MANOWAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MANOWAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2025 Pazartesi

Headbanger's Weekend 2025 heavy metal pikniği

 Her organizasyona laf çakmak için uğraşıp insanların keyfini bozmaya çalışan prens ve prenseslerin gazlamasına gelmeyenler için son yılların, belki on yılın en etkileyici festivaliydi dense yeridir. Ama uzaklık ama otopark diyene kürek geliyor şimdi! Bildiğimiz kadarıyla, İsviçreli bilimadamları öyle diyor, yatmalı kalkmalı festivallar Avrupa'da dahi köylerde felan oluyor. Son dönemleri hiç takip etmedim ama medeniyetin göbeğinde çamur içinde debelenen, tuvaletsiz hijyensiz metalciler gözümden gitmiyor. Burada da el yıkama suyu bittiği ana denk gelince sanal alemde laf yetiştiren Karenler arkasına dönüp baksa sırf bir adamın tuvaletin başında sorunları takip ettiğini görecek. Para alıp övmüyorum, aksaklıklar da vardı ama aksaklıkları gidermeye çalıştıklarını, o çabayı da gördük vesselam. Hatta organizasyon konusuna o kadar kafa yormuşlar ki sounddan gol yediler. Bir de olanaklar çerçevesinde konuşmak lazım. Otoparka giriş rahat olsun diye ana sahne ve küçük sahne arasını bölmüşler, sahneler arasında gider gelirken festival alanından çıkıyor ve bileklik göstermek zorunda kalıyorsunuz, saçma... Ama normal seyirde fiyatlar, piknik masalı gölge altında yemek alanı, bol tuvalet , bol içeçek standı, dost canlısı katılanlar .. gibi şükela şeyler de var. Eh biz vardık yani.

İlk gün Episode XIII ile açılışı yaptım. İlk albümünü bildiğim ve sevdiğim ama arkasını kaçırdığım grup güneşe karşı black metal icra etmeye çalıştı. Davullar gümbürdemedi, hissiyat manasında enerjileri, rahatlıkları kafi gelse de sounddan destek alamadılar. Çünkü küçük sahnenin kurbanıydılar. Manowar'a kadar gruplar bu sahneyi kullandı ki burada açılışı yapan Yaşru'yu dinlememiş bulundum. Arkasından da üç vokaliyle Pentagram geldi. Lakin seslerini pek duyuramadılar ve seyirci bayağı bir müddet olaya giremedi. Murat İlkan'ı ve dönemi aslında Pentagram'ı Pentagram yapan şey ve benim için duygusal anlardı. Hem de yorumlanmaktan eskitilen ve bu yüzden hiç hazzetmediğim Uzun İnce .. bile , Ogün'e rağmen gözlerimi yaşarttı. Bir de tabi gençliğim geldi aklıma her nedense... Sonrasında Candlemass ne yaptılar, ne çevirdiler bilmiyorum ama küçük sahnenin tüm olumsuzluklarını yenebilen dev bir sesle gündemi baştan yazdılar. Adanmış ve nispeten fazla sayıda dinleyicisi beni şaşırttı. Vokali de Marcolin sandım bu kıt bilgimle. Bu vesileyle festivaldeki her grubun çok profesyonel ve çok rahat performans gösterdiğini söylemek lazım  ama teknik yetersizlikleri yenebilenler ayrıca devleşti. Günün sonunda Manowar için ana sahnedeydim ve şok: sahne alçak, ön tarafta neler döndüğünü göremiyoruz. Manowar mesele değil de Machine Head ve Bleed from Within konser verirken pek anlayamadık yani. Manowar yaşına göre sıkı bir konser verdi ama ses gerçekten kötüydü, baktım insanlar eğleniyor, sorun bende sandım ve keyif alamadım. Bir müddet mola verip geri döndüğümde düzelmişti ama bu sefer ben kopmuştum. Bilginiz olsun, seneye aynı yerde buluşursak, bir sıkıyönetim, rejim değişikliği, yasak felan gelmezse büyük sahnenin orta sağ cephesinde ses daha iyi geliyor, her ne kadar gölge sola, güneş sağa vursa da. 11-11,30 arası erken kaçma modunu Manowarı terk-i diyar yaparak başlattım. Cuma yorgunluğu diye bir şey var yafu.

Ertesi günün  açılışını büyük sahnede Soen'e yetişerek yaptım ki enerjim hayli düşüktü. Bahsettiğim sahnenin solunda, yere konuşlanan kuşlardan biriydim. Soen ve Leprous gibi türler arası geçişkenliği ayarında tutan grupları dinleyebiliyorum ama ürkekçe. Güzel çaldılar. Sails of Serenity, Hatemotion ve Sovak kaçan fırsatlar olarak sıralandı. Arkasından tüm enerjisiyle küçük sahnede hardkorcu Pickpocket arzı endam eyledi. Enerji çok iyiydi ama vokal başta olmak üzere aksaklıklar hissediliyordu. Ve benim de bel ağrım tutunca geri kalan performansları oturarak, yaslanarak, acı çekip odaklanamayarak geçirdim. Bu kadar sert müzik yapılan bir yerde de katlanır kamp sandalyeleriyle gelmiş keyif pelesenkleri bana ilham oldu, getiremesem bile yanımda bir minder taşıyacağım bir dahakine. Kitlenin hatırı sayılır bir kısmı çimlerde, yapay veya asıl, oturarak, kimileri örtüleri ile birlikte bayağı piknik modundaydı. Organizatörler sesimizi duyun, çay, çekirdek ve karpuz servisi istiyoruz. Samimiyet güzel de böyle keyifler felan, benimkisi biraz zorunluluk oldu tabi, sahneye yakın yerlerde değil de arkalarda otursak, yuvarlansak daha iyi olur sanki. Oturunca da müzikten bir şey anlaşılmıyor, teyatro gibim bir şey. Neyse kim vardı sırada: heh Bleed from Within. Büyük bir grup değiller, İskoçya'da belki. Metalkor yapıyorlar. Ben de kaale almadım pek çoğunuz gibi. Herkesi iletişimleri, enerjileri, hiddetleri ve pozitif tavırlarıyla etkilemeyi başardılar. Küçük sahnede politik tavrıyla dikkat çeken ve Türkçe sözlerle coşturan Murder King seyircisini memnun etti. Agresif gidişat ana sahnede Machine Head ile perçinlendi. Vokali kalabalığı orkestra gibi yönetti. O an anlamak mümkün değil videolarda görüyorum, circle pit felan bayağı iyiymiş. Grup da neden daha önce buraya gelemedik ki diye memnuniyetlerini paylaştı.  Koşa koşa küçük sahnede çok sevdiğim Dark Tranquillity'ye yetiştim. Barkovizyonu ve eski şarkılarıyla pefrormans iyiydi de genelde bir durgunluk vardı. Yeni şarkılarla dinleyiciden randıman almak mümkün değil. Lethe ile coştuk da öyle bir köşe bulmuşum ki, hem oturabiliyor hem ayaklanabiliyor, ayaktayken de bir direğe tutunabiliyorum. Ve kalabalık artık alana sığmayınca küçük sahnenin absürtlüğü sinyal vermeye başlıyor. Bu sahne alternatif bir sahne değil, daha küçük gruplara ayrılmış değil, burada konser veriyorlarken ana sahnede müzik de devam etmiyor. İki sahne birbiriyle paslaşıyor. Ana sahnedeki güruh ki bence sahnenin maksimum  yarısından biraz fazlası dolabiliyordu ,  hurra küçüğe akıyor. Mola veren, yemeğe içmeye gidenler de sonrasında geliyor. Ne yapalım tavla mı atak? Müzik dinlemeye geldik. Küçük sahne ise büyüğün beşte biri felan. Organizasyon hem para kazanalım, Türkiye'de tutanları getirelim, hem diğer büyük nispeten bizim piyasamızda yeni grupları getirelim diye güzel bir kadroyu ayarlamış ta verili bu altyapıya göre çok ayarlamış. Altından kalkamadı, ertesi gün Katatonia'da patladı. Basit bir şeymiş gibi geçiştirmemek lazım. İzdiham çıkabilirdi. Neyse, son durak ana sahnede Kreator. Haksızlık etmeyeyim bu grubun albümlerini çok dinleyemedim, vokali de kendime göre yırtıcı buldum. Üzerine rahatsızlığım da artınca performanslarına yeterince kendimi veremedim. Etkileyici sahne resmi umarım başımıza dert olmaz, şarkı isimlerini de hatırlarsak :) Anlaşılıyor ki bugün böyle tepinmeli, zıplamalı gruplara ayrılmış. İnsanlar heder olsun felan. Gerçekten de bacağını çatlatan olmuş sanırım, geçmiş olsun. Dökülmedik kurt kalmamıştır inşallah.

Ertesi gün hazırlıklıydım, gündüz başka yerlere gidip dönüp Leprous'a yetişebiliyorum. Ağrıkesici ile ayaktayım. Yaşlıyım ve gençlerin bir kısmı gibi kendimi koyvermiyorum. Leprous da Soen gibi sevdiğim ama temkinli yaklaştığım bir grup. Şiir gibi çaldılar. Şarkıları benzer formüllere sahip. Bir yerde brütale bağlanıyorlar ve bunu en iyi Slave'de yapıyorlar. Grubun canlısı aslından daha iyi. Kaçırdıklarım ise Alkera, Sabhankra ve Pitch Black Process. Konser ve festivallerde yer alan yerli gruplar da artık istikrarı sağlamış olanlar. Küçük sahnede Cemetery Skyline ki yeni ama mazisi onyılları bulan müzisyenlerden kurulu biraz soft grup Leprous gibi kayıttan daha güzel bir icra eyliyorlar. Bilen de bayağı insan varmış. Güneşin alnında çalmaları ironikti. Ben de çayırda oturarak keyifle tecrübe ettim kendilerini efendim. Ana sahnede ise emektar Hypocrisy efsane yazıyordu. Vokal mimikleriyle konseri yönetti. Yırtıcı vokal pek sevmem dedim ama bu performans bir değişikti. Festivalin en iyilerindendi uzun lafın kısası. Ensiferum ise pozitif pozitif duygularla sarmaladı dinleyeni. Yine teknik sıkıntıları olsa da hoş idi, eğlenceli idi, dansa davetti. Ana sahnede ise çok sevdiğim, gençliğimin göz ağrılarından ve geçen sefer hastalığım sebebiyle konserlerini kaçırdığım İngiliz beyefendileri Paradise Lost yeraldılar. Hal tavır ve icra kimilerine donuk sönük gelebilir lakin beni fazlasıyla memnun etti. Kafalar, kollar sallandı, beden bir sola gitti bir sağa. Dolayısıyla Katatonia'ya geç kaldım. Zaten yeni işlerine soğuktum, alanın girişindeki üstü kapalı yolda bir yerde konuşlanıp zorla nefes alarak az çok dinleyebildim bir süre. Bir o kadar insanın alana giremeyip, girebilse de duramayıp ana sahnede beklediğini söylemiş miydim? Kalabalıktı sanki... Şarkı Listesi de so so so. Bazen sıkıcılığa varan takip etmesi zor bestelere sahip bu progresif işlerin neden bu kadar ülkemizde sevildiğini anlayamıyorum. Bu minvalde de ana sahnede Opeth büyük bir kalabalığa çaldı. Bundan etkilenip vokal Manowar'ı Metallica'yı ağzına sakız etti. Haklarını teslim etmek lazım, o brütal vokal nasıl çıkıyor anlamadım. Canlı performansları hakikaten de etkileyici, kayıtlarına nazaran. Normalde para verip konserlerine gitmeyeceğim bir dolu grubu dinleyip tecrübe etmek ve öğrenmek fırsatı açısından festivaller önemlidir. Son gün benim için her nedense ayrıca keyifli geçti (ağrı kesici) Dandik t-shirtim  4-5 kişinin ilgisine mazhar oldu, sağolsunlar selamlaştık. Güzeldi devamını istiyoruz ama Bosphorus'u da es geçmeyelim.

28 Eylül 2021 Salı

Manowar - Hail to England (1984)

 

Eksikleri tamamlıyoruz dedik ya, Manowar'ın da seksen ve doksanlarda dinlemediğim tek kaydını da böylelikle halledivermiş oluyorum. Göz ardı etmiş olduğum grubun bu 3. uzunçaları da şansa bakın ki en pek bir değer görenlerden. Dönemine göre ezici rifler ve epik atmosfer dolgun bir sound ile harmanlanmış. Keşke şu enstrümantal ve oldukça dağınık son şarkı olmasaydı. Hakikaten geriye düşürüyor kaydı. Onun dışında çok da söylenecek bir şey yok. Manowar.

7,75/10

17 Mart 2019 Pazar

RETRO: Manowar - Louder Than Hell (1996)

Farklı bir şeyler beklenmediği takdirde her zamanki Manowar ile karşı karşıyayız. Epik besteler, etkileyici vokal ve düzenlemelerle yürek kabartan, elde kılıç gürz kalkan bekler duruma sokan şarkılar, her zamanki gibi. Ama belki prodüksiyon belki de daha önce dinlemişlik ve alışmış olmak, bilemeyeceğim, önceki albümlerdeki etkinin aynısını bırakmıyor. Bir de epik havayı vermek için arkafonda orga yaslanıldığı anlar var bilirsiniz, sürekli tuşlara basılı tutulur on saniye sonra bir üst perdede tekrarlanır. Basit ama işe yarar bir numaradır. Bathory geldi aklıma misal. Biraz göze batıyor sanki. Halbuki vokal ve rifler bu havayı yansıtmak için gayet yeterli idi grup için.

7,0+/10

26 Şubat 2019 Salı

RETRO: Manowar - The Triumph of Steel (1992)

Rezil değil belki ama, çünkü bir kaç bölümü fena değildi, yarım saat süresi ile gayet de kötü bir parça ile açılan albüm bu yönüyle şaşırtıyor. İsmi Achilles felan fıstık olmasıyla Truva'yı dert ettiğini sandığım uzun ve epik şarkı, birbiriyle alakasız alt parçacıklar ve sololardan oluşarak progresif bir şeyler yapma gayretinin her zaman iyi sonuçlanmayacağını gösteriyor. Geri kalan şarkılar fena değil. Klasik Manowar diyelim, yalnız su katmaya başlamışlar, kız rakısı yolundalar. Yine de marşımsı bir şarkı, standart bir balad, boğaz kaşındıran enerjide bir kaç şarkısıyla dinleyiciye keyif verecektir.

7,50-/10

5 Şubat 2019 Salı

RETRO: Manowar - Kings of Metal (1988)


Baştan sona artık dillerde marş olmuş parçalarla dolu albüm değişik değişik tempo ve içeriği de sağlayaraktan pek bi sevdiğim çalışmalarından biri oluyor grubun. Eğlendirmesini biliyorlar, yeterince ciddiye almamak kaydıyla. Yoksa Pleasure Slave gibi bir şarkının başka nasıl manalı bir açıklaması olabilir ki?

8,50+/10

27 Aralık 2018 Perşembe

RETRO: Manowar - Battle Hymns (1982)

İlk albümünde grup tam anlamıyla kendini bulamasa da ikinci yarısında sergiledikleri epik heavy metal örnekleri ile alamet-i farikasını ortaya koyuyor.

7,50++/10

14 Ekim 2009 Çarşamba

Manowar - Fighting the World (1987)


Manowar'ın üzerine yapıştığı majestik tarzından ziyade daha hard rock/glam'a kaydığı ve maalesef epik şarkılarının ise o kadar iyi olmadığı bu çalışma ağızlara sakız marş Fighting the World ile açılıyor. Diğer dikkat çeken parça ise birkaç dinlemede eğlenceli sonrasında ise sıkan pek bir ticari Carry On. Holy War, Violence and Bloodshed ve Defender gibi klasik tarza yakın parçalar bumbastik olsa da bir şeylerin eksikliğini hissettiğiniz, kendi içinde dinamikleri sakatlanmış ve belki de yumuşak bir sound ve basit besteleri ile piyasaya göz kırpan şarkılar. Albümdeki favori şarkım ise albüme adını veren parça ile birlikte, sonda yer alan Black Wind, Fire and Steel. Dinamizmi yine sorunlu olsa da , yani çok sevdiğim yırtıcı vokalli kısım hazırlıksız bir biçimde aniden devreye giriyor örneğin, basit de olsa, ki haksızlık yapmamak gerek, Manowar karmaşık bestelere imza atan bir grup olmadı pek, hızlı temposu ile öne çıkıyor.
Bu albümle metal sevmeyen insanların dahi neden bu grubu özellikle arabalarında dinlemekten zevk aldıklarını anlamış bulunuyorum.

7,75/10

29 Eylül 2009 Salı

Manowar - Sign of the Hammer (1984)


Manowar metal dünyasına ismini kazıyan artık moda tabirle marka olmuş bir grup. Sanki biraz da abartılıyor gibime geliyor lakin. Naçizane düşüncem. Daha önceden birkaç albümlerini dinlemiştim ve Kings of Metal'i aşabileceklerini zannetmediğim yönünde bir yargı geliştirmiştim. Şimdi de ilk dönemlerine bir göz atayım didim. 80'ler!
İlk iki şarkı genel soundlarından uzak daha klasik ve biraz da glam'e göz kırpan parçalar, eğlenceli değil dedim mi? Hayırrr. Sonra epik tabirini çatlatan doğrudan Barbar Konan O'Brien soundtrack'i besteler ardıardına sıralanıyor. Tabi içlerinde zayıfı da var şişmanı da. Şişman iri kıyım olanlar Thor ile benim Dianaaa!! Rüzgardaki Mumm diye nedense eşlik ettiğim Guyana oluyor efenim.
Çığlıkların hastasıyım.

8,0/10