ENKİ BİLAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ENKİ BİLAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2016 Pazar

Enki Bilal - The Cruise of Lost Souls & Townscapes

Yine erken dönem çalışmaları olan bu iki albüm aslında birbirinden farklı değil. Kısacası The Cruise of Lost Souls hikayesi hem kendi ayrı adıyla basılmış hem de Townscapes'i oluşturan üç hikayeden biri olarak o grafik kitabında da yer bulmuş. Okuyana kadar farkında değildim elbet. Bu hikayelerin ortak noktası özgürlükçü bir sol çizgide sıradan halkın, köylünün yanında militarizm, kalkınma, otorite karşıtı bir tutum içinde gelişmeleri.
Kayıp Ruhların Gezintisi diye çevirebileceğimiz ilk hikaye günlük hayatlarını kıtı kıtına idare ettiren bir köyde geçiyor. Yakınlardaki askeri laboratuvarda geliştirilen bir cihazın etkisiyle köydeki binalar yerçekiminden kurtulmaya başlıyor. Birbirine bağladıkları köy evlerinin içinde köylüler hiç çıkmadıkları bir seyahatin keyfini sürerken hükümetin bu rezaleti medya yardımıyla da gizleme çalışmaları ve nihayetinde militarist aldırmazlığın dizginlenmesi resmedilmiş. Diğer hikayelerde de rastladığımız Hızır benzeri büyük ihtimalle Enki Bilal'in kendisini temsil eden esrarengiz kişi bilinçli veya bilinçsiz olaylara müdahale ederek bir nevi ajitatör rolünü üstleniyor. Her yerde olduğu gibi gördüğü her olumsuzluk karşısında komünistleri, hainleri, öcüleri suçlayan bir çıbanbaşı da hikayemizde rahatı kaçıran bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Çizgiler inanılmaz ayrıntıda işlense de karakterizasyonda estetikten ziyade çirkinlik ön plana çıkarılmış. Üstelik halka yabancılaşmanın imgesi olarak deney yaptıkça çizerin uzaylıları çizerken kullandığı tiplere benzeyerek çirkinleşen, iğrençleşen askeri personelden bahsetmiyorum. İlginçtir arkamekanı da Fransa'dan çok Amerika'ya benzettim. Belki de yazar Pierre Christin, Fransa'nın Abdleştiğini işaret ediyor.

Belirttiğim gibi Townscapes aslında üç hikayenin birleştiği bir koleksiyon kitap. İlk hikayeden bahsettim bile. Yine tüm öyküler Pierre Christin'in aklından çıkma. And Thus A Legend Born, ne diyebiliriz? Ve böylece bir efsane doğdu. Burada esrarengiz karakterin çok etkin bir şekilde hikayede rol aldığını görüyoruz. Bir grup güvenlik ve istihbarat şefi bir köşkte bir araya gelir. İlginç bir kişiyi araştırmaktadırlar. Tarih boyunca değişik yerlerde otorite karşıtı mücadelelerde farklı kimliklerle yer almış, kimi zaman 68 Paris günlerinde, kimi zaman Che ile birlikte dağlara çıkmış, kimi zaman Abd'de Kara Panterlerle çalışmış bu kişiyi konuşurlarken, 'güvenilir' uşak tek tek bu kişileri çeşitli mazeretlerle odadan dışarı çıkartır. Giden gelmez. Nihayetinde köşkte patlama olur ve uşak kılığındaki bu gizemli kişinin çağırdığı kişiler yer altındaki kanalizasyonda yürürken bir kez daha o kişi tarafından alt edildiklerine hayıflanır. Hikaye ve çizimler, bir bildiri netliği taşıyor, kısacası çok parlak sayılmayan bir çalışma.
Son hikaye Ship of Stone yani taştan gemi. Yine Fransa'nın kırsalında çok eski bir şatonun gölgesinde yine fakir ama gururlu insanların yaşadığı bir balıkçı köyündeyiz. Kodamanlar gelişme ve kalkınma adına buraya da göz koymuşlar. Şato taşınacak, siteler rezidanslar AVM'ler yapılacak köy replika tadında alışveriş mahallesine dönecektir. Köylü üzgün olsa da karar verilmiştir. Yıkıma şatoya gelen insanlar ise şatodaki Fransızca bile bilmeyen yaşlı bir adamın direnişiyle karşılaşır. Adam bir tür muhafız büyücüdür. Taştan gemiyle buraya gelip medeniyeti kuran ataların topraklarını gözetmektedir. Hızır Bilal'in aklına yine bir şey gelir. Bir gemi kaçırırlar. Şatodaki dedenin çağırdığı binlerce ata ruhun yardımıyla köy ve şato taş taş gemiye taşınıp Arjantin kıyılarına taşınır. Bir gecede kaybolan köyün esrarı yetkilileri şaşkınlığa çevirirken suya düşen planlar hemen uygun duruma göre değiştirilir. Rezidans ve replika köy hayali uçmuş olabilir ama bu kıyı tam da nükleer santraller için uygun bir yerdir.
Ve son hikaye, evet Townscapes'de üç değil dört hikaye varmış; The Town That Didn't Exist. Bir kasabayı hayatta tutan fabrikada grev vardır, işçiler perişandır. Grev yaptıkları fabrikanın yaşlı sahibi ise aniden ölür. Holdingdeki tüm kocabaşlar toplanır, vasiyet bellidir, kötürüm kız torun başa geçecektir. Kızın bakımını yine karşımıza çıkan Hızır İlyas yapmakta yani onun için örnek alınacak bir karakter olmaktadır. Kız tek tek bu kocabaşları zaaflarına göre etkisiz hale getirmeyi başarır. Aklındaki fikri böylece hayata geçirebilecektir. Holdingin parasıyla ütopik bir kasaba inşa ettirir. Kasaba dev bir cam fanus içindedir. Fakat Hızır İlyas dahil tek tük insanlar bu cam kavanoz içinde tıkılmaktan sıkılacaktır. Örneğin işçilerden biri 'mantıksız' bir şekilde ailesini terkedip ütopyayı reddetmiş ve komşu kasabadaki başka bir fabrikada çalışmaya başlamış ve orada da sendikal mücadele başlatmıştır. Yani politik temelde ütopya eleştirisi olan bu hikaye ile Ship of Stone çizimleri gayet keyifli. Yalnız uyarlamadan bir kaç kare çıkartmak faydalı olurmuş.

8

12 Ağustos 2016 Cuma

Enki Bilal - Memories of Outer Space and Memories of Other Times & The Chaos Effect

Çizgi sanatının efsanevi ismi Enki Bilal, ilk dönem çalışmalarını Memories... başlığı altında basıma hazır hale getirmiş. Buna bağlı olarak kaba bir tasarımdan incelikli anlayışa kadar değişen uyumsuz çizim tarzlarına da rastlıyoruz, zekice yazılmış ironik öykülerden Cthultu miti ve korkuya uzanıpgeniş bir açılım sergileyen konulara da. Kabataslak bir ayrım yapılırsa renkli kareler, eleştirel bir tutum ve bilim kurgunun öne çıktığı ilk kısımlar oldukça etkileyici. Fantastik ve bilimkurgu öğelerden kopmamakla birlikte öykülerin yönü albümün ortalarında daha korku temasına doğru evriliyor. Sonlara doğru siyah beyaz bantların örneklerine dahi rastlamak mümkün. Değerlendireceksek eğer tümünü göz önünde bulundurmak lazım.
7,50

Bilebildiğim kadarıyla günümüze daha yakın bir dönemin ürünü olan bu çalışma aslında oldukça hacimli iki ayrı öyküyü resmetmekte. Fransa'ya yerleşen Yugoslav göçmeni Enki Bilal'in sosyalizmin katı yorumlarına karşı takındığı eleştirel tavrının izini bulmak mümkün bu eserlerde. En önemli fark olarak hikayelerin gerçekçilik üzerinden aktarılmasını vurgulayabiliriz. Tema kadar çizgiler de öyle. İlk öykü, İspanya'da faşizmin yenilgisinden yıllar sonra uluslararası bir faşist çetenin tekrar ortaya çıkması ve köylüleri katletmesiyle başlıyor. İngiltere'de durumu öğrenen eski Cumhuriyetçi kahramınımız değişik ülkelerdeki Enternasyonal tugayların eski elemanlarını toparlayıp kapanmamış defterlerin peşine zorlu yolculuğun başlatılmasına vesile olur. Yıllar acımasızdır, kimi kel kimi fodul, ideolojiden çok eski bir davaya bağlıdırlar ve belki de farklı statüleri, yaşları birbirlerine karşı olan borçlarını ödemeleri için engel değildir. İlginçtir düşman kamptakiler de hiç genç sayılmaz. Grubumuz İspanya'ya vardığında onlar İtalya'ya kaçar, orada komünist bir lideri fidye amaçlı kaçırırlar. Elemanlarımız bir kaç sabotaj yapmayı becerse de faşistleri ellerinden kaçırırlar. Kendileri de kaçak duruma düşer. Tek tek hayatlarını kaybetmeleri ile sonuçlanacak bu kedi fare oyunu değişik ülkelerde devam eder. Kanlı bir sonla düğüm çözülür.
İkinci öyküde ise çizerin görüşleri daha da gözümüze gözümüze sokulur. Demir bloğun ardındaki sosyalist ülkelerin lider konumundaki tanışlar, bir kış akşamı av partileri düzenleme amacıyla Polonya kırsalında toplanırlar. Devrimin nasıl kendi evlatlarını yediği konusunda her biri kendi anılarını dillendirir. Fakat bu av partisine sisteme sıkı sıkıya bağlı bir kaç isim de katılmaktadır. Hikaye çevirmen olarak getirilen genç bir elemanın gözüyle aktarılır. Önce kuş, sonra geyik en sonda ayı'ya doğru avlar gittikçe vahşileşirken entrika da derinleşir. Gelecekte kilit duruma gelmesi beklenen ve katı doktrinci görüşleriyle diğerlerinden ayrılan biri yanlışlıkla bu çevirmen tarafından vurulur. Aslında durduğu yer, görüş açısı, öldürülenden göstermesi beklenen itirazlar vs.. hepsi kılı kılına hesaplanmıştır ki kazanın manipülatif tezgahlanmasına sebeplerdir. Özgürlükçüler de böyle kirli tezgahlara başvurur, geçmişteki günahların kefareti olarak belki de.
Konular kulağa ilginç gelmekle beraber akıcılığı kuvvetli değil, genel gidişatta sıkıcılık derdine yenik düşebiliyor.

6