BRUCKNER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BRUCKNER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2020 Perşembe

Anton Brückner - Symphonie No. 0; Helgoland; Psalm 150 (Barenboim, 1992)

 

0 nolu senfoni, doğru okudunuz. -1, -2 diye geriye doğru sıra takip eden bir senfoni hiç yazılmış mıdır, bilmem ama bunun hikayesi bi ilginç. İlk değil ikinci yazdığı senfoni bu Brückner'in. Yazdıklarını bir eleştirmene okutur besteci ve hiç de beklemediği bir tepki alınca, bundan kelli bu senfoni benim için hükümsüzdür der, başlığına ortası çizik sıfır atar. Hayattayken de hiç sahnelettirmez hatta sonraları tüm yapıtlarında dahi yer almaz. Sonradan sonradan arşivci, rahatsız klasik müzikseverlerin ittirmesiyle kayıtları basılır, nadiren de konserleri yapılır.  Brückner'in senfonileri genelde dinleyiciyi yakalayabilen albenili çalışmalar oluyor. Bu da farklı olmamakla beraber, çeşitliliği, renkliliği ve yankılanan yaylıların coşkusu, odak sorunu yaşıyor gibi. Senfonilerin ana teması olarak bugüne kadar işte ölüm, doğa, acı, coşku gibi baskın duyguların, deneyimlerin ilişkilendirildiğini duydum. Ben burada karıştım biraz. Emin olduğum şey ise bazen sıkıcı bir hatta düşse de depresif, negatif bir atmosferi yok. Üflemeli çalgıların kuşları andırması gibi incelikler hasret kaldığımız detaylar. Bu yüzden senfoninin 3. bölümü tüm kaydın en dikkat çekici kısmı.

Helgoland, Alman yurtseverliğini temsilen bestelenen koro çalışması datturu dutturu epik dinamizmi ile beklenenin tersine çok da büyük bir etki uyandırmadı üzerimde. Aslında bu besteye ilham veren olay da ilginç. İngilizlerle Almanların Zanzibar ile Almanya'ya yakın Helgoland'ı değiş tokuş etmesi gibi. Sanatçının son bestesi. 150 nolu Psalm ise haleluyalı kutlamalı dini bir parça ve ruhani yön keyifli olmakla birlikte trompetler bazen fazla çınlıyor. Bir bakıma çınlayan ve sınırları zorlayan trompet tüm kayıt boyunca basit bir hava yaratıyor.

7,50/10

8 Aralık 2012 Cumartesi

Anton Brückner - Symphony no. 9 (in Concert and Rehearsal, Celibidache) 1998

Bir önceki dinlediğim kayda göre daha teknik bir yöntem izlediğini söylemek mümkün. Bununla birlikte Star Warz tarzı destansılığa sık sık başvurmaktan da kaçınmamış Brückner. Zaten Celibidache kayıtlarının tertemiz haliyle dinlemeyi kolaylaştırdığını da söylemiştim. Ayrıca ikinci cd'nin yarısı prova kayıtlarından derlenmiş. Celibidache Almanca bir şeyler söylüyor, ardından bir enstrüman veya enstrümanlar kısa süreliğine icrasını yapıyor. Şöyle bir şey var ki ben klasik müzikte aradığımı çoktan buldum. Piyano, piyano, piyano. 3 sefer söyleyince belki salonda peydah olur. Klasik müzikte naifliği letafeti çok daha fazla seviyorum.

7,75/10

2 Eylül 2012 Pazar

Anton Bruckner - Symphony No. 5 (Celibidache, 1997)

Dinlediğim müziği çeşitlendirmeden önce ne Bruckner isimli bir klasik müzik bestecisi duymuştum ne de duyma imkanım vardı. Özellikle senfonileri sayesinde en iyiler arasında ismi geçiyor bu Avusturyalı şahsiyetin. Yalnız klasik müzikseverlerin arasında bile isminin bilinirliğinden şüpheliyim. Neyse ne, 5 nolu senfoniyi seçtim dinlemek için, 2 CD den oluşuyor. Senfoniyi oluşturan bölümlerin (movement a dilimizde ne denir, hala bilemiyorum) dolayısıyla hayli uzun, upuzuuuun, yarım saate varıyor yafu, olduğunu söylemeyi gereksiz buluyorum. Ama söyledim işte.
Celibidache isminde bir şefin kaydı bu. Çok fazla eseri yok diye biliyorum. Kayıt sound kalitesi olarak çok canlı, sessizlik ve kreşendo arasında dinamiği hayli zengin yansıtıyor. Ama senfonilerde gıcık olduğum çok sessiz ve gümbür gürültü arasındaki zıtlığa dayalı farkın uçurumu burada da sergileniyor. Bir ama daha, kreşendoda gümbürdeyen melodilerin çok hoş ve gaza getirici olduğunu dillendirmek mümkün. Duyguları coşturan ve kolayca eşlik ettirten cinsde, kardeşimin deyişiyle, savaşa mı gidiyoruz yahu? İkinci CD nin ilk çalışmasındaki melodi bu yönüyle parıldıyor. Senfonilerde pek sevmediğim diğer bir husus geliyor aklıma bu anda: Uzun parçalardaki işe yarar gaz kısımlara ulaşmak için araya giren sessiz ve mırıl mırıl bölümleri dinleme zorunluluğu. Halbuki sinemacılar akıllı, klasik besteleri bölüp parçalayarak filmlerine uygun ve tüketimi kolay hazır bir hale getiriveriyorlar besteleri. Hop, bize bu hapı yutmak kalıyor.

8,25/10