29 Haziran 2026 Pazartesi

Jose Saramago - İsa'ya Göre İncil

 Jose Saramago'yu ülkesinden sürgün eden yapıtıdır. Sonu belki aceleye getirilmese en iyi romanı da olabilirdi. Hazreti İsa'nın insan olarak ölümüne kadar olan hayatını mucizeleri ile birlikte kendince yorumlamış, yazar. Ne yaparsa yapsın, ne kadar direnirse dirensin Tanrı'nın ve ekürisi Şeytan'ın da dahili olduğu planlarında piyon olmanın ötesine geçemiyor, peygamber. Eleştirel ve sarkastik tutum tabi yobazların dikkatini hemen çekiyor. Dokuz yaşında kız çocuklarını satarlar, sesleri çıkmaz. Yurtlarda erkek çocuklarına tecavüz ederler, sus pus olurlar. Kasabalarda kız çocuklarına onlarca kişi iğfal eder, saklamaya çalışırlar. Ama kitap görünce kırmızı görmüş ineğe dönerler. Portekiz'in yobazlarından bahsediyorum canım... Noktalama işaretlerinden imtina ettiği zor tarzına rağmen hem sürükleyici hem de duyguları harekete geçiren böyle insani bir öykü ancak Saramago gibi ustaların kaleminden çıkar.

28 Haziran 2026 Pazar

Parks and Recreation (Sezon 1) - The Expanse (Sezon 6) - Cunk On Earth - Love, Death+Robots (4. sezon) - The End of the F***ing World (Sezon 1-2) - Stranger Things (5. sezon)

 2009'da ilk çekilen bu işyeri komedi dizisi biraz Office ekolünü devam ettiriyor. Utandırıcı, garip ve itici durumlar karşısında karakterlerin iletişimsellik çabası, kameraya bakıp belgeselimsi demeçler felan. Tarz olarak bana yakın değil amma Office'den bir kademe daha alışabilirsiniz. O diziyi sevenler ise bir kademe daha az sevecektir. Bu sarışın kadın karakter bir kasaba belediyesinde parklar ve bahçeler müdürlüğünde çalışıyor, işini gereğinden ciddiye alıyor, yine küçük ölçekli de olsa ondan çok önde olan yerel politikacı annesinin gölgesinde kalmış. Bir inşaat alanını parka dönüştürme projesini üstlendiğinde hem mahalle halkı ile hem iş arkadaşları ile ki içlerinden birine yanıktır bayağı biraz da, aksiyonlar. Herşeyin olumlu tarafını görerek kendi kendini motive etme yöntemi ayrı usandırıcı. Ben devam etmeme hakkımı kullanmak istiyorum müsadenizle.

İttire kattıra biraz da hayran kitlesinin zorlaması ile 2021/2022 tarihleri arasında 6. sezona ulaşan bu hardkor bilim kurgu dizisi, hikayeyi tamamlayamamayı başarıyor. Büyük bir gayretle uzata uzata sonunda bu son sezonu ile izleyeni mağdur ediyor. İşin kötü yanı bu sezonda işler civcivleniyor, bir heyecanlanmalar kıpırdanmalar başlıyor. Kuşaklı, dünyalı, marslı ihtilafının ötesinde (ki göktaşı saldırısı karşısında çaresizlik iyiydi beya) bilinmeyen bir uzaylı tehdidi bir yana yabancı bir gezegende başka kumpasların izini izleme imkanı buluyoruz. Buluyoruz da ne oluyor, koca bir hiç.

Cunk on Earth sadece 5 bölüm süren ve ayrıca filmi de olan sanırım bir BBC komedisi. Dizi bir tık daha iyi. Yine alaycı bir belgesel tadında dünyanın tarihi işleniyor. Konunun gerçek uzmanları, bilim insanları, tarihçiler, tıpçılar konuk olarak alınıp akla gelmeyecek en saçma sapan, alık, aptalca sorulara maruz bırakılıyor. Aptala yatan bir tavırla keskin gözlemlerle sunum yapıyor ablamız. Garipliklerle dolu bir komedi daha. Yeni nesil hayatın bu absürtlüğünü seviyor demek ki.

Netflix'in özel bilim kurgu animasyon serisi Aşk, Ölüm ve Robotlar dördüncü sezona ulaşmış. Ancak artık eskisi gibi çılgın değil. Hatta tabiri caizse tekrar girdikleri de düşünülebilir. Sansasyonel bir şekilde biraz beyin kurcalatan bir tarafı vardı dizinin. Şimdi bu gücünü kaybetmeye başlamış görünüyor. Kim bilir, belki de devam etmez, bilemedim şimdi. Tabi böyle dedik diye 

ilginçlikler yok diyemeyiz. Dev bebe titanların olduğu bölüm şaşırtıcıydı. Tiranozorlu ölüm yarışı da oldukça heyecanlı. Çirkin RHCP klibi ise bir o kadar anlaşılmaz. Çekim ve animasyon tekniği deneyselliği öne çıkıyordu sanki.

Daha çok ergenlere yönelik Şu Lanet Dünyanın Sonu dizisi azçokbiçok ses getirmişti diye hatırlıyorum. Gerçekten de izlenilir, bir yandan psikolojik bir tarafı var, bir yandan da kara mizah. Bu çok yönlülüğü, sözde aksiyonda tasarruflu hareketi ile gayet modern bir çizgide, yeni nesile olduğu kadar bizim gibi insanlara da hitap etme başarısını gösteriyor.
Peki ne sığdırmış bu iki sezona? Bir liseli ergen çocuk var, annesi çocukken gözleri önünde canına kıymış. Babası bir garip. Bu da kendini psikopat sosyopat sanıyor, acıyı hissetmek için bir dönem elini bile haşlamış, hayvancıkları öldürüyor felan. Kafasına birini öldürmeyi koymuş, hissiyatı merak ediyor, çünkü hissiyatını kaybetmiş. Dünya yabancısı yani. Kızı da babası terk etmiş, anası başkasıyla evlenmiş, bebe bir üvey kardeşi olmuş ve ailenin tüm şefkati bebeğe. Burada ihmali görmüşken üvey babasından da ufak ufak tacizler başlamış, anası görmezden geliyor. Öfkeli bir mizaca sahip. Okulda gördüğü bu tuhaf çocuğu ikna edip evden kaçıyorlar. Çocuk da bari ben bu kızı öldüreyim diyor. Fİlan filan birbirlerine ısınmaya başlarken boş sanarak sığındıkları bir evde, kızı evsahibi sapık profesörün tecavüzünden kurtaracığım derkene bol kanlı bir şekilde oğlanın katil oluşunu izliyoruz. Polisten kaçıyorlar bir müddet, kızın sorumsuz üvey babasına sığınıyorlar. İlk sezon çocuğun vurulmasıyla bitiyor. Sonrasında aylar geçmiş, oğlan hastanede tekrar yürümeye başlamış. Kızın anasının zorlamasıyla kızı reddetmiş. Değişik İngiliz kanunlarına göre de serbest kalmış. Tok, babası kalp krizi geçince arabada yaşamaya başlar. Bir tehdit mermisi alınca da kızı koruma gayesiyle takibe başlar ki ne görsün kız başka bir oğlanla yakınlaşmış, evleniyor bile. Tehdit eden ve aslında bu ikiliyi öldürmeyi kafaya koyan siyah kadın ise sapık profesörün bir aşığı. İntikam peşindeyken bunların aracına otostop çekerek bir müddet niyetini belli etmiyor. Yani herkes kendi bunalımını yaşıyor. Neyse öyle böyle mutlumsu sona doğru bir gidişat.

Stranger Things'i de bitirme gayesiyle bitirdim. Her şey sonuçlansın, sonu bağlanmadık bir şey kalmasın. Baştan beri diziyi saçma bulduğum gizli değil. Askerlerle çatışıyorsun, Rambo gibi onlarcasını öldürüyorsun ama bizim ekiptekilere bir şey olmuyor felan. Fantastik bir dizi de fantastik kurguya bu dizi ile adımımızı atmadık. Kendi içinde mantık diye bir kural seti de icat edilmiş. Burada o yok işte. Woke itiraflar, gözleri belerte belerte uzun diyaloglar, iç dökmeler vs. Nostalji yanı eski kuşağa, bu bahsettiğim formüller Abd'nin yeni kuşağına hitap ediyor. Dizinin başarısı da bu. Rezalet değil tabi ki, kendini izlettiriyor, aksiyon tarafı kuvvetli. Bitti, sonunda bitti. Darısı Witcher'ın başına.





Sólstafir - Hin helga kvöl (2024)

 2 sene geriden geliyorum. Sevdiğim grupların albümleri bile bir kenarda bekliyor zira dinlediğim kayıtların hakkını vermeden bırakmıyorum. Solstafir melankolik bir damarı olan, kendine has sesi inşa edebilmiş güzel gruplardan biri. Bu son albümü kötü tepkilerle  demeyeyim de aynı helecanla karşılanmadı. Bence biraz da haksız değerlendirmelere konu olmuş. Bir iki haklı oldukları eleştiri var bittabi. Albüm sıkıcı değil ama bazı parçaların uzadığı, tekrara düştüğü, bir türlü atılım yapamadığı aşikar. İşin ironik tarafı uzun parçalar ve yavaş yavaş kendini inşa edip patlayan bestelerde başarılı grup bu kayıtta kısa şarkılar yapmayı amaç edinmiş. Demek ki %100 başardıkları söylenemez. Grubun geçmişini biliyoruz, dinleyeni sarsıp titretme kudretine sahipler. Diğeri de şu: Progresif metal yapan gruplarda popülist-soft-elektronik ve pop ritimleri kullanımındaki artan eğilim. Özellikle bateri dans ritimlerine yaklaşıyor bazen. Bu albümün ilginçliği ise sound olarak her bir tür örneği içermesi, dağılmış mı dağılmamış mı, bence ayarı tutturabilmişler. 2. şarkı misal tam tersine inanılmaz güzel bir agresiflik sunuyor. Hin helga kvol diyorum yani. Devamında ise poptiri poptiri ritimler yine de hoş bir parça inşa ediyor. Post rock çalışması Salumessa süresi uzun kaçmış. Son şarkı ise tam bir süpriz: dark jazz örneği olarak kaydın en iyisi olabilir de olmayabilir de. Bu vesileyle Böhren ve Kilimanjaro gibi karanlık caz gruplarını özlediğimin farkına vardım. Neredelerdir acaba arşivleri, kurcalamak lazım. Bu çeşitlilik niye olabilir, bir düşünürsek belki de bir konsept kayıt bu. Sözleri artık çok kurcalamadığım için bilmiyorum, tahmin sadece.

8,0-/10

26 Haziran 2026 Cuma

The Gathering - Home (2006)

 Bu haftaki konser zincirine gidecek enerjiyi de, sağlık açısından sağlamlığa da sahip değildim. The Gathering konseri de bu hafta taze taze kaçanlardan, hemi de orijinal kadrosu ile birlikte. Belki eş grup zorlasaydı her şey farklım olabilirdi. Bu albüm Anneke'li son kayıt. Başkaları tersini söylüyor ama bence Souvenirs'den daha ilgi çekici. Özellikle ilk yarısı gayet etkileyici. Atmosferik tarafı daha baskın diyebiliriz. Yazın zor tabi böyle melankolik şeyler dinlemek. Sonbahar dinlemelerine saklamanızda fayda var.

7,50+/10

25 Haziran 2026 Perşembe

Richard Wagner - Die Walküre (1966, Solti) (2001, Levine)

 4 saatlik bir yolculuğa hazır mıyız? Nibelung destanının ikinci sıradaki Valkürler'ü Wagner besteleyerek ses kazandırıyor. Valkürler, Odin'in hizmetinde ruhani savaşçı bakireler oluyor. 50-60'lı yıllarda Solti'nin bu destan serisini kayıt ettiği albümler pek ünlüdür. Video kaydı olarak ise James Levine şefliğinde New York'daki ünlü Metropolitan Opera'sında kaydedilen görece daha yeni versiyonu seçtim. Kayıtlar yine oldukça güçlü bir intro ile açılıyor. Ardından bestecinin o yoğun ve dramatik anlatımcı tarzına geçiyoruz. İlk sahne'de bu anlatımcılık yoğun ve biraz da bu yüzden sıkıcı. Savaşçı Siegmund aç ve susuz ve yaralı bir eve sığınır. Evin hanımı Sieglinde ile bir hoşlaşmalar başlar. Evin adamı Hunding gelir, kimsin kimlerdensin diye sorar. Meğerse kendi kabilesinin saldırılarından kaçan düşmanıymış, der bu akşamlık misafirimsin, yarın silahını vereceğim, kapışacağız. Hunding lanet biri, haydut belli, karısı onu uyutup Siegmund'a der ki, tek gözlü bir ihtiyar, Odin mi Wotan mı babası mı neyse, geldi şu kılıncı şu ağaca tıktı, kim onu çeker kurtarır hem kılıncın hem de benim gönlümün efendisi. Bunlar konuşur hasbıhal ederken uzun zamandır ayrık düşen ikiz kardeş olduklarını anlarlar.
Her iki kaydı sopranosu, baritonu karakter karakter karşılaştırmanın manası yok. Ama ilk sahnede Solti'nin Sigmund'unum çok daha rahat bir biçimde söyleyebildiğini duyabiliyoruz. Levine'in Sieglinde'si ki görsel olarak da tanık olabildiğimiz gibi histerik bir tarz izliyor. Ve işe de yarıyor. Solti'nin kaydında enstrümanlar daha önemli belli ki, belli bir keskinlikte çalınarak destanın şiddet-savaşgan yönü vurgulanmış.
İkinci sahne de etkileyici bir şekilde, Star Wars benzeri bir heyecanla açılmakta. Tanrılar katındayız. Wotan'ı karısı Freya haşlamaktadır. Gittin ölümlülerle beni aldattın, ikiz çocukların oldu, bir de bunlar ensest ilişkiye girdiler, tüh Allah belanı versin diye. Diyalogları gerçekten uzun sürüyor. Ortasındaki keman harmonisi Levine versiyonunda oryantalist kulakları şenlendirmekte başarılı. O kadar dırdıra teslim oluyor Wotan, ağlaya sızlaya kızı baş valkür Brünnhilde'ye oğlu Sigmund'un canını alma emrini veriyor. Brün kızcağız, acıyor bu suçlu çifte, kıyamıyor canlarına. Zaten kız Siegliende suçluluk ve vicdan muhasebesinde derbeder olmuş. Kaçak çifte boynuzlanan koca Hunding yetişir ve Wotan'ın verdiği güçle Sigmund'u öldürüverir. Wotan oğluna veda ederek, kız Brunn benim emrimi çiğnedin, peşine düşmek boynumun borcu olsun der ve sahne sona erer. Ağdalı, temposu genel olarak çok yavaş, dramatik diyaloglarla yüklü sürünen, süründüren bir sahnedir.
3. sahne valkürlerin tantanası yani o ünlü marş ile açılıyor. Valkürler dağda toplanmış, babasının hıncından kaçan kızkardeşleri Brün ve terkine attığı Sieglinde'nin gelişini gözlüyorlar. Sinire dokunan holölö savaş çığlıkları da eksik değil. İrezil Sieg (neden? Çünkü kardeşinden olma bir bebeği vardır karnında) kaçar ama Brün ona yetişen babasının cezalandırmasını kabul eder. Babası onu bir kahramanı bulana dek derin uykuyla cezalandırır. Saatlerce ah kızım, vah kızım, sen beni zorladın diye acıklı ağıtlar yakar. Koruma amaçlı da ateşten bir duvar örer kızın etrafına. Sonuç olarak drama ve duygusallıktan ziyade destansı atmosferi önceleyen Solti kaydı bir tık önde. Ama dinlediğim üç Wagner bestesine göre en ağır, en temposu düşük, en zorlayıcı beste de budur. Seveni çok sever, sevmeyeni de eh işte...

6,25+/10 / 6,25/10








20 Haziran 2026 Cumartesi

Destruction - Mad Butcher (1987, EP)

 Oldukça dengeli amma ufak tefek bir mini albüm bu. Kayda ismini veren şarkı oldukça beğeniliyor anladığım kadarıyla. Oturmuş enerjik bir sounda sahip şarkı bitime yakın da ilginç bir geri dönüş yapıyor. Diğer bir parça ise bir cover, gotik ve teyatral kökü seçilebiliyor. Solo yakışmış diyebiliriz. Akustik gitar ile başlamasına rağmen takip eden parça klasik thrash çizgisine çığlık vokallerle birlikte kısa sürede varıyor. Yine uzun sololar karşılıyor dinleyeni. Özlemişiz yani böyle şeyleri. Ve son şarkı ise gitar performansa dayalı bir enstrümantal parça, bence gayet hoş, arkadan askeri bir ritim de verilmiş. Albümün kendisi gibi kısa ve bir yere bağlanmıyor. 

6,50/10

19 Haziran 2026 Cuma

Can Gox - DEM (2024)

 Geçenlerde Tırt FM'de en iyi 40 gibi bir listeye denk geldik, yarım kulak dinliyoruz. Yarısında off deyüp kapattık zira şarkılar hep eskilerin iğfal edilmiş versiyonlarıydı. Can Gox'unkiler daha güzel, yanlış anlaşılmasın da bu birinci eleştirim. Bir albüm tümüyle coverlardan mı olması lazım, ikna olamadım. İkinci eleştiri ise tabi biliyoruz, Can Gox'un sesi fazlasıyla Cem Karaca, ki albümde de Islak Islak yorumu eksik kalmamış, ki böyle burnu tıkalı gibi genizden söylemesi de kaşındırıyor beni. Herkese hitap etmeyeceği malumdur yani. Performans özellikle enstrümanlar da bana İstiklal'deki eski bar programlarını hatırlattı bazı anlarda. Buradaki iddia Ahmet Kaya'dan Teoman'a, Manço, Livaneli'ye ve hatta Tan Taşçı'ya farklılık gösteren sanatçılarla bütünleşmiş parçaların nasıl Can Gox potasında eritilebileceğini göstermek olsa gerek. Böyle anladım.

5,50/10

18 Haziran 2026 Perşembe

Yann Tiersen - Les retrouvailles (2005) + Model/Actriz 2026 İstanbul Konseri

Yann Tiersen'in yine içi dolu, sağlam bir kaydıdır. Tarz aynı, hani devamlı tekrar etmeyelim bahiste. Popülaritesi yüksek parçalar da var. Hatta rakamsal olarak biraz yüksek. Farklılıklara eğilirsek, A Secret Place diyeceğim, vokale Stuart A. Staples geçmiş. Yani demem o ki Tindersticks'i çok ihmal etmişim. Yaz maz, iç titreten grubun 2024 albümünü dinleme listeme, dediysem de 2 ay sonra sırası gelir anca, alıverdim. 

7,75/10


Model/Actriz konseri için sadece hayatımda izlediğim ilk 5'te diyip konuyu açtığım gibi kapatacaktım. Biraz daha açmaya karar verdim, her nedense. Mekan Blind, Asmalıçeşme'de Babylon yerine açılmış, bir süredir faaller. Üst katında balkonu da olan küçük ama ferah bir yer. Çok kalabalık, tıkış ıkış kıkış bir performansa denk gelmezseniz rahat edersiniz. Hiç de bahsettikleri gibi kapı açılıyor, sesler karışıyor durumu da yoktu, en azından bu konserde. Ses de iyiydi, IF'e nazaran çok iyiydi. Normalde sık konsere gitmem, hele hafta içi namümkün. Ama bu konsere gözü kapalı gitmeye karar verdim ilahi bir çağrıyla. Malum olmuş böyle süperinden bir eğlenceye tanık olmak demeyeceğim, parçası olmak. Bir kere ortamdaki en yaşlı kişi olabilirim, değilse de ilk üçteydim. Bir yandan yeni müzikleri aramayan, yaşını almış arkadaşlara kızacağdım amma vazgeçtim, gelip arkadaşlarınızla -benim kızım şu okula gidiyor, oğlum böyle, samet ne yapıyor- muhabbetleriniz çekilmezdi. Gençlerle takıldım, odağımız müzikti, eğlenmekti, kurtları dökmekti, memnunum. Öncesinde DJ arkadaş Prodigy tarzına yakın agresif bas yoğun parçalarla ortamı ısıttı. Hani ben metalciyim ama düz durmanın imkanı yok. Partisine gidilir bu arkadaşın. Sonra da grup ve vokali, tabi, seyirciyi avucuna aldı, kedinin yumakla oynadığı gibi evirdi çevirdi, o duvardan bu duvara fırlattı. Oturun dedi oturduk, zıplayın dedi zıpladık, hep oramız buramız oynadı. Tamam grubun gay temasını biliyordum da iri yarı bıyıklı kirli sakallı vokal arkadaşın siyah uzun kadın tuvaleti giyip yurtmacını sıyırıp tekmeler sallamasını, diva tavırlarıyla seyircinin arasına karışmasını, orada durmayıp bir ara balkonda kaybolmasını, insanları bizzatihi dans etmeye teşvik etmesini beklemiyordum. Çok iyi geldi, neye ihtiyacınız olduğunu bilmediğiniz şeyi yapınca farkına varırsınız ya, öyleydi. Son şaşırdığım nokta da grup öyle büyük bir grup değilmiş ya, RYM'nin oyunları işte..

16 Haziran 2026 Salı

Darkwood Sakinleri #1-2-3-4-5 / Bu Çağ #2-3-4

 


Çok süper bir şey buldum, tarihin tozlu raflarında. Ömrü 12 sayıya yeten bir çizgi roman kültürü dergisi: Darkwood Sakinleri. Zagor'dan ilhamla ismini alan dergi çizgi romanın tarihi, dergiler, çizgi bantlar, efsane kahramanlar, çizerler gibi çizgi romancılık ile ilgili dört yana yayılmış farklı konuları içeriyor ve üstüne üstlük türün meraklısının genel kültür açlığını gidermeyi de başarıyor. Yer verdiği çizgiler hem yurt içinden hem yurtdışından daha çok tanıtıcı mahiyette ve biraz daha deneysel/ fikri boyutlarda. Ayrıca bilimkurgu olarak Nemesis ve Oğuz isimli eserler farklı sayılara yayılmış maceralarıyla öne çıkmış. İçerik o kadar zengin ki hangi birinden söz etsek. İlk sayıda ismini borçlu oldukları Zagor'a farklı bir bakış açısıyla hayli yer verilmiş. Takip eden sayıda ise Temel Reis'in izini sürüyoruz. Çizgi romanlara konu olduğu kadarıyla kızılderililerin hikayesine de yer verilmiş. Türkiye'de Baytekin olarak bilinen Flash Gordon başta olmak üzere pek çok kahramana hayat veren A.R. Raymond ile Malkoçoğlu'nun yaratıcısı Ayhan Başoğlu 3. sayının sayfalarına konuk oluyor. Devamındaki sayıda öne çıkan başlıklar Goscinny-Uderzo ikilisi ve onların en önemli eseri Asteriks (Türkçe'de 2 farklı yayınevinin seçimleri doğrultusunda bazı karakterlerin değişik isimlendirildiğini biliyor muydunuz? Hopdediksi mi bilirsiniz Oburiksi mi?), Nemesis'e de ev sahipliği yapan 2000 AD dergisi ve bu vesileyle  İngiliz çizgi romancılığı , İtalyan western ekolünden Tex, Suat Yalaz ve en büyük eseri Karaoğlan. Ve okuyabildiğim son sayı 1996 yılına ait, beşinci sayının konuklarını ise şöyle sıralayabiliriz: Tarzan ve çizeri B.Hogarth, çizgi romandaki gerçekçilik problemi, Japon çizgi roman tarihi, diyalogsuz bir macera: Gon, yerli çizerlerden Şahap Ayhan.


İlk sayısını beğendiğimiz şiir, kültür, sanat, düşünce ve toplum gazetesi Bu Çağ'ın takip eden sayıları da içerik olarak tatmin edici seviyede. 2. sayıda Oğuz Atay'dan esinlenerek Türkiye'nin ruhu var mı diye bir soruşturma yapılmış. Bazı hamaset cevapların ötesinde Cenk Gündoğdu'nun demir leblebi cevabını bir taraf tutuyor gibi tuttum. Bugün yolunuzun geçtiği bir Anadolu köyünde size meyve ikram eden dayılar, rüzgar döner, bir şeyinize gıcık olur ve gözünüzün yaşına bakmadan işkence ede ede sizi öldürebilir. Yoksulların gücetapan ahlakı. Gündoğdu'nun şiiri de bana şair gibi İzmir kamplarında kısa süreliğine misafir olduğum gençliğimin acıklı bir dönemini hatırlattı. Modern çağın düşünürlerinden Alain Badiou'nun Şiir ve Komünizm isimli yazısı, Ahmet Güntan şiirinin şiirin eylem-oluşu etrafında tahlili, Attila Jozsef dosyası da zengin içerikler. 3 nolu sayıda Tanıl Bora ve Maggie Nelson söyleşilerini, Metin Kaygalak ve Cemal Süreya analizlerini okuma imkanı buluyoruz. Soruşturma konusu ise politik şiir ve editoryal çizgi dahil çok da katılmayacağım daha doğrusu sert bulduğum eleştirilere rastlayabiliyoruz. Bununla birlikte son sayfada Ketebe ilanı var.
4. sayıda ise artık eskimeye başlayan değil çoktan eskimiş olan İkinci Yeni dosyası kapakta. Yine de Hasan Bülent Kahraman başta olmak üzere bu soruşturmaya cevap olarak yazılanlar son noktayı başarıyla koyuyor diyebiliriz. Konu burada kapansın artık... Walt Whitman'ın hayatı ilgi alaka uyandırıcı. 1917-1919 sanatsal avangard konulu makale de hayli bilgilendirici. Online dergilerdeki şiirlere bakış da kışkırtıcı. Dergideki bu iddialı tavrı,  içeriğine her zaman katılmamakla birlikte genel olarak seviyorum. Herkese yaranmaya çalışan, oportünist, faydacı, çıkarcı, ortacı çizgiyi sise sevmiyorum.


15 Haziran 2026 Pazartesi

Led Zeppelin - Led Zeppelin [IV] (1971)

 Led Zeppelin hayranı değilim. Acayip seviliyorlar, filmlerde ve diğer her bir ortamda kült seviyesinde bir bağlılıkla isimleri geçiriliyor. 55 sene öncesinde çıkmış bir kayıt ve aradan geçen bu kadar zamanın tozlarını barındırıyor. Folk, çayır, çimen, blues..Stairway to Heaven... Sadece bir şey ne kadar fazla övülüyorsa, her ne ile ilgili olursa olsun, beni aynı oranda kendisinden soğutuyor. Ters bir herifim.

7,50+/10

14 Haziran 2026 Pazar

THKP-C ve Devrimci Yol'dan Bugüne Geçmiş Değerlendirmesi: Bu Tarih Bizim / Teslim Töre - THKO Hareketi ve Bazı Anılar

 Bu Tarih Bizim isimli bu eser, DY'nin bugün kitle örgütü olarak Halkevleri içinde örgütlenen kanadı tarafından yayınlanmış. Devrimci hareketin sorunları, kendi tespitleri ile ortaya konup hem THKP-C'nin doğuşu ve dağılışı, hem de ardından DY'nin doğuşu ve likidasyon süreci analiz edilmiş. Tabi geriye dönük özellikle bugün Sol Parti ekseninde ilerleyen eski liderliğe eleştiriler içermekte. Bu eserde de DY'nin aktif direniş çizgisi, iç savaş teorisi, direniş komiteleri sahipleniyor. Bu doğrultuda geçmişi büyük oranda sahiplenen diğer DY yapıları ile olan fark flulaşıyor. Hareketin lider kadrosunun salıverilmesi ardından daha önce başlamış olan Devrimciler çalışmasının tartışma süreciyle legal koalisyonlar partisine sonuçlandığı dönemde muhalif tavır alan grup bu yayının tarihi 2006'da hala ülkeyi sömürge tipi kapitalizm ve sömürge tipi faşizm kavramları ile tahlil ediyor. Yeni işçi sınıfına vurgu yapılmakla birlikte geçmişte PASS ve BDS gibi pratiklerde ortaya konan halk savaşı stratejilerinde somutlanan yeni sömürge devriminin bugüne ışık tuttuğunu belirtmeleri ilginç bir detay. Ayrıca tam da kendi yaptıkları aşağıdaki saptamanın bugün kendileri için doğrulandığı görülebilir.

Bu durum bizim için, başı sonu belli olmayan bir "partileşme süreci" yaklaşımıyla gündelik olayların peşinde sürüklenen bir politik kadro kümesine dönüşme tehlikesi yaratmaktadır. 


Sonradan TKEP'yi kuracak devrimci önderlerden Teslim Töre, sektolojinin parçası sol anılar türünde 1979 gibi çok erken bir tarihte bu eseri kazandırıyor. THKO'nun diğer kanadının kendisi için getirdiği eleştiriler bu broşür/kitabın yazılmasını tetiklediği görülüyor. Nurhak dağlarında kır gerillası oluşturma çabalarının trajik sonuna kadar olan süreci ve ardından GMK'nın oluşturulması ve Parti Bayrağı'nı oluşturacak ekipten kopuşu detaylıca anlatılmış. Durmadan fikir değiştirip zikzak çizen maoist kanat olabildiğince eleştiri oklarının hedefinde

13 Haziran 2026 Cumartesi

Eivør - Enn (2024)

Faroe adalarından yükselen  yeni alternatif pop yıldızı Eivør, bir yandan ülkesinin geleneklerini yani viking müziğini kaynak almış, bir yandan özellikle baslarda somutlanan modern prodüksiyonun nimetlerinden faydalanıyor. Ritim ise atmosferi besleyecek bir tempoda kullanılmakta. Strangers Things gibi bir dizinin İskandinav versiyonuna eşlik edecek gibi ses veriyor besteler. Bazı şarkıların dinleyen üzerine büyüleyici bir etki bıraktığı doğrudur, mistik bir ambiyans böyle sisler içinde imaj olarak zihni işgal ediyor. Ama biz albümü bütünüyle değerlendirmeliyiz. Zayıf , dreamy atmosfer içinde kaybolan anlar da var çünkü. Hareket eksik yani.

6,50+/10

11 Haziran 2026 Perşembe

The Gathering - Souvenirs (2003)

 Dinledikçe kendini açan bir albüm bu. Anneke'nin daha grubu bırakmasına var. Sound çoktan oturmuş zaten. Grubun o dönem işlerini tanımlarken hep bir eksiklik hissediyordum ve bir yerden okuduğum tanımlama cuk cukadanak oturdu. Trip hop vardı bir ara bilirsiniz onun rock/metal versiyonu dersek yeridir. Bir yandan da prodüksiyon bana fazla steril geldi. Maalesef her şarkı güçlü ve vurucu değil. Genel kamuoyunun olumlu tepkilerini biraz abartı buldum. Hani öldüm bittim diyemem. Bardağın dolu tarafında da gönül titreten şarkılar da var.

7,25+/10


8 Haziran 2026 Pazartesi

Lamb of God - Sacrament (2006) + Vega Konseri IF 2026

 Çok metalkordan ve varyasyonlarından, yakınadüşenlerden anlayan biri değilim, biraz da beni zorlar. Trivium'da bir denemem olmuştu. Converge'ü ayrı tutuyorum. Bu albümde LoG da gruvi çizgiyi melodik bir metalkor hattına çekiyor. Vokal zaten kirli bir tınıya sahip, bir kaç varyete farklılık da yapabiliyor. Burada eze eze söylüyor şarkıları. Şarkılarda yine yavaşlama breakdown anları felan feşmekan. Fakat bir ortalama hal hissiyatı var ki üzerinizden atamıyorsunuz. Parçalar arasında çeşitlilik de pek yok. Ashes of Wake gibi bir kaydın arkasından çıkması sanırım tersten psikolojik bir etki yaratıyor. Zayıf karnı da budur. 

6,50+/10

Yalavuz olduğum cumartesi günü ne varmış, ne yokmuş, eskilerden Vega konser varmış. Eski gruplar layığıyla yeniden toparlanıp konserler veriyor ne güzel ne güzel, Vega da seyrek faal bir grup ama tamtamına ara verdilermiydi vermedilermidiydi bilemedim. Beşiktaş'taki IF performans  holü hakkında o kadar tühkahkaha şey duydum ki bir nevi denemiş de oldum. Bir kere Beşiktaş'a ulaşımın kolaylığı Üsküdar'dan şaka mı ki gerçektir de Beşiktaş'ta bir şey yok, avuç içi kadar yine de bir iki mekanı not ettim konser saatini beklerken attığım tur sayılarında keşfettiğim tabana kuvvette. Salona çok sıcak derlerdi ki pek hoş serinlik vardı zaar, kokteyller şıktı lakin bira pek pahallı. Büyüklük orta ancak ful dolu çekiyor. Zorlamasalar bilet satacağız diye, deseniz yeri geldiğinde sold out yane. Yeni neslin kaliteli grupları keşfedip salonu doldurması pek şahane. Amma bu genç oğlanlarda, kızlar azcık et yeyin!, bizde Allahın esirgediği bir şey var ki o da boy. Çin seddül bahir hepsi pek mübarek. Mikrofon başında sempati kraliçesi Denizimizi uzaktan gördük görmedik, omuz kafalardan seçtik seçemedik. Ben diyorum ki öne hobitler, sonrasına elfler, hatta en sona da dağ trolleri askeri nizam sıralansın. Konser eyiydi güzeldi de ses bir gerçekten fenaymış yafu. Denizciğimiz diyor sesim çok yüksek geliyor. Boğuk ve yankılı, artırsalar ne olur a canım. Sözler seçilmedi, gönülden dinledik, Serzenişleri Ankaraları söyledik. Sallandık sallandık sallandık. Pöfür pöfür vapurla döndüğümüz Üsküdar'da sosisliyi gömdük.

5 Haziran 2026 Cuma

RETRO: Barış Manço - Nick the Chopper (1976)

 Gençliğimde bir şekilde elime geçen bu albümü yoğuncana dinlediğimi hatırlıyorum. Yeniden keşfedildiği vakitlerdi, demek ki 2000 başları. Biraz ergen şakasına muhataplıktı dinleme amacı ama tersine bayağı ısınmıştım. Zamanla insan o kadar da değişmiyor yağni. Hala sıcak ve saf bir albüm bu ve hala da çok bir hoş. Şiir analizlerinde Türk edası diye bir şey vardı, yanlış hatırlamıyorsam. Burada da hareket içinde melankoliyi duyabiliyoruz bu manaya yakın. Misal Lonely Man'e bakın. Ayrıca bu kayıt sayesinde folk ezgilere yabancı sözde düzenlemeler nasıl olur fantezisini deneyimlemek de mümkün. En başta Uzun İnce Bir Yoldayım yorumu Tell Me Old Man ki aşırı fazla coverlanan bu türkü için ferah bir an sunuyor. Bir yandan da batı ekolü prog folk denemeleri eksik kalmıyor. Bu manada birbiriyle hiç de çelişmeyen değişik bir denge kurulmuş. Nazar Eyle'nin Emerald Garden versiyonu, tabi ki Nick the Chopper ile Blue Morning Angel bende öne çıkan şarkılar olmakta.

8,0-/10

4 Haziran 2026 Perşembe

Bargou 08 - Targ (2017)

 İnanılmaz geniş bir coğrafyaya yayılmış Arap milleti birbirinin aynı olmadığı gibi müzikleri de tıpkısının aynısı değil. Bu folklorik çalışma Tunus yöresinden. Hem standart hem farklı. Bilemiyorum belki modern revizyonist dokunuşlar da vardır. Perküsyondan şüpheleniyorum, elektirik cereyan veriyor dinleyene, titretiyor mazallah. Geleneksel çalgılar suçlu gibi duvara dizilmiş zaten albüm kapağında. Biraz böyle köylü havası da var, türküler bağrılarak söyleniyor. Prodüksiyon ise tam tersi, gayet cilalı ve de parlak. Albüm kendini de bayağı dinlettiriyor, çok da sıkılmıyorsunuz. Bu da başarı hanesine yazılmalıdır elbette.

7,25/10

2 Haziran 2026 Salı

Birhan Keskin - Kim Bağışlayacak Beni

 Şairin 1991 ile 2002 yılları arasında ait beş şiir kitabı (Delilirikler, Bakarsın Üzgün Dönerim, Cinayet Kışı, Yirmi Lak Tablet, Yeryüzü Halleri) Kim Bağışlayacak Beni isminde tek ciltte toplanmış.

işte dünya kapısı, işte dünya kederi 
ister dağının gölgesinde dur, ister
incirin neşesine vur

Sustum. Yeryüzü olacağı gibi olsun.

Sevgilim, günün belli saatlerinde seni unutmayı deniyorum.



1 Haziran 2026 Pazartesi

Destruction - Eternal Devastation (1986)

 Çıkış albümlerini daha fazla sevdiğimi itiraf etmeliyim. Çığırtkan vokalli thrash metale ister de istemez mesafeli kalabiliyorum. Bu mesafeyi kapamaya prodüksiyon da fayda etmiyor. Besteleri de dinlerken keyif vermekle beraber benim aklımda pek yer tutamadı. Belki de benim aklımda bir zorum vardır, bilemeyeceğim. Nihayetinde yeterince etkilendiğim söylenemez. Ama vazgeçecek kadar da değil.

7,25/10

31 Mayıs 2026 Pazar

Yaşar Kemal - Ağrıdağı Efsanesi

 İBB Şehir Tiyatrosu'nda bu romanın birebir aynısı sahneleniyor bugünlerde ve bu oyun hayli olumlu tepkiler aldı. Tam tersine birlikte izlediklerim oyunun yarısında salonu terk etti, ben de başladığım işi bitiririm düsturuyla ya sabırlar eşliğinde sonunu getirdim. Folklör, halk kültürü, destan vessair. Beyin atına çökmeyi hadi geleneğe bağlayalım da "Ahmet atına binip, yarenlerini yarıma alıp İran toprağına talana gidiyor, maldan mal, koyundan koyun, attan at sürüp getiriyordu Ağrıdağına" cümlesini ne yapacağız? Atı teslim etmeme, yani gelenekler uğruna Osmanlı paşasına direniş paşanın kızına olan aşkıyla kesişiyor. Fakat kızın, Ahmet sağ kalsın diye ona aşık zindanbaşına bir tutam saçını  vermesi her şeyin sonu oluyor. Da hücrede nikahsız birlikte olmuşlardı? Hangi gelenek, görenek, töre diyorduk? Bence feodalite. Elbette bir eser derin, kompleks karakter ve kurguları serimleyebilir, pek çok kez gri ve hatta kapkara rolleri ve maceraları okuruz. Lakin biliyoruz ki Yaşar Kemal bir taraf, eserleri de eğlence amaçlı yazılmış değil. Günümüzün dünyasında bu tarz bir eser geçmişte kalmalı, şahsi fikrim. 

The Pineapple Thief - Variations on a Dream (2004)

 İşte ancak bu albümle biraz heyecanlandım. Kendi seslerini bulmuşlar, ironik olarak da vokalin biraz sustuğu iyi olmuş. Bir yanıyla Exit Music söyleyen Radiohead çizgisine gelmişler. Anlamsız, yersiz elektronik müdahaleler sonlanmış. Yok demiyorum, incelikli diyorum.Besteler birbiriyle uyumlu bir atmosferde buluşuyor ve keyifli bir dinleti sunuyorlar. Belki belli bir dönem daha belirgin bir anlam ihtiva etmiş olabilir. Lakin şu an için kompozisyon olarak hala bir şeyler eksik. Grubun 2016 yılında ayrıca bir şahlandığını biliyorum, bilmesine de benim soluğum yetmeyecek gibi.

6,75+/10

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Günümüzde Yeni Siyasal Yaklaşımlar III: Kadın ve Siyaset - Kültür - Toplum - Eylem (ed. Hilal Onur İnce)

 Hilal Onur İnce editörlüğündeki serinin üçüncü cildi yayınlanalı 11 sene olmuş. Bu ciltte 4 ana başlık altında Sunuş yazısı haricinde 12 makale yer alıyor. Emma Goldman'ın benimsediği anarşizm ile paralel doğrultuda farklı sorunlara karşılık görüşleri, Beauvoir ile Irigaray'ın özgürlük ekseninde feminizme yaklaşım farklılıkları, Julia Kristeva'nın Lacan'dan hareketle geliştirdiği  cinsiyetin psikanalitik analizi ve feministler arasında beyaz egemenliğin ve ırkçılık karşıtlarında da kadın düşmanlığının izini süren bell hooks (ilk harflerin küçük yazılması düşünürün kendi isteği) kadın ve siyaset başlığı altında açımlanan makale konuları. Kültür başlığı ile ilgili konular ise biraz esnetilmiş. Devrimci tiyatronun öncüsü Bertolt Brecht'in Gramsci ile örtüşür şekilde ürettiği teori bir yana, cinsellikle bağdaştırdığı psikanalize dayalı fikirleriyle faşizmin kitlelerce benimsenmesine cevap arayan Wilhelm Reich (faşizm, dünyanın bütün uluslarında, insan toplumunun bütün örgütlerinde ortaya çıkabilecek evrensel bir hastalık potansiyelidir, insan kitlesi köleliğe yatkın, özgürlüğe karşıt, gizemcidir ve karşı karşıya kaldığı bir takım gelişmelere istinaden verdiği bilinçdışı tepkileri faşizme yol açar. Küçük adamın korkak, hain ve zalim, gerçek görev duygusundan, insan olmak ve insanlığı korumak sorumluluklarını duyma yetisinden yoksun olarak tanımlanmasına neden olan en önemli unsur, cinsel arzuların bastırılması sonucu ortaya çıkan ruh halidir), popüler kültürün de bir mücadele alanı olduğunu ortaya koyan Stuart Hall, çok kültürcü kimlik tabanlı siyaseti liberal teorisinin omurgasına oturtan ama kadın haklarında örneğin kötü sicili olan şeriatçıların batılı ülkelerde tanınma mücadelesi hakkında pek de ikna edici savunma yapamayan Charles Taylor diğer bir yanda. Eylem başlığında ise ayrıntılı bir Zizek okuması (Foucaultcu tavırla yasaklayıcı-baskıcı iktidar yerini, iktidarın kendi yarattığı Lacancı "fantezi"ler ile sürekli güdülenen ve serbestliğe vurgu yapan bir iktidar işeyişine bırakmıştır, ancak bu durum aynı zamanda kontrol mekanizmalarının görünümünü gizlediği için de hiç olmadığı kadar yoğun hegemonik bir sürece denk gelmektedir. Dört ana antagonizma: çevresel facialar kaynaklı tehditler, özel mülkiyetin sözde entelektüel mülkiyet için uygunsuzluğu, yeni tekno bilimsel gelişmelerin sosyo-etik sonuçları, ayrımcılığın yeni biçimleri, yeni duvarlar ve dışlanmışlar. İlk üçü Hardt ve Negri'nin ortaklıkların özü ama sonuncu seçenek, dışlanmışlar en önemli olan), Ranciere'e eleştirel bir analiz (Marksizmin de devam ettirdiği Platon'un eşitsizlik karşıtı düzlemine karşı radikal demokrasi), analizinde Arap baharı odağına alarak sıradanın sessiz tecavüzü, pasif ağlar, sokak siyaseti, hareket olmayan hareket, refolution gibi kavramları üreten Asef Bayat yer alıyor. Sahne ışıkları ise varlık felsefesi alanındaki ana eserleri (Varlık ve Olay serileri)  dahi henüz Türkçe'ye kazandırılamamış olan Alain Badiou üzerine yazılı makale üzerinde parlıyor. Zor olsa da metodolojisi sayesinde kolaylaşan bir okuma sunuluyor. 

Felsefe bilim, sanat, politika ve aşk koşullarında üretilen farklı hakikatları kapıp yakalar, bunları bir-arada-mümkün kılar. Hakikatler bilgide bir delik açtıkça var olacaktır. Varlık Bir değildir, "saf ve tutarsız çokluk" olarak varlık, kendisini ancak bir-olarak-sayma işlemi ile çokluk olarak gösterebilir. Dolayısıyla "durum" denen şey, saf ve tutarsız çokluğun, bir-olarak-sayma işlemi ile tutarlı hale gelişidir. Saf ve tutarsız çokluk ancak bir "sunum" içinde tutarlı çokluk olarak görülebilir ki bu sunulmuş çokluk bir durum oluşturur. Çokluk, ancak bir-olarak-sayma işlemiyle, birlik kazandırılarak düşünülebilir hale gelmektedir. Ancak bu sayma işleminden kaçan bir "boşluk" mevcuttur. Her durumun içinde bir boşluk vardır. Boşluk, sunumun sunulamayanı olarak, durum içinde kavranıp tanımlanamaz özellik gösteren bir saf ve tutarsız çokluk parçasıdır. Bu boşluk üst yapı tarafından istikrara kavuşturulmak istenir. İkinci bir sayma işlemine ki "temsil" diye adlandırılır ve Devlet'tir , tabi tutulsa da yine kaçan bir boşluk olacaktır. Doğal durumda yalnızca olgusal gerçek söz konusu olsa da sunulan ama temsil edilemeyen tekillikler olay felsefesinin temelini oluşturur.  Özne olmanın koşulu bir kararverilemezin bulunmasıdır ve özne bunun içinde risk üstlenip karar vermekle, akıp giden olayı adlandırarak sabitlemekte, sonsuz olmayı, ölümsüz olmayı mümkün kılabilecektir. Özne ancak tekil çokluk karşısında öznellik kazanacaktır. Özne ancak bir olay sonrasında ortaya çıkabilir. Bir hakikat , bir durum içinde cereyan eden ama ona ait olmayan bir olayın sonuçlarına gösterdikleri sadakati dirençle koruyan özneler sayesinde varlık kazanır. Tarih boyunca sınırlı sayıda olay olmuştur: Paris komünü, (Çin) kültür devrimi, Arap baharı gibi.

Rage - End of All Days (1996)

 Dinledikçe grubu daha da takdir ediyorum. Bir yandan bu kadar sık albüm çıkartmaları sinir bozucu. Ama bu denli güçlü melodileri nasıl bestelediklerini  anlamak ise hayli güç bir mesele. Yani grup dinleyenin gönlünü hoş etmesini biliyor kısacası. The Missing Link ve Black in Mind gibi iki sert ve baskın albümün ardından neredeyse popa göz kırpan melodilerle dolu bu albüm ile çıtayı bir kaç santim aşağıya indirse de hala dinleyeni mest edebiliyor. Bazı şarkıların diğerleri kadar güçlü olmaması olağan kabul edilebilir. Sert tonlara değil melodilere sırtını yaslaması, uzun dinlemelerde negatif bir unsur olarak hanesine yazılıyor.

7,75/10

23 Mayıs 2026 Cumartesi

Dua Lipa - Future Nostalgia (2020)

 Adıgüzel ablamızın ilk albümünde dinleyince biraz abartıldığını düşünmüştüm. Bu albüm ile daha fazla sayıda disko popu ve etkileyici beste seslendirdiğini duyuyoruz. İyi de oluyor. Çok daha fazla radyo canısı şarkı içerdiği de bir el-hakika. Vokalin bir tarzı var ki tarif edemediğim bir olmamışlık hissiyatı vermekte. Yine de eğlence faktörü yüksek. Pek de direnmemek lazım. Duymak istediğimiz pop soundu üç aşağı dört yukarı böylesidir. Gelemeyen yaza, göremediğimiz baharlara fon müziği olsun.

7,50/10


20 Mayıs 2026 Çarşamba

Kataklysm - Shadows & Dust (2002)

 Grubun etkileyici olduğu zamanlar... Groovi ve melodik ve brütal üç yiğidin harmanlandığı bir kayıt bu. Orijinal efendime söyleyeyim teknik felan bir şeyler arayanlar, ahan da öteye kaykılsın. Pehlivan meydanı isteyenler ise buyursun soframıza. Elbette besteler sağlam olsa da her zaman akılda yer tutuyor demek doğru olmaz. Black çizgisindeki vokal tarzı ise bazı anlar bariz kötü. Ama iki vokalin diyalog kurma fikri güzel. Face the Face the Face the Face of War'da Amon Amarth tadı aldık güzelinden. Bu kaydın da bateri performansı sıkı. Grubun davulcular arasında şansı iyi gitmiş demek ki, sık sık eleman değiştirmelerine rağmen.

7,75+/10

19 Mayıs 2026 Salı

Model/Actriz - Pirouette (2025)

 2023 listemin başında yer alan Model/Actriz takip eden bu albümde, pek çok güçlü çıkış yapan emsali gibi biraz işleri sofistike ve ehil hale getirmiş. Başkaları bu adımı çok seviyor, ben ise hesapsız düzensiz korkusuz ilk adımlara daha çok değer veriyorum. Ayrıca görünen köy kılavuz istemez, rock unsurları bariz dışlanmış. Garip endüstriyel tınıların süs dekor seviyesine indirildiği ve hatta  terkedildiğini yerlerde bulunuyor. Grubun geleceği indie suları olursa şaşırmam. Duygu dışavurumu abartan sanatçı sendromu diye bir şey yoksa da ben icat ettim şimdi. Gay kimlik sorunsalı ve bunun getirdiği acıklı hissiyat fazlasıyla hissediliyor. Bu kadar eleştirdim de yine de balçıkla sıvayamadım.

7,75-/10

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Zeynep Bastık - Zeynodisco (2021)

 Günümüzün pop ve rap müziği bende pek bir hiç yok. Uzak kalmayalım gibisinden işte Zeynep Bastık. Felaket yorumu ile tanışmıştık değil mi ilkin? Yeniden yorumlar ve akustik performanslarla inşa etmişti kimliğini. Günün gerektirdiği üzere daha çok dijital tekliler çıkarıyor bugün. Genel olarak baktığımızda bu albümdeki parçalar biraz Bir Daha ve Marlon Brando haricinde nispeten çok tutulmamış gibi. Dans pop türündeki şarkıların beste aşamasında da adını okuyabiliyoruz.  Yeni nesil basitliğini, uçup giden kısalığını geçiyorum şarkıların, ilk parçadaki hip hop bağlantısı da zayıf olmanın ötesinde itici. Yine de düzenleme tarafında bir renklilik göze çarpıyor. Harmonilerin pek de Türk müziği ile ilgisi yok. Batılı normlara yakın ki o yüzden ilgimi çekti zaten. Kalbimi Kırdın bence tatlı ve değeri bilinmemiş gibi. Dinlenip geçiliyor, eğlendiriyor ancak izi kalmıyor şarkıların. Koştura koştura okunan,çalınan parçaların üzerine bir de albümün kısalığı var. Bir ömür şarkı beste işinde uğraşacaksın ama şarkılarını ardı ardına söylesen bir saat tutacak, garip işler bunlar.

5,25+/10

17 Mayıs 2026 Pazar

Larry Niven - Zamansız Dünya

 Halka Dünya serisi ile bilim kurgu evreninde bilinen yazarın tek seferde okunup bitirilebilen bu eseri ile, uzun süredir türe olan özlemimi gidermiş bulunuyorum. Hemi de yazar ile bir tanışma imkanı buluyorum. Bu esere de gölgesi düşen büyük anlatımın yazarın sağcı görüşlerinden ilham aldığı bir gerçek. Büyüklük takıntısı, bilirsiniz, sağ ideoloji pek sever. Yazar hatta bir dönem baba Bush'a danışman bile olmuş ki bilim kurgu dünyasının hakim politik eğilimi de maalesef bu. Yazarın bir özelliği ise döneminde olası olan uzayla ilgili tezleri bilimsel açıklamalarla kitaplarına konu etmesi. Okuduktan sonra yazarın eserleri arasında ilk okunacak kitap olarak seçilmesinin hatalı olabileceğini düşünüyorum. Biraz tercümenin de etkisi olsa da kök kaynak sıkıntılı. İlginizi ayakta tutacak öğeler az, lisan zor. Ölümcül hasta kahramanımız bir kaç yüzyıl sonra dondurucudan çıkartılıyor ve Devlet denen dünya devletinin hedefleri doğrultusunda diğer dünyaların atmosferini yaşama uygun hale getirecek yolculuk için pilot olarak yetiştirilmek üzere zorlu testlere tabi tutuluyor. Tabi ki bu yolculuklar o kadar uzun ki, dönüşü olmayacak. Arkadaş da bunun farkında ve süpervizorü kandırıp jetin kontrolünü ele geçirir ve galaksinin merkezine yola çıkar. Çünkü hem maceracıdır hem de kadınlara düşkünlüğünü belirten testesteronu düşüktür. Yani, neden olmasın. Süpervizörü sonra kendi bilincini jetin bilgisayarına yükler ve bir uzlaşma sonucunda uzun yıllar uyumalı, kalkmalı bir rota ile Samanyolu'nun merkezindeki kara deliği görme imkanı bulurlar. Ordan merkezkaçtazıtut kuvvetiyle dünyaya geri dönerken 3 milyon yıl geçer. Dünya yerinde değildir, Jüpiter'in  uydusu olmuş, Ayı kaybetmiş felan. Pek bir sıcak. Az bir nüfus kalmış. Erkek çocukları kendilerini 11 yaşında ölümsüzleştirecek bir yol bulmuş ve dikta dedikleri ölümlü nüfusu yönetiyor, gözetiyor. Göklere hakim Kızlar grubunun ise nesli tükenmiş. Kahramanımız ayak bastığı yeni dümnya'da herkeslere takiyye yaparak kafa tutuyor, en sonunda Oğlanların diktatörlüğüne karşı ölümsüzlüğü keşfedip geri kalanlara özgürlüğü tattırıyor.

14 Mayıs 2026 Perşembe

Savatage - Poets and Madmen (2001)

Grubun bu son albümü klasik çizginin güçlü bir temsilcisi olmaya devam ediyor. Özellikle başta Commissar gibi bir hitle birlikte albümün ilk yarısı gayet güçlü. Kaydın diğer yarısında ise bu güçlü duruş kayboluyor. Şarkıların aynı ayarı tutturduğunu söylemek güç. Ara ara vokalde zorlamalar da göze çarpıyor. Nihayetinde yine de kulakları dolduran bir çalışma

7,75/10
 

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Yann Tiersen - Good Bye Lenin! (2003)

 Yann Tiersen'den Amelie'nin yakın sonrası diğer bir film müziği çalışması. Doğu Almanya'nın yıkıldığını çaktırmamaya çalıştıkları  sosyalist ideallere sahip ve son günlerine yaklaşmış hasta annesi ile ilgilenirken  olgunlaşan genç bir delikanlının hikayesi bu. Film Türk bir yönetmenin ellerinde daha arabesk ve duygusal olabilirdi bizim beğeni kriterlerimize göre. Bu duygusal fark bu albüm ile bir nebze giderilmiş. Yine de bestecinin en iyi çalışması sayılmaz bence. Şarkılar çok kısa ve yama gibi. Bu kadar beğenilmesi belki de film ile, filmin spesifik sahneleri ile karşılıklı birbirini besliyor olmaları gerek. Filmin en güzel tarafı eşin dostun bir araya gelip yıkılan bir dünyanın yeniden canlandırıldığı yenik bir oyuna ortak olması. 

7,0+/10

9 Mayıs 2026 Cumartesi

Uriah Heep - Look at Yourself (1971)

 Uriah Heep kendine özgü bir ses inşa edebilen gruplardan biri. Progresif tınıları taşıyan bir hard rock yapıyorlar. Nostaljik bir tadları var. Ben de seviyorum kendilerini işin doğrusu. Daha önce Lady in Black, Gypsy gibi gönüle hitap eden şarkılarını dinleyip albümlerine yer vermiştim. Bu albüm de 10 kaplan gücünde July Morning gibi bir destan içermesiyle sevilmeyecek gibi değil hanisi. Bir yerlerden biliyormuşum ki hiç de yabancı gelmedi bana bu şarkı. Albüme adını veren şarkı da iyilerden sayılır. Maalesef albümün diğer yarısı aynı kaliteye erişemiyor. Yine de müzikal olarak bugünden öte bir şeyler sunduğu kabul edilmeli.

8,0-/10


Breath of Wind - Sakura (2020)

 Rusya'dan çıkma grup bu albümdeki tabiri caizse cılız sounda bakarsak belki de tek adamlık bir proje. Diğer yapıtları arasında bu kaydın öne çıkmasının sebebi için kapağına bakmak yeterli. Anlaşılmıyorsa kaydın ismi mutlaka bir şeyler çağrıştıracaktır: Sakura. Hah,  28 dakikalık tek şarkıdan oluşan kayıt Japon ezgilerini ve yerel enstrüman (koto) tınısını melodik black metal çizgisiyle bağdaştırıyor. Aslında geleneksel bir türkü alınıp işlenmiş bile olabilir. Kadın koro da devreye girince gotik Rotting Christ izlenimi de biraz belirginleşiyor. Epik ve senfonik öğeler de serpiştirilmiş. İşitsel manada demi oturmamış bir çay misali, belki de alışmadığımızdandır, bir intiba bıraksa da verdiği keyif hiç de fena değil. Hani, böylesi de varmış demek için bile dinlenilir.

7,25-/10

7 Mayıs 2026 Perşembe

Billie Eilish - Hit Me Hard and Soft (2024)

Bence hala modern popun önde gelen gencecik ismidir Billie Eilish. Büyük bir potansiyel ve gidecek yolu var. Her ne kadar önceki kaydını hareketli olduğu için daha bir sevmiş olsam da. Sıkıntı şu pop müzik bu kadar sofistike olmalı mı sorusu etrafında şekilleniyor. Buradaki örneklerde olduğu gibi içine içine okunan mıymıntı bir tarz mı olmalı yoksa kendini bu kadar ciddiye almasa mı acaba felan.

7,50/10

4 Mayıs 2026 Pazartesi

Rage - Black in Mind (1995)

Rage oldukça köklü bir grup, çok sık ürün vermesine rağmen belli bir standartın altına düşmemeyi biliyorlar. Üstelik yaptıkları power metal böyle mızmız efemine bir şey değil, adam gibi adamlar yahu. Günlük cinsiyetçi retoriği burada sonlandırayım yoksa Judas'ı da çok bir pek severiz. Rage'in de yabancısı değiliz, o kadar dinlemişliğimiz var. Bu albüm de melodik bestelerine istinaden ki kuuki canavar vokale rağmen, grubu bilenlerce el üstünde tutulur. Bazen vokal kükremesiyle de dikkat çekmekte. Zayıf yanları ise bazı parçaların birbirine benzer veya andırır melodileri tekrarlaması. Ve albümün uzunluğu. Bonuslarla birlikte  bir yılgınlık bünyede birikebiliyor. Albümü tek seferde bitirebilmeniz gerçekten zor. Forever gibi krem şantili bir parça içeren canavar gibi bir albüm aleyhine daha fazla bir şey söylemek istemiyorum.
8,0-/10

3 Mayıs 2026 Pazar

Arooj Aftab - Night Reign (2024)

 Pakistan'ın müzikal geleneğini batılı normlarda caz usulünde birleştiren ve kolay dinlenir ama ruha dokunur dinleti sunan bir çalışma. Sanatçının önceki albümü duygusal olarak beni bir ecnebi gibi etkilemedi, bu vesileyle ikinci bir şans vermiş bulunmaktayım. Anlıyorum, idrak edebiliyorum lakin hala benimseyemiyorum. Köklere daha yakın , o tarihi coşkuyu temsil edebilen Şahin Şah varken misal bu tarzı yüceltmek bu coğrafyaya yakın bir yerde konumlanmış olan bizler için ancak yabancılaşmanın tezahürü olabilir. Hele viski isimli bir parça da yer alınca bu sofistike hissiyat tümüyle yok oluyor. Ben Raat ki rani'i ayrı bir sevdim yalnız.

6,75-/10

Güven Erkin Erkal & Deniz Durukan - Türk Rock 2000

 Yerli rock piyasasının popüler manada zirveyi gördüğü günlerde Öküz dergisi içeriğiyle yıllık yayınlama serüveni 2 sene sürebilmiş. Zaten 2000 sonrasında da yavaş yavaş veya hızlanan adımlarla bayağılaşma sürecinin ardından löp diye bir çöküşe tanık olmuştuk. Albüm, demo yorumları yapan, röportajlara mikrofon tutan, konserleri, afişleri derleyen isimler Türk rock müziği ve çizgi roman arşivcisi-duayeni Güven Erkin Erkal ve sonradan edebiyat dünyasında adını duyuran Deniz Durukan. Özellikle Deniz'in öznel ve polemiklere kapı aralayan tarzı zaman zaman itici gelebiliyor. Bunun dışında arşiv namına iyi bir çalışma gibi duruyor. Yıllık değil de geçtiğimiz senelerde çıkış yakalamış yerli indie rock kabilinden yeni bir derleme toparlama çalışması iyi olmaz mı diye düşündürmedi değil, hanisinden.


2 Mayıs 2026 Cumartesi

Adamlar - Kahırlı Merdiven (2024)

 Her ne kadar bazı şarkıları çok duyulur konuma ulaşsa da bu albümün, dinlediğim kadarıyla grubun en zayıf çalışması olabilir. Yaratıcılık da insan hayatının bazı ve erken dönemlerinde zirve yapıyor. Netekim grubun dağılması öncesinde belki bir manası vardır, belki sebeplerden biridir. Niyetlenip de bir türlü konserlerine gidemediğim ve bu esnada dağılan ve yenilerde yeniden toparlanan ( ama yeni kadrosuna da bakmak lazım) grubun bu albümündeki Dalgalı, Duende, Kahırlı Merdiven gibi önceki dönemlerine göz kırpan şarkılara daha kolay alışmak mümkün. Lakin biraz da genizden okunan Kim Sevinir benim enbirçok hoşbeşlediğim şarkı oldu. Bestelerin kolaylaştığı, sığlaştığı bir ser olmakla birlikte genel piyasayı göz önünde bulundurursak popüler ana akıma girizgah da sayılabilir diğer yandan. Böylesi de iyidir, gereklidir kannımca.

7,50/10

29 Nisan 2026 Çarşamba

Suede - Coming Up (1996)

 Grubu aslında ben bu albümdeki şarkılarla tanımıştım. Yabancı müzik yayınlayan özel radyoların yeni açıldığı vakitlerdi. Müzikal dünyayı ülkece yeniden tanımlıyorduk. Daha da ilginç olan şey rock şarkıları da listelerdeydi, devri daim dinleyebiliyorduk. Bu albümde de yarı romantik yarı britpop rüzgarıyla saçlarını savuran Trash, Filmstar, Lazy, Beautiful Ones, Saturday Night gibi şarkıları teklilerden hatırlamak mümkün. She gibi bir şarkı ise nereden bilemem kulağımda yer etmiş. Tabi bunlar pozitif bir intiba olarak tarihte yerini alıyor. Eh, 10 şarkının altısının adını andıysak, demek ki grubun en sevilesi çalışması oluyor nezdimde. Ki çok da bana hitap eden bir grup olmadığı besbelli iken. 

PieS: Bu arkadaşların albüm kapakları niye hep böyle yafu?

7,25/10

28 Nisan 2026 Salı

Mory Kanté - N'Diarabi (1982)

 Sonradan Yeke Yeke ile dünyada ünlenen Gine'li şarkıcının ilk dönemlerine ait bu çalışma Mande halk müziği kalıpları ile belki de o zamanın dünya müziği diye tanımlanan popülerleşme ve hatta kimilerine göre kirlileşmenin öncesinde geleneksel tarafı ağır basan bir dinleti sunuyor. Enstrümanlar da bu şekilde. Ancak ritimin hikaye/ içerik lehine geride kaldığını duyabilmek de mümkün.

7,25+/10

26 Nisan 2026 Pazar

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 2 (Bölüm 3)

 En son 1985 yılında kalmıştık. Bu yıla ait diğer bir eseri Dişiboy. En başta Antiller, Nepal, Hindistan, Mısır, Meksika gibi egzotik ülkelerin ilhamıyla kadınlara ithafen yazılmış şiirler. Olmadığı kadar aydınlık ve ferah mısralar. İlginç bir eser olan Sayılarda ise ismi üzerinde sayılar etrafında şekilleniyor. Biraz çocuksu bir merakla sayılar oyuncak nesnesine dönüştürülmüş. 1986 yılında ise toplumsal içerikli Sanık Ayağa Kalk adlı eseri savaş ve barış ekseninde kaleme alınmış şiirleri içeriyor.

Aruz ölçüsüyle klasik şaire ithafen yazılan şiirlerden oluşan Şeyh Galib'e Çiçekler adıyla yayınlanmış kitabı beklenmedik, en azından benim için. Divan edebiyatı ve Şeyh Galib'e dini çerçevenin dışından bir bakış.


XVI 
Sandım seni gör-
düğüm geceydi 
Annem dedi doğ-
duğum geceymis 



XVII
Bir göldü ölüm
İnanmamışken 
Öldükleri gün 
 Yıkandılardı

XXII
 Yüklendi otuz 
 Deveyle Sultan 
Ben sevgime bir 
Böcekle gittim 

1986 yılında yine ilginç isimli bir çalışmaya imza atıyor, şair: Takma Yaşamalar Çağı. O günlerin gündemi organ nakli gibi bir olgunun çağrıştırdıkları nakledilmekte.


Türkçem Benim Ses Bayrağım, şairin dilimize olan bağlılığın göstergesi olarak öne çıkıyor. Hatta eserin ismi neredeyse deyim olarak bugün dilimize yerleşmiş durumda. 

İstiklal derken 
Yok olur bağımsızlığımız bizim 
Yok olur 
Hürriyet derken özgürlüğümüz

Yurdana isimli eseri , Erzurum'un Rus işgalinde kahramanlıklar gösteren Nene Hatun simgesi üzerinden aşina olduğumuz bir yurt savunması güzellemesi.

Biri 
Şehit olurken 
Ağzındaki soluk kocamandı ya 
Gök küçüçüktü

Uzaklarla Giyinmek (Sığmazlık Gerçeği) hacmiyle fasikül benzeri diğer yapıtlardan ayrılıyor.  1990 yılında yayınlanan eser tema olarak evren ve insan ayrılamazlığını temel alan bir manifesto hükmü taşıyor. Bunu geçmişte de işlediği evrenin azameti karşısında çocukluğun şaşkın bakışı yerine yaşını almış olgun birinin deneyiminin ölçütüyle yapıyor. Ölçüt derken okumada somutlanan yönelim biraz da kulaklarda mekanik bir yankı bırakıyor. Evrenin  önce ağacıyla, dağıyla, deniziyle doğa, sonra gezegenler, güneş ve yıldızlar üzerinden gökyüzü ile resmi çiziliyor. Sığamamak , dışarısı içerisi ile sığamamak, madde doğa insan birliğinin aşkınsal sorgulanması, bir sınır belirleme çalışması. Hümanist bir bakış açısıyla da bu sığamadığımız  evrene, ürettiklerimizle, yapıtlarımızla, sevgiyle izimizi bırakarak varolma çabası.  

Doğa dedikleri görüntü bunlar / Yaradılışın /  Bilinç altında oluştuğu 

Yalaz degirmileri bunlar / Evrendeki ortak solunum - birleşik yapı / Geçer gövdelerimiz / Birinden Öbürüne

Nereye baksa / Orda görünüyordu / Orda daha görünüyordu nereye bakmasa 


Doğa oluşumundan kalmadır ses 
Bundan ötürü  
Birbirini çagırmasıdır bireylerin 



Kavak 
Maydanoz 
Sonra bitkilerin hepsi 
Yeraltı uzantılarıyla birlikte
Yıldız mıldız 
Bulut mulut 
Sessel messel 
Milyonlarca milyarlarca yazılı yapıtlar 
Milyonuncu milyarıncı insan gövdeleriyle birlikte 
.
Tespihböceği 
Kartal 
Sinek belki sivrisinek 
Hayvanların hepsi 
Ağızları açlıktan kanamış 
Bütün çağlardaki yüzlerimiz 
Birbirine karışık soyları 
Bütün gecmiçleriyle gelecekleriyle birlikte
.
Hadi kalk 
Nereye gideceğiz biliyor musun 
Kocaman bir toplantıya 
Kendimizi arayacağız 
Orada Kendimizden 

***
Sevenim ya ben 
Ne ki yüreğim 
Yeryüzü yuvarlağına da 
Evren yuvarlağına da 
Sığmamış

***
Bilinçaltım aydınlanıyor 
Kırmızı mavi sarı yeşil mor eflatun ah 
Yineleniyor içimde milyarlarca yıllık görüntülerim 
Açık seçik beliriyor hepsi 
Anımsıyorum yavaşça 
Dudaklarımın hemen üstündeki ışık damlası bile 
Dudaklarım bile duymadan 
Bu eskhi görüntü diyorum 
Çok önceleri ta oralarda 
Oynamıştım ben bunu  

***
Nice mutlu olsanız da dolduramaz 
İçinizdeki özel boşluğu 
Sayısız gürültüleri yeryüzünün