AÇ YAZI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AÇ YAZI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2025 Cuma

Aç Yazı # 8 - 9 - 10 - Çıngıraklı Sokak #34 - Hece #46-47(öykü)

 Aç Yazı dergisinin 8. sayısında Behçet Necatigil ve eserleri bir hayli yer tutuyor. Çok anlamlılığa kapı aralayan  yönüyle deneyci besteciliğe ilham olduğu yazı ilgi çekici. Youtube'dan sonuçlara ulaşmak mümkün. Dergide süreklilik kazanan yazarlar ve onların şiir ve metinlerinde benzer deneyci hattın izini bu sayıda da görebiliyoruz. Tıpkı Fransız yazarların metin ve oyunlarında sergilendiği gibi.
Derginin 9. sayısının yarı- dosya ismi Emily Dickinson seçilmiş. Hazin bir hayat süren şairi okuyucu ile tanıştıran ve örnekler ile çözümlemelerle temsili başarıyla yerine getiren yazılar oldukça doyurucu. Nermin Er'in sergisine dair not ve fotoğraflar derginin bu sayısında yer bulabilmiş. Önceki sayıda olduğu gibi Emre Dündar bu kez Emily Dickinson ilhamıyla bestelediği eserin hikayesini nakletmiş. Diğer şiir ve metinlerin odağı bu kez Anglo-saxon dünyasına yönelmiş.

10. sayının odağında şair Gülten Akın yer alıyor. Ters Çingene isimli şiiri şairin karakterini içerir bir tahlile tabi tutulmuş. Şaire farklı açılardan yaklaşan üç makale daha basılmış. 5 adet de şiiri alıntılanmış. 

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce
Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde
Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce
Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce
Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin
Sayıda Körler adında absürt bir piyes metninin yanında yeni bir kaç isme de rastlayabilmek mümkün.

Aylık şiir dergisi Çıngıraklı Sokak 34. sayısında aynı yayın çizgisini devam ettiriyor. Nilgün Marmara, Şennur Sezer ve Anadolu kültürleri ayrıca yer tutan temalar. Edip Cansever ve şiirinde varoluşçuluğun izleri üzerine inceleme yazısı öne çıkıyor. Bu Toprağın Şiir Dili teması altında Laz, Ermeni,Kürt ve Yahudi şairlerden örnekler sıralanıyor.Toplantı ve buluşma haberleri yapıldıktan sonra değil öncesinde de bir takvim gibi listelense ne iyi olur dedirtiyor. Daha önce belirttiğim gibi, kitap yorumu ve tahlil eksikliği, bu da gazete formunun getirdiği bir seçim olarak kendi tercihleri.


Hece muhafazakar edebiyatın önde gelen yayın organlarından biri. Bugün yayın çizgileri nedir bilmiyorum, umarım bu derecede değildir, buradaki makaleleri gördükçe retrospektif bir şekilde darbeci dinci-faşist resmi ideolojinin bir kolu gibi durduklarını görebiliyoruz maalesef. Bu zehri de sayfalara akıtıp durmuşlar. Öykücülük konsepti söz konusu olduğu için okuma listeme almıştım, diğer özel sayılara da bakabilirim. Lakin çok da umutlu olmamak gerektiğini şimdi anlayabiliyorum. İrdeleyelim: Daha ilk makalede hikaye ve modern bir edebi form olan öykü kavramları arasında muğlaklık yaratma gayretiyle Dede Korkut hikayeleri, mensur manzum hikayeler, halk hikayeleri, dini menkıbeler heybeden boca ediliyor. Dolayısıyla daha dosya konusundaki isimlendirmede kaypak ve kaygan bir zeminde sallanmaya başlıyor. Amaç öykücülüğün ön aşaması olarak mitler ve hikayeler vb. unsurların tarihini irdelemek değil, ikame ederek doğu kültürünü batı kültürüyle yarıştırmaya çalışmak. Beyhude çabalar.. Yerli ve milli içhikayemizi bulma konusundaki vaaz Borges, Yourcenar ve büyülü gerçekçi akım (ki yazar böyle bir türün farkında bile değil!) yazarlarına ayar verme densizliğine düşüyor, yerine ise tam da doğulu cemiyetin haleti ruhiyesine yakışır şekilde (içeriğine bir göz atın ve titreyin) Binbir Gece masallarını koyuyor. Çok yakıştı, bravo.. Giriş yazısını yazan şahsiyet öykücülere yol göstermeye devam ediyor. Bir sorun kendinize diyor, nerede yanlış yaptık ve yanlışı nasıl düzeltiriz. Makalede başta yazdıkları sonda yazdıkları da tutarlı değil. Uzatmayalım, siyaseten zehir akatan H.S.'nin adını bilen bir avuç kimse vardır herhalde. Sonrasında öykücülüğümüz periyodik açıdan dönemlere ayrıldığı ve hiç olmazsa ilk dönemin hikayecilikten öykücülüğe geçiş olarak doğru adlandırıldığı bir yazıyı okuyabiliyoruz. Yazıda bir çok öykücü bir kaç cümle ile tarif edilmeye çalışılmakta. Birden Diyanet dergisine bağlanıyor ve kıssaları, peygamberimizin hayatını okumaya başlıyoruz. Başka birisi ortaya çıkıyor, hikaye yerine uyduruk öykü sözcüğünü kullandığımız için geçirdiği sinir krizine tanık oluyoruz. Bayağı hakaret felan ediyor. Kabahat onda değil, daha hikaye ve öykü arasındaki ayrımı bilmeyen meczuplara sayfa ayırmayı kendine layık gören bir dergi demek ki Hece. En çok da kendilerini haklı gösterme gayesiyle hayatta kendileri ile birlik olmayacak farklı dünyalara ait insanlardan alıntı yapmaları. Kendi dünyaları entelektüel olarak o kadar sığ ki... Hem vasatlık hem de evrensele ulaşamayacak temalardan ötürü muhafazakar okuyucuya bile hitap edememenin, okuyucunun iştahını doyuramanın ezikliği ile sürekli ağlak bir mağduriyet oluşturma. Neyse ki daha sonra gelen makaleler biraz daha derin ve doyurucu bir okuma sunuyor, özne, kişisel alan, anlam vb. Sonrasında öykücülerin kendi öykü yazma süreçlerini kaleme aldıkları yani beylik laflarla dolu yazılar ve bir soruşturma yer alıyor. Mehmet Can Doğan gibi isimler şiir ve hikaye arasındaki ilişkiyi serimleyen incelemsiyle farkını ortaya koyuyor. Yine büyük bir emekle bir araya getirildiği belli olan sinema ve TV'ye uyarlanan öyküler dizini ilgi çekici. Ayrıca şairlerin hikaye maceralarını konu alan inceleme de bilgilendirici. Akademik olarak güncele dokunan makalelerde derginin daha başarılı olduğu görülüyor. Sonraki bölümde belli başlı ünlü öykücülerimiz diğer öykücülerin kaleminden anlatılıyor. Belli ki isim listesi mevcut: Tanpınar, Buğra, Esendal, Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, Haldun Taner, Sait Faik, Karakoç, Karay, Sevim Burak, Bilge Karasu. Sonraki bölüme geçiyoruz, geçmişten günümüze öyküler. Ömer Seyfettin (öyküden çok anı ama tema ilk namaz olunca mutlaka dergide yer verilmeliydi, sanırım), Esendal, S.Ali, Sait Faik, Rasim Özdenören, Sevinç Çokum, Necati Mert, Mustafa Kutlu, Hüseyin Su, Feridun Andaç, Cemal Şakar, Cihan Aktaş, Fatma Karabıyık Barbarasoğlu, Hayrettin Orhanoğlu, Mustafa Şahin, Mehmet Harmancı, Almila Özdek, Abdullah Harmancı, Münire Daniş, Hasanali Yıldırım, Müge İplikçi, Mustafa Kurt, Elif Eda Tartar. Yer verilen isimler çizgi olarak çoğunlukla kendi cenahları ve itiraf etmek gerekirse bir çoğu üzerinde durulmayacak kalitede, çoğunu hızlıca geçiverdim. Sonraki bölümde öykü dergileri dizin edilmiş. Dediğim gibi fikir değil arşiv çalışması olarak dergi daha sıkı bir duruş sergiliyor bu koleksiyon sayısında. Alfabetik olarak listelenen öykücüler ve kitapları ile ayrıntılı bir kaynakça ile sayı sona eriyor. 

18 Mayıs 2025 Pazar

Arkeo Atlas #2025 - Kurgu #6 (2011) - Aç Yazı #6-#7

 Derginin senelik sayısı ısrarla yayınına devam ediyor ve biz de ısrarla takip ediyoruz. Biraz ülke dışına çıkmaları gerektiğini düşünüyordum zaten. Bu doğrultuda Kafkaslara doğru bir yönelim var. Var da ya Kafkasların gün ışığuna çıkarılan tarihi zayıf ya da buradaki kapsam. Rusya sınırları içinde kalan topraklar namına eksiklik var. Ayrıca Kafkas halklarını geçtik, ön Hint-Avrupalıların da hipotetik yurdu olarak son güncel değerlendirmeler ışığında etno arkeoloji veya sosyolojik detaylar da zenginlik katabilirdi. Halaf-Ubeyd analizi ise benim açımdan öğreticiydi. Kafkasları derinleştirmeyeceklerse yeni rota Balkanlar olmalı.


Günümüz dergilerin dosya konuları çok cılız, dosyamsı , yarı-dosya sıfatını hak ediyor. Ayrıca dosyası yapılmamış ne kaldı ki geriye? İkinci Yeni ise üzerine çokça yazılan bir milli akımımız. Kökü etkisi yurtdışında olsa da. Ankara kökenli Kurgu dergisi de bu konu üzerine gerçekten de takdire şayan bir dosya dergisi hazırlamış. O kadar geniş ki, ikinci yenicilere hakaret eden, küfür eden, faşist ilan eden de eksik değil. O şairlerin şiirlerinin bugün hangi kitle tarafından bayrak yapıldığı göz önünde bulundurulunca tabi biraz da egoizme bulanmış bu tarz eleştirilerin boşa düştüğünü görebiliyoruz. Özellikle akımın 1950 öykücülüğü üzerine etkisini okumak çok bilgilendiriciydi, notlarımı aldım. Sayı dosya konusundan ibaret olmamakla birlikte anlamlı kılan bu. Kütüphanelerde de ilgilileri için yer açılmalı.

Aç Yazı 6. sayısında Turgut Uyar hakkında Ahmet Soysal'ın, Armağan Ekici'nin,Ufuk Üsterman'ın, Emrah Yolcu'nun yazılarına ev sahipliği yapıyor. Dergi kapsamına göre cılız tabi, dosya bile denemez. Turgut Uyar'ın burada alıntı bir kaç mısrası bile beni heyecanlandırmaya yetiyor. Cevat Çapan şiiri yine güzel ve naif. Emrah Yolcu'nun mitik şiirleri de ilgi çekici. Ancak derginin hacimsel kısmını düzyazı metinler oluşturuyor. Paul Celan, Georges Didi-Huberman ve Meister Eckhart tarafından kaleme alınan metinler bunlar.

Aç Yazı'nın 7. sayısı dantel işlemelerini hatırlatan girift bir kapağa sahip. Antonin Artaud dosyası diyebiliriz sanırım. Hayatını sona erdiren, akıl hastanesinde kalmış, hiddetiyle çirkin gerçekçiliğiyle yazan bir sanatçı imiş. Dergide hakkında yazılanlar, onun yazdığı şiirler ve metinler, oyun fragmanı sayfaların çoğunu kapsıyor. Dergi kapağı ile yaman çelişki. Bu sanatçıyı sevenler için ilgi çekici olabilir.

27 Mart 2025 Perşembe

Üvercinka # 123-124 Şiirden #86 Aç Yazı #4-5

 Uzun zamandır dergileri pek okumuyorum, bir kaç arkeoloji ya da tarih ile ilgili popüler şeyler haricinde. Yazılı fanzinleri de tükettik vesselam. Ama üstüste iyi şeylere denk geldiğim için hoşuma giden bir kaç yayından bahsedeyim. Bunlardan biri Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği tarafından yayınlanan Üvercinka. Görüyordum ama bir dernek yayını ne kadar iyidir diye burun kıvırıyordum. Baskısı da büyük mizanpaj, gazete kağıdı. Zaten ben Edipciyimdir daha çok. Önyargılar önyargılar... Bir kafede biraz karıştırınca bu sayıyı almalıyım dedim kendime. Şiirlerden çok toplumsalcı geleneğe sırtını yaslayan düz yazılar daha ilgimi çekti. İnternetten eski ve yeni sayıları ve hatta sayı sayı ciltleri bulmak mümkün. İBB'nin sitesini tavsiye ederim. Şans veriniz. 

Uzun soluklu şiir dergisi Şiirden'in bu sayısını Fazıl Hüsnü Dağlarca okuması yaptığım için aldım. Şair üzerine Metin Cengiz ve Halim Şafak yazılar kaleme almış. Bir önceki gönderimde zaten çok güzel betimlemeleri alıntıladım. Keşke daha çok yazı olsaymış, hatta hacimce geniş bir dosya. Dergi kapalı bir şairler topluluğunun sesiymiş gibi intiba bırakıyor. Değerlendirmeler, kritikler derginin ve yayınevinin şairleri hakkında ekseriyatla. Tercüme şiirlerin sayısı dikkat çekici. Dergi çevresinin en bilindik ismi Müesser Yeniay'ın kelime tasarruflu şiirleri  öne çıkıyor.

Sonsuza bakıyorum

şimdinin kenarında


bir avuç toprak olarak


geleceği biri bana getirebilir mi

belki ben oraya varamam


yaşam çoğu düşüncelerdir

ve korkmaktır her şeyden


ben öyle yaptım/sebepsizce

çağrıldığım bu kara parçası üzerinde


Ve ayrıca Turan Say

kale varsa elbet saldırılır/ve kale varsa yıkılmalıdır

Aç Yazı dergisinin koleksiyonunu yapmaya karar vermiştim seneler önce. Had bismillah dedik. İlk sayısı zaten vardı. Takip eden sayılarını bulamadan, çok da peşine düşmedim gayrı , işte 4 ve 5. Kapaklarına, sayfa kalitesine gösterdikleri özen hoşuma gidiyor. 4. sayıda yarı dosya Oktay Rıfat hakkında. Nedense aklımda şiir dünyasında hep eleştirilen bir isim olarak kalmış, şair. Buradaki yazılar ve yazılarda alıntılı ferah dizeler dikkatimi celp etti. Yine ismini duyup fikir sahibi olmadığım Avusturyalı şair Georg Trakl için dergi orta sayfalarını ayırmış. Bu sayıda pek çok sanatsal fotoğrafa da yer verilmiş. Ve absürt tiyatro karakterlerinden Übü ile ilgili de bir metine . Şiirlerden Can Alkor'un Bozburun'da Bizi Ağırlayanlara başlıklı eser püfür püfür Ege'yi getiriyor bizlere.

Şimdi ayrılıyoruz. Karayelin seslerini götürüyoruz buradan, kekik ve adaçayı kokusunu, selvi fısıltısını,

hep var olan denizi, uykularımızın yanıbaşında.-

Sizler, konuk varıp, dost ayrıldıklarımız,

balıkların, otların adlarını bizim için saklayın, güzel sözcüklerini insanoğlunun:

Yolculuk sonsuz değil anıların gözünde.

Bu kıyıya döneceğiz.



5. sayı ise maalesef aynı ayarda değil, en azından benim için. Yarı dosyada hayatı da dramatik
bir şekilde sonlanan romantik şair Keats konu alınmış. O günlerin romantik edebiyatını, süslü laf kalabalığını, ayılma bayılmaları pek sevmem. Bilge Alkor'ın kapaktakine benzer yalın ama derin bir çok desenine yer verilmiş. Bilinç akışı ile yazılan upuzun bir metin ve başı 3. sayıda kalan bir öykünün devamı derginin akışını aksatıyor. Yine sayfalarca süren deneysel bir şiir de elimizde bu kadar zorlayıcı metin varken bu sayı için yanlış bir seçim olmuş. 




14 Haziran 2015 Pazar

Düşünbil # 46, Aç Yazı # 1, Peyniraltı Edebiyatı # 25, UP # XIV3, Meçhul # 10

Düşünbil

Quantum üzerine yayımladıkları son sayıdan önceki dosya konusu Din idi sözkonusu bilim ve düşün dergisinin. Aktif pozitivist bir tutumu yansıtan makalelerin çoğu dine dayalı şiddetin kaynağına bizzat dinlerin kendilerini ontolojik olarak neden gösteriyor. Hatta kimi makaleler Marx'ın dinin sönümlenmesi düşüncesini yumuşak buluyor. Bu sebeple açıkçası, dini, dindarı, kültürel inançlıyı, köktendinciyi, köktenci teröristi birbiriyle karıştırıp eşitlenmesinden ya da farklılıkların basitleştirilmesinden pek hazzetmedim. Açıkçası ben benim ama Je Suis Charlie'den çok herhalde Je Suis Ahmed derdim. Charlie Hebdo yazarları çizerlerinin yanısıra Freud ile Marx etrafında şekilleniyor bu makalelerin çoğu. Kapak konusu dışında da dergi, ütopya kavramı, Hint kültürü, cinsiyetçilik ve Freud, Marx ile Kierkegaar üzerine karşılaştırma içeren yazıları sayfalarına taşıyor.

Aç Yazı

İlginç işlere imza atan Norgunk yayınevinin yılda üç kez yayımlanan şiir ağırlıklı dergisi güzel bir tasarıma sahip. Ortasında Rene Char'ın şiirinin aslını yeşil post-it gibi sayfalara entegre ederek bir renklendirme sağlanmış. Aslında sayfalara hakim soluk beyazlık daha da bir renklendirilebilse şık olurmuş. Ahmet Soysal'ın ve Enis Batur'un Dağlarca üzerine yazılarıyla açılıyor dergi. Can Alkor, Lale Müldür, Rene Char, Enis Batur, Eugenio Montale, Gonca Özmen, Andre du Bouchet, Ufuk Üsterman, Henri Michaux şiirleri ile yer buluyor sayfalarda. İki adet de şiir üzerine yazı yer alıyor. Ayrıca fotoğraf ve ilüstrasyonlara yer verilmiş. Derginin isminden de anlaşılacağı gibi düşünmeye sevk eden modern tarzda bir şiir anlayışıyla Dağlarca'nın izinden gidiyorlar.


Sonuncu Yunus  / Enis Batur

"Beni burada balinamın beklediğini
kimse bilmiyor" diye bitiriyor defterine
yazdığı son metinlerinden biri. Altta
bir tarih, okunmuyor. Onun da altında
yer belirtkesi: Yunus sokak, Yunus oteli,
oda numarası iki."Yalnız mısınız?"
diye sormuş resepsiyondaki yaşlı kadın,
"hem de nasıl" yanıtını vermiş. Gece,
odasına girip kapıyı kapattığında ışığı
yakmamış, çantasını yere koyduktan
sonra dosdoğru yatağa uzanmış sırtüstü,
içinde kabaran denizden dev bir huzur
dalgası sökün etmiş ve alıp onu en son
uykusuna götürmek için bir anda yutmuş.

Meçhul


Meçhul'un onuncu sayısı Ahmed Arif'i kapağına taşınmış. Dolayısıyla ilk sayfaları kapsayan yazıların da şairin dramatik hayatını konu alması tesadüf değil. Şiirlerinden örneklerle şairin hayatı betimleniyor. Fanzinin sürprizi ise şairin oğlu Filinta Önal ile söyleşi yapılması.  Dahası sohbetin odağında Ahmet Arif olmakla beraber Filinta Önal'ın da heykelcilik ağırlıklı sanat üzerine kendini ifade etmesinin teşvik edilmesi, sıkıntılı tekdüze röportajcılığın önüne geçmiş. Seyahat köşesi Floransa'yı anlatıyor. Alihan Varkan'ın Elçi başlığını taşıyan yazısı ikinci bölümüyle sonlanıyor. Son sayfaya tarihin yapraklarında unutulan Yaşar Nezihe Bükülmez'in hayatını ve 1 Mayıs başlıklı şiirini taşıyarak güzel bir farkındalık ve farklılık yaratıyorlar.

UP


Kapak sayfasını, çok beğendiğim Björk süslüyor bu sayıda. Son albümü üzerine samimi bir söyleşiye yerilmekle beraber yetmedi diyebilirim benim gibi birine. Yine kadın müzisyenlerden Sonic Youth kadrosundaki Kim Gordon üzerine detaylı bir söyleşi/makale yer alıyor. Şenol Erdoğan Nakarat ve Papağan ismindeki ilginç bir deneme yazmış. Şiir veya şiirimsi metin olarak sayfalara Diane di Prima, Jack Kerouac, Selcan Peksan, Devrim Altıkulaç, Gennadiy Aygi, Ayşe Özlem Elçi, Emra Aydın sızmış. Selcan Peksan'a dikkat diyorum. Mimari üzerine yazılan makalelerden biri , orak çekiçli mutfak fabrikası oldukça bilgilendiriciydi. Alper Çeker'in yazılarından zaten hoşlanıyorum, bir de ironide zirve yapan Yusuf Ünal, Yemek Aşkı ismindeki yazısı ile katılmış, ortalık şenlenmiş güzel olmuş. Şöyle başlıyor yazı:

Bazen günlerce aynı noktaya bakabiliyorum sevgili okuyucu. Gözümü dahi kırpmadan o kadar güzel aynı noktaya bakabiliyorum ki, inanır mısınız bilmem ama bu denli başarılı şekilde saatlerce aynı noktaya bakabilmeme hiç tevazu göstermeden yaptığım şeye duyduğum hayranlık ile bir o kadar daha bakıyorum..

Peyniraltı Edebiyatı




Peyniraltı Edebiyatı geçen ayki sayısını ünlü öykücü ve oyun yazarı Çehov'a ayırdı. On sayfa kadarını. Kütüphanemde Vişne Bahçesi duruyor, en kısa sürede yani bir sene içinde bitireceğimi düşünüyorum. Çehov ile ilgili yazılar Erdal Öz, eski bir yazı alıntılanmış, Emre Kundakçı, Erhan Kıvanç, Nabokov (tercüme) ve Elif Benan Tüfekçi tarafından kaleme alınmış. Bu sayıda yer verilen şairler ise Kerem Advan, Serhan Oktay, Alp Yenibalcı, Bora Cem Özay, Hafize Çıvkın, Ali İhsan Bayır, Berk Nursal, Berker Berki, İsmail Sertaç Yılmaz, Buğra Giritlioğlu, Neslihan Yalman ve İbrahim Serhat. Çok, değil mi? Bazı isimler sürekli hale gelirken çoğu yeni yeni sayfalarda yer alma şansı buluyor. Ama o uzun şiirler, epik değilse eğer hiç okuyamıyorum ama ben onları. Basılan öykülerden Umut Tugay Temel'in Bir Arap'ı Öldürmeye Giriş:101 ki kurgu ile isim ve arabaşlıkları hiç anlamadım, Koray Koral'ın Acı Deniz, Onur Güzeldiyar'ın Barbarlık Çağı Hikayeleri, Emirhan Burak Aydın'ın Hayalet Gözlerinle sürekleyici ve garip kurgularıyla hoşuma giden parçalar oldu ki bir sayı için gayet iyi bir rakama tekabül ediyor. Alp Yenibalcı'nın Action Man adını taşıyan şiiri farklılığıyla dikkat çekse de uzunluğu sebebiyle buraya taşıyamacağım. Farklı kulvarda yer alan aşağıdaki şiir ile idare edebiliriz artık.

Korku/Sevi (Buğra Giritlioğlu)

ölümden değil
ölümlülüğümden korktum ben hep

daha doğrusu
ölümden korktuğumu sanırlar
en doğrusu
yaşamı sevdiğimi anlarlar diye

korktum:

sarılıverir kurtarıverir ölümsüzleştiriveririz diye
biriyle
birbirimizi

ama sonunda da hep saldım içimdeki
şıpsevdi köpeği
donukluk kulübemden, normallik bahçemden dışarı

gene gitti buldu işte peşinden koşup havlayacak en olmadık birini:
yeni sahibini

sevdim onu
güldüm ettim
belli ettim
ama nafile

ben de
haykırıp
huy kurutup
düzyazıya geçtim

düz görünce yazıyı
geçti sandık
ben de o da
şıpsevip şıpunuttu
dedik

amma velakin sonra
telesekreterindeki mesajımda
titrek sesim
ele verdi beni:

meğer seviyormuşum hala