9,0-/10
THE CURE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
THE CURE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Mart 2026 Pazartesi
The Cure - Songs of a Lost World (2024)
2024'ün hayli ses getiren bu çalışması olumlu tepkileri hak ediyor. Melankolik ve bir tür veda havasıyla David Bowie'nin son kaydını andırmakla birlikte eğiri mi otursak doğuru mu konuşsak bilemedim, bir bar gerisinde kalıyor. Bir kere parçalar ve düzenlemeler birbirine çok benzemekte. Sadece melodrama değil hülyalı bıkkın bir atmosferi de paylaşıyor parçalar. Piyano, keman ve enigmatik yankısıyla keyboard bu aynileşmenin naif ve hoş unsurları. Başka bir güzel taraf ise kendini fazla tekrarlasa da vokalsiz bölümlere de alan bırakılması. Böyle 3 dakika harala gürele söyleyeyim bitsin çabası yok. Nefes alıyor şarkılar ve dinlemesi de yormuyor. Artısı eksisi ile kapanış şarkısı ayrıca taçlandırıyor albümü. İsteyen bunaltı partisine sözsüz yorumları içerir bonus CD ile devam edebilir.
30 Aralık 2024 Pazartesi
The Cure - Boys Don't Cry (1980)
Three Imaginary Boys albümünün eklemeli çıkarmalı bir versiyonu. Kimilerince neredeyse farklı bir albüm diye değerlendirilse de bu yorumu zorlayıcı buluyorum. Kaydın açılışını yapan ilk 2 şarkı bu albüme özgü, biri grubun hiti Boys Don't Cry, diğeri ise unutulası bişi. Sırası karışık şarkılar devam ederkene ortalarda Jumping Someone Else's Train isminde yeni bir şarkı daha dahil oluyor. Ortalamanın üstü. Camus ilhamı olsa gerek Kiling Arab ismindeki diğer bir hit parçanın eklenmesi ile ilk sürümün etkisi aşılıyor artık. Bununla birlikte Object, Foxy Lady, Meat Hook, It's Not You ile Weedy Burton da geride bırakılanlar olmuş. İşte buradan da bakınca bu yepisyeni bir kayıt değil midir yafu.
7,50-/10
29 Temmuz 2024 Pazartesi
The Cure - Three Imaginary Boys (1979)
The Cure' ün çıkış albümü kimilerince ayrı bir albüm bile sayılan Abd baskısı Boys Don't Cry'ın gölgesinde kalsa da gayet şirin ve tatlı bir albüm. Eleştirel olmak isteyen elbette bir şeyler bulacaktır. Gitar soundu cılız misal. Ama etkileyici parça eksikliğinden söz edilemez. Grubun dramatik imajının aksine gayet eğlenceli bir performans ile karşı karşıyayız. Ve olabildiğince amatör..
7,0/10
25 Haziran 2019 Salı
The Cure - The Cure (2004)
Çok fazla grubu dinlememiş biri olarak bile iki şeyi kolayca fark ettim. Biri tertemiz soundlu prodüksiyonu ki grubun eski işlerini düşününce kulağım pek alışamadı. O karakteristik sese biraz kirli bir yapım yakışıyor bence. Diğeri de Robert amcanın hiddetli ve sinirli ruh hali. O melankolik ve acı dolu tonlamalar yerini başka bir şeye bırakmış. Genel olarak söylüyorum, her şarkı öyle değil elbette. Ama besteler o kadar güçlü ki... Sadece bir kez dinlemek bile yetiyor. Grubun diskografisinde iyi yerlerde durmuyor bu kayıt. Zaten 40 seneyi deviren grup bayağı bir süredir sessiz. Bu anlamda biraz da haksızlık edildiğini düşünüyorum bu albüme. Biraz değişik ama çok da değişik değil. Bestecilik anlamında keyifli.
7,50+/10
7,50+/10
13 Eylül 2018 Perşembe
The Cure - Pornography (1982)
Robert Smith'in vokaline alıştığınıza düşünürsek, Cure'un bu albümü kabul edelim ki bir Disintegration değil. Ancak oralara yakın bir yerde. Karanlık bir atmosfer, dikkat çekici düzenlemeler ve leziz melodramatik riffler. Yaptıkları müzikle o enteresan vokal birbiriyle oldukça uyumlu. One Hundred Years, A Strange Day, The Hanging Garden gibi kişisel favorilerimin olduğu albüm baştan sona tutarlı bir işitsel konsept sunuyor dinleyicinin kulağına. 80'lerde zirveye ulaşan post-punk türüne çok giremesem de her dinlemem bana ilginç şeyler sunuyor. Ya da işin büyüsü The Cure'da, bilemiyorum.
8,50-/10
8,50-/10
8 Ağustos 2012 Çarşamba
The Cure - Disintegration (1989)
Cure'u ilk dinlediğimde ve gördüğümde verdiğim tepki çoğunluktan farklı değildi. Ne enteresan ve ziyan kişiler, ama Love Song'u yazmışlar, idi. Sonra bir ara büyüdüm, bir best oflarını dinledim, radyodan da bir kaç şarkılarına kulak aşinalığı felan derken fena değillermişlerde kaldım, ileri geçemedim. Şimdi 90'lerin klasikleşmiş rock albümlerini dinleme kampanyası bünyesinde şunu diyorum. Vay vay ve vay. Bir kere konsept bütünlüğü gözardı etmemek lazımmış.Fark yaratıyor. Love Song ve Lullaby gibi efsane iki parçanın olduğu albüm 72 dakikalık süresiyle acele etmemenin sonucu bir keyfiyete bürünüyor. Bu sayede vokal partisyonları ve synth'in etkinliği albümü boğmuyor, özellikle şarkı girizgahlarının ağır ağır yapılarak müziğe doydurulması halihazırda mevcut o karanlık ve romantik atmosferin daha da güçlenmesini sağlıyor. Sonuçta Last Dance gibi muhteşem bir şarkı ile kulaklar bayram ediyor. Bu kadarla kalmıyoruz, Fascination Street ve Disintegration'daki hayranlık uyandırıcı tempo ayarı ve tabi ki Homesick. Bir de her post-punk dinlediğimde aklımda canlanan Berlin'deki öğrenci evleri.
9,0-/10
9,0-/10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
