PROKOFIEV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PROKOFIEV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2023 Cuma

Prokofiev & Ravel - Cinderella Suite / Ma mère l'oye (Marta Argerich, Mikhail Pletnev, 2004)


 Genel kanı ile yine ters düştüğüm bir klasik eser. Rus bestekar Prokofiev'in 2. Dünya Savaşı esnasında yazdığı balenin 2 piyanist için uyarlaması konu aldığı Sinderella masalının tersine bana hani ingilizler hollow diyor ya böyle neşesiz ve depresif boş boş yankılanır gibi geldi. Vals sahnesi neyse anlamamak mümkün değil iyi hoş ama finalde mutlu olup evlenmiyorlar, sanki Romeo ilen Juliet gibi intihar ediyorlar. Aklımdan ise geçen şey şu, klasik müzikte erken modern örnekler bana pek hitap etmiyor. Ravel'in Anne Kaz suiti de iki piyanist için yazılmış. Kısa, şirin ve oldukça renkli bu çalışma çocuklara yönelik bestelendiğini hemen belli ediyor. Ama naifliğinden ötürü akılda kalıcılığı sınırlı.

6,25+/10

22 Aralık 2016 Perşembe

Igor Stravinsky&Sergei Prokofiev&Anton Webern&Pierre Boulez - Pétrouchka / Sonate No. 7 / Variationen Op. 27 / Sonate No. 2 (Maurizio Pollini, 1995)

Modern klasik türde gittikçe zorlaşan ve gittikçe zor dinlenen besteler şöyle sıralanıyor:
Stravinsky - Pétrouchka
Prokofiev - Sonate No. 7
Webern - Variationen Op. 27
Boulez - Sonate No. 2
Modern demişken dan dun piyanonun telleri tıngırdamıyor. Yine de özellikle orkestra şefliği kimliğiyle daha çok bilinen Boulez'in parçasında taçlandığı kadarıyla radardan kaybolmanız elde bile değil. Bu yüzden piyanist Pollini'yi çıkardığı iş dolayısıyla ne kadar tebrik etseniz az. Dolayısıyla böyle zorlu parçaların bu kadar kıvrak şekilde çalınması bu kaydı performans anlamında hayli öne çıkarıyor. Başa geri dönersek Stravinsky'nin bestesi Petruşka ismindeki popüler bir kukla tiyatrosu karakterine dayandığından dolayı belki de oldukça renkli ve dramatik olay örgüsünden dolayı belki de en bir kolay adapte olabileceğiniz melodileri sunuyor. Bu demek değil ki pek sevdim.  Prokofiev'in parçası ise zoraki bir şekilde Stalin'e adanması gibi ilginç bir hikayeye dayanıyor. Besteci de sevgisini oldukça ironik bir şekilde birbirine zıt ruh halleri ile göstermiş. Üçüncü bölümü çarpıcı bir tempoya sahip. Webern'in üç bölümden oluşan bestesini zorlarsanız takip edebilirsiniz. Huzurlu kadife kokulu melodiler içinde kaybolmak için ilk akla gelecek seçeneklerden değil. Boulez, anlamadım vallahi. Uzun lafın belini kırarsak bana bir miktar ağır geldi.

6,50-/10

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Sergey Prokofiev - The Prodigal Son ;Divertimento; Andante From Piano Sonata No. 4;Symphonic Song (Neeme Jarvi,1989)

İçinde dört farklı çalışmaya barındıran bu yapıta rengini İncil'den alan Prodigal Son balesi verse gerek. Hovarda, müsrif oğul gibi bir manaya sahip olan bu beste, yiyip içip sefahatla vaktini geçiren ve ardından sıfırı tüketince pişmanlıkla baba ocağına dönen birinin hikayesi etrafında şekilleniyor. 20'lerin sonunda yazılan bu eser modern bir duruşu sergilemekle beraber arayışını atonal seviyeye taşımıyor. Bizzatihi bestecinin kendisi daha direkt ve basit bir tavrı benimsediğini söylüyor. Hikayeye uygun şekilde farklılıklar müziğe yansımakla ve buna koşut olarak hoşa giden anlara sahip olmakla birlikte yapılan müziğin bizim gibi fanilerin kulağına hiç de kolay gelmediğini söylemek gerekli. Kendini pek de tekrar etmeyen melodiler ile hatta biraz da kasıntılı bir performansı düşününce görselinden kopuk bir baleyi dinlemenin zorluğu ile karşı karşıyayız. İyi anlar derken yarım saatin biraz üzerinde süren bestenin ikinci sahnesini işaret edeceğim. Sekiz dakikalık Andante gibi karanlık ve ondan daha fazla dalgalı-çatışmacı bir seyir izleyen Symphonic Song on üç dakika süresince değişik ruh hallerinden ruh hallerine sürükleniyor, bir yandan yıldırım gibi davullar gümbürderken borular trompetler titretirken zelzele misali; yaylılarla, klarnet ve flüt gibi üflemeli çalgılarla lirik bir diyalog, hayır kavga notalara dökülüyor. Parça gürültülü bir barış kutlaması ile sonlanıyor. Benim için ise fazlasıyla dağınık ve kafa karıştırıcı bir performans oluyor. Albüm sonunu ise dört hareketten oluşan Divertissement ile getiriyor. Dünyaca ünlü Neeme Jarvi yönetiminde yine ünlü İskoç Ulusal Orkestrası kaydıyla bu Prokofiev çalışması, o beklediğim ve tarif edemeyeceğim Rus olma halini dinleyiciye geçirmekten çok uzak.

6,0+/10

16 Şubat 2012 Perşembe

Sergei Prokofiev - Peter and the Wolf; Classical Symphony; Overture on Hebrew Themes; March (The Chamber Orchestra of Europe/Claudio Abbado; Sting) 1990


 Peter ve Kurt geçen yüzyılın başlarında ün yapmış (modern çağlarda klasik müzik yok diye yanlış kanılarla beslenmemizin en büyük sebebi safiyane cahilliğimiz) Rus besteci Prokofiev'in müzikal bir hikaye etrafında kurgulanmış eseri isminde de emare taşıdığı gibi daha çok çocuklara sesleniyor. 20-25 dakikaya bile varmayan süresinin büyük çoğunluğu da anlatıya dayanır. Bu nedenle anlatıcının da hüneri becerisi ağırlığını koyuyor performansa. Popüler müzik piyasasından gayet iyi tanıdığımız Sting'in ismi anlatıcı olarak yer alıyor dersem, bu mühim rolün gayet emin ellere emanet edildiğini de anlamış oluruz. Bu eserin en önemli özelliği konuşma faslının hayal gücünü güçlendiren bir müzikal kısım tarafından takip edilmesi. Zira Sting amcanın da başta dediği gibi her enstrüman hikayedeki bir karakteri temsil diyor. Kuş flüt tarafından, ördek oboa tarafından, kedi klarnet tarafından, büyükbaba basoon tarafından ki fagot dedikleri üflemeli bir çalgıymış, kurt horn (bunu da korno diye çevirmiş atalarımız) tarafından ve kahramanımız Peter ise yaylı çalgılar tarafından temsil ediliyor. Tam 6 kez tarafından. Sonuç olarak kulakların bu enstrümanlara aşinaklık kazanması konusundaki bu girizgah büyük faide sağlıyor. Gelgelelim konuya, Peter'ın canı sıkılır, çiftliğin kapısından çıkıp meraya çayıra doğru salınır. Bir ağaçta kuş arkadaşıyla merhabalaşır. Çiftlikten de açık kapı vasıtasıynan bir ördek yakındaki göle atar kendini. Kuş yanına konar, uçamıyorsan ne biçim bi kuşsun diye sataşır, ördek de, yüzemiyorsan sen ne haltsın kardeşşş der, böyle tartışır dururlar. Gizli gizli onlara yaklaşan kedinin pençeleri Peter'ın uyarısıyla bak boş kalır. Kuş dala konar, ördek de gölün ortasına açılır. Büyükbaba çıkar ortaya. Peter yavrucağım burası ormana yakın, hemi de tehlikeli bir yer, bak kurt çıkarsa ne yapan sonra? diye nasihatlarda bulunur Peter'a. Çeker kulağından çiftliğe götürür, kapıya da sürgülü kiliti takar. Hakketten de kurt çıkagelir ormandan. Kurt panikleşip gölden çıkan ördeği bir hammada yutuverir. Neyse uzatmayalım, Peter ile kuş bir katakulli çevirir, ip dolar kurdu bağlar.Ormandan çıkagelen avcılar kurdu görünce çakarçakmazlarına sarılır. Peter der, yapmayın ağbiler ablalar!Yakaladık yafu! Sonra avcılar ve Peter başta, kurdu bağlayıp zafer yürüyüşüne çıkarlar. İşin garibi kurdun çiğnemeden yutması sonucu hala karnından ördek vaklamasını duyarız. Evet, bir çocuğa ne gibi bir şey öğretmiştir bu hikaye, tartışılır. Sonuçta adamın biri sanat adına yazmış çevirmiş oynamış. Bence fena değil. Sık sık dinlemelik değil elbette. Lakin güzel güzel.
March , bildiğimiz keskin ve lineer askeri adımları takip eden ritimlerden ziyade gayet yuvarlak bir hatta sahip melodi üzerine inşa edilmiş. Bu yüzden de 2,5 dakikaya sığan kısa süresine panayır eğlencesini hatırlatan bir şamata sığdırarak dinleyeni bu kadarcık mıydı nidalarına sürükleyebiliyor. 
Overture on Hebrew Themes şaşırtmayarak İbrani müziğinden taşıdığı ezgileri sergiliyor. O da şık o da renkli yani. En sonda yer alan Classical Symphony'i ise ne yalan söyleyeyim şu basit aklımla pek idrak edemedim.

8,0-/10