11 Ekim 2026 Pazar

Hermann Hesse - Bozkırkurdu

Hesse'nin Bozkırkurdu çok katmanlı bir roman. Bir pansiyonda kalan ve kendine bozkırkurdu diyen bir adamın hikayesi pansiyonu işleten teyzenin yeğeni tarafından anlatılmaya başlanırken, İkiyüzlü bulduğu kibar insan ve tepkisel davranan agresif ve yalnız kurt simgeleştirmesiyle neredeyse kişilil bölünmesi yaşayan Harry ismindeki bu adam kendini analiz eden esrarengiz bir rapor okur ve terkettiği pansiyonda bıraktığı güncesi aktarılır. Romanın bir ayağı gerçeküstücü akımın üzerinde şekillenmekte bu şekilde. Birinci dünya savaşı ardından yazarın görüşlerini timsalen bu adam savaş karşıtı tutumuyla milliyetçi muhafazakar kitleden yabancılaşırken kendine de sıkı bir özeleştiri uyguluyor. Aydınların dilemması bir yerden naklediyorken diğer yandan özellikle kadınlara karşı tutucu tavrında somutlanan geleneksel normlara gözükara bağlılık liberal bir yaşam tarzının yüceltilmesi ile sarsılıyor. Roman boyunca bu gerginlik karakterde intihara meyilli bir kişilik geliştirirken, bir kadın karakterin ve erkek bir müzisyenin iteklemesi ile hayatın ve keyfin olumlandığı bir oyunun parçası olarak  sihirli bir tiyatro salonunda benliği sınava tabi tutuluyor. Bu sınavı geçip geçemediği ise hikayeyi okuyanlarda saklı.

10 Ekim 2026 Cumartesi

Chat Pile - Cool World (2024)

Biraz da son zamanların revaçta gruplara kulak vermek lazım. Chat Pile da 2022'den beri bu üçüncü uzunçaları ile (bir de daha deneysel bir işbirliği çalışması var) istikrarlı bir yükseliş seyri izliyor. Sludge metal ile nose rock arasında soundlarını inşa etmişler. Çok farklı göndermeler içermesi misal Smashing Pumpkins, Nirvana bile geldi aklıma üç beş saniye, endüstriyel bir tını inceden inceden ve hatta metalik bir rap vörsmü şeyledi, kitleyi de artırıyor tabi. Post-punkçılar, noise rockçılar, sludgeçılar, nu-metalciler, grungecılar, post-hardcorecular, endüstriyel metalciler gibi gibi. Tabi de anaakım olmayacaklar bu yolda devam ederlerse besbelli. Vokal biraz zor ama müziğe uyumlu, güçlü ve hissiyat dolu, ritimler ve breakdownlar çok fena. Bu da konserleri akla getiriyor. Nasıl olur ki acep? Genel olarak değerlendirirsek bir müddet grubu takip edeceğim, enerjisi, tepkisi, fikirleri iyi, sadece bu melez işler  biraz bana fazla gelmeye başladı ve her daim arayıp dinlemek isteyeceğim bir tarz değil. Şahsen bana hitap meselesi biraz sıkıntılı.

7,75/10

7 Ekim 2026 Çarşamba

Mount Eerie - Night Palace (2024)

 Amerikan folk sanatçısı Mount Eerie projesinin arkasındaki isim Phil Elverum dinleyicisinin dikkatini ayakta tutmayı hep beceriyor. Hani ne yapmış diye bir dinleme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bu kaydıyla da tabiri caizse noise folk yapmış yada icat etmiş diyebiliriz. Bir yandan çığlığa varan derekede gürültülü akorlar ve diğer yandan kendine göre geleneksel folk ezgileri. Güçlü melodiler, post-rock'a dokunan rock yapısallığı. Cesur adımlar bunlar ve büyük takdir kazandığı da doğru. Ama bende eklektik ve uyumsuz bir intiba bıraktı çoğu vakkit. Bununla birlikte ortalardan itibaren daha da güzelleşen albümde bir kaç üç beş parça var ki tadından yenmez. Nihayetinde o naif vokal ile öyle bir atmosfer örülüyor ki böyle sonbahara uygun, dargın bıkkın, ağır ağır dinleyeceksin ağır ağır içeceksin. 

7,75-/10

5 Ekim 2026 Pazartesi

Rise Against - Wolves (2017)

 Artık orta yaş krizine girdim galiba, dört gözle Bizimkiler'in tekrarlarını bekliyorum TV'de. Ve kanımın kaynadığı dönemlerdeki punk havalarını özlüyorum. Hoş, Rise Against biraz daha metalikimsi, melodik hardcore deyolar. Olsun, daha güzel. Grubun en iyi albümü sayılmıyor ancak o hırsı kızgınlığı arzuyu çatallanan seste duyuyoruz vokalin. Bu da samimiyet demek, mühim. Özellikle 2-3 parça var ki dinleyen kalkınıyor. The Violence, Welcome to the Breakdown, Bullshit, Parts per Million gibim. Hani bu zayıf bir kayıtsa kalbim en iyisini nasıl karşılar, bilemem ki.

7,25/10

4 Ekim 2026 Pazar

Tchaikovsky - The Sleeping Beauty (Antal Dorati, 1995)

 Çaykovski sevdiğim bestecilerdendir, dinlemesi de kolaydır görece olarak. Rus'dur, benzer bize de. Lakin bu bestesi en az ısındığım çalışmalarından biri oldu. Bale türü biraz netametlidir çünkü her bir  parçanın görsellikte karşılığı bulunur ve her bir parça kendi içinde iddiasını taşır, sesteki dinamizm ve danısın aksiyonu ile birleşir. Bir bacağı olmadan görsellikten bağımsız dinlediğinizde yarım ve kafası karışmış kalırsınız. Üflemeli çalgılar, flütler, klarnet de cabası. Burada olan da o. Anlatılan hikaye hepimizin bildiği uyuyan güzel. Dinleyici karşılayan ses ise biraz da tezat şekilde  çın çın çınlayan oldukça aydınlık ve neşeli melodiler. Bu kaos ile başedebilmek için youtube'daki Imperial Classical Ballet videosuyla eşgüdüm izledim. Bende kalan izlenim şu: Çaykovski o dönemin kabare müzikal şov kafasıyla eğlence odaklı bir çalışmaya imza atmış. Sonlarda bazı Slav dans ezgilerinin duyulur olması da varyete anlayışını kanıtlıyor. İlk yarım saat balo ve dans gösterimi ve son yarım saati de hakeza öyle. Belki de daha fazlasıyla, demem o ki hikayecilik pek önemli değil. Diğer yandan balenin sonunda diğer masal kahramanları da arzı endam ediyor, klasik müzikte ilk trolleme vakasıyla karşı karşıya olabiliriz. Bu da çift CD'nin sınırlarını zorlayan uzunlukta bu çalışmanın lineer ilerleyişinde işitsel bir kopukluğu işaret ediyor. Bahsettiğim gibi türle ilişkili bir şey olsa gerek.

Çaykovski'nin Uyuyan Güzel balesi akla ilk gelen, romantik balenin en mühim eserlerinden biri. Fındıkkıran ve Kuğu Gölü var ki onlar da Çaykovski'nin. Antal Dorati yönetiminde Hollandalı Royal Concertgebouw Orchestra performansıyla kaydedilen bu çalışma da bestenin belki en bilindik kayıtlarından. Sadece  kaydın orkestrasyonun bu varyete ruhunu geçiremediğini, daha ruhsuz geleneksel klasik bir anlayış sergilediğini hissettim.

7,25+/10

30 Eylül 2026 Çarşamba

Kishi Bashi - Lighght (2014)

 2000'lerin sonunda öyle böyle pozitif bir atmosfer oluşmuş ve dönemin sesine özgü saykedelik bir pop dalgası kafeleri sarıvermişti. Animal Collective, MGMT, Panda Bear, Empire of the Sun ilk aklıma gelen isimler. Kishi Bashi de o dönemin arta kalanı bir isim. Albüm dinlerken ister istemez ve bugünün shitten gündem ve havasına tezat bir şekilde olumlu bir hissiyatı tekrar hatırlama imkanı deneyimliyoruz. Aaa, eskiden böyleymiş demek ki diyoruz, unutmuşuz vallahi. Bir yandan da böyle hınzır yaramaz efektler girip çıkıyor, normalde can sıkan bir parçayı bile dinlenir kılıyor. Genelde de keyfi artırıyor. Gayet eğlenceli mevcut 3-4 şarkı da hiç geriye düşmüyor.

7,50--/10

29 Eylül 2026 Salı

İsmail Lütfü Erol - Dinleyici için Notlar 1: Batı Klasik Müziği

Yaklaşık 130 sayfadan müteşekkil bu küçük kitap konu aldığı batı klasik müziğinin yapıtaşlarından bir nevi evrenin oluşumundan sözü başlatıyor. Nota, hız, sol anahtarı, ritim, harmoni gibi tanımlar allegro, adagio, andante, moderato gibi duyduğumuz terimlerle buluşuyor. Forte, kreşendo gibi nüans terimleri de manasıyla yerini buluyor sayfalarda. Eserin en hoş bölümleri ise klasik müzik orkestrasında kullanılan çalgıların rolleri, orkestradaki yeri ve göstergeleri ile yansıtıldığı kısımlar olmalı. Müziğin de çalışırken söylenen türkülere ritim tutmakla başladığına dair teze uygun olarak vurmalı çalgıların kronolojik öncelliği tanıtlanmakta. Çalgıların ilişkilendirilmeye çalışıldığı duygulanımlar olarak da şu örnekler verilmekte. Yan flütün kırsal bir atmosfer, piccola flütün askeri tempo, kemanın ve obuanın romantik bir yaratımla ilgili olması, fagotun ölüm, yitiş gibi dramatik unsurları sembolize etmesi, yaylı çalgıların ruhani bir yakarışa yakın ses vermesi gibi gibi.
 

27 Eylül 2026 Pazar

Fikret Kızılok - Zaman Zaman (1983)

 Hani ağzımızın tadı kaçar ya, duyduklarımızın sesi de beynimizde yer etmemeye başlıyor artık. Bu narin albümü de böyle bir zamanımda dinliyorum ne yazık ki. Gölgesi düşüyor aklıma yalnız. Demek ki müzik işi de sadece gönül değil akıl işiymiş. Efsane bir kayıt, efsane bir kapak. Sadece bir yada iki parça diğerlerinin yanında sönük kalıyor. Tek tek şarkıların isimlerini saymayalım akılda kalanların. Klasikler yani. O yüzden gençken ayrı dinlemeli, orta yaşta ayrı, ihtiyarlıkta ayrı.

9,0-/10 

26 Eylül 2026 Cumartesi

Angine de Poitrine - Vol.1 (2024)

 Avangarde kostümlerin arkasında icra ettikleri deneysel müzikle dijital dünyada fırtınalar estiren grubun ilk çalışması muhteşem Sherpa ile açılışını yapıyor. Bu şarkı dışında diğerlerinin performansına internette denk gelmemişim. Soundlarını tarif etmeye gerek var mı bilemedim eğer bir taş altında, kovuk içinde yaşamıyorsanız illaki duymuşsunuzdur. Math rock türüne kattıydılar sadece gitarist ve bateristten oluşan duo grubu. Gitarist teknik ve karmaşık ritimleri loop teknolojisi ile tekrar ede ede, üst üste bindire bindire, yan yana getire getire hipnotik ve pek çoğu zaman saykedelik bir performansa imza atıyor. İkili arasında uyum ve bateristin de delişmenliğinden özellikle bahsetmek gerekli. Gitarist özel bir gitar kullanıyor, üst taraf batı ve orta Asya havasını inşa eden ve itiraf etmek gerekirse tınısı biraz da kulakları zorlayan mikrotonal, alttaki ise bas kısmından oluşuyor. Sürekli yükselen ve alçalan kreşendo ve dekreşendo metodu bazen metalik bir coşkuya da ulaşıyor. Konserlerini görmek için can attığım ender bir grup zira konser performansları kayıttakine göre çok daha parlak ve canlı bir ses geçiriyor. Vücudu istemsizce hareket ettirip dansın çılgın kollarına ittirecek bir süper güçleri var. Kayıtta tanışıp sevdiğim diğer parçalar Sahardnieh (ihmal edilmemeli) ile Tamebz. Bu hype ardından şimdi de grubu vasat bulmak moda. Iyy çok kötüler, imaj mimaj hep bıyyy... Tavşan dağa misali..

8,50++/10

25 Eylül 2026 Cuma

2 Broke Girls (Sezon 1-2 ) Night Sky (Sezon 1) Sakamoto Days (Sezon 1) Sirens

 Cnbc-e vakitlerinde ardı sıra yayınlanan sitcomlar bittiğinde çıtır çerez idarelik bu seri başlamıştı. Bir iki sezonu da izlemekle beraber hayranlığı bırakın takip etme dürtüsü bile oluşturamadı. Denk geldiğinde izledik. Çünkü hem karakterler sorunlu hem oyunculuk hem de kirli edepsiz tüüü espriler. Problematik bir dizi olmasına rağmen de çok çok sezon boyunca devam etmiş, ilginçtir. Karakterler arasında tek sempatik karakter siyah ihtiyar kasiyer. Belki de Poliş leydi biraz. Bazı diyalogları dinlemek, şakaları duymak gerçekten de kulak tırmalıyor. Ama guud old tayms niyetine yine de kendini izletmesini biliyor. Kendimden biliyorum, 3. sezondan devam ediyorum. Bilmeyene konuyu anlatayım, sarışın kız çok zengin dolandırıcı bir babanın kızı. Babası hapse atılınca evsiz ve beş parasız hayatla dalgasını geçen soldaki hatun kişisine sığınır ve onunla aynı restoranda garsonluğa başlar. Hayalleri de bu soldaki kumralın ev yapımı keklerini satıp zenginliğe refaha kalkınmaya (adalet yok) müreffeh medeni seviyelere kavuşma procesi felan. Karikatür tipitip arkadaşlar filanlar.


Anlaşılıyor ki bu dizi ilk sezonunda erken final yapmış, havluyu erken taça atmış topu. Bilimkurgu kılığında bol bol aile draması en yavaşından. Neyse ki bu yaşlı çiftin oyucluğu iyi. Ne varsa ihtiyarlarda var. Bilimkurgu temasını  anlayan da beri gelsin. Dünyada belirli yerlerde gizli kapılar var asansör gibi. Bunlarla pırt pırt diğer kapılara hatta yabancı bir gezegene yolculuk ediyorsunuz. Ve bu kapının koruyucusu normal kişilikli birileri var kendilerine ihanet edenleri avlayıp öldürüyorlar. Bu kadar. Kim yaptı bu kapıyı, bu insanlar kim, ne dönüyor bilmiyoruz. Ne var ne yok oğullarını kaybetmiş bu ihtiyar çiftin draması.

Animasyonda seçilen pikaçum 2. sezon müjdesiyle gelen Sakamoto Days oldu. Şirin ve matrak diğer yandan aksiyonu hiç bitmeyen 22 bölümlü dizinin konusu şu. Japonya'da John Wick gibi suikastçi şirketlerinin normal karşılandığı bir gerçeklikteyiz. Sakamoto nambır van asasin, tığ gibi maşallah. Bir gün aşık olur ve böyle işleri bırakıp bakkal olur. Döt göbek salar, çocuk bakar. Ama o hedef tahtasına konduğunda da gıdısını sallaya sallaya kendini savunmaya başlar. İlham verdiği diğer genç suikastçilerle bir arkadaşlık çemberi kurar. Suikast şirketini yok etmeye and içmiş kötülerin entrikalarını da çözmeye çalışır. Amma her şey çok saçma. Çopstikle makineli tüfekten gelen mermileri tutuyor, yerçekimini yeniyor, heman süpermen. Bunlarda beni bozuyor bu durumda. Yeni sezonda ben yoğum.

Sirens yeni nesil garip bir mini dizi. Güçlü kadın karakterlerin çatışması ve zengin hayatlar. Ama o kadar garip ki sanırım kara mizah. Sanırım diyorum çünkü anlamıyorum. Kocası sebebiyle zengin ve egzantrik ortadaki kadın, ona hayran asistanı sağdaki travmatik genç kız ve onların yanına gelip bunama geçiren babasına bakmasına yardımcı olması için yardım talep eden nevrotik ablası. Kocalar ve sevgililer de eklenince biraz karmaşa ve beklenmedik son. Niye izlediğimi ben de anlamadım ama birazcık vakit kaybı. Bu kadınların hepsi de itici  bir karakter setine sahip. 


24 Eylül 2026 Perşembe

Illyria - Wanderlust (2024)

 Türü içinde ufak çapta ses getiren bir çalışma oldu bu. Hani bir janra vardır ya blackgaze derler. İşte oradaki geyz tarafı pek hülyalı hayalli, black metali de yoldan çıkartmış mıymıy diye düşünüyorsanız Illyria diyor ki biz de varız. Biraz böyle metalkorvari sertlikler, aksamalar, kalkışmalar eklersek bir titrer ve kendine gelir misin? Hakikaten de Allah var yukarda, ilk dinlediğinizde hah diyorsunuz tam aradığım şey de buymuş. Bir enerji gelmiş hatta bu karmaşa artık post metalik progresif metal gibi bir üst kimliğe bürünmüş. Lakin aşinalık kazandıkça özellikle temiz vokalli geyz tarafın biraz nane biraz maydanoz kaldığının farkına varıyorsunuz. Tanımlayamadığım bir eksiklik de var sanki, değil ama sanki tek kişilik bir grup intibası belki de.

7,25/10

23 Eylül 2026 Çarşamba

Brent Weeks - Işıkyaratan Serisi I: Kara Prizma

Şimdi farkına varıyorum ki serinin bu cildi ismine rağmen pek de Kara Prizma'ya açıklık getirmiyor. Brent Weeks kendi tırnakları ile kazıyarak çoksatarlığa ulaşmış bir fantastik kurgu yazarı. Türkçe'de yarım kalmış ve benim de okumuş bulunduğum Gece Meleği Üçlemesinin ilk kitabı ile biliniyordu. Çok da orijinal olmayan vaki geçirmelik, akılda da yer tutumayan bir tarzı vardı. 5 kitaplık bu seride ise tarzını biraz daha oturtmuş. Bugün artık eskimeye yüz tutumuş entrikası bol, gizemli, elfsiz goblinsiz, gri karakterli, yaratıcı büyücülük sistemine sahip olmayı dert etmiş bir modern FK türünün geç kalmış bir örneği demememiz için bir neden yok bu tarz için. Devamını biraz daha getireceğim ama pek de etkilendiğimi söylemeyeceğim. Yine de 2. yarıda akıcılığa kavuştuğunu ekleyeyim. Bundan gerisi sürpriz cortlatan...

7 rakamına takık bir evrendeyiz. 7 krallık var ama ruhani bir şekilde Kromerya denen bir adada prizma denen bir büyücünün bir konseyle birlikte düzeni sağlama görevi de var. Papa gibi bir şey. İsmi Gavin. Bu arkadaş 7 renge de hükmedebilen ve 7'nin katı bir ömre sahip bir arkadaş. Yakın bir zamanda kardeşi Dazen ile savaşarak başa geçmiş. Eski kırgınlıklar daha doğrusu katliamların izi hala vaki dünyada. İşte bir ters köşe: Aslında Gavin, Dazen. İkiz gibi benzediği abisinin kimliğini alıyor, ölü diye bilinen abisini de yerin 7 kat dibinde bir kuyuda hapsedilmiş. Bu arkadaş da intikam hırsıyla kaçmaya çalışıp duuyor ama kuyuda hep hapis. Neden böyle böyle derseniz, Dazen'in çoğu müttefiği güvenilmez çiğ adamlar, kendi iktidarının düzeni bozacağı endişesi ağır basıyor. Renklerin kullanımına dayalı oldukça karışık ve bir o kadar sıkıcı bir büyü sistemi var. Çoğu büyücü tek renge meftun. Üç ve hatta 2 renkle büyü yapmak nadir. Büyü yapanlar üstüne üstlük kendi hayatlarını da kısaltıyor. Gözleri bir değişik hal alıyor ve deliriyorlar. Bunun için yine yeni sayılabilecek Orholam dinine göre çıldırmanın eşiğinde törenle hayatlarına prizmanın elinde son veriyorlar. Lakin bu iç savaş esnasında zarar görmüş Tyrea ülkesinde bir kral ve delirmiş büyücülerin efendisi rolünde pagan bir lord ortaya çıkarak işgal altındaki başkentlerine saldırıya geçer. Katledilen bir köydeki Kip çocuk ki tombulcadır, aslında prizmanın gayrimeşru oğlu olduğu ortaya çıkar. Prizma Gavin bunu kabul eder ki aslında amcasıdır. Kitabın ikinci yarısı bu şehrin kuşatılması, direniş ve yenilgi üzerinde devam eder. Kip büyü gücünü keşfeder. Karis namlı sıkıcı bir hatun kişisi hem Gavin hem Dazen'in yavuklusu olarak prizmanın muhafızı rolüyle tutsak düşmeyi becerir. Dazen'in eski generali Gavin (yeni Dazen) ile tekrar kavuşup şehri savunur. Kızı ise kalleş olur, isyana katılır. Gerçekten bu kadar yani.

21 Eylül 2026 Pazartesi

Kayhan Kalhor & Erdal Erzincan - The Wind (2006) & Bosphorus Metal Fest 2026

 Albüm kapağı nostaljik bir şehir vibe'ını iliklerinize kadar hissettirse de sizi variriri nağmesiyle bağlama karşılıyor. Bu işbirliğinde bağlama Erdal Erzincan, kemençe İranlı Kayhan Kalhor tarafından icra ediliyor. ECM plak şirketinden albüm çıkarmak kolay iş değil. Caz başta olmak üzere belirli bir standardı yakalaması lazım. Doğaçlama çalınan parçalar olduğu iddia edilmekle beraber, aşina olduğumuz ezgiler bestelerde kendini gösteriyor. İç kıyan ve biraz da pastorallikten kurtulamamış atmosfer, beklenti ile tezat içinde. En azından ben global piyasaya hitap eden böyle bir çalışmada deneysellik sergilenmesini beklemiştim. Hiç yok. Tabi ustalığa bir şey diyecek halimiz yok. Hissiyatımızla konuşuyoruz.

6,50/10

Sanallık icat oldu, kimsenin ağzı torba değil ki büzesin. Yegane metal festivalimiz için biraz da haddi aşan eleştiriler getiriliyor. Öncelikle helal olsun, belki de ilerideki yıllarda hiç olmayacak bir deneyime bize dahil ettikleri için. Daha çok yasaklı günler bizi bekler neticede. Yoksa nerede göreceğiz bu grupları, herkesin tuzu kuru değil ki Avrupa'yı gezelim festivaller için. Bir de tuvaleti temiz, orman havasında bir ortam sunmuşlar, toz toprak içinde değil, az çok yeme içme var, istersen girmeden ye, migrosa uğra iç, mekana öyle gir. Eleştiri elbette olacak ki gelişme olsun. İyi niyetle, yalnız. Misal ekstrem kimliğini bırakamıyorlar değil old school tavırda ısrar olduğu anlaşılıyor. Power/heavy metali geçtim modern türlerle de alakaları yok. Bu da ister istemez kitle katılımını etkiliyor. Geçen seneye göre özellikle pazar günü katılım güçlü olsa da hala yetersiz. Rus (veya Ukrayna bilemeyeceğim, tıpkı neden savaştıklarını anlamadığım gibi, misal biz Azerilerle savaşıyoruz gibisine, egemenler isterse demekki kardeş kardeşi vurur) arkadaşlar bayağı sponsor olsa da yeterince aktif değiller gibiydi. Neyse esnaf kazansın. Ortadoğu'dan, Mısırlı, İranlı grup vardı geçen senelerde. Sanki gözüm tek tek birilerini gördü ama inşallah iyilerdir. Ses ülke koşullarına göre gayet iyiydi. Bazen basların, baterinin cozurtması dışında sorun yoktu. Headliner grupları ise soundcheck ile çok uğraştılar, çok iyi ses verdiler ama geciktiler. Metroya yetişeceğim diye bıraktım yani. Bu da bence en büyük sorun: varmış gibi duran ama aslında var olmayan servis sorunsalı. Herkes taksiye binmek zorunda değil yani ki yakına gitmiyor diyorlar bir de. Headlinerlara ek süre vermek ve konseri erken bitirmek lazım. Gündüz yerli seslere daha fazla şans tanımak lazım. 

İlk gün çok da niyetim olmamasına rağmen Fleshless'ı yarısında yakaladım. Vokal etkileyici, kurabiye canavarı, domuz ciyaklaması ve çığlık performanları sergiledi. Yani grind'e kayan bir death yapıyorlar. Daha iki dakikamız var hadi 3 şarkı çalalım diyip tatlış bir espirik ile sahnelerini tamamladılar. Kadın vokalli senfonik gotik metal türüne pek hayranlığım yok. Ama iyisini de severek dinlerim. Eleine böyle bir grup. Beni sardığını pek söyleyemeyeceğim. Tür içinde de ilk akla gelen gruplardan değiller zaten. Sonrasında Kampfar merak ettiğim gruplardan biriydi. Viking yanları canlı performansta sanki daha yoğundu. Etkileyiciydiler, sevdik. Diyaloğa girecek kadar Türkçe'ye hakim vokalin sempatikliği ile seyirciyi yakalayan Exumer setlisti dengesiz bir seyir izledi. Vokal rengi biraz zorlasa da ilk albümü dinlemeyi kendime not ettim. Belli ki o dönemler zengin bir işe imza atmışlar. Bu sene zaten thrash damgasını vurdu festivale ve thrash metale aç seyirci de doydu bayağı. Moonspell'de önlere kaykıldım, çok severim. Eski şarkılardan da bayağı çaldılar ama seyirci ile artık bağı gittikçe kopmaya başlamış. Hem seste bir gariplik vardı hem de performansta garip bir tutukluk. Fullmoon Madness çalacağız diyor, seyircide tepki yok, aloo diyor Fullmoon Madness yafu! Zamanın ruhu ile yarışamayan gruplardan maalesef ki Paradise Lost da öyledir, çok severim. I am Morbid yani Morbid Angel çok çok geç başladı. Sırt ağrım soğukla kombine olunca 2 şarkı sonra kaçıverdim. Bir iki efsane şarkı dışında çok beğendiğim gruplardan biri değildir de.

Pazar açılışı Terrorizer ile yaptım. Türü için ne derseniz deyin bence hardkor rüzgarı estirdiler. Mesela niye olmaz de mi, punk felan hatta. Gençler coştular amma internette izlediğim konser kayıtlarında sanki daha iyiydiler. Sonunu getirdim desem yalan olur ama onların da ilk albümlerini bir yere not etmek lazım. Geçen sene de Suicidal Angels'ı not almıştım da yalan oldu. Yine bir öncü grup Sarcofago başta bir yabancı geldi seyirciye. Önde çalışıp gelmiş arkadaşlar olmakla birlikte kısa sürede thrash riffleri katılımı güçlendirdi. Beni şaşırtan Tankard oldu. Bayağı seveni varmış. Halbuki B sınıfı bir thrash metal grubu olarak bilinir. Hemen akla gelmezler kabul edin yani. Sempatik ve eğlenceliydiler. Coşanı boldu. Ve burada bulunma sebebplerimden biri Kataklysm arzı endam eyler. Geçen seneki Hypocrisy (ezbere yazamadım yahu) vakası kendini tekrarladı. En büyük circle piti gördük. Boyunlar çürüdü. En iyisi bu ikisi birlikte gelsinler bir daha. Satyricon da geç çıksa da en azından yarım saat kadar dinleyebildim. Gönül ister ki daha çok izleyek ki onlar için de ordaydım. Onların da setlisti biraz değişikti. Olduğu haliyle çok profesyonel, cilalı ve kuul bir seyirlikti. Seyirci katılımı ister istemez az olsa da bu demek değil ki keyif alınmadı. Genel olarak gruplar sahnede çok sağlam duruyordu, pek amatör görüntü vermediler. Ancak itiraf etmeliyim gelecek sene için açıkladıkları isimler en azından bana pek ümit vermedi. Yine de ölüm kaza bir şey olmadığı sürece oradayız, para verip bilet alacağız.

19 Eylül 2026 Cumartesi

Accept - Balls to the Wall (1983)

İddialı bir adlandırma, sansasyonel bir kapak. İçini de doldurmuşlar bir ölçüde. Dinlerseniz ve tabi bir metalciyseniz pek çok parçaya aşinalığınız olduğunu, olmasa da kolaycanada aşina olacağınızın garanti belgesini verebilirim. Albüme adını veren şarkı, Head Over Heels, Love Child, Turn me On, Fight in Back gibi. Tabi olmaz olmaz olur mu gibisinden güzel bir balad ile sonlandırıyoruz albümü. Bu kadar güçlü bir albüm olmasına rağmen öncekine nazaran bir tık kimyası elektriği azalmış gibi geldi. Neyse Bosphorus'a akmanın zamanıdır şimdi, kapşonlu almayı ihmal etmeyiniz.

7,75-/10
 

16 Eylül 2026 Çarşamba

Fakir Baykurt - Yılanların Öcü

 Irazca rolünün altından anca Aliye Rona kalkardı zaten. Hasmına, sen beni öldürürsen sen hapse düşersin, karını oğlum kapaması yapar, yok ben seni öldürürsem ben hapse düşerim, yalnız kalan karını yine oğlum kapaması yapar diye tahrik edici söylev çeken Anadolu irfanı bir nenecik. Arkasında sözlük içerecek kadar bugüne göre farklı kaçan yerel ağız (Burdur) çok akıcı bir şekilde kullanılmış. Köylülerin iyi, kötü ve çirkin gerçekliği sayfalardan taşıyor. Yazar inceden inceye zenginlerin rahat yaşamını da yermekten kaçınmıyor. Bu üslup, bu yüze çarpılan gerçeklik, bu cinnetvari eleştiri filminin de yasaklanmasına sebep oluyor ki bana inanın romandaki skandalların hepsi yansıtılmamış bile. Neyse ki sonu zararlı da çıksan hakkını arayacaksın mesajı ile bitiyor. Bugünün çıkar dünyasında bu son, fantastik bir unsur olarak kalmanın ötesine geçemiyor sanki.

"Yılma Bayram! Ödlek ödlek pısma Bayram!..."

15 Eylül 2026 Salı

Nilipek. - Uydurduğumuz Oyunlarla (2024)

 Art pop diyebilir miyiz? Dağınık düşünceler. Çok çok uzaktan Özlem Tekin'in Öz'ü geldi aklıma. Bir de tekinsiz havasıyla Model'in ilk vakitleri. Tuhaflıklar sergileyen indie pop da denebilir. Yaylılar, rock motifleri, gotik yapısallık, modern folk dokunuşlar felan. Bir de senelerce süren bir ısrar kendi sesini yaratımda dallar budaklar meyve vermiş. Prodüksiyon ve düzenleme ise mendil ıslatabilecek yetkinlikte. Ritim tenhalığı ziyadesiyle beni üzdü. Bir kaç etkileyici müdahale ile Menekşe, rock ritmi ile Sırf Kırabilmek İçin ve hiç de bilemediğim No Land grubu işbirliğiyle kotarılmış Baykuş favorilerim. Hatta Baykuş bayağı bayağı iyi. Albümden sonra da dinlemeye devam. Bilelim de niye puanı düşük? Bir kaç beğenmediğim şarkı var, tuhaflıkları pek sevmem, bir de dedim ya ritim akmıyor, onlardan. Hülasa inanılmaz havalı bir albüm. Ben dinledim diye caka satabileceğiniz.

6,75+/10

12 Eylül 2026 Cumartesi

Darkwood Sakinleri #6-7-8-9-10-11-12 - Ters Dergi #4 - Kvasir #3

 Derginin 6. sayısı korku türündeki çizgi roman neşriyatını ana konu olarak seçmiş. Benim tanık olmadığım dönemlerde yurt dışında da gore seviyesine vararak sansür tartışmalarına yol açan bu tür ötesi berisiyle incelemeye tabi tutulmuş. Süpermen, çizer Hugo Pratt, Kızılmaske, çizgi romanın sorunları, Türk çizerlerden Ersin Burak ve heroic fantasy dergide yer bulan diğer başlıklar. Çizgi öykülerle birlikte bu sayı 110 sayfayı bulmuş. 7. sayının kapak dosyası ise erotik çizgi romanlar. Martin Mystere üzerine hacimli yazı ve ek olarak bir de çizgi öykü, Akbaba dergisi, çizgi romanda kadınlar üzerine birden fazla makale derginin çoğunu doldurmakta. 8. sayının 100 sayfasını çizer Stan Drake, Image comics, Spawn, Toplumsal Tarih dergisinden alıntı 1919 tarihli bir çizgiromanda Türk imajı, çizgiroman ve sinema, çizgiromanlara yansıyan sanat akımları, Jeriko, westernler ve daha nice konu dolduruyor. Renkli yerli yapım bir çizgi hikaye öne çıkmakta. 

9. sayıda kapak dosyası usulü terkedilse de hayli hacimli ve doyurucu bir içerik sunulmaya devam edilmekte. Biraz daha çağına yaklaşan bir çizgiye tanık oluyoruz. Galip Tekin röportajında olduğu gibi. 100 çizgiroman kahramanı, 1001 Roman ve Ceylan dergileri, Tex'deki sansür, renkli bir mini Asterix hikayesi, Zagor çizeri ile söyleşi, Volkan ve çizeri Ali Recan, western çizgiromanları, Essegesse klasikleri ile içerik yine dopdolu. Takip eden sayıda öne çıkan başlıklar çizgiroman ve ideoloji, Ayhan Işık, yüzler ve esinlenmeler, Zagor, Abdülcanbaz-utanmaz adam kıyası ve çizgiromanda mizah. Sayfa sayısında dramatik bir düşüş var. Ve istikrarı kazanamayan çizgi hikayelere de artık yer verilmiyor. 2001 yılına ait 11. sayı o günlerde revaçtaki mizah ve karikatür dergileri ile çağı yakalama çabasında. Lombak ve Leman dergisi çizerleri ile röportajlar ve karakter tanıtımları, Sergio Leone ile Verdi kıyası, Ömer Muz ile söyleşi, Dampyr tanıtım yazısı bizi karşılamakta. Son basılı nüsha 12. sayının kapağını Nuri Kurtcebe'nin Kuvayı Milliye eserinden bir çizim süslüyor. Çizerle yapılan söyleşinin yanısıra Örümcek Adam'ın gizli sinematografisi, Thorgal, Suat Gönülay ve Andaç Gürsoy röportajları, Fellini gibi başlıklar da sayıyı zenginleştirmekte. Sonrasında online dünyaya geçtiklerini anons ediyorlar.
Türk mizahında usta ve emektar isimlerin bir araya gelip yayınladığı bir albüm/dergi Ters. 4. sayıyı kapağı ve özel araştırma konusu ile ilgimi çekmesi sonucu satın aldım. Misal bugün sahaflarda arayıp bulsanız efsane dergi Gırgır'ı ve bir de okusanız , bugünün dünyasında pek de bir mana etmediğini göreceksiniz. Buradaki pek çok mizahi performansın da ve hatta bazı çizgilerin de yeni nesile hitap edebildiğini söyleyebilmek güç, bence. 7. Gün ve Denizciler çizgi öykü olarak benim hoşlaştığım şeyler oldu. İçerik çok çeşitli. Gani Müjde ve onun tarzında olduğu gibi mini öyküler, farklı tarzlarda çizgi öykü ve karikatürler, anılar, Nazım Hikmet'ten Neşet Ertaş'a çizgi anekdotlar, röportajlar... Çizgi Roman'da Türkler olarak belirlenen özel araştırma az sayfa olsa da yine de görevini yerine getiriyor. 

Kvasir dergisi deniz ve yelkenli temalı ferah kapağı ile okuyucuyu karşılıyor. Dergi zincir öykü tekniğini sergilemekte. Bir yazar bir hikaye başlatıyor ve diğer altısı devamını getirip noktalıyor. Bu sayının öyküsü Gözün de Vurur Kıyıya Sandal ismini taşıyor. Öykü benim tercihime göre fazla melodramatik ve edebi maharet sergileme arenasına dönüşmüş. Arkadaşının karısıyla evlenen bir adam, karısı ve hayatı mahvolan arkadaşı etrafında şekillenmekle birlikte farklı yazarlar ile birlikte hem odak değişiyor, hem ritim. Bu tekniğin bana hitap ettiğini söyleyemem doğrusu. Ama okuma bir heyecan potansiyeli barındırıyor, olayların akışının ne getireceği hiç belli değil çünkü.

11 Eylül 2026 Cuma

Sarcófago - The Laws of Scourge (1991)

 Hayvansı anarşik gönül biraz uslanmış mı ne? Hala ara ara black metal motifleri sergilense de thrash metal hani biraz da teknik yanıyla daha öne çıkıyor. Vokal ise arada death de hatırlatsa daha bağırgan tarzda. Görüyoruz ki albüm kapakları yine bir etkilemiş bizleri. Diğer kayıtlarındaki o amansız atak yerine bu hesaplı kitaplı işler hatta keyboard dahi içeriyor, biraz garip geliyor kulağa. Yine de sıkı bestelere imza attıklarını söylemek mümkün. Sadece biraz thrash yorgunluğu diyelim..

7,0/10

9 Eylül 2026 Çarşamba

Khepra - Anatomy of Sin (2025)

Son yıllarda adını duyuran yerli gruplardan Khepra'nın bildiğim kadarıyla ikinci uzunçalarıdır. İsmi Mısır mitolojisine işaret eder. Ortadoğu enstrümanları da kullanılmıştır. Ama sesi çizen en belirgin öğe senfonik death metal türüdür. Ki aklımıza hemen Septic Flesh gelmektedir. Bu kayıtta da profesyonellik namına güzel şeylere tanık oluruz. Senfonik öğeler temiz ve kulakda canlı bir intiba bırakıyor. Yalnız bana göre, bestelerin içine fazla gir çık sirayet ediyor. Vokal sert ve dolgun ve değişkenlik arz ediyor. Bu tarz için gayet yerli yerinde. Besteler ise biraz emek istiyor dinleyicisinden. Tür itibari ile meraklısı kaçırmayacaktır.

6,75-/10
 

H. Selim Açan - "Bitmedi Daha" / İbrahim Ekinci - Muzaffer Oruçoğlu Anlatıyor: Zavot'tan Vartinik'e

 TİKB hareketinin kalan tek lideri bir de kendi kaleminden ki küçük ama disiplinli olarak bilinen grubun üyelerinin yazdığı birden fazla anı kitabı bulunuyor, hareketi anlatıyor. Gelenek olduğu üzere aileden başlayarak nakletse de gençliğinden itibaren siyasal bilinç ile hemhal olduğuna dair anılar özellikle vurgulanmış. Geçmişin kronolojik bir sıra izlediğini de söylemek güç, doksanlara, ölüm orucu dönemine gelişler içeriyor. Eser özellikle Aktancılar olunan dönemi aydınlatması ile önem kazanıyor. THKO ile birlik döneminde yaşanan iç gerilimlere ışık tutuması da diğer kayda değer bilgilerden. Kişisel rekabete dayalı polemikler ise olmazlardan. 12 Eylül dönemi ile yazılanlar sona eriyor.

TKP/ML'nin kurucu kadrolarından ve Kayakkaya'nın yakın arkadaşı Muzaffer Oruçoğlu ile yapılan bu nehir söyleşi de tarihi açıdan önemli bir tanıklığı sergiliyor. Kars'ta Sovyetlerden kaçan bir ailede doğan Oruçoğlu, Rize ve Çapa'da öğrenim hayatında kurduğu arkadaşlıklardan ve inşa ettiği sosyalist kimlikten bahsi açıyor. PDA'nın yanında yer almış iken sonrasında TİİKP içinde faaliyet ve TKP/ML'nin kuruluş aşamalarında görev üstleniyor. İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü ile sonlanan kır gerillası faaliyeti detayıyla yer buluyor. Diğer bir ağırlık konusu ise zamanla fiili siyasete göre sanatın, yazarlığın önem kazanmış olması. Fikirlerin de neredeyse  anarşizmi hatırlatan bir özgürlükçü hatta genişlemesi bağlı olduğu hareketten tecritine neden oluyor. İlginç gelen bir şey ise yaşamını tüm açıklığıyla, hiç bir otosansüre tabi olmadan anlatma cesareti olsa gerek.



8 Eylül 2026 Salı

Tankard - Chemical Invasion (1987)

 Yine delişmen bir kapakla karşı karşıyayız. Demiştim ki böyle sarhoş sarhoş yaya yaya söylenen gevşek Alman taverna şarkıları bekliyorsanız yanılırsınız. Lanse edildiği kadar mizahi bir eğlence sunduğu felan yok. Var da o kadar yok, babam abartmayalım. Sıkı ve hızlı ritimler, amansız bir tempo, sımsıkı besteler duyduğumuz. O besteler ki kabul edelim biraz yavan. Punkımsı nakaratlar ve enerjisi sevilir kılıyor albümü. Yoruldum ama biraz bu tarz dinlemekten.

7,0/10

Gülten Akın - Toplu Şiirler II

 İkinci cilt 1998 senesine kadar süren yapıtları karşılıyor. Bu tarihten itibaren de yazmaya devam etmiş aslında şair. Burada bırakmamak lazım diğer bir deyişle. Bu derleme ise Abidin Dino'nun desenleri ile zenginleştirilmiş 1979 tarihli Seyran Destanı ile açılıyor. Ankara'ya edilen büyük göçün, gecekonduların hikayesidir anlatılan. Folklorik şiirin en başarılı örneklerine ev sahipliği yapmaktadır. Savaşlardan yoksulluğa Anadolu halkının kadim yolculuğunun dile gelmiş halidir, anlata durur eski zamanları.

Beye dönüşüyor eski eşkıyalar 
Serseran serçevan

***
O gün bu gündür 
Nemrutlar Ateşe ve kana sığınırlar 
Ve ilk ihaneti ordan 
Ateşten ve kandan görürler 
Çevrilir yalımlar ve namlular 
Kendi akrep bedenlerine 

Halk dirilir

***

İlk 1983 yılında basılan İlahiler isimli eseri dini biçemin içeriğini değiştirmesi ve toplumsalla birleştirmesiyle tanınıyor. Oğlunun hapsiyle birlikte bir annenin acıları dile geliyor.

Darıdan ufağım da 
Dünya sığar içime 
Dünyalara sığamam 
Sığamam oğul 

***
Onların 
Çimen bitmez bastıkları yerde 
Sevgi buruşur 

42 Günün Şiirleri ise açlık grevinin aileler üzerinde etkisini serimleyen şiirlerden ve öykümsü düz yazılardan meydana getirilmiş. Aileler, görüş günleri, çığlıklar ve ölümler...
1991 senesi Sevda Kalıcıdır kitabının zamanıdır. Anlaşılıyor ki şiir şairini çağırmış verdiği aradan sonra. Yaşlanmanın, yalnızlığın izleri sinen şiirlerde bireysel ve modern anlatım kendini belli etmeye başlamış. Ayrıca öfkenin damarı da atmaktadır mısralarda.

Sor bana sor bana sor /  Geceyi bilene sor 

İnce yüzlerinizdeki ışığı 
Söndüre söndüre 
Dal bedenlerinizi öldüre öldüre 
Besleniyorlar 
Tükenmiş çareleri 
Oysa Akan bir ırmağı kim durdurabilir 

O ne şenlikti o, dağlar yürüdü 
Dağlara yürüdük şiirle türküyle 
Bir olduk 
Terzinin hasıydı bizi teyelleyen 

Terzinin hasıydı bizi teyelleyen 
Tirşe denizlerden kurşun dağlara 
Geçmiş gecelerden gelecek güne 

Sonra İşte Yaşlandım 1995 yılını taşımakta. Farklılık olarak birkaç mısradan oluşan kısa şiirler diğer şiirlerin  arasına serpilmiş. Yorgunluk, anılar, iç muhasebe gibi olgular öne çıkıyor. 

KISA ŞİİR / bir 

Bir roman kadar uzun bu tümce, 
-Sonra işte yaşlandım. 

KISA ŞİİR / iki 

Hızlı öpüşlerle lekelenir ten 
uzun kalır usul öpüşlerin anılan 
Derlemenin son kitabı 1998 tarihini taşıyan Sessiz Arka Bahçeler. Önceki eserinde çizgi doğrultusunda ilerliyor şiirler.

itip beni 
balıma dadanan bu çağı sevmedim 

7 Eylül 2026 Pazartesi

Cindy Lee - Diamond Jubilee (2024)

 Cindy Lee grubun ismi mi şarkıcının ismi mi? Erkek ve kadın sesiyle söyleyen ve kadın kıyafeti giyen şov mu yapıyor, bir projenin parçası mı yoksa bu arkadaş trans kimliğe mi sahip? Çok bilinmeyenli denklem. Bu çift sidiğlik kaydıyla çok bir beğeniye ulaşmış, ama grup indie bir grup, anaakım değil ulaştığı mertebe. Diğer ilginç bir şey ben bu kaydı pop diye dinlemeye başladım, internette öyle sınıflandırmış Allahın belaları, enstrümantasyon cazır cazır gitar temelli olmasına rağmen. Benim kitabımda bu indie rock. Her ne kadar Lana Del Rey ile popülerleşen nostaljik filtresi altında ağır ağır 60-70'ler countrymsi pop rock performans sergileyen vokal başat olsa da. Yani demem o ki bizim kültüre bayağı yabancı bir şeyler dönüyor. Lakin özellikle düzenlemelerde parıldayan bir dö la art hissiyatı belirgin, lezzet katıyor. İkinci sidide, daha deneysel bir tutum sergilenmesi de kulak dolduruyor.

7,25/10

3 Eylül 2026 Perşembe

Pink Floyd - Obscured by Clouds (1972)

 Gruptan bir film müziği kaydı ama biraz da tam öyle değil. İşitsel olarak hemen sonraki alametifarika soundun habercisi de sayılır mı bilemedim. Besteler biraz düz biraz yarımsı. En sonda Budist mantrasına da benzer seslerle birlikte biraz da yamalı bohça misali. Ama tekniği boşveriyoruz, kalbe bakıyoruz. İyi hissettiriyor bu zor günlerde. Bu zaman başka bir şey eklemeye gerek var mı kine?

7,25/10

2 Eylül 2026 Çarşamba

Folkdove - Folkdove (1975)

 Benim aklım kaydın kapağında kaldı. Çocukken hayal gücüm o kadar genişti ki yatağım daha doğrusu vitrinli bir yatak, beni uzak diyarlara, gezegenlere götüren gerçek bir araca dönüşüveriyordu her gece. Batı Avrupa halk musikisi, biraz denge sorunu var kaydın. İngiliz, Alman ve Fransız türküleri bir yanda, orta çağ melodileri diğer yanda. Tek atımlık bir Fransa grubu olsa da İngiliz soundu ağırlıklı. Şarkıların kalitesi de değişken, hiç sevmediğim bir iki melodi de içlerinde bulunuyor. Amma ortaçağ enstrümanları ile çalınan otantik fragmanlar her daim çekicidir. Sonuç olarak verdiği keyfe göre değerlendirmek lazzım.

7,25/10

31 Ağustos 2026 Pazartesi

Rotting Christ - Pro Xristou (2024)

 Heretics isimli vasat kayıttan sonra eski çizgisine sadık bir geri dönüş 2024 yılı itibariyle. Yine de çok olumlu tepkiler almadılar zira döndükleri çizgi onyıllardır yaptıkları aynı şey. Olsun, biz bu halleriyle de seviyoruz. Black ve gotik namına neyimiz var. İlk kez aşırı doygun prodüksiyon da hoşuma gitti. Epik, orta tempo, epik, senfonik ve epik şarkılar bunlar. Hala da mal gibi heyecanlandığım anlar yok değil, var. O yüzden böyle sonbahara yaraşır bir konserleri olsa da gitsek. 

7,50+/10

28 Ağustos 2026 Cuma

Asunta - Landscapes (1996)

Atsiklet süren uzaylı kraliyet alayından bir parça nakşedilmiş kaset kapağına. Müzikal anlamda da Polonyalılar (Lehlehlehler) her zaman şaşırtıcı işler sergilemekte mahirler. Kıyametin ülkemizde de, dünyada da ufaktan yaşandığı bu günlere dark jazz hatta burada etno dark jazz eşlik edecekse oh ne ala. Ambiyans ve biraz da dronesq bir ses duvarı üzerine duraksız klarnet solosu. Diye bir cümlede izah edebiliriz. Alttan alttan Slavik etkiler de var gibi. 1 saati aşan hayli de uzun süresinde parçaların ki adları da numaradan ibaret sadece, ayırt edilemez şekilde birbirine benzemesi albümün zayıf tarafı. Aslında albüm birbirine yakın farklı dallara da dokunuyor, new age misal. Değişik bir şey, keşke yarıya düşseydi anlamı katlanırdı.

7,0+/10

27 Ağustos 2026 Perşembe

The Offspring - Ixnay on the Hombre (1997)

 Smash gibi belki de fazlasıyla ciddi aldığım kalbimde özel bir yer edinmiş bir albümün devamında herhangi bir kaydın onun yerini alabileceğini düşünememiştim bile ve dinlemeye hiç teşebbüs etmemiştim. Albümün çıkış parçaları All I Want yada Gone Away gibi ağır toplar bile sound açısından bir tekrar gibiydi. Bir de sonradan pretty fly gibi saçma sapan hicvi bir şarkıya bağlanacak tarzın başlangıç emareleri de yok değil. Yani mutlu bir hava mı desek yer yer özellikle ikinci yarıda, hiç yakışmamış. Gene de dinledikçe bir güzelleştiğini söylemek mümkün. Eski günler düşmüyor mu akla bir de... Leave It Behind gitar tonu şukelalala...

7,75--/10

25 Ağustos 2026 Salı

Tankard - Zombie Attack (1986)

 Gayriciddi bir thrash kaydı denince bunun çalgıları çalmaya, söyleyişe ve bestelere de yansıyacağını düşünebilirsiniz, düşündüm. No no no, pek bir ritmik, temposu dörtnal ve icra çalışlar sıpsıkı.Herhal şakalaşmalar sözlerde saklı olsa gerenk. Tarz itibariyle Motörheadimsi, Metallica'nın ilk albümündeki gibim bir duruş bir tavır sergiledikleri de göz önünde bulundurulmalı. Bir de yeniden efendilendirilmiş bir kayıt mıdır dinlediğim bilmem ama çok berrak pek güzel sesler. Albüm kapağındaki resim de oldukça kült diyebiliriz. Sorun ise bestelerin hep aynı formülü izlemesinden kaynaklı. 

7,25/10

23 Ağustos 2026 Pazar

Sarcófago - Rotting (1989)

 Black thrash atağı daha temiz bir sound ile ve daha derli toplu akılda fikirde birlik halinde devam ediyor. Vokal en azından eski seviyesindeki kadar itici değil. Tarz benzer, burada da doomy diyebileceğimiz ağır tempolu şarkılar bulunuyor. Bazen iyi, bazen vasat. Aslında thrash üst başlığı atlında çok fazla alt türlere dokunuyorlar, bu da dağınıklık yaratıyor. Zorlasalar da bağlamdan kopmadıklarını duyabiliyoruz. Her şeyi kıyasla daha iyi dedik ama ilk albümün sarsıcı bir şok etkisi, yaramaz, elle ttutulamaz asi isyankar bir tarafı vardı. Burada tam da işte o azalmış.

7,0/10


22 Ağustos 2026 Cumartesi

Rage - Unity (2002)

Ama hocam, ben Rage'e çalıştıydım, Exumer hani sınavda yoktu? Müfredatta yok yani, hiç yok. Neyse diyelim, Rage senfoni ile haşır neşir olduğu sallantılı dönemi bu albüm ve arkasından Soundchaser ile somutlanan bir yükselişle kapatıyor. Therion benzeri pek de beğenilen bir şarkı ile senfoniden kopmadıklarını belli ediyorlar. İşlenmemiş ham, amatör, sert bir tarza geri döndükleri de yok. Hala neredeyse pop-metal diyeceğimiz pelesenk melodilere imza atıyorlar. Sadece daha derli toplular, prodüksiyonları ve düzenlemeleri kaliteli. Benim kulakcağızıma ise biraz fazla steril ve temiz geldi. Amatörce kabasabasakallığı tercih ederim doğrusu.

7,50+/10

Kaç Canım Kalmış - x3 (2014)

 İndie rock furyasında adı daha çok sanal dünyada kalakalan grubun ya da çoğu zaman gerçek kişi müzisyenin ilk çalışması, hayatın sıradanlığından beslenen gözlemleri ve yaşanmışlıkları eğlenceli (kara mizahi desek) bir dille samimiyetle aktardığı bestelere ev sahipliği yapıyor. Çalgı çengi olarak da yalın ve sade bir kayıt ile karşı karşıyayız. Sound olarak da kimi zaman beynimizin içini yansıtır şekilde bir deli saçması karnaval tınıları duyuyoruz. Ben şahsen biraz daha demir leblebi bir ses duymayı tercih ederdim. Grup istikrarını sağlayamamış, 2018'deki albümünden sonraki uzun süren sessizliğini geçen seneden itibaren yine dijital mecralarda bozmaya başlamışlar.

Sizin adınıza da ben utanacak değilim, azcık da siz utanın, ne bileyim

6,75/10


20 Ağustos 2026 Perşembe

Genesis - Nursery Cryme (1971)

 Çok iyi açılıyor bu albüm, duygusal yönü ağır basıyor. İngiliz folklorü hala hissediliyor ve lakin artık progresif denizlerde daha emin yüzüyorlar. Vokal performansı çatapat. Bu albümle davulun başına Phil Collins geçiyor. Bazı bazı mikrofonda da. Flütten de vazgeçemiyorlar. Harmoni tarafı zengin. Tempo çeşitlilik gösteriyor. O dönem prog rock çalışmalarının şahsen abartıldığını düşünmekle beraber bu kayıt daha anlaşılır ve keyif alınır bir profil çiziyor.

7,50++/10

18 Ağustos 2026 Salı

J.S. Bach - French Suites, BWV 812-817; Overture in French Style, BWV 831 (Glenn Gould, 1995)

 Bach dinlerken keyifle dinlediğim ama bir türlü içine girip terennüm edemediğim bir besteci. Gould ise org yerine modern piyanoya uyarlayarak Bach'ı yorumlamış ve bununla ünlenmiş diğer bir devasa isim. Doğal olarak müzisyenliği sorgulanamayan birisi. Bize de uslu uslu dinlemek düşüyor görev olarak. Usul usul giden bir nehri izler gibi.

7,50/10

17 Ağustos 2026 Pazartesi

Italo Calvino - İkiye Bölünen Vikont

 Türklerle savaşırken bir top güllesi yarası ile sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılan ve kişiliği de tam zıt olarak kötü ve iyi karakterlere bölünen bir asilzadenin hikayesi nasıl oluyor da çocuklara hitap edebiliyor, çocuklara yönelik bir kitap evinden basılabiliyor? Hem de onca cinayet ve teşebbüs içerirken, bilemedim. Yazar sırf eğlence amaçlı yazdığını belirtmiş. Her ne kadar masalsı bir atmosferde bir çocuğun bakış açısına uygun olsa da dağınık ve biraz da amaçsız (iyilik ve kötülük gibi bir kavram eğlenceye düşkün gayriahlaki cüzzamlı topluluğu ve tam tersine aşırı ahlakçı ama düsturunu kaybetmiş Kalvinci cemaat üzerinden tartışılmakla beraber) anlatım yazarın erken dönemine işaret ediyor. İlgili baskıda çocuk çizimlerine benzeyen ilüstrasyonlar yer almakta. Bir Varolmayan Şövalye değil.

16 Ağustos 2026 Pazar

Aby Ngana Diop - Liital (1994)

Senegal rave party! Hipnotik Afrika dans ritimleri üzerine loopa alınmış Kibariye'nin annesi şefkatinde hiphopa yakın hızda vokal vörsler. Devreye giren koro ile birlikte bir dans faaliyetine mi başlamalısınız yoksa bir koşuya mı veya bir ritüel de olabilir, ya da elde mızraklar bir baskına mı katılıyoruz. Hepsi diyelim. Çarpıntısı olanların uzak durması tavsiye edilir.

Bir nefeslenmem lazım.

8,0-/10

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Surgeon - Force + Form (1999)

Matematiksel hesaplı kitaplı işleriyle tekno dünyasında alt bir sahnede ün kazanmış bir albüm bu. Ritimler bol boluna tekrarlansa da ki kimi zaman  tribale de dokunmuyor değil, kulağa ilginç gelecek bölümlemeler, sesler, ışıklı efektler ile  dinleme bir maceraya dönüşebiliyor. Rpm de durmuyor, hızlı temposu ile birlikte enerjisi de yüksek seviyede. Ait oldukları sahne soğuk ve mekanik gibi sıfatlarla tanımlansa da benim hoşum gitti. Gençliğimde robot derlerdi zaten bana, ondandır. İsimin ifade ettiği gibi neşteri iyi sallıyorlar, ee dj setlerine doğru.

7,0+/10


14 Ağustos 2026 Cuma

Alpagut Gültekin (ed) - Vüs'at O. Bener: Bir Tuhaf Yalvaç

 Oğuz Atay'ın bir eserindeki selamlaşmayı ad olarak seçen Norgunk yayınevi, yazarın arkadaşlarından aykırı yazar Vüsat O. Bener için saygı kitabının yayımlanmasına aracılık etmiş. Modernist pessimizmin, ironizmin, kelimelere obsesif tutkunun ismi yazar hakkında başta dergilerde olmak üzere yapıtları ekseninde yayınlanmış makaleler, yazarla yapılan söyleşiler ve bizzatihi yazarın kaleminden çıkan kendi hayatına dair mizahi notlar derlemede yer bulmuş. Fotoğraflar ve eserler/bibliyografi ile sonlanıyor sayfalar. Eserlerini seven sıkı okur için tamamlayıcı bir eser olarak öne çıkıyor.