Bathory lisanıyla War Pigs, Ace of Spades, God Save The Queen ve Sleeping (bak burada oricinal grubun ismini hatırlatmam gerekli: Beatles) dinlemek istiyorsanız hoşgeldiniz. Viking havasını yansıttıkları bu yorumlar bambaşka bir evrene yepisyeni pencereler açmıyor, doğrudur. ama ziyadesiyle memnun ediyor dinleyeni. Motörhead coverını tempo düşüklüğü sebebiyle bir beğenmedim, onu da söyleyelim. Ayrıca 2 tane sonradan Jubileum III'de de yer bulacak şarkı iliştirilmiş, son daha doğrusu doğru yola dönüş yapmadan önceki son dönemlerine ait olan bu parçalar grubun kirli thrashy yüzünü sergiliyor. Bu izinsiz toplamanın son şarkısı ise her daim grubun en etkileyici şarkısı olacak olan yürek burkan gönül kıran One Road to Asabay. Huzurlu bir gülümseme ile albüm dinletisini sonlandırıyoruz.
8,0+/10
BATHORY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BATHORY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Şubat 2015 Pazar
8 Kasım 2014 Cumartesi
RETRO: V.A. - In Conspiracy With Satan: A Tribute to Bathory (1998)
Bu albümü yıllar önce dinlediğimde çok sevmiştim. Çünkü şarkılar genel olarak aslına sadık yorumlanmıştı. Bugün ise o kadar da çok sevmiyorum. Çünkü şarkılar genel olarak aslına sadık yorumlanmış. Grubun ilk şarkılarının ağırlıkla yorumlandığı bu saygı albümü doğal olarak black metal gruplarını misafir ediyor. Hem de öyle böyle değil, Marduk, Dark Funeral, Sacramentum, Emperor, Satyricon, Gehennah gibi ağır abilerin ismi geçiyor albümde. Dolayısıyla Bathory'nin tür içinde nasıl öncü bir rol oynadığının göstergesi oluyor bu katılım.
7,25/10
7,25/10
19 Ekim 2014 Pazar
RETRO: Bathory - Jubileum, Vol. III (1998) & Wardruna Konseri, 17 Ekim 2014, Garajistanbul
Hem Requiem-Octagon albümlerinden hem de Blood on Ice'dan bazı şarkıların bir araya getirilmesi ile ilginç ve tahmin yürüteceğiniz gibi gayet uyumsuz bir toplama albüm olmuş bu. Bir kaç yeni şarkı ile sanki denge o sevilmedikleri döneme doğru kaymış gibi. Yine de bence grubun son dönemi daha doğrusu sondan bir önceki dönemi güzel bir şekilde özetlemeye çalışan bir albüm bu.
Gelgelelim Wardruna konserine. Geldiklerini duyunca şaşırmıştım, böyle bir hizmetten faydalanayım hemen diyip bileti aldık. Meğerse musikileri Vikings temaşasında çalınup bir nebze şöhret olmuşlardur deyü organizatörler davet etmişmiş. Garajistanbul'da, hiç gitmemiştim. Ama aklımda iyi bir intiba var-dı. Kapısında metalik gençler siyah tişört sivitşörtleriyle hazırlık içinde. Badigard ve resmi çalışanların renkleriyle uyumlu. Yeşilli beyazlı kıyafetimle ve iş çıkışı yorgunluğumla kendimi dışlanmış hissetmedim değil yani. Hooop, daha fazla tutamayacağım bünyemde: şu ana kadar içinde en çok mal bulunduran konser diyebilirim, izlediklerim arasında. Tabi kapalı bir alanın sınırlı kapasitesiyle mal sayısı/izleyici rasyosu en yüksek olan diye netleştireyim. Alkolun etkisiyle birbiriyle sırnaşıp konser boyunca manasız mantıksız muhabbet içine girip susmayan, birbirine cuk oturmuş çift mi desem, ilk defa bir konserde şşşşt diye uyarı yapılmasına sebebiyet veren (sinemada değiliz hatırlatırım bir konserde müziği duyamıyoruz diye birileri sessizliğe davet ediliyor, tabi böyle zerzevatlıkların kapalı alan konserinde daha fazla rahatsızlık verici olduğu gerçek) ergenleşememiş genç kız grubu mu desem, birbiriyle tartışanlar mı desem yoksa ruhani ve ciddi bir performans sergilemeye çalışan gruba Korpiklaani muamelesi yapıp yanlış bir eğlence kafasına girenler mi desem. İngiltere'yi fethettik, İrlandayı da fethettik diye bağıran büyük ihtimal ataları Viking kanı taşıyan sarışın hatunkızımız yanlarında şirin kaldı. Ulan iyi ki Gaahl eline balta alıp inmedi, çatır çatır kesse sizi, kılımı kıpırdatmam. Arada gitmemek için kaçarım sadece. Gürültünün etkisiyle metrobüs atmosferinin sıcaklığını hissedebileceğimiz ön sıralara doğru yavaş yavaş kaykıldığımda sese kavuşarak konserin yarısına doğru ancak konsantrasyonu bir ölçüde sağlayabildim. Belki setlist de biraz buna sebep olmuş olabilir. Durmadan çalınan yağdı yağmur çaktı şimşek efektlerinden mi nedendir artık millet çişini ya tutamadı artık, bir git gel sirkülasyon. Ortam sıcak, sahne görünmüyor. İtişen kaçışan, Sonlarda arkaya geçtiğimde de görüntü var, ses yok. Neymiş efenim, Garajistanbul da hezimetin adıymış. Yine de çoğunluğu, yüzde 51?-60 belki 70? tenzih ederim. Şaklabanlık yapmayıp müziğin ruhuna uygun şekilde eğlenebilen, müziğin transına az çok girip yerinde sallanarak keyif aldığını gösteren, müziğe ve performansa saygı gösteren kişiler de yok değildi.
7,75/10
Gelgelelim Wardruna konserine. Geldiklerini duyunca şaşırmıştım, böyle bir hizmetten faydalanayım hemen diyip bileti aldık. Meğerse musikileri Vikings temaşasında çalınup bir nebze şöhret olmuşlardur deyü organizatörler davet etmişmiş. Garajistanbul'da, hiç gitmemiştim. Ama aklımda iyi bir intiba var-dı. Kapısında metalik gençler siyah tişört sivitşörtleriyle hazırlık içinde. Badigard ve resmi çalışanların renkleriyle uyumlu. Yeşilli beyazlı kıyafetimle ve iş çıkışı yorgunluğumla kendimi dışlanmış hissetmedim değil yani. Hooop, daha fazla tutamayacağım bünyemde: şu ana kadar içinde en çok mal bulunduran konser diyebilirim, izlediklerim arasında. Tabi kapalı bir alanın sınırlı kapasitesiyle mal sayısı/izleyici rasyosu en yüksek olan diye netleştireyim. Alkolun etkisiyle birbiriyle sırnaşıp konser boyunca manasız mantıksız muhabbet içine girip susmayan, birbirine cuk oturmuş çift mi desem, ilk defa bir konserde şşşşt diye uyarı yapılmasına sebebiyet veren (sinemada değiliz hatırlatırım bir konserde müziği duyamıyoruz diye birileri sessizliğe davet ediliyor, tabi böyle zerzevatlıkların kapalı alan konserinde daha fazla rahatsızlık verici olduğu gerçek) ergenleşememiş genç kız grubu mu desem, birbiriyle tartışanlar mı desem yoksa ruhani ve ciddi bir performans sergilemeye çalışan gruba Korpiklaani muamelesi yapıp yanlış bir eğlence kafasına girenler mi desem. İngiltere'yi fethettik, İrlandayı da fethettik diye bağıran büyük ihtimal ataları Viking kanı taşıyan sarışın hatunkızımız yanlarında şirin kaldı. Ulan iyi ki Gaahl eline balta alıp inmedi, çatır çatır kesse sizi, kılımı kıpırdatmam. Arada gitmemek için kaçarım sadece. Gürültünün etkisiyle metrobüs atmosferinin sıcaklığını hissedebileceğimiz ön sıralara doğru yavaş yavaş kaykıldığımda sese kavuşarak konserin yarısına doğru ancak konsantrasyonu bir ölçüde sağlayabildim. Belki setlist de biraz buna sebep olmuş olabilir. Durmadan çalınan yağdı yağmur çaktı şimşek efektlerinden mi nedendir artık millet çişini ya tutamadı artık, bir git gel sirkülasyon. Ortam sıcak, sahne görünmüyor. İtişen kaçışan, Sonlarda arkaya geçtiğimde de görüntü var, ses yok. Neymiş efenim, Garajistanbul da hezimetin adıymış. Yine de çoğunluğu, yüzde 51?-60 belki 70? tenzih ederim. Şaklabanlık yapmayıp müziğin ruhuna uygun şekilde eğlenebilen, müziğin transına az çok girip yerinde sallanarak keyif aldığını gösteren, müziğe ve performansa saygı gösteren kişiler de yok değildi.
7,75/10
28 Eylül 2014 Pazar
RETRO: Bathory - Blood on Ice (1996)
Bir grup tarzını değiştirebilir, başka müziklere göndermelerle dolu çalışmalara imza atabilir, onda eleştirilecek pek bir şey bulmam. Benim için asıl problem eski tarzlarına geri dönmeleridir. İşte o vakkit samimi olup olmadıkları sorusu aklıma düşer. Primitif thrash bir dönemin ki yerden yere vuruldular hemen ardından baş tacı ettikleri bir atmosferi tekrar sundukları bu Bathory albümünde olduğu gibi. Güvenli liman sonuçta. Tabi ki işler bu kadar basit değil. Grubun müziğe başladıkları vakitte yaptıklarından çok çok ayrı değildi Requiem dönemi. Ayrıca kim bilir zaten bu dönemin geçiciliğini önceden planlamışlardı. Öyleyse farklı bir isim altında o albümleri yayımlamaları uygun düşmez miydi? Detayları eşelemek sadece kafa karışıklığı yaratır ve odağı dağıtır. Konumuz müzik ve Blood on Ice. Baştan sona bir konsept albüm. Koyun melemeleri demirci şıngırtıları nal sesleriyle bölünüyor. Güzel bir intro. Baskın basanındır. Çift başlı canavarın baskınında sadece 10 yaşında bir çocuk kurtulur. Hayvanlar tarafından ormanlarda büyütülür. Hayvanların ve doğanın dilini okumasını öğrenir. Demirden adam olur. Hikayeye eşlik eden besteler görece zayıf bir açılış yapıyor. Harika One Eyed Old Man kısa sürede diyaloga düşerek yaralanıyor. Kaderinde intikam yazılı gencimiz yıllar sonra Odin ile konuşuyor. Bir kılıç alıyor, The Sword fena değil. Sekiz bacaklı bir aygır veriliyor. Ormanın cadısına kalbini, göle gözlerini bırakıyor. The Woodwoman ve biraz daha sönük the Lake fena değil. Albümün enerjik ruhunu yansıtan Gods of Thunder of Wind and of Rain ile cehenneme girmeden önce son duasını dillendiriyor kahramanımız. Sonunsa intikamın alındığını duyuran kapanış şarkısı daha majestik olabilirmiymişneymiş.
8,50/10
8,50/10
6 Eylül 2014 Cumartesi
RETRO: Bathory - Octagon (1995)
Grubun en nefret edilesi çalışması. Benim ise bu tarz zayıf halkalara karşı ayrı bir düşkünlüğüm var. Kara ördek yavrısı gibi sıkıp sarmalayasım şefkatlara boğasım geliyor. Sözler bayağı cinayet, bunalım, sosyal konular 90'lara bile göre bile hayli bayat işlenmiş mevzuular; müzik basit melodilere ve klişelere sırtını yaslıyor; şarkılar derinlerdeki punk ve rock sızıntısının tersine gereksiz uzatılmış; çirkin bir sound, çirkin bir prodüksiyon. Yine de buradaki o kara enerjiyi seviyorum. Demek ki biraz sosyopat, biraz da psikopatım, oranlar sırasıyla 2/3 ve 1/3 şeklinde tahmin ediyorum.
Albümün en iyi şarkısının ise bir cover olması, Deuce, bir şeyleri daha net ifade ediyor sanırım. Zorlayınca Şiziniti, Börn tu day felan da diyebilirim yani. Koro halinde yükselen suçlamalar dolayısıyla yaratılan beklentilerin tersine dinlenebilen bir çalışma. Hoşlanmak ise kişiye kalmış.
6,50/10
Albümün en iyi şarkısının ise bir cover olması, Deuce, bir şeyleri daha net ifade ediyor sanırım. Zorlayınca Şiziniti, Börn tu day felan da diyebilirim yani. Koro halinde yükselen suçlamalar dolayısıyla yaratılan beklentilerin tersine dinlenebilen bir çalışma. Hoşlanmak ise kişiye kalmış.
6,50/10
6 Ağustos 2014 Çarşamba
RETRO: Bathory - Requiem (1994)
Yine değeri bilinmemiş bir çalışma ile karşı karşıyayız. Belki de o güzelim İskandinav atmosferinden sonra dipsiz çukurlara dalmanın şokunu yaşadı dinleyiciler, bilemeyeceğim. Prodüksiyonun rezil ki grubun kendi standartının bile altında olması St. Anger mantığı ile yani bilinçli bir seçimle açıklanabilir ancak. Asli unsur sert ve leş ve pis thrash metal. Black metal ise tali bir unsur. Orjinal mi değil, türe bir şeyler mi katıyor, yoo. İş görüyor, günü dolduruyor, kaymaklı kadayıf değil de fırında sütlaç. Apocalypse de üzerine kondurulmuş hindistan cevizi, fındık tercih etmiyorum pek.
7,50/10
7,50/10
12 Temmuz 2014 Cumartesi
RETRO: Bathory - Twilight of the Gods (1991)
Ah şu zirveleri karla kaplı dağlarda olsaydık şimdi !! Onun yerine belki karla kaplı dağlardan esintiler taşıyan bu albümü dinlemenin bu cehennem sıcağı havalarda bir faydası olur. Diyip bin devir önce dinlemiş olduğum bu albüme kulak vereyim. Quorthon'un en iyi performansı sayılmaz. Melodinin abartılıp temponun düşürülmesi ve ritimlerin ahesdeliği de önceki albüm ile arasındaki en bir temel farkları oluşturuyor. Hatta Bond of Blood'da yavaşlık neticesinde koronun sesi boğuk geliyor kulaklara. Kaset olsa bant sardı derdim, o kadar yane. Ayrıca sık sık epik epik konuşan babaların, dedelerin sesi duyuluyor. Müziğimin nutukla kesilmesinden pek hoşlanmam. Yine de tescilli markaları viking metalin güzide bir eseri olmayı başarıyor. Özellikle gitar işçiciliğine biraz daha eğilinmiş görünüyorlar. Metal dedik ama metalik dozajın bu albümde bir miktar düşürüldüğü de bir gerçek. Bir de dikkatinizi çekti mi bilmem ama her albümünde, önceki albümün adını taşıyan bir parça kaydediyor grup. Kapanışı yapan Hammerheart da işte böyle epiği abartıya kaçmış ağdalı bir şarkı oluyor. Ve hayır, bu albümü dinlemenin sıcaklara karşı ferahlatıcı bir etkisi yok maalesef.
8,0/10
8,0/10
22 Haziran 2014 Pazar
RETRO: Bathory - Hammerheart (1990)
Bathory maceramı şöyle kısaca özet geçeyim: eskiden black metal dönemiyle de viking metal dönemiyle de hiç ayırt etmeksizin her hallerini sevmiş idim, bu yüzden favori gruplarımdan biri olmuştu. Çok da dinledim zamanında. Aradan ben diyeyim yıllar sen de seneler geçti. Şu anki durumda önemli bir güncelleme şart oldu. Black metal dönemlerinin etkisi hızla azaldı. Baştan sona sounduylan olsun ruh ve tavır ilen olsun viking metal yaptıkları bu albümü dinlerken ise son dönemlerini sevmeye devam ettiğimi görmekteyim. İtici gelebilecek ne brütal ne traş kaydı temiz, scream desen eh bir bağırış çığırış var ama boğaz temizleme sesine daha çok benzettiğim vokal de tarzın dramasına cuk oturuyor. Drama derken viking metalde dramanın ne işi derseniz Amon Amarth ile kıyaslamanın yersizliğini bir kez daha vurgulamak isterim. Burada atlar koşuyor, yağma boruları öttürülüyor, dalgalar gemilerin pruvasına vuruyor, şimşekler çakıyor felan. İster atmosfer de ister ne biçim bir tür egzotizm. Koroyu da hesaba katarsak vokal partisyonların harmonisinin insanı vurmaması imkansız bir hal alıyor. Vikinglerin acımasız savaşçı psikopat ruh halleri haricinde köylerinde ne yaparlar, nasıl türkü tuttururlar, ağıtları nasıl yakarlar öğrenmek için, kimi zaman acılarını hüzünlerini paylaşmak için birebir bir kaynak. Yalan söylüyorum tabi etnolojik olarak birebir gerçekçi olmasa bile o sulardan beslendiği, yeniden kurgulandığı bir gerçek.
Şimdiii, bu albüme kadar yeniden değerlendirmelerde eski günleri de katarak notlarımda bir abartmaya gitmiş olabilirim. İtiraf diyebilirsiniz. Burada ise gayet nesnelim. Kafama takılan tek bir şey var, onu da paylaşayım. Father to Sun'daki ana melodiyi çocuk tekerlemesine benzetiyorum. Muhteşem bölümleri ile kendi içinde garip bir tezat oluşturuyor. Buradan kırıyorum notumu. Ve One Rode to Asabay'ı grubun gelmiş geçmiş ve maalesef gelmeyecek en iyi parçası seçiyorum.
9,50+/10
Şimdiii, bu albüme kadar yeniden değerlendirmelerde eski günleri de katarak notlarımda bir abartmaya gitmiş olabilirim. İtiraf diyebilirsiniz. Burada ise gayet nesnelim. Kafama takılan tek bir şey var, onu da paylaşayım. Father to Sun'daki ana melodiyi çocuk tekerlemesine benzetiyorum. Muhteşem bölümleri ile kendi içinde garip bir tezat oluşturuyor. Buradan kırıyorum notumu. Ve One Rode to Asabay'ı grubun gelmiş geçmiş ve maalesef gelmeyecek en iyi parçası seçiyorum.
9,50+/10
8 Haziran 2014 Pazar
RETRO: Bathory - Blood Fire Death (1988)
Viking metale geçişin şıppadanak olmadığına bir kanıt. Ne klasik müzik senfonilerinin andıran intro ve hemen takibindeki A Fine Day to Die, ne kapanışını yaptığımız albüme ismini veren efsanevi Blood Fire Death ne de albüm kapağı ve sunusu albümü tam tamına viking metal örneğine dönüştürmüyor. Ama temeller atılıyor, harç ha babam ha babam terle emekle karıştırılıyor, bu açıdan sağlam bir girizgah. Söylemek istediğim hala thrash tabanlı black metal albümün geneline hakim. Eskisi gibi kısa ve öz, pankvari bir harekete hapsolmuş değil. Şarkıların süresi uzamış ve rifler görece sofistike hale gelmiş. Yine de hücum borusu ritimlerinden bir şey kaybetmiyor bu şarkılar, amansız ve şiddete meyilli. Viking metal derken akustik pasajlar, keyboard efektleri, orta ve yavaş tempolu destansı melodiler, arka vokal korodan gücünü alan atmosfer ile Amon Amarth'ın viking metalinden uzak bir profilin tanımlanmaya çalışıldığını her zaman vurgulamak gerekli. Savaş esnasını değil hemen öncesini yada sonrasını betimliyor bu şarkılar. Hissiyat daha kuvvetli bir bakıma.
8,25/10
8,25/10
15 Mayıs 2014 Perşembe
RETRO: Bathory - Under the Sign of the Black Mark (1987)
Hızlı ve sert, adrese teslim, laga luga yapmayan besteleriyle bir zamanlar beni hayata bağlamış Bathory'nin viking metal öncesi çalışmaları, artık aradan geçen zamana bağlı olarak türlü türlü beğendili ekstrem metal örnekleriyle haşır neşir olmamdan olsa gerek, o muhteşem etkisini kaybetmiş. Hatta basit bir hale gelmiş. Daha doğrusu gelen, değişen müzik olamayacağına göre, albüm yıllardır aynı albüm sonuçta, bu denklemdeki sabitimiz de değişkenimiz de gayet belli. Black metalin ağırlığını iyice hissettirdiğini duyuyoruz. Hatta Enter the Eternal Fire ile bir sonraki level olan viking metalin de erkenden öncülüğünü yapıyorlar. Puanımı eski günlerin hatırına veriyor ve kirli sakallı bayan arkadaşın yürovizyon başarısına kadehimi kaldırıyorum. Soma'da hayatını kaybeden emekçilerin ruhuna dua ediyor, yakınlarına sabır diliyor ve vatandaş tokatlayan emir-ül tayyibana da lanet okuyorum.
8,0-/10
8,0-/10
19 Nisan 2014 Cumartesi
RETRO: Bathory - The Return...... (1985)
Film festivalinden bir kaç film seçip izlemeye çalışıyorum bugünlerde. İşte tam da o bugünlerden birinde, yani bugün İstanbul'un bir ucundan öteki ucuna gidip izlediğim filmde aklıma naçizane bir özdeyiş geldi. 30'undan sonra entel olunmaz, entel doğulur. Allah'ım ya Rab! Bir kadının virane bir odanın duvarındaki manzara resmine bakmasını 15 dakika, sonrasında yine o duvar resmini izleyen aynı kadın ile arkasında arada sırada cebinden çıkardığı içkiyi hüpleten bir adamı yaklaşık yarım saat (zaman görecelidir), sonrasında bu kadınla artık ona sırnaşmaya başlamış adamı arka cepheden resmi de görecek şekilde bir 10 dakika, kadının odayı terketmesiyle tablo karşısında şişenin dibini gören adamı bir 10 dakika, artık bitsin dedirten, makinist ağbi ileriye saaar diye çığlık attıran sekansın bitiminde de seyirci olarak o duvarı bir 10 dakika daha izledik. Oyunculukmuş, sembolizmmiş peh. Hiç Nuri Bilge Ceylan, Tarkovsky, Zeki Demirkubuz izlemedik zaten. Sokakta kalmış çocuklu bir babanın açlıkla, depresyonla imtihanı diye konuyu okuyunca, bir de doğunun uzağından sahneye teşrif edince film,bir Grave of Firefiles olur mu acaba beklentisiyle mendilimi hazır edip gitmiştim halbuki. Bu arada popuyla değil filmleriyle de atılım yapan Kore yapımı olmadığını Çince diyalogları duyunca farkına vardım. Evet, bu iki dili ayırt edebilecek kadar entelim. Bir Japon filminin beklentisini örnek alacak kadar da saf. Neyse uzatmayalım, salondaki (varsa gizli) pedolar en azından mutlu oldu, şirin ufak kızı kıyafetini değiştirirken çıplak gördükler. Ama akıllanmadım agalar. Yarın da Doğunun Çocukları'na gideceğim. Sabahın köründe. Pazar 1.30 her zaman sabahtır, sabahın körüdür. Onun da konusu ilginçti. Festivalin gözde filmlerinden Budapeşte otelini de festival dışında bir seans da izlemiştim. Cart parlaklıkla masalsılığı sağlayan Amelievari filmlerden hoşlanmamakla birlikte, kendine özgü mizahına mizah demek zorken bile fena değildi. Yafu ben komedi filmlerini sevmiyorum zaten. Mizahmış, pehh. Ne gereksiz...
Bathory'nin ikinci albümü ilk albüme çok benziyor. Hala thrash ruhu, başta Born for Burning ve diğer bir kaç şarkıda faal olmakla birlikte Norveç soğuğunun Total Destruction gibi daha black şarkılarda kendini iyice belli etmeye başladığını görüyoruz. Atmosfer olarak da bu değişimi duyumsamak mümkün. Fark sadece bu. Norveç değil İsveçmiş.İsveç'e soğuğu yakıştıramadım bir an.
7,50/10
Bathory'nin ikinci albümü ilk albüme çok benziyor. Hala thrash ruhu, başta Born for Burning ve diğer bir kaç şarkıda faal olmakla birlikte Norveç soğuğunun Total Destruction gibi daha black şarkılarda kendini iyice belli etmeye başladığını görüyoruz. Atmosfer olarak da bu değişimi duyumsamak mümkün. Fark sadece bu. Norveç değil İsveçmiş.İsveç'e soğuğu yakıştıramadım bir an.
7,50/10
20 Mart 2014 Perşembe
RETRO: Bathory - Bathory (1984)
Bathory, geleneksel metalden beslenen proto-black metal ile halis muhlis İskandinav black metalin arasında bağlantıyı kuran en önemli gruplardan biri değil bizzatihi öyleydiler. Efsanevi metalci Quorthon liderliğinde çocuk yaşta gencecik elemanların kurduğu grubun bir türün doğuşu değil belki ama standartlarını kurmada bu kadar belirgin bir rol oynayacaklarını tahmin ederler miydi bilmiyorum. Ama bununla yetinmeyip sonrasında viking metalin bizzat yaratımında öncü bayrağı taşıdıklarını biliyorum. Yani tek kelimeyle devrimci bir grup olarak müzik tarihinde yerlerini ayırtmışlar. Yalnız hakettikleri değeri pek de göremediklerini düşündüğüm bir müzikal tarih bu. Ve sayfaları gittikçe sararıyor.
Çıkış albümü paslı ve zayıf soundu ile dipten punk sahnesinin kirliliğini dinleyiciye geçiriyor. Ritimler ise nabız hoplatan cinsten. Aslında besteler thrash kıvamında punk ruhunda spiidi metalden çok da öte değil. Atmosferi koyultucu intro ve outrosuyla olsun, yırtıcı vokal olsun, satanik sözler olsun, bahsi geçen black metalin oluşumundaki kayıp halkaları teşkil ediyorlar. Bir kaç beste güme gitse de başta Necromancy ile War olmak üzere gerçekten, sahiden cinnet geçirtecek şarkılarla dolu bu albüm. Kısa ve net, adrese teslim. Bu haliyle bendenize biraz Motorhead, biraz Metallica'nın ilk albümünü ve Judas'ın Painkiller'ını anımsatmıyor değil. Ortak noktaları hız olsa gerek, ruh olsa gerek.
9,0-/10
Çıkış albümü paslı ve zayıf soundu ile dipten punk sahnesinin kirliliğini dinleyiciye geçiriyor. Ritimler ise nabız hoplatan cinsten. Aslında besteler thrash kıvamında punk ruhunda spiidi metalden çok da öte değil. Atmosferi koyultucu intro ve outrosuyla olsun, yırtıcı vokal olsun, satanik sözler olsun, bahsi geçen black metalin oluşumundaki kayıp halkaları teşkil ediyorlar. Bir kaç beste güme gitse de başta Necromancy ile War olmak üzere gerçekten, sahiden cinnet geçirtecek şarkılarla dolu bu albüm. Kısa ve net, adrese teslim. Bu haliyle bendenize biraz Motorhead, biraz Metallica'nın ilk albümünü ve Judas'ın Painkiller'ını anımsatmıyor değil. Ortak noktaları hız olsa gerek, ruh olsa gerek.
9,0-/10
19 Eylül 2010 Pazar
Bathory - Nordland II (2003)

Hmmm, rahmetle andığımız Quorthon'un liderliğindeki grubumuzun son albümü mantıken birinci Nordland'ın devamı. Ancak ilkini dinlerkenki aynı hisleri aynı helecanı duyamıyorum. Renksiz soluk bir versiyon sankim. Ya da efsanevi grup, onlardan pek tanık olmadığımız bir şey olan bir önceki albümün tekrarlanması olgusuyla bizi tanıştırıyorlar. İşin aslı bu Nordland albümleri aslında birlikte mi satışa çıkacakmış efendim neymiş öyle bir hikayeleri var. Fakat ne yapamıyoruz, Bathory gibi bir gruba pok atamıyoruz! Çünkü yine grupta ender rastladığımız vokal düzenlemelerinin level atladığı Sea Wolf gibi bir şarkıyı bize hediye ediyorlar gider ayak. Diğer şarkılardaki ortak özellik ise sert ve biraz da agresif, hatta orta dönem trash etkisini hatırlatıyor biraz, gitar ve davul tonlarının melodik ancak yine de ingilizlerin deyimiyle harsh vokalle birlikte dinlemesi ilginç bir uyumsuzluk sunması.
7,25+/10
9 Eylül 2010 Perşembe
Bathory - Nordland I (2002)

Viking geçmişlerine geri dönerlerken aynı atmosferi yanlarına almamış görünüyorlar. Bununla birlikte akustik folk şarkılardan klasik çizgilerinin soluk kopyalarına çeşitlilik içeren albüm orta kısmında gönülleri fethedip yağmalayan bir momentuma ulaşıyor. Intro sonrası Nordland güzelse hemen takip eden epik Vinterblot ne ola ki? Zehir dolu Dragons Breath, huzur dolu Ring of Gold ne ola? Cevap istiyorum kardeşim. Foreverdark Woods'tan sonrası ise aynı heyecana sebep olmuyor maalesef. Sonuçta Bathory bu..
8,0/10
29 Ağustos 2010 Pazar
Bathory - Destroyer of Worlds (2001)

Grubun bence fazlasıyla sert eleştirilen albümlerinden biri bu. Evet şarkıların viking ve ilkelinden thrash diye farklı kümelere sınıflandırılabilinmesi bi garip. Viking şarkıların eskilerinin gölgesinde olduğunu da kabul edebilirim. Vasatın üzerinde olmakla beraber barbarik pis havasıyla thrash parçalarının o kadar ağır eleştirilere tabi tutulmasını anlayamam. Yine evet bisürü doldur boşalt parça olsa bile. Vokali kaldırabildiğiniz sürece, Bleeding, Death from Above, hatta hokey hakkında yazılmış 2. sınıf Megadeth parçası gibi tınlayan Sudden Death ile Amon Amarth'a yakınsadığı kısımlarıyla White Bones viking harici bölümde syabileceğim dinlemesi keyifli parçalar.
7,50/10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











