RUINS OF BEVERAST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RUINS OF BEVERAST etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2023 Perşembe

The Ruins of Beverast - The Thule Grimoires (2021)

 

Grubun doom etkili black metal tarzına gotik dokunuşlar eklemesi benim şahsen çok hoşuma gitti. Albüme tepkiler ise daha karmaşık. Sevmeyeni de bol. Bir kere hiç olmadığı kadar kayda clean vokaller eklenmiş durumda. Riff tabanlı besteler yerini doom mantığıyla ağır bir atmosfere bırakmış. Bu da yeni bir şey değil elbette de oranlar bayağı dengesizleşmiş. Ama çok baskın pırıl pırıl sololar ve nakaratlar da öne çıkıyor. Bu dramatik süreçleri seviyorum ben. Albümün başlangıcı o kadar güçlü ki nispeten durulmaya ve uzamaya başlayan ortalarda dahi yankılanıyor. Sonlarda da yükselen enerji ile derlenip toparlanması ve eyvallaha bağlanması başlangıcı kadar olmasa da güzelce oluyor. Dalgalanmalar ve sürece uzaması gibi faktörler de albümü benim nazarımda klasik bir eser konumuna kavuşmasının önüne dizilen engellere dönüşüyor. 

8,75/10

12 Nisan 2023 Çarşamba

The Ruins of Beverast - Rain Upon the Impure (2006)

 İlk iş olarak kaydı kontrol etmekle başlıyoruz, böyle bir ses kalitesi görülmemiştir duyulmamıştır çünkü. Bir kaç kaynaktan yapılan kontroller neticesinde kaydın lo-fi değil lololo-fi olduğunu anlıyoruz. Ama bu albümü yere göğe sığdıramayanların tersine ben belirtilen hipnotik ambiyans hissiyatını paylaşmaktan uzağım. Bateriler ki takatukalar göz dolduruyor, bir yandan mikste biraz önde. Bu da gruptan beklediğim ve bu albümde eksik olan sansasyonal çarpıcı baskın ezici ifadenin en azından sıfırlanmadığını gösteriyor. Etkileyici olan şeylerden biri ise elbette gregoryan koroların tabiri caizse güzelliği. Böyle böyle anlatırken çok sevdiğim grubun gelgitli hallerinden gittikçe ağırlık kazanan ve grubun karakteristik özelliğine dönüşen şeyin beni soğuttuğunu kavrayıverdim. O da boğucu doom metal havası. 

7,50+/10

25 Ocak 2023 Çarşamba

The Ruins of Beverast - Unlock the Shrine (2004)

Üstüste iyi albümler dinleyince tüketme sürem de uzadı doğal olarak. Bu eserlerden biri olan The Ruins of Beverast'ın çıkış albümü önceki projesi yine çok sevdiğim Nagelfar'ın da izlerini taşıyaraktan grubun şu anki halinden farklılığını ortaya sermekte. Tematik, film gibi inişli çıkışlı değişkenlik taşıyan bir süreç içleyişi black metal'in son döneminde çok da karşımıza çıkmıyor. Zaten böyle bir anlayışın başarıyla ortaya konması, teyatrallikten güldürüye dönüşmeden temsili zor iş. Ambiyans kısımlarda takılı kalmanın sıkıntısı dışında bu kaliteli icra beklediği olumlu tepkiyi görmüş durumda. Bize de elmanın teki gibi keyif almak düşüyor. Yabancı ve karanlık bir kültürün etnografisine gizlice tanık oluyor gibi dinliyoruz vallaha.

8,25+/10
 

31 Mayıs 2018 Perşembe

The Ruins of Beverast - Exuvia (2017)

Modern black metal çizgisini icra ederken dinleyiciyi her zaman şaşırtacak şeyler sunabilen gruplardan biri The Ruins of Beverast'ın arkasında eskilerden yine etkileyici bir grup olan Nagelfar'ın has adamı Alexander von Meilenwald duruyor. İsminde von olduğundan soylu bir aileden geldiğini düşünüyorum, olabilir yani neden olmasın. Bu son kaydı yutması zor ağır bir tat barındırmakta. Sadece black değil death ve doom metal çizgisi daha belirgin. Yer yer albüm kapağında görüleceği gibi şamanik unsurlar kullanılsa da müziğe dönem itibariyle de gotik, gregoryan bir hava hakim. Bir yanda Avrupa bir yanda Asya olunca bu uyumsuzluk albüm dinleyene 'çok' gelebilir. Bana geldi yani. Bariton bas notalarda kilise korosu gibi bir vokal kaydını nanaana diye davul eşliğinde bir amerikan yerlisi, şimdi kızılderili demek istemedim, şamanı  takip ediyorsa, diyeyim siz anlayın.

7,75-/10


25 Temmuz 2013 Perşembe

The Ruins of Beverast - Foulest Semen of a Sheltered Elite (2009)

Efsane grup Nagelfar'ın has davulcusu Alexander von Meilenwald tek başına grubunu kuruyor ve şanını şöhretini bundan sonra The Ruins of Beverast namıyla yürütüyor. Bir süreden beri. Zira bu üçüncü albümü. Kayıttan tut her tür enstümana her bi şeyi tek başına götüren bu adamı önce bir takdir edelim. Çünki yaptığı düz tremololara dayalı klasik anamızın black metali değil. Bir de üstelik üzerine kafa yorulduğu belli bir iş üretiyor ağbimiz. Bir kere albüm projeye benziyor. Endüstriyel tınılarda, içinde çok şık ve sert tonlarda sludgevari rifler barındıran genelde ağır ve orta tempoda gayette doomy şarkılarla karşılaşıyoruz. Her bir şarkı 10 dakika, 12 dakika, 15 dakika... Ufak ufak geçişlerde var. Etti mi 80 küsür dakika! Bestelerin güzel bir tarafı da koro kayıdın yer yer kilise atmosferi taşıyan gregoryan tarzda yer yer bildiğin clean  ve hatta operet vokalle şenlenmesi. Tek kişinin eseri olduğu için istediği gibi at koşturabiliyor ağbimiz. Örneğin Mount Sinai Moloch ekip işiyle bu şekilde kotarılabilir miydi, aynı olabilir miydi, tartışılır. Şarkı bir yandan yankılanan ritimle bir yandan karanlık rifiyle ve çarpıtılmış şeytani guruldanmalarla gayet tırstırıcı bir çalışma. Albümün ilk dakikaları biraz daha kafa yapıcı bir atmosferde ilerliyor. Doom yan ağır bastığı durumlarda sıkılmaya da başlayabiliyorsunuz. Bu manada Kain's Countenance Fall oldukça dengesiz bir çalışma. Blood Vaults'un başlangıcındaki kahkaha biraz sinir bozucu. İşte böyle bir kaç ufak tefek pürüz bu güzelim progresif çalışmayı lekeleyen şeyler oluyor. Yoksa ferfecir bakan şu gemi hala açık denizde.

8,25+/10