UZAY YOLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UZAY YOLU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2025 Cuma

After Life Sezon #3 - Yakitori: Soldiers of Misfortune Sezon #1 - Star Trek: Picard Sezon # 3 - Brooklyn Nine-Nine Sezon #3

 After Life'ın son sezonun son bölümünde Rick Gervais böyle köpeğiyle ufka doğru yürüyüp kayboluyor. Hala yalnız, sağlıklı bir ilişkiye tekrar başlayamamış. Ama kendisiyle barışmış, arkadaşlarıyla arasını düzeltmiş. Yaşama devam edebilecek bir gayeyi buluyor sonunda çocuklarla. Daha önceki sezonda bile tekrara bağlamıştı. Son bir iki güzel bölümle tadında final yapıyor. Hafif nemli gözler.

Yakitori yani ölü teçhizat gözüyle bakıldığından kelli  kızarmış tavuk diye tanımlanan talihsiz kiralık asker grubunu konu alır, tek sezonluk bir anime. Dünya kedimsi ırkın yönettiği ticaret federasyonuna zorla dahil edilmiş, para kazanmak isteyen gençler de federasyonun ucuz askeri gücü olarak kullanılıyor. Bu özel ekip ise deneysel bir eğitimden geçmiş. Kemirgen halktan mütevellit bir gezegendeki isyanı bastırmakla görevliler. Neredeyse soykırım seviyesine varan görevleri tepki çekince bir şamar oğlanı, bir günah keçisi olarak yargılanmaya başlanırlar. Ancak menajerlerinin başka bir planı vardır. Aslında kanunen teçhizattan farklı olmadıkları ispatlanınca aklanırlar ve kanuni haklarına kavuşurlar. Hem temposu hem çizimleri çok etkileyici değil. Başroldeki karakterin agresif krizleri de yoruyor. Yoksunluklarda iyi gidebilir.

Uzay Yolu'nun Picard serisi genel olarak beğenilse de ben pek ısınamadım doğrusu. The Next Generation'un (TNG) umut dolu, keşifçi, maceracı ruhuna karşı yaşlı, geçmişe takılı, psikoanalitik, komplo teorilerine esir bir ruh hakim. Bu üçüncü ve son sezon da oldukça büyük bir hikaye bu açıdan. Öncelikle TNG'nin has rolleriyle tekrar buluşuluyor, maceraya dahil ediliyorlar. Data bile ölümden geri geliyor. Ve Worf tabi ki. Yine pek ısınamadığım yeni karakterler yerine onları izlemek keyifli doğrusu, inanılmaz bir paslanma mevcut olsa bile. Ve hatta diğer serilerden de bir kaç karakter çok kısa süreliğine konuk ediliyor. Çünkü çok büyük bir senaryo söz konusu. Şekil değiştirenler, Borg kraliçesi ile ortak olmuş ve yıldızfilosuna sızmışlar. Tüm filonun komutasını ele geçirirler ve genç filo üyelerini ışınlayıcıya yerleştirdikleri virüslerle aynı anda asimile etmeyi başarırlar. Bizim emekliler kaçarkene filo ile bağlantısı olmayan müzede sergilenen analog Atılgan'ı çalıştırıp istilayı önlerler. Tabi ki Picard'ın doktordan olma gizli bir oğlu çıkar. Oğlu aslında Borglara yardım eder ve istilanın tetikleyicisidir. Baba- oğul ilişkisinin inşasını izleriz bol bol. Picard onu da kurtarır da hemen nasıl affedilir ve mürettebata dahil edilir oğlu, tehlike sona erdikten sonra, akıl sır ermez.


Brooklyn 99'un 3. sezonu ise en sevdiğim bölümlerden oluşuyor ki şu an izlediğim dördüncü sezon tam da geriye atılmış bir büyük adım. Rosa'nın deli nişanlısı serseri mayın karakteri aşırı kullanılmadığı sürece iyi bir etkide bulunuyor. Çok az oynasa da Peralta'nın tatlı belası Doug da aynı şekilde. Lakin başkomiser tayfaya ayak uydurdukça yani o ciddi, gerçeklikten kopuk entel yanını kaybettikçe ruhunu da kaybediyor. Dörtte özellikle batıyor artık. İzliyor muyuz? Eveeeet.

8 Haziran 2025 Pazar

Arcane Sezon # 2 - Oats Studios - Star Trek: Picard Sezon # 2 - Brooklyn Nine-Nine Sezon #2 - After Life Sezon #2

 Bağımsız Oats stüdyolarının kısa bilim kurgu filmlerinin koleksiyonu netflixde. Yeterli ve hak ettiği dinleyici kitlesine ulaşmayı bekliyor. 10 filmden bazıları misal mutfak sahnesinde geçen  absürt ve iğrenç dolayısıyla rezillik ekseninde deneyselci bir tarzı takip ediyor.  Abd başkanı olduğu bölüm de farklı değil. Amma bazıları da uzun süreli bir sinema yada dizi fragmanı tadında. Nerde devamı diyorsunuz, nerede. Hem görselliği hem senaryonun işleyişi ile.

Bundan sonrası nedense 2. sezonlara denk geldi. Arcane'ın yeni sezonu aynı zamanda en yenisi. Farklı tarzlar arasında geçiş de içeren görsellik  arşa çıkmış durumda. Bundan sonra başka herhangi bir anime eksik kalacaktır. Lakin konu iyice dağılıyor ve aynı zamanda derinleşiyor. Paralel evrenler bir yana. Kim kime niye düşman? Büyü teknolojisi ve o core tam olarak nedir? Bir sürü soru ve yarım yamalak cevap var. Yine de ana hikaye bir şekilde sonlanıyor. Sempati yaratacak karakter eksikliği sebebiyle çok da uzatmasalar iyi olur. Lakin bu rating ve olumlu puanlar, senaryodaki boşluklar, hep buna engel işte. Sihirli kürem devamı gelir diyor.

Komedi sit-com yokluğunda Brooklyn Nine-Nine yine de kendini izletiyor. Karakterlerin sevimsizliğinden daha önce bahsetmiştim. Ama komedinin absürd tarafında yer aldıklarını yeni idrak ediyorum. O yüzden her zaman bi rezerv noktası aktif olacak tarafımda. Bu sezonu izleyeli çok oldu, izlenim hissiyat noktasında ilk sezona göre biraz daha olgunlaşmış olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca hikayede radikal değişikliklerden de kaçınmaması iyi bir şey. Amirlerinin terfisinde olduğu gibi. Böylelikle üçüncü sezona bağlanıyoruz zaten.

After Life'ın ilk sezonunda karakteri mental açıdan iyiye doğru rol alırken bırakmıştık. Maalesef bu sezonda kendi kendini tekrara giriyor. İlerleyen bölümlerde ise tezat bir şekilde Tony namlı depresif karakterin çevresindeki insanlara iyilikler yapması yani insani ilişkilerini düzeltmesi bize de olumlu yansıyor. Babasının kötüye giden durumu ona bu açıdan dayanak bile olabiliyor. Etkileşim kurabileceğiniz ilginç bir çalışma. 

Picard Picard Picard... Bilim kurguda psikolojik dramanın pek de sevilmeyeceğini en başta Uzay Yolu'nun ünlü karakteri Riker'a da hayat veren dizinin yönetmeni bilmeliydi. Konu zamanda geri dönüşlü, bol woke'lu ve yine itici yan roller destekli. Bununla birlikte sürprizler de içeren çetrefilli entrikalı gelli gitli senaryo temeli kurtarıyor. Ve Q... En az anlaşılan, en sempatik ve hakaret üzerine hakaret işiten tanrımız. Seni seviyoruz. 

4 Şubat 2023 Cumartesi

Erşan Kuneri (1. sezon), The Cuphead Show (2. sezon), Once Upon a Time... The Discoverers, Five Came Back:The Reference Films, Peaky Blinders (6. sezon), Star Trek: Enterprise (4. sezon)

 

Erşan Kuneri eleştiri şimşeklerini üzerine fazlasıyla çekmişti, ilk çıktığında. Bu eleştirilerin maksadı çoğunlukla sansürcü zihniyetten beslendiği için ciddiye alınacak bir şeyleri yok. Yok ama kendi aramızda da bir hasbihal edelim. Gereğinden fazla küfür ve komik olamayan bel altı şakalar da sanatın hiç bir türüne yakışmıyor. Kötü kalitenin işaretleri bunlar. İlk bölümde özellikle seyircisini eleme gayretiyle yapılmış gibi üstüste bu öğelerle bombalamış Cem Davran. Bir yandan da zaten yapılmış filmleri tiye alıp bir sezon bunu sürdürebilmek de biraz da skeç konulu günümüz komedi şovların kolaycılığına düşerek sömürme, sömürgeleştirme mi diye kafalarda soru işareti oluştursa da kabul etmek gerekir ki, bu konsepti  bu kadar derli toplu ve ayrıntılı yapabilen de olmamıştı. Cem Uzan yaptı bunu sonuçta ve maalesef ki ister sevin ister sevmeyin Gibi'nin Erşan Kuneri'yi geçip ödül almasıyla somutlaşan yeni tarz komedyenlerin gittikçe duyulur olmasına rağmen Cem Adrian daha uzun süreler komedi piyasasını meşgul edecek bir isim olarak var olmaya devam edecek. Bu arada ezgi Mola'yı ayrıca seviyoruz.

3. sezonuna kavuşan Fincankafaların ikinci sezonunu neden izledim, bilmiyorum. Bölümlerin kısa ve absürt olması kafa dağıtmaya yardımcı oluyor zannımca. Yoksa ilk sezonda söylediklerim geçerli. İzlemek bir şey kazandırmıyor ve kitlesi her ne şekilde şiddet gibi öğelerle bezeli olsa da çocuklar. İnşallah 3. ve yeni gelebilecek sezonları izlemeyeceğim. O gayretteyim inşallah maşallah tü tü.

Animasyonlardan devam edersek bizim kuşak hatırlar, Vücudumuzu Tanıyalım diye Avrupa menşeli bir dizi vardı. İnsan suretinde alyuvarlar, mikroplar, akyuvarlar ve çocuklara ders veren upuzun beyaz sakallı bir dede felan vardı. Meğerse Avrupa'daki devlet TV kanallarının büyükçe bir projesinin parçasıymış o. O projenin parçalarından biri de bu Mucitler serisiymiş. Bunu eskiden izlediğimi hiç hatırlamadım. Netflix'de kalktığından dolayı nerede izleyebilirsiniz, onu da bilmiyorum. Ama nostaljik tatlarda geçmişten modern çağlara mucitlerin hayatını çocuklara öğretme gayretindeki bu çaba keyifle ailece izlenmeyi hak ediyor. Yalnız bu dede, o iki haşarı çocuğa fazla sert davranmıyor mu, ne? Yani tarihsellik sebebiyle bir kaç güncelleme, bir kaç hassasiyet düzeltmesi ihtiyaç gibi görünüyor.

Five Came Back fena fillah bir belgesel. 1945 yılında abd savunma bakanlığının çektiği propaganda filmleri ama yine de izlenmesi gereken bir kayıt bence. İlk bölüm zaten en sarsıcı olanı. Toplama kamplarından görüntüler içeriyor, çürümeye yüztutmuş cesetler gibi inanılmaz sahneler bulunuyor. Sonraki bölümlerde bu detaylar o kadar yok. Öğretici şeyler fazlasıyla bulunmakta. Örneğin kamplarda temizliği çevredeki Alman sivillere yaptırmışlar, Alman sivilleri toplayıp kadın, erkek, kampların durumunu göstermişler. İşin en ilginci bir bölümün o dönem abd müttefiği Sovyet Rusya'nın direnişine ayrılması. Bir övgüler, bir övgüler şaşarsınız. Kapsam oldukça geniş. Hava savaşları, Afrika seferi, Alaska savaşı, harp sonrası psikolojileri bozulan askerlerin tedavisi gibi konuları izlemeniz mümkün.

Peaky "foking" Blinders nihayet sona erdi. Devamı gelse bile benim için artık bitti. Nazizmin İngiltere'de yükselmesi ve Polly'nin ölümü ardından (ki karakteri oynayan oyuncu gerçekten de hayatını kaybetti, çok iyiydi Allah taksiratını affetsin) aile içindeki iç savaş etrafında şekilleniyor bu sezon. Süper Peaky Tomi'nin eceli geldiğini sanıyoruz , o da öyle sanıyor ama süper bir kahraman olduğu için bundan da yırtıyor paçayı. Dizi de öyle bir şey ki başına oturunca izliyorsunuz. Arthur da sefil hayatına devam ediyor. Boşuna dememişler, kötüye bir şey olmaz, uzun yaşar diye. Bakıyoruz siyaset sahnesine, hakikaten de öyle yafu.

Uzay Yolu'nun Enterprise serisi bu 4. sezonu ile sona eriyor. Hatırlayacaksınız çok sansasyonel şeyler sunmasına rağmen Trip ve doktor gibi 2 sempatik karakteri sunmuştu, dizi. Diğerleri zaten çöp. En beceriksiz kaptan, en Vulcan olmayan Vulcan, en silik köprü mürettebatı vessair. The Next Generation efanevi kadrosundan Data'yı oynayan karekter bayağı bir bölümde yer alıyor. Finali ise yine o seriden Riker ve Troi ile yapıyoruz ki darmadağın kafası karışık bir bölüm olarak seriyi sonlandırıyor. Karakterler öyle böyle ama senaryoda o kadar iyi değildi. Federasyonun luruluş aşamasında farklı ırklarla teması öne çıkarması gerekirken zaman döngülerinde insanları soykırıma uğratmaya çalışanlara karşı direnme gibi Uzay Yolu külliyatında olmayan hikayelerle vakit harcandı.

1 Eylül 2022 Perşembe

Peaky Blinders (5. sezon), Star Trek: Enterprise (3. sezon), Thermae Romae Novae (ilk 6 bölüm), Dorohedoro (1. sezon), The Cuphead Show (1. sezon), Mr Robot (4. sezon)

 Shelby ailesi ekonomik krizle boğuşurken ticari protföylerine Çin afyonunu da eklerler. Bir yandan da almighty Tom kendini siyasete adar ve çökertebilme misyonu ile faşist hareketin önde gelen bir ismi olur. Sezonun son dakikalarında yine elinde ve de yüzünde patlayan bir komplo teorisiyle keyifleniriz. Hem tom hem de manyak abisi deliliğe bir kaç adım daha yaklaşıyor ve aileye en geç katılan üyeleri Michael alenen liderlik için piyonlarını atlarını harekete geçiriyor. Peaky Blinders mevzusu şimdilik bu kadar.

Uzay Yolu Enterprise ise artık nerelere gidiyor, emin değilim. Xindi soykırımına karşı direniş gösterip onları fikirlerinden caydırma dizinin ana konusu olmaya başlıyor. Hani Sulibanlar vardı , onlar ne oldu da Xindiler insanlık karşıtı bayrağı devraldı. Bir noktadan sonra takip edememeye başladım. Vulkan kızı da her ne kadar gelenek olduğu üzere taytlar içinde, her seride böyle bir karakter olmazsa olmasıdır dizinin, görüyor olsak da oyunculuğunu daha doğrusu karakterin sergilediği ve hiç de Vulkanlara yakışmayan çelişkileri izlemek, ne bileyim. Arka arkaya yayınlanan bu serilerde gittkçe antipatik karakterlerin sayısı artıyor ve senaryodaki sıkıntılar da göze çarpıyor.


Dorohedoro sadece 1 sezon sürüp devamı gelemeyen ve fakat çizimleri ile sanatı ile hikayesi ile gönülleri fetheden bir çizgi dizi. Japon usulü ve de fantastik. İki dünya var, büyücüler diğer insanların boyutuna gelip büyülerini deniyorlar ve o boyutu yaşanması zor bir hale getirmişler. Oradaki bir adamın kafası sürüngen kafasına dönüştürülmüş ve de hayli agresif bu arkadaş bu lanet olasıca büyüyü yapanı arıyor ki hafıza desen o da kalmamış tahmin edildiği üzere . Bir kadının yanında kalıyor. Sevgili de değiller. Büyücülerin dünyası da kültürleri de hayli bir saykedelik. Ne niye nedir pek anlamak mümkün değil. Biz de bu gariban arkadaşla birlikte öğrenmeye çalışıyoruz bu deli dünya düzenini. Isınamadığım şey ise dizinin acayip kanlı olması, et vahşet şiddet olağanlaştırılarak sunuluyor ki mide kaldırırsa. 


Absürdlük denince akla gelecek örneklerden biri de bu hamam çizgi dizisi. Çok da iyi şekilde gelmeyecek, zira çizimler arkaik, hikaye saçma, tepkiler abartılı. Absürtlüğü 6 bölüm izlettirdi en azından. Eski Roma döneminde bir hamam mimarı yaratıcı fikirleri kontrol edemediği süreler boyunca bayılarak uyandığı günümüz Japon hamamlarında, kaplıcalarında buluyor ve ününe ün katıyor. Bol bol döt bacak görüyoruz. Erkeklerin önlerinde güneş efekti doğuyor, tam göbek altında. Mimar dursuz duraksız şaşırıyor, bağırıyor. Dizinin sonunda da gerçek hayatta dizinin yönetmeni Japon hamam ve kaplıcalarını ziyaret ediyor. Çocukluğumuzda da böyle çocuk programları olurdu. 10 dakikalık kısa çizgi diziler, stüdyoda oyunlar, kuklalar, sonra eski şehirlerin tanıtıldığı klipler felan. O tatta da sıkıcı yafu.

Kapkacakbacak kafalar bir bilgisayar oyunundan uyarlanarak 20'li yılların çizgilerini taklit eden bir animasyon. Sanatseverler olarak bizleri dürten dikkatimizi celp eden bu harekete kayıtsız kalmak zor, zor da içerik pek bir çocukca. Karakterlerden birinin şeytan olması ise çocuklara yönelik diye bir varsayımı kabullensek biraz travmatik sanki. Hitabeti çok anlayamadım kısacası. Süresi de kısa olunca bir göz atmanın pek zararı olmayacaktır yağni.

Nasıl da unuttum, gönderiye son dakika eklemesi. Flaş da flaş. Sonunda nihayetinde Bay Robot'un son sezonunu bitirebildim. Genel kanının aksine bu sezona hayran meyran kalamadım pek. Çoklu kişilikler ile sonlanışı çok da şaşırtmadı. Sonuçta Dark izleyip sadece ana fikrini anlayabilmiş kişileriz. Sadece aklıma takılan şu. Tüm hayatında istediği şekilde yaşayamamış , aşkını gözleri önünde kaybetmiş Çinli arkadaşın uğruna hayatını verdiği alternatif evren macerası sadece fantastik bir kurgudan mı ibaretti?






12 Nisan 2022 Salı

The Wheel of Time (1. sezon) , Star Trek: Picard (1. sezon) , Peaky Blinders (4. sezon), Kulüp (sezon 1-2), Red Kit, Star Trek: Enterprise (2. sezon)

 

Ünlü roman serisi Zaman Çarkı'nı bir yere kadar okuyabilmiştim. Ne zamandır da şöyle hızlıca göz ata ata baştan başlayıp seriyi bitirmeyi de düşünmekteyim. Canım, onbinlerce sayfa nedir ki! Dolayısıyla araya da zaman girdiğinden bu Amazon dizisinin ne kadar temsili oranda ekrana uyarlanabildiğini pek hatırlamamakla birlikte ana örgü aynı gibi geldi bana, yani iyi kötü mücadelesi felan. Fakat karakterler ve onların hikayeleri bir değişik. Karakter bazında Mat'ın hainliği, Rand'ın mızmızlığı vd. beni pek memnun etmedi. Bu sezon aslında büyücü Moraine odaklı. Belki de tüm dizi ona adanmıştır. Romanla uyumsuz ama bağımsız olarak değerlendirirsek bu işe yaramaz genç kadro yerine Moraine diziyi daha izlenir kılıyor. Bu açıdan yani basılı eserin kapağını kapatıp uzak bir tarafa, çatı katına bırakırsanız, kendini bir solukta izleten bir dizi olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Irksal ve cinsel çeşitlilik, feminizm  gibi konuların göze sokarcasına uygun düşüp düşmediğine bakılmaksızın zoraki bir yolla empoze edilmesi demek ki Netflixe özgü bir trend değil imiş.

Amazona girmişken Uzay Yolu'nun Picard versiyonunu izlememek de olmazdı. Picard'ın askerleriyiz, umutluyduk bu diziden. Ama bu da beni kesmedi vesselam. Bir kere kaptanımız çok yaşlanmış, bu kadar yormamak lazım kendilerini. Genel hikaye, yani kendi kaderini çizen insan görünümlü robotların varoluş hakkı , ne bileyim, gaddar mıyım bilmiyorum ama yapay zekaya kendimizi ve geleceğimizi emanet etme taraftarı hiç değilim. Sonda Picard'ın 'hayata fazlaca tutunması' da inandırıcı değil. Karakterler de öyle. Ve karakterlerin rollerine de mana veremedim. Yedi oynuyor dizide yahu, zaman bir durmalı, işte gelip gidiyor, bir şeyler yapıyor kendince. Ninja bir genç var. Ama niye var. Sığlık dizboyu değil bileğe geliyor ancak. Yine de izletiyor mu, evet.
Peaky Blinders'ın ilk 3 sezonu bu sezon içinmiş demek ki. Çok iyi. İtalyan mafyası ile çatışması, çaresizlik ve kayıplar. Lakin daha cesur olmalı ve ölü de ölü kalmalıydı. Thomas Shelby senin de öleceğin günü dört gözle yani gözlüğümle birlikte bekliyoruz. Acı çek, sürün ve yalnız öl. Ama ağına düşüreceğin kadınlar var, daha çok dört ayağının üzerine düşeceksin, biliyoruz. Ha, içimden bir ses son sezonun kötü olduğunu söylemekte. Bakacağız.

Kulüp dizisinin bu kadar fenomen olmasını anlamamakla birlikte daha iyisi yapılana kadar belki de en iyisi bu. Sonuçta Netfliksin kalitesi belli. Yalnız akıcı olduğunu düşünmüyorum dizinin ben. Bayağı takıla takıla izleyebildim. Zayıf noktaları da çok fazla. Bir kere kulüpteki aile havası , aslında son bölümde gördüğümüz o kaynaşmış kitle yada Matildanın herkese anaç tavrı, yok aslında öyle bir şey. Matilde gergin ve itici bir karakter. Kızı şımarık. O öyle bu böyle. Netfliksi savunayım diyorum ama etnik Türkler arasında da normal bir karakter yok. Aslında herkesin bir itici yüzü, kusuru var. İnşallah dizinin mesajlarından biri de kimsenin mükemmel olmadığıdır. Bazı yan hikayeler şoför mesela, zoraki izliyoruz. Herkes iyi oynamıyor ama herkes diziye uygun oynuyor. Bir kaç isim misal Fırat Tanış ve oyunculuğu ayrı bir yerde. Atmosfer hoş ama aşırı steril, cilalı ve parlak. Tarihi değil neredeyse büyülü gerçekçi fantastik bir fon mevcut. Dediğim gibi daha iyisi yapılana kadar belki de en iyisi bu.

Yeni maceralarıyla Fransız yapımı Red Kit 24 bölüm netfliksde. Sanki bazı maceralar eskiden izlediğimiz Red Kit'te de yer alıyordu. Neyse , bu yeni çevrim Z kuşağına hitap edeceğim diye çirkin dijital çizimlere, nevrotik ve sosyopat hikayelere, epilepsiye sebep verecek renklendirmelere, kaotik tempoya kurban edilmemiş. Severek izlenebilir yani. Kızılderililer başta olmak üzere Çinli, İtalyan vessair karakterlere klişe yaklaşımı ve klişe şakaları da ahlaki kusur olarak eleştirilebilse de itiraf edeyim ben seviyorum. Bu dizinin Adile Naşitli yeşilçam filmlerinde olduğu gibi sıcak bir havası var ve buna bayılıyorum. Geriye aklımda tek bir soru kalıyor. Bir Fransız eseri olarak bu kovboyun adı neden Lucky Luke ve neden biz şanslı Luk diye değil Red Kit olarak uyarlamışız? Aklımdaki soru adedi tek değilmiş.

Diğer bir Uzay Yolu versiyonu Enterprise'ın 2. sezonu da bildiğiniz gibi. Yine taytlı bir ablamız var. Zihin okumuyor, Borglar büyütmemiş, özgürlük savaşcısı da değil. Etten kemikten Vulkan. Ya uzatmayalım, bu dizinin sorunu şu ki Uzay Yolu serisinde bunu çok yapıyorlar. Zamanı lineer takip etmeyip hadi şimdi Spock'ın gençliğine dönelim. Kaptan Kirk çocukken nasılmış, onu çevirelim. Ne oldu, seri hikaye/anlam/zaman bütünlüğünü kısacası tarihselliğini kaybetti. Burada da insanlığın uzayda ilk adımlarına geri dönüyoruz ve sonraki zamanları işleyen ama daha önce çevrilmiş diğer versiyonlarla çelişiyor yada çelişmese de büyük bir soru işareti yaratıyor zihinlerde. Sulibanlarla zaman savaşı tutmamış olacak ki bu sefer  de başka bir ırk dünyaya saldırıyor. Oha abi oha. Ana konudan kopuk bazı bölümler ise fena değil. Antenli mor  Andorailılar ilgi çekici örneğin. Trip'in saldırgan bir uzaylıyla bir gezegende mahsur kalması da Enemy Minecisimli gayet sıkı bir filmi hatırlattı.

30 Aralık 2021 Perşembe

The Movies That Made Us (sezon 2-3), Küfürler Tarihi (sezon 1), Love, Death and Robots (sezon 1-2), High Score (sezon 1), Zoo (sezon 1), Peaky Blinders (sezon 3), Star Trek: Enterprise (sezon 1), Modern Family (sezon 5-6-7-8-9-10-11)

 

Dizileri loglamayı uzun süredir ihmal ettiğim için yalan söylemeyeceğim, hissiyat babında bazı şeylerı unutmuş bulunmaktayım. O yüzden bayağı bayağı işkembe-i kübradan sallıyor olacağım. Bizi biz yapan filmlerin 2 ve 3. sezonları etkileyici filmleri konu almakta. Geleceğe Dönüş, Pretty Woman, Jurassic Park ve Forest Gump'ın ardından 3. sezonda daha bayram temalı filmlere ağırlık verilmiş. Kabak bayramı için Halloween, 13. Cuma, Elm Sokağı Kabusu, Noel bayramı için The Nightmare Before Christması animasyonu ki hala izlememekten hicap duyuyorum, ve Elf ki garip buldum, Afrika'nın kurtuluşu için Coming To America ( kaliteli bir Eddie Murphy komedisidir) ve son olarak Bilim Günü için Aliens ve Robocop. Histerik kurgu son sezonda biraz düzeliyor ama bu seferde şakalar baymaya başlıyor. Her bölümün sonunda vefat edenler anılıyor ve kadrodan biri eski mekanları gezerekten burada ne anılarımız var nostaljisiyle hüzünleniyor. Filmlerin çekim aşamasındaki zorluklardan sonra gişe zaferinin sarhoşluğu ya da dünyada bu filmlerin dokunduğu, hayatını etkileyen ünlülerin yer verildiği daha pozitif mevzulara da yer verilse tadından yenmez.

Küfürler Tarihi, Nicholas Cage sunumuyla. Niye bu at kafası sempatikliğini taşıyan adama sundururlar, bilemedim. Yine parası mı bitmiş acaba. Böyle uzmanları felan çağırıp ingilizce küfürleri, shit, damn felan, daha ağırlarını yazmaya utanıyorum, tarihini felan irdeliyorlar. Ama yayının çoğu bu küfürleri kullanmayı seven komedyenler, stand up'çılara ayrılmış. Küfür güzellemesi , övgüsü felan. Biraz bokunu çıkarmışlar sanki.

Aşk, Ölüm ve Robotlar 2 sezon yani 26 kısacık bölümle izleyiciyi sarsmayı başaran, yapım olarak da çeşitlilik sağlayan animasyon dizisi. Çok iyi, gerçekten çok iyi. Sadece 2 bölüm felan vasat. O kadar. Çok iyi. Benim gibi ihmal etmeyin, geçin netflişin başına, hüpletin. 

High Score da Netflix'in popüler kültürü konu aşlan eğlenceli bir belgeseli. Filmleri işlediler, musikiyi işlediler, küfürleri bile konu ettiler. Video oyunlarının ne eksiği var. 6 bölümde Space Invaders, Pacman, Nintendo oyunları, Ultima gibi RPG nin başlangıcı, spor oyunları - FIFA yok ama amerikan futbolu oyunları var peh- dövüş oyunları -mortal kombat, street fighter- ve Doom ile birlikte 3 boyuta giriş ve bilgisayara merhaba. Dolayısıyla bölümler oyun bazlı değil. Bu tarz hikayeciliği beğendim. Ayrıca konu oyunlar olunca grafiğe dayalı görsel bir şenlik de sergiliyor yapım. Geçmişte yapılmış ulusal ve uluslararası oyun turnuvalarına yer vererek gerçekliğe temas da ediyor. 10 senedir zaman bulamadığım bilgisayar oyunlarına da Epic sayesinde ara ara bakma fırsatı buldum. Bi ara bulaştığım oyunların isimlerine başka bir postta yer veririm artıkın.


Zoo yani hayvanat bahçesi Netflix yapımı olmamakla beraber oradan izleyebileceğimiz bir dizi. Akıllanan ve organize bir şekilde insanların aleyhine faaliyete geçen hayvanları ve olarla ilgili gizemi çözmeyi başaran bir grup araştırmacıyı konu alıyor. İlgi çekici ama 8 bölümü zor getirdim ve daha 1. sezon bitmiş değil. Anlayacağınız o ki devam etmeyeceğim. Oyunculuk kötü, çekimler BBC aydınlığında. Hikaye bir garip, işleyiş ayrı bir garip. Yine kötü bir şirket var. Konuyu okuyunca aklıma gelen ilk şey aslanların insanlara saldırmasıydı ve ilk bölüm öyle açıldı. Demek ki bazı müthiş temalar filme/diziye çekilmeye başlayınca ne kadar vasat olabileceğini anlayabilmek için filme/diziye çekilmesini beklemekten başka elimizden başka bir şey gelmiyormuş. 

Peaky Blinders'ı hala niye izlerim, hiç bilmiyorum. Böyle karamsar, gergin ve suça meyilli, negatif şeylerden keyif almıyorum artık. Şu başroldeki adam da tam bir sosyopat aslında, tarafsız gözle bakarsanız, peach'in önde gideni. Yine de izletiyor kendini. Bu sezonda da Ruslara ve İngiliz derin devletine bulaşıyor ekibimiz. Yine oradan oraya savruluyorlar, konu mühim değil, zaten bir süre sonra umursamamaya başlıyorsunuz. Atmosfer, çekim ve oyunculuk kurguyu eziyor. O yüzden de sürükleyiciliği biraz kayboluyor. El mahkum devamını getireceğiz ama sindire sindire yavaş yavaş. 

Uzay Yolu'nun Enterprise dizisine başladık hayırlısıyla. Genel kanı bir baş yapıt değil, kötü de değil, fena da değil yani. imdb 7,50 iyi bile sayılır.  Girizgah kötüydü ancak. İnsanların Vulkanlarla aşk ve nefret ilişkisi neticesinde uzay yolculuğu yapmaları ve ilk temaslarını konu alıyor. Vulkanların himayesinde insanların küçümsenme karşısında toplumsal psikolojileri gibi ilginçlikler de var, tam da bu küçümsemeyi hak edercesine uzaya bir amerikan kovboyu umursamazlığıyla dalmaları gibi itici şeyler de. Yahu diğer dünyalarla iletişime geçiyorsun, ne rezillikler, hiç mi prosedürün yok. Kadroya da alışmak zor. 2. sezondayım ve hala bir ikisi hariç, mühendis ve klişe bir tipleme olsa da vulkan abla, umurumda değil bir çoğu. Dizi ilk başta zaman yolculuğu da yaparak insanları engellemeye çalışan suliban (mıydı ?) ırkıyla yapılan mücadeleyi konu alanve daha önceki dizilerde hiç bahsi geçmemiş bir hikaye ile de saçma bir başlangıç yapıyor. Sonra sonra böyle saçmalıkları bırakıp bölüm temalı konularla ilerleyerek biraz toparlıyor. 



Modern Family'i apar topar bitirdik zira bu sene itibariyle Netflixden kalkıyor. Şansa bakın ki 11. sezon ile dizi de bitmiş durumda, son iki bölümü vedaya ayırmışlar. İlginç olan şudur her sene 1 sezonda 24 bölüm sanırım. Dolayısıyla her sezon bir Halloween, bir Şükran yemeği, aynı sosyalleşmeler tekrarlanıyor. Ha bir de 11 senede bebeğin büyüdüğünü gördük, Luke gibi acayip değişim gösteren de oldu, Manny gibi aynı kalan da. Oğlum gelişim çağındasın, neyin eksik kaldı senin? Eğri oturup düz konuşalım, muhteşem değildi ama eğlendirme görevini, günün yorgunluğunu 20 dakikada attırma işini gayet iyi yaptı. Son birkaç sezonda karakterlerin sinir bozucu yanlarını tekrar tekrar işleyerek bizim de sinirimizi bozduğunu yapımcılar da demekki anladığında daha fazla devam etmesine gerek duymadılar demek ki. 

6 Temmuz 2021 Salı

Song Exploder (Cilt 1+2) - The Good Place (3. sezon ilk 3 bölüm) - Peaky Blinders (2. sezon) - Star Trek: Voyager (6-7. sezon) - Modern Family (1-2-3-4. sezon) - Dark (3. sezon)

 

Patlama yapan şarkıların namındaki 8 bölümlük bu Netflix belgeseli sadece klasikleri değil bir çoğunu hiç de duymadığım ve itiraf etmek gerekirse anlamlandıramadığım modern besteleri de konu almakta. Baştan sayarsak : Dua Lipa - Love Again, The Killers - When You Were Young, Nine Inch Nails - Hurt, Natalia Lafourcade - Hasta La Raiz, Alicia Keys - 3 Hours Drive, Lin-Manuel Miranda - Wait For It, R.E.M. - Losing My Religion, Ty Dolla $ign - LA . Hit olmuş parçalar genelde seslendiren grup yada kişilerce pek sevilmez. Eski şarkıların da yazım sürecini bestecilerin hatırlaması güç olur. Dinlediğimizde hissettiğimiz aynı şevk ve heyecanı yıllar sonra bestecileri anlatırken onlarda duyumsamamak hayal kırıklığı yaratabiliyor. İşin kötüsü bu belgesel de bu yazım süreci ve bestecilerin o anki ruh hallerine yoğunlaşmış durumda. İnsanlar üzerinde etkisi eksik gibi. Bir de anlamadığım şekilde bazı bölümlerde şarkının tamamı gösterilirken orijinal video veya konser kaydı yerine kıçıkırık dijital bir görselin kullanılmış olması. Aslı uzun yıllardır süregelen bir podcastin Netflix ekranlarında tv şovuna dönmüş olması hasebiyle içeriğin garipliği , zira pek çok bilindik şarkı podcast'te gösterilmiş olmalı, bir derece anlaşılabilir.

Good Place, good place... 3. sezonun ilk üç bölümü on bölüm gibi geldi. Elemanlar hafıza kaybına uğrayıp dünyaya dönüyor. İyi mi kötü mü olacaklar diye teste tabi olurken Michael yerinde duramıyor ve grubumuza müdahalelerde bulunuyor. Artık komik değil, eğlenceli değil. Bizimle değilsin Good Place.

Artık daral getirecek bunalımlı şeyleri izleyemiyorum. Bizim millet de tersine , Gülseren Budayıcıoğlu imzalı herşeyi baştacı ediyor. Peaky Blinders her ne kadar etkileyici olsa da izlemekte zorlandığım bu tarz yapıtlardan biri. Neyseki sezon başına bölüm sayısı az. Ve bu sezonda da yer yerinden oynuyor. Hala izleme listemde. Sindire sindire...

Allahıma şükürler, Uzay Yolu Voyager 7. sezonu ile sona erdi. Tam da sinemalık leziz bir son bölümle. Diğer Uzay Yolu frençaysları gibi belli başlı karakterleri ve hikayesiyle aklımda yer tutacak. Enterprise yada Deep Space Nine'dan aşağı kalamayacak şekilde... Yine de inanılmaz bir fırsatın , evrenin bambaşka bir köşesine gitmişsin, tamamıyla yeni ırklar ve dünyalarla karşı karşıyasın ama yine de ana düşmanın ki hiç de kötü işlendiğini düşünmemem bir yana, Borglar oluyor. Muhafazakar bakış açısı işte...

Yeni komedi dizimi buldum. Uzun soluklu, karakterlerin büyüdüğüne, yaşlandığına tanık olabileceğiniz süper şirin bir aile komedisi. Üstelik Evli ve Çocuklu'nun babası namı diğer Al Bundy de burada ailenin dolap üreticisi hali vakti yerinde babası rolünde. Bu aile biraz değişik bir aile. İsmi üstünde modern. Bu yaşlı baba kendine Kolombiyalı dünyalar güzeli bir hatun bulmuş, evlenmiş. Kadının ilk evliliğinden olan tombalak oğlu da onlarla yaşıyor. Şimdi karakterlerin özelliklerinden bahsetmek gerekli, bir parantez açıp. Çünkü sonraki bölümlerde bir miktar sıkmakla beraber zaman geçtikçe bu özellikler stereotip şekline dönüşüyor, kurgu da hep bu zıtlaşmalar üzerine. Bu geniş ailenin dışında bir dünya yok sanki, var da etkisi zayıf. Yine de geldiğim bu beşinci sezona kadar iyi idare etmiş durumda. Özellikle 2. sezonda kahkaha attığım bazı bölümler oldu ki ben Darth Vader suratlıyımdır. Baba sert mizaçlı, muhafazakar klasik bir beyaz. Golfe gider, kulübe üyedir, manly man'dir, en bir erkektir.  Kolombiyalı karısı ise mini etek ve topuk kombinasyonunu değiştirmeyi aklına dahi getirmeyecek, güzelliğini silah gibi kullanabilen, ara ara sinirli yine de kocasına aşık bir tip. Oğulları ise garip huylu. İlkokuldayken hırka giyen, yaşlı adam formatında , kendi yaşıtlarından kopuk, iflah olmaz bir romantik. Gelelim Al Bundy yani Jay'in avukat oğluna. Mitchell gay ve sevgilisi Cameron ile yaşıyor. Uzakdoğudan evlatlık bir kız almışlar. Cameron amerikanın kırsalından gelmiş, aşırı alıngan ve yaygarıcı bir tipken Mitchell de ondan aşağı kalmayan hassaslıkta. Biraz olmadıkları gibi görünmeye çalışan gösterişçi bir çift. Jay'in kızı Claire ise babanın istemediği bir evlilik yapmış. Egzantirik kocası ve birbirinden değişik üç çocuğıyla birlikte ikamet ediyor, diğer yarışmacılara başarılar diliyor. Kocası aptal kelime oyunlarına dayalı şakalar yapan, sihirbazlık gibi amerikalı ineklerin hobilerine meraklı, tezcanlı, kayınbabasına yakınlaşmaya çalışan bir emlakçı. Claire ise babası gibi hırslı, agresif, takıntılı , sinirli, stresli bir karakter. Bu arada dizinin çekimleri de bir garip. Sanki reality şovmuş gibi kameraya bakıyorlar, Claire'in göz devirmeleri çok iyi. Büyük kız durmadan selfie çeken, tembel , dış görünüşüne önem veren klişe bir tip iken diğer kız ise tam tersine ineğin ineği, entellektüel inek ve illaki gözlüğü var. Küçük oğlan ki şu anki sezonda çok da çirkin büyüdüğüne tanık olacaksınız şirinliğiyle insanları büyüleyen, dediğim gibi ilk sezonlarda, ama şapşal ve düşünmeden hareket eden bir çocuk ve diğer oğlan Kolombiyalı hatun Gloria'nın oğlu Manny ile aynı sınıfa gidiyor. Kafa karıştırıcı biliyorum, izledikçe açılırsınız.

Dark da tam zamanında sona erdi. Bence 3-4 bölüm fazlalığı bile var. Her karakteri içselleştiremedik belki, olayların tümünü de anlamadık. Gerek de yok zaten. İşin nereye vardığını tahmin etmeye başlamıştık. Ve de bomba gibi bitti, çok güzel oldu. Yalnız efsane diziler arasına girer mi, tartışılır. Ama oralarda bir yerlerde olduğu kesin.

19 Şubat 2021 Cuma

Doc Martin (3-4-5. sezon) - The Movies That Made Us (1. sezon) - Uzaylıların Dünyaları (1. sezon) - Peaky Blinders (1. sezon) - Anne With An E (1-2-3. sezon) - The Good Place (1-2. sezon) - Star Trek: Voyager (4-5. sezon)

İzlemesi keyifli çatlak doktor dizimizin yani Doc Martin'in 8. sezona kadar olan bölümleri Netflix'den kaldırılmış. Damn! 5. sezon bitmek üzereydi. Sezon diyorsak da  sezonu 8 bölüm felan. Şu İngilizlerin yavaşlığı can sıkıyor, bizi örnek alsalar ya. Neyse özleyeceğiz  çatlak reisi...

Bizi biz yapan filmler belgeseli yani The Movies That Made Us şu oyuncaklar'da olduğu gibi hiperaktif bir montajla bünyeyi yorsa da eğlenceli dakikalar vaat ediyor. İlk Aşk İlk Dans yani Dirty Dancing, Evde Tek Başına, Hayalet Avcıları ve Zor Ölüm bölüm konularını teşkil etmekte. Evet bahsedilen filmlerin hepsini de izlemişim. Dikkatimi çeken iki konu var. Biri genelde filmlerin as oyuncularıyla röportaj yapamamış olmaları. Diğeri de aradan geçen zamana göndermelerle bazı üzücü anları belgelemeleri. Halbuki büyük gişe başarısı yapan bu filmlerin kutlama anlarına daha fazla tanık olmak isterdik. Ama sinema endüstrisinde böyle bir şey var. Filmler çekiliyor ve kadro dağılıp gidiyor. Sonuçta altı üstü iş. 

Diğer bir Netflix belgeseli Uzaylıların Dünyaları da sadece dört bölümden oluşuyor. Farklı gezegenlerin doğal şartlarına uygun evrilebilecek hipotetik uzaylıları bittabi güçlü efektlerle ve cgi teknolojisinden destekle konu almakta. İş neredeyse fantastik kurguya varıyor, anlayacağınız . Diğer yandan biliminsanlarını da konuk alarak dünyamızla bağlantı kurmak hedeflenmiş. Nedense IMDB'de çok da beğenildiğini söylemek mümkün değil. Puanı sadece 6,50. 

Cillian Murphy'nin ki Batman, 28 Gün Sonra, Dunkirk gibi devasa filmlerden hatırlarsınız, başrolünü oynadığı kült dönem dizisi Peaky Blinders'a  ben de artık başlayayım dedim. Ciks kıyafetler, kuul duruşlar, akıl oyunları, psikopat eylemler, şiddet, suç, aşk, polisiye, drama, psikoloji. Her bir şeyin içiçe geçtiği suça bulaşmış bir ailenin yükselişini konu alan  dönem dizisi her nedense kolay seyir sunmuyor. Yani akmıyor, akıcı değil. Fazla iddialı, ne kadar zeki ya da yakışıklı ya da güzel olduğunu bilen insanlar vardır da böyle göze göze batırırcasına tazrlarını hareketlerini davranışlarını abartırlar. Gösterişçi. Anladık anladık sen neymişsin Peaky Blinders. 

Anne with an E : Bu diziye ben de istekli başladım ama bir süre sonra ilgimi kaybettim. Biraz da eş dolayısıyla devamını yarı uyur yarı dikkatsiz bir şekilde tamamlayabildim. Bu da bir dönem dizisi ve bildiğim kadarıyla bir kitaptan uyarlanma. Her şeye laf yetiştiren sinir bozucu bir kızın döneminden çok ileride kimi zaman feminist kimi zaman Kanada yerlilerinin haklarını korur soevnizm karşıtı, kimi zaman LGBTİ, kimi zaman zorbalık karşıtı görüşlerini büyüklere benimsettiği sürekli bir vaaz hali de bu diziyi biraz gösterişçi ve zorlayıcı hale bürüyor. Ders veren itici liberaller var ya öyle. Ha 19. yy Kanada'sında kavgasını verdiği şeyleri bugün ülkemizde bu tarzda söylediğinde hanımkızımızın kendini Silivri'de bulma ihtimali de ayrı bir korkutucu. Bir yetim olarak kendini hiç evlenmemiş yaşlı iki kardeş'e kabul ettirmeye çalıştığı ilk sezon fena değildi. Yine de çok konuşuyor tıpkı insanların genelinde olduğu gibi. Konuştuğu şeyler boş değil hiç olmazsa. 

Biraz komedi niyetine de The Good Place'e hızlı bir giriş yaptım. Daha çok durum komedisi gibi, inşa ettiği gerçekliğin absürtlüğüne sırtını fazla dayamış. Yoksa böyle kahkahayla güldüğünüz felan yok. Dolayısıyla karakter önem kazanıyor ki deneyimli isim Ted Danson (bir 40 yıl öncesine gidin efsane sit comlardan Cheers'de oynamıştı) döktürüyor. Kendine robot denmesine kızan Janet rolündeki oyuncu da şaşırtıcı bir performans. Konu ilginç. İyi insanlar öldükten sonra ruh eşleriyle birlikte yaşadıkları iyi yer denen bir mahallede yaşamakla ödüllendiriliyorlar. Mahallenin mimarı da melek rolündeki Michael. Fakat oraya geldiğinde hiç de iyi olmadığını bilen Eleanor sırrını saklayabilecek mi? Bu mahalledeki diğer garip huylu kişiler de kimin nesi? Madem burası iyi yer niye psikolojik endişe yaşıyorlar? Böyle bir konu nereye kadar sündürülür, ben de merak ediyorum.

Uzay Yolu'nun Voyager serisi tam gaz devam ediyor. Ekip ruhu fena değil, karakterler güçlü değil, kusurları var, bu da iyi bir şey. Ama bölüm senaryoları bir yere gitmiyor. Bu kaçıncı holodeck, hologüverte mi denmeli, kazası? Seven neden vücut taytı giymek zorunda? Hoş artık 6. sezondayım. Şöyle bölümlere baktığımda aslında kalite açısından bir standart tutturabildikleri zor , gayet sıkı performans çıkaranı da var vasatı da ve bazı bölümlerde bilim kurgu izleyici zaten aptaldır, önlerine taytlı Seven'ı koy illaki izlerler diye düşünmüşler gibi. Aptal değiliz ama Seven'ı öyle giydirirseniz bize de izlemek düşer.

21 Mayıs 2020 Perşembe

The Witcher - Sezon #1 / Altered Carbon - Sezon #22/ The Man in the High Castle - Sezon #4 / Into the Night - Sezon #1 / Star Trek: Voyager - Sezon #3 / Doc Martin - Sezon #1-2

Geçen sene oldukça ses getiren Netflix dizisi Witcher'ı ne oyunlarından ne de kitaplarından bilmişliğim yoktur. Demem o ki yargımın önü de yoktur. Ama bu kadar tantanayı da anlayamadım pek. Bir kere farklı zaman dilimlerini sanki öyle değilmişcesine anlatmasını garipsedim. Bir de duygusallık, dram, aksiyon, aşk, entrika gibi  pek çok şeye ancak sığ bir şekilde bulaşılmış. Soldaki kadının oyunculuğunu da sevemedim. Ha, oturunca pıt pıt izledim. Ama bir oturuşta izleyemedim. Devamını da izlerim. 
Altered Carbon, önceki gönderi de nedense Carbon Altered diye ısrarla yazmışım, bu ikinci sezonunda aynı tadı vermedi. Siyahi bir vücutta dünyaya geri dönen Takeshi yine kendini entrikalarla örülü bir senaryonun piyonu olarak buluyor. Bu sefer ilk sezonda ölen isyankarların lideri yavuklusu ile yolu da kesişiyor. Ah eski düşmanı peşlerini bıraksa. İşin garibi çekik gözlü ilk Takeshi de ortaya çıkıyor. Poe hem hafıza kaybı yaşıyor hem siyah Takeshi'nin nankörlüğüne uğruyor hem de başka bir sanal hatuna aşık oluyor. Hiç bir şey anlamadınız değil mi? Çünkü dizi uçtukça uçuyor. Hadi hayırlısı. Ama biz geçen sezondaki Takeshi abimizi özlüyoruz.
İşte dizi gibi dizi. Yüksek Şatodaki Adam 4. sezonu ile sona eriyor. Mükemmelliyetçi yani bildiğin kıl birisi olduğum için mıymıntılık yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Ticaret bakanı Tagomi çok saçma bir şekilde harcandı. Ve lider kadroya suikastlerin dayanılmaz kolaylığı...  Önceki sezonda gıcık olduğum tipler de büyük ölçüde elendi. Sahneye siyah devrimciler çıktı. İnanılmaz keyifliydi, atmosferi zati şükela şöbiyet. Oyunculuk ve karakter namına da devleşen abiler. İyiydi, tadı damağımda kaldı.

Bir Türk, bir Rus, Bir İtalyan, bir Faslı, bir Leh, bir kaç Belçikalı uçağa binmiş. Pis kaatil Abdliler de binmeye çalışmış ama tekmeyi basmışlar. Türk karakteri Ayaz cuk oturmuş. Pisliğe bulaşmasına rağmen kendine has bir ahlakı, vicdanı olan, gururlu, milliyetçi, karizmatik bir adam. Sezon az bölüm barındırıyor. Tempo da yüksek olunca sular seller gibi akıyor. İzletiyor kendini yağni. Karakterlere de, tabi hepsi aynı kuvvette değil, eğilinmesi aksiyonu dengeleyerek tamamlıyor. Güneş ışığının değdiği yerlerde insanların topluca ölmesi sebebiyle bir grup insanın bindikleri uçağı dönen dünya üzerinde hep karanlıkta tutmaya çalışmaları gibi bilimselliği zorlayan bir konuyu takip etmesinden anlayacağımız üzere kurgunun ciddiyetine çok da takılmamak lazım.

Bu dizinin ilk ilk sezonu için yazdıklarım geçerli, hatta çok güzel ve kapsayıcı yazmışım. Yalnız bu sezonda bir kaç iyi bölüm vardı, şaşırtıcı bir şekilde senaryosu iyiydi. Zamanda geriye savruldukları ya da Maqui isyancılarının holoromanının işlendiği bölümler gibi. Sezonun son bölümünde sonradan kalıcı olacak kadroya Borglu bir katılım da söz konusu. Ama hala aynı fikirdeyim. İnsansı görünmeyen ve insaniyetten uzak sosyalliğe sahip uzaylılar nerede? Burnun üzerine iki çizgi, alnın üstüne iki şişlik koymakla olmuyor.

Vee Doc Martin. İşinde başarılı cerrah Martin yıllar sonra kan tutulmasına tutulunca pratisyenliğe dönerek çocukluğunun geçtiği şirin mi şirin kasabaya yerleşir. Kasabalılar gıcıktır ama doktor'dan ötesi yoktur. 5 kelime ile gününü geçiren, utanmazca kaba ve huysuz doktor sosyalleşmekten de çook uzak bir kişiliktir. Yine de bir şekilde kasabaya uyum sağlar ve hatta aşık olacak bir kadın bulur kabullenemese de. Köküne kadar garip mizahıyla İngiliz hamurundan bir dizi. Kafam dünyayı almıyorken açıyorum bunu, kendimi çayırlı çimenli yerlerde yosun kokulu sahillerde buluyorum.

8 Mart 2020 Pazar

Atiye (1. Sezon) - The Toys Made Us ( 1-2-3 sezon) - Messiah (1. Sezon) - The Man in the High Castle (3. Sezon) - Spinning Out (1. Sezon) - Frontera Verde (1. Sezon) - Star Trek: Voyager (1-2 Sezon)

Bu aralar dizilere dadandık vesselam. İyisiyle kötüsüyle pek çok örneği didikleyip deşeleyedurduk. Senenin en çok konuşulan yapımlarından biri hiç şüphesiz Atiye oldu. Oyunculukları felan es geçeceğim. Karikatürize ve klişe karakterizyon hakkında da pek bir şey söylemeye gerenk yok. Fakat işleri karmaçorman yapacağım, izleyicinin sinir hücrelerini tahrip edeceğim diye didinen yabancı gizem dizilerinin light versiyonu olarak baktığımızda şırıl şırıl dere gibi akıyor ve çok dizi izleyenler için tahmin edilemez bir şey sunmasa da atmosferini korumasını biliyor. Eşim ve ben ikinci sezonu dört gözle bekliyoruz.

Bizi biz yapan oyuncaklar (The Toys Made Us) ise güzel bir belgesel dizi. Arkasındaki fikir ve modern çekim teknikleri şükela. Yalnız sahne geçişlerinin soluksuz sıralanması biraz insanı yoruyor. Konu şu ki He-man'dan Ninja Kaplumbağalar'a kadar değişen frençayzinglerin oyuncakçılık sektörüne etkisi. Kapitalizmin acımasızlığını, sırf bir tür oyuncağa yatırımını yaptığı için batışa geçen firmalar, taklitçiliğe sırtını yaslayan firmalar ve daha çarpıcı olan ise çocukluğumuzda bağımlısı olduğumuz o çizgi dizilerin aslında oyuncak satma amaçlı uzunca reklamlardan ibaret olması, sergilemesi açısından öldükçe öğretici. Genelde oyuncak figürlerin anlatıladurduğu belgeselde bu oyuncakların yaratılış süreci, sektör çalışanları tarafından da paylaşıldığı için ilginç ve renkli hikayeleri izlemek mümkün. Ancak Uzay Yolu'na bu kadar giydirmelerine kızdım doğrusu. Anladık Yıldız Savaşları'nın tarafını tutuyorsunuz, çamur atmanın manası ne bu kadar?
Mesih, çok emek verilmiş, cesur bir dizi. Çok daha fazla ses getirmesi gereken titiz bir çalışma. Yalnız ağır temposu izleyici için bir sınava dönüşebiliyor. Mültecilik krizi patlamışken İsrail-Filistin sorununda hiç olunmadığı kadar tarafız bir tutum sergileniyor. Tüm sezon boyunca gerçek mi sahtekar mı Mehdi mi Deccal mi sorusu havada asılı kalmaya devam ediyor. Merak içindeyiz ancak bu yavaşlık ve ana tema etrafındaki istikrarsızlık kafada soru işaretleri oluşturuyor.
Yüksek şatodaki adam, etkileyici atmosferiyle 3. sezonda da devam etmiş. Bu sezondaki en güzel şey uyuz olduğum iki karaktere güle güle diyor olmamız sanırım. Boyutlar arası geçiş bile yapamazken tüm boyutları sırasıyla ele geçirmeyi hayal etmek tam Nazilik bir iş. Mantıklı değil. İnşallah 4. sezonda dizi sonlanır, çünkü pili azalıyor.

Spinning Out, efsanevi Black Swan filmini buz patenine dönüştürelim ve bir gençlik dizisi yapalım diyenlerce çevrilmiş. Tek sezonluk bir Netflix dizisi. Bipolar bozukluğun spor hayatına, aile ve arkadaşlarına etkisini gerçekçi olarak görmemize imkan veriyor. Ama şu politik doğruculuk yok mu? Bir otel barında, bipolar eski patenci anne, bipolar patenci kızı, bipolar olmayan patenci kızkardeşi, herkesin sevgilisi şerefsiz genci, lezbiyen teyzeyi, Asyalısı, siyahisi, felan felan doluşmuşlar. Kafam döndü bu nedir yafu. Devam sezonunu izlemezdim doğrusunu söylemek gerekirse.
Yeşil Sınır, konusu Amazonlarda geçen bir Kolombiya dizisi. Anlat dersen anlatamam, ne izledim dedirten bir yapım. Kolombiyalıların böyle mistik filmleri de var araştırırsanız. Dolayısıyla konu ve mekan sevdiğim gibi. Konuyu anlatmaya çalışayım. Kabile bölgesinde kadın rahibeler ki tarikatlarının da geleneksel Hristiyanlıktan farklı olduğunu anlıyoruz, ölü bulunur ki birinin kalbi çıkarılmıştır. Başkentten olayı araştırmak için kadın bir müfettiş gönderilir. Aslında bu kadının çocukluğu oralarda geçmiş annesi bir yangında öldürülmüştür. Yozlaşmış yerel polis arasında kafası ancak birisiyle uyuşur ve kabileler arasında konuyu araştırmaya koyulur. Diğer yandan ormanın kalbine ulaşabilen bir kabile var. Bu kişiler ölümsüz. Fakat beyaz Naziler tarafından yönetilen ve amaçları ormanın gücünü ele geçirmek olan başka bir kabile bunları yok eder, geriye bir adam ile kadın kalır ki onların da arası açılır zamanla. Kalbi çıkarılıp öldürülen işte bu kadın. Ormanın gücüne dokunsalar da niye süper kahraman olamıyor bu kişiler, onu anlamadım. İşte bu ormanın adamı en sonda kadın müfettişi bulur. Ormanın gücü de aslında solucan deliğiymiş , en sonunda bunu anladık. Anladınız mı, izleyin belki anlamlı hale gelir.

Yeni bir uzun soluklu Uzay Yolu dizisi, Voyager. Voyager namındaki gemimiz bir uzaylı müdahalesi sonucu zilyon ışık yılı uzaklığındaki evrenin başka bir tarafına sürüklenir. Evegeri dönüş yolu bilinen teknoloji ile 70 sene sürecektir. Belki şanslıdırlar ki bir dost yardım eder. Mevzu bu. İlk intiba kadro şu kedi suratlı Niğlix ve çekik kaşlı vulkan Tuvok dışında gayet yerli yerinde. Doktor muh-te-şem. Ancak potansiyeli hiç ama hiç iyi kullanamıyorlar. Gezegenlerin etrafı hep parazit, ışınlanamıyoruz kaptan, evrende zilyonuncu anomaliye rastladık, gücümüz gitti kaptan, eh kaptan boh kaptan. Halbuki yabancısı olduğunuz bir evrende fevkalade farklı kültürlerle karşılaşıyor olmanız gerekirken düşünce sistemi ters yüz edilmesi gerekirken, klasik Houston sorun var, yada agresif zimozimo bize saldırıyor, yine gemimizi ele geçirmek istiyor, herkes bizden nefret ediyor ühühü kafası biraz bayıyor doğrusu.