BACH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BACH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2026 Salı

J.S. Bach - French Suites, BWV 812-817; Overture in French Style, BWV 831 (Glenn Gould, 1995)

 Bach dinlerken keyifle dinlediğim ama bir türlü içine girip terennüm edemediğim bir besteci. Gould ise org yerine modern piyanoya uyarlayarak Bach'ı yorumlamış ve bununla ünlenmiş diğer bir devasa isim. Doğal olarak müzisyenliği sorgulanamayan birisi. Bize de uslu uslu dinlemek düşüyor görev olarak. Usul usul giden bir nehri izler gibi.

7,50/10

18 Eylül 2024 Çarşamba

J.S. Bach - Great Organ Works (Peter Hurford, 1994)

 Barokların efendisi Bach'ın kilise orgundan seslendirilmiş bestelerinden örnekler çift sidi olarak kaydedilmiş. Dini duygulardan ilhamını alsa da besteler bildiğimiz gotik korku temasını da uyandırmakta dinleyende. Değişik bir yolculuk. Canlı canlı benzer bir deneyim yaşamak isteyen Taksim yakınlarındaki Kırım kilisesindeki haftasonu konserlerini dinleyebilir. Performans kimi zaman da metalci virtüözü gibi yükselen alçalan bir seyir izliyor. Bach'ın nasıl metal müziğe de esin kaynağı olduğunun izleri bunlar. Özellikle ikinci kayıtta yaratıcılık ve hüner sergileme ekseninde alıştırma egzersiz yönü kuvvetleniyor parçaların. Nihayetinde defaatle dinlenebilme özelliği taşıyan, dikkatli ve hevesli kulakların incelikler ve hoşluklar keşfedebileceği güzel bir albümdür ahan bu.

7,50+/10

22 Ağustos 2018 Çarşamba

J. S. Bach - St. Matthew Passion (1989)

Üç CD'den oluşan bir oratoryo (-dur sanırım)nun bestelenmesi de seslendirilmesi de büyük bir disiplin gerektiren bir iş. Bu yönüyle bir hayranlık uyandırıyor daha baştan. Bildiğim kadarıyla Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeye yakın son günlerini nakleden eserlere Passion deniyor hristiyan liturjisinde. İlahi formatına yakın müzikte yankısını bulduğu gibi beyaz perdede de yorumlandığını biliyorum. Tiyatro ve diğer formlarda da yerini bulması muhtemel elbet. Biraz da süreç olduğu için resim yada heykel sanatlarını fotografik esinlediğini varsayabiliriz. Neyse, konuyu daha fazla dağıtmayayım, müzik şöyle ilerliyor: bir kaç ana vokal var, çoğu zaman anlatıcı rolüne de bürünüyor, araya korolar eklenmiş. Anahattın belirgin olması dinleyiciye bu uzun yolculukta fenerli gözcü misali yardımcı oluyor. İlk tepkim barok dönemin, bestekarın Bach olduğunu unutmayalım, baskın sesini hani orglarda, ritimlerde ve sonrasında gregoryan kilise atmosferini tam da hissediyor olmamasının getirdiği şaşkınlık idi. Alt bölümler müzikal olarak birbiriyle farklılık gösterse de genel çizgiden uzaklaşmamakta. Toptancı bakış açısıyla dinsel etkilerin de nüfuz ettiği ortaya karışık bir beste gibi tınlıyor. Kim bilir belki de şef kürsüsündeki Gardiner'in yorumu bu şekildedir. Diğer deyişle yeterince dini atmosferi duyumsayamıyorsunuz. Sesleriyle katkıda bulunan ekipler English Baroque Soloists, Monteverdi Korosu, London Oratory Junior Korosu. Devasa süresi ile benim gibi eğitimsiz bir kulağın kolayca içine girebileceği bir yapıt değil bu. Sıkılmadım tekrar tekrar dinleyebilirim. Üstelik düşünün, dini, kültürel ve sosyal bağlamdan tamamen uzakta anlamlandırmaya çalışıyoruz. İlk sahnelendiği dönemi hayal edin. Almanca sözlerle İncil'den de nakledilen ve daha önce kilisede veya aile çevresinde duyduğunuz peygamberinizin çarmıha giden yolculuğunu ezgili bir şekilde dinliyor, sinemanın olmadığı o yıllarda sahneleri zihninizde canlandırıyorsunuz. Ayrıca dinlemekte olduğunuz oratoryo yada mass gibi klasik müzik formlarının çıkışı da kilise müziğine dayanmakta. Yabancılık namına o dönemin bir Alman'ı için hiç bir sorun yok. Durumu tersine çevirelim, Osmanlı klasik musikisi bu anın batılısına ne mana ifade eder? Peki onlar ne kadar anlamaya çalışıyor Dede efendileri? Düşüncelere daldık bu vesileyle, adettendir diye not veriyorum, RYM'ye gireceğim zira. Ama bitecek, son kanıya varılacak gibi bir eser değil bu.

7,75-/10

20 Kasım 2013 Çarşamba

Albinoni: Adagio / Pachelbel: Canon / Bach: Air / Vivaldi: La notte / Mozart: Serenata notturna / Gluck: Dance of the Blessed Spirits (Karajan,1984)

Albüm kapağındaki parti havası insanı ister istemez yanıltıyor. İşin içinde Alman disipliniyle yoğrulmuş Karajan olunca bu beklenmedik bir şey değil. Çünkü eserleri orjinallerine olabildiğince sadık ve muntazam bir detayda işleyen dünyaca ünlü şefin kayıtlarında ben de biraz duygu kısmının ihmal edildiğini düşünenlerdenim. Ve bunu klasik müzikten anlamayan biri olarak bile rahatçana söyleyebiliyorum. Albinoni, Pachelbel, Bach, Gluck ve Mozart gibi belli bir dönemin bestecilerinin eserlerinin toplandığı bu derlemeyi dinlerken çekeyim dizime kadar taytı, takayım beyaz perukayı, pudralayım suratımı, atayım finkimi vals salonunun ortasında gibi düşüncelere kapılmamak lazım. Şefimizin tempoyu artırayım tribünlere oynayayım halka hitap edeyim gibi bir kaygısı namevcut. Tabi ki bir tercih meselesinden bahsediyorum. Yoksa ağırlıkla keman ve flüt ağırlıklı bu parçaların bitişik nizamda ses olup vücut bulmasına tanık olmak da oldukça keyifli. Bu arada alışılageldiği üzere orkestra Berlin filarmoni.

7,50/10

13 Ocak 2011 Perşembe

J.S. Bach - Bach: The Goldberg Variations (Glenn Gould, 1956)


Egzantrik piyanist Gould'un kaydetiği bu kayıt sadece Bach yapıtları arasında değil tür içinde çok önemli bir yerde bulunuyor. Bunu da büyük oranda klasik müziğin grindcore'u tabiri ile niteleyebileceğimiz bir özelliğe borçlu. Genelde kısa ve teknik parçalardan oluşması bu sebep. Yaldızı kazırsanız temelde melodileri ve duyguyu da seçebilirsiniz. Ama tırnaklarınız uzun olmalı. Yani demeye çalıştığım şey, benim gibi ortalama bir insanın anlayıp zevk alacağı anlar albümün 46 dakikalık süresinin yarısını bile oluşturmuyor. Ha, ustalığı dehayı görüyor değil miyim, takdir etmiyor muyum, o ayrı mevzu.Arada bir taşkın ve de aşkın pozitivite yüklü elektron gibi hissetmiyor muyum, evet bu da doğru. Öyleyse..

7,0+/10

12 Ekim 2010 Salı

J.S. Bach - The Flute Sonatas (Stephen Preston, Trevor Pinnock, Jordi Savall 1997)


Bach'ı seviyorum, flüt, pianonun ve orgun atası harpsichord ve kemanın atası bir çalgı eşliğinde barok nağmeler Tay masajı etkisinde bizi yumuşacık hamura çeviriyor. Evet 1 buçuk saate yakın süresi bir noktadan sonra bayıyor. Ama açılış sonatası, no 1030'u dinleyebilmek bile her şeye değer.

8,25/10

12 Mayıs 2010 Çarşamba

J.S. Bach - The Art of the Fugue (Glenn Gould 1962)

1700'lerde yaşamış olan ünlü klasik bestecilerden Yohan Sebastian Bahkh döneminde keşfedilen piyanoya itibar etmeyip onun atası sayılabilecek harpsichord ve orglara yönelik bestelerle daha çok haşır neşir olmuş. İşin güzel bir tarafı da bu besteler günümüzde piyanoyla çalmaya da oldukça uygunlar. Ama konumuz bu değil. Bestecinin teknik olarak içine girmesi zor çalışması olan Fugue Sanatını (sormayın fugue ne demek, wikipedia'dan aktarıyorum anlarsanız artık: Çoksesli müzikte , bir beste türüdür. Konu adı verilen, özelliği olan üretici bir temanın birbirinin benzerleri biçiminde yinelenmesinden oluşur. Kontrpuan müziğin en önemli ve en zor türüdür. Fügler 2, 3, 4 ve hatta 6 sesli olabilir.) ünlü Bach yorumcusu egzantrik kişioğlu Gould'dan dinliyoruz. Kayıt orgla çalınıyor, hakikaten tanımlandığı gibi çok sesli iki ayrı el birbiriyle derin sohbete girmiş iki ses dizimi yaratıyor. Derin demişken evet,teknik ve sofistik ama kesinlikle sıkıcı zannetmeyin. Tam tersine 18.yüzyılın parti müziği bu olmalı. Beyaz perukalar kafalarında yüzleri pudralı tayt veya uzun çorap giymiş adamlarla dev bir çadırı elbise diye kıçlarına geçirmiş pek bir leydiler kıkırdayarak eğleşirler, bir temaşa bir şamata sormayın.
Son yarısında ise Gould amcamız orgu bırakıyor piyanoya sarıyor. Keşke orgta çalmaya devam etseymiş dememek elde değil, avuçta. Ben memnun kaldım uzun lafın özeti, bizim gibi basit zekalı insanların tam anlamıyla , ne kadar dinlerse dinlesin, çözemeyeceği ululukta, buna rağmen ilk dinleyişte bile neşeli haliyle kulağı bu musikiye alışık olmayan herkişiyi sarmalayacak samimiyette.

8,0/10