NEPAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NEPAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2018 Pazar

Trip #3 #4 #5 Nepal #9 Düşünbil #69 Aktüel Arkeoloji #64


 Bugünlerde takip ettiğim yegane dergi Trip değişik değişik sayılarıyla eylüle hazırlanadursun, 3,4 ve 5 nolu sayılarına bakalım. Ya da vazgeçtim, tek tek bakmaktan erindim. Güzel olan şey şu ki, yeni yazarlarla kadro genişliyor. Popüler isimlerden Nilüfer Açıkalın, Mesut Yar'ın yanısıra Renan Çelik, radyocu Metehan Mert Çakır, tiyatrocu Kemal Başar ve Süreyya İzgi gibi isimler karşımıza çıkıyor. Son vakitlerde zor günler geçiren Füsun Demirel'e şans verilmesi de takdire şayan bir hareket olmuş. Üçüncü sayının kapağı V for Vendetta ile isyan günlerini selamlamakta. Sonra da sırasıyla Aziz Nesin ve Johnny Depp süslemekte. Bilim, uzay, tarih, müzik, edebiyat, sinema , çizgi roman, dizi gibi konular ardı ardına sıralanmakta. Belki de konuların genişliği Afro Zeybekler gibi efsanevi makalelerin sıklığını engelliyor. Bu yazıyı yazan Ali Özçelik gayretiyle, çabasıyla, araştırmacılığıyla takdirleri hak ediyor. Benzer derinlikte yazıların çoğalması dileğiyle diyelim. Tadı damağımda. Hazır iyi niyetli eleştirilere başlamışken tekrar boyut ve koku diyeceğim, bu bir, serzenişli yazıları artık arkada bırakıp tiyatro, sinema, kitap, müzik alanlarında spesifik ürünler üzerine eleştiri yazılarına sıra gelmedi mi diyorum ki son sayıda Irmak Zileli'nin yazısını örnek gösterelim, bu iki, üç, artık İran müziğini okumak yorucu olmaya başlamadı mı? Biraz daha sert müzik ve yeraltı edebiyatı ve edebiyat eleştirisine eğilinse mi acaba? Dördüncü mevzu ise bilindik isimlere yer verdikçe yazım kalitesinin düşme ihtimalinin belirmesi, aman aman diyelim.

Nepal artık kendisini alıştırdı. Kadro oluşturmak açısından ki kapalı bir kutu olarak görünüyorlar iyi bir şey olsa da diğer yandan şaşırtmamaya heyecanlandırmamaya başladılar. Bu noktada teorik yazılara ve kitap eleştirisine başlamaları çok doğru bir hareket. Yalnız böyle küçük boyutlarda aradabir çıkan sayılarıyla nereye kadar gidecekler, merak konusu...

Düşünbil dergisini pek okumamaya karar vermiştim açıkçası. Diğer yandan haklarını vermek lazım kapakları çok güzel, al beni al beni diye insanı tahrik ediyor. Dosya konusu Lacan olunca da tatilde okuma gayesiyle ben de almış bulundum. İnsanlara, az tanışık olan genel kitleye felsefeyi sevdirmek için bir araç görevi üstlenebilir. Yalnız akademik bilgiye aç olan ve Zizek'in efsanevi kitabı Ahir Zamanlarda Yaşarken'i okumuş, YKY'nin Cogito'sunu bilen biri için, o kişi ben oluyorum sanırım anladınız, bu sayı biraz tırt kalıyor. Kimsenin hevesini kırmak istemem, bazı şeyler böyle böyle ilerleyecek. Sadece felsefe alanında ne kadar geride kaldığımızı hatırlattığı için üzüldüm.

Aktüel Arkeoloji ısrarla çıkmaya devam ediyor. Bu kadar süre ayakta kalabilmesine şaşırıyorum doğrusu. Kaliteli işler sözkonusu olunca... Tatilde bir kaç günde seller sular gibi sömürdüm bu sayıyı. Çok sevdiğim Anadolu eski halkları ve etnografyası olunca tabi es geçemezdim. Ama tarihçilerin es geçtiği Kaşkalar için bile sayfa ayırmaları, nasıl diyeyim, gözlerim doldu :) Ionya dosyası ise yazı diliyle dahi tartışmaları aralayan bir yazıydı.

25 Mayıs 2018 Cuma

Kontra #4 - #5 #tarih #43 Nepal #8 Marşandiz#14 Keşke #28 Cosmiczionzine #4 #5

Modern yada post-modern yada deneysel şiir ağırlıklı bu online dergi bu sayıdaki girizgahta şiirini eylem-şiir olarak niteliyor. Selcan Peksan (dokunmasız bir el yazsın bunu, dokunmasız bir el sigara tutsun), Fatma Nur Türk, Sevinç Çalhanoğlu, Aslı Serin, İsmail Aslan (düşmek dedim aralıksız düşmektir bütün gün/boyun düşer kol yanlara ve biri çıkar/bilmem kaçıncı kattan düşe, rüzgâr./öyle düştükçe ağırlaşır yerde hafifler/bakın size bir mesele anlatır gibi düşer/ve ölüm de bir sakinlik yaratır cümle biter/herkes anlatacağını anlatınca gibi...Anımsayacak güzel günler yoksa/anımsayacak güzel günler yoktur.), Cem Kurtuluş, Efe Murad , Emirhan Esenkova (Batı’nın ahlaksızlığını al/Doğunun tembelliğini), Sinan Özdemir, Selim Murtazaoğlu, Barış Özgür karşımıza çıkan isimler. Görsel şiirin, görselliğin, grafik düzenlemelerin olduğu sayıda ayrıca videolara da bağlantılar yer almakta. Ücretli öğretmen, sanırım, gözünden yazılanlar oldukça çarpıcı. Bir sayfaya da Cem Kurtuluş işe yapılan mini bir sohbet sığıştırılmış.
5. sayıdaki sunuş yazısından anladığımız kadarıyla bu yayının sorumluluğu Sinan Özdemir'in omuzlarında. Bu sayıda usta isim Ahmet Güntan'ın Parçalı Ham şiirlerinden bir örneği okumak mümkün. Çocukluğumdan beri/karşılaştığım her ışıkla girdiğim ilişkiden/bir gölge kaldı.. Sinan Özdemir ile Ömer Şişman birlikte uzunca neredeyse nehirleme diyalogla kaleme aldıkları çok bölümlü bir şiirle dergide yer alıyor. Hayatta telafi edemeyeceğimiz tek şey vardır:/15 yaşında evden kaçmamış olmak.
Diğer şairler: Aslı Serin, Emirhan Esenkova, Fatma Nur Türk, Efe Murad, Cem Kurtuluş, Liman Mehmetcihat, Rıdvan Gecü , Mehmet Karaca , Fırat Demir, Mete Ercis, Olcay Özmen (Bu bağlamda pantolonuma bulaşan vişne, çok da önemli değil aslında.). Modern şiirin öncülerinden Ezra Pound'un bir şiiri çevrilebildiği kadarıyla artık, sayfalarda yerini bulmuş. Ayrıca Farsça'dan tercüme edilen şiiriyle Yadollah Royaee ve Rus şair Kirill Medvedev'e de yer verilmiş. Tek sayfalık mini sohbetin konuğu ise Nazmi Cihan Beken.

Yatağın Dublörü (Mehmet Karaca)

anladım erken uyumayı
kalkıp daha erken utanmak için
yorgunsam zaten nedene gerek yok
sarılıp uyurum yastıka
ben yastıkı daha çok sarılmakta kullanırım
çünkü başından değil ellerinden uyanır insan
sen öyle san san saçlarımı taramadım
örgü yapamam erkeğim diye bağırdım
uyumadan dua ederim tam
yarın, sevmek, kız, beni derim
cümle kuramam heyecanlanırım allah
nasıl olsa anlayacaktır ben duymasam olur
anlarım aslında anladım yastıklar da
taraklar gibiymiş ama izler konusunda ayrılırmış
bunda yanak kalmış belli ki babamın
ceplerinde bırakacak başka bir şey yok
cümle kuramam aklımda tutamıyorum kadar
ne varsa borç verdim arkadaşlarıma tutum
hepsinin şimdi kumbarası var. kırmayınız
öyle berbat diyorum çokça resmi biraz dişlek
ayna bakmam sadece tahmin ederim
allah bilir. çirkinsem içime ateş edin
dışarıyı nasıl olsa iyileştirir takım elbise
diye giyebilirim ve ihtiyacım yok süse püse
öyle çok arkamda kalıyorum. zaten
arkasında kalmak için doğmuşum abimin
anlamı yok 43 numara rugan giysem.
daha birçok şey erir
daha erken uyanmak sabah ezanı kesin
bir kişiden fazla uyanmak için sinir hapları
korkmak insan oluşun kanıtı değil tehdididir
yardım, bana, nolur, biraz, allah
bilir köşeye sıkıştığım zaman aklıma gelir.
bu köşe: karanlık ve babasız olabilir bırak
gece uyanıp su içmeyi unutalı çok
oluyor yutkunmak ilkel. tükürük dayanak:
yere dayanmak için düşmeden.
başlamak için yaşamaya sanki mantar tabanca
sesi. kimin sıkacağı önemli değil
önem bir anda ortadan kalkabilir. pat.
bu patlayan horoz değil. dikkat.

dikkat
beni dışarıya dökün içeride kalamam
iç-dış değil onlar olduğumuz yerle ilgili
bir insan dışını savunamaz. hücum eder bakın
çalan saatleri özellikle duvara atmak gibi
attım. ben ne yapacaktım oysa su içmek için
kalkıyorum buraya kim koyuyor kalemi
değil birçok kez denedim mektup yazmayı
yazımı benden başka kimse anlamıyor dur
dururum. kapıyı rüzgâr da açar bu hiç
önemli değil yatak boşsa uyanmışımdır
kimse gitti demez gelecek der
komşular biraz da haber ajanslarıdır
babam sadece traş olurken verir demeç
anlatmaz zaten örneğin ben de hızlı çarpmam kapı
korkarım
örneğin bütün yemeklerle anlaştım
üzerime yağ damlatmam.
anlaştım allahla da
büyümedim ben, üzerime damladım.
bazı yerlerde olmaz sabah
bakın elleri ensede birleştirmektir o
bir pantolon yeter ispat etmeye uyandığını
giderim bakın kahvaltıda sucuk varsa
ekmek alır dönerim. döndüm bile diyemem
çünkü herkes bilir
bir insan ucundan koparılmaz
-günaydın. ekmeği uzat.

Çok takip etmesem de tarih dergisi saygı gösterdiğim bir geçmişe sahip dergilerden biri. Bu sayıda oldukça iddialı, yanıltıcı ve satışa odaklı bir kapakla ortaya çıkmış. Bir kere az çok arkeolojik haberleri takip ederim. 'Türk tarihi değişiyor, arkeolojik bulgular efsaneleri yalanlıyor:Ata yurdumuz Hazar Denizi'nin Doğusu!' gibi bir başlık ünlem ile değil soru işareti ile sonlanmalı. Sibirya'nın güneyi eski Türkler'in çıkış yeri tezinin bahsedildiği gibi somut delillerle kanıtlanmamış olmaması bunu desteklemez. Hakeza bu yeni iddia da İskitler ve Sakalar'ın farklı millet olduğu tezi ki kabul edilebilir ve bir kaç kabartma resminden öte fazla sağlam kaynaklara dayanmıyor. Güzel bir tez deyüp geçelim. Diğer yandan bu sayı Servetifünun dergisi üzerine gayet kaliteli bir yazı ve Haliç'ten Karadeniz'e uzanan yitik demiryolu hattıyla ilgili fotoğraflara ev sahipliği yapıyor. Ve daha nice ilginç makale...Yani kapakta yer bulan dosya konusunu görmezden gelseniz de dolu bir içerik.

Nepal'in elimdeki nüshası o kadar bozulmuş ki kapaktaki resmin şimdi farkına varabiliyorum. Osman Konuk (ağaçların telifini ödemeliyiz önce, kuğu tamircilerinin, tuz ustalarının...uzak,soğuk,karanlık bir ülkeye doğru baktım-böyle deme!/eldiven sevmez;atkısız çıkmasa, üşümese, ağlamasa), Ergun Tavlan,Fatih Mutlu, Mihrap Aydın (belki o mahallenin kabadayısı/başka bir mahallenin diş perisidir), Yavuz Türk (ey kovulmuş olan, artık bana yeni bir ülke inşa et!), İnanç Avadit, Harun Erçin, Fatih Çünkioğlu şiirleriyle  İbrahim Dervişoğlu müthiş öyküsüyle, Özgür Ballı Ozan Can Türkmen'in ilk şiir kitabını analiz ettiği yazısıyla fanzini şenlendirmekte.

İtiraf etmek gerekirse Marşandiz'in bu sayısının kapağını pek beğenmedim. 14. istasyon yolculuğunda 5 öykü (Emirhan Burak Aydın, Özgürcan Uzunyaşa, Bahri Vardarlılar, Ömer Can Saroğlu, Onur Selamet) ve 5 şiir (Fatih Kök /vücuda gelmek kavgaya bulaşmaktır artık/, Suhan Lalettayin, Tan Babür, Çağın Özbilgi, Can Küçükoğlu) yüküyle devam ediyor. Borçlar Hukuku en beğendiğim hikaye oldu. Biliyorsunuz derginin şiirleri pek bana hitap etmiyor. Yine de kelime ve cümle yapılarının bozulduğu, dil mecrasında maceraya açık, bozucu bir dille kendi ekolünü oluşturabilmiş bir çizgiyi devam ettirebilmeleri başarı hanelerine yazılabilir.


Keşke dergisini isminde kullanılan yazı tipi ve sade kapağı sebebiyle yani gayet şekilci nedenlerden ötürü beğeniyorum. 28. sayıya şiirleriyle Engin Hamamcı, İzzet Gökçe, Münir Ersan Tuna, Gökhan Kılıç (kar yağdı rüyaya/kesildi saç/kayboldu elek/söküldü perde/dağıldı tespih), Sena İnce ve Ziya Boz konuk oluyor. Sadece fikir değil dil ile de muhafazakarlığı temsil eden çizgiyi şiirde pek benimseyemiyorum. Derginin tercihleri de bu yönde. Öztürkçeciliğin eleştirildiği makale de bu minvalde tesadüf değil. Halbuki dilin dinamizmi düşünüldüğünde ne beyhude bir çaba. Yazarın tanrı rolüyle müdahil olduğu metinleri sevmemem de Anıl Bayram'ın neredeyse derginin yarısını kapsayan uzun öyküsünü pek bir fena yaralıyor, iyiydi halbuki.

Neden bu fanzine hiç bir yerde denk gelmediğimi sonunda anladım. Ücretsizmiş. Bulamayanlar için issuu'ya da koymuşlar sayılarını. Tabi ki biliyoruz ki sanallık basılı nüshanın yerini tutamaz. Neyse ki 4 ve 5. sayılar elime geçmiş durumda. Mitolojik, fantastik ve uzay temalı bir fanzin üstelik İslam öncesi Arap mitolojisine de değiniyorsa dikkat çekecektir elbet. 5. sayının kapağını ise Mısır tanrısı Anubis süslemekte. Dolayısıyla bu sayıda mumyalama ve eski Mısır mitolojisi büyük yer kaplamakla birlikte ilgili ilgisiz çizimler, bir kaç öykü ve şiir de kendine yer bulabilmiş. Yalnız Kaptan Orta Kapı namındaki öyküyü başka bir dergide okumuştum, dikkatimden kaçmadı. 4. sayı da Arap tanrı ve tanrıçaları ve mitoloji üzerine yazılar içermekle beraber belki de o kültürün derinliğinden kaynaklı içerik biraz cılız kalmış. Yine de unutturulan bir tarih ile ilgili ilginç şeyler öğrenmek gerçekten eğlenceli. Dizgi, editörlük gibi ince detaylarda biraz daha titiz bir çalışma, fark yaratacaktır kanısındayım.

18 Şubat 2018 Pazar

Cazkedisi #11, Plüton #5, Nepal #7, B Planı #1, iki buçuk ayda bir #3

sır ol: puhu ya da mâr
bir kanatlı yılan
yüzüme hohla yeryüzünü
(hüseyin ferhad)

bahçedeki ağacın ormana feryadı
o başlangıçta buluyor suretini
savruluyor sonra sırtını alıp rüzgarını
(soner demirbaş)

avcumda gezdirdim balığın birini.
bak dedim
buralar çarşı pazar
bunlar evimiz

buralarda oturur gökyüzünü bekleriz
buralarda dalıp gideriz hayata
şuralar hep martı sesi
şuralar gecemiz gündüzümüz

benim hikayem böyle olunca böyle.
tanıştığımıza memnun oldum.
ses etmeden dönelim hayatımıza
sen suya. ben suyun düşüne.
(turgut baygın)

--------------------------------------------
bu kadar yüksekten ancak düşerek inerim (hakan keskin, barış bıçakçı'dan alıntılıyor, o da belki başkasından...)

henüz çocuktum, içimde kuşlar ölürdü, düşler ölürdü
kırış kırış teni ruhumun, bir kadeh daha...
(umut köksal)

mektup (emrah sağlam)

damacanalara tecavüz eden adamlar
sokakta öpüşmemize bile karşı çıktılar,
çıksınlar;
biz
onları
da
öperiz...
(toprak şems tezcan)

-çehren ekonomi-politiktir
(enes kalem)
---------------------------------------------------------------------------
Bende kalp var. Dizelle çalışır
(özgür göreçki)

yalnızlık ve bütün bunlardan korunmak için neşe var: alaycı neşe, saldırgan neşe
(inanç avadit)

herkes
kalbini inandığı davanın kurşunuyla doldurmkata
(enes kurdaş)

---------------------------------

14 Mayıs 2017 Pazar

Kadıköy Underground Poetix #1 - Mürdüm #4 - Nepal #6 - Samsa #5 - Şebeke #2

6.45'in yayınladığı UP'nin atababası Kadıköy Underground Poetix'in ilk sayısı internette dolaşıyor. Sol tarafta yer verdiğim kapağın doğruluğundan bu ilk sayının basım tarihinin 1995 olup olmadığı kadar emin değilim. Yayınevini biliyorsanız Beat ve yeraltı edebiyatına ne kadar düşkün olduklarını da biliyorsunuzdur. İlk sayı da her ne kadar 260 sayfa gibi bir hacme sahip olsa da fanzin ruhunu yansıtan ve biraz da derleme tarzında hazırlanmasıyla ilgi çekiyor. Dolayısıyla Richard Brautigan, W S Burroughs ve oğlu, Bukowski, Voznesensky, İlhan Berk, A D Winans, J Kerouac, A Ginsberg, James Abercrombie, Ed Sanders, Lawrence Ferlinghetti, Artaud, Ralph Waldo Emerson, Stan Brakhage, Jonas Mekas, Ece Ayhan, Jean Genet gibi isimlerin biyografileriyle, eserleriyle ve esin kaynağı olarak dergide yer almaları şaşırtıcı olmamalı. Diğer bir deyişle edebiyatçılar dergi sayfalarına hakim olmakla birlikte sinema ve toplumsal alanlara da damga vuran isimler unutulmamış.
Ayrıca Sanrısal Ayinlerde Kullanılacak Yoga Meditasyon Teknikleri namındaki broşür ve Hacker Manifestosu ve Hakim Bey'in Kalıcı Otonom Bölgeler broşürü, Doğal Çiftçilik bildirileri gibi alternatif açılımlar da zengin bir okuma sunmakta. Ama belki de içeriğiyle, biçimiyle en çok hoşuma giden Garip Hareketi ve Beat Kuşağı makalesi oldu.

Aç bir serçe olsaydım eğer,
Konmazdım sizin pencerenize.
Karınca olsaydım eğer ben,
Geçmezdim sizin geçtiğiniz yoldan.
Siz gassal olsaydınız eğer,
Elbette sizden sonra ölürdüm.
Eğer ben bir ağaç olsaydım,
Sizin bağınızda yeşermezdim.
Fakat büyük bir taş olsaydım,
Yolunuzda boyulu boyunca yatardım.
***
Aşkı Arayan
Bir yanım Beveryli Hiils
Diğer yanım Hollywood
Arada aşkı arayan ben
Amerikaya komunizmi getirsem daha kolay
***
RUS - AMERİKAN ROMANSI

Hem benim ülkemde, hem senin ülkende
İnsan sabaha kadar uyur -- sırt sırta değilse.
Hem ay da bir tane, iki kat altın var
hem benim ülkemde, hem senin ülkende.
Hem fiyatı da aynı, hiçbir şeye değil, bedava
sana gündoğumu, bana günbatımı neyse.
Hem sabah olmadan serinlik pencerede
ne senin suçun, benim suçum ne de.
Hem sevgi var hem de acı vatan üzerine
senin uyduruk sözlerinde, benim uyduruk sözlerimde.
Keşke yarı yarıya azaltılsa sayısı budalaların
hem senin ülkende, hem benim ülkemde

Güzel dizaynı ve ağır içeriği ile şimdilik radarımda yer eden Mürdüm'ün dördüncü sayısı Asaf Halet Çelebi'nin Mansur ismindeki şiiriyle açılıyor ve Salkım Asyalı, Barbaros Çelik, Özgür Yılmaz, Ahmet Mahir, Murat Göktürk, Ali Halim Şişman, Serhat Şenel ve Emir Doğan tarafından devamı getiriliyor. Fazıl Nazari, Şerko Bekes ve Alejandra Pizarnik'ten çeviri şiirlere yer veriliyor.
Duvar isminde öykü, Cahiliye Devrinin Tüm Medenilerine isminde deneme, Masa'dan Mor Deniz'e Şairin Boy Vermesi isminde şiir analizi, Truffaut Truffaut'yu Anlatıyor, Tahran Notları'nın son bölümü ve Hayalet Oğuz'un şiirine yönelik yazılar da düzyazı bölümünü oluşturuyor. Adonis dosyası ise ilgiyi hakediyor.

Nazca çizgilerine asılı sinekkuşlarının gagasında
Dikenleri çiğnenmiş bir gökyüzü var
Gökyüzü her zaman mavi olmak zorunda değil
Yaldızlı mabedimiz turunç kırmızı alevler içinde
Yaldızları dökülünce pası kalıyor geriye
**
Boyunlarından öpelim çiçeklerimizi
***
yanılıyorsunuz
bu elimde tuttuğum kalbim değildir
..
ve küçüğüm bilemezsin
devam etmek bazen
çok zor devam etmek bazen
adım atmak şöyle kaldırıverip ayağı usulca

gel beni dinle
susun da beni dinleyin biraz
hiç kimse olmasın hiç kimsenin
aşkları olsun kurtaralım

herkese yerini bildirelim sade
sade haddini bildirelim herkesin

yoksa bakın olmuyor yani böyle görmüyor musunuz

Bir solukta kendini okutan fanzinde yine usta isimlerle genç nesil bir araya gelip şiirlerini yayınlamakta. Osman Konuk (kuşlara diplomasını/bir şey yerken ağzından kuşların hakkını düşürenler vermeli), Ahmet Güntan, Özgür Göreçki (yerde sigara izmaritleri vardır demek ki yaşanmışlık), Ergun Tavlan, Fatih Çünkioğlu (o sırada annem pencereye doğru iki adım attı. Sadece ben ve Alper'in duyacağı şekilde kendi kendine şöyle bir şey söyledi:Pencereye bak hele. Tam intiharlık), Özgür Ballı, Mihrap Aydın( ben suçluyum, sonusuzluğa/ gözlerimi kısarak bakmaktan), poetik metniyle Fatih Mutlu, çeviri şiirleriyle Ursula Le Guin ve Rose Milligan ve tabi çarpıcı öyküsüyle bugünün iklimi yansıtmada oldukça başarılı bir işe imza atan Mustafa Çevikdoğan bu sayıda yer alan isimler.

Samsa, beşinci sayının kapağına bahar öyküleri dosyasını taşısa da içeriği zayıf kalıyor. S.F. Abasıyanık, Kafka, Fevri ve Ayşe Durmuş'un eserlerinden ibaret dosya oldukça sınırlı. İnceleme yazıları daha ilgi çekici. Captain Fantastik ve Sıradan Adam Ove, Micahlengelo'nun İlk Günah ve Cennetten Kovuluş freskosunun Panofsky yöntemiyle çözümü, Dadaizm Manifestosu ve Türk Romanında 12 Eylül Darbesi gibi başlıklar bu kategoride yer buluyor. Sadece bir şiir yer almakta (Selah Özakın), Ayrıca dosya dışı bir öykü/deneme de mevcut. Pdf olarak okumak için güzel bir fırsat sunmuşlar. Tıklayınız Samsa.

İnternette bulduğum ve ikinci sayısı olduğunu zannettiğim fanzin modern çizgisiyle dikkat çekiyor. Anlayabildiğim kadarıyla istikrarı yakalayamamış yayınlardan biri ve bu durum üzücü. Şiirler genelde mahlaslarla yazılmakla beraber Şenol Erdoğan, Kaan Koç, Allen Ginsberg, Emre Varışlı gibi bilindik imzalara rastlamak mümkün. Çizimler, desenler, grafitiler, görsel şiir, ve fotoğraflara da sayfalarda sık sık yer verilmekte. Otostop ismindeki öykü hoş. Jack London ve bilimkurgu edebiyatındaki yeri üzerine makale keyifle okunuyor.

bir girit radyosu'nun hüzünlü gıcırtıları

25 Aralık 2016 Pazar

Hiç #7 - Yabani #7 - Nepal #4 - Mürdüm #3 - Marcel Proust (Çiçek Açmış Sözlerin Peşinde)

bilinmeli ki bir hayatın bir hatayı yontmasıdır aşk

Pek sevdiğimiz Hiç dergisi daha çok Fosforlu Cevriye adlı romanıyla bilinen Suat Derviş'i kapağında konuk etse de içerdiği Abbas Kiarostami'nin fimlerindeki yaşam, aşk ve ölüm izleği üzerine yazılan doyurucu ve kapsamlı makale dolayısıyla İranlı yönetmeni de rahatlıkla kapağına taşıyabilirmiş. Lafı dolandırmadan söylersek, Suat Derviş hakkında bir kaç kelam daha fazla söz edilseymiş keşke. İnceleme yazıları bu kadarla kalmıyor: Andre Gide, Thomas Mann, Mary Shelly ve Dante üzerine yazılara Ercan Kesal röportajı eşlik ediyor. Ürünlerden de Mert Can Fırat üstte alıntıladığım güzel bir ayrılık mısrasına imza atıyor.

7. sayıya ulaşan bilimkurgu fantastik korku çizgi roman dergimiz Yabani'nin ön ve arka kapak resimlerinin güzelliği hakkında bugüne kadar bir şey söylememiş olmamam ayıp. Kara Zeybek ismindeki çizgi hikaye şu anki konjonktürde yerli kahramanımız olsaydı ne yapardı sorusuna verdiği 'gerçekçi' yanıtla sarsıyor. Siyasal eleştiri babında güçlü bir ifade. Diğer çizgi romanlar aslında devam hikayeleri. Akbaba Şehri, Uçan Kale ve Kralına İsyan. Hepsi ayrı güzel ama Kralına İsyan bence biraz hızlanmalı. Akbaba Şehri'ni genel olarak sevmekle beraber çok dağınık buluyorum. Hikaye örüntüsü toparlanmalı artık. Derginin genel çizgisinden farklı hafif gotik ve derin Dünyanın En Büyük Sahnesi tek solukta biten son örnek. Şöyle bakınca hepsinde de aslında takdir edilesi eleştirel bir dil hakim. Baskı zamanlarında sanat en verimli çağlarını yaşarmış. Öykü konusunda dalgalı seyrin farkında olarak Kayıp Rıhtım'dan destek alınmış. Cogito idam cezası yerine bilinçlerin dijitalleştirildiği bir çağda idamını bekleyen bir mahkumun hikayesi. Kaptan, Orta Kapı! da gündüzleri halk otobüsü şoförlüğü yapan akşamları Kaptan Buzdağı ismiyle kötülüklere karşı savaşan bir süper kahraman renkli diliyle işleniyor. Devamı gelecek gibi. Yolcu'nun üçüncü bölümü Çöl adıyla dergide yer bulmuş. İlk iki bölüme kıyasla çok hoşlanmasam da büyük hikayenin bir geçiş safhasına hazırlık rolünü üstleniyor kanaatindeyim. Salı Sallanır Çarşamba Beyaz Çarşafa Dolanır, derginin yerel mitlerle süslü korku türünü temsil eden bir çalışma. Bu türdeki diğer hikayelere nazaran daha etkileyici.

Nepal'in üçüncü sayısını kaçırmışım, sağlık olsun.

yürüyen merdivenlerin ardında
bizi okşayan ve aksayan bir acelemiz var (Fatih Çünkioğlu)

bir elma bile bulamamış elma dalları
yine de yarısını aradığım şeyler var (Mihrap Aydın)

herhangi bir bitkinin tutunduğu yerden
tutunuyorum ben de hayata
...
nerde yakılan bir ağıt görsem oturur dinlerim (Enes Kurdaş)

"Sev beni" diyeni sevmiyoruz. Tamam mı? (öykü, Çağnam Erkmen)


Mürdüm dergisiyle üçüncü sayısıyla tanışabildim. Bazı kelimeler vardır, ya küçüklüğümden beri aklıma takılmıştır, asklepion gibi, kendi kendime tekrar ederken bulurum, kesin küçükken okuduğum ansiklopedilerden felan kalmıştır ya da eğlenceli bulurum, mürdüm eriği gibi, müdürüm müridim mürdüm, bi bana mı komik geliyor bu sözcük yafu?
Kapak fotoğrafı bir yerlerden tanıdık gelen dergi şimdilik radarıma girmiş durumda. Bir kaç alıntıyla birlikte içindekileri ekliyor ve takibe geçiyorum.


terli atlar ikliminde duydum adını
...
nal seslerinin çakıllara bulaştığı yollar
susmak gibi bir şeydi hem seni hem sana (Emir Doğan)

kanın yerde bir duruşu vardı
görmeliydiniz
çok -kabul görmemiş bir zaman ölçüsü olarak
çok ağladım

korkmuyoruz
ama cesur da değiliz  (Reyhan Korkmaz)

bir an, bir saniye
güzellik geçip selamlıyor bizi
ve bu yetiyor devam etmeye  (Jean Marc La Freniere)

gidince çürümeyeceğini bilsem
ellerimizi değiştirelim derdim
ellerimin ellerinde verdiği güzel ve uzun mola
ayrılık Allah'ın emri
ölüm olmasa... (Özge Dirik)

Bir de sırf hafızada yer tutsun diye Yapı Kredi yayınlarının sanırım bir kitap fuarında hediye ettiği yarım parmaktan da kısa boyutlara sahip Marcel Proust'un eserlerinden derlenen aforizmaların, deyişlerin yer aldığı Çiçek Açmış Sözlerin Peşinde'yi sonunda bitirebildiğimin kaydını düşmeliyim. Bir kaç yıl sürdü galiba. Bugüne kadar bu kadar ufak tefek bir şeyi kaybetmemiş olmam bile başlı başına bir mucize. İşin garip tarafı ise bunu 10 liraya internette satıyor olmaları.

24 Nisan 2016 Pazar

Peyniraltı Edebiyatı # 34, Keşke #16, Figüran #2, Nepal #2, Gard #18

Dergi geçen ayın kapağını Hüseyin Rahmi'ye ayırmıştı. Lise'de okuduğum kadarıyla yazarı rahatsızlık verecek derekede didaktik ve aydınlanmacı bulsam da toplumu gözleyip aktarmaya dayanan bakış açısıyla bir yandan oldukça doğal bulmuşturm diğer yandan da yazdıkları heyecan uyandıran gerilimli bir yol izlemesi neticesinde iyi bir okuma serüveni sunmuştu. Dosya konusu tercih ettiğim gibi hacim olarak sayının yarısını kapsar hale gelmiş. Dosyada yazarı yaşamı hakkında detaylı bir yazı Melda Üner'ın, Gulyabani üzerine Hakan Bıçakcı ve Mehmet Berk Yaltırık'ın,yazarın sansürle karşı karşıya kaldığı anları anlatan yazısı ile Özkan Ali Bozdemir'in, yazarın anlatım tarzı üzerine Emre Kundakçı'nın, tiyatro oyunundaki erkek egemen dili eleştiren Elif Benan Tüfekçi'nin ve tercümeleri üzerine Oğuzhan Yeşiltuna'nın yazıları yer alıyor. Ayrıca yazarın bir öyküsüne de yer verilmiş.
Grotesk hikayeleri (Sonar Yurtçu ile Emre Varışlı) gayet optimist Muhittin Olmak isimli iç ısıtan bir hikaye (Bengüsu Özcan) dengeliyor. Diğer öykülere imza atanlar ise Ömür İklim Demir,Mehmet Tutlu, İsmailTopçu, Berkay Daçe ve Önder Şit. Şiirler ise Onur Bayrakçeken, Burak Albayrak, Reha Kadak, Ekin Metin Sozüpek (politik dili değişken ritimlerle birleştirerek bir farklılık sergiliyor), Muammer Gündüz, Nafizcan Önder ve Uğur Demirkol tarafından kaleme alınmış.

Keşke'nin kapağını ise Şükrü Erbaş süslüyor. Şair ile yapılan söyleşiye şiiri üzerine yine Hasan Ziya tarafından kaleme alınan kapsamlı bir makale eşlik ediyor. Ayrıca H. Ziya'nın şiir okuma üzerine makalesi de bulunuyor. Aşağıda bir kısmına yer verdiğim mısraları yazan Mehmet Fatih, Nurullah Deveci, Sercan Yılmaz, Münir Ersan Tuna, Serap Aslı Araklı, Engin Hamamcı bu sayıda ürünlerine yer verilen şairler. Ayrıca Emile Verhaeren'in uzunca bir şiirinin tercümesi de sayıda yer bulabilmiş. Hafıza güçlendirme tekniği olarak zihin sarayı yöntemi ve edebiyat ilişkisi üzerine yer alan makale ile birlikte Zamyatin'in disütopik Biz'i konu alan yazı deneme türünden örnekler. Sayıdaki tek öyküyü kaleme alan isim ise A. Nur Mergen.

Anne
beni yolculuklara doğurdun sen
tren garlarına
limanlara
asılsız astarsız duraklara doğurdun
hiçlikler ülkesinden bir hiç düştü payıma

Figüran dergisi, internetin dediğine göre bir grup üniversite öğrencisinin çıkarmasına rağmen amatörlüğü mümkün mertebe göstermeme çabasında olduğunu sezdiriyor. Renkli fotoğraflar, grafikler, titizlenilmiş mizanpaj ile kolay okumayı sağlayan font türü ve büyüklüğü yeni nesle daha çok hitap eden bir bakış açısının ürünleri. Bu sayede zaten bir çırpıda dergiyi bitiriyorsunuz. Dolayısıyla popüler ve çok basan diğer yayınlara öykünüyor hissi vermekte. Şairler Alihan Çayırpınar, Orhan Veli Kanık, Fidan Akyol, Cemal Süreya, Seydi Demirtaş, Cebrail Vural, Muhammed Salih Tırıs. Sunay Akın ve Hanri Benazus gibi bilindik isimler de bu sayı için kalemi eline alanlardan olmuş. Diğer ilginç konu başlıkları, Kastamonuspor ve uçak tutkunu Vecihi Bey.

Nepal'in ikinci sayısında şiirleriyle Baran Çaçan, Asuman Susam, Özgür Göreçki (bkz. alıntı), Özgür Balaban, Usame Söylemez, Enes Kurdaş, Fatih Çünkioğlu, Halil Ayaz yer alıyor. İbrahim Dervişoğlu'nun kaleminden çıkan bir öykünün yanısıra İsmet Özel'in şiirlerindeki şehir algısı ve vaşak imgesi üzerine makale fanzinin düzyazı başlıkları oluyor. Ortadaki fotoğrafın nerede çekildiğini merak ettim, bu arada. Edirnekapı

Ağaca, güneşe, yerlere yalınayak basmaya inanıyorum.
Saate inanıyorum.
Daireye ve çembere inanırım.
Elmadır meyvelerden en çok inandığım

Atım, sekiz oktavdır. Babasını gömdüktür.
Salıdan salıya basımhaneye giderim.
Akşamları leylak, turp, bulut yerim
Ve bolca su içerim. Tıksırana kadar.
Polis benim incir ağacı çaldığımı
Yeşil fosforlu kalemlerle iddia eder
..
Gömleğimin düğmesini otlarla dikip
Maruldan bir yaprak kopardığımda
Polisler evrani bastığında üstelik
Bir sigarayı hızla yakabilmeyi da
Adım dedemle aynıdır, genç olan benimdir
Dedem akşam üstleri piyano yapar
Ben akşam üzerleri kahve taşırım ona
Bu da bir fark
...
Kim tutulursa bir bel ağrısına sonra
Hayatı ciddiye alır, bu tamamen ücretsizdir
Düzgün oturmaya çalışıp
Sabahların köründe uyanarak
Başkalarının rüyalarında
Yüksek bir yerden düşür durursunuz

Gard dergisinin sayfalarında yer verdiği modern, modern sonrası şiirlerinden ziyade sade baskısı, cep boyutu gibi somut sebeplerle seviyorum. Aklımda yokken bile dürtüsel olarak kendimi satın almış buluyorum. Bununla birlikte sadece ürün dergisi olma hüviyetini sergileyen yayının her sayısında illaki en az bir şiiri de pek tutuyorum. 18. sayıya eserlerini veren isimler şu şekilde: Ariel Gonzales Losada, A. Emre Cengiz, Recep Kahraman, Ertan Alp, Ümit Şener Ta, Mustafa Berkay Işık, Süleyman Sabri Genç, Semih Yıldız, Okan Yılmaz, Ece Gün, Özgür Balaban, Fatma Nur Türk, Emre Şahin Özden, Nilüfer Altunkaya, Meg Johnson, Rae Armantrout, Kay Ryan, Vijay Seshadri ve bir satır aşağıda alıntıladığım deneyimli isimlerden Müesser Yeniay.


kenzü'l esrâr

Bir parça ete
bin caan üflemişler gibi
duruyorum burada

kesilmiş
parçalanmış olmanın umruyla

her gün soluğumun
kuşları
           çıkıyor kafeslerinden

bedenin sınır
taşı her gün biraz daha
           öteye

-hayalime kapanıyorum-

merhametli annesiyim
               doğurmadığım
                           çocukların

yalnızlığın El-Hamra'sı
kalbini
     şiirlere nakş eden
            nakkaş
                       bakma
cansız gibi uzandıklarına
sözcüklerimin

her biri
geniş avlulu saray

(onlarca bahçeden birinde
dünya güzelliğini anlattı
                    ben dinledim)

her şey içimde kocaman
dışımda ufacık

21 Şubat 2016 Pazar

Peyniraltı Edebiyatı # 32 - Hürriyet Gösteri # 317 - Samsa #2 - Nepal #1 - Hiç #4 - Keşke #15 - Anafor #3

Peyniraltı Edebiyatı

Peyniraltı Edebiyatı geçen ay dosya konusu olarak beat edebiyatının öncüsü Jack Kerouac'a yer verdi. Yolda ismi romanıyla bütün bir kuşağa ilham vermekle beraber savundukları ile takip edenlerinden farklı bir yerde durmanın sıkıntısını hayatı boyunca duyduğunu okuyoruz. Dosya oldukça farklı bir muhteva içeriyor. Yazar'ın Tanrı adındaki şiiri, bir Can Bonomo yazısı, Kerouac üzerinden beat kuşağına tiyatral bir bakış içeren bir makale, yazar üzerine aykırı şair Allen Ginsberg ile yapılan bir söyleşi gibi başlıklar bu çeşitliliği sağlamakta. Yine öyküler ve şiirler var. Bir çoğu yine olabildiğince asık suratlı. Abrakadavra gibi bir kaç öykü ironinin boşa düşmesini engelliyor. Güzel bir Akşam ismindeki şiirde de bu tarz bir yönelimin işaretlerini okuyabiliyoruz. Plastik Destan'ı okumamış mıydık biz, devamı mı, yeniden gözden mi geçirilmiş, önceki nüsha elimde olmadığı için kontrol edemedim.

ben,
hiçliği yok olarak doğurdum
ve hiçliği doğurarak var oldum. (Tan Babür)
..


şimdi dur yanımda
bakarken soğuk ve büyük bir aynaya

her şey yok olacağına varır (Emre Varışlı)

Hürriyet Gösteri

Arayıp bulmanın zor olduğu, bir çoğunun hala yayınlanıp yayınlanmadığını unuttuğu ve hatta umursamadığı derginin 2015'in son üç ayını kapsayan sayısı yine her sayıda olduğu gibi Doğan Hızlan girizgahını bir kenara bırakırsak, bir Yaşar Kemal değerlendirmesi ile açılıyor. Bu sefer merceğin odağında İnce Memed duruyor. Poetikada ise Tevfik Fikret, Cevat Çapan, Ataol Behramoğlu, Garip şiiri, küçük İskender, Edip Cansever, röportajıyla Şeref Birsel, 80'ler kuşağı yazı dizisi vasıtasıyla Murathan Mungan konuk ediliyor. Tabi bu şairlere hangi mercekle bakıldığını öğrenmek için dergiyi almanız lazım. Misal küçük İskender yazısının başlığı Aziz İskender'in Din Bilgisi. Şairin Niyeti ve Okurun Niyetinde Tozan Alkan'ın Duvardibi şiiri ele alınıyor. Çalışma Masası köşesinde Gültekin Emre öykü kitaplarına yer vermiş. Klasik yazar Panait Istrati üzerine oldukça kişisel bir yazı ile sayfalar şenlenmiş. Kendini bolca tekrar Nedim Gürsel ve Enis Batur üzerinden de yaşanıyor. Marksizm ve Dil başlıklı yazı dizisi de bütün hızıyla devam ediyor. Gelelim ilgi uyandıran diğer makalelere: Sinema müzisyen işbirliği konusunda bu sayıda yer bulan isimler De Palma ve Pino Donaggio. De Palma filmlerini izlemek istedim doğrusu. Ayrıca Ararat ve Kesik filmleri kıyasında, Ermeni sorunu üzerinden çözümsüzlüğü vaat eden Türk karşıtı sinemacılığın da ismi konması önemli. İlginç bir kurgu işleyen Aseksüel Koloni ya da Antiope isimli romanı konu alan son yazı da konu aldığı buroman dolayısıyla oldukça dikkat çekici.

Duvardibi / Tozan Alkan

şimdi sen öldün
şimdi tüm seherleri yeryüzünün
ölüyor bende

duvar dibinde bir avuç adam
atlardan konuşuyoruz uzun uzun
taşın yoğunluğundan
ve suyun nasıl yürüdüğünden betonda

evi boşaltacaklar evi
kimse eriklerden söz etmiyor
sanki erikler hiç yokmuş gibi

bir kadın elleriyle saçını tarıyor
yanı başında kutsal kitaplar yalvaçlar
kadının öpüştüğü yanık orman

durup durup başlıyoruz birbirimize
çizik bir plağa bozuk bir saate
aslında her şey güne gecikmek için
arada erikler oluyor
erikler ölüyor

biz duvar dibinde bekleyen adamlar
toprağın ağzına bakıyoruz dalgın
topraktan çıt çıkmıyor,

çıt.
çıkmıyor.

Samsa



İkinci sayı olarak imlenen bu sayıdan önce başka sayıların olduğunu bildiğim için, yakın dönemlerde baştan başladıklarına kanaat getiriyorum. Kapaktan anlamayacağınız gibi Italo Svevo'ya bir saygı duruşu mevcut. Calvino ile karıştırdığımın şu an itibariyle farkına vardım. Yaşlılık ve Zeno'nun Bilinci gibi eserleriyle bilinen yazarı başka yayınlarda konuk edildiğine pek sık tanık olamazsınız.
Dramatik bir bakış açısıyla başlayan Yazgı ismindeki hikayenin evrildiği noktayı çok beğendim, günler sonra ara ara aklıma gelen nihayetiyle bayağı keyiflendiğim oldu. Umarım bu beni psikopatlar sınıfına dahil etmiyordur. Bir bisikletin dilinden, ne demekse, dökülenleri aktaran bir hikaye ile bir haşerat firmasının işkenceli ölüm vaat ettiği el ilanı formatındaki diğer bir hikayeyi de düşününce dergideki egzantrik öykücü tavrın biraz öne çıktığını görüyoruz. Başrollerinde Tom Hanks'in oynadığı Cast Away filmindeki modernizm eleştirisine de 6 sayfa ayrılmış durumda. Kapaktan ziyade iç dizaynın daha göze hoş göründüğünü söylemeden de gçemeyeceğim..

Gözlerini açtığında, soğuk bir nezarethanede duvara sırtını vermiş titriyordu. Karşısında ise ayakkabısını yastık yapmış ve olduğu yere kusmuş baygın iki adam yatıyordu. O an içindeki derin sıkıntının farkına vardı. Kadının ölmesinden ziyade en büyük kederi insanlara kendini anlatmak zorunda kalacak olmasıydı. Anlamayacaklardı...
Yerinden doğruldu. Yerde yatan baygın adamların yanına giderek hangisinin kustuğunu anlamaya çalıştı ve kusmayan adamın karnına sağlam bir tekme yerleştirdi. (Yazgı'dan/Sinan Yaşar)

Nepal


2016'nın gelişiyle fanzin, okuyucularına merhaba diyor. Daha ilk dakikalarda gösterilen özeni hissedebiliyorsunuz. Sayfa tasarımları da sergiledikleri modern tavırla uyum içinde. Bununla birlikte anlaşılmazlık, anlamsızlık içinde kaybolmuyorlar. Fanzin'in en büyük sürprizi ise uzunca bir Osman Konuk şiiri: yazmak istedim. Öyle destek olsun diye verilmiş eften püften bir şey değil. Osman Konuk şiirine bütüncül açıdan yaklaştığımda hayranı olmamakla birlikte bu şiir gayet iyi, iyinin iyisi. Diğer şiirler, ustanın işiyle doğrudan karşılaştırılamasa da gözlemleri, samimiyeti, tutarlılıkları ile oldukça sıkı bir görünüm sergiliyor. Modernist bakış açısı sadece şiirler değil öykü ve diğer yazılara da sinmiş durumda. Okuması keyif veren bu ürünlerden Fatih Çünkioğlu'nun şiiri (hangi dizeyi alacağımı bilemedim: bir şeyler olduğunda bir şeyler olmuş gibi davranmanı engelleyen müzikler biliyorum diyeyim şiirine başlangıç olsun) ve Fazıl Hüsnü Dağlarca ile senkronize yüzme üzerine röportaj ismini taşıyan kurgusal yazısı ve Sevil Tekin'in öyküsü gözüme daha bir hoş görünenlerden. Kusuruma bakmayın ama Osman Konuk'un şiirinin tümüne yer vereceğim. İkinci sayıyı merakla bekliyoruz.

Not: fanzin editörlerinden Enes Kurdaş'tan gelen talep üzerine şiiri sünnet ettim. Çok yanlış ve gereksiz ve manasız bir politika, yine de saygılıyız efendim.

yazmak istedim

ne yaparsan yap, ne olursa olsun, nerede ve ne kadar kötü ve ne kadar korkunç kötü
nefes almaya devam et,devam et, nefes almaya devam et; yanına benim nefesimi de al
bir kesekağıdına doldurulmuş iki nefes, üstünde adım yazıyor;
eski ahit'e inanma, yeni ahit'e de; en son ahit'e göre nefes almaya devam et
şairler işlerine baksın, herkes işine baksın, nefes almaya devam et

yaşlı, kambur bir kadın akşam namazına yetişmeye çalışıyor; yetişirse ertelenecek
bir kıyamet sorumlusu gibi;
yetişiyor, erteleniyor
nefes almaya devam et, farzın ikinci rekatına yetişiyor; devam et
tarih coğrafyayı yeniyor; yaşlı, kambur kadın kıyameti yeniyor
çay içmeyi otuz iki yıl önce bıraktım, kumsal henüz yaratılmamıştı, sudan çıkmamıştık
kumsalı yaratan kumsalı görmüyor mu; kumsalı neden görmüyorsun
kızmakla üzülmek ayrı söylenmemeli; şairler nerde
farzın ikinci rekatında kıyamet erteleniyor; devam et, nefes al, hayatta kal

dostoyevski'yi yanlış anladıkları için ruslar hep ölüyorlar ve hiç gülmüyorlar
tekil ve şahıs olanlar biz diye konuluyorlar ve siyam ikizi bile değiller
kızmakla üzülmeyi birlikte ifade eden bir kelime yok; şairler nerde
m.s.'yi herkes milattan sonra diye yanlış okuyor; şairler nerde
bütün çöp bidonları, düşünce özgürlüğü bidonları ve huzurlu zamanlar ağzına kadar doluyor
romantizm romantikleri; 19. yüzyıl bütün yüzyılları ve sonsuz türde soslar ana yemekleri yendi
sonunda kendi kanıyla soslanıyor tekil şahıslar, mektup yazamadığı için sanatı icat eden; şairler nerde

yersiz dipnot:
en çalışkan şair de o şiiri yazamadı, ruhunu ve en güzel gömleğini sattı, zaten artık yeni soslarımız ve acılarımız var.

daha sakin ve teorideki yerine bakılırsa, klasik roman yeni romanı yener
bilinçle kullanılmış ve atılmış poşet çaylar ne acıklıdır
sonunu ve başlangıcını gördüğüm iki yüzyıldan
aklımda kalan tek resim, bir ayrılık sahnesi
hakkını helal et!, hakkını helal et!

halep

cemal'den bahsetmiştim, (yedi çocuk), halepli, kaçak gece işçisi,
akşamları görüyorum: "keyfe hal, cemal" diyorum, hemingway'e benziyor
sormadım ama dünyayı gezmek istemiyor kesinlikle, roman yazmıyor,
yedi çocuk, sabah evine vardığında,
çocuklarını saydığında, eksiksiz çıksın istiyor

yüzümdeki yeni çizginin bir isme ihtiyacı olacak
anlık bir iyimserlikle, diyelim ki yeni bir alfabenin ilk harfi
değilse de kolayı var, çizgisiz yüz unutkanlık işareti
yine de derinliğine düşününce
...
bu kadar düşünce özgürlüğü gereksiz

yazmak istedim

.
.
.


Hiç


Cengiz Aytmatov temalı dördüncü sayı, yine gelenekten beslenen ve tarihin parçası olarak merak uyandıran yazılarla zenginleştirilmiş durumda. Elbette içeriği eleştirecek bilgiye sahip değilim. Ama şair padişahlar ya da Mihri Sultan namındaki kadın divan şairi üzerine bir kaç sayfa bir şey yazıldıysa onları okumak, tekdüzeleşen ve gittikçe karamsarlaşan küçük dünyamdaki ufkun sınırlarını zorlamaya yarayacak olumlu bir harekete dönüşüyor. Aynı zamanda  Melih Cevdet Anday'ın  Olsun Da Gör başlığını taşıyan şiirinde olduğu gibi ustaların daha önce basılmış şiirlerine de yer verilmesini kesinlikle sayfa ziyanı olarak görmüyorum. Ömer Erim'in Ben Kazandım ismindeki öyküsü öne çıkan yazılardan. Artık folklor tarafında aidiyete dönüşen sözcüklerin etimolojik açıklamalarına yer verilmesi de gözden kaçmayan şık hareketlerden biri.

Keşke


15. sayıyla birlikte yeni bir formatta okuyucunun karşısına çıkıyor dergi. Boyutu ve profil resimli kapağıyla benzerleriyle benzeştikçe benim de dikkatimi çekebiliyor. Bu benzeşmeleri eleştirsek de fontlar dahil kapağıyla dergi, sade bir güzellikle beni mest ediyor. Belki Haydar Ergülen söyleşisi değil ama Hasan Ziya'nın kaleminden çıkan Haydar Ergülen de Nerden Çıktı Deme, Gün Gelir Elbet Sen de Düşersin O Küle başlıklı yazı oldukça kapsamlı. Öykülerden Beşeriyet Bahçesi ve şiirlerden aşağıda yer verdiğim örnek gözüme çarpanlardan. Kolektif kimlik olarak olmasa bile kimi yazılardaki dile bakınca muhafazakar bir anlayışın izlerini görmek mümkün.

'oniki çiçek' yarası / Aziz Kemal Hızıroğlu

                                              -göçe zorlanan bütün güzelliklere-

çocuktuk, afacandık, biz altı kardeş
terli bir temmuzdan beş gün çalınıp
yayladaki sütannemize götürüldük

yılan yollardan sesli bir gemiyle
bulutların üstünden gittik, sağ salim
aynı sesli gemiyle babaevine döndük

yandık yaylada, bronzlaştık, üşüdük
vargel çiçekleriyle karşılanmıştık
vargit çiçekleriyle uğurlandık

dönerken oniki farklı çiçek kopardık
çocuk başına ikişer güzellik olsundu
Karadeniz'le öpüşen bahçemize ekmeye kalktık

hiçbiri tutmadı çiçeklerin
iki gün geçmeden öldüler, usul usul ağladık
köpeğimiz Villis'in ulumasını günlerce durduramadık

o gün bu gün biz altı kardeş
ne zaman yayla sözcüğü duysak
göz göze gelmekten utanırız, hep utandık

topal ömrümüzle fındık kabuklarına girdik
çay bahçelerine karıştık çoluk çocuk
çiçek yetiştirmeye soyunamadık

anılarımızdaki kıyımla kaldık sis içinde
çiçekli evlere tahammül edemez olduk
kırlaştık kırklandık yaşlandık

yaramızı hala kapatamadık

Anafor


Sanal dergi üçüncü sayıyla sona ermiş görünüyor. Makalelerin başlıklarını sayalım: Antikapitalist ve Antiotoriteryen bir Politik Hareketi Düşünmek ve Şimdiden Hazırlıklı Olmalıyız(Occupy-Gezi gibi hareketlerden fazlasıyla beklenti içine girip kapitalist krizi abartan iki yazı), Üstün Faşizmi ya da Türcülükten Kurtulmak (neredeyse primitivizme  varacak hayvan hakları savunusu), Kimliklerden Sıyrılmak için:Queer Kuram, Camcorder (öykü), Dilenci (öykü), Bir Hristiyan Ölmek (şiir), Yaşamın Manipülasyonu, Thatcher'dan Bugüne Premier Lig, Marx ve Marxizm için: Kostas Axelos ile Bir Görüşme, Kök-Faşizm (Umberto Eco çevirisi), Çizgisel Olmayan Tarih, Toprak İnsana Değil, İnsan Toprağa Aittir (bu tarz kızılderili şefi mektupları bana fabrikasyon gibi geliyor da neyse). Ürettikleri değil ilettikleri ile fena değilmiş aslında.