MICHAEL MOORCOCK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MICHAEL MOORCOCK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2021 Cumartesi

Michael Moorcock - İşte O Adam

 Albino anti-kahraman Elric destanı ile meşhur olan yazarın fantastik kurgu dışında da yazdığı önemli birkülliyatı bulunuyor. Zaman yolculuğuna dayalı bu ödüllü eser dilimize kazandırılmış olmakla birlikte pek de göz önünde değil. Nereden farkına vardım da satın aldım, ben de hatırlamıyorum. Bu da iyi bir şey. İçeriğin sertliği ki yazarın kendisi dinin (Hristiyanlık) oluşma aşamasını anlama çabası diye nitelendirse de yazıldığı dönemde dine saldırı olarak anlaşılıp çok büyük tepkiler aldığını düşünürsek ülkemizde de göreceği benzer tepkiler hatta yasaklamalarla karşılaşma ihtimali böylece azalmış oluyor. Kendi aramızda okuyup sessiz kalalım en iyisi. Çeviri aynı zamanda yazarın Türkiye baskısı için yazdığı önsözü de içermekte.

Konu iki ayrı kanaldan ilerliyor ki sonunda aynı yerde buluşacağını tahmin edersiniz. Karl'ın büyüme hikayesi, din ve felsefe ile ilişkisi, annesi ve kadınlarla münasebetleri kurgu olmanın ötesine geçen ayrıntılarla bezeli ki yazar da notlar da otobiyografik öğelerin romana sızdığını kabul etmekte zaman makinesinde deney olmayı kabul ettiği döneme kadar ilerliyor. Ruhsal deneyimlere takıntılı ve modern insanın nevrotik kişiliğine sahip bu sorunlu karakter Hz. İsa'ya tanıklık etmek istiyor. Zaman yolculuğundan sonra rahime benzeyen makinenin içinden yaralı çıktığında Vaftizci Yahya'nın liderliğinde Essen topluluğuna sığındığı hilkaye akışı da diğer hikaye ile karşılıklı olarak ilerliyor. Bundan sonrası sürprizbozan.

Tabi o dönemde büyücü olarak algılanıyor. Hz. İsa'nın hikayesi bir türlü kulağına gelmeyince Nasıra'ya Meryem ile Yusuf'un yanına gittiğinde Meryem'in iffetine hiç de düşkün olmadığını görüyor. İsa da zeka geriliğinden muzdarip bir çocuk. "Başlangıçta söz vardı" ayetine uygun şekilde yavaş yavaş Mesih'in kimliğine büründüğü ve sonucunda haça gerilerek öleceği şehadet yoluna adım atıyor. Hatırladığı kadarıyla İncil'e uygun hareket ediyor, nevrotik kişileri tedavi ettiği mucizeler gerçekleştiriyor, Yahuda'ya ihanet etmesi için görevlendiriyor. Okuyucu  dinin yönlendirdiği ve pek çok mesihin çıktığı az gelişmiş bir toplumda  yeni bir dinin doğuşundaki psikolojik atmosferi anlayabilmeyi başarıyor, sonuç olarak.

30 Ocak 2017 Pazartesi

Michael Moorcock - Elric: Melnibone'nin Son İmparatorunun Tarihçeleri:Cilt I

6.45'den çıkan ilk kitabını okumuştum. İthaki'nin sanırım üç ciltte topladığı koleksiyon ise bu ilk çevirilerin tersine hikayenin kronolojisinin tersine basım tarihi sırasını izlemekte. Çok da emin değilim. Dergilerde fanzinlerde yayınlanan hikayeleri ve kısa romanları içererek bu ilk ciltte hikayenin başlaması, ilerlemesi ve sonuçlanması diğer ciltleri okuma şevkini yitirmek için çok büyük bir sebep oluyor. İşin güzel tarafı ise yazarın bu seri ve kahramanı ve bilakis tür ile ilgili yazdığı makale ve polemikler, mektuplar, hatta erken döneme ait Elric ile alakasız bir hikaye ve resimler gibi zengin unsurlarla dolu olması. Bu da koleksiyon mantığı ile yaklaştığımızda harikülade gibi sıfatlarla nitelendirmemiz için yeterli. Conan gibi karşılaştırıldığı dönemin eserlerinden karakterin biraz daha karmaşık olması ve kötü kaderi gibi özellikleri ile ayrışsa da lineer doğrultuda takip ettiği konusu itibariyle dopdolu içerik ve karmaşık entrikalarıyla kafası karışan modern fantastik kurgu okuruna keyfinden alıkoymadan dinlendirecek bir okuma sunuyor. Irkına ihanet ederek kendi uygarlığını yıkan aslında zayıf bünyeye sahip albino büyücü prens Elric, kaosdan beslenen ve bazen başına buyruk kılıcının öldürdüklerinin ruhunu emmesiyle güç kazanabiliyor. Bir dost ve bir eş kazandıran aynı zamanda kendi kötücül kılcının nice arkadaşının ölümünesebep olmasına tanık olduğu dağınık maceralardan sonra dünyanın kaos ve düzen ile savaşında kilit bir rol üstleneceği asıl mevzu neticesinde kitap sonlanıyor. Sonlarda şeytanlar, ifritler, tanrılar, lordlar derken ölçeğin gittikçe büyümesi benim biraz daha kendi halinde, mazbut anlayışıma ters düşmekle beraber kendi içinde az çok tutarlı bir hat tutturmuş durumda. Yine bir miktar mekanikleşme de sözkonusu, özellikle sihirli büyülü silahlarda çok belirgin. Bu arada keşke daha küçük insanların küçük meseleleriyle uğraştığı bir kurguyu konu alan fantastik romanlar yazılsa ilginç olmaz mıydı? Belki de sıkıcı, neyse. Bu cilt temel olarak 5 hikayeden oluşan Ruh Hırsızı ve 4 hikayeden oluşan Fırtınayaratan bölümlerinden meydana gelmekte. İlknoktada 9.90.

8/10

19 Ocak 2010 Salı

Michael Moorcock - Elric Destanı I: Melnibone'lu Elric

Bendeki kitabın kapağı daha amatör olsa da bu serinin kapak resimleri takdiri hakeden çalışmalar. Seri Conan'ın karşıtı olarak sunulan bir anti-kahraman, Elric üzerine yoğunlaşmış durumda. Büyüyle haşır neşir elfleri andıran bir halkın kralı olan Elric albino görünüşü, ilaçlarla güçlendirebildiği fiziksel zayıflığı ve Drizt gibi bir karakterin doğuşuna ilham olacak şekilde ait olduğu toplumu vicdan penceresinden sorgulaması ile anti-kahraman tanımı altında sumulması pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü maceralar ardından halkına liderlik yapan, ilaç almasını gerektirmeyecek şekilde güçlenen ve hikaye boyunca pek de yenilgiyi tatmayan çizgisi anti-kahraman tanımı içinde bir kahramanlığın içermesini hatırlatıyor. Aksi halde , fantastik bir evrende her gün örgüsünü ören genç bir kızın hayat hikayesini okumak ne kadar ilgi alaka çeker tartışılır.
Her nedense 6.45 yayınlarına ki ilk dönemlerde yeraltı edebiyatı alanında çevirilerle edebiyatın referans kısmına katkıda bulunmuşlardır, ait kitapları hep bir renksiz bulmuşumdur. Fred Saberhagen, David Eddings- Elenium (bu seriyi kesinlikle okumayın, ben de yarıda bıraktım. Irkçılığın önyargıcılığın tavan yaptığı bayat bir seridir) , Hobbit. Bu da öyle , belki çevirinin etkisidir, gitti yendi, geldi, tarzında mekanik bir yaklaşım hissediliyor. Ama bir ölçüde proto-fantastik kitapların oturmamışlığı, basit ve folklora vulgarist bir açıyla yaklaşan hikayeciliği de inkar edilemez gerçekler.
Spoiler
Elric Melnibone'un kibirli ve hazcı geleneklerine karşı olaylara vicdani yaklaşır, danslara eğlencelere felan pek katılmaz. Bi de bir kıza aşıktır ki o da kraliçe olacaktır. Bu kızın abisi Yrkoon ise tam bir gelenekçidir ve Elric'in tahttan devrilmesi için çabalar. Etrafta normal insanların genç krallıkları gelişirken Melnibone'a karşı durmadan bir düşmanlık yayılır. Bir donanma ada devletine saldırdığında yok edilirler ama zayıf düşen Elric canlı canlı Yrkoon tarafından denize atılır. Kendini kral ilan eder ve kızkardeşine gözkoyar. Elric denizlerin tanrısı gibi bir şeyle anlaşma yapar ve tastamam sarayına geri döner. Yrkoon'un daha önceki tertiplerini bağışlamışken ki bağışlamak pek de Melnibone geleneği değildir işkenceyle öldürme kararını verir. Ve hapseder. İşkence ile öldürmek derken canlı canlı vücudunun kesilmesi ve ziyafetle yenmesi gibi :-) Yrkoon büyü kullanarak kızkardeşini de alır ve bir grup destekçi ile fakir bir ülkeye kaçar. Donanma hazırlar orada. Elric onu hiç bir yerde bulamaz. Sonunda kaosun ve cehennemin tanrısı Arioch'u çağırır ve ona teslim olur. Onun yardımıyla yerini tespit eder. Denizlerdeki tanrı ile anlaşması gereği karada ve denizde giden bir gemi ile Yrkoon'un kentine varır, güçlerini yener. Amma Yrkoon başka bir boyuta kaçar, kaos güçlerinin kadim iki kılıcının Dulbırakan ve bilmembişi, göbe attıran diyelim ehhehhe peşine. Elric takip eder, orada bir adamla tanışır böyle güç bela bir yolculuk bir mağarada Yrkoon'u yakalar. Kılıçları paylaşır ve çarpışırken Elric kılıcın kan dökme amacıyla kendisini yönlendirdiğinin farkına varır. Neyse Yrkoon'u yine yener, Yrkoon pişman olur. Eve dönerler, Elric dünyayı öğrenmek için bir sene yolculuk yapmaya karar verir, kızla dönüşte evlenecektir. Kendisi yokken tahtı da Yrkoon'a emanet eder!