19 Eylül 2026 Cumartesi

Accept - Balls to the Wall (1983)

İddialı bir adlandırma, sansasyonel bir kapak. İçini de doldurmuşlar bir ölçüde. Dinlerseniz ve tabi bir metalciyseniz pek çok parçaya aşinalığınız olduğunu, olmasa da kolaycanada aşina olacağınızın garanti belgesini verebilirim. Albüme adını veren şarkı, Head Over Heels, Love Child, Turn me On, Fight in Back gibi. Tabi olmaz olmaz olur mu gibisinden güzel bir balad ile sonlandırıyoruz albümü. Bu kadar güçlü bir albüm olmasına rağmen öncekine nazaran bir tık kimyası elektriği azalmış gibi geldi. Neyse Bosphorus'a akmanın zamanıdır şimdi, kapşonlu almayı ihmal etmeyiniz.

7,75-/10
 

16 Eylül 2026 Çarşamba

Fakir Baykurt - Yılanların Öcü

 Irazca rolünün altından anca Aliye Rona kalkardı zaten. Hasmına, sen beni öldürürsen sen hapse düşersin, karını oğlum kapaması yapar, yok ben seni öldürürsem ben hapse düşerim, yalnız kalan karını yine oğlum kapaması yapar diye tahrik edici söylev çeken Anadolu irfanı bir nenecik. Arkasında sözlük içerecek kadar bugüne göre farklı kaçan yerel ağız (Burdur) çok akıcı bir şekilde kullanılmış. Köylülerin iyi, kötü ve çirkin gerçekliği sayfalardan taşıyor. Yazar inceden inceye zenginlerin rahat yaşamını da yermekten kaçınmıyor. Bu üslup, bu yüze çarpılan gerçeklik, bu cinnetvari eleştiri filminin de yasaklanmasına sebep oluyor ki bana inanın romandaki skandalların hepsi yansıtılmamış bile. Neyse ki sonu zararlı da çıksan hakkını arayacaksın mesajı ile bitiyor. Bugünün çıkar dünyasında bu son, fantastik bir unsur olarak kalmanın ötesine geçemiyor sanki.

"Yılma Bayram! Ödlek ödlek pısma Bayram!..."

15 Eylül 2026 Salı

Nilipek. - Uydurduğumuz Oyunlarla (2024)

 Art pop diyebilir miyiz? Dağınık düşünceler. Çok çok uzaktan Özlem Tekin'in Öz'ü geldi aklıma. Bir de tekinsiz havasıyla Model'in ilk vakitleri. Tuhaflıklar sergileyen indie pop da denebilir. Yaylılar, rock motifleri, gotik yapısallık, modern folk dokunuşlar felan. Bir de senelerce süren bir ısrar kendi sesini yaratımda dallar budaklar meyve vermiş. Prodüksiyon ve düzenleme ise mendil ıslatabilecek yetkinlikte. Ritim tenhalığı ziyadesiyle beni üzdü. Bir kaç etkileyici müdahale ile Menekşe, rock ritmi ile Sırf Kırabilmek İçin ve hiç de bilemediğim No Land grubu işbirliğiyle kotarılmış Baykuş favorilerim. Hatta Baykuş bayağı bayağı iyi. Albümden sonra da dinlemeye devam. Bilelim de niye puanı düşük? Bir kaç beğenmediğim şarkı var, tuhaflıkları pek sevmem, bir de dedim ya ritim akmıyor, onlardan. Hülasa inanılmaz havalı bir albüm. Ben dinledim diye caka satabileceğiniz.

6,75+/10

12 Eylül 2026 Cumartesi

Darkwood Sakinleri #6-7-8-9-10-11-12 - Ters Dergi #4 - Kvasir #3

 Derginin 6. sayısı korku türündeki çizgi roman neşriyatını ana konu olarak seçmiş. Benim tanık olmadığım dönemlerde yurt dışında da gore seviyesine vararak sansür tartışmalarına yol açan bu tür ötesi berisiyle incelemeye tabi tutulmuş. Süpermen, çizer Hugo Pratt, Kızılmaske, çizgi romanın sorunları, Türk çizerlerden Ersin Burak ve heroic fantasy dergide yer bulan diğer başlıklar. Çizgi öykülerle birlikte bu sayı 110 sayfayı bulmuş. 7. sayının kapak dosyası ise erotik çizgi romanlar. Martin Mystere üzerine hacimli yazı ve ek olarak bir de çizgi öykü, Akbaba dergisi, çizgi romanda kadınlar üzerine birden fazla makale derginin çoğunu doldurmakta. 8. sayının 100 sayfasını çizer Stan Drake, Image comics, Spawn, Toplumsal Tarih dergisinden alıntı 1919 tarihli bir çizgiromanda Türk imajı, çizgiroman ve sinema, çizgiromanlara yansıyan sanat akımları, Jeriko, westernler ve daha nice konu dolduruyor. Renkli yerli yapım bir çizgi hikaye öne çıkmakta. 

9. sayıda kapak dosyası usulü terkedilse de hayli hacimli ve doyurucu bir içerik sunulmaya devam edilmekte. Biraz daha çağına yaklaşan bir çizgiye tanık oluyoruz. Galip Tekin röportajında olduğu gibi. 100 çizgiroman kahramanı, 1001 Roman ve Ceylan dergileri, Tex'deki sansür, renkli bir mini Asterix hikayesi, Zagor çizeri ile söyleşi, Volkan ve çizeri Ali Recan, western çizgiromanları, Essegesse klasikleri ile içerik yine dopdolu. Takip eden sayıda öne çıkan başlıklar çizgiroman ve ideoloji, Ayhan Işık, yüzler ve esinlenmeler, Zagor, Abdülcanbaz-utanmaz adam kıyası ve çizgiromanda mizah. Sayfa sayısında dramatik bir düşüş var. Ve istikrarı kazanamayan çizgi hikayelere de artık yer verilmiyor. 2001 yılına ait 11. sayı o günlerde revaçtaki mizah ve karikatür dergileri ile çağı yakalama çabasında. Lombak ve Leman dergisi çizerleri ile röportajlar ve karakter tanıtımları, Sergio Leone ile Verdi kıyası, Ömer Muz ile söyleşi, Dampyr tanıtım yazısı bizi karşılamakta. Son basılı nüsha 12. sayının kapağını Nuri Kurtcebe'nin Kuvayı Milliye eserinden bir çizim süslüyor. Çizerle yapılan söyleşinin yanısıra Örümcek Adam'ın gizli sinematografisi, Thorgal, Suat Gönülay ve Andaç Gürsoy röportajları, Fellini gibi başlıklar da sayıyı zenginleştirmekte. Sonrasında online dünyaya geçtiklerini anons ediyorlar.
Türk mizahında usta ve emektar isimlerin bir araya gelip yayınladığı bir albüm/dergi Ters. 4. sayıyı kapağı ve özel araştırma konusu ile ilgimi çekmesi sonucu satın aldım. Misal bugün sahaflarda arayıp bulsanız efsane dergi Gırgır'ı ve bir de okusanız , bugünün dünyasında pek de bir mana etmediğini göreceksiniz. Buradaki pek çok mizahi performansın da ve hatta bazı çizgilerin de yeni nesile hitap edebildiğini söyleyebilmek güç, bence. 7. Gün ve Denizciler çizgi öykü olarak benim hoşlaştığım şeyler oldu. İçerik çok çeşitli. Gani Müjde ve onun tarzında olduğu gibi mini öyküler, farklı tarzlarda çizgi öykü ve karikatürler, anılar, Nazım Hikmet'ten Neşet Ertaş'a çizgi anekdotlar, röportajlar... Çizgi Roman'da Türkler olarak belirlenen özel araştırma az sayfa olsa da yine de görevini yerine getiriyor. 

Kvasir dergisi deniz ve yelkenli temalı ferah kapağı ile okuyucuyu karşılıyor. Dergi zincir öykü tekniğini sergilemekte. Bir yazar bir hikaye başlatıyor ve diğer altısı devamını getirip noktalıyor. Bu sayının öyküsü Gözün de Vurur Kıyıya Sandal ismini taşıyor. Öykü benim tercihime göre fazla melodramatik ve edebi maharet sergileme arenasına dönüşmüş. Arkadaşının karısıyla evlenen bir adam, karısı ve hayatı mahvolan arkadaşı etrafında şekillenmekle birlikte farklı yazarlar ile birlikte hem odak değişiyor, hem ritim. Bu tekniğin bana hitap ettiğini söyleyemem doğrusu. Ama okuma bir heyecan potansiyeli barındırıyor, olayların akışının ne getireceği hiç belli değil çünkü.

11 Eylül 2026 Cuma

Sarcófago - The Laws of Scourge (1991)

 Hayvansı anarşik gönül biraz uslanmış mı ne? Hala ara ara black metal motifleri sergilense de thrash metal hani biraz da teknik yanıyla daha öne çıkıyor. Vokal ise arada death de hatırlatsa daha bağırgan tarzda. Görüyoruz ki albüm kapakları yine bir etkilemiş bizleri. Diğer kayıtlarındaki o amansız atak yerine bu hesaplı kitaplı işler hatta keyboard dahi içeriyor, biraz garip geliyor kulağa. Yine de sıkı bestelere imza attıklarını söylemek mümkün. Sadece biraz thrash yorgunluğu diyelim..

7,0/10

9 Eylül 2026 Çarşamba

Khepra - Anatomy of Sin (2025)

Son yıllarda adını duyuran yerli gruplardan Khepra'nın bildiğim kadarıyla ikinci uzunçalarıdır. İsmi Mısır mitolojisine işaret eder. Ortadoğu enstrümanları da kullanılmıştır. Ama sesi çizen en belirgin öğe senfonik death metal türüdür. Ki aklımıza hemen Septic Flesh gelmektedir. Bu kayıtta da profesyonellik namına güzel şeylere tanık oluruz. Senfonik öğeler temiz ve kulakda canlı bir intiba bırakıyor. Yalnız bana göre, bestelerin içine fazla gir çık sirayet ediyor. Vokal sert ve dolgun ve değişkenlik arz ediyor. Bu tarz için gayet yerli yerinde. Besteler ise biraz emek istiyor dinleyicisinden. Tür itibari ile meraklısı kaçırmayacaktır.

6,75-/10
 

H. Selim Açan - "Bitmedi Daha" / İbrahim Ekinci - Muzaffer Oruçoğlu Anlatıyor: Zavot'tan Vartinik'e

 TİKB hareketinin kalan tek lideri bir de kendi kaleminden ki küçük ama disiplinli olarak bilinen grubun üyelerinin yazdığı birden fazla anı kitabı bulunuyor, hareketi anlatıyor. Gelenek olduğu üzere aileden başlayarak nakletse de gençliğinden itibaren siyasal bilinç ile hemhal olduğuna dair anılar özellikle vurgulanmış. Geçmişin kronolojik bir sıra izlediğini de söylemek güç, doksanlara, ölüm orucu dönemine gelişler içeriyor. Eser özellikle Aktancılar olunan dönemi aydınlatması ile önem kazanıyor. THKO ile birlik döneminde yaşanan iç gerilimlere ışık tutuması da diğer kayda değer bilgilerden. Kişisel rekabete dayalı polemikler ise olmazlardan. 12 Eylül dönemi ile yazılanlar sona eriyor.

TKP/ML'nin kurucu kadrolarından ve Kayakkaya'nın yakın arkadaşı Muzaffer Oruçoğlu ile yapılan bu nehir söyleşi de tarihi açıdan önemli bir tanıklığı sergiliyor. Kars'ta Sovyetlerden kaçan bir ailede doğan Oruçoğlu, Rize ve Çapa'da öğrenim hayatında kurduğu arkadaşlıklardan ve inşa ettiği sosyalist kimlikten bahsi açıyor. PDA'nın yanında yer almış iken sonrasında TİİKP içinde faaliyet ve TKP/ML'nin kuruluş aşamalarında görev üstleniyor. İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü ile sonlanan kır gerillası faaliyeti detayıyla yer buluyor. Diğer bir ağırlık konusu ise zamanla fiili siyasete göre sanatın, yazarlığın önem kazanmış olması. Fikirlerin de neredeyse  anarşizmi hatırlatan bir özgürlükçü hatta genişlemesi bağlı olduğu hareketten tecritine neden oluyor. İlginç gelen bir şey ise yaşamını tüm açıklığıyla, hiç bir otosansüre tabi olmadan anlatma cesareti olsa gerek.



8 Eylül 2026 Salı

Tankard - Chemical Invasion (1987)

 Yine delişmen bir kapakla karşı karşıyayız. Demiştim ki böyle sarhoş sarhoş yaya yaya söylenen gevşek Alman taverna şarkıları bekliyorsanız yanılırsınız. Lanse edildiği kadar mizahi bir eğlence sunduğu felan yok. Var da o kadar yok, babam abartmayalım. Sıkı ve hızlı ritimler, amansız bir tempo, sımsıkı besteler duyduğumuz. O besteler ki kabul edelim biraz yavan. Punkımsı nakaratlar ve enerjisi sevilir kılıyor albümü. Yoruldum ama biraz bu tarz dinlemekten.

7,0/10

Gülten Akın - Toplu Şiirler II

 İkinci cilt 1998 senesine kadar süren yapıtları karşılıyor. Bu tarihten itibaren de yazmaya devam etmiş aslında şair. Burada bırakmamak lazım diğer bir deyişle. Bu derleme ise Abidin Dino'nun desenleri ile zenginleştirilmiş 1979 tarihli Seyran Destanı ile açılıyor. Ankara'ya edilen büyük göçün, gecekonduların hikayesidir anlatılan. Folklorik şiirin en başarılı örneklerine ev sahipliği yapmaktadır. Savaşlardan yoksulluğa Anadolu halkının kadim yolculuğunun dile gelmiş halidir, anlata durur eski zamanları.

Beye dönüşüyor eski eşkıyalar 
Serseran serçevan

***
O gün bu gündür 
Nemrutlar Ateşe ve kana sığınırlar 
Ve ilk ihaneti ordan 
Ateşten ve kandan görürler 
Çevrilir yalımlar ve namlular 
Kendi akrep bedenlerine 

Halk dirilir

***

İlk 1983 yılında basılan İlahiler isimli eseri dini biçemin içeriğini değiştirmesi ve toplumsalla birleştirmesiyle tanınıyor. Oğlunun hapsiyle birlikte bir annenin acıları dile geliyor.

Darıdan ufağım da 
Dünya sığar içime 
Dünyalara sığamam 
Sığamam oğul 

***
Onların 
Çimen bitmez bastıkları yerde 
Sevgi buruşur 

42 Günün Şiirleri ise açlık grevinin aileler üzerinde etkisini serimleyen şiirlerden ve öykümsü düz yazılardan meydana getirilmiş. Aileler, görüş günleri, çığlıklar ve ölümler...
1991 senesi Sevda Kalıcıdır kitabının zamanıdır. Anlaşılıyor ki şiir şairini çağırmış verdiği aradan sonra. Yaşlanmanın, yalnızlığın izleri sinen şiirlerde bireysel ve modern anlatım kendini belli etmeye başlamış. Ayrıca öfkenin damarı da atmaktadır mısralarda.

Sor bana sor bana sor /  Geceyi bilene sor 

İnce yüzlerinizdeki ışığı 
Söndüre söndüre 
Dal bedenlerinizi öldüre öldüre 
Besleniyorlar 
Tükenmiş çareleri 
Oysa Akan bir ırmağı kim durdurabilir 

O ne şenlikti o, dağlar yürüdü 
Dağlara yürüdük şiirle türküyle 
Bir olduk 
Terzinin hasıydı bizi teyelleyen 

Terzinin hasıydı bizi teyelleyen 
Tirşe denizlerden kurşun dağlara 
Geçmiş gecelerden gelecek güne 

Sonra İşte Yaşlandım 1995 yılını taşımakta. Farklılık olarak birkaç mısradan oluşan kısa şiirler diğer şiirlerin  arasına serpilmiş. Yorgunluk, anılar, iç muhasebe gibi olgular öne çıkıyor. 

KISA ŞİİR / bir 

Bir roman kadar uzun bu tümce, 
-Sonra işte yaşlandım. 

KISA ŞİİR / iki 

Hızlı öpüşlerle lekelenir ten 
uzun kalır usul öpüşlerin anılan 
Derlemenin son kitabı 1998 tarihini taşıyan Sessiz Arka Bahçeler. Önceki eserinde çizgi doğrultusunda ilerliyor şiirler.

itip beni 
balıma dadanan bu çağı sevmedim 

7 Eylül 2026 Pazartesi

Cindy Lee - Diamond Jubilee (2024)

 Cindy Lee grubun ismi mi şarkıcının ismi mi? Erkek ve kadın sesiyle söyleyen ve kadın kıyafeti giyen şov mu yapıyor, bir projenin parçası mı yoksa bu arkadaş trans kimliğe mi sahip? Çok bilinmeyenli denklem. Bu çift sidiğlik kaydıyla çok bir beğeniye ulaşmış, ama grup indie bir grup, anaakım değil ulaştığı mertebe. Diğer ilginç bir şey ben bu kaydı pop diye dinlemeye başladım, internette öyle sınıflandırmış Allahın belaları, enstrümantasyon cazır cazır gitar temelli olmasına rağmen. Benim kitabımda bu indie rock. Her ne kadar Lana Del Rey ile popülerleşen nostaljik filtresi altında ağır ağır 60-70'ler countrymsi pop rock performans sergileyen vokal başat olsa da. Yani demem o ki bizim kültüre bayağı yabancı bir şeyler dönüyor. Lakin özellikle düzenlemelerde parıldayan bir dö la art hissiyatı belirgin, lezzet katıyor. İkinci sidide, daha deneysel bir tutum sergilenmesi de kulak dolduruyor.

7,25/10

3 Eylül 2026 Perşembe

Pink Floyd - Obscured by Clouds (1972)

 Gruptan bir film müziği kaydı ama biraz da tam öyle değil. İşitsel olarak hemen sonraki alametifarika soundun habercisi de sayılır mı bilemedim. Besteler biraz düz biraz yarımsı. En sonda Budist mantrasına da benzer seslerle birlikte biraz da yamalı bohça misali. Ama tekniği boşveriyoruz, kalbe bakıyoruz. İyi hissettiriyor bu zor günlerde. Bu zaman başka bir şey eklemeye gerek var mı kine?

7,25/10

2 Eylül 2026 Çarşamba

Folkdove - Folkdove (1975)

 Benim aklım kaydın kapağında kaldı. Çocukken hayal gücüm o kadar genişti ki yatağım daha doğrusu vitrinli bir yatak, beni uzak diyarlara, gezegenlere götüren gerçek bir araca dönüşüveriyordu her gece. Batı Avrupa halk musikisi, biraz denge sorunu var kaydın. İngiliz, Alman ve Fransız türküleri bir yanda, orta çağ melodileri diğer yanda. Tek atımlık bir Fransa grubu olsa da İngiliz soundu ağırlıklı. Şarkıların kalitesi de değişken, hiç sevmediğim bir iki melodi de içlerinde bulunuyor. Amma ortaçağ enstrümanları ile çalınan otantik fragmanlar her daim çekicidir. Sonuç olarak verdiği keyfe göre değerlendirmek lazzım.

7,25/10

31 Ağustos 2026 Pazartesi

Rotting Christ - Pro Xristou (2024)

 Heretics isimli vasat kayıttan sonra eski çizgisine sadık bir geri dönüş 2024 yılı itibariyle. Yine de çok olumlu tepkiler almadılar zira döndükleri çizgi onyıllardır yaptıkları aynı şey. Olsun, biz bu halleriyle de seviyoruz. Black ve gotik namına neyimiz var. İlk kez aşırı doygun prodüksiyon da hoşuma gitti. Epik, orta tempo, epik, senfonik ve epik şarkılar bunlar. Hala da mal gibi heyecanlandığım anlar yok değil, var. O yüzden böyle sonbahara yaraşır bir konserleri olsa da gitsek. 

7,50+/10

28 Ağustos 2026 Cuma

Asunta - Landscapes (1996)

Atsiklet süren uzaylı kraliyet alayından bir parça nakşedilmiş kaset kapağına. Müzikal anlamda da Polonyalılar (Lehlehlehler) her zaman şaşırtıcı işler sergilemekte mahirler. Kıyametin ülkemizde de, dünyada da ufaktan yaşandığı bu günlere dark jazz hatta burada etno dark jazz eşlik edecekse oh ne ala. Ambiyans ve biraz da dronesq bir ses duvarı üzerine duraksız klarnet solosu. Diye bir cümlede izah edebiliriz. Alttan alttan Slavik etkiler de var gibi. 1 saati aşan hayli de uzun süresinde parçaların ki adları da numaradan ibaret sadece, ayırt edilemez şekilde birbirine benzemesi albümün zayıf tarafı. Aslında albüm birbirine yakın farklı dallara da dokunuyor, new age misal. Değişik bir şey, keşke yarıya düşseydi anlamı katlanırdı.

7,0+/10

27 Ağustos 2026 Perşembe

The Offspring - Ixnay on the Hombre (1997)

 Smash gibi belki de fazlasıyla ciddi aldığım kalbimde özel bir yer edinmiş bir albümün devamında herhangi bir kaydın onun yerini alabileceğini düşünememiştim bile ve dinlemeye hiç teşebbüs etmemiştim. Albümün çıkış parçaları All I Want yada Gone Away gibi ağır toplar bile sound açısından bir tekrar gibiydi. Bir de sonradan pretty fly gibi saçma sapan hicvi bir şarkıya bağlanacak tarzın başlangıç emareleri de yok değil. Yani mutlu bir hava mı desek yer yer özellikle ikinci yarıda, hiç yakışmamış. Gene de dinledikçe bir güzelleştiğini söylemek mümkün. Eski günler düşmüyor mu akla bir de... Leave It Behind gitar tonu şukelalala...

7,75--/10

25 Ağustos 2026 Salı

Tankard - Zombie Attack (1986)

 Gayriciddi bir thrash kaydı denince bunun çalgıları çalmaya, söyleyişe ve bestelere de yansıyacağını düşünebilirsiniz, düşündüm. No no no, pek bir ritmik, temposu dörtnal ve icra çalışlar sıpsıkı.Herhal şakalaşmalar sözlerde saklı olsa gerenk. Tarz itibariyle Motörheadimsi, Metallica'nın ilk albümündeki gibim bir duruş bir tavır sergiledikleri de göz önünde bulundurulmalı. Bir de yeniden efendilendirilmiş bir kayıt mıdır dinlediğim bilmem ama çok berrak pek güzel sesler. Albüm kapağındaki resim de oldukça kült diyebiliriz. Sorun ise bestelerin hep aynı formülü izlemesinden kaynaklı. 

7,25/10

23 Ağustos 2026 Pazar

Sarcófago - Rotting (1989)

 Black thrash atağı daha temiz bir sound ile ve daha derli toplu akılda fikirde birlik halinde devam ediyor. Vokal en azından eski seviyesindeki kadar itici değil. Tarz benzer, burada da doomy diyebileceğimiz ağır tempolu şarkılar bulunuyor. Bazen iyi, bazen vasat. Aslında thrash üst başlığı atlında çok fazla alt türlere dokunuyorlar, bu da dağınıklık yaratıyor. Zorlasalar da bağlamdan kopmadıklarını duyabiliyoruz. Her şeyi kıyasla daha iyi dedik ama ilk albümün sarsıcı bir şok etkisi, yaramaz, elle ttutulamaz asi isyankar bir tarafı vardı. Burada tam da işte o azalmış.

7,0/10


22 Ağustos 2026 Cumartesi

Rage - Unity (2002)

Ama hocam, ben Rage'e çalıştıydım, Exumer hani sınavda yoktu? Müfredatta yok yani, hiç yok. Neyse diyelim, Rage senfoni ile haşır neşir olduğu sallantılı dönemi bu albüm ve arkasından Soundchaser ile somutlanan bir yükselişle kapatıyor. Therion benzeri pek de beğenilen bir şarkı ile senfoniden kopmadıklarını belli ediyorlar. İşlenmemiş ham, amatör, sert bir tarza geri döndükleri de yok. Hala neredeyse pop-metal diyeceğimiz pelesenk melodilere imza atıyorlar. Sadece daha derli toplular, prodüksiyonları ve düzenlemeleri kaliteli. Benim kulakcağızıma ise biraz fazla steril ve temiz geldi. Amatörce kabasabasakallığı tercih ederim doğrusu.

7,50+/10

Kaç Canım Kalmış - x3 (2014)

 İndie rock furyasında adı daha çok sanal dünyada kalakalan grubun ya da çoğu zaman gerçek kişi müzisyenin ilk çalışması, hayatın sıradanlığından beslenen gözlemleri ve yaşanmışlıkları eğlenceli (kara mizahi desek) bir dille samimiyetle aktardığı bestelere ev sahipliği yapıyor. Çalgı çengi olarak da yalın ve sade bir kayıt ile karşı karşıyayız. Sound olarak da kimi zaman beynimizin içini yansıtır şekilde bir deli saçması karnaval tınıları duyuyoruz. Ben şahsen biraz daha demir leblebi bir ses duymayı tercih ederdim. Grup istikrarını sağlayamamış, 2018'deki albümünden sonraki uzun süren sessizliğini geçen seneden itibaren yine dijital mecralarda bozmaya başlamışlar.

Sizin adınıza da ben utanacak değilim, azcık da siz utanın, ne bileyim

6,75/10


20 Ağustos 2026 Perşembe

Genesis - Nursery Cryme (1971)

 Çok iyi açılıyor bu albüm, duygusal yönü ağır basıyor. İngiliz folklorü hala hissediliyor ve lakin artık progresif denizlerde daha emin yüzüyorlar. Vokal performansı çatapat. Bu albümle davulun başına Phil Collins geçiyor. Bazı bazı mikrofonda da. Flütten de vazgeçemiyorlar. Harmoni tarafı zengin. Tempo çeşitlilik gösteriyor. O dönem prog rock çalışmalarının şahsen abartıldığını düşünmekle beraber bu kayıt daha anlaşılır ve keyif alınır bir profil çiziyor.

7,50++/10

18 Ağustos 2026 Salı

J.S. Bach - French Suites, BWV 812-817; Overture in French Style, BWV 831 (Glenn Gould, 1995)

 Bach dinlerken keyifle dinlediğim ama bir türlü içine girip terennüm edemediğim bir besteci. Gould ise org yerine modern piyanoya uyarlayarak Bach'ı yorumlamış ve bununla ünlenmiş diğer bir devasa isim. Doğal olarak müzisyenliği sorgulanamayan birisi. Bize de uslu uslu dinlemek düşüyor görev olarak. Usul usul giden bir nehri izler gibi.

7,50/10

17 Ağustos 2026 Pazartesi

Italo Calvino - İkiye Bölünen Vikont

 Türklerle savaşırken bir top güllesi yarası ile sağ ve sol olmak üzere ikiye ayrılan ve kişiliği de tam zıt olarak kötü ve iyi karakterlere bölünen bir asilzadenin hikayesi nasıl oluyor da çocuklara hitap edebiliyor, çocuklara yönelik bir kitap evinden basılabiliyor? Hem de onca cinayet ve teşebbüs içerirken, bilemedim. Yazar sırf eğlence amaçlı yazdığını belirtmiş. Her ne kadar masalsı bir atmosferde bir çocuğun bakış açısına uygun olsa da dağınık ve biraz da amaçsız (iyilik ve kötülük gibi bir kavram eğlenceye düşkün gayriahlaki cüzzamlı topluluğu ve tam tersine aşırı ahlakçı ama düsturunu kaybetmiş Kalvinci cemaat üzerinden tartışılmakla beraber) anlatım yazarın erken dönemine işaret ediyor. İlgili baskıda çocuk çizimlerine benzeyen ilüstrasyonlar yer almakta. Bir Varolmayan Şövalye değil.

16 Ağustos 2026 Pazar

Aby Ngana Diop - Liital (1994)

Senegal rave party! Hipnotik Afrika dans ritimleri üzerine loopa alınmış Kibariye'nin annesi şefkatinde hiphopa yakın hızda vokal vörsler. Devreye giren koro ile birlikte bir dans faaliyetine mi başlamalısınız yoksa bir koşuya mı veya bir ritüel de olabilir, ya da elde mızraklar bir baskına mı katılıyoruz. Hepsi diyelim. Çarpıntısı olanların uzak durması tavsiye edilir.

Bir nefeslenmem lazım.

8,0-/10

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Surgeon - Force + Form (1999)

Matematiksel hesaplı kitaplı işleriyle tekno dünyasında alt bir sahnede ün kazanmış bir albüm bu. Ritimler bol boluna tekrarlansa da ki kimi zaman  tribale de dokunmuyor değil, kulağa ilginç gelecek bölümlemeler, sesler, ışıklı efektler ile  dinleme bir maceraya dönüşebiliyor. Rpm de durmuyor, hızlı temposu ile birlikte enerjisi de yüksek seviyede. Ait oldukları sahne soğuk ve mekanik gibi sıfatlarla tanımlansa da benim hoşum gitti. Gençliğimde robot derlerdi zaten bana, ondandır. İsimin ifade ettiği gibi neşteri iyi sallıyorlar, ee dj setlerine doğru.

7,0+/10


14 Ağustos 2026 Cuma

Alpagut Gültekin (ed) - Vüs'at O. Bener: Bir Tuhaf Yalvaç

 Oğuz Atay'ın bir eserindeki selamlaşmayı ad olarak seçen Norgunk yayınevi, yazarın arkadaşlarından aykırı yazar Vüsat O. Bener için saygı kitabının yayımlanmasına aracılık etmiş. Modernist pessimizmin, ironizmin, kelimelere obsesif tutkunun ismi yazar hakkında başta dergilerde olmak üzere yapıtları ekseninde yayınlanmış makaleler, yazarla yapılan söyleşiler ve bizzatihi yazarın kaleminden çıkan kendi hayatına dair mizahi notlar derlemede yer bulmuş. Fotoğraflar ve eserler/bibliyografi ile sonlanıyor sayfalar. Eserlerini seven sıkı okur için tamamlayıcı bir eser olarak öne çıkıyor.

12 Ağustos 2026 Çarşamba

Destruction - Release From Agony (1987)

 Thrash metale teknik aşılayan bir kayıt. Albüm bir intro ile açılıyor bir kere, kısa da olsa. Akustik gitar ve hatta doomy atmosfere sahip bir şarkı bilem var. Hem agresif hem de pat pat ölçü birimi değiştiriyor. Yani böyle bir afallamamak elde değil ilk elden. Kayıt kalitesi ise kötü, neden eski bir versiyonu dinlediğimi de bilmiyorum ama davul sesinin baskın geldiğini ve beyin perçinlediğini söyleyebilirim, gitar soloları akıştan ayrık lakin genelde gitar sesi perdelenmiş gibi. Gereğinde ciyaklayan gereğinde sertleşen vokale alışmak pek mümkün değil. Bayağı bayağı müptela thrashçiler için diyebilirik sanırım bu albüm için.  Fikri ve cismi anlamda ise güzel şeyler var. Biraz da yüksek seste dinlemek lazım.

7,0+/10

11 Ağustos 2026 Salı

Godspeed You! Black Emperor - "No Title as of 13 February 2024 28,340 Dead" (2024)

 Post rock'tan yabancılayacak kadar uzak kalmışım. Şu an bu albümden neden beklediğim kadar etkilenmediğimin cevabı bu olabilir. Veya olmayabilir de. Bir kere hangi müslüman grup, bir hristiyan köktendinci cemaatin soykırımı için ağıt yakabilir? Böyle bir ahlak, böyle bir medeniyet yok galiba. Bu anarşik ateistler hariç. Politik olarak takdir edilesi bir çaba içinde ses vermek, tarafını belli etmek bugün empoze edilen sinmiş karakter inşasını hedefleyen büyük resmin inadına inanılmaz mühim. Müzik tarihinde yerini aldılar. Bu bir yana, kulağıma geleni değerlendirmek zorundayım. Niyet ettiği bağlam ile işitsel bağını şahsen kurmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim. Kurabilenler için ise can yakıcı bir deneyim sunduğunu tahmin edebiliyorum. Belki de yazın bu kadar iç karartıcı bir yayını dinlemenin zorluğudur. Aynı yaz ise ölmek çok kolaydır.

7,50++/10

10 Ağustos 2026 Pazartesi

RETRO: Satyricon - Volcano (2002)

 Gençken dinlediğim ve garipsediğim bu jilet kaydı tertemiz kayda geri döndüğümde ederinin arttığını görüyorum. Punkımsı metale eğilerekten gayet agresif bir tutumu taçlandırıyorlar. Farklı yerde durmamasına rağmen devam albümünden de bir kaç gömlek üstün, bence. Özellikle içerdiği bazı parçalar konserlerde nasıl yankılanır, merak celpedici askere çağırıcı. Possessed, Fuel for Hatred, Repined Bastard Nation, Angstridden gibi. Ufaktan ufaktan endüstriyel bir avangarde akıma da selam çaktıkları göz ardı ediliyor. Tabi herkese göre değil. Ama bana göre imiş.

7,75/10

6 Ağustos 2026 Perşembe

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 3 (Bölüm 1)

 Bu son cilt şairin 1998 ile vefatına kadar olan dönemindeki şiirleri kapsıyor. Şairin üretkenliğinde bir azalma olmadığı görülüyor, görme yetisini zaman içinde kaybetmesine rağmen. Bu derleme içindeki ilk kitap O'1923 adını taşımakta. Yabancısı olmadığımız doğal simgeler ve sevgi teması cumhuriyetin 75. yılına gönderme içeren kitabın ana izlekleri olarak karşımıza çıkıyor.


Sallanır bütün ağaçlarda ses 

Boyut olarak ince bir yer kaplayan bu eseri Tapınağa Asılmış Gövdeler takip eder. Suçluluk, suçlu hissettirilmek ve hissetmek, asılmak fiili, Mevlana imgeleri üzerinde şekillenir burada şiirler.


Ürke ürke indi güvercin 
Asılmışın dinelme sevinci taşıyan omuzuna 

Solu oyle sızılıydı ki 
Kondu sağ omuzuna 

Öylesine uzundu değmek üzereydi 
Son soluğu omuzuna 

Dağlar eski asılmışlara benzer sevindi güvercin 
Başları düşmemiş omuzuna 

***
Yaşlı adamlar bilir en cok 
Uyandırdığını anıların gece yanlarında bizi 
***
Peki neden birbirine değdi mi 
Birbirini bağışlar binlerce elimiz 


Gobistan isimli eseri Gobi çöllerindeki ilkel insanın iziyle açılıyor, Puşkin ile somutlanan Rusya'ya, Amazon ormanlarına, Berlin'e götürüyor okuyucusunu. Coğrafya kendisi bir terim olarak misafir  edilmiş. Seviştilerken diğer bir geç dönem eseridir şairin. İsmin işaret ettiği gibi sevgi ve aşktır işlenen. Şair ardı ardına eser vermeye devam eder çok kısa bir süre zarfında. 1999 yılında Kaçaklar isimli eser de bunlardan biridir. Aynı sene sevgiyi büyüten dörtlüklerle örülü Çiçek Seli yayınlanır. Bir bölümünde kilise atmosferinden ilhamla yazılmış dörtlüklere yer verilmiştir. Yokedilen Çokuluslu Olmak, dağıtılmış Yugoslavya'ya yakılan bir ağıt olarak kaleme alınmış. 
Hayli hacimli İmin Yürüyüşü (Biçimlerle Soyunmak) ile şair yüzünü şiirin kendisine döner. İm, imge, imgelem aracılığıyla madde ve varlık ilişkisi irdelenir.

Nar ağacı anlar hemen / Kıpkırmızı kesilir işte / Bu çiçekler / Seni öptüklerimden biri 


Anlattığım bir masal 
Ya boncuk 
Ya uçurtmadır 
Parmaklarımız çocukların ellerinde 
***
Ne güzel
İnsan, doğanın en büyük imgelemi

2000 tarihli Ötekinde Olmak fablları hatırlatan hayvanlarla ilgili şiirleri derlemiştir.

Nova Norda - Üzgünüm (2024, EP)

 Mahlası yeni kuzey manasına gelen sanatçının ismi çok bi karşıma çıkmasına rağmen, hiç dinlememiştim bilinçle, belki orda bur'da çalınmıştır söylediği ezgiler bilemem zira kesin konuşmayı sevmediğim bilinir mi bilmem bir şerh düşerim bu kısa kayda ise şerhlerim az olur ki albümün kısa kalmasıdır sorunu bir de ilk parça biraz durul duruldur (virgül) çok iyi çok tarz bir synth popun türküye şubesiymiş bir de gitar girmiyor mu arada bi sevvdim.

7,50-/10

4 Ağustos 2026 Salı

Accept - Restless and Wild (1982)

 Grubu tanıtmaya ne kadar gerek var bilemedim, aynı benzetmelerle tarifi tekrar etmek mümkün:AC/DC+Judas. Bu albüm dönemin pek çok eseri gibi 3-4 iyi hit, bir iki fena değil ve yine 3-5 filer dediğimiz dandun danadanakan parçadan oluşuyor. O yüzden arka arkaya albüm çıkartabiliyordu bu isimler. Hitler de öyle hit ki metalciler illa ki duymuş dinlemiş bir kısmımız da eskitmiştir. Yine de böyle naftalin kokulu 80'ler havasını ve heyecanını teneffüs edebilmek için güzel bir fırsat. Restless and Wild, Princes of the Dawn, Neon Nights, açık ara yarışı önde bitiren parçalar.

7,75/10

2 Ağustos 2026 Pazar

Sarcófago - I.N.R.I. (1987)

 Yıl 1987! Brezilya'dan thrash metal taban üzerinden yükselip ilk black metal hücum dalgasına olabildiğince agresif bir katılım. Tekrar etmek gerekirse yıl 1987. O zamanlar adlandırmalara kafayı taktıklarını düşünmüyorum. Oldukça amatör ve bu sayede özellikli bu ruhu death/thrash bir vokal çağırıyor. Orijinalliği sorgulamamak lazım, Bathory, Sodom, Kreator da ilk vakitler böyleydi. Ama bunlar Brezilya'dan. Albümde Nightmare, The Last Slaughter gibi bazı parçalar öne çıkıyor. Ama bu kayda parça bazlı yaklaşmak hatalı olacaktır. Kirli, iğrenç, toplumsal değerlere saygısız, tükaka bir deneyime bütüncül bakmak lazım.

7,75/10

31 Temmuz 2026 Cuma

Stanislaw Lem - Gelecekbilim Kongresi

Sinemaya'da uyarlanan ünlü Solaris'i kaleme alan bir yazarın bu tarz bir roman yazabileceğini tahmin edememişim. Bu da bilim kurgu, ama hiciv ve mizah ekseninde ilerliyor. Artık gülemez olduk, tam tersine komik bir şeylere rastladığımda felan, ne gereği var der durumdayım. Bilim kurgu sektöründe de mizaha bulaşanlar arasında öne çıkan isim olarak Douglas Adams var, fantastik kurguda da hiç okumadığım Terry Prachett aklıma geliyor. 

Gelecekte bir Latin ülkesinde Hilton otelinde gelecekbilim kongresi toplanır. İsyanlar neticesinde diktatörlük hem oteli bombalar hem de tüm şehre sakinleştirici bir kimyasal sıkar. Kahramanımız olan bilim adamı da kanalizasyona sığınır ve ardı ardına halüsinasyonlar görerek gerçeklikle bağlantısını kaybeder. Bu kabusların en uzun süren versiyonunda zihni farklı bedenlere kopyalanır ve bunu kaldıramadığı anlaşılınca dondurulur, daha daha gelecekte tekrar hayata döndürüldüğünde terimlerini anlayamayacağı çok farklı bir dünyada gözünü açar. İnsanlar iki kafalı, dört kollu gibi deformasyonlarla buluşarak vücutlarıyla oynamakta ve her türlü kimyasalın esiri olarak ütopik bir dünyada keyifle yaşamaktalar. Bu duruma da kahraman uyum sağlayamaz zira gariplikler kendini ele vermeye başlar. Aslında insanların fazla nüfus ve sefaletle geçen yaşamlarına o kadar kimyasal hava teneffüs ediyorlar ki gözlerine perde inmiş. Kendisini lüks araba süren ve herkesin öyle sandığı bir adam aslında paçavralar içinde eli hayali bir direksiyon üzerinde yollarda koşturuyor, çocuklar gibi korna sesi felan çıkarıyor. En sonunda bilim adamı gözünü tekrar kanalizasyonda açıyor. Hikayesiyle biraz 1984, biraz Matrix ve pek çok Philip K. Dick hatırlanıyor.

30 Temmuz 2026 Perşembe

Tindersticks - Soft Tissue (2024)

 Vokali Stuart amcanın hastasıyız ama bu albümü beğenmedim. Genelde beğenilmiş, ben beğenmedim. Çünkü besteler hitap etmedi bir kere. Her şey güzel aslında, her bir enstrüman, kadın vokal katkısı, ince elektronik dokunuş. Bestelerdeki gruuvi melodileri fazla basit ve popülist buldum. İnceltilmiş, hoşa gitme çabası gibi bir şeyler. Hala karanlık modda kalma çabasıyla birlikte sakil kalmış. Bence, yani.

6,50/10

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Bad Bunny - Debí tirar más fotos (2025)

 Çok çok revaçta Amerika kıtasında. Bu kaydıyla da Grammy almıştır kötü tavşan. Latin-Karayip kökler, trap, elektonik ve reggae karışımı popüler bir müzik yapıyor. Reggaeton dememe çabası işte... Nuevayol, Baile Inolvidable, El Club gibi en başta hüpleten parçalar içermekle beraber albüm,  diğer şarkıları bir garip buldum. Farklı parça ve sampleların sentezlenmesiyle odaksızlaştığını görüyorum. Bir bakıma bu yönüyle de yeni nesile çok bi hitap ediyor. Ben ise çoğu parçada sıkıldım. Bir türlü tempoyu tutturamayan kötü bir bandocu gibi. Bir şeyler var ama bir şeyler az bir vakitte duyulur oluyor. Böylesiymiş demek.

6,75-/10

28 Temmuz 2026 Salı

Todd May - Şiddetsiz Direniş

 Postyapısalcı anarşizm kuramcısı Todd May'in savunduğu şiddetsiz mücadelenin tanım ve sorunları, sınırları üzerine yazdığı kitaptır. Öncelikle yapılan bir araştırmaya dayanarak şiddete dayalı mücadelelere nazaran daha başarılı sonuçlar ürettiği savlanır. Şiddetsizlik, şiddeti özellikle de şiddetin belirli türlerini reddeder. İster fiziksel, ister psikolojik, ister yapısal olsun, kişinin haysiyetine leke süren şiddeti reddeder. Bu haysiyet ise hasımlar da dahil olmak üzere başkalarının, ölüm yada aciz bırakma tehdidinden bağımsız bir şekilde anlamlı faaliyetlere girişebileceği, insani bir hayat yaşama yetisinde temellenir. Şiddetsizlik en az iki temel değerin varlığı üzerinden nitelendirilir: eşitlik ve haysiyet. İlk dinamik hasmın yeni bir ahlaki bakış açısına sahip olmasına yol açmaktır. Bunun yanısıra zor kullanma dinamikleri de bulunur. Halk gösterileri, katılımı reddetme, canlı kalkan olma gibi. 

Rage - XIII (1998)

 Grubu bilenler bu albümle ufak çapta bir şok geçirmiş olsa gerek. Senfonik ezgiler hakim duruma gelmiş. Besteler hayli de romantik, baladlar mevcut. O canavar vokal nasıl böyle yumoş yumoş olmuş, hayret doğrusu. Yok eleştirmiyorum, bu zor işin altından da kalkmış. Hayatımda duyduğum en kötü coverlardan Paint It Black'e de evsahipliği yapıyor bu albüm. Bir de bugünün Ghost'unu andıran şbir şarkıya da. Belki ederi bu değil ama bu bu ve bu sebeplerle ve tepkisel eleştirel bir tutumla aşağılara doğru tepikliyorum kaydı.

6,75+/10

27 Temmuz 2026 Pazartesi

Sunay Akın - Hayal Kahramanları

 Tam bir tatil kitabı. Sunay Akın'ın bol göndermeli meddahvari hikayelerine aşina olanlar için sadece ana konunun isminde işaret ettiği üzere hayal kahramanları ve çizgi roman karakterleri olduğunu söylemek kafidir. Yazarın eserlerini pek bilmeyenler  için de 3-4 sayfalık bölümlerde eğlendirici ve aynı zamanda bilgilendirici öyküler anlattığını, bu öyküler içinde birbiriyle alakasız birden fazla tarihi olayın veya karakterin aralarındaki ilişkilerin tata ta diye abartılı bir son ile ifşa edildiğini söylesek bir şeylerin kapısını aralamış oluruz sanırım. Fakat bağlam içinde göndermelerin biraz zorlama kaçtığını ben şahsen düşünüyorum ve ileri seviye okuyucular için de basit kaçtığını. Yine de misal Tenten'in çizerinin mahlas ismini nasıl aldığı ve Nazi suçlamasıyla defalarca soruşturulduğu gibi bir çok bilgiyle donatılmak mümkün. 

Rush - Caress of Steel (1975)

 Bu solistin sesine benzer bir çok vokalden eser dinlesem de Rush'ınkine ısınabildiğimi söyleyemeyeceğim. Bu üçüncü kaydın döneme ait bir nostaljik tad verdiğini de inkar edemeyeceğim. Coğrafyasında anlamı çok daha belirgin olsa gerek. Hard rock tınıları ile progresif besteler, özellikle epik Necromancer ile bluesy Led Zeppelin'e yakınlaşma. Bol sololar ile birlikte bu öğeler öne çıkıyor. Benim için dinlediğime pişman etmeyecek ama özellikle de kendini özletmeyecek bir çalışma olarak somutlaşmakta. Hitap-hatip olayı.

6,50/10