28 Ağustos 2026 Cuma

Asunta - Landscapes (1996)

Atsiklet süren uzaylı kraliyet alayından bir parça nakşedilmiş kaset kapağına. Müzikal anlamda da Polonyalılar (Lehlehlehler) her zaman şaşırtıcı işler sergilemekte mahirler. Kıyametin ülkemizde de, dünyada da ufaktan yaşandığı bu günlere dark jazz hatta burada etno dark jazz eşlik edecekse oh ne ala. Ambiyans ve biraz da dronesq bir ses duvarı üzerine duraksız klarnet solosu. Diye bir cümlede izah edebiliriz. Alttan alttan Slavik etkiler de var gibi. 1 saati aşan hayli de uzun süresinde parçaların ki adları da numaradan ibaret sadece, ayırt edilemez şekilde birbirine benzemesi albümün zayıf tarafı. Aslında albüm birbirine yakın farklı dallara da dokunuyor, new age misal. Değişik bir şey, keşke yarıya düşseydi anlamı katlanırdı.

7,0+/10

27 Ağustos 2026 Perşembe

The Offspring - Ixnay on the Hombre (1997)

 Smash gibi belki de fazlasıyla ciddi aldığım kalbimde özel bir yer edinmiş bir albümün devamında herhangi bir kaydın onun yerini alabileceğini düşünememiştim bile ve dinlemeye hiç teşebbüs etmemiştim. Albümün çıkış parçaları All I Want yada Gone Away gibi ağır toplar bile sound açısından bir tekrar gibiydi. Bir de sonradan pretty fly gibi saçma sapan hicvi bir şarkıya bağlanacak tarzın başlangıç emareleri de yok değil. Yani mutlu bir hava mı desek yer yer özellikle ikinci yarıda, hiç yakışmamış. Gene de dinledikçe bir güzelleştiğini söylemek mümkün. Eski günler düşmüyor mu akla bir de... Leave It Behind gitar tonu şukelalala...

7,75--/10

25 Ağustos 2026 Salı

Tankard - Zombie Attack (1986)

 Gayriciddi bir thrash kaydı denince bunun çalgıları çalmaya, söyleyişe ve bestelere de yansıyacağını düşünebilirsiniz, düşündüm. No no no, pek bir ritmik, temposu dörtnal ve icra çalışlar sıpsıkı.Herhal şakalaşmalar sözlerde saklı olsa gerenk. Tarz itibariyle Motörheadimsi, Metallica'nın ilk albümündeki gibim bir duruş bir tavır sergiledikleri de göz önünde bulundurulmalı. Bir de yeniden efendilendirilmiş bir kayıt mıdır dinlediğim bilmem ama çok berrak pek güzel sesler. Albüm kapağındaki resim de oldukça kült diyebiliriz. Sorun ise bestelerin hep aynı formülü izlemesinden kaynaklı. 

7,25/10

23 Ağustos 2026 Pazar

Sarcófago - Rotting (1989)

 Black thrash atağı daha temiz bir sound ile ve daha derli toplu akılda fikirde birlik halinde devam ediyor. Vokal en azından eski seviyesindeki kadar itici değil. Tarz benzer, burada da doomy diyebileceğimiz ağır tempolu şarkılar bulunuyor. Bazen iyi, bazen vasat. Aslında thrash üst başlığı atlında çok fazla alt türlere dokunuyorlar, bu da dağınıklık yaratıyor. Zorlasalar da bağlamdan kopmadıklarını duyabiliyoruz. Her şeyi kıyasla daha iyi dedik ama ilk albümün sarsıcı bir şok etkisi, yaramaz, elle ttutulamaz asi isyankar bir tarafı vardı. Burada tam da işte o azalmış.

7,0/10


22 Ağustos 2026 Cumartesi

Rage - Unity (2002)

Ama hocam, ben Rage'e çalıştıydım, Exumer hani sınavda yoktu? Müfredatta yok yani, hiç yok. Neyse diyelim, Rage senfoni ile haşır neşir olduğu sallantılı dönemi bu albüm ve arkasından Soundchaser ile somutlanan bir yükselişle kapatıyor. Therion benzeri pek de beğenilen bir şarkı ile senfoniden kopmadıklarını belli ediyorlar. İşlenmemiş ham, amatör, sert bir tarza geri döndükleri de yok. Hala neredeyse pop-metal diyeceğimiz pelesenk melodilere imza atıyorlar. Sadece daha derli toplular, prodüksiyonları ve düzenlemeleri kaliteli. Benim kulakcağızıma ise biraz fazla steril ve temiz geldi. Amatörce kabasabasakallığı tercih ederim doğrusu.

7,50+/10

Kaç Canım Kalmış - x3 (2014)

 İndie rock furyasında adı daha çok sanal dünyada kalakalan grubun ya da çoğu zaman gerçek kişi müzisyenin ilk çalışması, hayatın sıradanlığından beslenen gözlemleri ve yaşanmışlıkları eğlenceli (kara mizahi desek) bir dille samimiyetle aktardığı bestelere ev sahipliği yapıyor. Çalgı çengi olarak da yalın ve sade bir kayıt ile karşı karşıyayız. Sound olarak da kimi zaman beynimizin içini yansıtır şekilde bir deli saçması karnaval tınıları duyuyoruz. Ben şahsen biraz daha demir leblebi bir ses duymayı tercih ederdim. Grup istikrarını sağlayamamış, 2018'deki albümünden sonraki uzun süren sessizliğini geçen seneden itibaren yine dijital mecralarda bozmaya başlamışlar.

Sizin adınıza da ben utanacak değilim, azcık da siz utanın, ne bileyim

6,75/10


20 Ağustos 2026 Perşembe

Genesis - Nursery Cryme (1971)

 Çok iyi açılıyor bu albüm, duygusal yönü ağır basıyor. İngiliz folklorü hala hissediliyor ve lakin artık progresif denizlerde daha emin yüzüyorlar. Vokal performansı çatapat. Bu albümle davulun başına Phil Collins geçiyor. Bazı bazı mikrofonda da. Flütten de vazgeçemiyorlar. Harmoni tarafı zengin. Tempo çeşitlilik gösteriyor. O dönem prog rock çalışmalarının şahsen abartıldığını düşünmekle beraber bu kayıt daha anlaşılır ve keyif alınır bir profil çiziyor.

7,50++/10

18 Ağustos 2026 Salı

J.S. Bach - French Suites, BWV 812-817; Overture in French Style, BWV 831 (Glenn Gould, 1995)

 Bach dinlerken keyifle dinlediğim ama bir türlü içine girip terennüm edemediğim bir besteci. Gould ise org yerine modern piyanoya uyarlayarak Bach'ı yorumlamış ve bununla ünlenmiş diğer bir devasa isim. Doğal olarak müzisyenliği sorgulanamayan birisi. Bize de uslu uslu dinlemek düşüyor görev olarak. Usul usul giden bir nehri izler gibi.

7,50/10

17 Ağustos 2026 Pazartesi

Italo Calvino - İkiye Bölünen Vikont

 Türklerle savaşırken bir top güllesi yarası ile sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılan ve kişiliği de tam zıt olarak kötü ve iyi karakterlere bölünen bir asilzadenin hikayesi nasıl oluyor da çocuklara hitap edebiliyor, çocuklara yönelik bir kitap evinden basılabiliyor? Hem de onca cinayet ve teşebbüs içerirken, bilemedim. Yazar sırf eğlence amaçlı yazdığını belirtmiş. Her ne kadar masalsı bir atmosferde bir çocuğun bakış açısına uygun olsa da dağınık ve biraz da amaçsız (iyilik ve kötülük gibi bir kavram eğlenceye düşkün gayriahlaki cüzzamlı topluluğu ve tam tersine aşırı ahlakçı ama düsturunu kaybetmiş Kalvinci cemaat üzerinden tartışılmakla beraber) anlatım yazarın erken dönemine işaret ediyor. İlgili baskıda çocuk çizimlerine benzeyen ilüstrasyonlar yer almakta. Bir Varolmayan Şövalye değil.

16 Ağustos 2026 Pazar

Aby Ngana Diop - Liital (1994)

Senegal rave party! Hipnotik Afrika dans ritimleri üzerine loopa alınmış Kibariye'nin annesi şefkatinde hiphopa yakın hızda vokal vörsler. Devreye giren koro ile birlikte bir dans faaliyetine mi başlamalısınız yoksa bir koşuya mı veya bir ritüel de olabilir, ya da elde mızraklar bir baskına mı katılıyoruz. Hepsi diyelim. Çarpıntısı olanların uzak durması tavsiye edilir.

Bir nefeslenmem lazım.

8,0-/10

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Surgeon - Force + Form (1999)

Matematiksel hesaplı kitaplı işleriyle tekno dünyasında alt bir sahnede ün kazanmış bir albüm bu. Ritimler bol boluna tekrarlansa da ki kimi zaman  tribale de dokunmuyor değil, kulağa ilginç gelecek bölümlemeler, sesler, ışıklı efektler ile  dinleme bir maceraya dönüşebiliyor. Rpm de durmuyor, hızlı temposu ile birlikte enerjisi de yüksek seviyede. Ait oldukları sahne soğuk ve mekanik gibi sıfatlarla tanımlansa da benim hoşum gitti. Gençliğimde robot derlerdi zaten bana, ondandır. İsimin ifade ettiği gibi neşteri iyi sallıyorlar, ee dj setlerine doğru.

7,0+/10


14 Ağustos 2026 Cuma

Alpagut Gültekin (ed) - Vüs'at O. Bener: Bir Tuhaf Yalvaç

 Oğuz Atay'ın bir eserindeki selamlaşmayı ad olarak seçen Norgunk yayınevi, yazarın arkadaşlarından aykırı yazar Vüsat O. Bener için saygı kitabının yayımlanmasına aracılık etmiş. Modernist pessimizmin, ironizmin, kelimelere obsesif tutkunun ismi yazar hakkında başta dergilerde olmak üzere yapıtları ekseninde yayınlanmış makaleler, yazarla yapılan söyleşiler ve bizzatihi yazarın kaleminden çıkan kendi hayatına dair mizahi notlar derlemede yer bulmuş. Fotoğraflar ve eserler/bibliyografi ile sonlanıyor sayfalar. Eserlerini seven sıkı okur için tamamlayıcı bir eser olarak öne çıkıyor.

12 Ağustos 2026 Çarşamba

Destruction - Release From Agony (1987)

 Thrash metale teknik aşılayan bir kayıt. Albüm bir intro ile açılıyor bir kere, kısa da olsa. Akustik gitar ve hatta doomy atmosfere sahip bir şarkı bilem var. Hem agresif hem de pat pat ölçü birimi değiştiriyor. Yani böyle bir afallamamak elde değil ilk elden. Kayıt kalitesi ise kötü, neden eski bir versiyonu dinlediğimi de bilmiyorum ama davul sesinin baskın geldiğini ve beyin perçinlediğini söyleyebilirim, gitar soloları akıştan ayrık lakin genelde gitar sesi perdelenmiş gibi. Gereğinde ciyaklayan gereğinde sertleşen vokale alışmak pek mümkün değil. Bayağı bayağı müptela thrashçiler için diyebilirik sanırım bu albüm için.  Fikri ve cismi anlamda ise güzel şeyler var. Biraz da yüksek seste dinlemek lazım.

7,0+/10

11 Ağustos 2026 Salı

Godspeed You! Black Emperor - "No Title as of 13 February 2024 28,340 Dead" (2024)

 Post rock'tan yabancılayacak kadar uzak kalmışım. Şu an bu albümden neden beklediğim kadar etkilenmediğimin cevabı bu olabilir. Veya olmayabilir de. Bir kere hangi müslüman grup, bir hristiyan köktendinci cemaatin soykırımı için ağıt yakabilir? Böyle bir ahlak, böyle bir medeniyet yok galiba. Bu anarşik ateistler hariç. Politik olarak takdir edilesi bir çaba içinde ses vermek, tarafını belli etmek bugün empoze edilen sinmiş karakter inşasını hedefleyen büyük resmin inadına inanılmaz mühim. Müzik tarihinde yerini aldılar. Bu bir yana, kulağıma geleni değerlendirmek zorundayım. Niyet ettiği bağlam ile işitsel bağını şahsen kurmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim. Kurabilenler için ise can yakıcı bir deneyim sunduğunu tahmin edebiliyorum. Belki de yazın bu kadar iç karartıcı bir yayını dinlemenin zorluğudur. Aynı yaz ise ölmek çok kolaydır.

7,50++/10

10 Ağustos 2026 Pazartesi

RETRO: Satyricon - Volcano (2002)

 Gençken dinlediğim ve garipsediğim bu jilet kaydı tertemiz kayda geri döndüğümde ederinin arttığını görüyorum. Punkımsı metale eğilerekten gayet agresif bir tutumu taçlandırıyorlar. Farklı yerde durmamasına rağmen devam albümünden de bir kaç gömlek üstün, bence. Özellikle içerdiği bazı parçalar konserlerde nasıl yankılanır, merak celpedici askere çağırıcı. Possessed, Fuel for Hatred, Repined Bastard Nation, Angstridden gibi. Ufaktan ufaktan endüstriyel bir avangarde akıma da selam çaktıkları göz ardı ediliyor. Tabi herkese göre değil. Ama bana göre imiş.

7,75/10

6 Ağustos 2026 Perşembe

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 3 (Bölüm 1)

 Bu son cilt şairin 1998 ile vefatına kadar olan dönemindeki şiirleri kapsıyor. Şairin üretkenliğinde bir azalma olmadığı görülüyor, görme yetisini zaman içinde kaybetmesine rağmen. Bu derleme içindeki ilk kitap O'1923 adını taşımakta. Yabancısı olmadığımız doğal simgeler ve sevgi teması cumhuriyetin 75. yılına gönderme içeren kitabın ana izlekleri olarak karşımıza çıkıyor.


Sallanır bütün ağaçlarda ses 

Boyut olarak ince bir yer kaplayan bu eseri Tapınağa Asılmış Gövdeler takip eder. Suçluluk, suçlu hissettirilmek ve hissetmek, asılmak fiili, Mevlana imgeleri üzerinde şekillenir burada şiirler.


Ürke ürke indi güvercin 
Asılmışın dinelme sevinci taşıyan omuzuna 

Solu oyle sızılıydı ki 
Kondu sağ omuzuna 

Öylesine uzundu değmek üzereydi 
Son soluğu omuzuna 

Dağlar eski asılmışlara benzer sevindi güvercin 
Başları düşmemiş omuzuna 

***
Yaşlı adamlar bilir en cok 
Uyandırdığını anıların gece yanlarında bizi 
***
Peki neden birbirine değdi mi 
Birbirini bağışlar binlerce elimiz 


Gobistan isimli eseri Gobi çöllerindeki ilkel insanın iziyle açılıyor, Puşkin ile somutlanan Rusya'ya, Amazon ormanlarına, Berlin'e götürüyor okuyucusunu. Coğrafya kendisi bir terim olarak misafir  edilmiş. Seviştilerken diğer bir geç dönem eseridir şairin. İsmin işaret ettiği gibi sevgi ve aşktır işlenen. Şair ardı ardına eser vermeye devam eder çok kısa bir süre zarfında. 1999 yılında Kaçaklar isimli eser de bunlardan biridir. Aynı sene sevgiyi büyüten dörtlüklerle örülü Çiçek Seli yayınlanır. Bir bölümünde kilise atmosferinden ilhamla yazılmış dörtlüklere yer verilmiştir. Yokedilen Çokuluslu Olmak, dağıtılmış Yugoslavya'ya yakılan bir ağıt olarak kaleme alınmış. 
Hayli hacimli İmin Yürüyüşü (Biçimlerle Soyunmak) ile şair yüzünü şiirin kendisine döner. İm, imge, imgelem aracılığıyla madde ve varlık ilişkisi irdelenir.

Nar ağacı anlar hemen / Kıpkırmızı kesilir işte / Bu çiçekler / Seni öptüklerimden biri 


Anlattığım bir masal 
Ya boncuk 
Ya uçurtmadır 
Parmaklarımız çocukların ellerinde 
***
Ne güzel
İnsan, doğanın en büyük imgelemi

2000 tarihli Ötekinde Olmak fablları hatırlatan hayvanlarla ilgili şiirleri derlemiştir.

Nova Norda - Üzgünüm (2024, EP)

 Mahlası yeni kuzey manasına gelen sanatçının ismi çok bi karşıma çıkmasına rağmen, hiç dinlememiştim bilinçle, belki orda bur'da çalınmıştır söylediği ezgiler bilemem zira kesin konuşmayı sevmediğim bilinir mi bilmem bir şerh düşerim bu kısa kayda ise şerhlerim az olur ki albümün kısa kalmasıdır sorunu bir de ilk parça biraz durul duruldur (virgül) çok iyi çok tarz bir synth popun türküye şubesiymiş bir de gitar girmiyor mu arada bi sevvdim.

7,50-/10

4 Ağustos 2026 Salı

Accept - Restless and Wild (1982)

 Grubu tanıtmaya ne kadar gerek var bilemedim, aynı benzetmelerle tarifi tekrar etmek mümkün:AC/DC+Judas. Bu albüm dönemin pek çok eseri gibi 3-4 iyi hit, bir iki fena değil ve yine 3-5 filer dediğimiz dandun danadanakan parçadan oluşuyor. O yüzden arka arkaya albüm çıkartabiliyordu bu isimler. Hitler de öyle hit ki metalciler illa ki duymuş dinlemiş bir kısmımız da eskitmiştir. Yine de böyle naftalin kokulu 80'ler havasını ve heyecanını teneffüs edebilmek için güzel bir fırsat. Restless and Wild, Princes of the Dawn, Neon Nights, açık ara yarışı önde bitiren parçalar.

7,75/10

2 Ağustos 2026 Pazar

Sarcófago - I.N.R.I. (1987)

 Yıl 1987! Brezilya'dan thrash metal taban üzerinden yükselip ilk black metal hücum dalgasına olabildiğince agresif bir katılım. Tekrar etmek gerekirse yıl 1987. O zamanlar adlandırmalara kafayı taktıklarını düşünmüyorum. Oldukça amatör ve bu sayede özellikli bu ruhu death/thrash bir vokal çağırıyor. Orijinalliği sorgulamamak lazım, Bathory, Sodom, Kreator da ilk vakitler böyleydi. Ama bunlar Brezilya'dan. Albümde Nightmare, The Last Slaughter gibi bazı parçalar öne çıkıyor. Ama bu kayda parça bazlı yaklaşmak hatalı olacaktır. Kirli, iğrenç, toplumsal değerlere saygısız, tükaka bir deneyime bütüncül bakmak lazım.

7,75/10

31 Temmuz 2026 Cuma

Stanislaw Lem - Gelecekbilim Kongresi

Sinemaya'da uyarlanan ünlü Solaris'i kaleme alan bir yazarın bu tarz bir roman yazabileceğini tahmin edememişim. Bu da bilim kurgu, ama hiciv ve mizah ekseninde ilerliyor. Artık gülemez olduk, tam tersine komik bir şeylere rastladığımda felan, ne gereği var der durumdayım. Bilim kurgu sektöründe de mizaha bulaşanlar arasında öne çıkan isim olarak Douglas Adams var, fantastik kurguda da hiç okumadığım Terry Prachett aklıma geliyor. 

Gelecekte bir Latin ülkesinde Hilton otelinde gelecekbilim kongresi toplanır. İsyanlar neticesinde diktatörlük hem oteli bombalar hem de tüm şehre sakinleştirici bir kimyasal sıkar. Kahramanımız olan bilim adamı da kanalizasyona sığınır ve ardı ardına halüsinasyonlar görerek gerçeklikle bağlantısını kaybeder. Bu kabusların en uzun süren versiyonunda zihni farklı bedenlere kopyalanır ve bunu kaldıramadığı anlaşılınca dondurulur, daha daha gelecekte tekrar hayata döndürüldüğünde terimlerini anlayamayacağı çok farklı bir dünyada gözünü açar. İnsanlar iki kafalı, dört kollu gibi deformasyonlarla buluşarak vücutlarıyla oynamakta ve her türlü kimyasalın esiri olarak ütopik bir dünyada keyifle yaşamaktalar. Bu duruma da kahraman uyum sağlayamaz zira gariplikler kendini ele vermeye başlar. Aslında insanların fazla nüfus ve sefaletle geçen yaşamlarına o kadar kimyasal hava teneffüs ediyorlar ki gözlerine perde inmiş. Kendisini lüks araba süren ve herkesin öyle sandığı bir adam aslında paçavralar içinde eli hayali bir direksiyon üzerinde yollarda koşturuyor, çocuklar gibi korna sesi felan çıkarıyor. En sonunda bilim adamı gözünü tekrar kanalizasyonda açıyor. Hikayesiyle biraz 1984, biraz Matrix ve pek çok Philip K. Dick hatırlanıyor.

30 Temmuz 2026 Perşembe

Tindersticks - Soft Tissue (2024)

 Vokali Stuart amcanın hastasıyız ama bu albümü beğenmedim. Genelde beğenilmiş, ben beğenmedim. Çünkü besteler hitap etmedi bir kere. Her şey güzel aslında, her bir enstrüman, kadın vokal katkısı, ince elektronik dokunuş. Bestelerdeki gruuvi melodileri fazla basit ve popülist buldum. İnceltilmiş, hoşa gitme çabası gibi bir şeyler. Hala karanlık modda kalma çabasıyla birlikte sakil kalmış. Bence, yani.

6,50/10

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Bad Bunny - Debí tirar más fotos (2025)

 Çok çok revaçta Amerika kıtasında. Bu kaydıyla da Grammy almıştır kötü tavşan. Latin-Karayip kökler, trap, elektonik ve reggae karışımı popüler bir müzik yapıyor. Reggaeton dememe çabası işte... Nuevayol, Baile Inolvidable, El Club gibi en başta hüpleten parçalar içermekle beraber albüm,  diğer şarkıları bir garip buldum. Farklı parça ve sampleların sentezlenmesiyle odaksızlaştığını görüyorum. Bir bakıma bu yönüyle de yeni nesile çok bi hitap ediyor. Ben ise çoğu parçada sıkıldım. Bir türlü tempoyu tutturamayan kötü bir bandocu gibi. Bir şeyler var ama bir şeyler az bir vakitte duyulur oluyor. Böylesiymiş demek.

6,75-/10

28 Temmuz 2026 Salı

Todd May - Şiddetsiz Direniş

 Postyapısalcı anarşizm kuramcısı Todd May'in savunduğu şiddetsiz mücadelenin tanım ve sorunları, sınırları üzerine yazdığı kitaptır. Öncelikle yapılan bir araştırmaya dayanarak şiddete dayalı mücadelelere nazaran daha başarılı sonuçlar ürettiği savlanır. Şiddetsizlik, şiddeti özellikle de şiddetin belirli türlerini reddeder. İster fiziksel, ister psikolojik, ister yapısal olsun, kişinin haysiyetine leke süren şiddeti reddeder. Bu haysiyet ise hasımlar da dahil olmak üzere başkalarının, ölüm yada aciz bırakma tehdidinden bağımsız bir şekilde anlamlı faaliyetlere girişebileceği, insani bir hayat yaşama yetisinde temellenir. Şiddetsizlik en az iki temel değerin varlığı üzerinden nitelendirilir: eşitlik ve haysiyet. İlk dinamik hasmın yeni bir ahlaki bakış açısına sahip olmasına yol açmaktır. Bunun yanısıra zor kullanma dinamikleri de bulunur. Halk gösterileri, katılımı reddetme, canlı kalkan olma gibi. 

Rage - XIII (1998)

 Grubu bilenler bu albümle ufak çapta bir şok geçirmiş olsa gerek. Senfonik ezgiler hakim duruma gelmiş. Besteler hayli de romantik, baladlar mevcut. O canavar vokal nasıl böyle yumoş yumoş olmuş, hayret doğrusu. Yok eleştirmiyorum, bu zor işin altından da kalkmış. Hayatımda duyduğum en kötü coverlardan Paint It Black'e de evsahipliği yapıyor bu albüm. Bir de bugünün Ghost'unu andıran şbir şarkıya da. Belki ederi bu değil ama bu bu ve bu sebeplerle ve tepkisel eleştirel bir tutumla aşağılara doğru tepikliyorum kaydı.

6,75+/10

27 Temmuz 2026 Pazartesi

Sunay Akın - Hayal Kahramanları

 Tam bir tatil kitabı. Sunay Akın'ın bol göndermeli meddahvari hikayelerine aşina olanlar için sadece ana konunun isminde işaret ettiği üzere hayal kahramanları ve çizgi roman karakterleri olduğunu söylemek kafidir. Yazarın eserlerini pek bilmeyenler  için de 3-4 sayfalık bölümlerde eğlendirici ve aynı zamanda bilgilendirici öyküler anlattığını, bu öyküler içinde birbiriyle alakasız birden fazla tarihi olayın veya karakterin aralarındaki ilişkilerin tata ta diye abartılı bir son ile ifşa edildiğini söylesek bir şeylerin kapısını aralamış oluruz sanırım. Fakat bağlam içinde göndermelerin biraz zorlama kaçtığını ben şahsen düşünüyorum ve ileri seviye okuyucular için de basit kaçtığını. Yine de misal Tenten'in çizerinin mahlas ismini nasıl aldığı ve Nazi suçlamasıyla defalarca soruşturulduğu gibi bir çok bilgiyle donatılmak mümkün. 

Rush - Caress of Steel (1975)

 Bu solistin sesine benzer bir çok vokalden eser dinlesem de Rush'ınkine ısınabildiğimi söyleyemeyeceğim. Bu üçüncü kaydın döneme ait bir nostaljik tad verdiğini de inkar edemeyeceğim. Coğrafyasında anlamı çok daha belirgin olsa gerek. Hard rock tınıları ile progresif besteler, özellikle epik Necromancer ile bluesy Led Zeppelin'e yakınlaşma. Bol sololar ile birlikte bu öğeler öne çıkıyor. Benim için dinlediğime pişman etmeyecek ama özellikle de kendini özletmeyecek bir çalışma olarak somutlaşmakta. Hitap-hatip olayı.

6,50/10

Kamasi Washington - The Epic (2015)

 İsmi üzerinde destansı işbu yapıtla üst kademeye adım atan caz bestecisi ve saksafon çalgıcısı Kamasi arkadaş, çok iddalı bir işe öncülük etmiş. İmza atmış demiyorum çünkü kendi kabiliyetini sergilemek isteyen hırslı bir müzisyen kadrosu ile birlikte çalışmış. Besteler kendi olduğu için bu ayrıntılı düzenlemeler albüm kapağına kendi adını yazması için yeterli bir sebep yine de. Yaklaşık üç saatlik bu kayıt caz türünün alt akımlarında geniş ve yaygın bir çeşitlilik de gösteriyor. Yalnız modern dinleyicinin beğenilerine hitap eder şekilde gruuvi melodiler, sığ yaklaşımlar, ritimlerle hem kolay dinlenirlik hem de kolay anlaşırlık sergiliyor. Lakin besteler benzer bir formül takip ederek (genellersek) üstüste inşa yoluyla cırtlak ve avangard bir saksafon solosuna bağlanmakta. Markette istediğini aldıramayan şımarık velet çığlıkları gibi. İşte bu biraz zorluyor, albümü her daim dinlenir yapmıyor. Demem  o ki caz müziğinde ipeksi dokunuşlar arayan dinlenmeci tayfa uzak dursa iyi olur. Yine de albüme hakim hava öyle olmasa da öylesi de var. İlk dediğim yere bağlanıyoruz: çeşitlilik. Korolarla spiritüelliğin, sololarla post-bopun, vokalle standartların, keyboard ile funkın geniş yelpazesi içinde hareket ediliyor. Politik ve tarihsel ve güncel kültür göndermeleri parça isimlerinde ve samplelarda içerilmiş.

8,0/10


26 Temmuz 2026 Pazar

Skunk Anansie - Paranoid & Sunburnt (1995)

Şu 2 haftalık şehir dışı tatilinde pek bi çok konser kaçırdım, en başta da Savatage'a üzüldüm. Allah nasip ederse, işleri yerine koyabilirsem, ihmal edilen ve değeri bilinmeyen bu grubun konserine katılmayı düşünüyorum. Bir zamanlar keskin versiyonlarının bile radyolarda sürekli çalınma imkanı bulan rock müziğinin hal ve duruş ve hatta sound itibariyle punk'a (eh biraz da funk) yakınsanan üyesi ile o kadim zamanlarda tanışmıştım. İçinde çok sayıda hit barındıran ikinci albümleri Stoosh'un orijinal kasedi bile vardı elimde. Bu selamünaleyküm albümü de başta Weak olmak üzere Selling Jesus ve Charity gibi güçlü melodiler barındırıyor. Sözler ise eleştirel ve tam da yakıştığı, olması gerektiği gibi. Enerjisi ise süper. Rage Against'i andırmıyor mu birazından? Parçaların bir kısmı ise bu büyük parçaların gölgesinde kaldığı bir gerçek. Gidebilirsem eğer eğleneceğimi düşünüyorum.

8,0-/10

11 Temmuz 2026 Cumartesi

Onat Kutlar - İshak

 Gökyüzünde bulut gibi bir şarkı dolaşıyordu

Tek bir kitap ile 1950'li yıllarda Türk öykücülüğüne damga vuran ve trajik bir şekilde terör saldırısıyla hayatını kaybetmiş, sinema ile daha çok hemhal bir yazardır Onat Kutlar. Dili şiirsel betimlemelerle yüklüdür, kurguda gerçekçiliğin sınırları zorlanıyor, dokundukça dağılıp yeniden belirlenen kediler, sağır bir hava, ölümün için oyduğu Yusuf'un okudukça kendi içine katlanması sayfalarda yerini buluyor. Tuhaf ve absürt olaylar ile hikayeler örülüyor. En çok da çocuklar bakıyor kendi duygusuzluklarıyla olup bitene.


Enslaved - Below the Lights (2003)

 Grubun en sevilen çalışmalarından biri ve hiç de haksız bir yakıştırma değil. Farklı katmanlarla tutarlı bir bütünü inşa edebilmelerinin güzel bir örneği. Bir kere açılışı bile bir heybet, bir güç yayıyor. En azından ben bir ürperiyorum, kendimi küçülmüş hissediyorum. Pastanın keki biraz postlaşmış black metal, üzerine saykedelik 70'ler çeşnisi, bir arada tutan harç olarak progresif metal ve ununda viking metal. Grup başlı başına bir isim de  Opeth, Borknagar gibi diğer gruplar da geliyor aklıma dinlerken. İşin enteresan yanı çok da kolay ısındım ve alıştım albüme, bir dinleme yetti. Üstelik nadiren olan bir şey oldu: heyecanlandım. Sanırım benim için de grubun en iyisi...

8,50-/10

10 Temmuz 2026 Cuma

Çilekeş - Katil Dans (2008)

 Nu-metal etkili alternatif rock grubumuz bu ikinci albümde çıkıştaki gibi sarsıcı bir etkide bulunamasa da şimdi geriye baktığımızda çok ilginç bir albüme imza attıkları görülebiliyor. Evet, tek cepheli düz atak gaz tavır biraz eksik kalmış. Lakin parçalar için hani neredeyse progresif desek yeridir, düzenlemeler özellikle. Bu da dönemine göre kaydı özel kılıyor. Değeri belki de üzerinden vakit geçince daha anlaşılır hale gelmiş. Bir noktaya kadar tabi, bir başyapıttan bahsetmiyoruz. Güzel tarafları Katil Dans'ın nakaratı, Hit Dalaşı'nın hiddeti, Sinir'deki vokal harmoni, Bir Ses Yap'ın çığlığı ve tabi ki son parçanın Şebnem Ferah'ı. Zamanında yüzüne bakmadığım bir kayıt olduğunu da itiraf ediyorum. Grubun reyunion konserindeki berbat yönetişimine de pes, bir şey söylemek istemiyorum.

7,0/10

9 Temmuz 2026 Perşembe

Fela Kuti and Afrika 70 - Zombie (1977)

 Nijerya'nın afro funk kralı Fela Kuti ve orkestrasının bu albümü görece geç bir vakte ait. Yine süresi çok kısa ve ilginçtir, albüme ismini veren şarkı dışındaki diğer iki parça farklı sürümlerde değişiyor. Benim dinlediğimde Mister Follow Follow numara 2 ve numara 3 de Mistake'in canlı kaydı ki öyle bir şarkı ki sahneyi çalıyor desek doğrudur. Çok arada kaldığım bir albüm oldu bu, bazı kusurlar yüzünden. Misal 2 numaralı parçanın girişi bayağı bir süre sönük kalıyor. Zombie de inişli çıkışlı ama genelde iyi. Güzel bir özelliği de albümün, dinledikçe sıkmaması, düşündürücü ve eğlendirici bir cereyanı dinleyene geçiriyor.

7,75+/10

Stefan Zweig - Merhamet

 Sabırsız Yürek adıyla da bilinen tek Zweig romanıdır. Okuduğum çeviri yetmişli yıllardan kalma, elimde kapağı dağılan sayfaları, sapsarı Altın Kalem yayınlarına ait. Yanisi bayıldım baskısına. Tercüme de hiç fena değil. Can yayınları baskısı ise başlangıcında ek bir bölüm içeriyor. Sebebini hiç anlamadım. İçinden en az iki-üç yerli dizi çıkaracak drama sunuyor roman. Misal bir Osmanlı subayı bir kızın peşine paşa konağına misafir olur. Paşa'nın yeğenine kur yaparken, paşanın felçli kızı ona aşık olur. Çocuk aşkı mı tercih eder, parayı mı? Belki de çekilmiştir, o bir kadar uzağım ki tv'den. Diğeri de işi gücü dalavere olan bir ak-yatırımcı, dolandırıp üzerine ucuza geçirmeye çalıştığı tarihi bir evin saf ve temiz ev sahibesinden etkilenir ve kötü yanını kadıncağızdan gizlemeye çalışarak düzgün biri olmaya çalışır. Evlilik yoluna adım atarlar. Lakin geçmişi peşini bırakmaz. Gibi, gibi... 

Bu eser de Avusturyalı genç bir subayın aynı anlattığım gibi bir zengin fabrikatörün evinde sürekli misafir olmasını konu alıyor. Çocuk alıktır ve felçli kızın kendine aşkının çok geç farkına varır. Kızın yaşama sebebi olmuştur. Halbuki o kıza merhametle arkadaşlık etmektedir. Babası, doktoru onu manipüle eder durur. Askerlik şerefi, arkadaşları ise tersten etki eden diğer unsurlar. Adamcağızın psikolojisi darman da duman. Nasıl sonuçlanacağını ancak okuyarak öğreneceksiniz.

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: İzmir

 İzmir'in kurtuluşu ve o meşum yangın sonrası canlarını Rumlarla birlikte kurtarmaya çalışan ama genelde unutulan bir Ermeni azınlık da bulunuyormuş. Tarihi Kentler ve Ermeniler serisindeki bu cilde konu şehir tarihsel olarak bir Ermeni kenti de sayılmaz. Özellikle ticari bir kavşakta bulunup batıyla bağlantısı sebebiyle zenginleşen ve batı kültürünü özümsemeye başlamış bir tüccar sınıfının da parçası olmuşlar. Kitap içindeki makaleler de kronoloji ve demografiye konu alanlara ek olarak dilsel, kültürel ve iktisadi bir bir yapıya kadar çeşitlilik gösteriyor. Farklı olarak ise Hemingway ile Henry Miller'in İzmir izlenimlerinin karşılaştırıldığı makale örnek verilebilir. İzmir'den Arjantin'e yaşadıkları travmaların üzerine kimliklerini koruyup yeniden hayat kurabilen bir ısrar ve bir direniş hattı da diğer gözlenebilen bir olgu.

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Siege of Avalon: Anthology - BioShock 2 - The Crow's Eye - Berserk Boy

 İzometrik yani mini mini adamlı rol yapma bilgisayar oyunları konusunda bilgim var zannederken hem de Baldur's Gate'den de sonraları 2000 tarihinde Avalon Kuşatması namlı bu oyunu çıkardıklarını yepisyeni öğreniyorum. Baştan söyleyeyim hardkor yani sadık yani tutkulu RPG oyuncuları keyif alacaktır. Bulamaç gibi ekran rengine, savaş esnasında ve parti grubunun kontrol zorluğuna rağmen. Çünkü ruhu var. Oynanış da o günlerde olduğu gibi bugüne göre oldukça basit ve hatta ilkel. Ruhu var dedik, goblin gibi bir ırkın kuşattığı devasa bir kalede görevden göreve koşuyor, ihanet şebekelerini ortaya çıkarıyoruz. Daha ne olsun? Ne olmaması gerektiğini söyleyeyim. Oyunu başlatırken tüm bilgisayarı donduracak hata. % 50 oranında bu hata bir süre sonra beni bezdirdi. Görevlerin de yarısını yerine getirmişken bırakmak zorunda kaldım.

BioShock'un ikinci oyunu ilkine göre oynanış konusunda  ortaya güzel farklar koymuş. Hikaye, düş gücü ve atmosfer ilk oyunda yoğundu ama aksiyon tarafı zayıftı. Devamında ise büyük zırhı içinde bigdaddy ucubesi olup bizden alınan bir kızı bulmaya ve zengin sınıfın ağzına etmeye gayretindeyiz. Kısacası metne çok dikkat etmedim, aksiyon hemi de mızraklar da gelmiş, tarafı daha cezbetti. FPS dediğin de biraz böyle olmalı. Diğer yandan tüm serinin görselini karikatürize buluyorum. Hep bir gayriciddi gerçeklik karşıtı deneyimi üzerimden atamıyorum. Biraz da plasmide yüklenince oyun hayli kolaylaşıyor, pataküte ilerliyorsunuz vallahi. Eh, 20 saatte max bitirivermişsiniz.


The Crow's Eye ufak, bağımsız ve üç boyutlu bir bulmaca oyunu. En sevmediğim loş bir terkedilmiş akıl hastanesinde kaybolan insanların peşindeyiz ama biz de takılı kalmamış mıyız neyiz. Dolayısıyla biraz korku gerilim de var. Mistik bir şeyler de köşe başında da sabretmeniz lazım. Elimizde çakmağımız odadan odaya geçme yolları buluyoruz. Çok da zor değil bulmacalar ama usandırıcı. Çok da korkucu değilimdir, filmleri de pek sevmem zati. Sınırlı eşya ile iletişim, biraz amatörlük felan. Çok sevenlere gelsin. 


Berserk Boy güzel ve konulu bir bilimkurgu platform oyununa benziyor. 5 dakikadan fazla oynayamadım, bilgisayarın kontrollerini bozduğundan. Vardır bir çözümü de, çözmekle uğraşmak bile çok yorucu artıkın. Platform oyunlarında becerim çok düşük olsa da içimden bir ses bunu bir saat felan (anca) oynayacaksın demişti halbuki. Hani o bile olmadı, üzüntülere gark oldum.

5 Temmuz 2026 Pazar

Satyricon - Now, Diabolical (2006)

 Volcano ile yaşadıkları değişimi o albümü daha önce dinlediğim için biliyorum. Hatta tekrar bir kulak vereceğim bu kayıt sonrası. Harmonik, heavy metal ve rock ritimleri, slogan atan bir vokal, buna rağmen hijyenik bir prodüksiyon. İlk dinlendiğimde garipsemiştim ki öncesinde bile Satyricon benim için özel bir grup değildi. Bu albümden de bir kaç parça dinleyim grubun defterini kapamıştım. Albüme adını veren parça, K.I.N.G., Delirium gibi gaz veren güzel dakikalar gönlümüzü hoş ediyor. Ama aynı formüller ve sığ düzlem neticesinde gidecek yerimiz oldukça kısıtlı.

6,75+/10

3 Temmuz 2026 Cuma

R.A.P. Ferreira - Purple Moonlight Pages (2020)

 Çok temiz bir İngilizce ile okumuyor mu? Öyle olsa da değişik farklı samplelar ve etkilenimler ile dolu bu sofistike rap örneğinde söylem tekniği biraz konuşmaya fazla yakın. Şiir okumasına denk geldiği bile söylenebilir bazı anlarda. Ben daha hareketli ve eğlenceli şeyler seviyorum hiphop faaliyetinde. Bu kadar progresif imzaya bu tür içinde pek de alışıklısı değilim. Çok dinledim, hoşlanacak kısa anlar buldum, ve bazı göndermeleri sanırım anladım. Ama bana, hayatıma düşen gölgesi kısa oldu.

6,25+/10

1 Temmuz 2026 Çarşamba

The Pineapple Thief - 10 Stories Down (2005)

 Kendi seslerini bulduklarını söylediğim bir önceki albümdeki çizgiyi devam ettiriyorlar. Naif, yumuşak, hoş bir terennüm. Bazen Muse gibi çılgınlıklara bulaşmıyor da değiller hani. Heybemdeki bol bonuslu versiyonu dinlemek ise biraz yordu. Zira bestecilik birbirine benziyor. İsimleri farklı, dalga boyları aynı parçaları ardı ardına duymak usandırıveriyor gari. Aslında hacmi 2,5 katına çıkaran bu ekstra parçaları çok idrak edemedim. 8 Days isimli EP'yi eklemişler gibi sanki. Grup enstrümantal kısımlara bolca yererek nefes alan bir kayda imza atıyordu. Burada şarkı söyleme oranı fazlalaşmış. Sound olarak da ara ara nostaljik bir lezzet duyuluyor doksanlar ve 2000ler başına özgü. Hatta şarkılardan bir kaçının bu minvalde gayet sağlam olduğu bilem söylenebilir. Eskimemiş bu havayı bir kez daha teneffüs etmek imkanı bulmak mümkün. 

6,75/10

29 Haziran 2026 Pazartesi

Jose Saramago - İsa'ya Göre İncil

 Jose Saramago'yu ülkesinden sürgün eden yapıtıdır. Sonu belki aceleye getirilmese en iyi romanı da olabilirdi. Hazreti İsa'nın insan olarak ölümüne kadar olan hayatını mucizeleri ile birlikte kendince yorumlamış, yazar. Ne yaparsa yapsın, ne kadar direnirse dirensin Tanrı'nın ve ekürisi Şeytan'ın da dahili olduğu planlarında piyon olmanın ötesine geçemiyor, peygamber. Eleştirel ve sarkastik tutum tabi yobazların dikkatini hemen çekiyor. Dokuz yaşında kız çocuklarını satarlar, sesleri çıkmaz. Yurtlarda erkek çocuklarına tecavüz ederler, sus pus olurlar. Kasabalarda kız çocuklarına onlarca kişi iğfal eder, saklamaya çalışırlar. Ama kitap görünce kırmızı görmüş ineğe dönerler. Portekiz'in yobazlarından bahsediyorum canım... Noktalama işaretlerinden imtina ettiği zor tarzına rağmen hem sürükleyici hem de duyguları harekete geçiren böyle insani bir öykü ancak Saramago gibi ustaların kaleminden çıkar.

28 Haziran 2026 Pazar

Parks and Recreation (Sezon 1) - The Expanse (Sezon 6) - Cunk On Earth - Love, Death+Robots (4. sezon) - The End of the F***ing World (Sezon 1-2) - Stranger Things (5. sezon)

 2009'da ilk çekilen bu işyeri komedi dizisi biraz Office ekolünü devam ettiriyor. Utandırıcı, garip ve itici durumlar karşısında karakterlerin iletişimsellik çabası, kameraya bakıp belgeselimsi demeçler felan. Tarz olarak bana yakın değil amma Office'den bir kademe daha alışabilirsiniz. O diziyi sevenler ise bir kademe daha az sevecektir. Bu sarışın kadın karakter bir kasaba belediyesinde parklar ve bahçeler müdürlüğünde çalışıyor, işini gereğinden ciddiye alıyor, yine küçük ölçekli de olsa ondan çok önde olan yerel politikacı annesinin gölgesinde kalmış. Bir inşaat alanını parka dönüştürme projesini üstlendiğinde hem mahalle halkı ile hem iş arkadaşları ile ki içlerinden birine yanıktır bayağı biraz da, aksiyonlar. Herşeyin olumlu tarafını görerek kendi kendini motive etme yöntemi ayrı usandırıcı. Ben devam etmeme hakkımı kullanmak istiyorum müsadenizle.

İttire kattıra biraz da hayran kitlesinin zorlaması ile 2021/2022 tarihleri arasında 6. sezona ulaşan bu hardkor bilim kurgu dizisi, hikayeyi tamamlayamamayı başarıyor. Büyük bir gayretle uzata uzata sonunda bu son sezonu ile izleyeni mağdur ediyor. İşin kötü yanı bu sezonda işler civcivleniyor, bir heyecanlanmalar kıpırdanmalar başlıyor. Kuşaklı, dünyalı, marslı ihtilafının ötesinde (ki göktaşı saldırısı karşısında çaresizlik iyiydi beya) bilinmeyen bir uzaylı tehdidi bir yana yabancı bir gezegende başka kumpasların izini izleme imkanı buluyoruz. Buluyoruz da ne oluyor, koca bir hiç.

Cunk on Earth sadece 5 bölüm süren ve ayrıca filmi de olan sanırım bir BBC komedisi. Dizi bir tık daha iyi. Yine alaycı bir belgesel tadında dünyanın tarihi işleniyor. Konunun gerçek uzmanları, bilim insanları, tarihçiler, tıpçılar konuk olarak alınıp akla gelmeyecek en saçma sapan, alık, aptalca sorulara maruz bırakılıyor. Aptala yatan bir tavırla keskin gözlemlerle sunum yapıyor ablamız. Garipliklerle dolu bir komedi daha. Yeni nesil hayatın bu absürtlüğünü seviyor demek ki.

Netflix'in özel bilim kurgu animasyon serisi Aşk, Ölüm ve Robotlar dördüncü sezona ulaşmış. Ancak artık eskisi gibi çılgın değil. Hatta tabiri caizse tekrar girdikleri de düşünülebilir. Sansasyonel bir şekilde biraz beyin kurcalatan bir tarafı vardı dizinin. Şimdi bu gücünü kaybetmeye başlamış görünüyor. Kim bilir, belki de devam etmez, bilemedim şimdi. Tabi böyle dedik diye 

ilginçlikler yok diyemeyiz. Dev bebe titanların olduğu bölüm şaşırtıcıydı. Tiranozorlu ölüm yarışı da oldukça heyecanlı. Çirkin RHCP klibi ise bir o kadar anlaşılmaz. Çekim ve animasyon tekniği deneyselliği öne çıkıyordu sanki.

Daha çok ergenlere yönelik Şu Lanet Dünyanın Sonu dizisi azçokbiçok ses getirmişti diye hatırlıyorum. Gerçekten de izlenilir, bir yandan psikolojik bir tarafı var, bir yandan da kara mizah. Bu çok yönlülüğü, sözde aksiyonda tasarruflu hareketi ile gayet modern bir çizgide, yeni nesile olduğu kadar bizim gibi insanlara da hitap etme başarısını gösteriyor.
Peki ne sığdırmış bu iki sezona? Bir liseli ergen çocuk var, annesi çocukken gözleri önünde canına kıymış. Babası bir garip. Bu da kendini psikopat sosyopat sanıyor, acıyı hissetmek için bir dönem elini bile haşlamış, hayvancıkları öldürüyor felan. Kafasına birini öldürmeyi koymuş, hissiyatı merak ediyor, çünkü hissiyatını kaybetmiş. Dünya yabancısı yani. Kızı da babası terk etmiş, anası başkasıyla evlenmiş, bebe bir üvey kardeşi olmuş ve ailenin tüm şefkati bebeğe. Burada ihmali görmüşken üvey babasından da ufak ufak tacizler başlamış, anası görmezden geliyor. Öfkeli bir mizaca sahip. Okulda gördüğü bu tuhaf çocuğu ikna edip evden kaçıyorlar. Çocuk da bari ben bu kızı öldüreyim diyor. Fİlan filan birbirlerine ısınmaya başlarken boş sanarak sığındıkları bir evde, kızı evsahibi sapık profesörün tecavüzünden kurtaracığım derkene bol kanlı bir şekilde oğlanın katil oluşunu izliyoruz. Polisten kaçıyorlar bir müddet, kızın sorumsuz üvey babasına sığınıyorlar. İlk sezon çocuğun vurulmasıyla bitiyor. Sonrasında aylar geçmiş, oğlan hastanede tekrar yürümeye başlamış. Kızın anasının zorlamasıyla kızı reddetmiş. Değişik İngiliz kanunlarına göre de serbest kalmış. Tok, babası kalp krizi geçince arabada yaşamaya başlar. Bir tehdit mermisi alınca da kızı koruma gayesiyle takibe başlar ki ne görsün kız başka bir oğlanla yakınlaşmış, evleniyor bile. Tehdit eden ve aslında bu ikiliyi öldürmeyi kafaya koyan siyah kadın ise sapık profesörün bir aşığı. İntikam peşindeyken bunların aracına otostop çekerek bir müddet niyetini belli etmiyor. Yani herkes kendi bunalımını yaşıyor. Neyse öyle böyle mutlumsu sona doğru bir gidişat.

Stranger Things'i de bitirme gayesiyle bitirdim. Her şey sonuçlansın, sonu bağlanmadık bir şey kalmasın. Baştan beri diziyi saçma bulduğum gizli değil. Askerlerle çatışıyorsun, Rambo gibi onlarcasını öldürüyorsun ama bizim ekiptekilere bir şey olmuyor felan. Fantastik bir dizi de fantastik kurguya bu dizi ile adımımızı atmadık. Kendi içinde mantık diye bir kural seti de icat edilmiş. Burada o yok işte. Woke itiraflar, gözleri belerte belerte uzun diyaloglar, iç dökmeler vs. Nostalji yanı eski kuşağa, bu bahsettiğim formüller Abd'nin yeni kuşağına hitap ediyor. Dizinin başarısı da bu. Rezalet değil tabi ki, kendini izlettiriyor, aksiyon tarafı kuvvetli. Bitti, sonunda bitti. Darısı Witcher'ın başına.