TRIP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TRIP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2019 Pazar

Trip #8 #9 #10 - Kanon 2010 #1 - Home Art #Kasım 18

Trip dergisi 8. sayısında oldukça ilgi çekici bir tartışmayı kapağına da taşıyarak açılışı yapmakta ama
yeterince okuyucunun karnını doyurmadan devamı için internet sayfalarına davet etmekte. Açıkçası Banksy'nin popülerliği, samimiyeti gibi bir konuyu her açıdan daha derinlemesine işleyen yazıların dergide dosya şeklinde yer almasını tercih ederdim. Bu sayıdan itibaren dikkatimi çeken en önemli öğe renkli resimlerin artması, yazı içeriğinin azalması ki benim açımdan çok da iyiye doğru bir gidişatın işareti değil bunlar. Tek tek yazılara değinmeyeceğim ama pek çok önemli sanatçıya dair bir kaç sayfadan öteye geçmeyen makalelerin aynı sayıya sığdırılması, bu isimlerin ve temaların tüketilmesine işaret etmekte. Yani Zerdüşt, Pablo Neruda, Ahmet Erhan, Murakami, Ara Güler.. Hepsi başlı başına bir dosya konusu. Ayrıca çizgi bantın daha önce başka bir yayında basılmış olduğu da dikkatimden kaçmadı.


Fantastik güzellikteki kapağıyla 9. sayı Stan Lee'ye saygı duruşu yapmakta. İnanın, bu sayıyı çok zor buldum. Zaten editör de dağıtım sorunlarını çözmeye çalıştığını ifade ediyor. Hala fazla grafik ve resimlere sırtını yaslamaktasa da Trip'in yeri gönlümüzde ayrı, gittiği yere kadar takip edeceğiz. Bu sayıda özellikle Kemalettin Tuğcu'nun hayatına dair yazı bana bir şeyler kattı. Çizgi romandan bu sayıda vazgeçiliyor ve tiyatro oyunlarına dair bir ajanda köşesi başlıyor.
Ocak sayısı yani 10. sayısı kapağına sarı yelekliler ile birlikte dergiye esin kaynağı olan figürleri taşımış. Beyoğlu'nun isimsiz müdavimlerini anlatan yazıları okumak ki geçen sayıda da Yeşilçam vasıtasıyla değinilmişti, oldukça ilgi uyandırıyor. Ha keza Nazım Hikmet'in oğlu hakkındaki yazı da öyle. Yine güzel bir sayı. Ancak her şey daha da güzel olabilir, olumlu eleştirilerle. Çünkü hala tastamam bir çizgiyi oturtamamış imajı veriyor dergi.

Kanon 2010 yeni bir dergi ve gelir gelmez ortalığı karıştırmış görünüyor (Derginin 2. sayısı ve Poespektüs ismindeki fanzini okuduktan sonra farkına varıyorum). Şairler arasında fındık kabuğunu doldurmayan tartışmalar bana manasız geldiği için oldukça dışındayım. Bu işi meslek olarak görmekle ve ego ile ilgi sanırım. Bense mütevazılığa inanırım, bırakın başkası sizin işin iyi bir şeyler söylesin. Bunu yapacak insanların olmadığı bir dünya ise şair cemaati, sittir etin gitsin abi. İlla zorlamaya gerek yok yani isim duyurmak için. Benim görüşüm tabi, hiç alakam olmadığı için bu cemaatle daha fazla bir şey söylemeye hakkım yok, sadece bu tarz tartışmaların aklıma getirdiği şey bu, yoksa spesifik olarak bu tartışma ile ilgili değil. Bu dergiyi almamın sebebi ise teorik ve eleştirel yazıları da içermesi. Ki fanzin ve amatör dergileri artık pek de takip etmiyorum. Kimi zaman birbiri ile çelişir bir hat izleyen bu yazılar sayesinde dergi içinde canlı bir tartışma olanağı doğmuş. Dergi sayfalarını  sadece şiir konulu denemeler (Kaan Eminoğlu, Eray Sarıçam, Leyla Arsal, Özkan Eroğlu, Hasan Yurtoğlu, Serkan Işın) yada şiirler (Kaan Eminoğlu, Burak S.Çelik, Eray Sarıçam, Baki Ayhan T., Ömer Erdem, Habil Arabacı, Aytaç Ars, Mert Mevlüt Gökçe, Umut Cemal, Fuat Eren, Emre Gürkan Kanmaz) değil öyküler de (Eyüp Tekin, Gizem Uysalcan, Aysun Bahar Asar, Uğur Ergün) işgal etmekte.

Bu dekorasyon dergisinin en önemli iddiası dergide reklamı ve tanıtımı yapılan her ürünün Türkiye'de de bulunabilir olması. Belli başlı sektör dergilerinden pek de farkı yok. Tanıtımlar, röportaj, stil-tasarım, ev demonstrasyonları vessair. Turkuvaz çıkarıyor, normalde indirimli satılmasaydı almazdım.

28 Kasım 2018 Çarşamba

Hayalet Gemi (1-2-3), Trip #7, Maison Française #281

Birbirinin aynısı dergi ve fanzin bolluğu yaşadığımız günlerde iz bırakmış dergilerden Hayalet Gemi arşivini açarak başka şeyler arayan okuyuya zamanın ötesinden güzel şeyler sunuyor. İlk üç sayı daha bebek adımları olmasına rağmen farkını ortaya koymaya yetmekte. 92 yılında çıkmaya başlayan dergi her sayısında bir ana tema belirleyerek yoluna devam etmiş. Sırasıyla ilk üç sayının temaları da ilüzyon, yüzler ve zaman. Güncele dokunan yazılar farklı bir bakış açısı sunarak bayağılığın önüne geçmekte: pembe diziler, ansiklopediler, yeşilçam, teknoloji gibi. Üstelik kaliteli çeviriler de sayfalarda yerini bulmuş. Hamlet'in evrenselliğinin tartışıldığı yazı mükemmeldi. İdeolojik olarak bugün büründüğü günahlar ayyuka çıkmasından dolayı liberal post-modernizmin sayfalara yansıyan izleri bir miktar gze bakmakta. Neyse, devamın getirmek için bu sayılar yeterli sebep teşkil ediyor.

Öncelikle keşfettiğiniz şu kapak egzantrikliğini her sayıda denemenize gerek yok. Bu sayıda olmamış çünkü. Ki aslında son zamanlarda sosyal adalete vurgu yapan Jim Carrey'e değinmeleri güzel bir olay iken. Yazılar için fazla söze gerek yok. Hala bir şeyler öğretebilecek, ufuk açacak yazılar sunuyorsa, o dergi takip edilmelidir. Popüler bir dergi aynı zamanda nasıl kaliteli olabilirin ender bir örneği.





Ev dekorasyonuna ilgim var, en azından ne nasıl birbirine uyar konusunda az çok fikrim bulunmakta. Doğan grubu bir süredir  dergilerine indirim yapıyor. Sahibiyeti sanırım Sabah grubuna geçmemiş hala. Neyse bu vesileyle Maison Française'in sayfalarını karıştırma fırsatı buldum. Bu arada aklımda cevabını bulamadığım bir soru peydah oldu. Bu dergi Fransız dergisi mi aslen? Orada da yayınlanıyor mu acaba? Dergi çok yoğun reklam barındırmakla birlikte içi boş da değil. Ajanda namındaki ilk bölüm sergileri ve diğer sanat etkinliklerini tanıtmakta. Takip eden kısım Tasarım başlığını taşıyor. Röportajlar, ürün tanıtımları ile birlikte sektörün yaratıcı tarafına tanık oluyoruz. 3. bölüm ise Takip, trend ve marka haberlerine ağırlık veriyor. Deko-Stil ile birlikte nihayet oda oda evlere konuk oluyoruz. Mobilyada kütüphaneler araştırma konusu seçilmiş. Ayrıca yeşil ile uyumlu ev ve renkle şifa vermeye odaklı dekorasyon konuları ilginç. Sondaki Dosya bölümünde ise çocuk odaları konu edilmiş.





19 Ağustos 2018 Pazar

Trip #3 #4 #5 Nepal #9 Düşünbil #69 Aktüel Arkeoloji #64


 Bugünlerde takip ettiğim yegane dergi Trip değişik değişik sayılarıyla eylüle hazırlanadursun, 3,4 ve 5 nolu sayılarına bakalım. Ya da vazgeçtim, tek tek bakmaktan erindim. Güzel olan şey şu ki, yeni yazarlarla kadro genişliyor. Popüler isimlerden Nilüfer Açıkalın, Mesut Yar'ın yanısıra Renan Çelik, radyocu Metehan Mert Çakır, tiyatrocu Kemal Başar ve Süreyya İzgi gibi isimler karşımıza çıkıyor. Son vakitlerde zor günler geçiren Füsun Demirel'e şans verilmesi de takdire şayan bir hareket olmuş. Üçüncü sayının kapağı V for Vendetta ile isyan günlerini selamlamakta. Sonra da sırasıyla Aziz Nesin ve Johnny Depp süslemekte. Bilim, uzay, tarih, müzik, edebiyat, sinema , çizgi roman, dizi gibi konular ardı ardına sıralanmakta. Belki de konuların genişliği Afro Zeybekler gibi efsanevi makalelerin sıklığını engelliyor. Bu yazıyı yazan Ali Özçelik gayretiyle, çabasıyla, araştırmacılığıyla takdirleri hak ediyor. Benzer derinlikte yazıların çoğalması dileğiyle diyelim. Tadı damağımda. Hazır iyi niyetli eleştirilere başlamışken tekrar boyut ve koku diyeceğim, bu bir, serzenişli yazıları artık arkada bırakıp tiyatro, sinema, kitap, müzik alanlarında spesifik ürünler üzerine eleştiri yazılarına sıra gelmedi mi diyorum ki son sayıda Irmak Zileli'nin yazısını örnek gösterelim, bu iki, üç, artık İran müziğini okumak yorucu olmaya başlamadı mı? Biraz daha sert müzik ve yeraltı edebiyatı ve edebiyat eleştirisine eğilinse mi acaba? Dördüncü mevzu ise bilindik isimlere yer verdikçe yazım kalitesinin düşme ihtimalinin belirmesi, aman aman diyelim.

Nepal artık kendisini alıştırdı. Kadro oluşturmak açısından ki kapalı bir kutu olarak görünüyorlar iyi bir şey olsa da diğer yandan şaşırtmamaya heyecanlandırmamaya başladılar. Bu noktada teorik yazılara ve kitap eleştirisine başlamaları çok doğru bir hareket. Yalnız böyle küçük boyutlarda aradabir çıkan sayılarıyla nereye kadar gidecekler, merak konusu...

Düşünbil dergisini pek okumamaya karar vermiştim açıkçası. Diğer yandan haklarını vermek lazım kapakları çok güzel, al beni al beni diye insanı tahrik ediyor. Dosya konusu Lacan olunca da tatilde okuma gayesiyle ben de almış bulundum. İnsanlara, az tanışık olan genel kitleye felsefeyi sevdirmek için bir araç görevi üstlenebilir. Yalnız akademik bilgiye aç olan ve Zizek'in efsanevi kitabı Ahir Zamanlarda Yaşarken'i okumuş, YKY'nin Cogito'sunu bilen biri için, o kişi ben oluyorum sanırım anladınız, bu sayı biraz tırt kalıyor. Kimsenin hevesini kırmak istemem, bazı şeyler böyle böyle ilerleyecek. Sadece felsefe alanında ne kadar geride kaldığımızı hatırlattığı için üzüldüm.

Aktüel Arkeoloji ısrarla çıkmaya devam ediyor. Bu kadar süre ayakta kalabilmesine şaşırıyorum doğrusu. Kaliteli işler sözkonusu olunca... Tatilde bir kaç günde seller sular gibi sömürdüm bu sayıyı. Çok sevdiğim Anadolu eski halkları ve etnografyası olunca tabi es geçemezdim. Ama tarihçilerin es geçtiği Kaşkalar için bile sayfa ayırmaları, nasıl diyeyim, gözlerim doldu :) Ionya dosyası ise yazı diliyle dahi tartışmaları aralayan bir yazıydı.

24 Haziran 2018 Pazar

Trip #2 - Bilmeniz Gereken 50 Tablo - Martı #32 - Klozet #7

Sonunda kendime en yakın çizgide, çok çeşitli ilgi alanlarına uzanan bir dergi buldum. Mayıs sayısıyla Deli Kasap projesinden tanıdığımız Murat Arda yönetimindeki dergiyle tanışma imkanı buldum. Yalnız yeni sayısına bir türlü denk gelemedim. Elbette hep daha iyiye gidebilmesi için yayının, ufak tefek eleştirilerim olacak. Boyut ve koku, anladınız sanırım. Sinema, edebiyat, astronomi, denemeler, felsefe, bilim kurgu, korku-gerilim, arkeoloji, tarih, müzik ki metalden etno funka kadar bir çeşitlilikte ve çizgi sanat. Çok geniş bir alana dokunuyor dergi. Öğreten adam rolünden ziyade makalelerin güncelle birleşen deneme niteliğinde olması dikkatleri dağıtmıyor. Yalnız Göbeklitepe'yi anlatırken her ne kadar Fırat Yaşa'nın çizimlerini sevsem de fotoğraflara, şemalara ve efsanevi arkeolog Schmidt'in resimlerine yer verilmemesi bir eksiklik. Başka mecralarda yüzlerce kez görsek bile burada bir kez daha yer almasının klişe olmadığını düşünüyorum. Medeniyetler dizisine benim dahi yeni öğrendiğim Missisippi medeniyeti, az bilinmekle birlikte önemli yer tutan Elam ve Indus medeniyetleri ile devam edilmesi en büyük dileğim. Burçlar konusunda gerçekten aydınlandım. Yıkılmadan direnerek yayın hayatlarına devam etmeleri dileğiyle...

Bilmeniz Gereken 50 Tablo, zamanında Tempo dergisinin verdiği bir ek. Ancak  gayet titizlikle yaklaşılarak alanında uzman kişilerden destek alınıp hazırlanmış. Tabloların basım kalitesi maalesef düşük olduğundan detaylar kayboluyor. Yine de yeniden hatırladığım, keşfettiğim tablo ve ressamlar olmadı değil. Büyük ihtimalle yine aklımdan uçup gidecek ama  İnci Küpeli Kız'ın çizeri Johannes Vermeer imiş. Klasik müzik albümlerinde sıkça yer verilen dağ başından bulutları izleyen adam figürlü Wanderer.. Caspar David Friedrich tarafından resmedilmiş. Artists' Mother ise James Abbott McNeill Whistler. Child's Bath ilk kez gördüğüm gerçekçi bir tablo. Bu da Amerikalı Nary Cassatt'ın fırçasından çıkma. Henri Matisse, Dans ile ilginç bir renk uyumu yakalamış. Picasso, Dali, Da Vinci gibi gayet bilindik örnekler dışında dikkatimi çeken bir kaç tablo bunlar oldu. 

Martı uzun soluklu bir insan kaynakları, bireysel gelişim dergisi. Fakat manipülatif olarak bulduğumdan dolayı çok da sevmediğim bu alanların sıkıcılığından bir derecede kendini kurtarmış. Sevmediğiniz kişilerle çalışmayı öğreten, yalan söyleme hastalığını tanıtan ilginç yazıların yanısıra gezi, doğa , sinema, yemek tarifi, sohbet gibi farklı alanların olması okunurluğu güçlendiriyor. Bununla birlikte bu yazıların çoğu, özellikle gezi yazıları gittim, gördüm, yedim,içtim'in ötesinde yazarların deneyimine ve eleştirel yorumlarına dair bir şeyler aksettirmiyor.

Klozet fanzin,  okunması çok da kolay bir fanzin değil. Okuyucuyu sarsmak, titretmek mottosu olsa gerek ismiyle, çizimleriyle. Kimi zaman sessiz bir çığlık rolünü üstlenen tepkisel denemeler yada  töre cinayetlerinden konusunu alan bir öyküde olduğu gibi toplumsal ve cinsel meselelere duyarlı bir çizgi izliyor fanzin. Açıkçası edebi kaygıdan ziyade bireysel dışavuruma ağırlık vermişler gibi görünüyor. Ve bir miktar kendimi saldırı altında hissetmedim değil bir grup sinirli genç karşısında. Şu an toplumumuza , şu seçim akşamı bakıyorum da, bu da gayet anlaşılabilir bir durum. Yalnız çizimlerin ne kadarının alıntı-çalıntı ne kadarı orijinal olduğu ayırt edilebilse hoş olurdu.