PORTISHEAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PORTISHEAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2014 Pazar

iTAL tEK - cYCLiCAL (2008) & Portishead - Savages (20 Ağustos 2014 Küçükçiftlik konseri)

Grubun bu albümü dubstep türüne dahil edilmekle birlikte bestelerin zor dinlenirliği dikkate alındığında gayet de zeki insanlara hitap eden, ben bu sınıflandırmanın dışındayım, IDM tarzıyla da ilişkisi olduğu düşünülebilir. Soğuk ve biraz endüstriyel bir hava hakim albüme. Söz möz yok. Dinledikçe, defalarca dinlemeye fırsatınız ve vaktiniz varsa, parçaların içine girebiliyorsunuz. Albüme getiren en sık eleştiri parçaların benzerliği sorunu da bir nebze böylece ortadan kalkmış oluyor.  Bu haliyle açılış parçası Bloodline, Tokyo Freeze ya da Red Sky gibi biraz daha ritmin atmosfer ile harmanlandığı parçalar öne çıkabiliyor. White Mark da hakeza öyle. Seversiniz sevmezsiniz ayrı ama çalışmanın derinliği yadsınamaz bir gerçek. Hadi hadi itiraf edeyim ilk başlarda hayli gerse de şimdi dinlerken bak nasıl da keyif alıyorum.
Geçelim diğer konuya, Savages gevşek yapıdaki şarkılarına hakimiyeti ile sahneyi dolduran bir grup olarak gayet taş gibiydi. Bense iş çıkışı kenara attığım çantamın üzerine oturarak dinlenmeyi tercih ettim. Böylece mp3 çalarımı dötümle kırmış oldum. Diğer kırdığım şey ise her gün erozyonla gün gittikçe eriyen dişimin bir parçası. Kanal tedavisi ve üzerine üç dolgunun adam edemediği dişimin akıbetini uzun süredir koyvermiştim zaten. Tabi bunun konumuzla bir ilgisi yok. Gelgelgelelim Portishead'e. Muhteşemdi felan, kelimelerden tasarruf edeyim. Machine Gun görseli, filan. Zaman seller sular gibi geçti. Yine de ben Wandering Stars gibi daha sade ve orkestral bir soundu tercih ederdim. Son albümündeki endüstriyel havaya yakın bir yorum hakimdi şarkılara. Gencinden ak sakallı amcalara geniş bir varyansta dinleyici kitlesi vardı. Heyecanını saklayamayan en bir fandan, kafam kadar tabletle konserin tümünü çekmeye çalışan şaşkınlara, gördüğü kızlara en bir bayat diyalogla yürüyen turist gencinden arkadaş muhabbetinde kaybolan yazlıkçı amcalara garipti yani. İyi ve kötünün ötesinde kalabalık ve garipti.

7,25/10

9 Nisan 2009 Perşembe

RETRO :Portishead - Roseland NYC Live (1998)

geceler
ıssız yıldızlara gebe
korkularımın
her biri
sessiz suların üzerinde
tekinsiz bir örtü
boğar nefesimin adımlarını

rüzgar zehirli öpücüğünü verdiğinde
damla damla
bir koydan diğer tepeye
geçmişle arama bir nehir koymaya
susuyorum
asırlar önce kuruyan dereye hasret çakıl taşı tarlasıyla

içmek
hışırtısını ılgınların
ve
sarhoş olmak istiyorum
kuraklığında kuyuların
tozlarına yolların
akarken kızıllığı ağzımdan
paslı toprak tadının
.

10 üzerinden 10
*Albümün intro ve outrosu diyorum, Sour Times'ın vokal performansı diyorum, Roads diyorum. O kadar.

17 Ağustos 2008 Pazar

Portishead - Third (2008)


Uzunca bir süre albüm yayınlamayan grup alemlere yeni ve naorjinal albüm ismiyle geri dönünce, interneti kritikleri ne kadar değiştikleri hakkında yorumlar doldurdu. Kanmayınız! Aynı karanlık hava, aynı hüzünlü ve uğursuz vokaller devam ediyor. Değişiklikler ise pek çok. Ama ilk albümlerini yayınlayan Portishead ile şimdiki Portishead aynı. Beth Gibbons'un vokalleri biraz daha geri çekilerek enstrüman performansları ve beste düzenlemeleri farklılaştırılarak biz bir grubuz temasına ağırlık verilmiş. Eskisi gibi trip hop yerine alternatif elektronik, folk rock etkisi ağırlık kazanmış. Parçalara da çeşitlilik kazandırılmış, saf folk şarkılardan grubun alamet-i farikası huzursuz yaylıları içerenler ya da deneysel karanlık elektronik parçalar aynı karanlık bulutun altında sıralanmışlar. Yalnız Roads, Glory Box, Wandering Star, Only You , All Mine gibi ağır duygusal hit parçalara burada rastlamak oldukça güç. Albümün toplamda oluşan atmosferi oldukça kuvvetli. Lakin duygusal hüzne dayalı atmosfer yerine kasvetli , tekin olmayan bir boşluk hakim albüme.
Alışması ve sindirmesi oldukça güç olan albüme giriş parçam WE CARRY ON oldu, parça boyunca arkada yankılanan kabile tamtamına benzer elektronik ritim ile gitar rifi 6 buçuk dakikalık hipnotik bir şölen sunuyor. İlk single Machine Gun ilginç sample ile ya nefret ya sev parçası. Ben bazen seviyorum bazen nefret ediyorum! Bu şarkının son melodisi eski Türk film müziklerini andırıyor. Eğer şarap eşliğinde albümün batıni anlamını keşfetmeye karar vermişseniz (ki mutlaka yapın) bu iki parça gelince yerinizde duramayarak metalcinin dans dersine giriş kitabının ilk bölümünü uygulamaya başlayacaksınız, yerinizde sağa sola sallanarak kuul bakışlar atmak diye tabir edelim bunu.
Diğer uzun parçalardan Small içindeki üç ayrı düzenleme ile ilgiyi çekiyor. Magic Doors ve eski tarzlarına yakın kapanış parçası Threads de öne çıkanlardan. Albümün ilk yarısı ise daha yalın parçalardan oluşuyor.
Herkesin idrak edemeyeceği bu ağır karanlık kadife perdeyi aralayabildiğim için oldukça memnunum.
9,50/10