CENTİLMEN PİÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CENTİLMEN PİÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Scott Lynch - Centilmen Piç III: Hırsızlar Cumhuriyeti

Baştan söyleyeyim tüm şimşekleri üzerime çekmeden önce. Kötü elbette değil. Ancak beklentilerimi karşılamadı. İlk iki ciltte aklımı çelen detaylarda boğulup sayfa sayısını çoğaltma stratejisi burada sert kayaya çarpıyor. Hem de Locke Lamora'nın gizemli geçmişinin ifşası ve çocukluk aşkı Sabetha ile tanıştığı vakitten itibaren ilişkisinin gözler önüne serilmesine rağmen roman her zaman olmasa bile pek çok yerde akmama gibi bir sorunla karşılaşıyor. Hele sonda Şahincinin küllerinden yeniden doğması meselesi yok mu, devamı gelecek ama ben okuyacak mıyım? Sanmıyorum. Bu arada Hırsızlar Cumhuriyeti kurguda bir tiyatro oyunun adı. Süpriz bozmaya başlamışken konudan bahsedelim kısaca. Eh spoiler canlarım:

Önceki ciltte Locke'u zehirlenmiş bir durumda bırakmıştık. Hiç bir hekim derdine çare bulamamışken ve ölümüne ramak kalmışken Karthain'in bağlı büyücülerinden Sabır çıkagelir. Karthain'de seçimlerde kendi büyücü hizbinin destekledikleri partiye danışmanlık yapmaları şartıyla onu iyileştirmeyi başarır. Yine hatırlarsanız başka bir bağlı büyücü Şahinci, Locke'un tüm arkadaşlarını, Jean hariç öldürmüş ve Camorr'u teröre boğmuştu. Kısacası arkadaşlarımız büyücülerden nefret ediyor. İşin komiği Şahinci Sabır'ın oğluymuş. Neyseki büyücülerin diğer hizbine bağlı ve ana oğul pek de iyi anlaşamıyormuş. Karthain'e vardıklarında diğer partinin danışmanının Sabetha olduğunu öğrenirler. Roman boyunca bir de geçmişte yaşanan bir kurgu akmakta. Locke daha veletken Sabetha'yı görür aşık olur. Zincir'in ekibinde birlikte çalışırken onu tavlamaya çalışır. Sabetha naza çeker de çeker. Çocuğu süründürür de süründürür. Zincir bir gün derki hünerlerinizi göstermek için  sizi bilmemne şehrindeki bir tiyatro ekibine yazdırdım. Tiyatronun sahibi Moncraine'e yardım edeceksiniz. Şehre vardıklarında adamın tutuklandıklarını görürler bir soyluya hakaret ettiği için. O soyluyu tiyatroya hami olarak adamı affetmesi için ikna ederler. Bir yandan oyuna hazırlanırken soylu gencin Sabetha'ya sulanması işleri ilginç hale sokar. Bu soylu arkadaş uçkuruna düşkün olup Jean'ın yavuklusuna dadanınca kız bunu bıçaklar. Ölüsünü saklayıp tüm oyuncuları kumpasa dahil ederler. Oyunu sergilerler ve soylunun kazancına da el koyarlar. Tam paracıkları paylaşacakken Moncraine sefili paraları alıp kaçar. Bizimkiler de yangına kurban ettikleri soylunun cinayetini bu kaçağa yükleyip herkesin hayatını kurtarır. İleriye dönelim. Seçimlere kanla başla hazırlanan iki parti var demiştik, birini Sabetha diğerini Locke-Jean ikilisi danışmanlık ediyor. Danışmanlık dediysek ölüm hariç yaralama, casusluk, sabotaj, rüşvet dahil her türlü yol mübah. Diğer yandan Locke aşkın küllerini yeniden tutuşturma mücadelesinde. Aşkları sonunda fırınlanmışken Sabır çıka gelir dur yapmayın der. Locke senin geçmişini biliyorum. Sen eskiden benim kadar, belki de daha güçlü bir büyücüydün. Karın ölünce ki kızıl saçıyla Sabetha'ya benziyordu, ölüme kafayı taktın. Camorr'da hiç bir büyücünün yapamayacağı bir şeye kalkıştın. Zihnini bir çocuğa naklettin ama vücudu bunu taşıyamadı ve hafızanı kaybettin. Neyse bu durum Sabetha ile arasını bozsa da artık didik didik ciğerini bildiğimiz Locke'u mantık sınırları dışında çok da etkilemişe benzemiyor. Seçim sonuçlanır. Bir fazlayla Sabetha'nın partisi kazanır ama o fazlalık mebus da bağımsız olma yolunu seçerek şartları eşitler. Tabi Locke'un yönlendirmeleri sayesinde. Herkes başarılı yada başarısız olur, baktığınız yere göre. Ama bu büyücüleri ilgilendirmemektedir. Şahinci'nin hizbi diğer büyücülere saldırı başlatırken pusuya düşürülür ve hepsi yok edilir. Sabır'ın ekibi de artık kontratlar aracılığıyla insanlara  bağlı çalışmayacağız ve bu şehri de terkediyoruz, sükunet dönemine giriyoruz der. Dili ve parmakları kesilmiş yarı deli Şahinci'yi bakıcısına bırakarak zarar vermezler. Anasının ölmek mi böyle yaşamak mı istersin teklifine hiddetle karşılık verir ve büyüyle kendine parmak ve dil yaparaktan anasını öldürür.

1 Şubat 2019 Cuma

Scott Lynch - Centilmen Piç II: Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler

Serinin ikinci cildinde Locke ve kankası Jean bir kaç yıl sürecek bir vurgun projesini hayata geçirmek için Tal Verrar kentine yerleşirler. Fakat beklenmedik olaylar ile kader ağlarını örecektir. Bu klişe cümleyi yazarken başvurduğum ironiye yazar tarafından da kitabın ismini belirlerken de başvurduğu kanısındayım. İlk ciltte negatif eleştiri namına yazdığım eleştiriler burada da devam ediyor. Yan karakterler özellikle, yeterince canlı ve gerçek bir kanı uyandırmıyor. Bazen sıkıcı konularda fazla detaya da giriliyor. Locke'un kendine acıdığı bölümler de biraz uzamış sanki. Ha, sorarsan keyifli okudun mu diye, bir kaç gün yemedim içmedim romanı bitirdim diyeyim, anlayın. Sonrası ezberbozan mıdır spoiler mıdır nedir, ondan anacım.

Kısaca geçeceğim. İki kafadar bu şehirde para kazanıp o şehrin en ünlü kumarhanesini ki sahibi şehrin yöneticileri üzerinde bile gizli bir kontrole sahip ki adı Requin, soymayı planlarlar. Sanki kimsenin açamayacağı efsanevi kasasına dadanmışlar imajı verirler. Tal Verrar her ne kadar zengin tüccarlar komitesi gibi bir grup tarafından yönetiliyor olsa da askeri güç olarak Arhon Stragos'un gücü hissedilir durumdadır. Bir gün arkadaşlarımızı Arhon'un korkulan özel kuvvetleri Gözler kaçırır. Farkına varmadan Arhon tarafından zehirlenir ve panzehre karşılık Arhon'un kenti ve belki de yeni bir imparatorluğu düşlediği planlarında ortak olmaya zorlanırlar. Bi on sene önce felan şehrin önüne kadar gelen korsan filosunu yok ettiğinde Arhon'luk kurumu daha da güçlenmiştir. Tekrar korsanları manipüle edip göstermelik de olsa şehre bağlı tüccarlara saldırtma görevini hiç de istemeyerek üstlenirler. Diğer yandan ilk kitapta canlarını yaktıkları büyücüler de onları takip ettiklerini göze çomak sokar gibi belli eder. Locke kardeşimiz Requin'e olanları çarpık çurpuk anlatarak onun adına da çalışmaya başlar. Denizcilik namına pek de bir şey bilmeyen iki kafadar kendilerine verilen gemiyle yola çıktıklarında madara olurlar ve korsan Zamira'ya esir düşerler. Onu ve korsanlar yüksek meclisini ayartıp en azından göstermelik baskınlara başlarlar. Jean kardeşimiz kaptanın yardımcısına gönlünü kaptırır. Bu saldırıların tüm korsanları tehdit ettiğini ileri süren başka bir korsan devasa gemisiyle Zamira'nın gemisine saldırır. Bu çarpışmada yengemiz ölür maalesef. İkilimiz de sonrasında bir Requin'in yanında bir Arkhon'un yanında alavere dalavere derken, Requin'in değerli tablolarıyla heybelerini doldurmuş olarak ve de diğer yandan Arhon'u da tutsak etmiş olarak gemiye geri döner. Tabi Arhonluk kurumunu yerle bir eden şehrin tüccar yöneticilerini de ikna ederek ki kitap boyunca büyücülerin kışkırtmasıyla ikilimizin peşine durmaksızın suikastçı gönderdiklerini unutmayalım. Sonuçta tabloların sahte çıkmasıyla sadece rezil olmasıyla kalan Requin, tüccar meclisi ile birlikte şehirde yeni bir iktidarın kurucu nüvesi olurken arkadaşlarımız bir başlarına kalan paralarıyla yat yolculuğuna çıkar. Locke, ellerindeki zehrin etkilerini ilelebet geçiren tek kullanımlık son kalmış panzehiri arkadaşına dalavereyle içirir. Acaba Locke ölecek mi? Büyücülerle nihai hesaplaşma ne zaman olacak? Tal Verrar meclisi kankaların peşine düşecek mi? Diğer cildi bekleyeceğiz. A, o da elimde, demek ki sadece okuması kaldı bana.

24 Haziran 2017 Cumartesi

Scott Lynch - Centilmen Piç I: Locke Lamora'nın Yalanları

Patrick Rothfuss'un önsözünde kabul ettiği gibi, Scott Lynch ondan daha iyi bir yazar olduğunu bu ilk romanıyla kanıtlıyor. Orada burada oyalanmayan, ne yeterince sulandırılmış ne de enteresan yaratıcılık peşinde koşan dengeli kurgusuyla, kurguya hizmet eden kültürel altyapısıyla gerçekten de okuması oldukça keyifli. Tempo, çocuk Jean'ın silah okuluna gittiği yerde biraz sarkıyor. Ayrıca özellikle hayatları sonlandırılan karakterler konusunda yeterince üzülemiyorsunuz. Evet karakterlerin derinliğinde bir sorun var. İşte, böyle ufak tefek kusurlar bulunuyor. Hikayemiz, Venedik'i örnek alan adalar üzerinde kurulu bir şehir devletinde geçiyor. Buradaki yapıların bir çoğu atacam denen kristalimsi bir maddeden, insanlar yerleşmeden önce kaybolmuş bir ırk tarafından yapılmış. Şehri başlarında bir dük'ün olduğu aristokratlarca yönetiliyor. Tabi ki ticaret çok yaygın. Suç çeteleri ise Capo denen bir adama haraç ödüyor ve gizli barış altında faaliyet gösteriyorlar. Yani aristokratlara bulaşma, suç işlerken eline yüzüne bulaştırma, şehir yönetimi de peşinize düşmesin. Alt tabakadan çocuk Locke hırsızlar çetesinin eline düşüyor. O kadar yaramaz ki en sonunda çete reisi, onu 12 tanrının en şefkatlisi Pelabilmemnenin kör rahibine satıyor. Olaylar bir yandan kahramanımızın ve çetesinin çocukluğuna dair flashbacklerle bir yandan da aristokrat bir aileye kurdukları kumpası işletirken geçiyor.
İthaki sizin kitaplarınız kütüphanemde büyük bir yer tutuyor bari bu serinin devamını indirimli yapın da alayım (indirim=%50 veya daha az). Notum 8,50.

Bundan kelli spoiler a canım.

Meğerse bir 13. tanrı daha varmış, suçluların tapındıkları. Bu rahip de kör değilmiş, 12. tanrının tapınağının alt katında ikiz kardeş Calo ve Galdo'yu sofistike dolandırıcılık konusunda eğitiyormuş. Locke da gelince bir yandan onların eğitimlerini, aralarına tombul tüccar çocuğu Jean'ın katılışını okuyoruz. Diğer tapınaklarında gizli kimlikleri ile staj görüyorlar, kendilerini savunma, hesap kitap ve dil eğitimi, bitmek bilmeyen bir süreç. Rahibin nasıl öldüğünü, sadece ismi geçen ve uzaklara gitmiş olan centilmen piçler çetesinin diğer üyesi kızıl afet ismini unuttumu ise hiç öğrenemiyoruz. Ekibimiz yaşça büyümüş ve bir sürü altınları olmasına rağmen, zenginleri soyup hoş vakit geçirmekten hoşlanan ama kazandıklarının büyük kısmını sadece istifleyen bir ekip bu, yine gözlerine bir aileyi kestirir. Locke kendini kuzeyli bir tüccar gösterip güvenlerini alavere dalavere ile kazanır ve çok karlı bir işin ortağı haline gelirler. Ama böyle bir ticari işin gerçekliği yoktur. Binlerce altını aileden söğüşlerken aile de artık şüphelenir. Müthiş bir planla bu sefer Dükün gizli hafiyesi kılığına girip aileyle görüşür ve dolandırıldıklarını, Locke'un istediği parayı vermelerini, onları böylece yakalayacaklarını söyleyerek en azından bir süreliğine ikna eder. Diğer yandan Capo Barsavi'nin yönetimine karşı Gri Kral denen esrarengiz bir adam isyan başlatır, çete reisleri ölmeye başlar. Sonunda da Locke'un da tanıdığı Capo'nun kızı vahşice öldürülür. Gri Kral yanında çok güçlü bir büyücü ile çetemizin yanında peydah olur. Çetemizde Locke, Jean, Capo,Galdo'nun yanısıra çırak Böcek vardır. Capo ile görüşme için karşısına Gri Kral kılığı ile çıkmaya zorla ikna edilir, kendi canından çok arkadaşlarının hayatından endişe ederek. Gel gör ki bu toplantı barış görüşmesi değil Capo ve adamlarının Gri Kral'ı işkenceyle öldürme partisine dönüşür. Gri Kral'ın itici büyücüsü ise yardım etmez. İkizler şehirden kaçış hazırlığı yaparken, Jean ve Böcek darmadağın da olsa Locke'u hayata döndürmeyi başarırlar. Tapınağın altında gizli üslerine dönünce ikizlerin ölüsüyle ve istifledikleri hazinenin yokluğuyla karşılaşırlar. Gri Kral ve büyücüsü tüm ekibi öldürmeye planlamaktadır ki Böcek de hayatına el-fatiha. Gri Kral ise Capo'nun zafer partisinde ortaya çıkar. Capo'nun aslen sahne savaşçısı olan iki kızkardeş korumaları Capo'nun oğullarını öldürür sonra da Capo köpekbalıklarına yem edilir ve Gri Kral böylece yeni Capo ünvanını kazanır. Büyücünün parasını ödeyebilmek için Centilmen piçlerden de kurtulması lazımdır. Ama Locke ve Jean'ın gözlerini intikam bürümüştür artık. Cep delik cepken delik durumu kurtarmak için tuzak kurdukları zengin aileye tüccar kılığında gitmekten başka çare yoktur. Herşey üstüste gelir ya bu sefer de aile, dükün gerçek hafiyeleriyle irtibata geçip ona tuzak kurmuştur. Dükün büyük yılbaşı partisine davet edilir ki orada sorgulanabilsin. Gri Kral da hafiyelerin başı yaşlı Leydi bilmemneye kendini partiye davet ettirir, ikna büyüsü yardımıyla. Bu arada o iki kızkardeş koruma anlaşılmıştır ki Gri Kral'ın bacılarıdır. Sonra büyücü tekrar ortaya çıkar, Jean ve Locke'u etkisiz hale getirir. Onların gerçek isimlerini bildiği sürece bedenlerine hükmeder ama bilmediği bir şey vardır ki Locke Lamora'nın sadece soy ismi değil ismi de gerçek değil. Sonuçta büyücüler öldürülemez diye bir kural vardır. İçlerinden herhangi biri ldürülürse yönettikleri başka bir şehir devletinden diğer büyücüleri öldürenlerin, ailelerinin hatta şehirlerinin kökünü kazıma gibi bir düsturu izleme gayesiyle aman yola çıkmasınlar. Büyücü evcil şahinini, tek tek büyü yaparken kullandığı tüm parmaklarını kaybeder. Gore şeyleri sevmem ama inanın bu sayfaları zevkle okudum. Taht Oyunlarındaki Joffrey gibi bir tip. Dilini de kaybetmemek için Gri Kralın planını şakır. Bizimkiler dilini de kesip postalarlar büyücüyü. Dükün yılbaşı balosunda hayvanların zihnini boşaltıp uysallaştıran gaz dolu bombalar patlatılacaktır ki zenginler çocuklarıyla birlikte zombiye dönüşsün. Geçmişte Caponun öldürdüğü ailesinin intikamını alırken Gri Kral, her yol mübah deyip suçlu suçsuz ayrımı yapmadan yıllarca bu planı kurmuştur. Bu arada bizim Jean, kızkardeşlerini öldürmeyi başarır bir metruk depoda. Kısacası baloda Dük'ün hafiyesince gizli kimliği ifşa olan Locke oradan kaçıp kurtulmuşken şimdi planı önlemek için geri döner. Yakalandığında binbir zorlukla hafiyebaşı Leydi'yi (lady hear me tonight, ne şarkıydı be ya) dolandırdığı aile ve diğer askerleri ikna eder, bombalar etkisiz hale getirilir. Leydi de normalde cezan idamlıktır ama bu iyiliğinden dolayı si.tir ol git bir daha gözüm görmesin seni bu şehirde, der. Tamam, abla der Locke. Yalnız Gri Kral benim, arkadaşlarımın canını aldı, intikam meselesi, onu bana bırakın. Gider, dövüş konusunda çok da becerikli olmamasına rağmen düellodan galip çıkar. Yine darmadağın olmuştur. Jean ve son vakitlerde onu tedavi eden doktorla birlikte bir gemiyle şehri terkeder.
Romanın sonu egemenlerin egemenliğine devam ettikleri bir uzlaşı ile bitmesi, büyük fotoğrafta değişim olmaması sebebiyle (diğer FK romanlarda krallar değişir, ejderler parende atar, tanrılar yeryüzüne iner, dünyalar boyutlar yok olur, zaman geriye işler vs) yani bu farklılığıyla hoşuma gitti. Diğer yandan belki de zorlamayla gerçek hayatta bazı paralellikler kurmadım değil. Kötü de olsa bir düzen, kaos, her ne kadar haklı sebeplerle ortaya çıkarsa çıksın, karşısında yeğdir gibi.