ARTİSTİK BELLEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ARTİSTİK BELLEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2016 Çarşamba

Hürriyet Gösteri #319 - Yabani #3 - Cazkedisi #6, Artistik Bellek #11

Hürriyet Gösteri'nin 319.sayısı hacim olarak daha geniş bir yer kaplıyor gibime geldi. Yanılıyor olabilirim, zira kafam güzel, af dilerim. Konu başlıkları ilginç olsa da içerik teori yönünden biraz cılız kalıyor: Türk Edebiyatında Kadın Yazarlardan Feminist Uzamlar, Sönük Bir Kadının Silik Öyküsü. Ağaç-Kadın-Güzel Yaprak-Yapmak İlişkisi. Şairin Niyeti/Okurun Niyetinde Özcan Erdoğan'ın Singin isimli şiiri konuk ediliyor. Şair diyor ki: duygu gelip geçer, duyarlıksa devinir, aşkı ve şiiri yeniden yaratır. Şiir ağırlıklı yazılarda Selçuk Uçku Letrist şiiri ile, Gültekin Emre biyografisi ile, Cengiz Bektaş mekanları ile, Aydın Afacan tereddüt kavramı ışığında, Osman Çakmakçı genel bir değerlendirme ile, Selahattin Yolgiden göç temasıyla, Barış Erdoğan hümanist bakış açısıyla ve Joyce Carol Oates sadece şair kimliğiyle sınırlı kalmamak koşuluyla konu edilmiş. Oates hakkında genel bir değerlendirme ve zoraki bir söyleşi de sayfalarda yerini bulmuş. Oates'un Eski Amerika Evine Ölmeye Geldi şiiri gerçekten etkileyici. Söyleşiler Aşk Mavidir Öğretmenim kitabı ardından Atalay Girgin ve Barış Erdoğan ile devam etmekle beraber burada sonlanıyor. Yönetmen-besteci ilişkisinin irdelendiği köşede efsanevi westernlere değiniliyor. (spagetti olanlara mı desek?) Bu yazının kapsamı altında Sergio Leone ve Ennio Morricone ikilisinin yapıtları mercek altında. Yücel Kayıran'ın son şiir eleştiri kitabı ele alınmış. Temelsiz ve dayanaktan yoksun ama sağlam görülen ve öyle kabul edilen argüman ve kavram tanımlarının temelsizliğini ve dayanaksızlığını gösterme etkinliği olarak elenkhos kavramı bende de yankısı bulunan bir değinme oluyor bu yazı başlığı altında. Yaşamını son günlerde kaybeden değerli tarihçi Halil İnalcık'ın kitabı hakkında yazının kısalığını basımın daha öncesinde olmasına bağlıyorum. Müesser Yeniay, bir şair olarak şiir yazma itkisini kendi örneği üzerinde açıklıyor. Gültekin Emre yine Çalışma Masası ismindeki köşesinde çalışma masasına uğrayan öykü ve roman kitapları hakkında fikirlerini kaleme almakta. Hüseyin Atabaş'ın Çağdaş Şiirimizde Karadeniz Duyarlığı, Melih Ergen'in Varuna'nın Bin Gözü  ve Ömer Faruk'un Banka Soymuş Bir Devrimcinin Samimi İtirafları namındaki kitapları da makalelerde yankısını buluyor. Bir kaç sinema sanatı üzerine ilham alınan yazı da bulunmakta. Şiirlerine yer verilen isimler ise Veysel Çolak, Mehmet Yaşin (yok aslında yanlış anlaşılmasın/ ben de istemez miydim bir aşk yaşamayı?), Yavuz Özdem, Sadık Yaşar, Nisa Leyla, Barış Erdoğan.

Yabani'nin 3. sayısı orta şeker kıvamında okuyucuyu karşılıyor. Metal dünyasını aralayan Golgotha, kendini beğenmiş TV program yapımcısı bir gurmenin hikyesinin irdelendiği Itadakimasu, ismi üzerinde Zombi Günlükleri çizgi hikayeler olarak çizimlerde olmasa bile uyarlamada sıkıntılar sergiliyor. Bir duyarlık ve intikam hikayesi olan Kartel'in son karelerini anlayamadım bile. Kralına İsyan'ın ise büyük bir merakla sonraki gösterimini bekliyoruz. Hikayelerde korku unsuru taşıyan Istrancalar'da Kaçamak, eğer ironik bir komedi gözüyle de bakıyorsanız anlam kazanıyor. Temizlikçi sonu biraz aceleye gelmekle beraber iyiydi. Öteki de kusurları ile birlikte yine de kendini okutmasını bildi. Fırıldak'ta distopik arka yapısıyla ve klasik aşk-kıskançlık örgüsüyle akılda kalıcıydı. Şaka maka 4. sayıyı bekliyorum ki çıkmış sanırım bu aralar.

Caz Kedisi 6. sayıyı ile karşımızda. Tanıştığım geçen sayıdan sonra heyecanım biraz dinmiş durumda. Şairler: Serdar Koç,

sahi sen mi söylemiştin
konuktur diye insan yaşama

Mehmet Mümtaz Tuzcu,Ece Apaydın, Yusuf Alper, Can Sinanoğlu, Rahmi Emeç, Mustafa Demircioğlu (Senin Bütün Sarılar isimli dört kıtalık şiire yer vermek isterim ama neyse, başka bahara...), Gökhan Taner Günsan, Beytullah Kılıç, İmran Tali, Örsan Gürkan Aplak, Süleyman Aytaç, Muharrem Sönmez,

akşamı toplamak mı
işte o pazarcıların işi

Recep Özkan,, Osman Koca, Nesrin Z. İnankul,Şerif Tezgören ve çeviri şiirleriyle/taşlamalarıyla antik Roma'dan Marcus Valerius Martialis (bütün çevirileri alıntınlamayı hak ediyor). Hüseyin Alemdar 41 maddede kişisel manifestosunu açıklıyor. Hülya Deniz Ünal genç şairlerin yapıtları üzerine görüşlerini belirtmeye devam etmekte. Hüseyin Peker de şairlerin isimlerinden esinlenerek ansiklopedi benzeri bir açılışı A harfiyle gerçekleştiriyor. Barış Erdoğan'ın yazısı edebiyatta intihar örnekleri üzerine. Ray Charles'ın hayatını konu alan film eleştirisi, Hülya Deniz Ünal söyleşisi, Mozaik Müzik Topluluğu, Monolog diğer yazılar. Ayrıca Erkan Karakiraz ve Mahzun Doğan'ın günceleri de devam ediyor.

Artistik Bellek 11 nolu sayıda Street Beatfest Özel Sayısı ekini veriyor. Ek, Cemal Erdem,

gidiyorum, erken giden şiirler ardında
bileklerindeki kolanya kokusuyla feryat
figan
masallar ören annem aklımda

sırt çevrilmenin yarası
kesikli omuzlarımda

Zafer Yalçınpınar, Jack Micheline, Kenneth Patchen, Bella El-Sabha'dan şiirlerin yanısıra, deneme ve öyküler ile neo-beat açılımı üzerine tanıtım yazıları içermekte. Dergiye dönersek, iştah açıcı bir sinema yazısı ile karşılaşıyoruz. Zeki Demirkubuz'un Yazgı'sını izlemek istiyorum bu yazıyı okuduktan sonra. Türker Ayyıldız'ın öykü kitabı Şikeste'den bir tutam ağzımıza bal niyetine çalınıyor. Şiirlerine yer verilen isimler Aslan Kocaman, Damla Selen Eraydın, Kadir Sevinç, Tan Doğan, Ezgi Aslan, Cemal Erdem, Neslihan Yalman oluyor. Öykü ve denemelerine yer verilen isimler ise Enes Üzengi, Semih Samyürek,Yusuf Duran, Fahri Küçük, Merve Tavuskarlı ve Deniz Fırat.

3 Temmuz 2016 Pazar

Mühür #62 - sabitfikir # 64 - Cazkedisi #5 - Artistik Bellek #9 #10 - Nisyan #14 - Fak Fanzin #2

Derginin 2015 yılı seçkisi de Şair Dağın Doruğunda başlığıyla yayınlanmış durumda. Derginin editörü ile aynı beğenileri pek de paylaşmadığımı belirtmem gerekli. Yine de yoğun bir derleme olması sebebiyle alıntılanacak o kadar mısra var ki! İşte tam da bu yüzden illa ki bazı kaçak mısralar olacaktır. Diğer yandan da uzunluk ve zaman gibi faktörler de önemli bir kısıt şartı olarak karşıma çıkıyor. Ajitasyon-propaganda-politika-hayat arasında gelgitli bir çizgi takip ediyor olsa da öykücü tarzıyla etkileyici Gökhan Arslan'ın Ademin Ölümü ismindeki şiiri gibi örneklere bu sebeple yer veremiyorum



Yirmibeşinci Saat (Tahir Abacı)


Yirmibeşinci saatte sarp suların sesiyle
Saatler kollarda bir eriyiğe dönüşmüşken
Ateş edenler silahlarını saklayıp sevecenleştiler
Selamladılar kendi izini şaşırmış kalemi

Oradan biri seslendi, belirsizliği çok önemli sözler söyledi
Kendince bir kelime eşliğinde: Kavlimce
Kavlince siperler defne tohumu doldurularak kapatılmalıymış
Ki gülüştü herkes
                          (Ve gülüşten oluşmuşlardı)

Biri dedi ki, "Güneş altında bu işleyen paslı bir eğedir"
Ardıç ağacının altında sayısız kitap yığmış olan
Kurşun gibi ağırlaşmış başını kaldırdı, ekledi
"Aydınlanmacılar kördü zaten, güneş ışığı onların neyine"

Biri, saçları bigudili bir hünsa
"Kenger dili! Çiğdem dili! Nevruz dili!"
Diye inledi kendince bir yerlilikte
Ki hepsi muhalif, hepsi yapısökücü, hepsi haklı

Derken eşkenar bakışlı bir kadın belirdi
Elindeki değneği yere vurdu, ne dediyse dedi. Kavlince
Hiç biri cevap veremedi. Önlerine baktı hepsi...


Veda (Aydın Şimşek)


Kanlı geçmişte büyüyen çocuk, uzun nefesler özlenir
Dal ağacı tutunmak içindir, aranır içeride su
Toprak değil midir gövde, çöl de insanın aynası
Avutur acısını varlıkta...
Acı karaokuldur göğün göğsünde, sin
Kapısını açınca susarak konuşan tebessüm
Davet eder emel'in çölüne, kal burada
İnsan acısını da avutur kendini erite erite
Büyük ovalar akarsular geçtin ömrüm, dağın
Göremediği yine bir dağa kaldın,
Sevişsen o boşluğa, yankılanır iki zaman
Geçmiştir insan, geleceğe inen acı
Vedadan yapıldı kalbimiz ki yol da
Yer değiştiren yolcunun gümüşü,
Yansısı çoğalıyor yeniden sözün
Bir çöl ve aşk yurdumdur avutur gövdemi


Göğün Altında (Selami Karabulut)


II.

ah dağların arasında sıkışıp kalmış zaman
yeşil çalı kümeleri ve saatimin tekdüze tıkırtısı

uçmaya hazırlanan yavrular gibi çırpınıyor
yağmurdan kanatları ıslanmış üveyikler

rüzgarın esmeye başlaması, bu beklenti her yerde
ve ben salyangozlara basmadan yürümeliyim

öğlen sıcağına doğru git gide seyrekleşiyor
yapraklarından su damlaları dökülen palamutlar

sürüsüne seslenen çoban, ve bir traktör sesi
aradığım yanıt boğula boğula öten horozda

beni geçerken bile ürküten bu ıssızlığın ötesinde
yaşayanlar varmış, bu mahcupluk bana yeter

ah zamanın ötesinde donup kalmış yaşam


sokağın kini yok (Ömer Turan)


sonra, güz inmiştir sözün üstüne
bir zaman çocuklara, öyle bakıp geçiyor

gittim geceyi kilitledim, bir bulutun
ucundan alıp geldim seni buralara
güzellenmiş iki dudak üst üste
hiç akdeniz göğü görmemiş bir bulut
de ki, yaşamın damarında var
fırtınaya karşı kesmişler göbeğimizi

sonra, bağdaş kurmuştur taze yapraklar
ters dönmüş bir ağaca, öyle gülüp geçiyor

el kadardım, annem uzun bir cümle dokudu
bana, ölümü de alıyor içine
ve seninle hiç konuşmadık bunları
sesin bu yüzden ömür boyu çocuk kalacak
de ki, bir masalı yaşıyoruz
zaman, iki yaz ile yolcu arasında

şimdi bir adım ötemiz keder eşiği
dudağının kenarına yaklaştırıyorum lodosu
tuzlanmış yaralar iç içe
hiç yeryüzü gezmemiş bir göz
dedim ki, sokağın kini yok, sokağın kini yok
yol soğuk, devlet geçmiştir diyor

sonra, toprak doymuştur acıya sevgilim
ölülerimizi kuşlar kaldırıyor

Tüh (Gonca Özmen)


-Kumlu sesini yay üstüme altıma
Dal basıyor gövdemi

Karadutlar basıyor onun gövdesini
Hu diyenler basıyor onun gövdesini
Tuz basıyor onun gövdesini
Har basıyor onun gövdesini

-Kumlu sesini savur üstüme başıma
Yol basıyor gövdemi

Ayvalar basıyor onun gövdesini
Vah diyenler basıyor onun gövdesini
Yel basıyor onun gövdesini
Sır basıyor onun gövdesini

-Kumlu sesini dağıl üstümde altımda
El basıyor gövdemi

Sazlıklar basıyor onun gövdesini
Eh diyenler basıyor onun gövdesini
Gam basıyor onun gövdesini
Ter basıyor onun gövdesini

-Kumlu sesine bata çıka aşağıda yukarıda
Sel basıyor gövdemi


Uzun-Uzak (Anıl Cihan)


pimi çekilmiş
bir yeryüzü şarkısı söyledim içime

bilirsin bazı ölümler yalnız yelesinden sevilir
patlamaya hazır: dörtnala

kendi eğimine kapanmış gün boyu gitmeler var nasılsa
hiç çalınmamış kapılar ve temmuzun orta yeri

işte düpedüz ağustos bu dedimbırakıp elimde ne varsa
tuzlu alınganlık. kalbim usanmadığım şeylerin bükülmüş gök gürültüsü

üzülme, acının sinir uçlarından başladım bir ömrü örmeye
üzülme, ama hep o okyanıs diliyle ağlıyordu birileri

yükte ağır pahada hafif bir hayatı koşuyoruz kentli gömleğimizle
çölüunut, buzu sayıkla, gülmelere zaten uzun-uzaksın

aşk olsun ovada ilk kesiği atan insana
bu gece bütün atlarını vurulup öldük tanrım


ellerimizin yeri çiçekler mezeler hep tamam babalardan kalmak yapılır evlat  (Eşref Yener)


kahveye şöyle bir selam vermişiz gibi gelişiyor gün
sözgelimi kahveden meyhaneye geçmiş de içiyoruz babamla
evlat bak şimdi diye başlıyor söze
konuştukça avluyu aşan seslerimizde hatırlıyoruz birbirimizi
kapalı kentlere gidip gelmiş gırtlaklarımızın kısıklığını biraz da
böylece bazı kadınlar ağlamış belli resimler anılmış oluyor aramızda
hesabı yine o ödüyor kıvrımızın yüklendiği elleriyle

şimdi düşünüyorum da babama da feci uzundu akşam
feci uzun ve kaçak rakılarla
ama şaşırmadım intiharsızdı benim babam
bu ilginç doğrusu
babamı incelemem


Güneşe Düştü Tohum'dan (Fatma Aras)

Karanlığı karanlığınıza gömdüm
Suskuyu suskunuza
Yüreğimde bir dağ çöktü yankısız


Basmakalıp'tan (Hüseyin Akın)

Bir çocuk tek başına ağlıyorsa doğrusu şudur:
Göç yollarını unutmuş kuşlar bir şarkıyla gelirler

Kış Hazırlıkları'ndan (Salih Aydemir)

ışığa gerek yok
sabahı döndürüyorsunuz karanlıkta
sessiz bir gezinti hali içinde yaşınızla

La La Landın'dan (Neslihan Yalman)

bitmeyen bir günahtı insan
çoğalarak ödeyen kefaretini

Arayış'tan (Fatih Akça)

eh yeter be
tanrıya bakmaya gidiyorum!


İdefix tarafından yayınlanan kitap değerlendirme ağırlıklı aylık dergi haziran sayısında Müzisyen Romancılar dosyasını barındırıyor. Öncelikle belirteyim, kitap eleştirisinin kısa tutulmasını savunuyorum. Yazarı, konusu, türü, hitap ettiği kitle ve amaçladığının ne kadarı başarıldığı konusunda bir kaç kelamın yeterli olduğunu düşünürüm. Baskı kalitesi, kapak gibi öğelerin de bahsi geçiyorsa pek ala, pek güzel. Bir tüm sayfayı ya da sayfaları dolduracak bir yazı ise edebi kaygı etrafında şekillenir ve ben bu durumda kendimi sadece sayfaları çevirir bulurum. Burada da farklı gerçekleşmiyor. Dosya yazısında anlıyoruz ki kitap kaleme alan müzisyenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor ve de yapıtların çoğu otobiyografik ya da oradan besleniyor. Dergiyi benzerlerinden ayıran orta sayfadaki okuma grafiğinde olduğu gibi müzik tarihi, türleri üzerine yazılan kitapların irdelendiği bir yazı daha fazla ilgimi çekerdi doğrusu. Değişik bir şey ise Kalben söyleşisi oluyor.

Ancak 5. sayısıyla keşfedebildiğim Cazkedisi, Halim Yazıcı yönetiminde İzmir'den okuyucularını selamlıyor. Desenleri ile birlikte oldukça hoş bir mizanpaja sahip. Baştan sona periyodik olma kaygısıyla samimiyetini kaybeden emsallerinden farklı bir izlenim veriyor. Sürüsüne bereket şiirin yanısıra, yazılar ve söyleşiler (Haydar Ergülen ve Özgür Balaban) sayfaları şenlendiriyor. Adnan Satıcı üzerine Hüseyin Alemdar'ın kaleme aldığı Güzel Ankara,Adnan Satıcı ve Blues Vakti isimli makale, Hüseyin Peker'in kaleminden genç kalemler'den öteki'ne başlığını taşıyan makale, Aysun Kara'dan öyküye sızan şiir başlıklı yazısı, Devrim Dikkaya'nın esin kaynağı Mozaik müzik topluluğunun Sappho ile Konuşma adlı çalışması olan yazısı, M. Mahzun Doğan'ın günlüklerinden seçkisi, Ayşe Özgür Aydoğan'ın Paris'te Gece Yarısı'nı konu alan sinema köşesi, Fatih Akça'nın Türk şiirinin ilk dizesinin arayışındaki yazısı, Şevket Toker'in T. Ayhan Çıkın'ın şiiri üzerin yazdıkları gibi.

iyiyim (Hidayet Karakuş)


iyiyim
efendim
hastanedeyim
yatıyorum
durmadan yalan söylüyorum
iyiyim diye

belki
sözcüklerim iyileştirir
ağrılarımı

göğsümde
ötüp duran bülbülü
dinliyorum
aralıksız
telefon çalmadığında
türkçe söylüyor
ne hikmetse
türkülerini

beni merak etme
iyiyim
sancılarımı bekliyorum
başkasına gitmesin diye


kekeme kuyu (Melih Elhan)



öksüz
bir bahçeyi
gösteriyor penceresi

mevsim
sıyırıp atmış
gömleğini

kesik
bir limon ağacı,
yok gövdesi
gölgesi var,
keskin
kokusu

ağzını
taşla doldurmuş
kuyu
özlüyor
konuşmayı,
sabırsız

toprağı
deşen
bir demet
koku

güne
eşlik
ediyor
görüntü

makası kör terzi gibi bir tanrı'dan (hüseyin korkmaz)

Makası kör bir tanrı biçti beni
gülüşüm eğik durur yüzümde

 Artistik Bellek, iki sayısını birden okuyucusuna sunmuş. Yeni bir formatla karşımızda bu nüshalar. 9. sayı Nuri Bilge Ceylan'ın benim de hemfikir olduğum Kış Uykusu değerlendirmesiyle açılıyor. Aldous Huxley ile 60'lı yıllarda yapılan bir söyleşinin tercümesi öne çıkmakta. 5 soru köşesinde Evvel, Karanfil, Madi Hayat, Plüton ve Sıvadık fanzin yazarları konuk edilmiş. Edebiyatın dünyada ilk neyi değiştirmesini isterdiniz, Roman kahramanlarını bir araya toplasak bunlar kim olurdu ve ne hakkında konuşurlardı, Eserlerden sinemaya uyarlananlar arasında en beğendikleriniz nelerdir ve uyarlanmasını istediğiniz eserler nelerdir, Adını ilk kez duyduğunuz bir yazarın kitabını almanız için sizi ilk ne cezbeder ve edebiyat ve siyaset ilişkisinde iki hayvan seçseniz hangisi edebiyat hangisi siyaset olurdu. İşte sorular bunlar, sıkı sorular. Yalçın Tosun ile banallığa düşmeden kalitesini belli eden güzel bir söyleşi sayfalarda yerini bulmuş. Röportajı kotaran arkadaş bu sorumluluğun altından başarıyla kalkmış. Şiirler, öyküler, denemeler...

sigaramın türküsü (Aslan Kocaman)


1.
yalnızlık
boyum kadar çocuk
annemin gözlerinde
bilirim, tufandır bu:
gözleri gözlerime değince
bi yağmur başlar, soluğumda
çocukluğumu filizleyen bir hürriyet

2.
zaman meçhul bi yolculuktur
mesela akşamüstlerinde
bi kaldırımda
gölgemle geceye doğru yazıldığım

3.
satırlarımda biriken
ve çokça söylediğim
sigaramın türküsü:
ben sigaradan bi adamım
külün mürekkebinden rüzgârın seyir defterine

4.
içimde bi halk biriktirdim, ağıtların sesiyle
dört mevsim bahardır bu yüzden
-ah ile karılmış-
karanfilin ömrüne:
gül günden güne kanamakta
yarına ve her şeye

5.
çünkü kaostan beslenir insansoyu
çok soylu bi kentin kılcallarında biriken iltihap içinde

6.
bağışla kendini
vicdanına
çünkü yaşamak bi şiirdir
mesela halk parklarında
kuşların kanat sesleriyle!
mutluluğa benzer bu
tebessümü kırılan bir ayna gibi
deliliğin kahkahasında
durma, bağışla kendini
besmeleyle başla
kana, bedenine işlenen insanlık yarasına
yorgun düşersen de uçurumlara fırlat at
bumerang bir yarındır yaşam hep bi yerde

7.
soluğunun dokuz düğümünü iyice ilikle
çünkü yürümek çetin bi kavga

10. sayı ise Afşar Timuçin'in Geç Zaman Tutkuları isimli öykü kitabının hayli kapsamlı irdelendiği bir yazıyla açılıyor. Sinema üzerine yazılıp çizilenler Camdan Kalp isimli unutulmuş bir doksanlar filmi üzerine yazılan makale ile sınırlı kalmayıp Reha Erdem'in son filmi ile de devam ediyor. 5 soru 5 yazar köşesinde konuklar Hanife Altun, Nalan Barbarasoğlu, Özlem Akıncı, Suat Duman ile Tunç Kurt. Arka Bahçe sanat programnı yayına sokan ekiple yapılan söyleşi fotoğraflarla güçlendirilmiş. Dokuz daha iyi gibiydi sanki, ne dersiniz?


Oscar Wilde'ın Bülbül ile Gül ismini taşıyan öyküsünü okumanın imkanını Nisyan'ın 14. sayısıyla erişebilmek oldukça mutluluk verici. Bir de Refik Murad Münekkid, Fatma Cavidan Hanım'ın etkisiyle seller gibi akıyor, bülbül gibi şakıyor, müthiş keyifli. Reşad Ekrem Koçu'dan İstanbul'un ayaklı meyhanelerini okuyoruz. Gerçekçi aynı zamanda mistik öğelerle yüklü Esrar Aleminin Yüce Papazı keyif veren bir öykü.

inanın karanlık çok derin boğuluyorum

karanlık çok konuşuyor, susturamıyorum

karanlığın ismi yok, neyle çağırayım ben onu?

Daha dazla dergi, fanzin almamaya karar verdiğim anda tam da tersini yapmışım. Ama illaki ilgimi çeken bir şey buluyorum. Fak Fanzin'de olduğu gibi. Çizgi ağırlıklı fanzin diyor ki: fak isim eskimiş Arapça fahh, isim Tuzak, kapan. Aklınıza yanlış şeyler gelmesin. Düzyazı olarak the Clash, biliyorsunuz punk'ın dev ismi, üzerine bir yazı öne çıkıyor. Aslında düz ve yamuk (şiir olsa gerek) neyse diğer yazıların çizgiye göre oldukça zayıf olduğu söylenebilir. Bu vesileyle çizerleri sayalım, Sami Berk Tokaç, Yarkın Sakarya, Furkan Ömer Akhan, Hakan Başaran. Çizgi sanatı bir miktar gazete köşelerinde yer bulmuş bantları hatırlatıyor. Çizerlerin bir kısmı ise ilüstrasyonlarla sayıya destek vermiş. Biraz daha ağırlık vermeye çalıştıkları alana ağırlık verirlerse üzerine kaymak olur.

19 Mart 2016 Cumartesi

Peyniraltı Edebiyatı #33 - Artistik Bellek # 8 - Nisyan #12 - Parende #12

Peyniraltı Edebiyatı


Küçükken ufacıkken Varolmayan Şövalye'yi okumaya çalıştığımı hatırlıyorum. Hala Jules Verne, Kemalettin Tuğcu döneminde olduğum için bi hayli ilginç ve okuması zor geldiğini de...Bitirip bitirmediğimden de pek emin değilim. Şu an ise Italo Calvino'nun Görünmez Kentler'ine merak saldım. Okumadım, elimde basılı nüshası bile yok. Ama bayağı bir beklenti içine girdim hoşlanacağıma dair. Haydi hayırlısı!
Kapak,efendim, pek bir kuul. Meriç Tuna'nın ve Emre Ocaklı'ın hikayeleri oldukça sürükleyici,

Ne yazık ki ölü
Ne yazık ki ağaçtandır
ıslak tahta bar masası üzerinde uzanmakta hala,
uzanacak.

Artistik Bellek


Dergiyle ilk kez solda da yer verdiğim,çok sevdiğim Orhan Veli'nin ikonik fotoğrafını kapak yaptığı sayısıyla tanışıyorum. Tabi, tesadüf değil, dosya konusu pek çok sevdiğim şair Orhan Veli'nin bizzatihi kendisi. Çok işlenmiş, popüler taleplerle uyuşan tartışmalı bir başlık. Dergi, sadece Garip analizleri ile değil şairin mektuplarına, öykücülüğüne değinmesiyle, şair üzerine Yalçın Armağan ile yapılan bir söyleşiye yer vermesiyle farklılaşmaya çalışmış. Ayrıca eski bir dergiden alıntılanan Sait Faik ile Orhan Veli söyleşisi oldukça keyif katıyor sayıya. Dergide öne çıkan bir köşe 5 soru 5 yazar başlığını taşıyor. Yekta Kopan ile yapılan söyleşiye ben olsam hiç yer vermezdim, iyi olmadığını düşünüyorum. Şiirlerde ise genel olarak romantik bir tat öne çıkıyor.

Nisyan


Nisyan dergisi ile de tanışma şerefine 12. sayısı vasıtasıyla nail oluyorum, eski bir tablo veyahut çizim ile kapaklarını süslemişler. Sade ve çarpıcı... Derginin içeriğine baktığımızda öykü ağırlığını hissedebiliyoruz. Esprili bir dille yazılan Tenkit Defterimden Sahifeler ilk göze çarpan başlık, tabi derginin sayfalarını sondan başlayarak karıştırmaya başlamışsanız. Öykülerde özellikle dil mefhumuna dikkat edildiği fark ediliyor. Bu da bazı öykülerde hafiften kasıntılığa sebep oluyor. Edebi kaygıyı okuyucunun değil yazarın hissetmesi lazım. Benim için öykü okuması pürüzsüz akmalı, derdini yada dertsizliğini kolayca anlatabilmeli.
Geçmişi Ararken, Hepsi Hikaye, Hani Şimdi Bir Zıplasam namındaki hikayeleri diğerlerine nazaran daha fazla hoşuma gidenler oldu.

Parende


Dergi 1. yılını Ahmet Erhan ve Cüneyt Arkın kapağıyla kutluyor. Naçizane bir tavsiye, kapak grafiği emsallerine göre güzel bir estetik sergileyemiyor.
Kapağa taşınan isimler için dosya gibi bir tabir kullanılamaz. Çünkü bu kişilerle ilgili bir kaç sayfa yazı, içerik olarak ne kadar orjinal olursa olsun, doyurucu olmuyor. Ahmet Erhan ile ilgili yazılar, Acının Son Şairi, Türkiye'nin Gelmiş Geçmiş En Karamsar Şairinden Şiir, Şair ve Okur Üzerine, Adı Ahmet Erhan Konulan bir Yaşam Karikatürü, Ahmet Erhan Dizelerinde Yalnızlık başlıklarını taşıyor. Hepsi üç sayfaya sığıştırılmış. Cüneyt Arkın ise röportajı ve bir şiiri, evet Cüneyt Arkın'ın edebiyatı bir zamanlar da olsa takip ettiğini ilk kez duyuyorum, ile sayfalara konuk ediliyor.
Anayurt Oteli hakkındaki değerlendirme yazısı benim gibi okuma listesine dahil etmiş olan biri için sonunu ifşa etmesiyle hayal kırıklığı yaratıyor. Rüştü Kıran'ın Dede Yadigarı bir çocuğun anısına yaslanması sebebiyle oldukça etkileyici bir hikaye. Benzer şekilde nostalji ve anılar Ballı ismindeki başka bir öyküyü daha besliyor. Eserlerini psikodrama alanından yazan Yeşim Türköz ile Cahit Zarifoğlu'nun oğlu Ahmet Zarifoğlu söyleşi yapılan isimler. Şiirlerde tarz ve konu bakımından dağınıklık devam ediyor. Gerçi çeviri şiirler biraz daha öne çıkmakta. Bu sayıda ilk kez bir sayfayı çizgi grafik sanatına ayırdıklarını görüyorum.