LUX OCCULTA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LUX OCCULTA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2015 Cuma

Lux Occulta - Kołysanki (2014)

Black metal grubu Lux Occulta yılların sessizliğini avantgarde bir yapımla geçen sene bozdu. Başka uygun bir söz bulamıyorum. Folk, caz, rock, hip hop, drone, endüstriyel gibi farklı janrları bir araya getirerek, sentez değil polifonik değil, karmaşa değil, kısa sampleları sırayla dizme metoduyla ilginç bir çalışma ortaya koymuş elemanlar. Beklenti yarattığı gibi kaotik bir sound vaat etmiyorlar. Yine de tüm albümü dinledikten sonra hissettiğiniz yegane duygu huzursuzluk oluyor. Güzel bir parça olan ve albümün açılışını yapan Dymy üzerinden ne ile karşı karşıya olduğumuzu ayrıntılandıralım.
Vızıltıyla açılıyor şarkı ki şarkıda ağırlığını hissettiren akordeonun farklı bir çalma tekniği ile icrası aslında, hemen ardından bayan vokal ki o da Balkan anneleri tadında, takibinde başka bir bayan vokal Fransızca olduğunu sandığım bir dille bir şeyler okumaya başlıyor, tekrar Balkan annesi nakaratı, arkada akordeon çalmaya devam ediyor ve elektronik beatler ardından tekinsiz bir adam kendi sözlerine başlıyor: la la la ve Leh dilinde yarı lirik içinde birazdan sizi keseceğim tadında gerilim barındıran yumuşak yumuşak şarkı söylüyor. Elektronik gitar devreye giriyor, bateri müziğin içine sızıyor. Solo kısım. Arkadan kızılderili eoaoeo yankısı. Adam esrik bir halde Lehçe bağırış içeren rap vokale başlıyor. Kızmış. Aniden duruyor ve tekrar akordeon ile Balkan ya da Slavik desek daha doğru mu olur?, nakaratı devreye giriyor. Elektronika ve bir adamın söylevi.Tekrar baştaki Balkan nakaratı ve Fransızca söylevin birbiriyle dansı. Yarı operet sesler ve müzik elektronik rock kıvamında ilerliyor. Deli adam geri dönüyor. Şarkı bitiyor. Peki diğer şarkılarda bizi ne bekliyor? Saksafon, akustik gitar, chanson benzeri bir hava, çok daha dillere peleseng kuvvetinde folk alıntılar, daha delişmen ritimler. Bu kadar farklı akımı bir araya getirip bu kadar kendi içinde tutarlı bir sounda sahip bir iş ortaya çıkarmak, böyle bir işi üretebilmek ayrı bir maharet. Psikopat ruhlara ilaç niyetine onlara ithafen gelsin çalışmamız.

7,50-/10

2 Kasım 2013 Cumartesi

RETRO: Lux Occulta - The Mother and the Enemy (2001)

İznimde hepi topu 3-5 saat TV izleyip tasarruf edilen vakti bol bol hasret gittiğim müziği dinleyerek, birikmiş kitapları okuyarak ve bittabi biraz da ders çalışarak geçirme imkanı bulmanın derun sevincini yaşamaktayım. Sonunda Skyrim ismindeki bilgisayar oyununun da sonunu getirdim ki sevincim depreşti vallahi. İsteyince oluyormuş da insan çok yoruluyormuş. İşte bana eşlik eden albümlerden biri tekrar dinleme imkanı bulduğum senfonik ve melodik black metal çizgisinin tersyüz edildiği Lux Occulta'nın bu son albümü oldu. Black metal hal var, azcık death metal de var, endüstriyel tınılar bittabi, uyumsuz cazırdılı gitar tonları elbette, brütal ve shriek vokallere eşlik eden soğuk ama derinden işleyen bayan vokal, felan filan. Kısacası ben avantguarde metal diyorum. İşin ilginç yanı tekrar tekrar dinlerken bile kendini eskitmeyen farklı duyulara hitap eden gittikçe zenginleşen bir çalışma olması. Üstelik yıllar yıllar sonra aklıma takılan this is the first day of our last days melodisini sözleriyle birlikte lambırdanak karşımda duymak da şyeterince şaşalamamama sebebiyet verdi doğrusu. Değişik müzik dinlemek isteyen ekstrem musiki sevenlere benden gelsin...

8.0/10

20 Ekim 2013 Pazar

RETRO: Lux Occulta - My Guardian Anger (1999)

Mene Tekel Fares'i yeniden dinlediğimde aynı hazzı yaşayıp yaşamayacağıma dair içimde büyüttüğüm beklentiyle ve nihayetinde dinlemeye başladım albümü. Grubun tür içinde en yetkin olduğu anlara denk gelen albüm amatörlüğü aşarak okült-mistik atmosferi klasik senfonik black metal lehine bir miktar azaltmış görünüyor. Başkalarının hoşlandığı benim ise şüheyle yaklaştığım bir gelişme bu. Zira kendine has sesleri kaybedip dönemin senfonik melodik black metal gruplarına gerçekten de yakınsadığını görüyoruz. Yine de bu şarkı hala bir dev, ancak boyu kısalmış. Nagelfar'ı hatırlatan elektronik girizgah ile neo klasik melodiler ki grubun hiç olmadığı kadar keyboard'un emanetinde ilerliyor, nakaratın yıkıcılığıyla birleşince albümün en kral şarkısı yaratılmış oluyor. Grup benzer bir atağı ise Opening of Elevent Sephirah'da harcıyor. Olsun, o da en iyi ikincisi oluyor albümün. Bundan sonra grup hala ekstrem metal içnde kalmak suretiyle deneyselleşmeye başlıyor.

8.25/10

29 Eylül 2013 Pazar

RETRO: Lux Occulta - Maior Arcana (The Words That Turn Flesh Into Light) (1998)

İlk dinlediğim vakitlerde çiğ bir sounda sahip olmasından dolayı daha çok sevdiğim bu albümle ilgili duygularım şimdilerde biraz karışık. İlk dönem şarkılarını içeren toplama albümün prodüksiyonu ve miksajı tam da bunu kanıtlarcasına dinlemesi zor bir meydan okuma sunuyor. Love ya da Burn gibi klas parçalar bir miktar zamana yenik düşüyor. Hani iyi oyunculuk yapacağım diye idolünü taklit etmekten öteye geçemeyen b sınıfı aktörler gibi. Dinledikçe kendi öznelliğimde tekrardan ısınıyorum. Lakin grubun en iyi albümü olduğunu söylemekten imtina ediyorum.

8.0-/10

2 Eylül 2013 Pazartesi

RETRO: Lux Occulta - Dionysos (1997)

Bu hafta ne kadar zaman bulabileceğimden şüpheliyim. O yüzden hızlıca bu güzel albüme de tekrardan bir kulak verip ayrılayım. İlkine göre atmosferin dozajının azalmakla beraber hala okült bir tavrın sahiplenildiğini sadece soundda değil şarkı isimleri, sözleri ve albüm imajıyla da görebiliyoruz. Hem duyuyor hem de görüyoruz, bir de okuyoruz... Ritimlerin hızlanıp sıkılaşması, bir miktar daha kompleks bestecilikle birleşince vokalin de görece yırtıcı bir davranış kalıbına girerek müziğe uyum sağlayacağını bekleyebiliriz. Netekim öyle de oluyor. Tabi ki hep vazgeçemedikleri senfonik ahval devam ediyor. Blessed Be The Rain de artık borazanlar felan ötüyor gümbür gümbür. Yine de ilk albümün çıtasını aşamayacağına dair kanaat getiriyorsunuz ki Nocturnal Dityramb başlıyor. Bir zelzele bir küçük kıyamet...İşte o parça var ya dünyanızı şaşırtır, feleğinizi ağzı açık bırakır. Black metalini nasıl isterseniz sorusuna ahan da bunun gibi cevabımdır efendim. İlk albümle üç aşağı beş yukarı aynı seviyeyi böylece yakalayabiliyor grup. Bir de sürpriz bir şeyler duydum. Grup yeniden mi toparlanıyor ki ne?

http://luxocculta.bandcamp.com/

Avangarttlığı abartıp metal dışı bir kulvara yönlendirdikleri bu yeni şarkıları bana pek sinmedi doğrusunu söylemek gerekirse.

8,50-/10

7 Ağustos 2013 Çarşamba

RETRO: Lux Occulta - Forever Alone Immortal (1996)

Çok sevdiğim Polonyalı bir black metal grubudur Lux Occulta. Her güzel şey gibi müzikal hayatları kısa sürmüş, bir çizgi değişiminden sonra dağılmışlardı. Şimdi yıllar yıllar sonra ilk dinlememdeki aynı başdöndürücü heyecanı tattığımı söyleyemem. Ancak yine de iyiler, yine de aradan onca sene geçti, çok da benzerini dinlemedim. Bu kadar övgü sözcükleri yeter. Yaptıkları müzik atmosferik ve hafif senfonik diye tanımlanabilse de gotik etki bu iki sıfatı da kapsıyor. Gotik demişken bayan vokallerin curcuna ettiği abartı bir müzik değil yapılan. Naturel, sis, toprak, dağ kokan bir rüzgar taşıyor soundları. Hafiften ritüel ve okült lezzet bulmak da mümkün. Tahmin edersiniz ki bu neticeyi yaratmada uzun şarkı sürelerinin de bir etkisi oluyor. Bu haliyle erken dönem Lake of Tears ya da Cemetery of Scream gibi lirik ve romantik gruplar aklıma geliyor. Grup temiz vokal kullanmazken black metalin acı çığırışları müziğe doom havası katıyor. Kapanış parçası Bitter Taste of Victoy en somut örneği teşkil ediyor. Piyano, flüt ve keman dozajında kullanılırken keyboarddan sağlanan etkinlik ve verimlilik grubun en önemli kozu haline geliyor. Yani seviyoruz kendilerini.

8,25/10