmosferi de işin içine girince kimi bazı yerlerde , başka ne eksik kalır dediğimiz anlarda saf folk viking parçası devreye giriyor. Kafamız albüm kadar karışık.

The Voices, Hollow Inside, Sigmundskvadet

6,75/10

7 Nisan 2026 Salı

Miles Davis & John Coltrane - Live in Stockholm 1960 (1985)

 Caz ile ikircikli halim cazın zirve yaptığı döneme tekabül ediyor daha çok. Miles Davis ve John Coltrane gibi 2 duayen sanatçının en gözde olduğu dönemdeki rastlantısal ve emprovise tarza yakın şarkılar işte tam da içselleştiremediğim şeyin tanımı olsa gerek. Defalarca bu kaydı dinledim, iyi güzel kök besteler. Ama benim içimdeki tembel miskin adamı dans ettiremediler.

6,50-/10


6 Nisan 2026 Pazartesi

Laura Marling - Patterns in Repeat (2024)

 Bir kaç yerde popülist hareketlere teslim olmasıyla samimi, yavaş tempo, dinlendirici havayı bozuyor. Başlangıç şarkısındaki melodi ya da ismini söylemek istemediğim diğer bir şarkıdaki lalalalar bu olumsuzluğun en belirgin halleri. Heyhat tam da bu anlar başkalarının favori anları. Ben ise The Shadows gibi daha dramatik parçaları seviyorum. Nihayetinde sıkıcı ve sakin ozan folk müziğini yeri geliyor sesinin tınısıyla yeri geliyor keman , piyano vb. enstrümanlarla ama hepsi ayrı ayrı birbirini boğmayacak ve soundu karmaşık etmeyecek seviyede renklendirerek ilginç hale getirmeyi başarıyor. Bu haliyle de bu türe kulak vermek isteyenleri kaçırmayacak tam da bir tersine ısındıracak bir girizgah albümü. Ve sanatçımız da hakeza öyle.

7,50+/10

5 Nisan 2026 Pazar

Kampfar - Kvass (2006)

 Kampfar'ı dinledikçe daha da fazla seviyorum sanki. Paganist folk riflerini kirli black metal soundu ile enerjik bir şekilde harmanlayabildikleri, hem albüm kapağındaki gibi soğuk ve duygusuz hem de epik bir karakteri inşa edebildikleri bir albüm bu. Sadece beste ve düzenleme değil tonlamalar ve vokal de bütüne katkıda bulunan iyi unsurlar. 7 yıllık arayı iyi değerlendirdikleri duyulabiliyor. Orijinal, dissonant, melez bir şeyler arayan hele o yana gitsin. Bu yanda bol tekrar, melodi, viking ruhu var. 

8,25+/10

4 Nisan 2026 Cumartesi

Büyük Ev Ablukada - Defansif Dizayn (2023)

 Burası için orijinal, orası için ne bileyim Tame Impala felan vardı bir vakkitler. Kendi lisanımızda dinlemek her zaman bir kazanç, bir keyif tabi. Kaliteli iş. Nakaratlar zayıf, benzer indie rock emsaller gibi. Karargah hariç. Burada epik ruhu tıngırttırıyorlar. Diğer şarkılarda da yüreğe dokunuyorlar tabi. Yalnız, biraz daha toplumsal dokunmalar içerseydi sözler, pek memnun olabilirdim. Her neyse ve nerede yaşatılıyorsak, biraz da ülkedaş olmamız sebebiyle iyi değerlendireceğiz.

Not: Unutma ile ilgili sözler umarım bir sağlık sorununu işaret etmiyordur. 

8,0/10

3 Nisan 2026 Cuma

Gizem Cengiz - Steampunk: Bilimkurgu Sinemasının Bahar Çılgınlığı

 Bilimkurgudan ziyade fantastik kurguya yakıştırdığım steampunk alt kültürüne dair bu kitap romanlardan sinemaya geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Hangi tür altındadır tartışmasının yanısıra tanım, özellikler, farklar noktası da ortaya serimlenmiş. Dipnotlarla birlikte akademik ve biraz steril bir dil kullanılmış. Farklı kaynaklardan derlenen bu alıntıların üzerine yazarın kendi görüşlerini ayırt edebilmek pek mümkün değil. Genişçe ki bu alt türün nicelikte kendini tüketiyor olması bu sıfatı daraltıyor,  bir tanıtım kitabı hüviyetinde daha çok. Görünmeyen elin yönettiği dijital dünyadan mekanik ve genelde buhar teknolojisinin hakim olduğu alternatif bir evrene kaçış ve temelinde Viktoria döneminden esinlenen nostaljik kültürel yapı temel belirgeçler. Ontolojik olarak mucit karakterler üzerinden teknolojinin yıkıcılığının işlenilmesi de bu alt kurgularda sıkça rastlanılan bir olgu.