MEMORY SORROW AND THORN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MEMORY SORROW AND THORN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2009 Pazar

Tad Williams - Memory, Sorrow & Thorn: To Green Angel Tower Part II


Sonunda bir seri daha tamamlandı. Tahmin ettiğimiz sonun bir Türk filmi edasıyla çözülmesi beni hayretlere düşürdü. Dört kitap boyunca Siimon'un karakter gelişiminin yeterince yapılamaması, Rachel ya da Guthwulf'un sizi boşuna beklentiye sokan yan hikayecikleri, Miriamele'in aniden tavır değiştirmesi vs..
Güçlü karakterleri, basit ama renkli dünyası, sıkmayacak kadar detaylı tarihi ile oldukça iyi bir seri olmasına rağmen Yüzüklerin Efendisi ya da George Martin'in serisinin yanına yaklaşamayacak bir seri.

16 Kasım 2008 Pazar

Tad Williams - Memory, Sorrow, and Thorn:To Green Angel Tower Part 1



İşler iyice ilginçleşiyor. Ama asıl benim merak ettiğim Guthwulf ya da Rachel gibi çok geri planda kalmış karakterler. Bu arada George Martin'in önemli rollerdeki karakterleri öldürme huyunu da burdan esinlendiği anlaşılıyor. George Martin demişken
"serini tamamlamamadan ölürsen ta oraya Amerikaya gelir ve seni öldürürüm!!"

3 Eylül 2008 Çarşamba

Tad Williams - Stone Of Farewell (Memory, Sorrow & Thorn part2)


George R.R.Martin'e efsanevi Song Of Ice and Fire serisini yazması için ilham kaynağı olan MS&T üçlemesinin (dörtleme de sayılabilir) bu ikinci kitabı akla tek soru getiriyor.
Ne gibi mucizeler olacak da sefillerin sefillerini oynayan bu iyiler kazanacak?
Dediğim gibi favori listeme girebilecek bir yapıt olmamakla birlikte kendisini okutacak kurguya ve özgünlüğe sahip bir seri. Bitireceğiz inşallah.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Tad Williams - The Dragonbone Chair (Memory,Sorrow & Thorn - part1)



Fantastik MS&T serisinin hayli hacimli ilk kitabı, fantastik kurgunun klişelerini bütünüyle terk etmeksizin , kurguya ilginç öğeler katmakta gayet başarılı olmuş. Bu sebeple okurken biraz da Raymond Feist'in serileri aklıma geliyor. Aslında herşey beklentilere bağlı Keynes'in dediği gibi...
Bu sefer, farklı millette insanların yaşadığı, Usires'in kurduğu bir din ve Erkynland diye bilinen bir krallığın egemen olduğu bir dünyada sarayda yaşayan yetim, Küçük Emrah tiplemesindeki Simon adlı bir çocuğun büyümesini izliyoruz. Evet, prensese aşık oluyor ve tahminimce kral olacak.!! Neyse kral ölür, veliaht prens tahta geçer. Amma ve de lakin ekmek elden su hazineden yaşayıp gitmek varken bu adam zorbalaşır, kendi kardeşiyle zıt düşer. Üstüne üstlük iklim değişmeye, kuraklık ve kış yayılmaya başlar. Bingo! bildiniz, kuzeyde eski bir kötülük güçlenmeye başlamıştır.
İlk birkaç yüz sayfası sıkıcı karakter oluşturma safhasıyla geçerken bu kitabın en ilginç yanlarından biri Hristiyanlığın yandan yemişi bir dinin konunun geçtiği topraklarda hüküm sürmesi. Usires adlı peygamberleri de bir ağaca tersten çivilenmiş!! Başlangıçta eski kralın kahramanlıkları ve sözkonusu din oldukça olumlu aktarılırken aklıma fantastik/bilim kurguda oldukça yaygın olan kültürel ırkçılık geldi. Üzerine ciltler dolusu kitap yazılabilecek olan bu konuyu bilmeyenlere şu basit soruları soralım? Neden çoğu kahraman anglo-sakson beyaz erkek? Neden medeniyet Ortaçağ Avrupasıyla eşleştiriliyor? Neden vikingvari savaşçıların öldürmesi bir hakken doğulu ya da siyahi kavimlerinki hep vahşet? Geçelim... Bizim romanımızda ise konular ve karakterler gelişirken, diğer yandan da farklı kültürlerle karşılaşırken, hep bilinen klişe teorilerin ve hatta dini yapının çatırdağını duyabiliyorsunuz. Yazarın ilerki kısımlarda konuyu hangi yöne evrilteceğini bilmiyorum ama bu metamorfozu gayet iyi işlemiş.
Yazarın hiç hoşlanmadığım bir yanı ise yazım tekniği oldu. Dili (İngilizce) gereğinden daha karmaşık kullanmış . Tasvirler ve benzetmeler korkunç derecede saçma. Hatta sapsaçmapan.
Kısacası karşımızda bir başyapıt olmamasına rağmen devamını merak ettirebilen bir eser duruyor.