CAZKEDİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CAZKEDİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2018 Pazar

Cazkedisi #11, Plüton #5, Nepal #7, B Planı #1, iki buçuk ayda bir #3

sır ol: puhu ya da mâr
bir kanatlı yılan
yüzüme hohla yeryüzünü
(hüseyin ferhad)

bahçedeki ağacın ormana feryadı
o başlangıçta buluyor suretini
savruluyor sonra sırtını alıp rüzgarını
(soner demirbaş)

avcumda gezdirdim balığın birini.
bak dedim
buralar çarşı pazar
bunlar evimiz

buralarda oturur gökyüzünü bekleriz
buralarda dalıp gideriz hayata
şuralar hep martı sesi
şuralar gecemiz gündüzümüz

benim hikayem böyle olunca böyle.
tanıştığımıza memnun oldum.
ses etmeden dönelim hayatımıza
sen suya. ben suyun düşüne.
(turgut baygın)

--------------------------------------------
bu kadar yüksekten ancak düşerek inerim (hakan keskin, barış bıçakçı'dan alıntılıyor, o da belki başkasından...)

henüz çocuktum, içimde kuşlar ölürdü, düşler ölürdü
kırış kırış teni ruhumun, bir kadeh daha...
(umut köksal)

mektup (emrah sağlam)

damacanalara tecavüz eden adamlar
sokakta öpüşmemize bile karşı çıktılar,
çıksınlar;
biz
onları
da
öperiz...
(toprak şems tezcan)

-çehren ekonomi-politiktir
(enes kalem)
---------------------------------------------------------------------------
Bende kalp var. Dizelle çalışır
(özgür göreçki)

yalnızlık ve bütün bunlardan korunmak için neşe var: alaycı neşe, saldırgan neşe
(inanç avadit)

herkes
kalbini inandığı davanın kurşunuyla doldurmkata
(enes kurdaş)

---------------------------------

1 Ocak 2018 Pazartesi

Koza Düşünce # 19, Cazkedisi # 10, Marşandiz #13, Nisyan #8, Barbar # 2013-3.Dönem 2.Sayı, Kabilede Bir Gece

Koza Düşünce'nin 19. sayısı Temmuz-Ağustos dönemini kapsıyor. Kapakta gördüğümüz üzere toplumsal kimlikler başlığını taşımakla beraber içeriğinin çok da hallice doldurulduğunu söylemek güç. Yayın politikası ya da ideolojisi net olmamakla beraber Biz Kimiz? köşesi genel veya daha doğru bir isimlendirmeyle ortaklaştırıcı bir muhalif çizgiyi temsil ettiklerini hissettiriyor. İslami duyarlılığa da ortodoks Marksist eğilimlere de rastladım. Ve bu da iyi bir şey, sanırım. Bu sayıyı satın almama sebep olan Türkiye'de Mezhepsiz Olmak başlıklı makale ile karşılıyor okuyucuyu dergi. Güzel kapaktaki resmin imgesel çözümünü yapan editör yazısını saymaz isek tabi. Editör Semih Samyürek, bahsi geçen makale ile uyumlu olarak Anadolu'nun Kimliği ismindeki yazıyı kaleme almış. Dosya ile ilgili son düzyazı ise Sosyal Kimlikler ve Milliyetçilik adını taşımakta. Şiirlerini ödünç veren isimler Bekir Dadır, Çağın Özbilgi, Ahmet Akın, Gökhan Gacaroğlu, Pejman Bahtiyari (çevirisiyle tabi), Hakan Unutmaz, Erhan Onur Kocaman ve Önder Çolakoğlu. Öykülere ses veren isimler ise Burhan Yeşilyurt, Tugay Kağan, Hatice Tosun. Ayrıca şair Dilruba Nuray Erenler ile gerçekleştirilen bir söyleşi ve Vladimir Dudintsev'e ait bir hikayeye yöneltilen eleştiri yazısı mevcut. İnternette kolayca ulaşabilirliğe sahip, üniversiteli gençlerin çıkardığı bu uzun soluklu dergi dağıtım ve satış konusunda yardımlarınızı talep ediyor.

tanrım 
niye bakıyorsun
yardım etsene

Bayağı geriden geliyorum, Cazkedisi'nin de temmuz-ağustos sayısı...
Bu sayıda eserleriyle yer alan şairler:Burcu Yalkın, Oya Uysal, Selami Karabulut, Gökben Derviş, Cezmi Ersöz, Dilek Değerli, C.Hakkı Zariç, Ersan Erçelik, Neda Olsoy, Kemal Gürcan, M.Mazhar Alphan, Özgün Ergen, İlknur Batu, Hakan Keysan, Onur Koca, Ahmed Faraz, Santosh Alex.
Denemeler ve periyodik köşeleriyle Güven Turan, Hüseyin Peker, Tamer Uysal, Ferhat İşlek, İbrahim Oluklu, M.Mahzun Doğan, Ayşe Özgür Aydoğan'ın isimlerine rastlamak mümkünken Oğuz Tümbaş ve Emin Kaya söyleşilerini de unutmayalım. Ufak bir eleştiri, dergi kendi içine kapanıyor gibi görünüyor, biraz daha dinamik ve maceracı bir müdahale iyi olur gibi.

gariplerin başı
hep sağa eğik
..
siz hiç
kocaman evlerin arasında
kömürlük gibi
kalakaldınız mı? (Burcu Yalkın)

erken göçüp gitmiş bir dost girdi de rüyama,sordum;
-dalları hışırtılı ağaçlar var mı sizin oralarda, suya inen ceylanlar, dağ gölleri, rüzgarda eğilip kalkan kırlar... (Oya Uysal)

Kapak yine bir harika! Şiirler H.Berna Özçelik, Kaan Koç, Can Küçükoğlu, Elif Karık, İlker Şakuj, Suhan Lalettayin, Onur Bayrakçeken'e; öyküler Onur Selamet, Ezgi Polat, Özgürcan Uzunyaşa, Sinem Altınboğa,Ömer Can Saroğlu'na ait. Sayfaların yine çizimler ile süslendiğini ayrıca hatırlatalım. Güçlü yanı olan öyküler bu sefer beni tam anlamıyla mest edemedi.


Nisyan yayın hayatına son vermiş. Bu tarz alternatif yayınların sebebi ne kadar acı, sarsıcı olursa olsun kişisel fedakarlıkların ötesine geçip meşalenin elden ele geçtiği uzun soluklu bir editöryal sorumlulukla buluşabiliyor olması samimi temennim. Peyniraltı Edebiyatı'nın da uzun ve korkutucu sessizliği ardından oldukça canlanmış olan alternatif okumalar
burada sonlanmamalı. Derginin 8. sayısında 1933 yılı Varlık'tan alınma Feridun Fazıl'ın yanısıra Onur Özdemir ve Alpay Elik şiirleri konuk edilmiş. Dogville film incelemesi, Burhan Sönmez söyleşisi, Reşad Ekrem Koçu'dan yine tarihi bir vaka makalesi, Peru'da şaman ayini gözlemi, Alp Kaan Kılınç ve Peyami Safa Gülay'dan denemeler yer almakta. Hikayeleri kaleme alan isimler ise Samet Çalışkan, Yetmiş Sekiz, Savaş Sarıarslan, Harun Furkan Tökel, Bahadır Uzun, Kerem Alihan ve Fikret Osman. Birkaç tanesi gerçekten iyi. Sadece Nisyan'a özgü Refik Murad Münekkid'i özleyeceğiz.

Uzun süredir yayınlanan bu dergiyi bir süredir merak etmekteydim. Açıkça görülüyor ki İslami cenahta yer alıyorlar. İlk sayfada oldukça Gerçeklik üzerine etkili bir manifesto ile karşılıyor okuyucuyu. Zeki Bulduk, Ahmet Pirim, Faik Ertuğrul, Mehmet Kaşifoğlu, Cevdet Salman, Mustafa Uçurum, Abdullah Bulut, Hasan Fahri Tan, Burcu Güven, Necip Fazıl Akkoç, M.Barbaros ve Ahmet Melih şiirlerini ödünç veren isimler. Düzyazı olarak Zeki Altuntaş, bir Mustafa Kutlu romanının yeni basımı üzerine düşüncelerini kaleme almış. Erol Kızıl aforizmaları ile Mehmet Akıncı İslami Ütopyanın Anatomik Sorunları başlıklı yazısı ile Wittgenstein çevirisiyle, Ümit Yaşar Özkan , Müslüm Gürses hakkında anılarla yüklü yazısıyla ve Murat Koçak öyküsüyle bu sayıda yer almakta. Kararsızım.


Akmar'daki kitapçının bize önerdiği bedelsiz bir çizgi öykü olan Kabilede Bir Gece'nin öyküsü Yunus Abid'e, çizgileri Orhun Bozkurt'a ait. İyiydi, gayet sağlamdı. Boşa laf tüketmeyeceğim. Fanzin Apartmanı hakkında birkaç kelam etmekle kalmamış bu fankiti pdf olarak da sunmuş. Buyurun efendim.

https://fanzinapartmani.com/fankit-kabilede-bir-gece-pdfli/

18 Haziran 2017 Pazar

Cazkedisi #9 - Düşünbil #59 - Sabun #1 #2 - Palyaço #2 #7

Cazkedisinin dokuzuncu sayısına şiirlerini veren isimler: Ahmet Günbaş ( ah, gümbür gümbürdü aşk hali!.../kalbim yerinden sökülüyor sandım), Jaroslav Seifert (eğer topları/kadınlar kullansaydı/güller yağardı/tüm dünyaya/belki öyle./belki değil), Oya Uysal, Özkan Mert (kimse savaştan güzel dönmez), Baki Ayhan T., Soner Demirbaş, Hüseyin Peker, Meryem Coşkunca (susmak ve kış, iki uzun vakit), Leyla Çağlı (erkenden açılmış mezar sabırsızlığıyla/en yakınına:"ilk toprağı sen at" demekle/ şiirini yazacak olana:"ilk dizeyi sen kur" demenin/ vaktiyle fark edilmemiş benzerliği), Özkan Satılmış, Ozan Eren, Baykal Dimli, Ercan Kaplan, Serap Erdoğan, Durmuş Taşdemir, Önder Çolakoğlu, Vural Engin (bkz aşağıya), Zeki Kırhan, Yağmur Sunar, Dimitris P. Kraniotis. Düzyazıda Edip Cansever üzerine Koray Feyiz'in, Metin Altıok üzerine Mehmet Sarsmaz'ın, La La Land filmi üzerine Ayşe Özgür Aydoğan'ın, Nihat Behram üzerine İmran Tali Aydın'ın makalelerinin yanısıra Mahzun Doğan'ın Caz Günlükleri ve genç şairler üzerine değerlendirmenin olduğu Genç Kedi köşesini okumak mümkün. Bu son köşede kalemi İlker İşgören devralmış bu sayıyla. Söyleşilere ise Aslıhan Tüylüoğlu ve Meryem Coşkunca konuk edilmiş.

Bu bir caz korosudur sokaktan akar
bu ise kıvrılmasıdır ellerin birbirlerine doğru
insanlar bununla dertlerini anlatır
karşında yılgınlığı törpüleyen deniz
denizin üstünde koca koca gemiler
gemilerin üstünde poulos'un insanları
insanların üstü gökyüzü
gökyüzünün üstü de gökyüzü

bizim bu yaptığımızsa bir yaşam çeşitlemesidir
kavgalarımız da aşklarımız da bu yöne bakar
deriz daha iyi bir yolu bulunur hayat denen sonuvar nesnenin
çünkü mutlaka vardır daha da iyisi en iyisinin
Bu bir caz korosudur sokaktan akar

Kapakta Sartre görünce almamam seçenek dışıydı elbette. Yine başlıkları yazmam dosya içeriğini anlamakta yeterli olacaktır kanısındayım.
Sartre'ın varoluşçuluğu ve hümanizm ilişkisi ile bireysel özgürlük ve özgürlük ahlakı meselesi, Jean Paul Sartre Özelinde varoluşçu özgürlük yorumu, Sarte'ın ahlaksal felsefesi üzerine: her yol mübah mıdır?, geleneklere veda yada züppenin anane ile kavgası (kabul ediyorum bu makalenin başlığı içerik konusunda çok açık değil), varoluşçuluk bir posthümanizm midir?, Jean Paul Sarte'ın Mezarsız Ölüler'i, İnsan Olduğumuzu Hatırlatan ve yaratıcılığa esin kaynağı olan çelişkilerimiz, Alfred Nobel'den Sarte'a, Camus'dan Orhan Pamuk'a Ödül Kültürü, Sartre'ın Varlık ve Hiçlik'i,Varoluşçuluğun kutsal kitabı mı?,karanlıkta bırakılmış bir kültür varlığının otobiyografisi: Sözcükler, Sarte'ı Neden Öldürmeliyiz?, (büyük harf küçük harf karmaşasını affediniz) Dosya konusuna ek olarak Hans Abendroth'un birbirinden vurucu felsefi alıntıları, Veblen ve Freud karşılaştırması, polisiyelerin felsefesi, Truman Show üzerine de yazılanları okumak mümkün. Yeri gelmişken yerli yazarlarımızın makalelerinin bazen özetvari bir biçimde derdini anlatmada zorluk çektiğine tanık olabiliyoruz. Derginin sayfalarında genel olarak gördüğüm bir problem. Diğer yandan zorlu Varlık ve Hiçlik okumamın doğru kanılarla birleştiğinin buradan da sağlamasını yapabilmem sevindirici oldu. Bu arada dergiyi yayınlayan arkadaşlardan bir rica: logonuzu değiştirmenin vakti gelmedi mi? Biraz daha özgün, orijinal bir şeyler?

Sabun fanzin aklınızı köpürtür sloganı ile görebildiğim kadarıyla iki sayı yayınlamış. Sayfalar fotoğraflar ve diğer görsellerle şenlendirilerek okuması kolay bir fırsat sunuyor okuyucuya. İkinci sayıdaki heykel ismindeki Naci Balık imzalı öykü oldukça hoş. Sayfalarına şiire boğmamak da güzel bir seçim. İkinci sayıda tam tarzlarını oturtmaya başlamışken kaybolmaları yazık olmuş. Bu iki sayıya issuu.com da ulaşmak mümkün.
Sabun gibi Palyaço fanzine de issuu.com'dan ulaşabiliyoruz. Muhalif bir tavra sahip olan fanzin 15 sayıya ulaşmış. Şiirler, denemeler, biyografiler, desenler, resimler ve öykülerle dengeli bir çizgi takip edildiği görülen fanzinde mahlasların kullanımı tercih edilmiş. Kendini aşırı ciddiye alıp büyük sözler edenlere karşı şöyle demeleri hoşuma gitti: bu fanzin bir anlık akıl kontrolsüzlüğünden doğmuştur, sebep ve amaç barındırmaz. Dolayısıyla fanzin ruhunu içselleştirdikleri kesin. Yalnız yer verdiği ürünlerin bir kısmında biraz ergen romantizmini hissettim.

15 Mart 2017 Çarşamba

Yabani #8 #9 Caz Kedisi #8 Peyniraltı Edebiyatı #38 Düşünbil #57 Kayıp Ruhlar Fanzin #1 Baykuş #1

Yabani'nin 8. sayısı yılbaşı özel konseptini sadece kapağında değil bir çocuk işçi çalıştırma hikayesi Santanizm, Noel Baba Avcılarını işleyen Damdaki Komançi, AVM'lerde çocukları kucağına oturtmaktan hoşlanan sapık Noel Baba hikayesi Noel Baba Öldürüldü çizgilerinde de görmek mümkün. Çok da anlayamadığımı söyleyeceğim Yılsonu Partisi çizgi hikayesi ile birlikte öykülerden 23:59:59 ve Milenyum da aynı ekseni takip ediyor. İntikam-ı Zevcan okuması eğlenceli bir zombi kadın bilimkurgusu gibi bir şey. Kralına İsyan ve Uçan Kale de ilerleyişini sürdürmekte.
9. sayının kapağı ise ayrı bir efsane olmuş.
Modern Sherlock Holmes filmlerini hatırlatan Seyfettin Efendi çizgisiyle, hikayesiyle bir Devrim Kunter emeği. Bu sayıda da çok anlam veremediğim bir çizgi hikaye var: Amsterdam'da 3 Yıl Nasıl Ayık Kaldım? Kılıç Dağı zor takip ediliyor olsa da epik hikayesi hoşuma gitti. Uçan Kale sonlanıyor. Hikaye genel olarak güzel olmakla birlikte karakterizasyon ve çizgiselleştirmenin temposu tatminsizlik yaratıyor. Kralına İsyan'da ise Korkut Dede'nin geçmişine dönüyoruz. Hikayelerden PC243 absürd korku fantastik bir hikaye olmasına rağmen dağılmamayı başarıyor. Diğer öyküler Maşuka ve Son Vapur pek de benim tarzım sayılmaz.
Caz Kedisi'nin bu sayısı Özdemir İnce'nin Dünya Şiir Günü Bildirisi 2010'uyla açılıyor. Şiirlerine yer verilen isimler, Neval Savak, Tomas Tranströmer, Mehmet Mümtaz Tuzcu, İlker İşgören (bana korkacak bir umut bırakmadılar/ölen kurtuldu diyorsun ya/kurtuldu deyişin bir öldürme biçimi/bir eve, üç ölüm çok değil mi sevgilim?), Kadir Sevinç, Sarp Keskiner, Hasan Varol, Melih Elhan, Yusuf Alper, Emre Şahiner (Allah ile aramızdaki gerginlikti dağlar...Çekemez deklanşör pili bitik sabahı/Bana aguşunu açmış tarlalar.Tarlalar yeryüzü yaralarıdır/Kuşlar iyidir. Allah ne büyük), Gülçin Sahilli,İbrahim Tığ, Ufuk Aymaz, Gülsüm Işıldar, Melek Ertan ve Juan Ramon Jimenez. Ayrıca kara şiirin çınarı olarak lanse edilen Langston Hughes hakkında yazılan makalede de şairin Nehirler ismindeki şiirini okumak mümkün. Düzyazı alanında ise Hüseyin Peker (şiirin Y harfi) , Hülya Deniz Ünal(fanzin ağırlıklı), Ayşe Özgür Aydoğan (Korkuyorum Anne film eleştirisi), M.Mahzun Doğan (güncesi), Devrim Dikkaya (jazz ve şiir festivalleri) imza atan isimler. M.Mahzun Doğan'ın Bir Kazım Koyuncu Kitabı olarak tanıtılan son eseri hakkında kendisiyle yapılan söyleşi, Yeşim Ağaoğlu ile yapılan caz konulu söyleşi, Ümit Yıldırım'ın Hüseyin Peker hakkındaki yazısı, Barış Erdoğan, Özgür Balaban ve Yağmur Sunar imzalı diğer makaleler de derginin bu sayısını tamamlıyor.

Nehirler bilirim
nehirler bilirim dünya kadar yaşlı
ve insan kanının insan damarlarında akışından daha eski.
Nehirler kadar derindir benim ruhum.
Fırat’ta yıkandım ben, şafaklar henüz çok gençken.
Kongo’nun kıyısına kurdum kulübemi ve o bana ninniler söyledi uyurken.
Nil’i kuşbakışı seyrettim, üzerinde piramitler kurdum onun.
Abe Lincoln New Orleans’a indiğinde Missisippi’nin söylediği şarkıları duydum
ve gün batımında çamurlu göğsünün tümden altın rengine büründüğünü gördüm.
Nehirler bilirim ben.
Yaşlı koyu renkli nehirler.
Nehirler kadar derindir benim ruhum

Peyniraltı Edebiyatı'nın bu sayısının kapağını aykırı şair Allen Ginsberg süslüyor. Sadece kafa resmiyle değil şiirleri, mektupları, hakkında yazılanlar ve ilham verdiği örneğin küçük İskender'in çarpıcı girizgahı ve Türkiye adındaki şiiri gibi, diğer yazılarla tanışıklığı olmayan okuyucu için doyurucu bir içeriğe sahip sayı. Yazılar sadece şairin kişiliği ve eserleri üzerine eğilmiyor, aynı zamanda çevresi, görüşleri gibi dinamik bir açıyı kapsıyor. Çevirmeni Süha Sertabiboğlu ile söyleşi, kendisiyle 60'larda yapılmış bir röportaj da bu çepere dahil edilebilir. Alis Harikalar Diyarın'dan bildiğimiz Lewis Carroll'a ait iki şiir çevirisi, kitap incelemesi, Uluma'nın film uyarlamasında oynayan James Franco ile yapılan söyleşi ve deneme (ki içeriğiyle yüzde yüz hemfikir değilim) ile birlikte derginin sadece ürün yayınlayan kimliğinden sıyrılmaya çalışması olumlu adımlar. Öykülerden Dilan Özdemir'in Pencereyi Kapama'sı ve Uğur Uçkıran'ın Yağmur Getiren'i özellikle hoşlandıklarım oldu. Yine şiirler şiirler...

Albert Camus  kapaklı Düşünbil sayısı da tam Sartre okuyorken alınmayacak gibi değildi doğrusu. Dergide değerlendirmelerin bir çoğu Camus'nun Cezayir Savaşında aldığı tutum ve Sisifos söylencesi örneğinin altı çizilerek Sartre ve varoluşçuluk ile farkı etrafında şekilleniyor. Antik Yunan miti olarak Tanrıları bile kurnazlığıyla alt edip kızdıran Sisifos namındaki bir kralın ilelebet bir kayayı yokuş yukarı yuvarlamasıyla cezalandırılması olarak bilinir bu söylence. Tam tepeye vardığı anda kaya gerisin geriye yuvarlanır ve sonsuza dek bu döngü devam eder. Bu didinme bile hayatı olumlayan bir mutluluktur Camus'ya göre. Yazıların başlıklarını sıralayayım:
Camus:Evet ve Hayır Arasında, Camus Her Daim Yabancı Kalacaktır,Camus'da İçkinsellik:Varoluşsal Bir Tepki Olarak Kaygı, Yaşamayı Seçmenin Absürt Cesareti, 20. Yüzyıl ve Diyalektik Çıkmaz:Albert Camus'da Uyumsuz Duygusu ve İntihar,İntihar ve Saçmadan, Cinayet ve Başkaldırıya: Albert Camus'da İnsanın Sefaleti, Camus'nun Bilinçdışı, Kendine ve Ötekine Yabancı Başka bir Albert Camus, Camus Neden Varoluşçu Değildi?,Başkaldırı: Varlığa Yönelen Sesleniş, Camus'da İnsanlık Durumu. Ayrıca dosya konusu haricinde Senem Kurtar'la Söyleşi:Sartre ve Yazarın Elleri Neden Kirli?, Sadelik Gerekli Bir Erdem midir?, Varolmanın Dayanılmaz Şaşkınlığı, Kant'ın Bir Öğrencisine Yazdığı Mektubunda Kalp Kırıklığı Üzerine, Beckett Tiyatrosunda Hakikat ve Teatrele Giriş, Herakleitos'a Göre Görmeyi Bilmek, Stoacılar Günümüz Problemleriyle Nasıl Başa Çıkardı gibi farklı başlıklara rastlamak da mümkün ki bazı makalelerin içeriğinin kısa kaldığını söylemek mümkün.

Kayıp Ruhlar Fanzin'in ilk sayısını internette bulmuştum. İnsanlık denen bu yoz toplum biz ne yaparsak yapalım yapageldiği şeyleri yapmaya devam edecek diyerek sadece canları istediği için bu fanzini çıkardıklarını söylüyorlar. İsmiyle tutarlı bir biçimde karamsar bir dille yabancılaşmış bir ruh halini sergileyen şiir, deneme ve öyküler mevcut. Bununla beraber bazı yazılarda edebi dil üzerine fazlasıyla titizlenilmiş bir izlenim bırakıyorlar. Fanzinde boşluk duygusunu uyandıran siyah beyaz fotoğraflar da yerini bulmuş. Ayrıca hayvan hakları başlığı altında hayvanat bahçelerinin manasızlığı üzerine de bir yazı bulmak mümkün.

Kayıp bir ruh yola nasıl çıkar?
veya
bir ruh nasıl kaybolur?
1. uzun yola çıkmaya hüküm giyilir
2. mataradaki suya tuz eklenir
3. azık olarak dünya üzerinde bir acı kök tadı seçilir
4. yaşanılan ısmarlama hayat terk edilir
5. gerisi zaten kendiliğinden gelecektir


Baykuş da amatör bir ruhla yayınlanan bir dergi. Renkli grafikleri ve çeşitlendirilmiş temaları ile dikkat çekiyor. Ünlü bestecimiz Münir Nurettin Selçuk, Virginia Woolf, Çehov Gorki mektuplaşmaları, Fikret Mualla, Rus şair Andrey Voznesenski ve Kemal Sunal gibi birbirinden farklı isimleri içeren bir yelpaze bu. İster istemez içerik tek odaklı bir bakış sergiliyor. Bununla birlikte mizanpajı ile ve farklı içeriği ile keyifli bir okuma sunduğu kesin. Son sayfalarında da bazı şiirlere yer verilmiş.
İnternet sayfalarında diğer bir kaç sayıya ulaşmak mümkün. Meraklısına.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Hürriyet Gösteri #319 - Yabani #3 - Cazkedisi #6, Artistik Bellek #11

Hürriyet Gösteri'nin 319.sayısı hacim olarak daha geniş bir yer kaplıyor gibime geldi. Yanılıyor olabilirim, zira kafam güzel, af dilerim. Konu başlıkları ilginç olsa da içerik teori yönünden biraz cılız kalıyor: Türk Edebiyatında Kadın Yazarlardan Feminist Uzamlar, Sönük Bir Kadının Silik Öyküsü. Ağaç-Kadın-Güzel Yaprak-Yapmak İlişkisi. Şairin Niyeti/Okurun Niyetinde Özcan Erdoğan'ın Singin isimli şiiri konuk ediliyor. Şair diyor ki: duygu gelip geçer, duyarlıksa devinir, aşkı ve şiiri yeniden yaratır. Şiir ağırlıklı yazılarda Selçuk Uçku Letrist şiiri ile, Gültekin Emre biyografisi ile, Cengiz Bektaş mekanları ile, Aydın Afacan tereddüt kavramı ışığında, Osman Çakmakçı genel bir değerlendirme ile, Selahattin Yolgiden göç temasıyla, Barış Erdoğan hümanist bakış açısıyla ve Joyce Carol Oates sadece şair kimliğiyle sınırlı kalmamak koşuluyla konu edilmiş. Oates hakkında genel bir değerlendirme ve zoraki bir söyleşi de sayfalarda yerini bulmuş. Oates'un Eski Amerika Evine Ölmeye Geldi şiiri gerçekten etkileyici. Söyleşiler Aşk Mavidir Öğretmenim kitabı ardından Atalay Girgin ve Barış Erdoğan ile devam etmekle beraber burada sonlanıyor. Yönetmen-besteci ilişkisinin irdelendiği köşede efsanevi westernlere değiniliyor. (spagetti olanlara mı desek?) Bu yazının kapsamı altında Sergio Leone ve Ennio Morricone ikilisinin yapıtları mercek altında. Yücel Kayıran'ın son şiir eleştiri kitabı ele alınmış. Temelsiz ve dayanaktan yoksun ama sağlam görülen ve öyle kabul edilen argüman ve kavram tanımlarının temelsizliğini ve dayanaksızlığını gösterme etkinliği olarak elenkhos kavramı bende de yankısı bulunan bir değinme oluyor bu yazı başlığı altında. Yaşamını son günlerde kaybeden değerli tarihçi Halil İnalcık'ın kitabı hakkında yazının kısalığını basımın daha öncesinde olmasına bağlıyorum. Müesser Yeniay, bir şair olarak şiir yazma itkisini kendi örneği üzerinde açıklıyor. Gültekin Emre yine Çalışma Masası ismindeki köşesinde çalışma masasına uğrayan öykü ve roman kitapları hakkında fikirlerini kaleme almakta. Hüseyin Atabaş'ın Çağdaş Şiirimizde Karadeniz Duyarlığı, Melih Ergen'in Varuna'nın Bin Gözü  ve Ömer Faruk'un Banka Soymuş Bir Devrimcinin Samimi İtirafları namındaki kitapları da makalelerde yankısını buluyor. Bir kaç sinema sanatı üzerine ilham alınan yazı da bulunmakta. Şiirlerine yer verilen isimler ise Veysel Çolak, Mehmet Yaşin (yok aslında yanlış anlaşılmasın/ ben de istemez miydim bir aşk yaşamayı?), Yavuz Özdem, Sadık Yaşar, Nisa Leyla, Barış Erdoğan.

Yabani'nin 3. sayısı orta şeker kıvamında okuyucuyu karşılıyor. Metal dünyasını aralayan Golgotha, kendini beğenmiş TV program yapımcısı bir gurmenin hikyesinin irdelendiği Itadakimasu, ismi üzerinde Zombi Günlükleri çizgi hikayeler olarak çizimlerde olmasa bile uyarlamada sıkıntılar sergiliyor. Bir duyarlık ve intikam hikayesi olan Kartel'in son karelerini anlayamadım bile. Kralına İsyan'ın ise büyük bir merakla sonraki gösterimini bekliyoruz. Hikayelerde korku unsuru taşıyan Istrancalar'da Kaçamak, eğer ironik bir komedi gözüyle de bakıyorsanız anlam kazanıyor. Temizlikçi sonu biraz aceleye gelmekle beraber iyiydi. Öteki de kusurları ile birlikte yine de kendini okutmasını bildi. Fırıldak'ta distopik arka yapısıyla ve klasik aşk-kıskançlık örgüsüyle akılda kalıcıydı. Şaka maka 4. sayıyı bekliyorum ki çıkmış sanırım bu aralar.

Caz Kedisi 6. sayıyı ile karşımızda. Tanıştığım geçen sayıdan sonra heyecanım biraz dinmiş durumda. Şairler: Serdar Koç,

sahi sen mi söylemiştin
konuktur diye insan yaşama

Mehmet Mümtaz Tuzcu,Ece Apaydın, Yusuf Alper, Can Sinanoğlu, Rahmi Emeç, Mustafa Demircioğlu (Senin Bütün Sarılar isimli dört kıtalık şiire yer vermek isterim ama neyse, başka bahara...), Gökhan Taner Günsan, Beytullah Kılıç, İmran Tali, Örsan Gürkan Aplak, Süleyman Aytaç, Muharrem Sönmez,

akşamı toplamak mı
işte o pazarcıların işi

Recep Özkan,, Osman Koca, Nesrin Z. İnankul,Şerif Tezgören ve çeviri şiirleriyle/taşlamalarıyla antik Roma'dan Marcus Valerius Martialis (bütün çevirileri alıntınlamayı hak ediyor). Hüseyin Alemdar 41 maddede kişisel manifestosunu açıklıyor. Hülya Deniz Ünal genç şairlerin yapıtları üzerine görüşlerini belirtmeye devam etmekte. Hüseyin Peker de şairlerin isimlerinden esinlenerek ansiklopedi benzeri bir açılışı A harfiyle gerçekleştiriyor. Barış Erdoğan'ın yazısı edebiyatta intihar örnekleri üzerine. Ray Charles'ın hayatını konu alan film eleştirisi, Hülya Deniz Ünal söyleşisi, Mozaik Müzik Topluluğu, Monolog diğer yazılar. Ayrıca Erkan Karakiraz ve Mahzun Doğan'ın günceleri de devam ediyor.

Artistik Bellek 11 nolu sayıda Street Beatfest Özel Sayısı ekini veriyor. Ek, Cemal Erdem,

gidiyorum, erken giden şiirler ardında
bileklerindeki kolanya kokusuyla feryat
figan
masallar ören annem aklımda

sırt çevrilmenin yarası
kesikli omuzlarımda

Zafer Yalçınpınar, Jack Micheline, Kenneth Patchen, Bella El-Sabha'dan şiirlerin yanısıra, deneme ve öyküler ile neo-beat açılımı üzerine tanıtım yazıları içermekte. Dergiye dönersek, iştah açıcı bir sinema yazısı ile karşılaşıyoruz. Zeki Demirkubuz'un Yazgı'sını izlemek istiyorum bu yazıyı okuduktan sonra. Türker Ayyıldız'ın öykü kitabı Şikeste'den bir tutam ağzımıza bal niyetine çalınıyor. Şiirlerine yer verilen isimler Aslan Kocaman, Damla Selen Eraydın, Kadir Sevinç, Tan Doğan, Ezgi Aslan, Cemal Erdem, Neslihan Yalman oluyor. Öykü ve denemelerine yer verilen isimler ise Enes Üzengi, Semih Samyürek,Yusuf Duran, Fahri Küçük, Merve Tavuskarlı ve Deniz Fırat.

3 Temmuz 2016 Pazar

Mühür #62 - sabitfikir # 64 - Cazkedisi #5 - Artistik Bellek #9 #10 - Nisyan #14 - Fak Fanzin #2

Derginin 2015 yılı seçkisi de Şair Dağın Doruğunda başlığıyla yayınlanmış durumda. Derginin editörü ile aynı beğenileri pek de paylaşmadığımı belirtmem gerekli. Yine de yoğun bir derleme olması sebebiyle alıntılanacak o kadar mısra var ki! İşte tam da bu yüzden illa ki bazı kaçak mısralar olacaktır. Diğer yandan da uzunluk ve zaman gibi faktörler de önemli bir kısıt şartı olarak karşıma çıkıyor. Ajitasyon-propaganda-politika-hayat arasında gelgitli bir çizgi takip ediyor olsa da öykücü tarzıyla etkileyici Gökhan Arslan'ın Ademin Ölümü ismindeki şiiri gibi örneklere bu sebeple yer veremiyorum



Yirmibeşinci Saat (Tahir Abacı)


Yirmibeşinci saatte sarp suların sesiyle
Saatler kollarda bir eriyiğe dönüşmüşken
Ateş edenler silahlarını saklayıp sevecenleştiler
Selamladılar kendi izini şaşırmış kalemi

Oradan biri seslendi, belirsizliği çok önemli sözler söyledi
Kendince bir kelime eşliğinde: Kavlimce
Kavlince siperler defne tohumu doldurularak kapatılmalıymış
Ki gülüştü herkes
                          (Ve gülüşten oluşmuşlardı)

Biri dedi ki, "Güneş altında bu işleyen paslı bir eğedir"
Ardıç ağacının altında sayısız kitap yığmış olan
Kurşun gibi ağırlaşmış başını kaldırdı, ekledi
"Aydınlanmacılar kördü zaten, güneş ışığı onların neyine"

Biri, saçları bigudili bir hünsa
"Kenger dili! Çiğdem dili! Nevruz dili!"
Diye inledi kendince bir yerlilikte
Ki hepsi muhalif, hepsi yapısökücü, hepsi haklı

Derken eşkenar bakışlı bir kadın belirdi
Elindeki değneği yere vurdu, ne dediyse dedi. Kavlince
Hiç biri cevap veremedi. Önlerine baktı hepsi...


Veda (Aydın Şimşek)


Kanlı geçmişte büyüyen çocuk, uzun nefesler özlenir
Dal ağacı tutunmak içindir, aranır içeride su
Toprak değil midir gövde, çöl de insanın aynası
Avutur acısını varlıkta...
Acı karaokuldur göğün göğsünde, sin
Kapısını açınca susarak konuşan tebessüm
Davet eder emel'in çölüne, kal burada
İnsan acısını da avutur kendini erite erite
Büyük ovalar akarsular geçtin ömrüm, dağın
Göremediği yine bir dağa kaldın,
Sevişsen o boşluğa, yankılanır iki zaman
Geçmiştir insan, geleceğe inen acı
Vedadan yapıldı kalbimiz ki yol da
Yer değiştiren yolcunun gümüşü,
Yansısı çoğalıyor yeniden sözün
Bir çöl ve aşk yurdumdur avutur gövdemi


Göğün Altında (Selami Karabulut)


II.

ah dağların arasında sıkışıp kalmış zaman
yeşil çalı kümeleri ve saatimin tekdüze tıkırtısı

uçmaya hazırlanan yavrular gibi çırpınıyor
yağmurdan kanatları ıslanmış üveyikler

rüzgarın esmeye başlaması, bu beklenti her yerde
ve ben salyangozlara basmadan yürümeliyim

öğlen sıcağına doğru git gide seyrekleşiyor
yapraklarından su damlaları dökülen palamutlar

sürüsüne seslenen çoban, ve bir traktör sesi
aradığım yanıt boğula boğula öten horozda

beni geçerken bile ürküten bu ıssızlığın ötesinde
yaşayanlar varmış, bu mahcupluk bana yeter

ah zamanın ötesinde donup kalmış yaşam


sokağın kini yok (Ömer Turan)


sonra, güz inmiştir sözün üstüne
bir zaman çocuklara, öyle bakıp geçiyor

gittim geceyi kilitledim, bir bulutun
ucundan alıp geldim seni buralara
güzellenmiş iki dudak üst üste
hiç akdeniz göğü görmemiş bir bulut
de ki, yaşamın damarında var
fırtınaya karşı kesmişler göbeğimizi

sonra, bağdaş kurmuştur taze yapraklar
ters dönmüş bir ağaca, öyle gülüp geçiyor

el kadardım, annem uzun bir cümle dokudu
bana, ölümü de alıyor içine
ve seninle hiç konuşmadık bunları
sesin bu yüzden ömür boyu çocuk kalacak
de ki, bir masalı yaşıyoruz
zaman, iki yaz ile yolcu arasında

şimdi bir adım ötemiz keder eşiği
dudağının kenarına yaklaştırıyorum lodosu
tuzlanmış yaralar iç içe
hiç yeryüzü gezmemiş bir göz
dedim ki, sokağın kini yok, sokağın kini yok
yol soğuk, devlet geçmiştir diyor

sonra, toprak doymuştur acıya sevgilim
ölülerimizi kuşlar kaldırıyor

Tüh (Gonca Özmen)


-Kumlu sesini yay üstüme altıma
Dal basıyor gövdemi

Karadutlar basıyor onun gövdesini
Hu diyenler basıyor onun gövdesini
Tuz basıyor onun gövdesini
Har basıyor onun gövdesini

-Kumlu sesini savur üstüme başıma
Yol basıyor gövdemi

Ayvalar basıyor onun gövdesini
Vah diyenler basıyor onun gövdesini
Yel basıyor onun gövdesini
Sır basıyor onun gövdesini

-Kumlu sesini dağıl üstümde altımda
El basıyor gövdemi

Sazlıklar basıyor onun gövdesini
Eh diyenler basıyor onun gövdesini
Gam basıyor onun gövdesini
Ter basıyor onun gövdesini

-Kumlu sesine bata çıka aşağıda yukarıda
Sel basıyor gövdemi


Uzun-Uzak (Anıl Cihan)


pimi çekilmiş
bir yeryüzü şarkısı söyledim içime

bilirsin bazı ölümler yalnız yelesinden sevilir
patlamaya hazır: dörtnala

kendi eğimine kapanmış gün boyu gitmeler var nasılsa
hiç çalınmamış kapılar ve temmuzun orta yeri

işte düpedüz ağustos bu dedimbırakıp elimde ne varsa
tuzlu alınganlık. kalbim usanmadığım şeylerin bükülmüş gök gürültüsü

üzülme, acının sinir uçlarından başladım bir ömrü örmeye
üzülme, ama hep o okyanıs diliyle ağlıyordu birileri

yükte ağır pahada hafif bir hayatı koşuyoruz kentli gömleğimizle
çölüunut, buzu sayıkla, gülmelere zaten uzun-uzaksın

aşk olsun ovada ilk kesiği atan insana
bu gece bütün atlarını vurulup öldük tanrım


ellerimizin yeri çiçekler mezeler hep tamam babalardan kalmak yapılır evlat  (Eşref Yener)


kahveye şöyle bir selam vermişiz gibi gelişiyor gün
sözgelimi kahveden meyhaneye geçmiş de içiyoruz babamla
evlat bak şimdi diye başlıyor söze
konuştukça avluyu aşan seslerimizde hatırlıyoruz birbirimizi
kapalı kentlere gidip gelmiş gırtlaklarımızın kısıklığını biraz da
böylece bazı kadınlar ağlamış belli resimler anılmış oluyor aramızda
hesabı yine o ödüyor kıvrımızın yüklendiği elleriyle

şimdi düşünüyorum da babama da feci uzundu akşam
feci uzun ve kaçak rakılarla
ama şaşırmadım intiharsızdı benim babam
bu ilginç doğrusu
babamı incelemem


Güneşe Düştü Tohum'dan (Fatma Aras)

Karanlığı karanlığınıza gömdüm
Suskuyu suskunuza
Yüreğimde bir dağ çöktü yankısız


Basmakalıp'tan (Hüseyin Akın)

Bir çocuk tek başına ağlıyorsa doğrusu şudur:
Göç yollarını unutmuş kuşlar bir şarkıyla gelirler

Kış Hazırlıkları'ndan (Salih Aydemir)

ışığa gerek yok
sabahı döndürüyorsunuz karanlıkta
sessiz bir gezinti hali içinde yaşınızla

La La Landın'dan (Neslihan Yalman)

bitmeyen bir günahtı insan
çoğalarak ödeyen kefaretini

Arayış'tan (Fatih Akça)

eh yeter be
tanrıya bakmaya gidiyorum!


İdefix tarafından yayınlanan kitap değerlendirme ağırlıklı aylık dergi haziran sayısında Müzisyen Romancılar dosyasını barındırıyor. Öncelikle belirteyim, kitap eleştirisinin kısa tutulmasını savunuyorum. Yazarı, konusu, türü, hitap ettiği kitle ve amaçladığının ne kadarı başarıldığı konusunda bir kaç kelamın yeterli olduğunu düşünürüm. Baskı kalitesi, kapak gibi öğelerin de bahsi geçiyorsa pek ala, pek güzel. Bir tüm sayfayı ya da sayfaları dolduracak bir yazı ise edebi kaygı etrafında şekillenir ve ben bu durumda kendimi sadece sayfaları çevirir bulurum. Burada da farklı gerçekleşmiyor. Dosya yazısında anlıyoruz ki kitap kaleme alan müzisyenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor ve de yapıtların çoğu otobiyografik ya da oradan besleniyor. Dergiyi benzerlerinden ayıran orta sayfadaki okuma grafiğinde olduğu gibi müzik tarihi, türleri üzerine yazılan kitapların irdelendiği bir yazı daha fazla ilgimi çekerdi doğrusu. Değişik bir şey ise Kalben söyleşisi oluyor.

Ancak 5. sayısıyla keşfedebildiğim Cazkedisi, Halim Yazıcı yönetiminde İzmir'den okuyucularını selamlıyor. Desenleri ile birlikte oldukça hoş bir mizanpaja sahip. Baştan sona periyodik olma kaygısıyla samimiyetini kaybeden emsallerinden farklı bir izlenim veriyor. Sürüsüne bereket şiirin yanısıra, yazılar ve söyleşiler (Haydar Ergülen ve Özgür Balaban) sayfaları şenlendiriyor. Adnan Satıcı üzerine Hüseyin Alemdar'ın kaleme aldığı Güzel Ankara,Adnan Satıcı ve Blues Vakti isimli makale, Hüseyin Peker'in kaleminden genç kalemler'den öteki'ne başlığını taşıyan makale, Aysun Kara'dan öyküye sızan şiir başlıklı yazısı, Devrim Dikkaya'nın esin kaynağı Mozaik müzik topluluğunun Sappho ile Konuşma adlı çalışması olan yazısı, M. Mahzun Doğan'ın günlüklerinden seçkisi, Ayşe Özgür Aydoğan'ın Paris'te Gece Yarısı'nı konu alan sinema köşesi, Fatih Akça'nın Türk şiirinin ilk dizesinin arayışındaki yazısı, Şevket Toker'in T. Ayhan Çıkın'ın şiiri üzerin yazdıkları gibi.

iyiyim (Hidayet Karakuş)


iyiyim
efendim
hastanedeyim
yatıyorum
durmadan yalan söylüyorum
iyiyim diye

belki
sözcüklerim iyileştirir
ağrılarımı

göğsümde
ötüp duran bülbülü
dinliyorum
aralıksız
telefon çalmadığında
türkçe söylüyor
ne hikmetse
türkülerini

beni merak etme
iyiyim
sancılarımı bekliyorum
başkasına gitmesin diye


kekeme kuyu (Melih Elhan)



öksüz
bir bahçeyi
gösteriyor penceresi

mevsim
sıyırıp atmış
gömleğini

kesik
bir limon ağacı,
yok gövdesi
gölgesi var,
keskin
kokusu

ağzını
taşla doldurmuş
kuyu
özlüyor
konuşmayı,
sabırsız

toprağı
deşen
bir demet
koku

güne
eşlik
ediyor
görüntü

makası kör terzi gibi bir tanrı'dan (hüseyin korkmaz)

Makası kör bir tanrı biçti beni
gülüşüm eğik durur yüzümde

 Artistik Bellek, iki sayısını birden okuyucusuna sunmuş. Yeni bir formatla karşımızda bu nüshalar. 9. sayı Nuri Bilge Ceylan'ın benim de hemfikir olduğum Kış Uykusu değerlendirmesiyle açılıyor. Aldous Huxley ile 60'lı yıllarda yapılan bir söyleşinin tercümesi öne çıkmakta. 5 soru köşesinde Evvel, Karanfil, Madi Hayat, Plüton ve Sıvadık fanzin yazarları konuk edilmiş. Edebiyatın dünyada ilk neyi değiştirmesini isterdiniz, Roman kahramanlarını bir araya toplasak bunlar kim olurdu ve ne hakkında konuşurlardı, Eserlerden sinemaya uyarlananlar arasında en beğendikleriniz nelerdir ve uyarlanmasını istediğiniz eserler nelerdir, Adını ilk kez duyduğunuz bir yazarın kitabını almanız için sizi ilk ne cezbeder ve edebiyat ve siyaset ilişkisinde iki hayvan seçseniz hangisi edebiyat hangisi siyaset olurdu. İşte sorular bunlar, sıkı sorular. Yalçın Tosun ile banallığa düşmeden kalitesini belli eden güzel bir söyleşi sayfalarda yerini bulmuş. Röportajı kotaran arkadaş bu sorumluluğun altından başarıyla kalkmış. Şiirler, öyküler, denemeler...

sigaramın türküsü (Aslan Kocaman)


1.
yalnızlık
boyum kadar çocuk
annemin gözlerinde
bilirim, tufandır bu:
gözleri gözlerime değince
bi yağmur başlar, soluğumda
çocukluğumu filizleyen bir hürriyet

2.
zaman meçhul bi yolculuktur
mesela akşamüstlerinde
bi kaldırımda
gölgemle geceye doğru yazıldığım

3.
satırlarımda biriken
ve çokça söylediğim
sigaramın türküsü:
ben sigaradan bi adamım
külün mürekkebinden rüzgârın seyir defterine

4.
içimde bi halk biriktirdim, ağıtların sesiyle
dört mevsim bahardır bu yüzden
-ah ile karılmış-
karanfilin ömrüne:
gül günden güne kanamakta
yarına ve her şeye

5.
çünkü kaostan beslenir insansoyu
çok soylu bi kentin kılcallarında biriken iltihap içinde

6.
bağışla kendini
vicdanına
çünkü yaşamak bi şiirdir
mesela halk parklarında
kuşların kanat sesleriyle!
mutluluğa benzer bu
tebessümü kırılan bir ayna gibi
deliliğin kahkahasında
durma, bağışla kendini
besmeleyle başla
kana, bedenine işlenen insanlık yarasına
yorgun düşersen de uçurumlara fırlat at
bumerang bir yarındır yaşam hep bi yerde

7.
soluğunun dokuz düğümünü iyice ilikle
çünkü yürümek çetin bi kavga

10. sayı ise Afşar Timuçin'in Geç Zaman Tutkuları isimli öykü kitabının hayli kapsamlı irdelendiği bir yazıyla açılıyor. Sinema üzerine yazılıp çizilenler Camdan Kalp isimli unutulmuş bir doksanlar filmi üzerine yazılan makale ile sınırlı kalmayıp Reha Erdem'in son filmi ile de devam ediyor. 5 soru 5 yazar köşesinde konuklar Hanife Altun, Nalan Barbarasoğlu, Özlem Akıncı, Suat Duman ile Tunç Kurt. Arka Bahçe sanat programnı yayına sokan ekiple yapılan söyleşi fotoğraflarla güçlendirilmiş. Dokuz daha iyi gibiydi sanki, ne dersiniz?


Oscar Wilde'ın Bülbül ile Gül ismini taşıyan öyküsünü okumanın imkanını Nisyan'ın 14. sayısıyla erişebilmek oldukça mutluluk verici. Bir de Refik Murad Münekkid, Fatma Cavidan Hanım'ın etkisiyle seller gibi akıyor, bülbül gibi şakıyor, müthiş keyifli. Reşad Ekrem Koçu'dan İstanbul'un ayaklı meyhanelerini okuyoruz. Gerçekçi aynı zamanda mistik öğelerle yüklü Esrar Aleminin Yüce Papazı keyif veren bir öykü.

inanın karanlık çok derin boğuluyorum

karanlık çok konuşuyor, susturamıyorum

karanlığın ismi yok, neyle çağırayım ben onu?

Daha dazla dergi, fanzin almamaya karar verdiğim anda tam da tersini yapmışım. Ama illaki ilgimi çeken bir şey buluyorum. Fak Fanzin'de olduğu gibi. Çizgi ağırlıklı fanzin diyor ki: fak isim eskimiş Arapça fahh, isim Tuzak, kapan. Aklınıza yanlış şeyler gelmesin. Düzyazı olarak the Clash, biliyorsunuz punk'ın dev ismi, üzerine bir yazı öne çıkıyor. Aslında düz ve yamuk (şiir olsa gerek) neyse diğer yazıların çizgiye göre oldukça zayıf olduğu söylenebilir. Bu vesileyle çizerleri sayalım, Sami Berk Tokaç, Yarkın Sakarya, Furkan Ömer Akhan, Hakan Başaran. Çizgi sanatı bir miktar gazete köşelerinde yer bulmuş bantları hatırlatıyor. Çizerlerin bir kısmı ise ilüstrasyonlarla sayıya destek vermiş. Biraz daha ağırlık vermeye çalıştıkları alana ağırlık verirlerse üzerine kaymak olur.