Kim kimi etkiledi bilemiyorum ama Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi'de olduğu gibi bu romana damgasını vuran şey; bir tankta genetiği ile oynayarak yaratılan ve köle olarak yetiştirilen, ismin çağrıştırdığının tersine biyolojik bir varlık olan androidler oluyor. Belli dönem bilim kurgusunu neden sevdiğimi ve hatta hatta klasik diye empoze edilen pek çok romandan daha değerli bulduğumu anlatmıştım. Sadece kurgu değil tema olarak da evrensel sorunları konu etmeleri iyi bir okuma sunuyor. Robert Silverberg de belki de değeri az bilinen bir yazar olarak, evet kabul etmek gerekirse işlene işlene eskimiş de olsa insan nedir sorusunu derinleştirmekte bu eserinde. Hünerini kurgu ve tema arasında sıkıcılığa düşmeden konuşturuyor burada. Zeka seviyelerine göre üç cins yaratılan androidler kendi sosyal dokularını geliştiriyor ve yaratıcıları olan işadamı etrafında gizli bir din kuruyorlar. Bu işadamı ise insan hırsının temsili olarak uzaylılarla muhtemel ilk kontağı kurabilmek için devasa uzunlukta bir cam kuleyi inşa ettirmeye obsesif bir şekilde takılmış durumda. İnsanların arasında yabancılaşmış, kasten belirlenmiş ayrıksı renkleriyle neredeyse uzaylı kalan androidlerin hassasiyetini nasıl karşılayacak? Androidler siyaset aracılığıyla mı yoksa dinsel normda bir kurtarıcının dokunuşuyla mı insanlarla aynı haklara sahip olabilir? Bence okuyun.
8,5
ROBERT SILVERBERG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ROBERT SILVERBERG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Aralık 2017 Pazar
14 Şubat 2016 Pazar
Robert Silverberg - İçeriden Ölmek
Bir bilim kurgu yazarının kaleminden tür ötesi bir mecraya kayan müthiş bir modern kurgu. Geniş kitlelere ve entelijansiyaya ulaşamadan kaybolan bir eser. Bilim kurguyla olan bağı sadece romanın kahramanı Selig'in yavaş yavaş gücünü kaybettiği zihin okuma becerisi üzerinden oluyor. Bir yandan röntgencilik olarak değerlendirdiği diğer yandan bağımlısı olduğu bu gizli yeteneği hayatı boyunca onu suçluluk duygusuna boğmuş. Maddi manevi çıkarları için kullanmanın sıkıcılığını kabul etse de bu gücün zayıflaması karşısında bir dehşet duyuyor ve sosyal ilişkilerini diğer "normal" insanlar gibi kurmaya çalışırken güçlükler yaşıyor. Jest ve mimiklerden tahminlerde bulunmak, Edip Cansever'in normallik belirtisi olarak addeddiği şaşırmak gibi yeni deneyimlerin yaşanması kaçınılmaz. Düzenli bir ilişkiye sahip olamamış, zeki olmasına rağmen üniversite öğrencilerine dönem ödevi hazırlayarak geçimini sağlayan, kısacası dibe vurmuş bir karakter olarak Selig'in çocukluktan gücünü kaybettiği son günlere kadar yaşadıklarına, geri dönüşlerle tanık oluyoruz. Dil ironi gibi kara mizah öğeleriyle zenginleşmiş durumda. Roman bazı bölümlerinde Selig'in yazdığı misal Kafka üzerine ödevini içererek ya da sıkça karşımıza çıkan alıntılarıyla yazarın belli bir türe hapis kalmayarak edebiyatta da iddiasını gösterme amacında. Bunu da başarıyor doğrusu. Dolayısıyla bu tuhaf adamın beyninden geçenleri okumak ister istemez o kadar da sürükleyici olmuyor. Sindire sindire okumak bir seçenekten fazlasına dönüşüyor. Nihayetinde cebimden üzerinde dokuz yazan bir kart çıkıyor. Ben de beklemiyordum.
İnsanlık için umut olmadığını o zaman anladım; en iyilerimiz bile aşk adına, barış adına, eşitlik adına mücadele ederken zıvanadan çıkma kapasitesine sahipti.
İnsanlık için umut olmadığını o zaman anladım; en iyilerimiz bile aşk adına, barış adına, eşitlik adına mücadele ederken zıvanadan çıkma kapasitesine sahipti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

