Vallaha, konsere geliyor diye değil zamanlama tamamiyle tesadüf. 18 şarkı , yarısı The Police yarısı Sting. Benim yaşıtlarım az çok Sting'in The Police vokali olarak ünlendiğini bilir. Yine de bu şarkıların hangisi gruba ait hangisi Sting'e, ayırt etmek de umursamak da zor. Aslında büyük bir ipucu var, eski şarkıların ritmi biraz reggaemsi tınılarda. Bununla birlikte genç kuşağın ise bırakın The Police'i Sting'i duyduklarından bile şüpheliyim. En son hiti Desert Rose'un ki bu toplamada da yer alıyor, 99 yılında çıktığını düşünürsek, oy oy yüzyıl geçmiş gibi aradan. Fakat biz biliyoruz ki Fragile gibi Roxeanne gibi Every Breath You Take gibi, Englishman in New York gibi klasikleşmiş 80'ler besteleri de bu sanatçı şürekasının eseri. Albümde sadece bu şarkılar değil yine sevilen ve sayılan Message in a Bottle, So Lonely, Can't Stand Losing You, Don't Stand Close To Me de yerini buluyor. Şöyle isimlerine bile bakınca ne kadar güzel şarkılar çıkarmış olduğunu görüyoruz Sting ve sazekibinin. Lakin notlarımı topladım belgelerle geldim, nerede Shape of my Heart? Soruyorum ahali nerede? Ya Mad About You? Rock Steady, Let Your Soul Be Your Pilot? Düşününce amma da şarkısı varmış adamın albüme dahil edilmemiş. Bir de anglosakson diyarlarda tekdüze Fields of Gold hayranlığı ( şarkıyı çok da sert eleştiremiyorum, rahmetli anne babasına ithafen yazmış) ve Fragile'a karşı bir hazımsızlık bir ne de amma apartılmış bir şarkı eleştirmenliğine bürünmüşlük var ki protesto ediyorum. Ve şunun farkına varıyorum, şarkı sözleri aptal aşk temasının ötesinde, Fields of Gold'dan demin bahsettim, Fragile savaşların ve şiddetin anlamsızlığı ve insanların kırılganlığına yönelik Nikaragua iç savaşından esinlenen bir şarkı, Every Breathe You Take romantik bir aşk şarkısı değil aşkını saplantı haline getirmiş bir sapığın hikayesini konu alıyor. Roxeanne de aslında bir hayat kadını yafu!
8,50/10
STING etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
STING etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2012 Salı
16 Şubat 2012 Perşembe
Sergei Prokofiev - Peter and the Wolf; Classical Symphony; Overture on Hebrew Themes; March (The Chamber Orchestra of Europe/Claudio Abbado; Sting) 1990
Peter ve Kurt geçen yüzyılın başlarında ün yapmış (modern çağlarda klasik müzik yok diye yanlış kanılarla beslenmemizin en büyük sebebi safiyane cahilliğimiz) Rus besteci Prokofiev'in müzikal bir hikaye etrafında kurgulanmış eseri isminde de emare taşıdığı gibi daha çok çocuklara sesleniyor. 20-25 dakikaya bile varmayan süresinin büyük çoğunluğu da anlatıya dayanır. Bu nedenle anlatıcının da hüneri becerisi ağırlığını koyuyor performansa. Popüler müzik piyasasından gayet iyi tanıdığımız Sting'in ismi anlatıcı olarak yer alıyor dersem, bu mühim rolün gayet emin ellere emanet edildiğini de anlamış oluruz. Bu eserin en önemli özelliği konuşma faslının hayal gücünü güçlendiren bir müzikal kısım tarafından takip edilmesi. Zira Sting amcanın da başta dediği gibi her enstrüman hikayedeki bir karakteri temsil diyor. Kuş flüt tarafından, ördek oboa tarafından, kedi klarnet tarafından, büyükbaba basoon tarafından ki fagot dedikleri üflemeli bir çalgıymış, kurt horn (bunu da korno diye çevirmiş atalarımız) tarafından ve kahramanımız Peter ise yaylı çalgılar tarafından temsil ediliyor. Tam 6 kez tarafından. Sonuç olarak kulakların bu enstrümanlara aşinaklık kazanması konusundaki bu girizgah büyük faide sağlıyor. Gelgelelim konuya, Peter'ın canı sıkılır, çiftliğin kapısından çıkıp meraya çayıra doğru salınır. Bir ağaçta kuş arkadaşıyla merhabalaşır. Çiftlikten de açık kapı vasıtasıynan bir ördek yakındaki göle atar kendini. Kuş yanına konar, uçamıyorsan ne biçim bi kuşsun diye sataşır, ördek de, yüzemiyorsan sen ne haltsın kardeşşş der, böyle tartışır dururlar. Gizli gizli onlara yaklaşan kedinin pençeleri Peter'ın uyarısıyla bak boş kalır. Kuş dala konar, ördek de gölün ortasına açılır. Büyükbaba çıkar ortaya. Peter yavrucağım burası ormana yakın, hemi de tehlikeli bir yer, bak kurt çıkarsa ne yapan sonra? diye nasihatlarda bulunur Peter'a. Çeker kulağından çiftliğe götürür, kapıya da sürgülü kiliti takar. Hakketten de kurt çıkagelir ormandan. Kurt panikleşip gölden çıkan ördeği bir hammada yutuverir. Neyse uzatmayalım, Peter ile kuş bir katakulli çevirir, ip dolar kurdu bağlar.Ormandan çıkagelen avcılar kurdu görünce çakarçakmazlarına sarılır. Peter der, yapmayın ağbiler ablalar!Yakaladık yafu! Sonra avcılar ve Peter başta, kurdu bağlayıp zafer yürüyüşüne çıkarlar. İşin garibi kurdun çiğnemeden yutması sonucu hala karnından ördek vaklamasını duyarız. Evet, bir çocuğa ne gibi bir şey öğretmiştir bu hikaye, tartışılır. Sonuçta adamın biri sanat adına yazmış çevirmiş oynamış. Bence fena değil. Sık sık dinlemelik değil elbette. Lakin güzel güzel.
March , bildiğimiz keskin ve lineer askeri adımları takip eden ritimlerden ziyade gayet yuvarlak bir hatta sahip melodi üzerine inşa edilmiş. Bu yüzden de 2,5 dakikaya sığan kısa süresine panayır eğlencesini hatırlatan bir şamata sığdırarak dinleyeni bu kadarcık mıydı nidalarına sürükleyebiliyor.
Overture on Hebrew Themes şaşırtmayarak İbrani müziğinden taşıdığı ezgileri sergiliyor. O da şık o da renkli yani. En sonda yer alan Classical Symphony'i ise ne yalan söyleyeyim şu basit aklımla pek idrak edemedim.
8,0-/10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

