6 Ağustos 2026 Perşembe

Fazıl Hüsnü Dağlarca - Bütün Şiirleri 3 (Bölüm 1)

 Bu son cilt şairin 1998 ile vefatına kadar olan dönemindeki şiirleri kapsıyor. Şairin üretkenliğinde bir azalma olmadığı görülüyor, görme yetisini zaman içinde kaybetmesine rağmen. Bu derleme içindeki ilk kitap O'1923 adını taşımakta. Yabancısı olmadığımız doğal simgeler ve sevgi teması cumhuriyetin 75. yılına gönderme içeren kitabın ana izlekleri olarak karşımıza çıkıyor.


Sallanır bütün ağaçlarda ses 

Boyut olarak ince bir yer kaplayan bu eseri Tapınağa Asılmış Gövdeler takip eder. Suçluluk, suçlu hissettirilmek ve hissetmek, asılmak fiili, Mevlana imgeleri üzerinde şekillenir burada şiirler.


Ürke ürke indi güvercin 
Asılmışın dinelme sevinci taşıyan omuzuna 

Solu oyle sızılıydı ki 
Kondu sağ omuzuna 

Öylesine uzundu değmek üzereydi 
Son soluğu omuzuna 

Dağlar eski asılmışlara benzer sevindi güvercin 
Başları düşmemiş omuzuna 

***
Yaşlı adamlar bilir en cok 
Uyandırdığını anıların gece yanlarında bizi 
***
Peki neden birbirine değdi mi 
Birbirini bağışlar binlerce elimiz 


Gobistan isimli eseri Gobi çöllerindeki ilkel insanın iziyle açılıyor, Puşkin ile somutlanan Rusya'ya, Amazon ormanlarına, Berlin'e götürüyor okuyucusunu. Coğrafya kendisi bir terim olarak misafir  edilmiş. Seviştilerken diğer bir geç dönem eseridir şairin. İsmin işaret ettiği gibi sevgi ve aşktır işlenen. Şair ardı ardına eser vermeye devam eder çok kısa bir süre zarfında. 1999 yılında Kaçaklar isimli eser de bunlardan biridir. Aynı sene sevgiyi büyüten dörtlüklerle örülü Çiçek Seli yayınlanır. Bir bölümünde kilise atmosferinden ilhamla yazılmış dörtlüklere yer verilmiştir. Yokedilen Çokuluslu Olmak, dağıtılmış Yugoslavya'ya yakılan bir ağıt olarak kaleme alınmış. 
Hayli hacimli İmin Yürüyüşü (Biçimlerle Soyunmak) ile şair yüzünü şiirin kendisine döner. İm, imge, imgelem aracılığıyla madde ve varlık ilişkisi irdelenir.

Nar ağacı anlar hemen / Kıpkırmızı kesilir işte / Bu çiçekler / Seni öptüklerimden biri 


Anlattığım bir masal 
Ya boncuk 
Ya uçurtmadır 
Parmaklarımız çocukların ellerinde 
***
Ne güzel
İnsan, doğanın en büyük imgelemi

2000 tarihli Ötekinde Olmak fablları hatırlatan hayvanlarla ilgili şiirleri derlemiştir.

Nova Norda - Üzgünüm (2024, EP)

 Mahlası yeni kuzey manasına gelen sanatçının ismi çok bi karşıma çıkmasına rağmen, hiç dinlememiştim bilinçle, belki orda bur'da çalınmıştır söylediği ezgiler bilemem zira kesin konuşmayı sevmediğim bilinir mi bilmem bir şerh düşerim bu kısa kayda ise şerhlerim az olur ki albümün kısa kalmasıdır sorunu bir de ilk parça biraz durul duruldur (virgül) çok iyi çok tarz bir synth popun türküye şubesiymiş bir de gitar girmiyor mu arada bi sevvdim.

7,50-/10

4 Ağustos 2026 Salı

Accept - Restless and Wild (1982)

 Grubu tanıtmaya ne kadar gerek var bilemedim, aynı benzetmelerle tarifi tekrar etmek mümkün:AC/DC+Judas. Bu albüm dönemin pek çok eseri gibi 3-4 iyi hit, bir iki fena değil ve yine 3-5 filer dediğimiz dandun danadanakan parçadan oluşuyor. O yüzden arka arkaya albüm çıkartabiliyordu bu isimler. Hitler de öyle hit ki metalciler illa ki duymuş dinlemiş bir kısmımız da eskitmiştir. Yine de böyle naftalin kokulu 80'ler havasını ve heyecanını teneffüs edebilmek için güzel bir fırsat. Restless and Wild, Princes of the Dawn, Neon Nights, açık ara yarışı önde bitiren parçalar.

7,75/10

2 Ağustos 2026 Pazar

Sarcófago - I.N.R.I. (1987)

 Yıl 1987! Brezilya'dan thrash metal taban üzerinden yükselip ilk black metal hücum dalgasına olabildiğince agresif bir katılım. Tekrar etmek gerekirse yıl 1987. O zamanlar adlandırmalara kafayı taktıklarını düşünmüyorum. Oldukça amatör ve bu sayede özellikli bu ruhu death/thrash bir vokal çağırıyor. Orijinalliği sorgulamamak lazım, Bathory, Sodom, Kreator da ilk vakitler böyleydi. Ama bunlar Brezilya'dan. Albümde Nightmare, The Last Slaughter gibi bazı parçalar öne çıkıyor. Ama bu kayda parça bazlı yaklaşmak hatalı olacaktır. Kirli, iğrenç, toplumsal değerlere saygısız, tükaka bir deneyime bütüncül bakmak lazım.

7,75/10

31 Temmuz 2026 Cuma

Stanislaw Lem - Gelecekbilim Kongresi

Sinemaya'da uyarlanan ünlü Solaris'i kaleme alan bir yazarın bu tarz bir roman yazabileceğini tahmin edememişim. Bu da bilim kurgu, ama hiciv ve mizah ekseninde ilerliyor. Artık gülemez olduk, tam tersine komik bir şeylere rastladığımda felan, ne gereği var der durumdayım. Bilim kurgu sektöründe de mizaha bulaşanlar arasında öne çıkan isim olarak Douglas Adams var, fantastik kurguda da hiç okumadığım Terry Prachett aklıma geliyor. 

Gelecekte bir Latin ülkesinde Hilton otelinde gelecekbilim kongresi toplanır. İsyanlar neticesinde diktatörlük hem oteli bombalar hem de tüm şehre sakinleştirici bir kimyasal sıkar. Kahramanımız olan bilim adamı da kanalizasyona sığınır ve ardı ardına halüsinasyonlar görerek gerçeklikle bağlantısını kaybeder. Bu kabusların en uzun süren versiyonunda zihni farklı bedenlere kopyalanır ve bunu kaldıramadığı anlaşılınca dondurulur, daha daha gelecekte tekrar hayata döndürüldüğünde terimlerini anlayamayacağı çok farklı bir dünyada gözünü açar. İnsanlar iki kafalı, dört kollu gibi deformasyonlarla buluşarak vücutlarıyla oynamakta ve her türlü kimyasalın esiri olarak ütopik bir dünyada keyifle yaşamaktalar. Bu duruma da kahraman uyum sağlayamaz zira gariplikler kendini ele vermeye başlar. Aslında insanların fazla nüfus ve sefaletle geçen yaşamlarına o kadar kimyasal hava teneffüs ediyorlar ki gözlerine perde inmiş. Kendisini lüks araba süren ve herkesin öyle sandığı bir adam aslında paçavralar içinde eli hayali bir direksiyon üzerinde yollarda koşturuyor, çocuklar gibi korna sesi felan çıkarıyor. En sonunda bilim adamı gözünü tekrar kanalizasyonda açıyor. Hikayesiyle biraz 1984, biraz Matrix ve pek çok Philip K. Dick hatırlanıyor.

30 Temmuz 2026 Perşembe

Tindersticks - Soft Tissue (2024)

 Vokali Stuart amcanın hastasıyız ama bu albümü beğenmedim. Genelde beğenilmiş, ben beğenmedim. Çünkü besteler hitap etmedi bir kere. Her şey güzel aslında, her bir enstrüman, kadın vokal katkısı, ince elektronik dokunuş. Bestelerdeki gruuvi melodileri fazla basit ve popülist buldum. İnceltilmiş, hoşa gitme çabası gibi bir şeyler. Hala karanlık modda kalma çabasıyla birlikte sakil kalmış. Bence, yani.

6,50/10

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Bad Bunny - Debí tirar más fotos (2025)

 Çok çok revaçta Amerika kıtasında. Bu kaydıyla da Grammy almıştır kötü tavşan. Latin-Karayip kökler, trap, elektonik ve reggae karışımı popüler bir müzik yapıyor. Reggaeton dememe çabası işte... Nuevayol, Baile Inolvidable, El Club gibi en başta hüpleten parçalar içermekle beraber albüm,  diğer şarkıları bir garip buldum. Farklı parça ve sampleların sentezlenmesiyle odaksızlaştığını görüyorum. Bir bakıma bu yönüyle de yeni nesile çok bi hitap ediyor. Ben ise çoğu parçada sıkıldım. Bir türlü tempoyu tutturamayan kötü bir bandocu gibi. Bir şeyler var ama bir şeyler az bir vakitte duyulur oluyor. Böylesiymiş demek.

6,75-/10

28 Temmuz 2026 Salı

Todd May - Şiddetsiz Direniş

 Postyapısalcı anarşizm kuramcısı Todd May'in savunduğu şiddetsiz mücadelenin tanım ve sorunları, sınırları üzerine yazdığı kitaptır. Öncelikle yapılan bir araştırmaya dayanarak şiddete dayalı mücadelelere nazaran daha başarılı sonuçlar ürettiği savlanır. Şiddetsizlik, şiddeti özellikle de şiddetin belirli türlerini reddeder. İster fiziksel, ister psikolojik, ister yapısal olsun, kişinin haysiyetine leke süren şiddeti reddeder. Bu haysiyet ise hasımlar da dahil olmak üzere başkalarının, ölüm yada aciz bırakma tehdidinden bağımsız bir şekilde anlamlı faaliyetlere girişebileceği, insani bir hayat yaşama yetisinde temellenir. Şiddetsizlik en az iki temel değerin varlığı üzerinden nitelendirilir: eşitlik ve haysiyet. İlk dinamik hasmın yeni bir ahlaki bakış açısına sahip olmasına yol açmaktır. Bunun yanısıra zor kullanma dinamikleri de bulunur. Halk gösterileri, katılımı reddetme, canlı kalkan olma gibi. 

Rage - XIII (1998)

 Grubu bilenler bu albümle ufak çapta bir şok geçirmiş olsa gerek. Senfonik ezgiler hakim duruma gelmiş. Besteler hayli de romantik, baladlar mevcut. O canavar vokal nasıl böyle yumoş yumoş olmuş, hayret doğrusu. Yok eleştirmiyorum, bu zor işin altından da kalkmış. Hayatımda duyduğum en kötü coverlardan Paint It Black'e de evsahipliği yapıyor bu albüm. Bir de bugünün Ghost'unu andıran şbir şarkıya da. Belki ederi bu değil ama bu bu ve bu sebeplerle ve tepkisel eleştirel bir tutumla aşağılara doğru tepikliyorum kaydı.

6,75+/10

27 Temmuz 2026 Pazartesi

Sunay Akın - Hayal Kahramanları

 Tam bir tatil kitabı. Sunay Akın'ın bol göndermeli meddahvari hikayelerine aşina olanlar için sadece ana konunun isminde işaret ettiği üzere hayal kahramanları ve çizgi roman karakterleri olduğunu söylemek kafidir. Yazarın eserlerini pek bilmeyenler  için de 3-4 sayfalık bölümlerde eğlendirici ve aynı zamanda bilgilendirici öyküler anlattığını, bu öyküler içinde birbiriyle alakasız birden fazla tarihi olayın veya karakterin aralarındaki ilişkilerin tata ta diye abartılı bir son ile ifşa edildiğini söylesek bir şeylerin kapısını aralamış oluruz sanırım. Fakat bağlam içinde göndermelerin biraz zorlama kaçtığını ben şahsen düşünüyorum ve ileri seviye okuyucular için de basit kaçtığını. Yine de misal Tenten'in çizerinin mahlas ismini nasıl aldığı ve Nazi suçlamasıyla defalarca soruşturulduğu gibi bir çok bilgiyle donatılmak mümkün. 

Rush - Caress of Steel (1975)

 Bu solistin sesine benzer bir çok vokalden eser dinlesem de Rush'ınkine ısınabildiğimi söyleyemeyeceğim. Bu üçüncü kaydın döneme ait bir nostaljik tad verdiğini de inkar edemeyeceğim. Coğrafyasında anlamı çok daha belirgin olsa gerek. Hard rock tınıları ile progresif besteler, özellikle epik Necromancer ile bluesy Led Zeppelin'e yakınlaşma. Bol sololar ile birlikte bu öğeler öne çıkıyor. Benim için dinlediğime pişman etmeyecek ama özellikle de kendini özletmeyecek bir çalışma olarak somutlaşmakta. Hitap-hatip olayı.

6,50/10

Kamasi Washington - The Epic (2015)

 İsmi üzerinde destansı işbu yapıtla üst kademeye adım atan caz bestecisi ve saksafon çalgıcısı Kamasi arkadaş, çok iddalı bir işe öncülük etmiş. İmza atmış demiyorum çünkü kendi kabiliyetini sergilemek isteyen hırslı bir müzisyen kadrosu ile birlikte çalışmış. Besteler kendi olduğu için bu ayrıntılı düzenlemeler albüm kapağına kendi adını yazması için yeterli bir sebep yine de. Yaklaşık üç saatlik bu kayıt caz türünün alt akımlarında geniş ve yaygın bir çeşitlilik de gösteriyor. Yalnız modern dinleyicinin beğenilerine hitap eder şekilde gruuvi melodiler, sığ yaklaşımlar, ritimlerle hem kolay dinlenirlik hem de kolay anlaşırlık sergiliyor. Lakin besteler benzer bir formül takip ederek (genellersek) üstüste inşa yoluyla cırtlak ve avangard bir saksafon solosuna bağlanmakta. Markette istediğini aldıramayan şımarık velet çığlıkları gibi. İşte bu biraz zorluyor, albümü her daim dinlenir yapmıyor. Demem  o ki caz müziğinde ipeksi dokunuşlar arayan dinlenmeci tayfa uzak dursa iyi olur. Yine de albüme hakim hava öyle olmasa da öylesi de var. İlk dediğim yere bağlanıyoruz: çeşitlilik. Korolarla spiritüelliğin, sololarla post-bopun, vokalle standartların, keyboard ile funkın geniş yelpazesi içinde hareket ediliyor. Politik ve tarihsel ve güncel kültür göndermeleri parça isimlerinde ve samplelarda içerilmiş.

8,0/10


26 Temmuz 2026 Pazar

Skunk Anansie - Paranoid & Sunburnt (1995)

Şu 2 haftalık şehir dışı tatilinde pek bi çok konser kaçırdım, en başta da Savatage'a üzüldüm. Allah nasip ederse, işleri yerine koyabilirsem, ihmal edilen ve değeri bilinmeyen bu grubun konserine katılmayı düşünüyorum. Bir zamanlar keskin versiyonlarının bile radyolarda sürekli çalınma imkanı bulan rock müziğinin hal ve duruş ve hatta sound itibariyle punk'a (eh biraz da funk) yakınsanan üyesi ile o kadim zamanlarda tanışmıştım. İçinde çok sayıda hit barındıran ikinci albümleri Stoosh'un orijinal kasedi bile vardı elimde. Bu selamünaleyküm albümü de başta Weak olmak üzere Selling Jesus ve Charity gibi güçlü melodiler barındırıyor. Sözler ise eleştirel ve tam da yakıştığı, olması gerektiği gibi. Enerjisi ise süper. Rage Against'i andırmıyor mu birazından? Parçaların bir kısmı ise bu büyük parçaların gölgesinde kaldığı bir gerçek. Gidebilirsem eğer eğleneceğimi düşünüyorum.

8,0-/10

11 Temmuz 2026 Cumartesi

Onat Kutlar - İshak

 Gökyüzünde bulut gibi bir şarkı dolaşıyordu

Tek bir kitap ile 1950'li yıllarda Türk öykücülüğüne damga vuran ve trajik bir şekilde terör saldırısıyla hayatını kaybetmiş, sinema ile daha çok hemhal bir yazardır Onat Kutlar. Dili şiirsel betimlemelerle yüklüdür, kurguda gerçekçiliğin sınırları zorlanıyor, dokundukça dağılıp yeniden belirlenen kediler, sağır bir hava, ölümün için oyduğu Yusuf'un okudukça kendi içine katlanması sayfalarda yerini buluyor. Tuhaf ve absürt olaylar ile hikayeler örülüyor. En çok da çocuklar bakıyor kendi duygusuzluklarıyla olup bitene.


Enslaved - Below the Lights (2003)

 Grubun en sevilen çalışmalarından biri ve hiç de haksız bir yakıştırma değil. Farklı katmanlarla tutarlı bir bütünü inşa edebilmelerinin güzel bir örneği. Bir kere açılışı bile bir heybet, bir güç yayıyor. En azından ben bir ürperiyorum, kendimi küçülmüş hissediyorum. Pastanın keki biraz postlaşmış black metal, üzerine saykedelik 70'ler çeşnisi, bir arada tutan harç olarak progresif metal ve ununda viking metal. Grup başlı başına bir isim de  Opeth, Borknagar gibi diğer gruplar da geliyor aklıma dinlerken. İşin enteresan yanı çok da kolay ısındım ve alıştım albüme, bir dinleme yetti. Üstelik nadiren olan bir şey oldu: heyecanlandım. Sanırım benim için de grubun en iyisi...

8,50-/10

10 Temmuz 2026 Cuma

Çilekeş - Katil Dans (2008)

 Nu-metal etkili alternatif rock grubumuz bu ikinci albümde çıkıştaki gibi sarsıcı bir etkide bulunamasa da şimdi geriye baktığımızda çok ilginç bir albüme imza attıkları görülebiliyor. Evet, tek cepheli düz atak gaz tavır biraz eksik kalmış. Lakin parçalar için hani neredeyse progresif desek yeridir, düzenlemeler özellikle. Bu da dönemine göre kaydı özel kılıyor. Değeri belki de üzerinden vakit geçince daha anlaşılır hale gelmiş. Bir noktaya kadar tabi, bir başyapıttan bahsetmiyoruz. Güzel tarafları Katil Dans'ın nakaratı, Hit Dalaşı'nın hiddeti, Sinir'deki vokal harmoni, Bir Ses Yap'ın çığlığı ve tabi ki son parçanın Şebnem Ferah'ı. Zamanında yüzüne bakmadığım bir kayıt olduğunu da itiraf ediyorum. Grubun reyunion konserindeki berbat yönetişimine de pes, bir şey söylemek istemiyorum.

7,0/10

9 Temmuz 2026 Perşembe

Fela Kuti and Afrika 70 - Zombie (1977)

 Nijerya'nın afro funk kralı Fela Kuti ve orkestrasının bu albümü görece geç bir vakte ait. Yine süresi çok kısa ve ilginçtir, albüme ismini veren şarkı dışındaki diğer iki parça farklı sürümlerde değişiyor. Benim dinlediğimde Mister Follow Follow numara 2 ve numara 3 de Mistake'in canlı kaydı ki öyle bir şarkı ki sahneyi çalıyor desek doğrudur. Çok arada kaldığım bir albüm oldu bu, bazı kusurlar yüzünden. Misal 2 numaralı parçanın girişi bayağı bir süre sönük kalıyor. Zombie de inişli çıkışlı ama genelde iyi. Güzel bir özelliği de albümün, dinledikçe sıkmaması, düşündürücü ve eğlendirici bir cereyanı dinleyene geçiriyor.

7,75+/10

Stefan Zweig - Merhamet

 Sabırsız Yürek adıyla da bilinen tek Zweig romanıdır. Okuduğum çeviri yetmişli yıllardan kalma, elimde kapağı dağılan sayfaları, sapsarı Altın Kalem yayınlarına ait. Yanisi bayıldım baskısına. Tercüme de hiç fena değil. Can yayınları baskısı ise başlangıcında ek bir bölüm içeriyor. Sebebini hiç anlamadım. İçinden en az iki-üç yerli dizi çıkaracak drama sunuyor roman. Misal bir Osmanlı subayı bir kızın peşine paşa konağına misafir olur. Paşa'nın yeğenine kur yaparken, paşanın felçli kızı ona aşık olur. Çocuk aşkı mı tercih eder, parayı mı? Belki de çekilmiştir, o bir kadar uzağım ki tv'den. Diğeri de işi gücü dalavere olan bir ak-yatırımcı, dolandırıp üzerine ucuza geçirmeye çalıştığı tarihi bir evin saf ve temiz ev sahibesinden etkilenir ve kötü yanını kadıncağızdan gizlemeye çalışarak düzgün biri olmaya çalışır. Evlilik yoluna adım atarlar. Lakin geçmişi peşini bırakmaz. Gibi, gibi... 

Bu eser de Avusturyalı genç bir subayın aynı anlattığım gibi bir zengin fabrikatörün evinde sürekli misafir olmasını konu alıyor. Çocuk alıktır ve felçli kızın kendine aşkının çok geç farkına varır. Kızın yaşama sebebi olmuştur. Halbuki o kıza merhametle arkadaşlık etmektedir. Babası, doktoru onu manipüle eder durur. Askerlik şerefi, arkadaşları ise tersten etki eden diğer unsurlar. Adamcağızın psikolojisi darman da duman. Nasıl sonuçlanacağını ancak okuyarak öğreneceksiniz.

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: İzmir

 İzmir'in kurtuluşu ve o meşum yangın sonrası canlarını Rumlarla birlikte kurtarmaya çalışan ama genelde unutulan bir Ermeni azınlık da bulunuyormuş. Tarihi Kentler ve Ermeniler serisindeki bu cilde konu şehir tarihsel olarak bir Ermeni kenti de sayılmaz. Özellikle ticari bir kavşakta bulunup batıyla bağlantısı sebebiyle zenginleşen ve batı kültürünü özümsemeye başlamış bir tüccar sınıfının da parçası olmuşlar. Kitap içindeki makaleler de kronoloji ve demografiye konu alanlara ek olarak dilsel, kültürel ve iktisadi bir bir yapıya kadar çeşitlilik gösteriyor. Farklı olarak ise Hemingway ile Henry Miller'in İzmir izlenimlerinin karşılaştırıldığı makale örnek verilebilir. İzmir'den Arjantin'e yaşadıkları travmaların üzerine kimliklerini koruyup yeniden hayat kurabilen bir ısrar ve bir direniş hattı da diğer gözlenebilen bir olgu.

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Siege of Avalon: Anthology - BioShock 2 - The Crow's Eye - Berserk Boy

 İzometrik yani mini mini adamlı rol yapma bilgisayar oyunları konusunda bilgim var zannederken hem de Baldur's Gate'den de sonraları 2000 tarihinde Avalon Kuşatması namlı bu oyunu çıkardıklarını yepisyeni öğreniyorum. Baştan söyleyeyim hardkor yani sadık yani tutkulu RPG oyuncuları keyif alacaktır. Bulamaç gibi ekran rengine, savaş esnasında ve parti grubunun kontrol zorluğuna rağmen. Çünkü ruhu var. Oynanış da o günlerde olduğu gibi bugüne göre oldukça basit ve hatta ilkel. Ruhu var dedik, goblin gibi bir ırkın kuşattığı devasa bir kalede görevden göreve koşuyor, ihanet şebekelerini ortaya çıkarıyoruz. Daha ne olsun? Ne olmaması gerektiğini söyleyeyim. Oyunu başlatırken tüm bilgisayarı donduracak hata. % 50 oranında bu hata bir süre sonra beni bezdirdi. Görevlerin de yarısını yerine getirmişken bırakmak zorunda kaldım.

BioShock'un ikinci oyunu ilkine göre oynanış konusunda  ortaya güzel farklar koymuş. Hikaye, düş gücü ve atmosfer ilk oyunda yoğundu ama aksiyon tarafı zayıftı. Devamında ise büyük zırhı içinde bigdaddy ucubesi olup bizden alınan bir kızı bulmaya ve zengin sınıfın ağzına etmeye gayretindeyiz. Kısacası metne çok dikkat etmedim, aksiyon hemi de mızraklar da gelmiş, tarafı daha cezbetti. FPS dediğin de biraz böyle olmalı. Diğer yandan tüm serinin görselini karikatürize buluyorum. Hep bir gayriciddi gerçeklik karşıtı deneyimi üzerimden atamıyorum. Biraz da plasmide yüklenince oyun hayli kolaylaşıyor, pataküte ilerliyorsunuz vallahi. Eh, 20 saatte max bitirivermişsiniz.


The Crow's Eye ufak, bağımsız ve üç boyutlu bir bulmaca oyunu. En sevmediğim loş bir terkedilmiş akıl hastanesinde kaybolan insanların peşindeyiz ama biz de takılı kalmamış mıyız neyiz. Dolayısıyla biraz korku gerilim de var. Mistik bir şeyler de köşe başında da sabretmeniz lazım. Elimizde çakmağımız odadan odaya geçme yolları buluyoruz. Çok da zor değil bulmacalar ama usandırıcı. Çok da korkucu değilimdir, filmleri de pek sevmem zati. Sınırlı eşya ile iletişim, biraz amatörlük felan. Çok sevenlere gelsin. 


Berserk Boy güzel ve konulu bir bilimkurgu platform oyununa benziyor. 5 dakikadan fazla oynayamadım, bilgisayarın kontrollerini bozduğundan. Vardır bir çözümü de, çözmekle uğraşmak bile çok yorucu artıkın. Platform oyunlarında becerim çok düşük olsa da içimden bir ses bunu bir saat felan (anca) oynayacaksın demişti halbuki. Hani o bile olmadı, üzüntülere gark oldum.

5 Temmuz 2026 Pazar

Satyricon - Now, Diabolical (2006)

 Volcano ile yaşadıkları değişimi o albümü daha önce dinlediğim için biliyorum. Hatta tekrar bir kulak vereceğim bu kayıt sonrası. Harmonik, heavy metal ve rock ritimleri, slogan atan bir vokal, buna rağmen hijyenik bir prodüksiyon. İlk dinlendiğimde garipsemiştim ki öncesinde bile Satyricon benim için özel bir grup değildi. Bu albümden de bir kaç parça dinleyim grubun defterini kapamıştım. Albüme adını veren parça, K.I.N.G., Delirium gibi gaz veren güzel dakikalar gönlümüzü hoş ediyor. Ama aynı formüller ve sığ düzlem neticesinde gidecek yerimiz oldukça kısıtlı.

6,75+/10

3 Temmuz 2026 Cuma

R.A.P. Ferreira - Purple Moonlight Pages (2020)

 Çok temiz bir İngilizce ile okumuyor mu? Öyle olsa da değişik farklı samplelar ve etkilenimler ile dolu bu sofistike rap örneğinde söylem tekniği biraz konuşmaya fazla yakın. Şiir okumasına denk geldiği bile söylenebilir bazı anlarda. Ben daha hareketli ve eğlenceli şeyler seviyorum hiphop faaliyetinde. Bu kadar progresif imzaya bu tür içinde pek de alışıklısı değilim. Çok dinledim, hoşlanacak kısa anlar buldum, ve bazı göndermeleri sanırım anladım. Ama bana, hayatıma düşen gölgesi kısa oldu.

6,25+/10

1 Temmuz 2026 Çarşamba

The Pineapple Thief - 10 Stories Down (2005)

 Kendi seslerini bulduklarını söylediğim bir önceki albümdeki çizgiyi devam ettiriyorlar. Naif, yumuşak, hoş bir terennüm. Bazen Muse gibi çılgınlıklara bulaşmıyor da değiller hani. Heybemdeki bol bonuslu versiyonu dinlemek ise biraz yordu. Zira bestecilik birbirine benziyor. İsimleri farklı, dalga boyları aynı parçaları ardı ardına duymak usandırıveriyor gari. Aslında hacmi 2,5 katına çıkaran bu ekstra parçaları çok idrak edemedim. 8 Days isimli EP'yi eklemişler gibi sanki. Grup enstrümantal kısımlara bolca yererek nefes alan bir kayda imza atıyordu. Burada şarkı söyleme oranı fazlalaşmış. Sound olarak da ara ara nostaljik bir lezzet duyuluyor doksanlar ve 2000ler başına özgü. Hatta şarkılardan bir kaçının bu minvalde gayet sağlam olduğu bilem söylenebilir. Eskimemiş bu havayı bir kez daha teneffüs etmek imkanı bulmak mümkün. 

6,75/10

29 Haziran 2026 Pazartesi

Jose Saramago - İsa'ya Göre İncil

 Jose Saramago'yu ülkesinden sürgün eden yapıtıdır. Sonu belki aceleye getirilmese en iyi romanı da olabilirdi. Hazreti İsa'nın insan olarak ölümüne kadar olan hayatını mucizeleri ile birlikte kendince yorumlamış, yazar. Ne yaparsa yapsın, ne kadar direnirse dirensin Tanrı'nın ve ekürisi Şeytan'ın da dahili olduğu planlarında piyon olmanın ötesine geçemiyor, peygamber. Eleştirel ve sarkastik tutum tabi yobazların dikkatini hemen çekiyor. Dokuz yaşında kız çocuklarını satarlar, sesleri çıkmaz. Yurtlarda erkek çocuklarına tecavüz ederler, sus pus olurlar. Kasabalarda kız çocuklarına onlarca kişi iğfal eder, saklamaya çalışırlar. Ama kitap görünce kırmızı görmüş ineğe dönerler. Portekiz'in yobazlarından bahsediyorum canım... Noktalama işaretlerinden imtina ettiği zor tarzına rağmen hem sürükleyici hem de duyguları harekete geçiren böyle insani bir öykü ancak Saramago gibi ustaların kaleminden çıkar.

28 Haziran 2026 Pazar

Parks and Recreation (Sezon 1) - The Expanse (Sezon 6) - Cunk On Earth - Love, Death+Robots (4. sezon) - The End of the F***ing World (Sezon 1-2) - Stranger Things (5. sezon)

 2009'da ilk çekilen bu işyeri komedi dizisi biraz Office ekolünü devam ettiriyor. Utandırıcı, garip ve itici durumlar karşısında karakterlerin iletişimsellik çabası, kameraya bakıp belgeselimsi demeçler felan. Tarz olarak bana yakın değil amma Office'den bir kademe daha alışabilirsiniz. O diziyi sevenler ise bir kademe daha az sevecektir. Bu sarışın kadın karakter bir kasaba belediyesinde parklar ve bahçeler müdürlüğünde çalışıyor, işini gereğinden ciddiye alıyor, yine küçük ölçekli de olsa ondan çok önde olan yerel politikacı annesinin gölgesinde kalmış. Bir inşaat alanını parka dönüştürme projesini üstlendiğinde hem mahalle halkı ile hem iş arkadaşları ile ki içlerinden birine yanıktır bayağı biraz da, aksiyonlar. Herşeyin olumlu tarafını görerek kendi kendini motive etme yöntemi ayrı usandırıcı. Ben devam etmeme hakkımı kullanmak istiyorum müsadenizle.

İttire kattıra biraz da hayran kitlesinin zorlaması ile 2021/2022 tarihleri arasında 6. sezona ulaşan bu hardkor bilim kurgu dizisi, hikayeyi tamamlayamamayı başarıyor. Büyük bir gayretle uzata uzata sonunda bu son sezonu ile izleyeni mağdur ediyor. İşin kötü yanı bu sezonda işler civcivleniyor, bir heyecanlanmalar kıpırdanmalar başlıyor. Kuşaklı, dünyalı, marslı ihtilafının ötesinde (ki göktaşı saldırısı karşısında çaresizlik iyiydi beya) bilinmeyen bir uzaylı tehdidi bir yana yabancı bir gezegende başka kumpasların izini izleme imkanı buluyoruz. Buluyoruz da ne oluyor, koca bir hiç.

Cunk on Earth sadece 5 bölüm süren ve ayrıca filmi de olan sanırım bir BBC komedisi. Dizi bir tık daha iyi. Yine alaycı bir belgesel tadında dünyanın tarihi işleniyor. Konunun gerçek uzmanları, bilim insanları, tarihçiler, tıpçılar konuk olarak alınıp akla gelmeyecek en saçma sapan, alık, aptalca sorulara maruz bırakılıyor. Aptala yatan bir tavırla keskin gözlemlerle sunum yapıyor ablamız. Garipliklerle dolu bir komedi daha. Yeni nesil hayatın bu absürtlüğünü seviyor demek ki.

Netflix'in özel bilim kurgu animasyon serisi Aşk, Ölüm ve Robotlar dördüncü sezona ulaşmış. Ancak artık eskisi gibi çılgın değil. Hatta tabiri caizse tekrar girdikleri de düşünülebilir. Sansasyonel bir şekilde biraz beyin kurcalatan bir tarafı vardı dizinin. Şimdi bu gücünü kaybetmeye başlamış görünüyor. Kim bilir, belki de devam etmez, bilemedim şimdi. Tabi böyle dedik diye 

ilginçlikler yok diyemeyiz. Dev bebe titanların olduğu bölüm şaşırtıcıydı. Tiranozorlu ölüm yarışı da oldukça heyecanlı. Çirkin RHCP klibi ise bir o kadar anlaşılmaz. Çekim ve animasyon tekniği deneyselliği öne çıkıyordu sanki.

Daha çok ergenlere yönelik Şu Lanet Dünyanın Sonu dizisi azçokbiçok ses getirmişti diye hatırlıyorum. Gerçekten de izlenilir, bir yandan psikolojik bir tarafı var, bir yandan da kara mizah. Bu çok yönlülüğü, sözde aksiyonda tasarruflu hareketi ile gayet modern bir çizgide, yeni nesile olduğu kadar bizim gibi insanlara da hitap etme başarısını gösteriyor.
Peki ne sığdırmış bu iki sezona? Bir liseli ergen çocuk var, annesi çocukken gözleri önünde canına kıymış. Babası bir garip. Bu da kendini psikopat sosyopat sanıyor, acıyı hissetmek için bir dönem elini bile haşlamış, hayvancıkları öldürüyor felan. Kafasına birini öldürmeyi koymuş, hissiyatı merak ediyor, çünkü hissiyatını kaybetmiş. Dünya yabancısı yani. Kızı da babası terk etmiş, anası başkasıyla evlenmiş, bebe bir üvey kardeşi olmuş ve ailenin tüm şefkati bebeğe. Burada ihmali görmüşken üvey babasından da ufak ufak tacizler başlamış, anası görmezden geliyor. Öfkeli bir mizaca sahip. Okulda gördüğü bu tuhaf çocuğu ikna edip evden kaçıyorlar. Çocuk da bari ben bu kızı öldüreyim diyor. Fİlan filan birbirlerine ısınmaya başlarken boş sanarak sığındıkları bir evde, kızı evsahibi sapık profesörün tecavüzünden kurtaracığım derkene bol kanlı bir şekilde oğlanın katil oluşunu izliyoruz. Polisten kaçıyorlar bir müddet, kızın sorumsuz üvey babasına sığınıyorlar. İlk sezon çocuğun vurulmasıyla bitiyor. Sonrasında aylar geçmiş, oğlan hastanede tekrar yürümeye başlamış. Kızın anasının zorlamasıyla kızı reddetmiş. Değişik İngiliz kanunlarına göre de serbest kalmış. Tok, babası kalp krizi geçince arabada yaşamaya başlar. Bir tehdit mermisi alınca da kızı koruma gayesiyle takibe başlar ki ne görsün kız başka bir oğlanla yakınlaşmış, evleniyor bile. Tehdit eden ve aslında bu ikiliyi öldürmeyi kafaya koyan siyah kadın ise sapık profesörün bir aşığı. İntikam peşindeyken bunların aracına otostop çekerek bir müddet niyetini belli etmiyor. Yani herkes kendi bunalımını yaşıyor. Neyse öyle böyle mutlumsu sona doğru bir gidişat.

Stranger Things'i de bitirme gayesiyle bitirdim. Her şey sonuçlansın, sonu bağlanmadık bir şey kalmasın. Baştan beri diziyi saçma bulduğum gizli değil. Askerlerle çatışıyorsun, Rambo gibi onlarcasını öldürüyorsun ama bizim ekiptekilere bir şey olmuyor felan. Fantastik bir dizi de fantastik kurguya bu dizi ile adımımızı atmadık. Kendi içinde mantık diye bir kural seti de icat edilmiş. Burada o yok işte. Woke itiraflar, gözleri belerte belerte uzun diyaloglar, iç dökmeler vs. Nostalji yanı eski kuşağa, bu bahsettiğim formüller Abd'nin yeni kuşağına hitap ediyor. Dizinin başarısı da bu. Rezalet değil tabi ki, kendini izlettiriyor, aksiyon tarafı kuvvetli. Bitti, sonunda bitti. Darısı Witcher'ın başına.





Sólstafir - Hin helga kvöl (2024)

 2 sene geriden geliyorum. Sevdiğim grupların albümleri bile bir kenarda bekliyor zira dinlediğim kayıtların hakkını vermeden bırakmıyorum. Solstafir melankolik bir damarı olan, kendine has sesi inşa edebilmiş güzel gruplardan biri. Bu son albümü kötü tepkilerle  demeyeyim de aynı helecanla karşılanmadı. Bence biraz da haksız değerlendirmelere konu olmuş. Bir iki haklı oldukları eleştiri var bittabi. Albüm sıkıcı değil ama bazı parçaların uzadığı, tekrara düştüğü, bir türlü atılım yapamadığı aşikar. İşin ironik tarafı uzun parçalar ve yavaş yavaş kendini inşa edip patlayan bestelerde başarılı grup bu kayıtta kısa şarkılar yapmayı amaç edinmiş. Demek ki %100 başardıkları söylenemez. Grubun geçmişini biliyoruz, dinleyeni sarsıp titretme kudretine sahipler. Diğeri de şu: Progresif metal yapan gruplarda popülist-soft-elektronik ve pop ritimleri kullanımındaki artan eğilim. Özellikle bateri dans ritimlerine yaklaşıyor bazen. Bu albümün ilginçliği ise sound olarak her bir tür örneği içermesi, dağılmış mı dağılmamış mı, bence ayarı tutturabilmişler. 2. şarkı misal tam tersine inanılmaz güzel bir agresiflik sunuyor. Hin helga kvol diyorum yani. Devamında ise poptiri poptiri ritimler yine de hoş bir parça inşa ediyor. Post rock çalışması Salumessa süresi uzun kaçmış. Son şarkı ise tam bir süpriz: dark jazz örneği olarak kaydın en iyisi olabilir de olmayabilir de. Bu vesileyle Böhren ve Kilimanjaro gibi karanlık caz gruplarını özlediğimin farkına vardım. Neredelerdir acaba arşivleri, kurcalamak lazım. Bu çeşitlilik niye olabilir, bir düşünürsek belki de bir konsept kayıt bu. Sözleri artık çok kurcalamadığım için bilmiyorum, tahmin sadece.

8,0-/10

26 Haziran 2026 Cuma

The Gathering - Home (2006)

 Bu haftaki konser zincirine gidecek enerjiyi de, sağlık açısından sağlamlığa da sahip değildim. The Gathering konseri de bu hafta taze taze kaçanlardan, hemi de orijinal kadrosu ile birlikte. Belki eş grup zorlasaydı her şey farklım olabilirdi. Bu albüm Anneke'li son kayıt. Başkaları tersini söylüyor ama bence Souvenirs'den daha ilgi çekici. Özellikle ilk yarısı gayet etkileyici. Atmosferik tarafı daha baskın diyebiliriz. Yazın zor tabi böyle melankolik şeyler dinlemek. Sonbahar dinlemelerine saklamanızda fayda var.

7,50+/10

25 Haziran 2026 Perşembe

Richard Wagner - Die Walküre (1966, Solti) (2001, Levine)

 4 saatlik bir yolculuğa hazır mıyız? Nibelung destanının ikinci sıradaki Valkürler'ü Wagner besteleyerek ses kazandırıyor. Valkürler, Odin'in hizmetinde ruhani savaşçı bakireler oluyor. 50-60'lı yıllarda Solti'nin bu destan serisini kayıt ettiği albümler pek ünlüdür. Video kaydı olarak ise James Levine şefliğinde New York'daki ünlü Metropolitan Opera'sında kaydedilen görece daha yeni versiyonu seçtim. Kayıtlar yine oldukça güçlü bir intro ile açılıyor. Ardından bestecinin o yoğun ve dramatik anlatımcı tarzına geçiyoruz. İlk sahne'de bu anlatımcılık yoğun ve biraz da bu yüzden sıkıcı. Savaşçı Siegmund aç ve susuz ve yaralı bir eve sığınır. Evin hanımı Sieglinde ile bir hoşlaşmalar başlar. Evin adamı Hunding gelir, kimsin kimlerdensin diye sorar. Meğerse kendi kabilesinin saldırılarından kaçan düşmanıymış, der bu akşamlık misafirimsin, yarın silahını vereceğim, kapışacağız. Hunding lanet biri, haydut belli, karısı onu uyutup Siegmund'a der ki, tek gözlü bir ihtiyar, Odin mi Wotan mı babası mı neyse, geldi şu kılıncı şu ağaca tıktı, kim onu çeker kurtarır hem kılıncın hem de benim gönlümün efendisi. Bunlar konuşur hasbıhal ederken uzun zamandır ayrık düşen ikiz kardeş olduklarını anlarlar.
Her iki kaydı sopranosu, baritonu karakter karakter karşılaştırmanın manası yok. Ama ilk sahnede Solti'nin Sigmund'unum çok daha rahat bir biçimde söyleyebildiğini duyabiliyoruz. Levine'in Sieglinde'si ki görsel olarak da tanık olabildiğimiz gibi histerik bir tarz izliyor. Ve işe de yarıyor. Solti'nin kaydında enstrümanlar daha önemli belli ki, belli bir keskinlikte çalınarak destanın şiddet-savaşgan yönü vurgulanmış.
İkinci sahne de etkileyici bir şekilde, Star Wars benzeri bir heyecanla açılmakta. Tanrılar katındayız. Wotan'ı karısı Freya haşlamaktadır. Gittin ölümlülerle beni aldattın, ikiz çocukların oldu, bir de bunlar ensest ilişkiye girdiler, tüh Allah belanı versin diye. Diyalogları gerçekten uzun sürüyor. Ortasındaki keman harmonisi Levine versiyonunda oryantalist kulakları şenlendirmekte başarılı. O kadar dırdıra teslim oluyor Wotan, ağlaya sızlaya kızı baş valkür Brünnhilde'ye oğlu Sigmund'un canını alma emrini veriyor. Brün kızcağız, acıyor bu suçlu çifte, kıyamıyor canlarına. Zaten kız Siegliende suçluluk ve vicdan muhasebesinde derbeder olmuş. Kaçak çifte boynuzlanan koca Hunding yetişir ve Wotan'ın verdiği güçle Sigmund'u öldürüverir. Wotan oğluna veda ederek, kız Brunn benim emrimi çiğnedin, peşine düşmek boynumun borcu olsun der ve sahne sona erer. Ağdalı, temposu genel olarak çok yavaş, dramatik diyaloglarla yüklü sürünen, süründüren bir sahnedir.
3. sahne valkürlerin tantanası yani o ünlü marş ile açılıyor. Valkürler dağda toplanmış, babasının hıncından kaçan kızkardeşleri Brün ve terkine attığı Sieglinde'nin gelişini gözlüyorlar. Sinire dokunan holölö savaş çığlıkları da eksik değil. İrezil Sieg (neden? Çünkü kardeşinden olma bir bebeği vardır karnında) kaçar ama Brün ona yetişen babasının cezalandırmasını kabul eder. Babası onu bir kahramanı bulana dek derin uykuyla cezalandırır. Saatlerce ah kızım, vah kızım, sen beni zorladın diye acıklı ağıtlar yakar. Koruma amaçlı da ateşten bir duvar örer kızın etrafına. Sonuç olarak drama ve duygusallıktan ziyade destansı atmosferi önceleyen Solti kaydı bir tık önde. Ama dinlediğim üç Wagner bestesine göre en ağır, en temposu düşük, en zorlayıcı beste de budur. Seveni çok sever, sevmeyeni de eh işte...

6,25+/10 / 6,25/10








20 Haziran 2026 Cumartesi

Destruction - Mad Butcher (1987, EP)

 Oldukça dengeli amma ufak tefek bir mini albüm bu. Kayda ismini veren şarkı oldukça beğeniliyor anladığım kadarıyla. Oturmuş enerjik bir sounda sahip şarkı bitime yakın da ilginç bir geri dönüş yapıyor. Diğer bir parça ise bir cover, gotik ve teyatral kökü seçilebiliyor. Solo yakışmış diyebiliriz. Akustik gitar ile başlamasına rağmen takip eden parça klasik thrash çizgisine çığlık vokallerle birlikte kısa sürede varıyor. Yine uzun sololar karşılıyor dinleyeni. Özlemişiz yani böyle şeyleri. Ve son şarkı ise gitar performansa dayalı bir enstrümantal parça, bence gayet hoş, arkadan askeri bir ritim de verilmiş. Albümün kendisi gibi kısa ve bir yere bağlanmıyor. 

6,50/10

19 Haziran 2026 Cuma

Can Gox - DEM (2024)

 Geçenlerde Tırt FM'de en iyi 40 gibi bir listeye denk geldik, yarım kulak dinliyoruz. Yarısında off deyüp kapattık zira şarkılar hep eskilerin iğfal edilmiş versiyonlarıydı. Can Gox'unkiler daha güzel, yanlış anlaşılmasın da bu birinci eleştirim. Bir albüm tümüyle coverlardan mı olması lazım, ikna olamadım. İkinci eleştiri ise tabi biliyoruz, Can Gox'un sesi fazlasıyla Cem Karaca, ki albümde de Islak Islak yorumu eksik kalmamış, ki böyle burnu tıkalı gibi genizden söylemesi de kaşındırıyor beni. Herkese hitap etmeyeceği malumdur yani. Performans özellikle enstrümanlar da bana İstiklal'deki eski bar programlarını hatırlattı bazı anlarda. Buradaki iddia Ahmet Kaya'dan Teoman'a, Manço, Livaneli'ye ve hatta Tan Taşçı'ya farklılık gösteren sanatçılarla bütünleşmiş parçaların nasıl Can Gox potasında eritilebileceğini göstermek olsa gerek. Böyle anladım.

5,50/10

18 Haziran 2026 Perşembe

Yann Tiersen - Les retrouvailles (2005) + Model/Actriz 2026 İstanbul Konseri

Yann Tiersen'in yine içi dolu, sağlam bir kaydıdır. Tarz aynı, hani devamlı tekrar etmeyelim bahiste. Popülaritesi yüksek parçalar da var. Hatta rakamsal olarak biraz yüksek. Farklılıklara eğilirsek, A Secret Place diyeceğim, vokale Stuart A. Staples geçmiş. Yani demem o ki Tindersticks'i çok ihmal etmişim. Yaz maz, iç titreten grubun 2024 albümünü dinleme listeme, dediysem de 2 ay sonra sırası gelir anca, alıverdim. 

7,75/10


Model/Actriz konseri için sadece hayatımda izlediğim ilk 5'te diyip konuyu açtığım gibi kapatacaktım. Biraz daha açmaya karar verdim, her nedense. Mekan Blind, Asmalıçeşme'de Babylon yerine açılmış, bir süredir faaller. Üst katında balkonu da olan küçük ama ferah bir yer. Çok kalabalık, tıkış ıkış kıkış bir performansa denk gelmezseniz rahat edersiniz. Hiç de bahsettikleri gibi kapı açılıyor, sesler karışıyor durumu da yoktu, en azından bu konserde. Ses de iyiydi, IF'e nazaran çok iyiydi. Normalde sık konsere gitmem, hele hafta içi namümkün. Ama bu konsere gözü kapalı gitmeye karar verdim ilahi bir çağrıyla. Malum olmuş böyle süperinden bir eğlenceye tanık olmak demeyeceğim, parçası olmak. Bir kere ortamdaki en yaşlı kişi olabilirim, değilse de ilk üçteydim. Bir yandan yeni müzikleri aramayan, yaşını almış arkadaşlara kızacağdım amma vazgeçtim, gelip arkadaşlarınızla -benim kızım şu okula gidiyor, oğlum böyle, samet ne yapıyor- muhabbetleriniz çekilmezdi. Gençlerle takıldım, odağımız müzikti, eğlenmekti, kurtları dökmekti, memnunum. Öncesinde DJ arkadaş Prodigy tarzına yakın agresif bas yoğun parçalarla ortamı ısıttı. Hani ben metalciyim ama düz durmanın imkanı yok. Partisine gidilir bu arkadaşın. Sonra da grup ve vokali, tabi, seyirciyi avucuna aldı, kedinin yumakla oynadığı gibi evirdi çevirdi, o duvardan bu duvara fırlattı. Oturun dedi oturduk, zıplayın dedi zıpladık, hep oramız buramız oynadı. Tamam grubun gay temasını biliyordum da iri yarı bıyıklı kirli sakallı vokal arkadaşın siyah uzun kadın tuvaleti giyip yurtmacını sıyırıp tekmeler sallamasını, diva tavırlarıyla seyircinin arasına karışmasını, orada durmayıp bir ara balkonda kaybolmasını, insanları bizzatihi dans etmeye teşvik etmesini beklemiyordum. Çok iyi geldi, neye ihtiyacınız olduğunu bilmediğiniz şeyi yapınca farkına varırsınız ya, öyleydi. Son şaşırdığım nokta da grup öyle büyük bir grup değilmiş ya, RYM'nin oyunları işte..

16 Haziran 2026 Salı

Darkwood Sakinleri #1-2-3-4-5 / Bu Çağ #2-3-4

 


Çok süper bir şey buldum, tarihin tozlu raflarında. Ömrü 12 sayıya yeten bir çizgi roman kültürü dergisi: Darkwood Sakinleri. Zagor'dan ilhamla ismini alan dergi çizgi romanın tarihi, dergiler, çizgi bantlar, efsane kahramanlar, çizerler gibi çizgi romancılık ile ilgili dört yana yayılmış farklı konuları içeriyor ve üstüne üstlük türün meraklısının genel kültür açlığını gidermeyi de başarıyor. Yer verdiği çizgiler hem yurt içinden hem yurtdışından daha çok tanıtıcı mahiyette ve biraz daha deneysel/ fikri boyutlarda. Ayrıca bilimkurgu olarak Nemesis ve Oğuz isimli eserler farklı sayılara yayılmış maceralarıyla öne çıkmış. İçerik o kadar zengin ki hangi birinden söz etsek. İlk sayıda ismini borçlu oldukları Zagor'a farklı bir bakış açısıyla hayli yer verilmiş. Takip eden sayıda ise Temel Reis'in izini sürüyoruz. Çizgi romanlara konu olduğu kadarıyla kızılderililerin hikayesine de yer verilmiş. Türkiye'de Baytekin olarak bilinen Flash Gordon başta olmak üzere pek çok kahramana hayat veren A.R. Raymond ile Malkoçoğlu'nun yaratıcısı Ayhan Başoğlu 3. sayının sayfalarına konuk oluyor. Devamındaki sayıda öne çıkan başlıklar Goscinny-Uderzo ikilisi ve onların en önemli eseri Asteriks (Türkçe'de 2 farklı yayınevinin seçimleri doğrultusunda bazı karakterlerin değişik isimlendirildiğini biliyor muydunuz? Hopdediksi mi bilirsiniz Oburiksi mi?), Nemesis'e de ev sahipliği yapan 2000 AD dergisi ve bu vesileyle  İngiliz çizgi romancılığı , İtalyan western ekolünden Tex, Suat Yalaz ve en büyük eseri Karaoğlan. Ve okuyabildiğim son sayı 1996 yılına ait, beşinci sayının konuklarını ise şöyle sıralayabiliriz: Tarzan ve çizeri B.Hogarth, çizgi romandaki gerçekçilik problemi, Japon çizgi roman tarihi, diyalogsuz bir macera: Gon, yerli çizerlerden Şahap Ayhan.


İlk sayısını beğendiğimiz şiir, kültür, sanat, düşünce ve toplum gazetesi Bu Çağ'ın takip eden sayıları da içerik olarak tatmin edici seviyede. 2. sayıda Oğuz Atay'dan esinlenerek Türkiye'nin ruhu var mı diye bir soruşturma yapılmış. Bazı hamaset cevapların ötesinde Cenk Gündoğdu'nun demir leblebi cevabını bir taraf tutuyor gibi tuttum. Bugün yolunuzun geçtiği bir Anadolu köyünde size meyve ikram eden dayılar, rüzgar döner, bir şeyinize gıcık olur ve gözünüzün yaşına bakmadan işkence ede ede sizi öldürebilir. Yoksulların gücetapan ahlakı. Gündoğdu'nun şiiri de bana şair gibi İzmir kamplarında kısa süreliğine misafir olduğum gençliğimin acıklı bir dönemini hatırlattı. Modern çağın düşünürlerinden Alain Badiou'nun Şiir ve Komünizm isimli yazısı, Ahmet Güntan şiirinin şiirin eylem-oluşu etrafında tahlili, Attila Jozsef dosyası da zengin içerikler. 3 nolu sayıda Tanıl Bora ve Maggie Nelson söyleşilerini, Metin Kaygalak ve Cemal Süreya analizlerini okuma imkanı buluyoruz. Soruşturma konusu ise politik şiir ve editoryal çizgi dahil çok da katılmayacağım daha doğrusu sert bulduğum eleştirilere rastlayabiliyoruz. Bununla birlikte son sayfada Ketebe ilanı var.
4. sayıda ise artık eskimeye başlayan değil çoktan eskimiş olan İkinci Yeni dosyası kapakta. Yine de Hasan Bülent Kahraman başta olmak üzere bu soruşturmaya cevap olarak yazılanlar son noktayı başarıyla koyuyor diyebiliriz. Konu burada kapansın artık... Walt Whitman'ın hayatı ilgi alaka uyandırıcı. 1917-1919 sanatsal avangard konulu makale de hayli bilgilendirici. Online dergilerdeki şiirlere bakış da kışkırtıcı. Dergideki bu iddialı tavrı,  içeriğine her zaman katılmamakla birlikte genel olarak seviyorum. Herkese yaranmaya çalışan, oportünist, faydacı, çıkarcı, ortacı çizgiyi sise sevmiyorum.


15 Haziran 2026 Pazartesi

Led Zeppelin - Led Zeppelin [IV] (1971)

 Led Zeppelin hayranı değilim. Acayip seviliyorlar, filmlerde ve diğer her bir ortamda kült seviyesinde bir bağlılıkla isimleri geçiriliyor. 55 sene öncesinde çıkmış bir kayıt ve aradan geçen bu kadar zamanın tozlarını barındırıyor. Folk, çayır, çimen, blues..Stairway to Heaven... Sadece bir şey ne kadar fazla övülüyorsa, her ne ile ilgili olursa olsun, beni aynı oranda kendisinden soğutuyor. Ters bir herifim.

7,50+/10

14 Haziran 2026 Pazar

THKP-C ve Devrimci Yol'dan Bugüne Geçmiş Değerlendirmesi: Bu Tarih Bizim / Teslim Töre - THKO Hareketi ve Bazı Anılar

 Bu Tarih Bizim isimli bu eser, DY'nin bugün kitle örgütü olarak Halkevleri içinde örgütlenen kanadı tarafından yayınlanmış. Devrimci hareketin sorunları, kendi tespitleri ile ortaya konup hem THKP-C'nin doğuşu ve dağılışı, hem de ardından DY'nin doğuşu ve likidasyon süreci analiz edilmiş. Tabi geriye dönük özellikle bugün Sol Parti ekseninde ilerleyen eski liderliğe eleştiriler içermekte. Bu eserde de DY'nin aktif direniş çizgisi, iç savaş teorisi, direniş komiteleri sahipleniyor. Bu doğrultuda geçmişi büyük oranda sahiplenen diğer DY yapıları ile olan fark flulaşıyor. Hareketin lider kadrosunun salıverilmesi ardından daha önce başlamış olan Devrimciler çalışmasının tartışma süreciyle legal koalisyonlar partisine sonuçlandığı dönemde muhalif tavır alan grup bu yayının tarihi 2006'da hala ülkeyi sömürge tipi kapitalizm ve sömürge tipi faşizm kavramları ile tahlil ediyor. Yeni işçi sınıfına vurgu yapılmakla birlikte geçmişte PASS ve BDS gibi pratiklerde ortaya konan halk savaşı stratejilerinde somutlanan yeni sömürge devriminin bugüne ışık tuttuğunu belirtmeleri ilginç bir detay. Ayrıca tam da kendi yaptıkları aşağıdaki saptamanın bugün kendileri için doğrulandığı görülebilir.

Bu durum bizim için, başı sonu belli olmayan bir "partileşme süreci" yaklaşımıyla gündelik olayların peşinde sürüklenen bir politik kadro kümesine dönüşme tehlikesi yaratmaktadır. 


Sonradan TKEP'yi kuracak devrimci önderlerden Teslim Töre, sektolojinin parçası sol anılar türünde 1979 gibi çok erken bir tarihte bu eseri kazandırıyor. THKO'nun diğer kanadının kendisi için getirdiği eleştiriler bu broşür/kitabın yazılmasını tetiklediği görülüyor. Nurhak dağlarında kır gerillası oluşturma çabalarının trajik sonuna kadar olan süreci ve ardından GMK'nın oluşturulması ve Parti Bayrağı'nı oluşturacak ekipten kopuşu detaylıca anlatılmış. Durmadan fikir değiştirip zikzak çizen maoist kanat olabildiğince eleştiri oklarının hedefinde

13 Haziran 2026 Cumartesi

Eivør - Enn (2024)

Faroe adalarından yükselen  yeni alternatif pop yıldızı Eivør, bir yandan ülkesinin geleneklerini yani viking müziğini kaynak almış, bir yandan özellikle baslarda somutlanan modern prodüksiyonun nimetlerinden faydalanıyor. Ritim ise atmosferi besleyecek bir tempoda kullanılmakta. Strangers Things gibi bir dizinin İskandinav versiyonuna eşlik edecek gibi ses veriyor besteler. Bazı şarkıların dinleyen üzerine büyüleyici bir etki bıraktığı doğrudur, mistik bir ambiyans böyle sisler içinde imaj olarak zihni işgal ediyor. Ama biz albümü bütünüyle değerlendirmeliyiz. Zayıf , dreamy atmosfer içinde kaybolan anlar da var çünkü. Hareket eksik yani.

6,50+/10

11 Haziran 2026 Perşembe

The Gathering - Souvenirs (2003)

 Dinledikçe kendini açan bir albüm bu. Anneke'nin daha grubu bırakmasına var. Sound çoktan oturmuş zaten. Grubun o dönem işlerini tanımlarken hep bir eksiklik hissediyordum ve bir yerden okuduğum tanımlama cuk cukadanak oturdu. Trip hop vardı bir ara bilirsiniz onun rock/metal versiyonu dersek yeridir. Bir yandan da prodüksiyon bana fazla steril geldi. Maalesef her şarkı güçlü ve vurucu değil. Genel kamuoyunun olumlu tepkilerini biraz abartı buldum. Hani öldüm bittim diyemem. Bardağın dolu tarafında da gönül titreten şarkılar da var.

7,25+/10


8 Haziran 2026 Pazartesi

Lamb of God - Sacrament (2006) + Vega Konseri IF 2026

 Çok metalkordan ve varyasyonlarından, yakınadüşenlerden anlayan biri değilim, biraz da beni zorlar. Trivium'da bir denemem olmuştu. Converge'ü ayrı tutuyorum. Bu albümde LoG da gruvi çizgiyi melodik bir metalkor hattına çekiyor. Vokal zaten kirli bir tınıya sahip, bir kaç varyete farklılık da yapabiliyor. Burada eze eze söylüyor şarkıları. Şarkılarda yine yavaşlama breakdown anları felan feşmekan. Fakat bir ortalama hal hissiyatı var ki üzerinizden atamıyorsunuz. Parçalar arasında çeşitlilik de pek yok. Ashes of Wake gibi bir kaydın arkasından çıkması sanırım tersten psikolojik bir etki yaratıyor. Zayıf karnı da budur. 

6,50+/10

Yalavuz olduğum cumartesi günü ne varmış, ne yokmuş, eskilerden Vega konser varmış. Eski gruplar layığıyla yeniden toparlanıp konserler veriyor ne güzel ne güzel, Vega da seyrek faal bir grup ama tamtamına ara verdilermiydi vermedilermidiydi bilemedim. Beşiktaş'taki IF performans  holü hakkında o kadar tühkahkaha şey duydum ki bir nevi denemiş de oldum. Bir kere Beşiktaş'a ulaşımın kolaylığı Üsküdar'dan şaka mı ki gerçektir de Beşiktaş'ta bir şey yok, avuç içi kadar yine de bir iki mekanı not ettim konser saatini beklerken attığım tur sayılarında keşfettiğim tabana kuvvette. Salona çok sıcak derlerdi ki pek hoş serinlik vardı zaar, kokteyller şıktı lakin bira pek pahallı. Büyüklük orta ancak ful dolu çekiyor. Zorlamasalar bilet satacağız diye, deseniz yeri geldiğinde sold out yane. Yeni neslin kaliteli grupları keşfedip salonu doldurması pek şahane. Amma bu genç oğlanlarda, kızlar azcık et yeyin!, bizde Allahın esirgediği bir şey var ki o da boy. Çin seddül bahir hepsi pek mübarek. Mikrofon başında sempati kraliçesi Denizimizi uzaktan gördük görmedik, omuz kafalardan seçtik seçemedik. Ben diyorum ki öne hobitler, sonrasına elfler, hatta en sona da dağ trolleri askeri nizam sıralansın. Konser eyiydi güzeldi de ses bir gerçekten fenaymış yafu. Denizciğimiz diyor sesim çok yüksek geliyor. Boğuk ve yankılı, artırsalar ne olur a canım. Sözler seçilmedi, gönülden dinledik, Serzenişleri Ankaraları söyledik. Sallandık sallandık sallandık. Pöfür pöfür vapurla döndüğümüz Üsküdar'da sosisliyi gömdük.