PARADISE LOST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PARADISE LOST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2025 Pazartesi

Headbanger's Weekend 2025 heavy metal pikniği

 Her organizasyona laf çakmak için uğraşıp insanların keyfini bozmaya çalışan prens ve prenseslerin gazlamasına gelmeyenler için son yılların, belki on yılın en etkileyici festivaliydi dense yeridir. Ama uzaklık ama otopark diyene kürek geliyor şimdi! Bildiğimiz kadarıyla, İsviçreli bilimadamları öyle diyor, yatmalı kalkmalı festivallar Avrupa'da dahi köylerde felan oluyor. Son dönemleri hiç takip etmedim ama medeniyetin göbeğinde çamur içinde debelenen, tuvaletsiz hijyensiz metalciler gözümden gitmiyor. Burada da el yıkama suyu bittiği ana denk gelince sanal alemde laf yetiştiren Karenler arkasına dönüp baksa sırf bir adamın tuvaletin başında sorunları takip ettiğini görecek. Para alıp övmüyorum, aksaklıklar da vardı ama aksaklıkları gidermeye çalıştıklarını, o çabayı da gördük vesselam. Hatta organizasyon konusuna o kadar kafa yormuşlar ki sounddan gol yediler. Bir de olanaklar çerçevesinde konuşmak lazım. Otoparka giriş rahat olsun diye ana sahne ve küçük sahne arasını bölmüşler, sahneler arasında gider gelirken festival alanından çıkıyor ve bileklik göstermek zorunda kalıyorsunuz, saçma... Ama normal seyirde fiyatlar, piknik masalı gölge altında yemek alanı, bol tuvalet , bol içeçek standı, dost canlısı katılanlar .. gibi şükela şeyler de var. Eh biz vardık yani.

İlk gün Episode XIII ile açılışı yaptım. İlk albümünü bildiğim ve sevdiğim ama arkasını kaçırdığım grup güneşe karşı black metal icra etmeye çalıştı. Davullar gümbürdemedi, hissiyat manasında enerjileri, rahatlıkları kafi gelse de sounddan destek alamadılar. Çünkü küçük sahnenin kurbanıydılar. Manowar'a kadar gruplar bu sahneyi kullandı ki burada açılışı yapan Yaşru'yu dinlememiş bulundum. Arkasından da üç vokaliyle Pentagram geldi. Lakin seslerini pek duyuramadılar ve seyirci bayağı bir müddet olaya giremedi. Murat İlkan'ı ve dönemi aslında Pentagram'ı Pentagram yapan şey ve benim için duygusal anlardı. Hem de yorumlanmaktan eskitilen ve bu yüzden hiç hazzetmediğim Uzun İnce .. bile , Ogün'e rağmen gözlerimi yaşarttı. Bir de tabi gençliğim geldi aklıma her nedense... Sonrasında Candlemass ne yaptılar, ne çevirdiler bilmiyorum ama küçük sahnenin tüm olumsuzluklarını yenebilen dev bir sesle gündemi baştan yazdılar. Adanmış ve nispeten fazla sayıda dinleyicisi beni şaşırttı. Vokali de Marcolin sandım bu kıt bilgimle. Bu vesileyle festivaldeki her grubun çok profesyonel ve çok rahat performans gösterdiğini söylemek lazım  ama teknik yetersizlikleri yenebilenler ayrıca devleşti. Günün sonunda Manowar için ana sahnedeydim ve şok: sahne alçak, ön tarafta neler döndüğünü göremiyoruz. Manowar mesele değil de Machine Head ve Bleed from Within konser verirken pek anlayamadık yani. Manowar yaşına göre sıkı bir konser verdi ama ses gerçekten kötüydü, baktım insanlar eğleniyor, sorun bende sandım ve keyif alamadım. Bir müddet mola verip geri döndüğümde düzelmişti ama bu sefer ben kopmuştum. Bilginiz olsun, seneye aynı yerde buluşursak, bir sıkıyönetim, rejim değişikliği, yasak felan gelmezse büyük sahnenin orta sağ cephesinde ses daha iyi geliyor, her ne kadar gölge sola, güneş sağa vursa da. 11-11,30 arası erken kaçma modunu Manowarı terk-i diyar yaparak başlattım. Cuma yorgunluğu diye bir şey var yafu.

Ertesi günün  açılışını büyük sahnede Soen'e yetişerek yaptım ki enerjim hayli düşüktü. Bahsettiğim sahnenin solunda, yere konuşlanan kuşlardan biriydim. Soen ve Leprous gibi türler arası geçişkenliği ayarında tutan grupları dinleyebiliyorum ama ürkekçe. Güzel çaldılar. Sails of Serenity, Hatemotion ve Sovak kaçan fırsatlar olarak sıralandı. Arkasından tüm enerjisiyle küçük sahnede hardkorcu Pickpocket arzı endam eyledi. Enerji çok iyiydi ama vokal başta olmak üzere aksaklıklar hissediliyordu. Ve benim de bel ağrım tutunca geri kalan performansları oturarak, yaslanarak, acı çekip odaklanamayarak geçirdim. Bu kadar sert müzik yapılan bir yerde de katlanır kamp sandalyeleriyle gelmiş keyif pelesenkleri bana ilham oldu, getiremesem bile yanımda bir minder taşıyacağım bir dahakine. Kitlenin hatırı sayılır bir kısmı çimlerde, yapay veya asıl, oturarak, kimileri örtüleri ile birlikte bayağı piknik modundaydı. Organizatörler sesimizi duyun, çay, çekirdek ve karpuz servisi istiyoruz. Samimiyet güzel de böyle keyifler felan, benimkisi biraz zorunluluk oldu tabi, sahneye yakın yerlerde değil de arkalarda otursak, yuvarlansak daha iyi olur sanki. Oturunca da müzikten bir şey anlaşılmıyor, teyatro gibim bir şey. Neyse kim vardı sırada: heh Bleed from Within. Büyük bir grup değiller, İskoçya'da belki. Metalkor yapıyorlar. Ben de kaale almadım pek çoğunuz gibi. Herkesi iletişimleri, enerjileri, hiddetleri ve pozitif tavırlarıyla etkilemeyi başardılar. Küçük sahnede politik tavrıyla dikkat çeken ve Türkçe sözlerle coşturan Murder King seyircisini memnun etti. Agresif gidişat ana sahnede Machine Head ile perçinlendi. Vokali kalabalığı orkestra gibi yönetti. O an anlamak mümkün değil videolarda görüyorum, circle pit felan bayağı iyiymiş. Grup da neden daha önce buraya gelemedik ki diye memnuniyetlerini paylaştı.  Koşa koşa küçük sahnede çok sevdiğim Dark Tranquillity'ye yetiştim. Barkovizyonu ve eski şarkılarıyla pefrormans iyiydi de genelde bir durgunluk vardı. Yeni şarkılarla dinleyiciden randıman almak mümkün değil. Lethe ile coştuk da öyle bir köşe bulmuşum ki, hem oturabiliyor hem ayaklanabiliyor, ayaktayken de bir direğe tutunabiliyorum. Ve kalabalık artık alana sığmayınca küçük sahnenin absürtlüğü sinyal vermeye başlıyor. Bu sahne alternatif bir sahne değil, daha küçük gruplara ayrılmış değil, burada konser veriyorlarken ana sahnede müzik de devam etmiyor. İki sahne birbiriyle paslaşıyor. Ana sahnedeki güruh ki bence sahnenin maksimum  yarısından biraz fazlası dolabiliyordu ,  hurra küçüğe akıyor. Mola veren, yemeğe içmeye gidenler de sonrasında geliyor. Ne yapalım tavla mı atak? Müzik dinlemeye geldik. Küçük sahne ise büyüğün beşte biri felan. Organizasyon hem para kazanalım, Türkiye'de tutanları getirelim, hem diğer büyük nispeten bizim piyasamızda yeni grupları getirelim diye güzel bir kadroyu ayarlamış ta verili bu altyapıya göre çok ayarlamış. Altından kalkamadı, ertesi gün Katatonia'da patladı. Basit bir şeymiş gibi geçiştirmemek lazım. İzdiham çıkabilirdi. Neyse, son durak ana sahnede Kreator. Haksızlık etmeyeyim bu grubun albümlerini çok dinleyemedim, vokali de kendime göre yırtıcı buldum. Üzerine rahatsızlığım da artınca performanslarına yeterince kendimi veremedim. Etkileyici sahne resmi umarım başımıza dert olmaz, şarkı isimlerini de hatırlarsak :) Anlaşılıyor ki bugün böyle tepinmeli, zıplamalı gruplara ayrılmış. İnsanlar heder olsun felan. Gerçekten de bacağını çatlatan olmuş sanırım, geçmiş olsun. Dökülmedik kurt kalmamıştır inşallah.

Ertesi gün hazırlıklıydım, gündüz başka yerlere gidip dönüp Leprous'a yetişebiliyorum. Ağrıkesici ile ayaktayım. Yaşlıyım ve gençlerin bir kısmı gibi kendimi koyvermiyorum. Leprous da Soen gibi sevdiğim ama temkinli yaklaştığım bir grup. Şiir gibi çaldılar. Şarkıları benzer formüllere sahip. Bir yerde brütale bağlanıyorlar ve bunu en iyi Slave'de yapıyorlar. Grubun canlısı aslından daha iyi. Kaçırdıklarım ise Alkera, Sabhankra ve Pitch Black Process. Konser ve festivallerde yer alan yerli gruplar da artık istikrarı sağlamış olanlar. Küçük sahnede Cemetery Skyline ki yeni ama mazisi onyılları bulan müzisyenlerden kurulu biraz soft grup Leprous gibi kayıttan daha güzel bir icra eyliyorlar. Bilen de bayağı insan varmış. Güneşin alnında çalmaları ironikti. Ben de çayırda oturarak keyifle tecrübe ettim kendilerini efendim. Ana sahnede ise emektar Hypocrisy efsane yazıyordu. Vokal mimikleriyle konseri yönetti. Yırtıcı vokal pek sevmem dedim ama bu performans bir değişikti. Festivalin en iyilerindendi uzun lafın kısası. Ensiferum ise pozitif pozitif duygularla sarmaladı dinleyeni. Yine teknik sıkıntıları olsa da hoş idi, eğlenceli idi, dansa davetti. Ana sahnede ise çok sevdiğim, gençliğimin göz ağrılarından ve geçen sefer hastalığım sebebiyle konserlerini kaçırdığım İngiliz beyefendileri Paradise Lost yeraldılar. Hal tavır ve icra kimilerine donuk sönük gelebilir lakin beni fazlasıyla memnun etti. Kafalar, kollar sallandı, beden bir sola gitti bir sağa. Dolayısıyla Katatonia'ya geç kaldım. Zaten yeni işlerine soğuktum, alanın girişindeki üstü kapalı yolda bir yerde konuşlanıp zorla nefes alarak az çok dinleyebildim bir süre. Bir o kadar insanın alana giremeyip, girebilse de duramayıp ana sahnede beklediğini söylemiş miydim? Kalabalıktı sanki... Şarkı Listesi de so so so. Bazen sıkıcılığa varan takip etmesi zor bestelere sahip bu progresif işlerin neden bu kadar ülkemizde sevildiğini anlayamıyorum. Bu minvalde de ana sahnede Opeth büyük bir kalabalığa çaldı. Bundan etkilenip vokal Manowar'ı Metallica'yı ağzına sakız etti. Haklarını teslim etmek lazım, o brütal vokal nasıl çıkıyor anlamadım. Canlı performansları hakikaten de etkileyici, kayıtlarına nazaran. Normalde para verip konserlerine gitmeyeceğim bir dolu grubu dinleyip tecrübe etmek ve öğrenmek fırsatı açısından festivaller önemlidir. Son gün benim için her nedense ayrıca keyifli geçti (ağrı kesici) Dandik t-shirtim  4-5 kişinin ilgisine mazhar oldu, sağolsunlar selamlaştık. Güzeldi devamını istiyoruz ama Bosphorus'u da es geçmeyelim.

29 Eylül 2021 Çarşamba

Paradise Lost - Believe in Nothing (2001)

 Dinlemeyi kaçırdığım tek Paradise Lost albümü. Ya da dinlediğimi unuttuğum, bilemiyorum zira parçaların yarısını daha önce duyduğuma eminim. Albüm Mouth teklisi ile biliniyor ki kaydı temsil eden güçlü bir çalışma olduğu vakidir. İnce ince melankoli zerkeden gotik harmoniler tempoyu düşürmediği için damakta çok bir şahane lezzet bırakmaktadır. Bırakın o günün modern, alternatif souundunu neredeyse nü-metala yaklaşan bir tavır da kayıda sızıyor. Ben rahatsız değilim açıkçası. Grup her daim müziği ilerleten kafada. Bugünün rock müziğiyle kıyasladığımızda da , kaldı mı ki öyle bir şey?, öp başına koy tüm sığlığına rağmen. Dinledikçe parçalar birbirini tamamlıyor, yükseliyor ve benzeştikçe alçalıyor. Sonlara doğru da artık bir kaç şarkının bu yarışta geriye düştüğüne tanık oluyoruz. 

7,75/10

23 Eylül 2020 Çarşamba

Paradise Lost - Obsidian (2020)

 2020'nin sonuna geliyorken, bitsin artık yafu, bu seneye ait ilk albümümü anca dinleyebildim. Biraz da

yeni kayıtlara özellikle de metal olanlara çok konsantre olamadığım keşküllü bir hakikattir. Çoklukla da takip ettiğim eski grupların yeni eserlerini tercih ediyorum. Paradise Lost önceki albümünde bayağı bir geriye dönüş yapmıştı, taş devrine kadar geriye gitmişlerdi. Bu kayıtta ise kendi diskografisinin ortalamasına göre daha dengeli bir sounda kavuşmuşlar. Yalnız artık evlenip iş değiştirdiğimden ve bunun sonucunda akıl sağlığımın çok daha güçlenmesinden mi nedir bilinmez, gotik ve doom metalin depresifliği üzerime çarpıp geriye sekiyor. Çok dinledim, ilk başlarda beğenmedim de. Dinledikçe açıldı saçıldı , başta gitar sololar parlıyor. Ama parçaların bazılarında aşırı olmak üzere başvurulan formülün tekdüzeliği şimdilerde batmaya başlıyor bana. Daha progresif bir beklentilerdeyim demekki bugünlerde, genel olaraktan.  Ya da ben eski ben değilim artık.

7,75+/10

16 Kasım 2017 Perşembe

Paradise Lost - Medusa (2017)

Köklü gruplarda bi süredir eskilere dönme eğilimi gösterdi. Olumlu yaklaşıyoruz. Paradise Lost da son albümüyle bu yolu seçmiş durumda, o kadar geriye gitmişler ki çoğu zaman Draconian Times öncesi desek doğrudur. Bir öncesi bir sonrası ile o dönemler işte. Bildiğin ağır tempo, börül börül vokaller death doom nağmeleri. Clean vokal hiç yok değil. Şöyle ki zeitgeist diye bir şey var, anlatamayacağım şimdi, zamanın ruhu kısacası. Bir de giden gençliğim var. Doom dinledikçe içlenen kırılgan bir ruhum yok artık, bayağı hödük diyebilirsin şu anki halime. Evet, bu soundu özlemişiz ahalice. Ancak şarkılar birbirine benzemekte. Uzun lafın kısası ne kadar dinledimse bir türlü sarmadı bu albüm. Üzülerekten...

6.75-/10

19 Aralık 2015 Cumartesi

Paradise Lost - The Plague Within (2015)

Paradise Lost gibi her albümleriyle güven tazeleyen gruplar olduğu sürece yeni doom-gotik metal gruplarına pek de ihtiyacım olmuyor. Hemen ilk dönem ertesine geri dönen grup kah 2. şarkıda olduğu gibi Amon Amarth'ı hatırlatan doomvari death, kah 5. şarkıda olduğu gibi mezarlıklara layık yapyavaş doom, bazen 3. şarkıdaki gibi gotik gibi farklı ama ilintili etkileri tek bir sound içinde harmanlıyor. Dinlerken bonus parçaları da es geçmemek gerekli ki Fear of Silence'ı arada kaçırmayasınız.

8,50/10

8 Temmuz 2012 Pazar

Paradise Lost - Tragic Idol (2012)

Albümün en gözde parçası 5. sıradaki Theories From Another World'e (ahh, kuul bir isim) varana dek grubu daha önce dinlememiş birilerine göre (farazi) alalade doom-gotik metal tanımlamasından öte bir şey sunmasalar bile bizim gibi grubun eski müdavimlerinin hasretini özlemini susamışlığını gideriyor, en sıradan hali bile bünyeleri heyecenlandırmaya kafi geliyor. Her ne kadar monolitik sertliği Dragons dönemini hatırlatsa da özellikle birbirine benzer vokal pasajlarındaki melodi eksikliğinin bonus olarak yer alan True Belief, One Second, Say Just Words gibi şarkıları bir kez daha dinleyince daha da bi farkına varıyoruz. Geçmiş zaman gelmiyor, biliyoruz ancak grup kendini aşabilecek bir umut da gösteremiyor. Bir süredir aynileşmiş bir sarmal içinde üretiyorlar şarkılarını. Çok şikayetim yok, oldukça dalgalı orta dönemlerini anımsayalım ltfn.

8,0/10

27 Kasım 2010 Cumartesi

Paradise Lost - Faith Divides Us - Death Unites Us (2009)


İsminin güzelliği ile dikkat çeken albüm hemen kendini emsallerinden ayırabiliyor. Çünkü tarzı ile tavrı ile grup alem-i metal'de kendine has bir duruş sergiliyor. İlk duyduğunuzda bu albümü işte Paradise Lost diyorsunuz, gotik metalin kralları. Ama her şey bu kadar tozpembe mi? Bir kere çığırtkan vokal tarzı her ne kadar arada bir David Gahan'laşsa da bir süre sonra bayıyor. Önde olan gitarın tüm güzelliklerine rağmen bestelerin ayniliği albümü parça bazlı değil atmosferi sayesinde sevmemizi sağlıyor. Bonus CDsinde albümün ağır topları Faith Divide Us ve Last Regret orkestral versiyon olarak yer alıyor. Last Regret'daki garip gitar solosunun orkestraya uyarlanması iki kere garip ve üstelik çekici. Aslında grup senfonik bir çalışma içersine girse keşkem..

8,0-/10

19 Ekim 2009 Pazartesi

Tribute to Paradise Lost - As We Die For... Paradise Lost (1998)


Yapılanların basit bir tekrarını aşıp yeniden üretimin gerçekleştirildiği ya da bu yönde çaba gösterildiği bu saygı sevgi albümünü diğer türdaşlarından ayıran en önemli özellik bu. Gotik metalin öncü grubu Paradise Lost'un DT ve One Second dönemine kadar olan parçaları, ki büyük bir avantaj oluşturuyor, birbirinden farklı gruplardan dinleme olanağını yakalamak ilginç. Çünki bu grupların ve yorumların birçoğu değişik black metal örneklerinden oluşuyor. Dinleyince PL müziğinin black metal'e ne kadar uyumlu olabileceğini anlamaktayız. Ayrıca daha atmosferik-endüstriyel-avangarttt kısacası deneysel metal örneklerini duymak da ayrı bir enterasanlık sunuyor. Doom-gotik ve folk tarzlarını da unutmayalım tabi. Anladığım kadarıyla her grup kendi tarzını empoze ederek PL'ye bütünüyle teslim olmadan yorumlamış şarkıları. Albüme katkıda bulunan grupların içinden sadece adını duyduklarımın sayısı bile sınırlı: Orphaned Land (Mercy'nin saz ve perküstik yorumu), On Thorns I Lay, Septic Flesh, Nightfall. Diğerleri ise Gloomy Grim, Misanthrope, Legenda, Argile, Godsend, Stille Volk, Yearning, SUP.
Beğenirsiniz beğenmezsiniz ayrı bir konu ama bu albümle coverlama işinin hakkıyla nasıl yapılacağını görüyoruz.

7,25+/10

4 Ekim 2009 Pazar

RETRO: Paradise Lost - Lost Paradise (1990)


İlk dinlediğimde bir nane anlamamıştım, hala da pek özellikli durmaz bu albüm. Bildiğin death-doom, death metalin yavaaaaşlatılmış hali , böğrk böğrk bet bir vokal, bi kaç atmosferik synth fırça darbesi, işte öyle. Yine de dinlememi sürdürecek hoş unsurlar barındırması sebebiyle ki bazı groovy ritimler ve synth örneği verilebilir, tüüükaka ilan edemiyorum. Deadly Inner Sense, Our Saviour, Rotting Misery bi yere kadar iyi parçalar.
Bu arada grup süper bir isme sahip olan yepisyeni bir albüm çıkarttı. Artık paradise Lost dinlemekten gına geldiği için bi ara bakarız. Bi ara... (yafu bu satırlar bi yerden tanıdık heh he )

6,0+/10

22 Eylül 2009 Salı

RETRO: Paradise Lost - Gothic (1991)

Gothic metal'e adını veren ama klişelerini henüz oturtmayan bir çalışma, tıpkı diğer proto-... gruplar gibi. Kastettiğim daha sonra devam ettirmemelerine rağmen bir bayan vokal kullanmaları ama iyi, kötü , çirkin vokal tarzının henüz klasikleşmiş halinden uzak olması . Ya da bildiğimiz gibi Paradise Lost'un her zaman bir hard rock, bir heavy metale yakınlığının bulunması gibi ki bu gotik metalde olağan bi şi değil.
Gothic ve Eternal birincilik koltuğunu paylaşırken ikinciliğe Shattered ve The Painless geçiyor. Üçüncü yok.

7,0/10

1 Eylül 2009 Salı

RETRO: Paradise Lost - As I Die (1992) Single

4 parçalık Single, EP olsa da olurmuş neyse : As I Die, biraz öneminin abartıldığını düşünsem de hala güzel bir parça; Rape of Virtue, doom ile gothik karması kesinlikle güzel; Death Walks Behind You, Atomic Rooster adlı bir gruptan cover, muhteşem; Eternal (live), şarkı çiğ ve kötü kayıda çok yakışmış.
Pörfektiyonalistler ve dizkografistler için kaçırılmayacak bir single.

8,50/10

19 Ağustos 2009 Çarşamba

RETRO: Paradise Lost - Icon (1993)


Embers Fire, True Belief, Christendom, Weeping Words, Remembrance, Colossal Rains (sahte seyirci efektleri her zaman hoşuma gitmiştir)

7,75+/10

11 Ağustos 2009 Salı

RETRO: Paradise Lost - Seals the Sense (1994) EP


Etkileyici Embers Fire ile açılıyor Draconian dönemini muştulayan bu EP. İsmi üzerinde datlu bir gitar rifine sahip olan Sweetness aslında çok da özel bir parça değil. Takip eden parça klasiklerden True Belief. Son parça ise eskiden daha çok sevdiğim Your Hand in Mine'ın canlı kaydı.
Paradise Lost dinlemekten de sıkıldım amma diskografisinin bitmesine daha var. Hem yapacak başka ne işim var yafu, sabır..

8,25+/10

5 Ağustos 2009 Çarşamba

RETRO: Paradise Lost - Forever Failure (1995) ve Say Just Words (1997) Single












Daha eski tarihli olan Forever Failure single'ı aynı adlı parçanın yanısıra biraz daha atmosferik rock kulvarına denk düşen Another Desire ile canlı capcanlı ham bir sound ile tınlayan Fear'ı içeriyor. Ayrıca gotik gopgotik keyboarda dayalı orkestral bir sözsüz bonus içeriyor. Süper..

9,25/10

Say Just Words ise vokalin yumuşadığı döneme denk geliyor. Single'a ismini veren parçanın 2 versiyonunun yanı sıra Cruel One ve Soul Couregous da bu çalışmada yer alıyor. Ama sanki yeni vokallerle tekrardan kayıt edilmiş gibi. Yanılıyor da olabilirim.

8,25/10

27 Temmuz 2009 Pazartesi

RETRO: Paradise Lost - Reflection (1998)


Draconian Times'ın çift CD'lik sürümü neredeyse best of demişken hemen One Second akabinde yayınladıkları hakiki toplama albüm Reflection gözden kaçırılmamalı. Aslında son ürünleri ağırlıklı olmakla birlikte bütüncül bir yaklaşımla bakıldığında çoooook gözel bir iş çıkarmışlar burada. Yani toplamışlar parçaları felan. Ne yorulacaklar yoksa.

9,50/10

14 Temmuz 2009 Salı

RETRO:Paradise Lost - Draconian Times (1995)


Paradise Lost'u zamanında ziyadesiyle tüketmiş olduğumdan tekrar dinlemelerimde yeterince zevk almadığımı belirtmiştim. Çift CD'li bu muhteşem albüm de aynı dertten muzdarip. Vokalle ara ara zıtlaşsam da gitar tonuna ve 80'lerdeki gotik rock havasına ve çiğ heavy metal hızına hayranlık duymamak mümkün değil. Aslında parçalar çeşitlendirilmiş olsa bile bana bugün hepsi birbirinin benzeri tınlıyor. Halbuki Once Solemn gibi güzel bir şarkının altyapısı bariz punk! Bir de Metallica Black Album mevzusu var tabi.
İkinci CD ise grubun Embers Fire, As I Die gibi "hit"lerinin (hitler hahha) canlı versiyonlarını ve demo kayıtları içeriyor. Aslında albümün bu versiyonu grubun ilk döneminin best ofu gibi bir şey.
Yıldızlara baktım grubun ilk brütal döneminden artık hoşlanabileceğimi söylediler, hadi bakalım.

9,25/10

4 Temmuz 2009 Cumartesi

RETRO: Paradise Lost - One Second (1997)


Draconian'dan sonra en sevdiğim Paradise Lost albümü olan One Second hakkında şunu öğrendim, öyle zannediyormuşum. Daha önce dinlediğimde yürek kırpıp biçen melodiler hala kulağa güzel gelmekle birlikte eski sihrini kaybetmiş durumda. Evet, bu albümden sonra new wave tarzı grubun ürünlerinde çok etkili oldu. Ama bu albüm de hatırladığımdan daha fazla synth vs. içeriyor. Kendi karakteri yok mu? Var. Bu da bir artı tabi ki. Saçmalamaya başladım. Kısacası belki de eskiden çok dinleyip tüketmem sebebiyle naçizane beni fazla etkileyemeyen bir albüm oldu. Say Just Words ve Disappear'a kulak verin ama.

8,0/10

23 Haziran 2009 Salı

RETRO: Paradise Lost - Host (1999)


Grubun bu albümü dinledikten sonra ümidimi kesmiştim. Tüm ilgi alakamla birlikte. Zira o günler bir yola girildiğinde dönüşü olmayacağına inanıyordum. O kadar tiksinmiştim bu albümden. Çünki ortaya çıkan şeyin bırakın metalle, rock müzikle bile ilgisi yoktu. Çok kızmıştım, evden çıktım, birkaç kedi doğradım. Puhahaha..
Kısacası bu bir Depeche Mode, gitar yok gibi birşey. Şarkılar basit. Ancak bugünün penceresinden bakınca nefretimin zayıfladığını söyleyebilirim. Hatta grubun o zamanlarda daha güzel melodiler üretebildiğini de ekleyebilirim. Bkz. Behind the Grey, So Much is Lost, Made the Same vs.. Önyargılardan sıyrılıp melodi ve vokal ağırlıklı bir dinleme durumu kurtarıyor. Yalnız beni rahatsız eden şey new wave bestelerle canlı davulun uyumsuzluğu. Benim hoşuma gitmiyor o kadar.

7,50-/10

29 Mayıs 2009 Cuma

Paradise Lost - In Requiem (2007)

Oh be! Kulaklarımız azcık bayram etsin. Hatırlayamadığım için grubun favori albümü Draconian Times ile karşılaştıramayacağım ama bu da kendi kulvarında sert bir albüm. Vokaller brütal olmamasına rağmen geçen albümlerdeki sinir bozucu tonu değişitip çeşitlendirmişler. Müziğe kattıkları egzotik tadın yanısıra sert ritimlerle kafa sallamaya imkan bile tanımışlar. Soloları dinlemek zevkli ve en uygun anda devreye girdiklerini söyleyebilirim. Ara ara kulağa gelen ince gitar tonuna ise bayıldım.
Giriş şarkısı Never for the Damned, vurucu tim marşı the Enemy, majestik Requiem, melodik Beneath Black Skies ve şugar melankolik kapanış şarkısı Your Own Reality benim pek sevdiklerim oldu.

For the enemy there's only pain and sadness than death

8,25+/10