MAHLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MAHLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2025 Pazartesi

Gustav Mahler - Das Lied von der Erde (1967)

 Mahler bana hitap edebilen bir besteci değil maalesef. Dinlemenin emek istemesinin dışında gergin bir tecrübeye tabi tutuyor dinleyiciyi. Sinirleri yıpratan yakası yüksek, etekleri kafesli asil bir drama seyirliği. Burada performe edilen şiirden beste şarkılar da farklı değil. Canlı dinleme olanağı bulduğum Ihlamur Ağaçlarının Altında ismindeki İDOB konserindeki yalın piyano-vokal ikilisinin üzerine bu kayıt bahsettiğim hissiyatı daha da derinleştiren bir orkestral altyapıya dayanıyor. Bir yandan da önde gelen  şeflerden Otto Klemperer ya da albüm kapağında da isimleri geçen mezosoprano ve tenor kusur bulunmaz bir icraat sergiliyor. Dolayısıyla Mahler'in modern romantizmini beğenenler için kaçırılmaz bir dinleti olduğu kesin. Bu bestelerin uzakdoğulu filozof şairlere cevaben kaleme alındığını da kitapçığından öğrendikten sonra bu kadar kaliteye kayıtsız kalamayıp bir beş kez daha dinledim ama bu dinlemelerim kurak ve soğuk iklimi kat eden empresyonizme (Baharın Sarhoş Adamı yada Bahar Hakkında gibi pozitif isme ve yer yer renkli melodilere besteler bile bu atmosferden azade değil) ancak uzaktan hayran kalabileceğim fikrinin perçimlenmesine yaradı.

6,75+/10

3 Ekim 2023 Salı

Gustav Mahler - Symphony No. 2 "Resurrection" (1963)

Geç romantizmin ünlü siması Mahler'in en beğenilen senfonilerinden biri Resurrection yani Basübadelmevt diğer bir deyişle Ölümden Sonra Diriliş alt başlığını taşımakta. 5 bölümden oluşan senfoninin ilk hareketi bir cenazenin gerginliğini ve çelişkili hissiyatını yansıtıyor. Sükunetten Star Wars benzeri patlamalara albüme de damgasını vuran dramatik çeşitliliğe fazlasıyla yer vermekte. Belki de hayatımda hiç bu kadar her yere dokunmaya çalışan bir parça duymamışımdır. İkinci parça nostaljik bir mutluluk arayışını sembolize etmektedir. Ben mutluluk yerine Disney müzikalinde bir macera yaşıyor gibi hissettim kendicağzımı. Üçüncüsü ise hayatın beyhudeliğini simgelemekteymiş. Dördüncü harekette bu hayatın yorgunluğunun galebe çalmasıyla yükümüzü sırtımızdan atmayı arzularız. Bestecinin gayesini anlatan satırlar bunlar. İşte burada soprano vokal devreye giriyor. Ve bu kısa bölümde ilk sakin anı tatma imkanına kavuşuyoruz. Son hareket yani final o kadar uzun ki iki alt bölümle ifade edilmekte. İlkin şüphe kabilinde yükselen temsil nihayetinde coşkulu bir geçiş ile sonsuz yaşamın büyüleyiciliğine yükseliyor. Sık sık sessizlik veya minimal seslerle kesilen performans sonlarda ruhaniliği yansıtan soprano ve koro ile zenginleşiyor. 

Şef Otto Klemperer dönemin en başarılı isimlerinden ve Alman disiplinine sahip olarak yıllarca Londra merkezli The Philharmonia Orchestra'yı yönetmiş. Romantizm ve Mahler konusunda ise görüşlerim bellidir. Biraz tanıma ve öğrenme amaçlı bir dinletiye dönmüş durumda tüm çabam.

7,50-/10

26 Aralık 2021 Pazar

Gustav Mahler - Symphonie No. 1 (1989)

Mahler benim için zor bir besteci. Romantizm ile modernist klasizm arasında geçişi  benim gibi bu konuda ihtisası olmayan birisinin bile ayırt edebileceği bir şekilde ifade eden bestecinin durduğu temel yine de daha çok romantizm tarafında. Bu demek değil ki kendini amaçsızca duygulara teslim ediyor, tam tersine ince ayar eklektik bir inşanın entelektüel tecrübesine bizzatihi tanık oluyoruz. Daha ilk parçada hınzır ve yaramaz ve cıvıl cıvıl bir çocuksuluğu temsil eden motif parça boyunca da belki de gereğinden fazla, albüm boyunca da farklı ama benzer duygular uyandıran diğer motifler gibi sıkça tekrarlanıyor. Yavaşladığı anlar haricinde bu Peter Pan  havasına çok tav olduğum söylenemez. Çocukluktan yaşlılığa hayat dömgüsünü işleyen senfoninin 20 dakikalık son parçası ise dalgalı deniz gibi karanlık ve çalkantılı ve gürültülü. Besteci Mahler de Concertgebouworkest Amsterdam'a şeflik eden Bernstein da bu zıt duygu yoğunluğunu dinleyiciye hissettirmekte başarılı. 

7,50/10

 

26 Nisan 2018 Perşembe

Luigi Nono/Mahler - Il canto sospeso / Kindertotenlieder (1993)

Luigi Nono tarafından bestelenen il canto sospeso yazıldığı 50'li yıllar düşünüldüğünde modern bir çalışma oluyor. Amerika'da Sovyetler casusluğuyla suçlanarak idam edilen bir çiftin ardından yazılan bir şiirden esinlenilmiş. Buna rağmen Nazilere direnenleri konu almaktaymış. Aradaki ilişkiyi çok anlamamakla beraber her halükarda politik yanı belli oluyor. Bir de mektuplardan söz ediliyor ki 12 bölümün bir kısmını da oluşturan Almanca anlatılara konu teşkil ediyor zannediyorum. Sound oldukça modern, Alban Berg, Arnold Schoenberg, Anton Webern gibi bestecilerin öne çıktığı serializm akımıyla ilişkilendiriliyor. Matematiğe de dayanan atonalliği bir ölçüde düzen altına almaya çalışan diziselcilik diye çevriliyor lügatimize. Kulağa gelen şey ise gerim gerim gerilim, bir titreme hali, ürkünçlük, midede boşluk. Yine de kaotizmin pençesine düşmemeyi başarıyor, biraz da anlatı kısımlar sayesinde.  Almanca ve koro atmosferi yoğunlaştırmakta başarılı. Ancak hangi insanoğlu ve insankızı dur bir keyifle bir müzik dinleyeyim diye bunu açar, bilemedim. Direnmek umuttur gibi bir mesajı varsa da benim reseptörler kapandı. Gelelim Mahler'in Kindertorenlieder'e, yani çocukların ölüm şarkılarına. Ölen çocuklarına ithafen Friedrich Rückert'in yazdığı şiirlerden beşini bestelemiş Mahler. Soprano daha doğrusu mezzo soprano Marjana Lipovsek, sakin bir havada ama acıyı tutkuyu iletir şekilde şarkıları seslendirmekte. Yükselip alçalan alttan bir dalga da yok değil. Atmosferi kapalı hale koymak için enstrümanlar kısıtlı tutulmuş, neşe ile coşku ile özdeşleşen ziller, davullar, trompetler ya yok ya minimal ölçüde. Son şarkı da Kindertotenlieder çatısında olmamakla birlikte aynı şairin aynı bestekar tarafından bestelenmiş aynı mezzo soprano tarafından seslendirilen bir çalışması olarak kayıtta yer almakta. İşin doğrusu youtube'da daha dokunaklı versiyonlarına rastlamıştım bu şarkıların. Bu yorumlar bana bir miktar kasıntılı, kitabi geldi. Son olarak Claudio Abbado yönetiminde Berlin Filarmoni orkestrası tarafından bu albümün kaydedildiğini ekleyelim.

7,25-/10

15 Kasım 2016 Salı

Matthew Herbert - Recomposed by Matthew Herbert: Mahler Symphony X (2010)

Bir, Mahler'in 10. Senfonisini önceden dinlemenin pek faydasını görmedim. Hoşlandığım güçlü melodiler genel olarak bu albümde yer almıyor. İkincisi, elektronika sanatçısının senfoniyi en azından kendi alanında yapı söküme tabi tutmasını beklerdim. Sound üzerinde ses mühendisliği kaynaklı oynamalar, kesip yapıştırmalar, yavaşlatmalar, radyo frekansları arasında geçiş gibi izlenim bırakmalar dışında kulağa gelen şey yine yaylı çalgı ağırlıklı klasik musikisi. Bu yüzden üflemelilerin alıntılandığı yerler beklenti yaratıp ilgi çekiyor. Bununla birlikte tempo hep yavaş seyrediyor. Çünkü senfoninin ilk parçası yeniden yorumlanıyor. Parçayla aynı statik ve dinamik güzergahı seyrettiğini düşünürsek sınırlı müdahalenin de taçlandığı sondan üçüncü bölümün son dakikalarındaki gürültülü kısım dinleyeni bir silkeleyip kendine getiriyor. Bu anlattıklarım dışında yeterince farklılaştırılmadığı düşünülebilecek bu çalışma ancak ilgililere sevenlere sevilenlere tavsiye olunur. Bu kadar. Nokta. Tıp.

6,50-/10

6 Kasım 2016 Pazar

Gustav Mahler - Symphony 10 (2000)

Geç romantizmin ünlü bestecisi Mahler'in pek de en iyi çalışmalarından sayılmayan 10. senfonisi aslına bakarsanız hayatının son demlerine denk geldiği için yarım bırakılmış. Dönemin bestecilerine bitirilmesi için başvuruda bulunulsa da sonuçta müzikologlar bir kaç versiyonu ile tamamlamayı başarmışlar senfoniyi. Günümüzün önde gelen şeflerinden Simon Rattle yönetiminde Berlin Filarmoni Orkestrasınca çalınan bu kayıt da Deryck Cooke'un üçüncü versiyonuna dayanıyormuş. Mahler'in neden dinlemek için bu senfonisini seçtim peki? Çünkü bu beste üzerine çalışma yapan elektronika sanatçısı Matthew Herbert'in kaydı elime daha doğrusu bilgisayarıma düştü. Arada bağlantıyı kurabilmek için, en azından, senfoninin ful sürümünü dinlemeye mecbur hissettim kendimi. Senfonilerde çoğu kez ana temaların işlendiğini görüyoruz. Savaş olur, doğa olur, coşku olur AB marşı olur felan. Bu besteyi dinlerken ise daha karmaşık ve zıt duygulara kapılıyorsunuz ki tesadüf değil. Hayatının son döneminde karısından çok çeken Mahler bu besteye de ilişkilerinin gölgesini düşürmüş. Başlangıcı yapan Adagio bölümü ile Final bölüm 25'er dakikalık süreleriyle benzer bir eğilime tabi şekilde sukünet ve ender aksiyon dakikaları arasında yavaş temponun şemsiyesi altında sapması geniş seyir izliyor. 17. dakikadaki kalkışma klasik dönem Hollywood aşk filmleri andıran bir tatlılık sunuyor. Genel kanım ise bu bölümlerin derin bir huzursuzluğu paylaştıkları yönünde. İkinci bölüm ise Viyana'daki balo salonlarını hatırlatan 'mutlu' dans ritimleriyle açılıyor ve çok da temasından uzaklaşmadan sona eriyor. Bestenin tam ortasındaki Araf adını taşıyan kısa parça üflemeli çalgılar ve yaylılar arasında gidip gelen ve yükselen melodinin helezonik seyriyle akılda kalıcı pasaj görevini layıkıyla yerini getiriyor ve dördüncü parçanın gerilimli açılışına yön veriyor. Parça boyunca yayılan gerilimin, hüznün keskin ve durulmayan ritimle buluşması, kaydın benim için en hoşuma giden bölümünü oluşturuyor. Final de bahsettiğim gibi ilk bölüm gibi yavaş tempoda devam ediyor. İlkin Interstaller film müziğini anımsatan ambiyans kısmı dikkat çekiyor. Sonra da flüt ya da flüt olduğunu zannettiğim ilginç müdahale kulağını diken köpek gibi hissettiriyor. Bütüncül açıdan bakıldığında zayıf ve güçlü yanların bir araya buluştuğu bestenin kaydının olabildiğince, beste izin verdiğince sıkı bir orkestrasyonla çalıştığını duyuyoruz. Zaten yeterince ödüllere de doymuş bu albüm.

7,50+/10