8 Haziran 2026 Pazartesi

Lamb of God - Sacrament (2006) + Vega Konseri IF 2026

 Çok metalkordan ve varyasyonlarından, yakınadüşenlerden anlayan biri değilim, biraz da beni zorlar. Trivium'da bir denemem olmuştu. Converge'ü ayrı tutuyorum. Bu albümde LoG da gruvi çizgiyi melodik bir metalkor hattına çekiyor. Vokal zaten kirli bir tınıya sahip, bir kaç varyete farklılık da yapabiliyor. Burada eze eze söylüyor şarkıları. Şarkılarda yine yavaşlama breakdown anları felan feşmekan. Fakat bir ortalama hal hissiyatı var ki üzerinizden atamıyorsunuz. Parçalar arasında çeşitlilik de pek yok. Ashes of Wake gibi bir kaydın arkasından çıkması sanırım tersten psikolojik bir etki yaratıyor. Zayıf karnı da budur. 

6,50+/10

Yalavuz olduğum cumartesi günü ne varmış, ne yokmuş, eskilerden Vega konser varmış. Eski gruplar layığıyla yeniden toparlanıp konserler veriyor ne güzel ne güzel, Vega da seyrek faal bir grup ama tamtamına ara verdilermiydi vermedilermidiydi bilemedim. Beşiktaş'taki IF performans  holü hakkında o kadar tühkahkaha şey duydum ki bir nevi denemiş de oldum. Bir kere Beşiktaş'a ulaşımın kolaylığı Üsküdar'dan şaka mı ki gerçektir de Beşiktaş'ta bir şey yok, avuç içi kadar yine de bir iki mekanı not ettim konser saatini beklerken attığım tur sayılarında keşfettiğim tabana kuvvette. Salona çok sıcak derlerdi ki pek hoş serinlik vardı zaar, kokteyller şıktı lakin bira pek pahallı. Büyüklük orta ancak ful dolu çekiyor. Zorlamasalar bilet satacağız diye, deseniz yeri geldiğinde sold out yane. Yeni neslin kaliteli grupları keşfedip salonu doldurması pek şahane. Amma bu genç oğlanlarda, kızlar azcık et yeyin!, bizde Allahın esirgediği bir şey var ki o da boy. Çin seddül bahir hepsi pek mübarek. Mikrofon başında sempati kraliçesi Denizimizi uzaktan gördük görmedik, omuz kafalardan seçtik seçemedik. Ben diyorum ki öne hobitler, sonrasına elfler, hatta en sona da dağ trolleri askeri nizam sıralansın. Konser eyiydi güzeldi de ses bir gerçekten fenaymış yafu. Denizciğimiz diyor sesim çok yüksek geliyor. Boğuk ve yankılı, artırsalar ne olur a canım. Sözler seçilmedi, gönülden dinledik, Serzenişleri Ankaraları söyledik. Sallandık sallandık sallandık. Pöfür pöfür vapurla döndüğümüz Üsküdar'da sosisliyi gömdük.

5 Haziran 2026 Cuma

RETRO: Barış Manço - Nick the Chopper (1976)

 Gençliğimde bir şekilde elime geçen bu albümü yoğuncana dinlediğimi hatırlıyorum. Yeniden keşfedildiği vakitlerdi, demek ki 2000 başları. Biraz ergen şakasına muhataplıktı dinleme amacı ama tersine bayağı ısınmıştım. Zamanla insan o kadar da değişmiyor yağni. Hala sıcak ve saf bir albüm bu ve hala da çok bir hoş. Şiir analizlerinde Türk edası diye bir şey vardı, yanlış hatırlamıyorsam. Burada da hareket içinde melankoliyi duyabiliyoruz bu manaya yakın. Misal Lonely Man'e bakın. Ayrıca bu kayıt sayesinde folk ezgilere yabancı sözde düzenlemeler nasıl olur fantezisini deneyimlemek de mümkün. En başta Uzun İnce Bir Yoldayım yorumu Tell Me Old Man ki aşırı fazla coverlanan bu türkü için ferah bir an sunuyor. Bir yandan da batı ekolü prog folk denemeleri eksik kalmıyor. Bu manada birbiriyle hiç de çelişmeyen değişik bir denge kurulmuş. Nazar Eyle'nin Emerald Garden versiyonu, tabi ki Nick the Chopper ile Blue Morning Angel bende öne çıkan şarkılar olmakta.

8,0-/10

4 Haziran 2026 Perşembe

Bargou 08 - Targ (2017)

 İnanılmaz geniş bir coğrafyaya yayılmış Arap milleti birbirinin aynı olmadığı gibi müzikleri de tıpkısının aynısı değil. Bu folklorik çalışma Tunus yöresinden. Hem standart hem farklı. Bilemiyorum belki modern revizyonist dokunuşlar da vardır. Perküsyondan şüpheleniyorum, elektirik cereyan veriyor dinleyene, titretiyor mazallah. Geleneksel çalgılar suçlu gibi duvara dizilmiş zaten albüm kapağında. Biraz böyle köylü havası da var, türküler bağrılarak söyleniyor. Prodüksiyon ise tam tersi, gayet cilalı ve de parlak. Albüm kendini de bayağı dinlettiriyor, çok da sıkılmıyorsunuz. Bu da başarı hanesine yazılmalıdır elbette.

7,25/10

2 Haziran 2026 Salı

Birhan Keskin - Kim Bağışlayacak Beni

 Şairin 1991 ile 2002 yılları arasında ait beş şiir kitabı (Delilirikler, Bakarsın Üzgün Dönerim, Cinayet Kışı, Yirmi Lak Tablet, Yeryüzü Halleri) Kim Bağışlayacak Beni isminde tek ciltte toplanmış.

işte dünya kapısı, işte dünya kederi 
ister dağının gölgesinde dur, ister
incirin neşesine vur

Sustum. Yeryüzü olacağı gibi olsun.

Sevgilim, günün belli saatlerinde seni unutmayı deniyorum.



1 Haziran 2026 Pazartesi

Destruction - Eternal Devastation (1986)

 Çıkış albümlerini daha fazla sevdiğimi itiraf etmeliyim. Çığırtkan vokalli thrash metale ister de istemez mesafeli kalabiliyorum. Bu mesafeyi kapamaya prodüksiyon da fayda etmiyor. Besteleri de dinlerken keyif vermekle beraber benim aklımda pek yer tutamadı. Belki de benim aklımda bir zorum vardır, bilemeyeceğim. Nihayetinde yeterince etkilendiğim söylenemez. Ama vazgeçecek kadar da değil.

7,25/10

31 Mayıs 2026 Pazar

Yaşar Kemal - Ağrıdağı Efsanesi

 İBB Şehir Tiyatrosu'nda bu romanın birebir aynısı sahneleniyor bugünlerde ve bu oyun hayli olumlu tepkiler aldı. Tam tersine birlikte izlediklerim oyunun yarısında salonu terk etti, ben de başladığım işi bitiririm düsturuyla ya sabırlar eşliğinde sonunu getirdim. Folklör, halk kültürü, destan vessair. Beyin atına çökmeyi hadi geleneğe bağlayalım da "Ahmet atına binip, yarenlerini yarıma alıp İran toprağına talana gidiyor, maldan mal, koyundan koyun, attan at sürüp getiriyordu Ağrıdağına" cümlesini ne yapacağız? Atı teslim etmeme, yani gelenekler uğruna Osmanlı paşasına direniş paşanın kızına olan aşkıyla kesişiyor. Fakat kızın, Ahmet sağ kalsın diye ona aşık zindanbaşına bir tutam saçını  vermesi her şeyin sonu oluyor. Da hücrede nikahsız birlikte olmuşlardı? Hangi gelenek, görenek, töre diyorduk? Bence feodalite. Elbette bir eser derin, kompleks karakter ve kurguları serimleyebilir, pek çok kez gri ve hatta kapkara rolleri ve maceraları okuruz. Lakin biliyoruz ki Yaşar Kemal bir taraf, eserleri de eğlence amaçlı yazılmış değil. Günümüzün dünyasında bu tarz bir eser geçmişte kalmalı, şahsi fikrim. 

The Pineapple Thief - Variations on a Dream (2004)

 İşte ancak bu albümle biraz heyecanlandım. Kendi seslerini bulmuşlar, ironik olarak da vokalin biraz sustuğu iyi olmuş. Bir yanıyla Exit Music söyleyen Radiohead çizgisine gelmişler. Anlamsız, yersiz elektronik müdahaleler sonlanmış. Yok demiyorum, incelikli diyorum.Besteler birbiriyle uyumlu bir atmosferde buluşuyor ve keyifli bir dinleti sunuyorlar. Belki belli bir dönem daha belirgin bir anlam ihtiva etmiş olabilir. Lakin şu an için kompozisyon olarak hala bir şeyler eksik. Grubun 2016 yılında ayrıca bir şahlandığını biliyorum, bilmesine de benim soluğum yetmeyecek gibi.

6,75+/10

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Günümüzde Yeni Siyasal Yaklaşımlar III: Kadın ve Siyaset - Kültür - Toplum - Eylem (ed. Hilal Onur İnce)

 Hilal Onur İnce editörlüğündeki serinin üçüncü cildi yayınlanalı 11 sene olmuş. Bu ciltte 4 ana başlık altında Sunuş yazısı haricinde 12 makale yer alıyor. Emma Goldman'ın benimsediği anarşizm ile paralel doğrultuda farklı sorunlara karşılık görüşleri, Beauvoir ile Irigaray'ın özgürlük ekseninde feminizme yaklaşım farklılıkları, Julia Kristeva'nın Lacan'dan hareketle geliştirdiği  cinsiyetin psikanalitik analizi ve feministler arasında beyaz egemenliğin ve ırkçılık karşıtlarında da kadın düşmanlığının izini süren bell hooks (ilk harflerin küçük yazılması düşünürün kendi isteği) kadın ve siyaset başlığı altında açımlanan makale konuları. Kültür başlığı ile ilgili konular ise biraz esnetilmiş. Devrimci tiyatronun öncüsü Bertolt Brecht'in Gramsci ile örtüşür şekilde ürettiği teori bir yana, cinsellikle bağdaştırdığı psikanalize dayalı fikirleriyle faşizmin kitlelerce benimsenmesine cevap arayan Wilhelm Reich (faşizm, dünyanın bütün uluslarında, insan toplumunun bütün örgütlerinde ortaya çıkabilecek evrensel bir hastalık potansiyelidir, insan kitlesi köleliğe yatkın, özgürlüğe karşıt, gizemcidir ve karşı karşıya kaldığı bir takım gelişmelere istinaden verdiği bilinçdışı tepkileri faşizme yol açar. Küçük adamın korkak, hain ve zalim, gerçek görev duygusundan, insan olmak ve insanlığı korumak sorumluluklarını duyma yetisinden yoksun olarak tanımlanmasına neden olan en önemli unsur, cinsel arzuların bastırılması sonucu ortaya çıkan ruh halidir), popüler kültürün de bir mücadele alanı olduğunu ortaya koyan Stuart Hall, çok kültürcü kimlik tabanlı siyaseti liberal teorisinin omurgasına oturtan ama kadın haklarında örneğin kötü sicili olan şeriatçıların batılı ülkelerde tanınma mücadelesi hakkında pek de ikna edici savunma yapamayan Charles Taylor diğer bir yanda. Eylem başlığında ise ayrıntılı bir Zizek okuması (Foucaultcu tavırla yasaklayıcı-baskıcı iktidar yerini, iktidarın kendi yarattığı Lacancı "fantezi"ler ile sürekli güdülenen ve serbestliğe vurgu yapan bir iktidar işeyişine bırakmıştır, ancak bu durum aynı zamanda kontrol mekanizmalarının görünümünü gizlediği için de hiç olmadığı kadar yoğun hegemonik bir sürece denk gelmektedir. Dört ana antagonizma: çevresel facialar kaynaklı tehditler, özel mülkiyetin sözde entelektüel mülkiyet için uygunsuzluğu, yeni tekno bilimsel gelişmelerin sosyo-etik sonuçları, ayrımcılığın yeni biçimleri, yeni duvarlar ve dışlanmışlar. İlk üçü Hardt ve Negri'nin ortaklıkların özü ama sonuncu seçenek, dışlanmışlar en önemli olan), Ranciere'e eleştirel bir analiz (Marksizmin de devam ettirdiği Platon'un eşitsizlik karşıtı düzlemine karşı radikal demokrasi), analizinde Arap baharı odağına alarak sıradanın sessiz tecavüzü, pasif ağlar, sokak siyaseti, hareket olmayan hareket, refolution gibi kavramları üreten Asef Bayat yer alıyor. Sahne ışıkları ise varlık felsefesi alanındaki ana eserleri (Varlık ve Olay serileri)  dahi henüz Türkçe'ye kazandırılamamış olan Alain Badiou üzerine yazılı makale üzerinde parlıyor. Zor olsa da metodolojisi sayesinde kolaylaşan bir okuma sunuluyor. 

Felsefe bilim, sanat, politika ve aşk koşullarında üretilen farklı hakikatları kapıp yakalar, bunları bir-arada-mümkün kılar. Hakikatler bilgide bir delik açtıkça var olacaktır. Varlık Bir değildir, "saf ve tutarsız çokluk" olarak varlık, kendisini ancak bir-olarak-sayma işlemi ile çokluk olarak gösterebilir. Dolayısıyla "durum" denen şey, saf ve tutarsız çokluğun, bir-olarak-sayma işlemi ile tutarlı hale gelişidir. Saf ve tutarsız çokluk ancak bir "sunum" içinde tutarlı çokluk olarak görülebilir ki bu sunulmuş çokluk bir durum oluşturur. Çokluk, ancak bir-olarak-sayma işlemiyle, birlik kazandırılarak düşünülebilir hale gelmektedir. Ancak bu sayma işleminden kaçan bir "boşluk" mevcuttur. Her durumun içinde bir boşluk vardır. Boşluk, sunumun sunulamayanı olarak, durum içinde kavranıp tanımlanamaz özellik gösteren bir saf ve tutarsız çokluk parçasıdır. Bu boşluk üst yapı tarafından istikrara kavuşturulmak istenir. İkinci bir sayma işlemine ki "temsil" diye adlandırılır ve Devlet'tir , tabi tutulsa da yine kaçan bir boşluk olacaktır. Doğal durumda yalnızca olgusal gerçek söz konusu olsa da sunulan ama temsil edilemeyen tekillikler olay felsefesinin temelini oluşturur.  Özne olmanın koşulu bir kararverilemezin bulunmasıdır ve özne bunun içinde risk üstlenip karar vermekle, akıp giden olayı adlandırarak sabitlemekte, sonsuz olmayı, ölümsüz olmayı mümkün kılabilecektir. Özne ancak tekil çokluk karşısında öznellik kazanacaktır. Özne ancak bir olay sonrasında ortaya çıkabilir. Bir hakikat , bir durum içinde cereyan eden ama ona ait olmayan bir olayın sonuçlarına gösterdikleri sadakati dirençle koruyan özneler sayesinde varlık kazanır. Tarih boyunca sınırlı sayıda olay olmuştur: Paris komünü, (Çin) kültür devrimi, Arap baharı gibi.

Rage - End of All Days (1996)

 Dinledikçe grubu daha da takdir ediyorum. Bir yandan bu kadar sık albüm çıkartmaları sinir bozucu. Ama bu denli güçlü melodileri nasıl bestelediklerini  anlamak ise hayli güç bir mesele. Yani grup dinleyenin gönlünü hoş etmesini biliyor kısacası. The Missing Link ve Black in Mind gibi iki sert ve baskın albümün ardından neredeyse popa göz kırpan melodilerle dolu bu albüm ile çıtayı bir kaç santim aşağıya indirse de hala dinleyeni mest edebiliyor. Bazı şarkıların diğerleri kadar güçlü olmaması olağan kabul edilebilir. Sert tonlara değil melodilere sırtını yaslaması, uzun dinlemelerde negatif bir unsur olarak hanesine yazılıyor.

7,75/10

23 Mayıs 2026 Cumartesi

Dua Lipa - Future Nostalgia (2020)

 Adıgüzel ablamızın ilk albümünde dinleyince biraz abartıldığını düşünmüştüm. Bu albüm ile daha fazla sayıda disko popu ve etkileyici beste seslendirdiğini duyuyoruz. İyi de oluyor. Çok daha fazla radyo canısı şarkı içerdiği de bir el-hakika. Vokalin bir tarzı var ki tarif edemediğim bir olmamışlık hissiyatı vermekte. Yine de eğlence faktörü yüksek. Pek de direnmemek lazım. Duymak istediğimiz pop soundu üç aşağı dört yukarı böylesidir. Gelemeyen yaza, göremediğimiz baharlara fon müziği olsun.

7,50/10


20 Mayıs 2026 Çarşamba

Kataklysm - Shadows & Dust (2002)

 Grubun etkileyici olduğu zamanlar... Groovi ve melodik ve brütal üç yiğidin harmanlandığı bir kayıt bu. Orijinal efendime söyleyeyim teknik felan bir şeyler arayanlar, ahan da öteye kaykılsın. Pehlivan meydanı isteyenler ise buyursun soframıza. Elbette besteler sağlam olsa da her zaman akılda yer tutuyor demek doğru olmaz. Black çizgisindeki vokal tarzı ise bazı anlar bariz kötü. Ama iki vokalin diyalog kurma fikri güzel. Face the Face the Face the Face of War'da Amon Amarth tadı aldık güzelinden. Bu kaydın da bateri performansı sıkı. Grubun davulcular arasında şansı iyi gitmiş demek ki, sık sık eleman değiştirmelerine rağmen.

7,75+/10

19 Mayıs 2026 Salı

Model/Actriz - Pirouette (2025)

 2023 listemin başında yer alan Model/Actriz takip eden bu albümde, pek çok güçlü çıkış yapan emsali gibi biraz işleri sofistike ve ehil hale getirmiş. Başkaları bu adımı çok seviyor, ben ise hesapsız düzensiz korkusuz ilk adımlara daha çok değer veriyorum. Ayrıca görünen köy kılavuz istemez, rock unsurları bariz dışlanmış. Garip endüstriyel tınıların süs dekor seviyesine indirildiği ve hatta  terkedildiğini yerlerde bulunuyor. Grubun geleceği indie suları olursa şaşırmam. Duygu dışavurumu abartan sanatçı sendromu diye bir şey yoksa da ben icat ettim şimdi. Gay kimlik sorunsalı ve bunun getirdiği acıklı hissiyat fazlasıyla hissediliyor. Bu kadar eleştirdim de yine de balçıkla sıvayamadım.

7,75-/10

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Zeynep Bastık - Zeynodisco (2021)

 Günümüzün pop ve rap müziği bende pek bir hiç yok. Uzak kalmayalım gibisinden işte Zeynep Bastık. Felaket yorumu ile tanışmıştık değil mi ilkin? Yeniden yorumlar ve akustik performanslarla inşa etmişti kimliğini. Günün gerektirdiği üzere daha çok dijital tekliler çıkarıyor bugün. Genel olarak baktığımızda bu albümdeki parçalar biraz Bir Daha ve Marlon Brando haricinde nispeten çok tutulmamış gibi. Dans pop türündeki şarkıların beste aşamasında da adını okuyabiliyoruz.  Yeni nesil basitliğini, uçup giden kısalığını geçiyorum şarkıların, ilk parçadaki hip hop bağlantısı da zayıf olmanın ötesinde itici. Yine de düzenleme tarafında bir renklilik göze çarpıyor. Harmonilerin pek de Türk müziği ile ilgisi yok. Batılı normlara yakın ki o yüzden ilgimi çekti zaten. Kalbimi Kırdın bence tatlı ve değeri bilinmemiş gibi. Dinlenip geçiliyor, eğlendiriyor ancak izi kalmıyor şarkıların. Koştura koştura okunan,çalınan parçaların üzerine bir de albümün kısalığı var. Bir ömür şarkı beste işinde uğraşacaksın ama şarkılarını ardı ardına söylesen bir saat tutacak, garip işler bunlar.

5,25+/10

17 Mayıs 2026 Pazar

Larry Niven - Zamansız Dünya

 Halka Dünya serisi ile bilim kurgu evreninde bilinen yazarın tek seferde okunup bitirilebilen bu eseri ile, uzun süredir türe olan özlemimi gidermiş bulunuyorum. Hemi de yazar ile bir tanışma imkanı buluyorum. Bu esere de gölgesi düşen büyük anlatımın yazarın sağcı görüşlerinden ilham aldığı bir gerçek. Büyüklük takıntısı, bilirsiniz, sağ ideoloji pek sever. Yazar hatta bir dönem baba Bush'a danışman bile olmuş ki bilim kurgu dünyasının hakim politik eğilimi de maalesef bu. Yazarın bir özelliği ise döneminde olası olan uzayla ilgili tezleri bilimsel açıklamalarla kitaplarına konu etmesi. Okuduktan sonra yazarın eserleri arasında ilk okunacak kitap olarak seçilmesinin hatalı olabileceğini düşünüyorum. Biraz tercümenin de etkisi olsa da kök kaynak sıkıntılı. İlginizi ayakta tutacak öğeler az, lisan zor. Ölümcül hasta kahramanımız bir kaç yüzyıl sonra dondurucudan çıkartılıyor ve Devlet denen dünya devletinin hedefleri doğrultusunda diğer dünyaların atmosferini yaşama uygun hale getirecek yolculuk için pilot olarak yetiştirilmek üzere zorlu testlere tabi tutuluyor. Tabi ki bu yolculuklar o kadar uzun ki, dönüşü olmayacak. Arkadaş da bunun farkında ve süpervizorü kandırıp jetin kontrolünü ele geçirir ve galaksinin merkezine yola çıkar. Çünkü hem maceracıdır hem de kadınlara düşkünlüğünü belirten testesteronu düşüktür. Yani, neden olmasın. Süpervizörü sonra kendi bilincini jetin bilgisayarına yükler ve bir uzlaşma sonucunda uzun yıllar uyumalı, kalkmalı bir rota ile Samanyolu'nun merkezindeki kara deliği görme imkanı bulurlar. Ordan merkezkaçtazıtut kuvvetiyle dünyaya geri dönerken 3 milyon yıl geçer. Dünya yerinde değildir, Jüpiter'in  uydusu olmuş, Ayı kaybetmiş felan. Pek bir sıcak. Az bir nüfus kalmış. Erkek çocukları kendilerini 11 yaşında ölümsüzleştirecek bir yol bulmuş ve dikta dedikleri ölümlü nüfusu yönetiyor, gözetiyor. Göklere hakim Kızlar grubunun ise nesli tükenmiş. Kahramanımız ayak bastığı yeni dümnya'da herkeslere takiyye yaparak kafa tutuyor, en sonunda Oğlanların diktatörlüğüne karşı ölümsüzlüğü keşfedip geri kalanlara özgürlüğü tattırıyor.

14 Mayıs 2026 Perşembe

Savatage - Poets and Madmen (2001)

Grubun bu son albümü klasik çizginin güçlü bir temsilcisi olmaya devam ediyor. Özellikle başta Commissar gibi bir hitle birlikte albümün ilk yarısı gayet güçlü. Kaydın diğer yarısında ise bu güçlü duruş kayboluyor. Şarkıların aynı ayarı tutturduğunu söylemek güç. Ara ara vokalde zorlamalar da göze çarpıyor. Nihayetinde yine de kulakları dolduran bir çalışma

7,75/10
 

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Yann Tiersen - Good Bye Lenin! (2003)

 Yann Tiersen'den Amelie'nin yakın sonrası diğer bir film müziği çalışması. Doğu Almanya'nın yıkıldığını çaktırmamaya çalıştıkları  sosyalist ideallere sahip ve son günlerine yaklaşmış hasta annesi ile ilgilenirken  olgunlaşan genç bir delikanlının hikayesi bu. Film Türk bir yönetmenin ellerinde daha arabesk ve duygusal olabilirdi bizim beğeni kriterlerimize göre. Bu duygusal fark bu albüm ile bir nebze giderilmiş. Yine de bestecinin en iyi çalışması sayılmaz bence. Şarkılar çok kısa ve yama gibi. Bu kadar beğenilmesi belki de film ile, filmin spesifik sahneleri ile karşılıklı birbirini besliyor olmaları gerek. Filmin en güzel tarafı eşin dostun bir araya gelip yıkılan bir dünyanın yeniden canlandırıldığı yenik bir oyuna ortak olması. 

7,0+/10

9 Mayıs 2026 Cumartesi

Uriah Heep - Look at Yourself (1971)

 Uriah Heep kendine özgü bir ses inşa edebilen gruplardan biri. Progresif tınıları taşıyan bir hard rock yapıyorlar. Nostaljik bir tadları var. Ben de seviyorum kendilerini işin doğrusu. Daha önce Lady in Black, Gypsy gibi gönüle hitap eden şarkılarını dinleyip albümlerine yer vermiştim. Bu albüm de 10 kaplan gücünde July Morning gibi bir destan içermesiyle sevilmeyecek gibi değil hanisi. Bir yerlerden biliyormuşum ki hiç de yabancı gelmedi bana bu şarkı. Albüme adını veren şarkı da iyilerden sayılır. Maalesef albümün diğer yarısı aynı kaliteye erişemiyor. Yine de müzikal olarak bugünden öte bir şeyler sunduğu kabul edilmeli.

8,0-/10


Breath of Wind - Sakura (2020)

 Rusya'dan çıkma grup bu albümdeki tabiri caizse cılız sounda bakarsak belki de tek adamlık bir proje. Diğer yapıtları arasında bu kaydın öne çıkmasının sebebi için kapağına bakmak yeterli. Anlaşılmıyorsa kaydın ismi mutlaka bir şeyler çağrıştıracaktır: Sakura. Hah,  28 dakikalık tek şarkıdan oluşan kayıt Japon ezgilerini ve yerel enstrüman (koto) tınısını melodik black metal çizgisiyle bağdaştırıyor. Aslında geleneksel bir türkü alınıp işlenmiş bile olabilir. Kadın koro da devreye girince gotik Rotting Christ izlenimi de biraz belirginleşiyor. Epik ve senfonik öğeler de serpiştirilmiş. İşitsel manada demi oturmamış bir çay misali, belki de alışmadığımızdandır, bir intiba bıraksa da verdiği keyif hiç de fena değil. Hani, böylesi de varmış demek için bile dinlenilir.

7,25-/10

7 Mayıs 2026 Perşembe

Billie Eilish - Hit Me Hard and Soft (2024)

Bence hala modern popun önde gelen gencecik ismidir Billie Eilish. Büyük bir potansiyel ve gidecek yolu var. Her ne kadar önceki kaydını hareketli olduğu için daha bir sevmiş olsam da. Sıkıntı şu pop müzik bu kadar sofistike olmalı mı sorusu etrafında şekilleniyor. Buradaki örneklerde olduğu gibi içine içine okunan mıymıntı bir tarz mı olmalı yoksa kendini bu kadar ciddiye almasa mı acaba felan.

7,50/10

4 Mayıs 2026 Pazartesi

Rage - Black in Mind (1995)

Rage oldukça köklü bir grup, çok sık ürün vermesine rağmen belli bir standartın altına düşmemeyi biliyorlar. Üstelik yaptıkları power metal böyle mızmız efemine bir şey değil, adam gibi adamlar yahu. Günlük cinsiyetçi retoriği burada sonlandırayım yoksa Judas'ı da çok bir pek severiz. Rage'in de yabancısı değiliz, o kadar dinlemişliğimiz var. Bu albüm de melodik bestelerine istinaden ki kuuki canavar vokale rağmen, grubu bilenlerce el üstünde tutulur. Bazen vokal kükremesiyle de dikkat çekmekte. Zayıf yanları ise bazı parçaların birbirine benzer veya andırır melodileri tekrarlaması. Ve albümün uzunluğu. Bonuslarla birlikte  bir yılgınlık bünyede birikebiliyor. Albümü tek seferde bitirebilmeniz gerçekten zor. Forever gibi krem şantili bir parça içeren canavar gibi bir albüm aleyhine daha fazla bir şey söylemek istemiyorum.
8,0-/10

3 Mayıs 2026 Pazar

Arooj Aftab - Night Reign (2024)

 Pakistan'ın müzikal geleneğini batılı normlarda caz usulünde birleştiren ve kolay dinlenir ama ruha dokunur dinleti sunan bir çalışma. Sanatçının önceki albümü duygusal olarak beni bir ecnebi gibi etkilemedi, bu vesileyle ikinci bir şans vermiş bulunmaktayım. Anlıyorum, idrak edebiliyorum lakin hala benimseyemiyorum. Köklere daha yakın , o tarihi coşkuyu temsil edebilen Şahin Şah varken misal bu tarzı yüceltmek bu coğrafyaya yakın bir yerde konumlanmış olan bizler için ancak yabancılaşmanın tezahürü olabilir. Hele viski isimli bir parça da yer alınca bu sofistike hissiyat tümüyle yok oluyor. Ben Raat ki rani'i ayrı bir sevdim yalnız.

6,75-/10

Güven Erkin Erkal & Deniz Durukan - Türk Rock 2000

 Yerli rock piyasasının popüler manada zirveyi gördüğü günlerde Öküz dergisi içeriğiyle yıllık yayınlama serüveni 2 sene sürebilmiş. Zaten 2000 sonrasında da yavaş yavaş veya hızlanan adımlarla bayağılaşma sürecinin ardından löp diye bir çöküşe tanık olmuştuk. Albüm, demo yorumları yapan, röportajlara mikrofon tutan, konserleri, afişleri derleyen isimler Türk rock müziği ve çizgi roman arşivcisi-duayeni Güven Erkin Erkal ve sonradan edebiyat dünyasında adını duyuran Deniz Durukan. Özellikle Deniz'in öznel ve polemiklere kapı aralayan tarzı zaman zaman itici gelebiliyor. Bunun dışında arşiv namına iyi bir çalışma gibi duruyor. Yıllık değil de geçtiğimiz senelerde çıkış yakalamış yerli indie rock kabilinden yeni bir derleme toparlama çalışması iyi olmaz mı diye düşündürmedi değil, hanisinden.


2 Mayıs 2026 Cumartesi

Adamlar - Kahırlı Merdiven (2024)

 Her ne kadar bazı şarkıları çok duyulur konuma ulaşsa da bu albümün, dinlediğim kadarıyla grubun en zayıf çalışması olabilir. Yaratıcılık da insan hayatının bazı ve erken dönemlerinde zirve yapıyor. Netekim grubun dağılması öncesinde belki bir manası vardır, belki sebeplerden biridir. Niyetlenip de bir türlü konserlerine gidemediğim ve bu esnada dağılan ve yenilerde yeniden toparlanan ( ama yeni kadrosuna da bakmak lazım) grubun bu albümündeki Dalgalı, Duende, Kahırlı Merdiven gibi önceki dönemlerine göz kırpan şarkılara daha kolay alışmak mümkün. Lakin biraz da genizden okunan Kim Sevinir benim enbirçok hoşbeşlediğim şarkı oldu. Bestelerin kolaylaştığı, sığlaştığı bir ser olmakla birlikte genel piyasayı göz önünde bulundurursak popüler ana akıma girizgah da sayılabilir diğer yandan. Böylesi de iyidir, gereklidir kannımca.

7,50/10

29 Nisan 2026 Çarşamba

Suede - Coming Up (1996)

 Grubu aslında ben bu albümdeki şarkılarla tanımıştım. Yabancı müzik yayınlayan özel radyoların yeni açıldığı vakitlerdi. Müzikal dünyayı ülkece yeniden tanımlıyorduk. Daha da ilginç olan şey rock şarkıları da listelerdeydi, devri daim dinleyebiliyorduk. Bu albümde de yarı romantik yarı britpop rüzgarıyla saçlarını savuran Trash, Filmstar, Lazy, Beautiful Ones, Saturday Night gibi şarkıları teklilerden hatırlamak mümkün. She gibi bir şarkı ise nereden bilemem kulağımda yer etmiş. Tabi bunlar pozitif bir intiba olarak tarihte yerini alıyor. Eh, 10 şarkının altısının adını andıysak, demek ki grubun en sevilesi çalışması oluyor nezdimde. Ki çok da bana hitap eden bir grup olmadığı besbelli iken. 

PieS: Bu arkadaşların albüm kapakları niye hep böyle yafu?

7,25/10

28 Nisan 2026 Salı

Mory Kanté - N'Diarabi (1982)

 Sonradan Yeke Yeke ile dünyada ünlenen Gine'li şarkıcının ilk dönemlerine ait bu çalışma Mande halk müziği kalıpları ile belki de o zamanın dünya müziği diye tanımlanan popülerleşme ve hatta kimilerine göre kirlileşmenin öncesinde geleneksel tarafı ağır basan bir dinleti sunuyor. Enstrümanlar da bu şekilde. Ancak ritimin hikaye/ içerik lehine geride kaldığını duyabilmek de mümkün.

7,25+/10

26 Nisan 2026 Pazar

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 2 (Bölüm 3)

 En son 1985 yılında kalmıştık. Bu yıla ait diğer bir eseri Dişiboy. En başta Antiller, Nepal, Hindistan, Mısır, Meksika gibi egzotik ülkelerin ilhamıyla kadınlara ithafen yazılmış şiirler. Olmadığı kadar aydınlık ve ferah mısralar. İlginç bir eser olan Sayılarda ise ismi üzerinde sayılar etrafında şekilleniyor. Biraz çocuksu bir merakla sayılar oyuncak nesnesine dönüştürülmüş. 1986 yılında ise toplumsal içerikli Sanık Ayağa Kalk adlı eseri savaş ve barış ekseninde kaleme alınmış şiirleri içeriyor.

Aruz ölçüsüyle klasik şaire ithafen yazılan şiirlerden oluşan Şeyh Galib'e Çiçekler adıyla yayınlanmış kitabı beklenmedik, en azından benim için. Divan edebiyatı ve Şeyh Galib'e dini çerçevenin dışından bir bakış.


XVI 
Sandım seni gör-
düğüm geceydi 
Annem dedi doğ-
duğum geceymis 



XVII
Bir göldü ölüm
İnanmamışken 
Öldükleri gün 
 Yıkandılardı

XXII
 Yüklendi otuz 
 Deveyle Sultan 
Ben sevgime bir 
Böcekle gittim 

1986 yılında yine ilginç isimli bir çalışmaya imza atıyor, şair: Takma Yaşamalar Çağı. O günlerin gündemi organ nakli gibi bir olgunun çağrıştırdıkları nakledilmekte.


Türkçem Benim Ses Bayrağım, şairin dilimize olan bağlılığın göstergesi olarak öne çıkıyor. Hatta eserin ismi neredeyse deyim olarak bugün dilimize yerleşmiş durumda. 

İstiklal derken 
Yok olur bağımsızlığımız bizim 
Yok olur 
Hürriyet derken özgürlüğümüz

Yurdana isimli eseri , Erzurum'un Rus işgalinde kahramanlıklar gösteren Nene Hatun simgesi üzerinden aşina olduğumuz bir yurt savunması güzellemesi.

Biri 
Şehit olurken 
Ağzındaki soluk kocamandı ya 
Gök küçüçüktü

Uzaklarla Giyinmek (Sığmazlık Gerçeği) hacmiyle fasikül benzeri diğer yapıtlardan ayrılıyor.  1990 yılında yayınlanan eser tema olarak evren ve insan ayrılamazlığını temel alan bir manifesto hükmü taşıyor. Bunu geçmişte de işlediği evrenin azameti karşısında çocukluğun şaşkın bakışı yerine yaşını almış olgun birinin deneyiminin ölçütüyle yapıyor. Ölçüt derken okumada somutlanan yönelim biraz da kulaklarda mekanik bir yankı bırakıyor. Evrenin  önce ağacıyla, dağıyla, deniziyle doğa, sonra gezegenler, güneş ve yıldızlar üzerinden gökyüzü ile resmi çiziliyor. Sığamamak , dışarısı içerisi ile sığamamak, madde doğa insan birliğinin aşkınsal sorgulanması, bir sınır belirleme çalışması. Hümanist bir bakış açısıyla da bu sığamadığımız  evrene, ürettiklerimizle, yapıtlarımızla, sevgiyle izimizi bırakarak varolma çabası.  

Doğa dedikleri görüntü bunlar / Yaradılışın /  Bilinç altında oluştuğu 

Yalaz degirmileri bunlar / Evrendeki ortak solunum - birleşik yapı / Geçer gövdelerimiz / Birinden Öbürüne

Nereye baksa / Orda görünüyordu / Orda daha görünüyordu nereye bakmasa 


Doğa oluşumundan kalmadır ses 
Bundan ötürü  
Birbirini çagırmasıdır bireylerin 



Kavak 
Maydanoz 
Sonra bitkilerin hepsi 
Yeraltı uzantılarıyla birlikte
Yıldız mıldız 
Bulut mulut 
Sessel messel 
Milyonlarca milyarlarca yazılı yapıtlar 
Milyonuncu milyarıncı insan gövdeleriyle birlikte 
.
Tespihböceği 
Kartal 
Sinek belki sivrisinek 
Hayvanların hepsi 
Ağızları açlıktan kanamış 
Bütün çağlardaki yüzlerimiz 
Birbirine karışık soyları 
Bütün gecmiçleriyle gelecekleriyle birlikte
.
Hadi kalk 
Nereye gideceğiz biliyor musun 
Kocaman bir toplantıya 
Kendimizi arayacağız 
Orada Kendimizden 

***
Sevenim ya ben 
Ne ki yüreğim 
Yeryüzü yuvarlağına da 
Evren yuvarlağına da 
Sığmamış

***
Bilinçaltım aydınlanıyor 
Kırmızı mavi sarı yeşil mor eflatun ah 
Yineleniyor içimde milyarlarca yıllık görüntülerim 
Açık seçik beliriyor hepsi 
Anımsıyorum yavaşça 
Dudaklarımın hemen üstündeki ışık damlası bile 
Dudaklarım bile duymadan 
Bu eskhi görüntü diyorum 
Çok önceleri ta oralarda 
Oynamıştım ben bunu  

***
Nice mutlu olsanız da dolduramaz 
İçinizdeki özel boşluğu 
Sayısız gürültüleri yeryüzünün 


Kataklysm - Goliath (2023)

 Arada kaldığım ve alışana kadar da mesai harcadığım bir albüm oldu bu. Bastırılmış ve durağan bir prodüksiyon engel olarak dipdikildi karşıma. Grup burada klasik melodik death kulvarında at koşturmuş. Daha önceki dinlediğim işlerinden farklı yani. Albüm kapağı zaten çok etkileyici, dinle beni diyor. Diyor da memnun kalır mısınız bilmem. Normal, bir şey katmadan bestelenmiş parçalar. Yapımda zorlandığımdan bahsetmiştim. Bazı dur kalk ve melodiler iyi. Ancak albümü asıl ayakta tutan bateri performansı. 

7,0-/10

25 Nisan 2026 Cumartesi

Goethe - Genç Werther'in Acıları

 1774 yılında alalede bir roman değil, mektuplar ve bulunmuş notlardan yazarın derlemesi şeklinde post-modern bir teknikte yazılan bir roman kaleme almış, Goethe. Şu tarihi alın ve bizim coğrafyamıza taşıyın, idrak edilmesi zor. Aradaki teknik değil mentalite farkı bir uçurum, neyse ki gittikçe azalıyor. Avrupalılar, bizim onlara yaklaşmamızdan daha büyük bir hızla bize koşarak geriliyor. Metin genç bir asilzadenin arkadaşına yazdığı mektuplarda, evli bir genç kıza beslediği umutsuzca aşkın bahsinden inşa edilmiş. Romantizmin zirve yaptığı o yıllara uygun olarak bu kara sevda, elbette iyi sonuçlanmayacaktır. Kürk Mantolu Madonna'da da somutlanan bu karamsar ve acınası zayıf romantizmin pek hayranı olduğumu söyleyemem. Realist yanım ağır basıyor. Yine de artık nihai son yaklaşıyorken bir heyecanlandığımı, sayfaları ardı ardına çevirdiğimi itiraf etmeliyim.

Black Uhuru - Sinsemilla (1980)

Reggae müziğini dinlerken beni sakinleştirdiği ve kafamı rahatlattığı için dub ritimlerini pek bi sevmekteyim. Belki de erken dönem işi olan bu türde eser veren arkadaşların Rastafaryan ruhaniliği ve tabi bolca duman eşliğinde, maksatları dahilindedir. Dolayısıyla bu albüm de farklı değil. Grubun ismine ve şarkılarına bakınca rahatlatıp uyuşturmanın aksine muhalif bir tavra bağlı olarak  aktivizme teşvik ettikleri görülüyor. Neyse ki güzel ülkemizde böyle şeyler söylemiyorlar. Klasiklerden yani ne diyek..

8,50--/10

23 Nisan 2026 Perşembe

Thy Catafalque - XII: A gyönyörű álmok ezután jönnek (2024)

 Önceki albüme kıyasla sertlik derekesinde bir  adım geri atmışlar ki, diskografileri de benzer bir örüntü izler ve üstelik önceki kayıtta death metale dokunmuşken ne bekleyebiliriz ki? ve türler yelpazesini daha da genişletmişler. Sert ve ritmik şarkı da var, elektronik kozmik dokunuşlar da var, Macar türküleri de var, gotik koro da, ful hatun vokalli soft parçalar da. İddialı bir albüm ki prodüksiyondan bile bunu duymak mümkün. Bütün heybeyi boşaltmış, hünerlerini, sentezlerini göstermeye çalışıyor gibi. Bana biraz bu albümle artık daha da büyümen lazım diye dışarıdan bir yönlendirme almış gibi geldi. Tabi bu profesyonel müdahale herkesin hoşuna gitmiş, ben hariç. Biraz yontulmamış şeyleri seven biri olarak sadece kafamda soru işaretleri var. Ancak bu da bu albümü ilk kez dinleyecekler için hakikaten de diskografisinde öne çıkarıyor. Çünkü daha önce yaptıklarını standardize ve rafine bir şekilde tekrar sunmuşlar gibisine.

7,75/10 

21 Nisan 2026 Salı

The Gathering - Disclosure (2012)

 Dengesiz bir albüm bu, çirkin kapağıyla beraber. Anneke sonrası dönemin ikinci kaydı ki, evveli The West Pole'u dinlediğim için yabancısı değilim. Vokal Anneke'yi andırıyor, bazı şarkılarda da katkısı var, az lakin. Genelde de vokal ne zaman devreye girse bir sıkıntı basıyor, sığ demek ki. Düzenlemedeki güzel katkıları da geriye çekiyor. Bu albümün bir progresif damarı var, dinledikçe güzelleşiyor dediler. Çok dinledim, dinlemesine de öyle patlangaç parlamalara felan tanık olmadım. İlk kötü intibayı kırabildim yalnızca. Önceki albüme göre gitarın tekrar vurgulandığını duyabiliyoruz. Bu demek değil ki elektronika, yaylılar, trompet ihmal edilmiş. Meltdown 90'ları hatırlatan hoş bir parça. Heroes for Ghost'un, I Can See Four Miles'ın inşası da güzel. Eski vakitlerin post-rock çalışmalarını hatırlatıyor. Aslında düzenlemeler açısından hayli sağlam adımlar atılmış. 

7,0-/10

19 Nisan 2026 Pazar

Hasan Oğuz - Bir Sevdanın Arka Yüzü / Eray Yılmaz - Veli Yılmaz (1950-1993): Devrimci Gazeteci

 Hasan Oğuz, TDKP'nin sönümlenmesinin birebir tanığı olarak tepkilerini anı-roman türünde dile getirmiş bir yazar. Bu kitap öncesinde de Marksizm ekseninde pek çok araştırma eserine de imza atmış. Roman için tekniğin yeterli geldiğini söylemek mümkün değil. Zaten edebiyat yapma gibi bir gayesinin olmadığı da açık. Otosansür ve maskeleme yöntemlerine başvursa da burada sert bir şekilde eleştirilen şey TDKP'nin kendi içinde çökmesi ve legal bir harekete evrilmesi ve bu süreç hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. 1987 kongresine delege olarak katıldığında  merkezi organda tasfiyecilerin tasfiye edildiği, kimin ne karar aldığı belli olmayan bir sürece tanıklığı ardından o da partisinden kovulur ve kongreye geldiği Almanya'da ilişkileri kesilip kendi başına terk edilir. Politik hayatı memur hareketi ve Emeğin Bayrağı çevresiyle devam ettiran yazarın Enver Hoca gibi stalinist figürleri hala benimsediği anlaşılıyor.

Aynı hareketin merkezi komitesine yükselmiş ve neredeyse tek başına Halkın Kurtuluşu gazetesini var etmiş Veli Yılmaz'ın hayatı yeğeni tarafından kaleme alınmış. Profesyonel ve akademik duruşun duygusal popülizm ile dengesi yakalanmış. Arka planda ise solun tarihine yer verilmesi atlanmamış. Şebinkarahisar'daki lisede Atsız hareketinin gücü ve onlarla mücadele ilginç bir detay. Eklektik, tutarsız ve faydacı politikalarına rağmen oldukça kitleselleşen TDKP'nin kuramı, bibliyografisi, polemikleri de derine girmeden ama yaygın bir şekilde ele alınmış. Kendi gibi gazeteci olan eşi Neyyire Özkan ile aşkı 11 senelik hapis hayatında burada da örneklerine yer verilen mektuplarla sürmüş. Devrimci gazeteciliğe karşı hukuksuzluğu öne çıkarmak için çok sayıda kitap yazarak mücadelesine devam etmekle birlikte örgütlü siyasal hayattan kopmuş Veli Yılmaz. Bu kitapta da eserleri hakkında özet anlatımlar unutulmamış. Salıverildikten kısa bir süre sonra hayatını kaybeden Yılmaz'ın ve ailesinin çok sayıda fotoğrafına, dergi gazete küpürlerine de yer verilerek titiz bir çalışmanın timsali olmuş bu eser.

18 Nisan 2026 Cumartesi

Ludwig van Beethoven - Symphonie no. 3»Eroica«; Ouvertüre »Egmont« (1986 - Karajan)

 İlk romantik senfoni sıfatıyla tanımlansa da dramatik klasik ekol hala belirgin ve hala ünlü bestecinin patentli sesi yanılanıyor bestede. Kaydın açılışı da dramatik atakların yanısıra gürültüsü ve temposuyla dinleyiciyi karşılıyor. İkinci bölüm cenaze işleri ile simgeleştirildiğinden dramasını ve çelişkili yönlerini kaybetmeden bir görece durulma sergiliyor. Takip eden bölümde bahar, umut, yeniden doğuş gibi hissiyatları deneyimlemek mümkün. Son bölümde ise bugün dahi askeri bandolarda çalınan kahramanlık türkülerinin sesini duyabiliyoruz. Bu hareketlerin de kendi içinde bölümlere sahip olması biçimsel olarak eklemlenmiş bir yapı arz ediyor. Böylece zamanla yıpranmayan, güçlü ve ebedi bir duruş yakalanma imkanı bulunmuş. Eroica olarak da bilinen ve kahramanlık, destan gibi temalarda somutlanan 3 nolu senfoniden arta kalan sürede Egmont üvertürüne yer verilmiş. Egmont kontunu konu alan bir Goethe piyesinin girizgahı için yine Beethoven tarafından bestelnemiş. İşgale karşı direnirken şehit olan bir kahramanın hikayesi melodilere döküldüğünde elbette Eroica'nın çok uzağına düşmeyecektir. Kronolojik olarak da zaten bu senfoninin 5-6 sene sonrasına tekabül etmektedir.

8,25/10

V.A. - Gummo (1997, Soundtrack)

 Black, death, endüstriyel ve sludge metal besteleriyle dolu olması bu film müziği kaydı orijinal yapan tek şey değil. Hatta evet nadide ama çok ayrı bir şey de katmıyor. Filmin kendisi de bu kaydı kalkındıran önemli bir etmen. O yüzden önce bu arıza, dürüst, çirkin filmi izliyorsunuz, 1 hafta ardından da müziklerini dinliyorsunuz. Ardından kedikedikedi çağırdığımız elektronik şarkıda, filmden alıntı Cockadoodledoo'da ve Jesus Loves Me'de travmatik deneyim yaşıyorsunuz. Bu kaotik birleşim Bach bestesi Mischa Maisky yorumu viyolonsel suit'e bel bağladığında siz de bağlanacaksınız. Film ile bağlantılı dinlediğim için değerlendirmem bir miktar olması gerekenden fazla olumlu intiba barındırmaktadır.

8,0-/10

15 Nisan 2026 Çarşamba

Erkin Koray - Erkin Koray 2 (1976, Comp)

 Erkin Baba'nın gerçekten de bir rock babası olup olmadığını ben bile kendi içimde kendimi kendimle tartışıyor buluyorum. En büyük hitleri Mısır, Hint ve Anadolu ezgilerinden besleniyor, bazıları bayağı bayağı aşırma. Yine de kendimize, bize özgü bir ses yaratmasında saklı başarısı. Bu şarkılar, bu şarkıların çağrışımları, ofları oyları hep bizim bir parçamız olmuş. Bir yandan da rockçı olmak bir hal tavır duruş ise ondan büyüğü pek az. Bitmez bu tartışma, o yüzden yapılanlara bakmak lazım. Şu ikonik albüm kapağı gibi nadide bir şeyler var burada. En iyi şarkıları içerir plakların derlemesi. O zamanlar standart bu şekildeymiş. Şu şarkıların orijinal ve bozulmamış versiyonları hala dimdik ayakta, ne gereği var tekrar yorumlamanın: Şaşkın, Eyvah, Fesüphanallah, Sevince, Estarabim, Arap Saçı, Hayat Bir Teselli, Komşu Kızı, Gönül Salıncağı, Tımbıllı.  Belki bir iki parça tanıdık gelmeyecektir ki onların da az kalır yanı yok diğer hitlerden. 

9,50/10

12 Nisan 2026 Pazar

Dance With the Dead - Out of Body (2013)

 Korku filmleri ve video oyunlarından ilhamla 2010'larda böyle değişik bir synth pop akımı doğuvermişti. Bu dalga biraz durulsa da devam ediyor. Bu türün önde gelen isimlerinden güzel yurdumuza konsere de gelecek olan Perturbator'u halihazırda dinlemiştim. Ayrıca bu türün metalci alıcısı da var zira bazı grupların beste tarzında ve elektro gitar dahlinde yabancısı olmadıkları görülebiliyor. Dance with the Dead de köklü gruplardan, yedi uzunçalar çıkarmışlar bile. İşbu albüm ise debüğleri oluyor. Sıfatlandıkları korku temasını ben pek alamadım. Synth ve beat enerjisi güp güp birbirini kovalıyor. Melodiler klişe ama özümsemeye yardımcı. Bundan kelli olsa gerek basit bulup sevmeyen de var grubu. Ama bu demek oluyor ki, yeni yeni bu türe merak salacaklara tavsiye edilebilitesi hayli yüksek. Söz, vokal yok zaten. Bazen synthler böyle 80-90'lardaki heyecanlı haber jeneriklerini andırıyor. Bu kadar.

7,25+/10

11 Nisan 2026 Cumartesi

The Pineapple Thief - 137 (2002)

 Önceki albümün sivrilikleri törpülenmiş lakin kendi seslerini bulma arayışı devam ediyor. Coldplay, Radiohead ve trip hop atmosferini çağrıştıran bir elektronik müzik akla takılıyor. Progresif temalar belirginleşmeye başlamış. Diğer yandan atmosfer soyut çizgide, isterim ki gitarın teli tıngırdasın, vokal dişe dokunsun. Melankoli yüklü tarzda melodileri izlemek mümkün. Amma ne kadar yüreğiniz etkilenir, bilemem. 90 sonu 2000 başı periyodun standart bir soundu ve bugün biraz zamanın gerisinde kalmış hissi verebiliyor. Bir kaç yerde utanmasam new age diyeceğim denemeler rock sesine entegre edilmiş. Bütün bu tarife rağmen 70 dakika süresinde çok kez sıkılacağınız anlar olacak. 

6,50+/10

9 Nisan 2026 Perşembe

Vüs'at O. Bener - Bay Muannit Sahtegi'nin Notları

Mevzu, bu retrospektif günlüğün (1984 yılında 1979 yılına ait anıları yazıyor diye anladım ama bahis Vüs'at O. Bener ise hep bir çekince ile yorum getirmek lazım) otobiyografik mi kurgu mu olduğu değil, ne kadar oranlarda bu kavramlardan beslendiği? Yaşlı bir adamın eşiyle dostuyla yaşadıklarını yemesiyle, içmesiyle, emekliliğin  para sıkıntısıyla, bodrum katını lağım basmasıyla bu kadar normallik de kurgu olamaz dedirten ayarda sayfalara yansıtması ve biçim olarak da yazarın artık aşinası olduğumuz kendisine özgü dili vasıtasıyla bunu yapıyor olması.. 

8 Nisan 2026 Çarşamba

Enslaved - Monumension (2001)

 Dali'msi bir kapak enteresan bir işi muştuluyor. O kadar ki grubun zayıf albümlerinden addedilmekte. Kırık bir black metal albümü bu, cam kırıkları ile dolu. Gitar soundu olması gerekenden bir tık fazla çakaçoko. Bazı şarkılar tekrarlarda boğuluyor. Ama progresif dokunuş parçalarda ilginç noktaları boyayabiliyor. Gürültü namına gürültü sesleri...70'lerin prog atmosferi de işin içine girince kimi bazı yerlerde , başka ne eksik kalır dediğimiz anlarda saf folk viking parçası devreye giriyor. Kafamız albüm kadar karışık.

The Voices, Hollow Inside, Sigmundskvadet

6,75/10

7 Nisan 2026 Salı

Miles Davis & John Coltrane - Live in Stockholm 1960 (1985)

 Caz ile ikircikli halim cazın zirve yaptığı döneme tekabül ediyor daha çok. Miles Davis ve John Coltrane gibi 2 duayen sanatçının en gözde olduğu dönemdeki rastlantısal ve emprovise tarza yakın şarkılar işte tam da içselleştiremediğim şeyin tanımı olsa gerek. Defalarca bu kaydı dinledim, iyi güzel kök besteler. Ama benim içimdeki tembel miskin adamı dans ettiremediler.

6,50-/10


6 Nisan 2026 Pazartesi

Laura Marling - Patterns in Repeat (2024)

 Bir kaç yerde popülist hareketlere teslim olmasıyla samimi, yavaş tempo, dinlendirici havayı bozuyor. Başlangıç şarkısındaki melodi ya da ismini söylemek istemediğim diğer bir şarkıdaki lalalalar bu olumsuzluğun en belirgin halleri. Heyhat tam da bu anlar başkalarının favori anları. Ben ise The Shadows gibi daha dramatik parçaları seviyorum. Nihayetinde sıkıcı ve sakin ozan folk müziğini yeri geliyor sesinin tınısıyla yeri geliyor keman , piyano vb. enstrümanlarla ama hepsi ayrı ayrı birbirini boğmayacak ve soundu karmaşık etmeyecek seviyede renklendirerek ilginç hale getirmeyi başarıyor. Bu haliyle de bu türe kulak vermek isteyenleri kaçırmayacak tam da bir tersine ısındıracak bir girizgah albümü. Ve sanatçımız da hakeza öyle.

7,50+/10

5 Nisan 2026 Pazar

Kampfar - Kvass (2006)

 Kampfar'ı dinledikçe daha da fazla seviyorum sanki. Paganist folk riflerini kirli black metal soundu ile enerjik bir şekilde harmanlayabildikleri, hem albüm kapağındaki gibi soğuk ve duygusuz hem de epik bir karakteri inşa edebildikleri bir albüm bu. Sadece beste ve düzenleme değil tonlamalar ve vokal de bütüne katkıda bulunan iyi unsurlar. 7 yıllık arayı iyi değerlendirdikleri duyulabiliyor. Orijinal, dissonant, melez bir şeyler arayan hele o yana gitsin. Bu yanda bol tekrar, melodi, viking ruhu var. 

8,25+/10