SIDDHARTHA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SIDDHARTHA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2018 Çarşamba

Hermann Hesse - Siddhartha

Romanın arkasındaki söz önemli: Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış büyük bir başarıdır.
Brahman yani Hint dini kast üyesi olan genç Siddhartha, ayinlerin ve tanrı ve tanrıçalara yapılan sunuların kendisine iç huzur kazandırmadığını fark edince arkadaşıyla birlikte donları dışında hiç bir mala mülke sahip olmayan, yiyeceklerini dilenen gezgin Samanalara katılır. Benliği yok etmek mümkün değildir. Tam tersine bu kadar tevazu, açlığa dayanıklılık, dünyadan elini eteğini çekebilmek aslında başka bir tür kibrin dışavurumu değil midir? Siddhartha, arkadaşı ulu din adamı Gotama'nın müridi olduğunda arkadaşıyla yolları ayrılır. Her jestinde, her sözünde huzur akan Gotama kendi hayat felsefesini bulmuştur. Ama bu yol diğerlerini de kurtarabilecek midir? Artık yaşlanan arkadaşı Govinda hala huzuru aradığını itiraf edecektir son karşılaşmalarında. Büyük bir şehrin girişinde hiç bir zaman sevmediği hayat kadını Kamala'ya tutulur Siddhartha. Hayat dersi ilginç tesadüflerin arkasındadır. Siddhartha yolunu terk eder, Kamala'yı hoşnut edecek kadar para kazanmaya bakar bir tüccarın yanında. Paranın, zevk ü sefanın esiri olmuş eleştirdiği çocuk insanların arasında kaybolur bir süre sonra. İş oyun olmanın dışına çıkar, heyecan arar, kumarda evini bahçesini bir kaybedip bir kazanana kadar. İçindeki boşluk benliğini kavurdukça arkasına bile bakmadan yine yollara düşer, çocuğunu taşıdığını bilmediği Kamala'yı dahi geride bırakarak. Bir ırmak kenarında salcılık yapan ihtiyarın yanına sığınır. Irmağı dinlemesini öğrenir gel zaman git zaman. Irmak konuşur, hikayeler anlatır, alay eder, öğretmeni olur. Zamanın yokluğunda yüzler, olaylar birbirine karışır suların yansısında. Gotama'nın huzuruna hacı olmaya giden Kamala zehirlei bir yılan tarafından ısırıldığında Siddhartha'nın kulübesinde son nefesini verir, çocuğu babasının yanında bırakarak. Çocuğun da şehre dair, hayata dair hırsları vardır, yaşayacağı günahları, yapacağı hataları.. Siddhartha'nın onu alıkoyması hiç bir şeyi çözmez. Çünkü

sevgi her şeyin başı değil midir? Tek önemli şey dünyayı sevebilmektir, onu aşağılamamak,ona ve kendine hınç ve nefret beslememek, ona, kendine ve bütün varlıklara sevgiyle, hayranlıkla ve huşuyla bakabilmek. Yoksa kurtuluş ve erdem de sözcüklerden başka bir şey değildir. Dünya mükemmellikten yoksun yada mükemmellik yolunda ağır ağır ilerliyor değildir, her an mükemmeldir o, tüm günahlar bağışlanmayı, tüm küçük çocuklar yaşlıyı, tüm bebekler ölümü, tüm ölenler sonsuz yaşamı kendi içinde taşır. Hiç kimse bir başkasının yürüdüğü yolda ne kadar ilerlemiş olduğunu göremez, haydutların ve zar atıp kumar oynayanların içinde bekleyen bir Buddha, Brahmanların içinde bekleyen bir haydut vardır.
 Siddhartha bunları öğrenmiştir, kendi kendine, her şeyi herkesi kendine öğretici addederek.
 Bilgelik bir başkasına anlatılamaz; bir bilgenin başkalarına anlatmaya çalıştığı bilgelik aptalca bir şey gibi gelir kulağa. Bilgi başkasına aktarılabilir, bilgelikse keşfedilebilir, yaşanabilir.

30 Nisan 2013 Salı

Siddhartha - Siddhartha (1998)

Space rock ile Pink Floyd tarzı progresif/saykedelik rock tarzını dengeli bir şekilde harmanlamakla tarif edilen grubun ilk ve tek çalışması. Aslında Abd menşeli bir plak şirketindeki karar vericiler arasında ses getirmiş olacak ki bir kaç sene önce farklı bir isimle yapılan yeni baskısı da dar çevrede paslaşan prog rockçılar arasında ilgi alaka doğurdu. 70'lerin Anadolu rock furyasından sıkılmış olacaklarını düşünüyorum. Bu arada yine kendi kendimize propaganda yaptığımız bir dönemi geride bıraktık. Halbuki enternasyonal prog rock sevenler derneği üyeleri radarlarını Kamboçya gibi egzotik ülkelerin müziklerine yöneltmişlerdi. Biz de onlar arasındaydık. Neyse, türe çok da hakim olmadığımı defaatlen söylediğim için kısa keseceğim. Genelde sözsüz olan parçalar hareketli olmasalar bile bizim toprağın canlılığını naklettiriyor dinleyiciye. Genelde sözsüz olan parçaların sadece yerel ezgilerle dolu olduğunu söylemek mümkün değil. Zira çok ahenkli bir çeşitlilik yakalanmış durumda. Baroque ismi üzerinde hoş bir parça, misal. Klavye soloları vs sebebiyle tanımlandıkları space rock felan sıfatını anlamıyorum çünkü işin içine uzay girdiyse lazer ciyuvlamaları, yıldız şakımaları, uzay gemisi motoru horuldamaları ile dolu bir sound bekliyorum ister istemez. Alakası yok. Yerine klavyenin ama özellikle gitarın alıp başını gittiği , bateri ile sirtaki yaptığı Nervous Breakdown gibi bir şarkıda ise o kafa halini yakalamak mümkün. Yerellik yine de albümün geneline yayılmış durumda. Kervan'daki hınzır melodiler hoş bir örnek bu minvalde.

8,0/10