ABBADO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABBADO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2024 Salı

Rossini - Il barbiere di Siviglia (Abbado, 1998)

 

Sevil Berberi opera tarihinin önemli eserlerinden biri ve Abbado yönetimindeki Londra Senfoni Orkestrası tarafından kaydedilen bu kayıt bunu operaya yabancı kalanlara bile anlatabilecek düzeyde. Komedi unsuru sadece konusunda değil melodilerde, söyleyiş tarzında ve mimiklerde. Mimikleri, oyunculuğu mu nerede izledim. Tam da bu kaydın bir videosu youtube'da yer alıyor. Her zaman dediğim gibi görüntüsüz bir operayı idrak etmenin mümkanatı pek olmamakta. Melodik konuşmalar, karakterler içiçe geçiyor. Manayı ara ki bulasın. Bu video ise tiyatronun  üç mekana yayılması, karakterlerin etrafında dönen kamera ve yakın çekimler gibi unsurlarla oldukça güzel bir dinamizm sergilemekte. Hatasız  müzikle uyumlu komedi oyunculuğu neredeyse kusursuz ve vokallerin gperformansı da yerli yerinde. Makyajlar ve karakter kompozisyonu da hikayeye hizmet ediyor. Bazı dizelerin kişner gibi hecelerin tekrarıyla hihihi hohoho gibi söylenmesi, vardır bu tekniğin de bir adı, bile bi komiklik katmakta. Konusu ise şöyle ki: bir kadın var,  müzik eğitimi alıyor ve vasisi yaşlıca bir avukatın evinde kalıyor. Avukat onunla evlenecek, evlilik sözleşmesini elinde gezdiriyor. Ama bilmemnerenin kontu kadını balkonda görür ve aşık olur. Arkadaşı berber Figaro (Karagöz gibi kültürel bir karakter)'dan tabi parası karşılıyla yardım alıp eve değişiklik kılıklarda sızmaya çalışır. Aşkı karşılık buldukça avukatı hem rezil hem maskara yaparak alt etmeye çalışırlar. Bu esnada kendi kimliğini de gizler ki hanfendi kendisini parası pulu için sevmesin. Müzikal olarak biliyorsunuz operalarda genelde ana tema ve çeşitlemeleri kulağı fethetse de zamanın çoğu genelde melodik konuşmalarla harcanır, konusu drama ise bir kaç arya zenginleştirir. Burada başlangıç senfonisi biraz benze zayıf kalsa da hoş melodilere daha sık rastlıyoruz. Ama kayıt 2 saat, belki daha da uzun. Keyifli melodilere Figaro'nun şarkısı Largo el factotum, tekerleme gibi hıphızlı söylenince saçmalamaya dönüşen a un dottor.., ikinci cd'nin başlangıcı Fez, mutlaka klibiyle izlemeniz gereken Ma Signor, diğer bir matrak parça Act 2, boona seeera boona seera Don Basilio gibi bölümlerde tanık oluyoruz. Uzaması biraz can sıksa da video kaydıyla anlamlanan ve hayatta bir kez de olsa izlenmesi gereken ve izlenecekse de Abbado'nun bu versiyonu tercih edilmesi gereken tarihi bir deneyim.

8,0/10

8 Kasım 2023 Çarşamba

Felix Mendelssohn - Ouvertüren (1988)

Klasik müzikte uvertür parçalar bale, müzikal , opera gibi uzun programların girizgahı niteliğinde olan, o müzikalin genel temasını da tekrar eden hareketli canlı popüler ve doğallıkla kolay dinlenir performanslar olarak bilinir. Mendelssohn ise romantik dönemin önemli bir bestecisi. Romantizmin beni de bazen sıkan hülyalı terennümlere ya da pek hoş gelemediğim sessiz sakin bir flüt mırıltısından ormanların gümbürtüsüne bağlandığı çılgın dinamik yayılımlar gibi karakteristik özelliklere bu kayıtta da rastlamak mümkün. Etkileyici bir açılışla bazı melodilere kulaktan aşinalığı kısım kısım yakalıyoruz. Ama bazı parçalar ise türün müdavimleri için bile ender bulabilecekleri kayıtlarmış. Trompet overtürü bu minvalde dinleyiciyi şaşırtan bir aksiyon gösterebiliyor. Nihayetinde albüm tatlı ve hoş ama zararsız bir sada olmanın ötesine geçmiyor. Belki emsallerinden biraz daha olumlu pozitif ve renkli olmasıyla ayrılıyor besteler. Yine de romantizme dair kanılarımı değiştiremiyor hülasasıyla. Ünlü şeflerden Claudio Abbado'ya Londra Senfoni Orkestrası eşlik ediyor ki klasik arenada ilk beş kurumdan biridir herhalde. 


 7,50/10

26 Nisan 2018 Perşembe

Luigi Nono/Mahler - Il canto sospeso / Kindertotenlieder (1993)

Luigi Nono tarafından bestelenen il canto sospeso yazıldığı 50'li yıllar düşünüldüğünde modern bir çalışma oluyor. Amerika'da Sovyetler casusluğuyla suçlanarak idam edilen bir çiftin ardından yazılan bir şiirden esinlenilmiş. Buna rağmen Nazilere direnenleri konu almaktaymış. Aradaki ilişkiyi çok anlamamakla beraber her halükarda politik yanı belli oluyor. Bir de mektuplardan söz ediliyor ki 12 bölümün bir kısmını da oluşturan Almanca anlatılara konu teşkil ediyor zannediyorum. Sound oldukça modern, Alban Berg, Arnold Schoenberg, Anton Webern gibi bestecilerin öne çıktığı serializm akımıyla ilişkilendiriliyor. Matematiğe de dayanan atonalliği bir ölçüde düzen altına almaya çalışan diziselcilik diye çevriliyor lügatimize. Kulağa gelen şey ise gerim gerim gerilim, bir titreme hali, ürkünçlük, midede boşluk. Yine de kaotizmin pençesine düşmemeyi başarıyor, biraz da anlatı kısımlar sayesinde.  Almanca ve koro atmosferi yoğunlaştırmakta başarılı. Ancak hangi insanoğlu ve insankızı dur bir keyifle bir müzik dinleyeyim diye bunu açar, bilemedim. Direnmek umuttur gibi bir mesajı varsa da benim reseptörler kapandı. Gelelim Mahler'in Kindertorenlieder'e, yani çocukların ölüm şarkılarına. Ölen çocuklarına ithafen Friedrich Rückert'in yazdığı şiirlerden beşini bestelemiş Mahler. Soprano daha doğrusu mezzo soprano Marjana Lipovsek, sakin bir havada ama acıyı tutkuyu iletir şekilde şarkıları seslendirmekte. Yükselip alçalan alttan bir dalga da yok değil. Atmosferi kapalı hale koymak için enstrümanlar kısıtlı tutulmuş, neşe ile coşku ile özdeşleşen ziller, davullar, trompetler ya yok ya minimal ölçüde. Son şarkı da Kindertotenlieder çatısında olmamakla birlikte aynı şairin aynı bestekar tarafından bestelenmiş aynı mezzo soprano tarafından seslendirilen bir çalışması olarak kayıtta yer almakta. İşin doğrusu youtube'da daha dokunaklı versiyonlarına rastlamıştım bu şarkıların. Bu yorumlar bana bir miktar kasıntılı, kitabi geldi. Son olarak Claudio Abbado yönetiminde Berlin Filarmoni orkestrası tarafından bu albümün kaydedildiğini ekleyelim.

7,25-/10

25 Ocak 2018 Perşembe

Brahms - Symphonie No. 3; Tragische Ouvertüre; Schicksalslied (1990)

Abbado şefliğinde ünlü Berlin Filarmoni Orkestrası tarafından kaydedilen bu çalışma 3 eser içeriyor. İlki Trajik Uvertür. İnternette kolayca bulunacağı gibi tekrar etmek gerekirse aynı yıl yazdığı neşeli Akademik Festival Uvertür'üne zıt olsun diye ağlatan modda yazmıştır bu besteyi. Yaylılarla dramatik hissiyatı geçirse de, efendime söyleyeyim çalkantılı bir ruh hali sergilese de, o kadar da ağlatan, sızlatan, depresif bir çalışma olduğunu söylemek güç. Belki döneminde öyleydi. Hatta ortalarda bir durulsa da parça bitime doğru bir şeyler oluyor, yaylılar kılınca, üflemeliler gürze dönüşüyor. Bu haliyle dinleyiciye istediği karmaşayı yansıtmış görünüyor. İkinci parça ise bir koro tarafından seslendirilen Kader Şarkısı. Brahms'ın en başarılı koro bestesi olarak belirtilen bu çalışma romantizmin baskın özelliklerini göstermekte. Ağır uykulu bir tempo izleyen parça Hölderlin'in şiirinden bestelenmiş. Adagio formunda açıldığı için başlangıcın böyle olması doğal. İkinci kısmında kesik kesik yaylıların müdahalesi vokallerle birlikte huzursuzluğu artırıyor. Bitişi de başladığı gibi oluyor. 3 nolu senfoni özellikle hüzünlü 3. bölümü Poco Allegretto ile tanınıyor biliniyor olsa gerek. Renkli, hareketli ve dolu bir girizgaha sahip, beste. İlk bölümde kıvrak yaylılar özellikle hoş. Andante formundaki ikinci bölümde melodinin kendini tekrarı çok açık. Usturuplu düzenli bir seyir izliyor. Kapanış net ve temiz bir şekilde akılda kalıcı melodiler sunmakta.

7,50/10

27 Temmuz 2014 Pazar

George Bizet - Carmen (London Symphony Orchestra; The Ambrosian Singers;Claudio Abbado, 1978)

Operaya bir türlü ısınamadım. Beni de kendisini beğendirdiğine göre Carmen'in en çok sahnelenen opera olma payesini nasıl alabildiği gayet netlik kazanıyor. Minimum yüzelli yıl öncesi İspanyasındaki çingene kızı Carmen ile bir askerin umutsuz aşkını işleyen opera daha ortaookul sıralarında okuduğum okumakla kalmadığım sınıf önünde anlattığım aynı adlı romandan uyarlama. Belki de roman oyundan uyarlamadır bilemeyeceğim. Defalarca duyduğumuz, tabi bilinçsiz bir kulak çarpması şeklinde, ritimler ve ezgiler sayesinde özellikle ilk CD, evet iki CD'den oluşuyor yapıt, çok rahat dinleniyor. Koronun katkısı çok açık. Melodilerin niceliği sayesinde hatta operet dedikleri bu mu acep bile dedim. Layt opera yani. İspanyol müziği etkisi elbette yer almakla birlikte beklediğim kadar baskın değil. Spesifik olarak Abbado ve Londra Senfoni Orkestrasının bu çalışması diğer Carmen kayıtları arasında ne yana düşer, bunu da bilmiyorum. Sadece opera dinlemek için başlangıç bir eser olarak gayet görevini yerine getiriyor. Bir de görselliğin üzerine eklendiğini düşününce, acaba DVD Klasikler dergisinde bulunabilir mi,araştırmak lassım, alınacak keyif bir kaç kat artabilir.

8,25+/10

19 Haziran 2014 Perşembe

Johannes Brahms - Symphony No. 1; Gesang der Parzen (1991, Berliner Philharmoniker/Claudio Abbado)

İlk ve dördüncü yani son bölümüyle daha ilk dinleyişte Beethoven'ın senfonilerine benzettiğim ve havalara girdiğim anda Brahms'ın kendisine yönelik bu eleştiriye verdiği cevabı okuma fırsatı yakaladım. Usta diyor ki: bir dötlek ( ass yani) bile bu benzerliği görebilir. Diğer bir deyişle tamamlanması tam tamına 21 sene süren bu senfoni aslında Beethoven'un onuruna bestelenmiş bir saygı çalışması. Şimdi ben ne oldum: Ass'in diğer tercümesini almayı tercih ederim: eşek. Ya da İlber hocanın deyişiyle bir cahil diyelim, evet evet bu daha medeni oldu sanırsam. Bir dönem ünlü Berlin Filarmoni Orkestrası ile çalışma imkanı bulan şef Abbado'nun bu kaydının ise görebildiğim kadarıyla sevenleri kadar sevmeyenleri de var. İçerdiği dinamizm, sessizlik ve yoğunluk arasındaki kontrastlar bence iyi aktarılmış. Özellikle bir kaç dinlemeden sonra yaylı çalgılara bel bağlayan kreşendo anları dinleyenin dikkatini çekmekle kalmıyor, tüm senfoninin dinlenirliğini arttırıyor. Ki defaaten söylemiştim, klasik müzik içinde alt-tür olarak senfonileri dinlemek için bu doğal karakteristiğinden dolayı pek de can atmam. Enstrümanlar kayıt anlamında biraz cilalanıp göze batırılırsa zararı olur muydu, sanmam. Senfoninin orta kısmını oluşturan nispeten kısa parçalar ise bir bakıma daha sakin ve tatlı esintiler taşıyor, bir noktada keman alıp salon danslarına eşlik edercesine alıp başını gidiyor. Albümü  ise senfoninin sound olarak değil de dramatik ruhunu bir ölçüde paylaşmasıyla oldukça farklı yerde duran ve koroya dayanmasıyla dini duyguları hatırlatan, cidden bir requiem'in parçası mı değil mi bilmiyorum artık, 12 dakikalık süresiyle Gesang der Parzen bitiriveriyor. Senfoninin genel modunu ılıman, canlı, dramatik özellikleri yansıtmakla beraber negatifliğe teslim olmamış gibi eveleme gevelemelerle tarif edebilirim. Göreme'den yazılan bir entry bu kadar oluyor, cidden güzel gidilesi bir yermiş. Neden bu kadar bekledim bilmiyorum. Ama aklıma takılan bir şey oldu: Bazı peribacalarında pencere var ve öyle görülüyor ki basit bir niş veya oyuk değil, bariz arkadaki bir odanın parçası. Gel ve de gör ki kapı yok, erozyon, deprem bunu açıklamaz arkadaş, bir şeyler dönüyor burada, demedi demeyin.

7,0/10

16 Şubat 2012 Perşembe

Sergei Prokofiev - Peter and the Wolf; Classical Symphony; Overture on Hebrew Themes; March (The Chamber Orchestra of Europe/Claudio Abbado; Sting) 1990


 Peter ve Kurt geçen yüzyılın başlarında ün yapmış (modern çağlarda klasik müzik yok diye yanlış kanılarla beslenmemizin en büyük sebebi safiyane cahilliğimiz) Rus besteci Prokofiev'in müzikal bir hikaye etrafında kurgulanmış eseri isminde de emare taşıdığı gibi daha çok çocuklara sesleniyor. 20-25 dakikaya bile varmayan süresinin büyük çoğunluğu da anlatıya dayanır. Bu nedenle anlatıcının da hüneri becerisi ağırlığını koyuyor performansa. Popüler müzik piyasasından gayet iyi tanıdığımız Sting'in ismi anlatıcı olarak yer alıyor dersem, bu mühim rolün gayet emin ellere emanet edildiğini de anlamış oluruz. Bu eserin en önemli özelliği konuşma faslının hayal gücünü güçlendiren bir müzikal kısım tarafından takip edilmesi. Zira Sting amcanın da başta dediği gibi her enstrüman hikayedeki bir karakteri temsil diyor. Kuş flüt tarafından, ördek oboa tarafından, kedi klarnet tarafından, büyükbaba basoon tarafından ki fagot dedikleri üflemeli bir çalgıymış, kurt horn (bunu da korno diye çevirmiş atalarımız) tarafından ve kahramanımız Peter ise yaylı çalgılar tarafından temsil ediliyor. Tam 6 kez tarafından. Sonuç olarak kulakların bu enstrümanlara aşinaklık kazanması konusundaki bu girizgah büyük faide sağlıyor. Gelgelelim konuya, Peter'ın canı sıkılır, çiftliğin kapısından çıkıp meraya çayıra doğru salınır. Bir ağaçta kuş arkadaşıyla merhabalaşır. Çiftlikten de açık kapı vasıtasıynan bir ördek yakındaki göle atar kendini. Kuş yanına konar, uçamıyorsan ne biçim bi kuşsun diye sataşır, ördek de, yüzemiyorsan sen ne haltsın kardeşşş der, böyle tartışır dururlar. Gizli gizli onlara yaklaşan kedinin pençeleri Peter'ın uyarısıyla bak boş kalır. Kuş dala konar, ördek de gölün ortasına açılır. Büyükbaba çıkar ortaya. Peter yavrucağım burası ormana yakın, hemi de tehlikeli bir yer, bak kurt çıkarsa ne yapan sonra? diye nasihatlarda bulunur Peter'a. Çeker kulağından çiftliğe götürür, kapıya da sürgülü kiliti takar. Hakketten de kurt çıkagelir ormandan. Kurt panikleşip gölden çıkan ördeği bir hammada yutuverir. Neyse uzatmayalım, Peter ile kuş bir katakulli çevirir, ip dolar kurdu bağlar.Ormandan çıkagelen avcılar kurdu görünce çakarçakmazlarına sarılır. Peter der, yapmayın ağbiler ablalar!Yakaladık yafu! Sonra avcılar ve Peter başta, kurdu bağlayıp zafer yürüyüşüne çıkarlar. İşin garibi kurdun çiğnemeden yutması sonucu hala karnından ördek vaklamasını duyarız. Evet, bir çocuğa ne gibi bir şey öğretmiştir bu hikaye, tartışılır. Sonuçta adamın biri sanat adına yazmış çevirmiş oynamış. Bence fena değil. Sık sık dinlemelik değil elbette. Lakin güzel güzel.
March , bildiğimiz keskin ve lineer askeri adımları takip eden ritimlerden ziyade gayet yuvarlak bir hatta sahip melodi üzerine inşa edilmiş. Bu yüzden de 2,5 dakikaya sığan kısa süresine panayır eğlencesini hatırlatan bir şamata sığdırarak dinleyeni bu kadarcık mıydı nidalarına sürükleyebiliyor. 
Overture on Hebrew Themes şaşırtmayarak İbrani müziğinden taşıdığı ezgileri sergiliyor. O da şık o da renkli yani. En sonda yer alan Classical Symphony'i ise ne yalan söyleyeyim şu basit aklımla pek idrak edemedim.

8,0-/10