SAMSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAMSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2017 Pazar

Kadıköy Underground Poetix #1 - Mürdüm #4 - Nepal #6 - Samsa #5 - Şebeke #2

6.45'in yayınladığı UP'nin atababası Kadıköy Underground Poetix'in ilk sayısı internette dolaşıyor. Sol tarafta yer verdiğim kapağın doğruluğundan bu ilk sayının basım tarihinin 1995 olup olmadığı kadar emin değilim. Yayınevini biliyorsanız Beat ve yeraltı edebiyatına ne kadar düşkün olduklarını da biliyorsunuzdur. İlk sayı da her ne kadar 260 sayfa gibi bir hacme sahip olsa da fanzin ruhunu yansıtan ve biraz da derleme tarzında hazırlanmasıyla ilgi çekiyor. Dolayısıyla Richard Brautigan, W S Burroughs ve oğlu, Bukowski, Voznesensky, İlhan Berk, A D Winans, J Kerouac, A Ginsberg, James Abercrombie, Ed Sanders, Lawrence Ferlinghetti, Artaud, Ralph Waldo Emerson, Stan Brakhage, Jonas Mekas, Ece Ayhan, Jean Genet gibi isimlerin biyografileriyle, eserleriyle ve esin kaynağı olarak dergide yer almaları şaşırtıcı olmamalı. Diğer bir deyişle edebiyatçılar dergi sayfalarına hakim olmakla birlikte sinema ve toplumsal alanlara da damga vuran isimler unutulmamış.
Ayrıca Sanrısal Ayinlerde Kullanılacak Yoga Meditasyon Teknikleri namındaki broşür ve Hacker Manifestosu ve Hakim Bey'in Kalıcı Otonom Bölgeler broşürü, Doğal Çiftçilik bildirileri gibi alternatif açılımlar da zengin bir okuma sunmakta. Ama belki de içeriğiyle, biçimiyle en çok hoşuma giden Garip Hareketi ve Beat Kuşağı makalesi oldu.

Aç bir serçe olsaydım eğer,
Konmazdım sizin pencerenize.
Karınca olsaydım eğer ben,
Geçmezdim sizin geçtiğiniz yoldan.
Siz gassal olsaydınız eğer,
Elbette sizden sonra ölürdüm.
Eğer ben bir ağaç olsaydım,
Sizin bağınızda yeşermezdim.
Fakat büyük bir taş olsaydım,
Yolunuzda boyulu boyunca yatardım.
***
Aşkı Arayan
Bir yanım Beveryli Hiils
Diğer yanım Hollywood
Arada aşkı arayan ben
Amerikaya komunizmi getirsem daha kolay
***
RUS - AMERİKAN ROMANSI

Hem benim ülkemde, hem senin ülkende
İnsan sabaha kadar uyur -- sırt sırta değilse.
Hem ay da bir tane, iki kat altın var
hem benim ülkemde, hem senin ülkende.
Hem fiyatı da aynı, hiçbir şeye değil, bedava
sana gündoğumu, bana günbatımı neyse.
Hem sabah olmadan serinlik pencerede
ne senin suçun, benim suçum ne de.
Hem sevgi var hem de acı vatan üzerine
senin uyduruk sözlerinde, benim uyduruk sözlerimde.
Keşke yarı yarıya azaltılsa sayısı budalaların
hem senin ülkende, hem benim ülkemde

Güzel dizaynı ve ağır içeriği ile şimdilik radarımda yer eden Mürdüm'ün dördüncü sayısı Asaf Halet Çelebi'nin Mansur ismindeki şiiriyle açılıyor ve Salkım Asyalı, Barbaros Çelik, Özgür Yılmaz, Ahmet Mahir, Murat Göktürk, Ali Halim Şişman, Serhat Şenel ve Emir Doğan tarafından devamı getiriliyor. Fazıl Nazari, Şerko Bekes ve Alejandra Pizarnik'ten çeviri şiirlere yer veriliyor.
Duvar isminde öykü, Cahiliye Devrinin Tüm Medenilerine isminde deneme, Masa'dan Mor Deniz'e Şairin Boy Vermesi isminde şiir analizi, Truffaut Truffaut'yu Anlatıyor, Tahran Notları'nın son bölümü ve Hayalet Oğuz'un şiirine yönelik yazılar da düzyazı bölümünü oluşturuyor. Adonis dosyası ise ilgiyi hakediyor.

Nazca çizgilerine asılı sinekkuşlarının gagasında
Dikenleri çiğnenmiş bir gökyüzü var
Gökyüzü her zaman mavi olmak zorunda değil
Yaldızlı mabedimiz turunç kırmızı alevler içinde
Yaldızları dökülünce pası kalıyor geriye
**
Boyunlarından öpelim çiçeklerimizi
***
yanılıyorsunuz
bu elimde tuttuğum kalbim değildir
..
ve küçüğüm bilemezsin
devam etmek bazen
çok zor devam etmek bazen
adım atmak şöyle kaldırıverip ayağı usulca

gel beni dinle
susun da beni dinleyin biraz
hiç kimse olmasın hiç kimsenin
aşkları olsun kurtaralım

herkese yerini bildirelim sade
sade haddini bildirelim herkesin

yoksa bakın olmuyor yani böyle görmüyor musunuz

Bir solukta kendini okutan fanzinde yine usta isimlerle genç nesil bir araya gelip şiirlerini yayınlamakta. Osman Konuk (kuşlara diplomasını/bir şey yerken ağzından kuşların hakkını düşürenler vermeli), Ahmet Güntan, Özgür Göreçki (yerde sigara izmaritleri vardır demek ki yaşanmışlık), Ergun Tavlan, Fatih Çünkioğlu (o sırada annem pencereye doğru iki adım attı. Sadece ben ve Alper'in duyacağı şekilde kendi kendine şöyle bir şey söyledi:Pencereye bak hele. Tam intiharlık), Özgür Ballı, Mihrap Aydın( ben suçluyum, sonusuzluğa/ gözlerimi kısarak bakmaktan), poetik metniyle Fatih Mutlu, çeviri şiirleriyle Ursula Le Guin ve Rose Milligan ve tabi çarpıcı öyküsüyle bugünün iklimi yansıtmada oldukça başarılı bir işe imza atan Mustafa Çevikdoğan bu sayıda yer alan isimler.

Samsa, beşinci sayının kapağına bahar öyküleri dosyasını taşısa da içeriği zayıf kalıyor. S.F. Abasıyanık, Kafka, Fevri ve Ayşe Durmuş'un eserlerinden ibaret dosya oldukça sınırlı. İnceleme yazıları daha ilgi çekici. Captain Fantastik ve Sıradan Adam Ove, Micahlengelo'nun İlk Günah ve Cennetten Kovuluş freskosunun Panofsky yöntemiyle çözümü, Dadaizm Manifestosu ve Türk Romanında 12 Eylül Darbesi gibi başlıklar bu kategoride yer buluyor. Sadece bir şiir yer almakta (Selah Özakın), Ayrıca dosya dışı bir öykü/deneme de mevcut. Pdf olarak okumak için güzel bir fırsat sunmuşlar. Tıklayınız Samsa.

İnternette bulduğum ve ikinci sayısı olduğunu zannettiğim fanzin modern çizgisiyle dikkat çekiyor. Anlayabildiğim kadarıyla istikrarı yakalayamamış yayınlardan biri ve bu durum üzücü. Şiirler genelde mahlaslarla yazılmakla beraber Şenol Erdoğan, Kaan Koç, Allen Ginsberg, Emre Varışlı gibi bilindik imzalara rastlamak mümkün. Çizimler, desenler, grafitiler, görsel şiir, ve fotoğraflara da sayfalarda sık sık yer verilmekte. Otostop ismindeki öykü hoş. Jack London ve bilimkurgu edebiyatındaki yeri üzerine makale keyifle okunuyor.

bir girit radyosu'nun hüzünlü gıcırtıları

15 Mayıs 2016 Pazar

Peyniraltı Edebiyatı #35 - Nisyan #13 - Hiç #5 - Samsa #3

Geçen ayki sayı dosya konusunun içeriğiyle göz doldurdu. Ece Ayhan. Dosyada imzaları yer alanlar, Haydar Ergülen, Konur Ertop, Özge Uysal, Gökhan Öztürk, Cengiz Özdemir, Ülkü Başsoy ile söyleşisine yer veren Oğuzhan Yeşiltuna, Lale Müldür. Lale Müldür şiirine de yer verilen sayıda diğer şairler Zafer Yalçınpınar, Can Bonomo, Ali İhsan Bayır, Akin Metin Sözüpek, Halime Mengüş, Arya Beyoğlu, Emre Varışlı,Bilal Acarözmen, Nafizcan Önder, İsmail Sertaç Yılmaz, Alp Yenibalcı oluyor. Bir Ölümden Ömür İhtimali isimli Batuhan Aşıktoprak öyküsü nispeten hoşuma giden bir düzyazı örneği.

acil servis/ emre varışlı

bekliyordun, bekleme salonundaki eski dergiler gibi
herkes sustuğunda bir içkiye hazırlanırdın sanki
neden şimdi sevdiğin şarkılar gelmiyor aklına, jesus is my girlfirend mesela
çünkü bol sloganın az hayatın emrivaki
çünkü yaşam cihazlarına bağlı olan bir vücut gibi
hayvanın heyecanlı, sen değilsin
hava soğuk, köpeklerin havlaması kesildi
beyaz badanalara yazılanlar çoktan okundu
yaz savaşları başlamak üzere bitmeden yas, piknik ve klima
pireli ceketlerin içinden çıkmak üzeresin
alini öldürmeden önce bana dokunsaydın
bakımlı serseri, konuşmak istesen boğazında kar ve çivi
bekle plastik çiçek gibi...

insan bir şeye uzak olur.

Nisyan dergisi 13. sayının kapağını yaşadığımız günlere nazaran siyah'a ayırıyor. Bunun izleri Habaz adındaki öyküye de yansıyor. Öykü ve denemeleriyle bu sayıda yer alan isimler Savaş Sarıaslan, Samet Çalışkan, Bahadır Uzun, Fikret Osman, İrşad Dursun, Duygu Özsüphandağ Yayman, Yetmiş Sekiz, Mina Maraşlıgil, Ozan Özkan, Peyami Safa Gülay. Ülkü Tamer'in Ağıt isimli şiiri arka kapakta yerini bulurken, Gökhan Doğan ve Süleyman Güney'in mısraları da sunuluyor. Reşad Ekrem Koçu'nun İstanbul'daki veba salgını konulu tarihi alıntısı oldukça çarpıcı. Elbette Refik Murad Münekkid'in eğlenceli yazısı unutulmuyor. Bir aşk mı doğuyor acaba?

Beşinci sayıda mercek altına alınan isimler Ahmet Haşim, Edip Cansever, Maurice Druon ve tabi ki George Orwell oluyor. Rus sinemasının öne çıkan örneklerinden Leviathan ve Düşkün Leylekler Evi başlığıyla kuş evlerini konu alan kurgusal olmayanlar yazılar okunabiliyor. Rumeysa Oğuz'un öyküsü oldukça keyifli, kara mizah sinema tadında. Yalnız bu sayıdaki öykülemeyi pek tutmadım. Dergi ve fanzin enflasyonunun yaşandığı bugünlerde bir müddet daha takipte kalacağım yayınlardan.

Samsa sayılarını internette pdf olarak okuyucuyla paylaşma kararı vermekle iyi etmiş, zira geçen ay son nüshasını ben almıştım karanlıklar efendisi mefistonun raflarından. Yeri gelmişken sanal aleme geçiş kapısının adresini de vereyim, tam olsun.
http://samsadergi.blogspot.com.tr/
Dergi/fanzin bu sayısını İranlı Kafka Sadık Hidayet'e adamış. Sadece yazar hakkında inceleme yazılarına yer verilmemiş aynı zamanda Fars dili ve edebiyatında uzman, Sadık Hidayet çevirileriyle de uğraşmış Mehmet Kanar ile de bir röportaj sayfalarda yer alma imkanı bulmuş. Modern Dünya Asfaltı isimli öyküyle Mehmet Burak Batukan dilencilik olgusuna başka bir açıdan kapı aralıyor. Ayşe Durmuş'un hikayesi de anı odaklı olması sebebiyle sıcak bir okuma sunuyor. Frank Sacco'nun Franz Kafka Bir Psikoanaliz başlıklı makalenin çevirisi ile Sen Şarkılarını Söyle ismiyle gösterilen Inside Llewyn Davis adındaki filmin psikanalitik göstergebilimsel çözümlemesi bu sayıyı oldukça çeşitlendirerek okumayı cazip kılıyor.

Sevgilerde/ Behçet Necatigil

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.

21 Şubat 2016 Pazar

Peyniraltı Edebiyatı # 32 - Hürriyet Gösteri # 317 - Samsa #2 - Nepal #1 - Hiç #4 - Keşke #15 - Anafor #3

Peyniraltı Edebiyatı

Peyniraltı Edebiyatı geçen ay dosya konusu olarak beat edebiyatının öncüsü Jack Kerouac'a yer verdi. Yolda ismi romanıyla bütün bir kuşağa ilham vermekle beraber savundukları ile takip edenlerinden farklı bir yerde durmanın sıkıntısını hayatı boyunca duyduğunu okuyoruz. Dosya oldukça farklı bir muhteva içeriyor. Yazar'ın Tanrı adındaki şiiri, bir Can Bonomo yazısı, Kerouac üzerinden beat kuşağına tiyatral bir bakış içeren bir makale, yazar üzerine aykırı şair Allen Ginsberg ile yapılan bir söyleşi gibi başlıklar bu çeşitliliği sağlamakta. Yine öyküler ve şiirler var. Bir çoğu yine olabildiğince asık suratlı. Abrakadavra gibi bir kaç öykü ironinin boşa düşmesini engelliyor. Güzel bir Akşam ismindeki şiirde de bu tarz bir yönelimin işaretlerini okuyabiliyoruz. Plastik Destan'ı okumamış mıydık biz, devamı mı, yeniden gözden mi geçirilmiş, önceki nüsha elimde olmadığı için kontrol edemedim.

ben,
hiçliği yok olarak doğurdum
ve hiçliği doğurarak var oldum. (Tan Babür)
..


şimdi dur yanımda
bakarken soğuk ve büyük bir aynaya

her şey yok olacağına varır (Emre Varışlı)

Hürriyet Gösteri

Arayıp bulmanın zor olduğu, bir çoğunun hala yayınlanıp yayınlanmadığını unuttuğu ve hatta umursamadığı derginin 2015'in son üç ayını kapsayan sayısı yine her sayıda olduğu gibi Doğan Hızlan girizgahını bir kenara bırakırsak, bir Yaşar Kemal değerlendirmesi ile açılıyor. Bu sefer merceğin odağında İnce Memed duruyor. Poetikada ise Tevfik Fikret, Cevat Çapan, Ataol Behramoğlu, Garip şiiri, küçük İskender, Edip Cansever, röportajıyla Şeref Birsel, 80'ler kuşağı yazı dizisi vasıtasıyla Murathan Mungan konuk ediliyor. Tabi bu şairlere hangi mercekle bakıldığını öğrenmek için dergiyi almanız lazım. Misal küçük İskender yazısının başlığı Aziz İskender'in Din Bilgisi. Şairin Niyeti ve Okurun Niyetinde Tozan Alkan'ın Duvardibi şiiri ele alınıyor. Çalışma Masası köşesinde Gültekin Emre öykü kitaplarına yer vermiş. Klasik yazar Panait Istrati üzerine oldukça kişisel bir yazı ile sayfalar şenlenmiş. Kendini bolca tekrar Nedim Gürsel ve Enis Batur üzerinden de yaşanıyor. Marksizm ve Dil başlıklı yazı dizisi de bütün hızıyla devam ediyor. Gelelim ilgi uyandıran diğer makalelere: Sinema müzisyen işbirliği konusunda bu sayıda yer bulan isimler De Palma ve Pino Donaggio. De Palma filmlerini izlemek istedim doğrusu. Ayrıca Ararat ve Kesik filmleri kıyasında, Ermeni sorunu üzerinden çözümsüzlüğü vaat eden Türk karşıtı sinemacılığın da ismi konması önemli. İlginç bir kurgu işleyen Aseksüel Koloni ya da Antiope isimli romanı konu alan son yazı da konu aldığı buroman dolayısıyla oldukça dikkat çekici.

Duvardibi / Tozan Alkan

şimdi sen öldün
şimdi tüm seherleri yeryüzünün
ölüyor bende

duvar dibinde bir avuç adam
atlardan konuşuyoruz uzun uzun
taşın yoğunluğundan
ve suyun nasıl yürüdüğünden betonda

evi boşaltacaklar evi
kimse eriklerden söz etmiyor
sanki erikler hiç yokmuş gibi

bir kadın elleriyle saçını tarıyor
yanı başında kutsal kitaplar yalvaçlar
kadının öpüştüğü yanık orman

durup durup başlıyoruz birbirimize
çizik bir plağa bozuk bir saate
aslında her şey güne gecikmek için
arada erikler oluyor
erikler ölüyor

biz duvar dibinde bekleyen adamlar
toprağın ağzına bakıyoruz dalgın
topraktan çıt çıkmıyor,

çıt.
çıkmıyor.

Samsa



İkinci sayı olarak imlenen bu sayıdan önce başka sayıların olduğunu bildiğim için, yakın dönemlerde baştan başladıklarına kanaat getiriyorum. Kapaktan anlamayacağınız gibi Italo Svevo'ya bir saygı duruşu mevcut. Calvino ile karıştırdığımın şu an itibariyle farkına vardım. Yaşlılık ve Zeno'nun Bilinci gibi eserleriyle bilinen yazarı başka yayınlarda konuk edildiğine pek sık tanık olamazsınız.
Dramatik bir bakış açısıyla başlayan Yazgı ismindeki hikayenin evrildiği noktayı çok beğendim, günler sonra ara ara aklıma gelen nihayetiyle bayağı keyiflendiğim oldu. Umarım bu beni psikopatlar sınıfına dahil etmiyordur. Bir bisikletin dilinden, ne demekse, dökülenleri aktaran bir hikaye ile bir haşerat firmasının işkenceli ölüm vaat ettiği el ilanı formatındaki diğer bir hikayeyi de düşününce dergideki egzantrik öykücü tavrın biraz öne çıktığını görüyoruz. Başrollerinde Tom Hanks'in oynadığı Cast Away filmindeki modernizm eleştirisine de 6 sayfa ayrılmış durumda. Kapaktan ziyade iç dizaynın daha göze hoş göründüğünü söylemeden de gçemeyeceğim..

Gözlerini açtığında, soğuk bir nezarethanede duvara sırtını vermiş titriyordu. Karşısında ise ayakkabısını yastık yapmış ve olduğu yere kusmuş baygın iki adam yatıyordu. O an içindeki derin sıkıntının farkına vardı. Kadının ölmesinden ziyade en büyük kederi insanlara kendini anlatmak zorunda kalacak olmasıydı. Anlamayacaklardı...
Yerinden doğruldu. Yerde yatan baygın adamların yanına giderek hangisinin kustuğunu anlamaya çalıştı ve kusmayan adamın karnına sağlam bir tekme yerleştirdi. (Yazgı'dan/Sinan Yaşar)

Nepal


2016'nın gelişiyle fanzin, okuyucularına merhaba diyor. Daha ilk dakikalarda gösterilen özeni hissedebiliyorsunuz. Sayfa tasarımları da sergiledikleri modern tavırla uyum içinde. Bununla birlikte anlaşılmazlık, anlamsızlık içinde kaybolmuyorlar. Fanzin'in en büyük sürprizi ise uzunca bir Osman Konuk şiiri: yazmak istedim. Öyle destek olsun diye verilmiş eften püften bir şey değil. Osman Konuk şiirine bütüncül açıdan yaklaştığımda hayranı olmamakla birlikte bu şiir gayet iyi, iyinin iyisi. Diğer şiirler, ustanın işiyle doğrudan karşılaştırılamasa da gözlemleri, samimiyeti, tutarlılıkları ile oldukça sıkı bir görünüm sergiliyor. Modernist bakış açısı sadece şiirler değil öykü ve diğer yazılara da sinmiş durumda. Okuması keyif veren bu ürünlerden Fatih Çünkioğlu'nun şiiri (hangi dizeyi alacağımı bilemedim: bir şeyler olduğunda bir şeyler olmuş gibi davranmanı engelleyen müzikler biliyorum diyeyim şiirine başlangıç olsun) ve Fazıl Hüsnü Dağlarca ile senkronize yüzme üzerine röportaj ismini taşıyan kurgusal yazısı ve Sevil Tekin'in öyküsü gözüme daha bir hoş görünenlerden. Kusuruma bakmayın ama Osman Konuk'un şiirinin tümüne yer vereceğim. İkinci sayıyı merakla bekliyoruz.

Not: fanzin editörlerinden Enes Kurdaş'tan gelen talep üzerine şiiri sünnet ettim. Çok yanlış ve gereksiz ve manasız bir politika, yine de saygılıyız efendim.

yazmak istedim

ne yaparsan yap, ne olursa olsun, nerede ve ne kadar kötü ve ne kadar korkunç kötü
nefes almaya devam et,devam et, nefes almaya devam et; yanına benim nefesimi de al
bir kesekağıdına doldurulmuş iki nefes, üstünde adım yazıyor;
eski ahit'e inanma, yeni ahit'e de; en son ahit'e göre nefes almaya devam et
şairler işlerine baksın, herkes işine baksın, nefes almaya devam et

yaşlı, kambur bir kadın akşam namazına yetişmeye çalışıyor; yetişirse ertelenecek
bir kıyamet sorumlusu gibi;
yetişiyor, erteleniyor
nefes almaya devam et, farzın ikinci rekatına yetişiyor; devam et
tarih coğrafyayı yeniyor; yaşlı, kambur kadın kıyameti yeniyor
çay içmeyi otuz iki yıl önce bıraktım, kumsal henüz yaratılmamıştı, sudan çıkmamıştık
kumsalı yaratan kumsalı görmüyor mu; kumsalı neden görmüyorsun
kızmakla üzülmek ayrı söylenmemeli; şairler nerde
farzın ikinci rekatında kıyamet erteleniyor; devam et, nefes al, hayatta kal

dostoyevski'yi yanlış anladıkları için ruslar hep ölüyorlar ve hiç gülmüyorlar
tekil ve şahıs olanlar biz diye konuluyorlar ve siyam ikizi bile değiller
kızmakla üzülmeyi birlikte ifade eden bir kelime yok; şairler nerde
m.s.'yi herkes milattan sonra diye yanlış okuyor; şairler nerde
bütün çöp bidonları, düşünce özgürlüğü bidonları ve huzurlu zamanlar ağzına kadar doluyor
romantizm romantikleri; 19. yüzyıl bütün yüzyılları ve sonsuz türde soslar ana yemekleri yendi
sonunda kendi kanıyla soslanıyor tekil şahıslar, mektup yazamadığı için sanatı icat eden; şairler nerde

yersiz dipnot:
en çalışkan şair de o şiiri yazamadı, ruhunu ve en güzel gömleğini sattı, zaten artık yeni soslarımız ve acılarımız var.

daha sakin ve teorideki yerine bakılırsa, klasik roman yeni romanı yener
bilinçle kullanılmış ve atılmış poşet çaylar ne acıklıdır
sonunu ve başlangıcını gördüğüm iki yüzyıldan
aklımda kalan tek resim, bir ayrılık sahnesi
hakkını helal et!, hakkını helal et!

halep

cemal'den bahsetmiştim, (yedi çocuk), halepli, kaçak gece işçisi,
akşamları görüyorum: "keyfe hal, cemal" diyorum, hemingway'e benziyor
sormadım ama dünyayı gezmek istemiyor kesinlikle, roman yazmıyor,
yedi çocuk, sabah evine vardığında,
çocuklarını saydığında, eksiksiz çıksın istiyor

yüzümdeki yeni çizginin bir isme ihtiyacı olacak
anlık bir iyimserlikle, diyelim ki yeni bir alfabenin ilk harfi
değilse de kolayı var, çizgisiz yüz unutkanlık işareti
yine de derinliğine düşününce
...
bu kadar düşünce özgürlüğü gereksiz

yazmak istedim

.
.
.


Hiç


Cengiz Aytmatov temalı dördüncü sayı, yine gelenekten beslenen ve tarihin parçası olarak merak uyandıran yazılarla zenginleştirilmiş durumda. Elbette içeriği eleştirecek bilgiye sahip değilim. Ama şair padişahlar ya da Mihri Sultan namındaki kadın divan şairi üzerine bir kaç sayfa bir şey yazıldıysa onları okumak, tekdüzeleşen ve gittikçe karamsarlaşan küçük dünyamdaki ufkun sınırlarını zorlamaya yarayacak olumlu bir harekete dönüşüyor. Aynı zamanda  Melih Cevdet Anday'ın  Olsun Da Gör başlığını taşıyan şiirinde olduğu gibi ustaların daha önce basılmış şiirlerine de yer verilmesini kesinlikle sayfa ziyanı olarak görmüyorum. Ömer Erim'in Ben Kazandım ismindeki öyküsü öne çıkan yazılardan. Artık folklor tarafında aidiyete dönüşen sözcüklerin etimolojik açıklamalarına yer verilmesi de gözden kaçmayan şık hareketlerden biri.

Keşke


15. sayıyla birlikte yeni bir formatta okuyucunun karşısına çıkıyor dergi. Boyutu ve profil resimli kapağıyla benzerleriyle benzeştikçe benim de dikkatimi çekebiliyor. Bu benzeşmeleri eleştirsek de fontlar dahil kapağıyla dergi, sade bir güzellikle beni mest ediyor. Belki Haydar Ergülen söyleşisi değil ama Hasan Ziya'nın kaleminden çıkan Haydar Ergülen de Nerden Çıktı Deme, Gün Gelir Elbet Sen de Düşersin O Küle başlıklı yazı oldukça kapsamlı. Öykülerden Beşeriyet Bahçesi ve şiirlerden aşağıda yer verdiğim örnek gözüme çarpanlardan. Kolektif kimlik olarak olmasa bile kimi yazılardaki dile bakınca muhafazakar bir anlayışın izlerini görmek mümkün.

'oniki çiçek' yarası / Aziz Kemal Hızıroğlu

                                              -göçe zorlanan bütün güzelliklere-

çocuktuk, afacandık, biz altı kardeş
terli bir temmuzdan beş gün çalınıp
yayladaki sütannemize götürüldük

yılan yollardan sesli bir gemiyle
bulutların üstünden gittik, sağ salim
aynı sesli gemiyle babaevine döndük

yandık yaylada, bronzlaştık, üşüdük
vargel çiçekleriyle karşılanmıştık
vargit çiçekleriyle uğurlandık

dönerken oniki farklı çiçek kopardık
çocuk başına ikişer güzellik olsundu
Karadeniz'le öpüşen bahçemize ekmeye kalktık

hiçbiri tutmadı çiçeklerin
iki gün geçmeden öldüler, usul usul ağladık
köpeğimiz Villis'in ulumasını günlerce durduramadık

o gün bu gün biz altı kardeş
ne zaman yayla sözcüğü duysak
göz göze gelmekten utanırız, hep utandık

topal ömrümüzle fındık kabuklarına girdik
çay bahçelerine karıştık çoluk çocuk
çiçek yetiştirmeye soyunamadık

anılarımızdaki kıyımla kaldık sis içinde
çiçekli evlere tahammül edemez olduk
kırlaştık kırklandık yaşlandık

yaramızı hala kapatamadık

Anafor


Sanal dergi üçüncü sayıyla sona ermiş görünüyor. Makalelerin başlıklarını sayalım: Antikapitalist ve Antiotoriteryen bir Politik Hareketi Düşünmek ve Şimdiden Hazırlıklı Olmalıyız(Occupy-Gezi gibi hareketlerden fazlasıyla beklenti içine girip kapitalist krizi abartan iki yazı), Üstün Faşizmi ya da Türcülükten Kurtulmak (neredeyse primitivizme  varacak hayvan hakları savunusu), Kimliklerden Sıyrılmak için:Queer Kuram, Camcorder (öykü), Dilenci (öykü), Bir Hristiyan Ölmek (şiir), Yaşamın Manipülasyonu, Thatcher'dan Bugüne Premier Lig, Marx ve Marxizm için: Kostas Axelos ile Bir Görüşme, Kök-Faşizm (Umberto Eco çevirisi), Çizgisel Olmayan Tarih, Toprak İnsana Değil, İnsan Toprağa Aittir (bu tarz kızılderili şefi mektupları bana fabrikasyon gibi geliyor da neyse). Ürettikleri değil ilettikleri ile fena değilmiş aslında.