Brit toplumunun hiciv ustaları yine kendi ülkesinde çok sevilen bir albüme imza atmış görünüyor. Charmless Man ya da Country House gibi albümden çıkan singleların popüler manada ses getirdiği aşikar. Zaten single bazında eğlenceli ve etkili parça yazmada üstlerine yok. Ama ki adanın dışında bir Oasis olamamalarından hareketle tüm dünyanın da benim gibi düşündüğünü düşünüyorum, bu kendi içine kapanıklık albümü sıkıcı hale getiriyor. Halbuki helecanlı helecanlı hikaye anlatan Damon Albarn sesini ortama uygun hale getiriyor, vurguları, volümü dozbedoz ayarlıyor. Halbuki şarkılar üzerinde birbirine benzemesin diye bir alamet-i farika kuşu kondurulmuş, kiminde çöl ve deve lafları geçerken gitar bir oryantal melodi tutturuyor, bir şarkıda tropikana unsurları çok belirgin. Ya Mr. Robinsons Quango'nun garipliğine ne demeli? Yine de belli başlı bir kaç parçanın dışında akılda yer edici ve ya daha doğrusu hatırlamaya değen bir albüm olmuyor. Açıkcası Blur ile aram gelgitli sanırım. Ha konsere gelseler giderdim yani, o ayrı. Grubun parisyen sirk havasını sevdiğini de biliyoruz. Burada da bu havayı teneffüs eden Ernold Same öne çıkan hoş bir parça oluyor. Geçen albümde olduğu gibi sonlanışı Yuko and Hiro ismindeki ortalamanın üstünü tutturabilen hoş bir parçanın hemen arkasında akerdeyon-karnaval şamatasıyla yapıyoruz.
6,50+/10
BLUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BLUR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Ağustos 2013 Salı
27 Haziran 2013 Perşembe
Blur - Parklife (1994)
Bu yaz güzel ülkemiz konserler mezarlığına döndü malum sebeplerden. Cenazeler arasına Blur'lü One Love'un da katıldığını görüyoruz ki zaten can çekişiyordu hasta yatağında. Ama inanıyorum ki One Love da diğer konserler de toprağa verimini katacak ve ilerideki bir vakitte, umarım o günleri göreceğiz, fidelere, yeşil yeşil fidelere can verecek. Fidanlar ağaca, ağaçlar ormana, lafın nereye gideceğini tahmin edebiliyorsunuz. Blur'un patlama yaptığı bu albüm Girls & Boys ve Parklife gibi hareketli, tempolu şarkıları ile biliniyor. Aynı zamanda çeşitliliği sayesinde erinilmese parça başı inceleme yapılabilme potansiyelini bünyesinde barındırıyor. Bank Holiday isminde ki ismine kurbanız, kısa bir punk parçasından, saykedelik popa, David Bowie'den diğer bütün Britiş müzisyen etkilenimlerine geniş bir skala içindeyiz. Bu renkli çeşitliliğin bütün hepsi pop denen potada eritilebiliyor. Bazı anlarda , albüm her ne kadar toplum eleştirisi demeyelim de toplumsal resmin çizilmesi daha uygun olur, ile zenginleştirilse de bu pop soundu, misal 2. parça, çalışmayı sallantıda bırakabiliyor. Genelinde ise kaymak gibi akıyor müzik. Yine de, büyük bir YİNE DE, bu bir pop albümü.
7,25/10
7,25/10
26 Şubat 2012 Pazar
Blur - Modern Life Is Rubbish (1993)
Uzun olmasından mütevellit bünyeye sıkım sıkım sıkıntı enjekte etmekten geri durmayan bir yapıt. Elbette parçaların bir çoğunun benzer formülasyonu takip etmesi ve bu bestelerin de bariz sıkıcı olması diğer etkenler. İşte bu nedenle nasıl olur da grubun en bi pek sevilen albümlerinden biri olarak değerlendirilir, anlayamıyorum. (Özellikle For Tomorrow niye beğenilir yafu) Lakin sözlere daha bi dikkatle baktığımızda İngilizliğin bangır bangır bağırdığını görebiliyoruz ya da duyabiliyoruz, neyse. Demek ki lokal bir şey. Bununla birlikte daha sonradan dünyaya açılmalarının vesilesi olan hit parçaların ilkel versiyonlarının bu albümde işlenmeye başlandığını görüyoruz. Yani reklam misali kısa ve doğrudan nakarata yaslanan enercayzır parçalar. Ama daha olmamış, daha olacak.
*Turn It Up, Pressure On Julian, Oily Water
5,75/10
*Turn It Up, Pressure On Julian, Oily Water
5,75/10
22 Şubat 2011 Salı
Blur - Leisure (1991)

Grup ilk albümünde kendi tarzlarından farklı bir rota tutturup biraz saykıdelik biraz dreamy enerji yoksunu bir rock çizgisini takip etmişler. Brit-pop öncesi İngiltere'de belli bir popülariteye ulaşan bu tür Madchester olarak adlandırımakta olup ileri gelen bir kaç isim de Stone Roses ve Happy Mondays'miş. Her iki grubun da bir kaç şarkısını dinlemiştim. Tarif ettiğim soundla aynıydı şarkıları. Neyse bütün bunlara rağmen shoegaze havalarında She's so High, eğlenceli pop There's no Other Way, efendime söyleyeyim Bang ve bunalım Sing kulak kabarttığımız parçalar. Albümün özellikle son üç-dört şarkısı tümden atılıp vakitten tasarruf edilseymiş ve yine bazı parçalar daha kısa olsaynış hayat bayram olacakmış. Albümdeki şarkıların ortak özelliği genel bir siliklik hali ne bileyim vurgu noksanlığı. Bununla birlikte ön cephe gitar sanatı ve ön cephe değişken vokal sanatı tam müzayedelik.
I can't feel cos I'm numb
What's the worth in all of this?
Sing to me
6,75+/10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


