Felsefe bilim, sanat, politika ve aşk koşullarında üretilen farklı hakikatları kapıp yakalar, bunları bir-arada-mümkün kılar. Hakikatler bilgide bir delik açtıkça var olacaktır. Varlık Bir değildir, "saf ve tutarsız çokluk" olarak varlık, kendisini ancak bir-olarak-sayma işlemi ile çokluk olarak gösterebilir. Dolayısıyla "durum" denen şey, saf ve tutarsız çokluğun, bir-olarak-sayma işlemi ile tutarlı hale gelişidir. Saf ve tutarsız çokluk ancak bir "sunum" içinde tutarlı çokluk olarak görülebilir ki bu sunulmuş çokluk bir durum oluşturur. Çokluk, ancak bir-olarak-sayma işlemiyle, birlik kazandırılarak düşünülebilir hale gelmektedir. Ancak bu sayma işleminden kaçan bir "boşluk" mevcuttur. Her durumun içinde bir boşluk vardır. Boşluk, sunumun sunulamayanı olarak, durum içinde kavranıp tanımlanamaz özellik gösteren bir saf ve tutarsız çokluk parçasıdır. Bu boşluk üst yapı tarafından istikrara kavuşturulmak istenir. İkinci bir sayma işlemine ki "temsil" diye adlandırılır ve Devlet'tir , tabi tutulsa da yine kaçan bir boşluk olacaktır. Doğal durumda yalnızca olgusal gerçek söz konusu olsa da sunulan ama temsil edilemeyen tekillikler olay felsefesinin temelini oluşturur. Özne olmanın koşulu bir kararverilemezin bulunmasıdır ve özne bunun içinde risk üstlenip karar vermekle, akıp giden olayı adlandırarak sabitlemekte, sonsuz olmayı, ölümsüz olmayı mümkün kılabilecektir. Özne ancak tekil çokluk karşısında öznellik kazanacaktır. Özne ancak bir olay sonrasında ortaya çıkabilir. Bir hakikat , bir durum içinde cereyan eden ama ona ait olmayan bir olayın sonuçlarına gösterdikleri sadakati dirençle koruyan özneler sayesinde varlık kazanır. Tarih boyunca sınırlı sayıda olay olmuştur: Paris komünü, (Çin) kültür devrimi, Arap baharı gibi.
RANCIERE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RANCIERE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Mayıs 2026 Cumartesi
Günümüzde Yeni Siyasal Yaklaşımlar III: Kadın ve Siyaset - Kültür - Toplum - Eylem (ed. Hilal Onur İnce)
Hilal Onur İnce editörlüğündeki serinin üçüncü cildi yayınlanalı 11 sene olmuş. Bu ciltte 4 ana başlık altında Sunuş yazısı haricinde 12 makale yer alıyor. Emma Goldman'ın benimsediği anarşizm ile paralel doğrultuda farklı sorunlara karşılık görüşleri, Beauvoir ile Irigaray'ın özgürlük ekseninde feminizme yaklaşım farklılıkları, Julia Kristeva'nın Lacan'dan hareketle geliştirdiği cinsiyetin psikanalitik analizi ve feministler arasında beyaz egemenliğin ve ırkçılık karşıtlarında da kadın düşmanlığının izini süren bell hooks (ilk harflerin küçük yazılması düşünürün kendi isteği) kadın ve siyaset başlığı altında açımlanan makale konuları. Kültür başlığı ile ilgili konular ise biraz esnetilmiş. Devrimci tiyatronun öncüsü Bertolt Brecht'in Gramsci ile örtüşür şekilde ürettiği teori bir yana, cinsellikle bağdaştırdığı psikanalize dayalı fikirleriyle faşizmin kitlelerce benimsenmesine cevap arayan Wilhelm Reich (faşizm, dünyanın bütün uluslarında, insan toplumunun bütün örgütlerinde ortaya çıkabilecek evrensel bir hastalık potansiyelidir, insan kitlesi köleliğe yatkın, özgürlüğe karşıt, gizemcidir ve karşı karşıya kaldığı bir takım gelişmelere istinaden verdiği bilinçdışı tepkileri faşizme yol açar. Küçük adamın korkak, hain ve zalim, gerçek görev duygusundan, insan olmak ve insanlığı korumak sorumluluklarını duyma yetisinden yoksun olarak tanımlanmasına neden olan en önemli unsur, cinsel arzuların bastırılması sonucu ortaya çıkan ruh halidir), popüler kültürün de bir mücadele alanı olduğunu ortaya koyan Stuart Hall, çok kültürcü kimlik tabanlı siyaseti liberal teorisinin omurgasına oturtan ama kadın haklarında örneğin kötü sicili olan şeriatçıların batılı ülkelerde tanınma mücadelesi hakkında pek de ikna edici savunma yapamayan Charles Taylor diğer bir yanda. Eylem başlığında ise ayrıntılı bir Zizek okuması (Foucaultcu tavırla yasaklayıcı-baskıcı iktidar yerini, iktidarın kendi yarattığı Lacancı "fantezi"ler ile sürekli güdülenen ve serbestliğe vurgu yapan bir iktidar işeyişine bırakmıştır, ancak bu durum aynı zamanda kontrol mekanizmalarının görünümünü gizlediği için de hiç olmadığı kadar yoğun hegemonik bir sürece denk gelmektedir. Dört ana antagonizma: çevresel facialar kaynaklı tehditler, özel mülkiyetin sözde entelektüel mülkiyet için uygunsuzluğu, yeni tekno bilimsel gelişmelerin sosyo-etik sonuçları, ayrımcılığın yeni biçimleri, yeni duvarlar ve dışlanmışlar. İlk üçü Hardt ve Negri'nin ortaklıkların özü ama sonuncu seçenek, dışlanmışlar en önemli olan), Ranciere'e eleştirel bir analiz (Marksizmin de devam ettirdiği Platon'un eşitsizlik karşıtı düzlemine karşı radikal demokrasi), analizinde Arap baharı odağına alarak sıradanın sessiz tecavüzü, pasif ağlar, sokak siyaseti, hareket olmayan hareket, refolution gibi kavramları üreten Asef Bayat yer alıyor. Sahne ışıkları ise varlık felsefesi alanındaki ana eserleri (Varlık ve Olay serileri) dahi henüz Türkçe'ye kazandırılamamış olan Alain Badiou üzerine yazılı makale üzerinde parlıyor. Zor olsa da metodolojisi sayesinde kolaylaşan bir okuma sunuluyor.
Etiketler:
ASEF BAYAT,
BADIOU,
bELL hOOKS,
BRECHT,
CHARLES TAYLOR,
EMMA GOLDMAN,
FELSEFE,
IRIGARAY,
KRISTEVA,
RANCIERE,
SIMONE DE BEAUVOIR,
SOL,
STUART HALL,
WILHELM REICH,
ZIZEK
29 Aralık 2022 Perşembe
Metis Defterleri - Demokrasi Ne Alemde?
Otoriter partilerin kendini demokrat ilan ettiği, faşist geçmişe sahip partilerin rakiplerini faşistlikle suçladığı içinde yaşamadığımız farazi bir ülkede bu kavramların içeriğinin nasıl boşaltıldığını biliyoruz. Çoğunluğun da ya umurunda olmadığı ya da bu 1984 beyin yıkama kampanyasının destekçisi olduğu bu ortamda demokrasi gibi evrensel kavramlar için mücadele etmenin ne manası var ki? Zaten bir kere 80'lere dönersek muhafazakar Reagen ABD'yi SSCB'ye karşı demokrasinin lideri ilan etmemiş miydi? Netflix'de izlediğim 2. Dünya Savaşı belgeselinde de ABD müttefiki SSCB ile birlikte özgür dünya savaşımının öncülüğünü yürüttüğünün propagandasını yapıyordu. Bu derlemede yer alan makalelerden birinde de 1850'lerde dahi devrimci liderlerden Blanqui'nin demokrasi kavramının ne kadar elastikleştiğinden yakındığını öğreniyoruz. Zira imparatorluk yanlıları ve monarşistler bile demokrasi terimini benimsemişler. Komik olan otoriter demokratlar bile eksik olmamış zamanın Fransa'sında. Bu noktada "demokrasi ta doğduğu günden beri temsizdi" denilebilir. Soru şu demokrasinin hala bir anlamı var mı?
24 Ekim 2021 Pazar
Metis Defterleri : Farklı Dünyaları Düşünmek
2006 ve 2007 yıllarında iki oturumlu Moskova Sanat Bienalinde sunulan bildirileri içeren bu derleme özellikle sanat ekseninde estetik teorisi dahilinde post-modern yorumlara çubuğu bükmekle beraber katı Marksist bir bildirime dahi yer vermekte. Sunum yapan isimlerin çoğu da Rus kökenli olduğundan uluslararası tanınırlıkları düşük. Bugünün küresel şehirlerinin enformel bir siyasal eylem için elverişli yeni melez zeminlerin ortaya çıktığı ve iktidar ile iktidarsızlığın paylaşımın sanıldığından daha belirsiz olduğu teziyle Saskia Sassen yazarlar arasında dikkat çekmekte. Sanatın kurucu bir rol oynayıp oynayamacağını tartışan Ranciere sürükleyici yazımıyla neden isminin son dönem felsefe sahnesinde öne çıktığını tanıtlıyor "her protesto bir icra, her icra bir gösteri, her gösteri dew bir metadır" "bu düzenekler [sanatsal pratikler] metanın iktidarını, gösterinin hükümdarlığını yada iktidarın pornografisini sözümona keşfetmemizi sağlayan bir retorikle galeri ve müzelerimizin birçoğunu işgal etmeyi sürdürmektedir" "imparatorluk fikrinden, küresel canavar ya da küresel makine fikrinden vazgeçmek zorundayız. Bu fikirle ilişkilendirilen zorunluluk fikri de tahakküm mantığının bir parçasıdır. Bugün bizi yöneten oligarşiler kendilerini meşrulaştırmak için Marksist tarihsel zorunluluk anlayışını benimsemişler." Chantal Mouffe, Giorgio Agamben de sunumlarıyla derlemede yer bulan öne gelen isimlerinden diğer ikisi.
Avrupa kültürü gücünü tam da sürekli kendi ötekisini üretmesinden alır. Sadece ve sadece Avrupa kültürüne has bir şey varsa, o da onun sadece kendini değil, kendi olası alternatiflerinin tümünü üretme ve yeniden üretme hususundaki mahut yeteneğidir. Bu nedenle, kişinin Avrupa kültürel alanında kendi yabancılığını tesis etmesi, çoğu zaman, kendilerini yabancı olarak konumlandırmak isteyenlerin böyle bir benlik tasarlarken en nihayetinde Avrupa kültürünün tam bu amaçla önceden sunduğu yabancılık göstergesini işler kılması anlamına gelir. Gerek Avrupalılara gerek yabancılara , Avrupa'da kültürel düzeyde bir şey başarmak istiyorlarsa, kendilerini birer yabancı gibi sunmak zorunda olduklarını gösteren, enşinde sonunda Avrupa kültürünün kendisidir.
Etiketler:
FELSEFE,
GIORGIO AGAMBEN,
MOUFFE,
RANCIERE,
SOL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
