LOVE DEATH AND ROBOTS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LOVE DEATH AND ROBOTS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2026 Pazar

Parks and Recreation (Sezon 1) - The Expanse (Sezon 6) - Cunk On Earth - Love, Death+Robots (4. sezon) - The End of the F***ing World (Sezon 1-2) - Stranger Things (5. sezon)

 2009'da ilk çekilen bu işyeri komedi dizisi biraz Office ekolünü devam ettiriyor. Utandırıcı, garip ve itici durumlar karşısında karakterlerin iletişimsellik çabası, kameraya bakıp belgeselimsi demeçler felan. Tarz olarak bana yakın değil amma Office'den bir kademe daha alışabilirsiniz. O diziyi sevenler ise bir kademe daha az sevecektir. Bu sarışın kadın karakter bir kasaba belediyesinde parklar ve bahçeler müdürlüğünde çalışıyor, işini gereğinden ciddiye alıyor, yine küçük ölçekli de olsa ondan çok önde olan yerel politikacı annesinin gölgesinde kalmış. Bir inşaat alanını parka dönüştürme projesini üstlendiğinde hem mahalle halkı ile hem iş arkadaşları ile ki içlerinden birine yanıktır bayağı biraz da, aksiyonlar. Herşeyin olumlu tarafını görerek kendi kendini motive etme yöntemi ayrı usandırıcı. Ben devam etmeme hakkımı kullanmak istiyorum müsadenizle.

İttire kattıra biraz da hayran kitlesinin zorlaması ile 2021/2022 tarihleri arasında 6. sezona ulaşan bu hardkor bilim kurgu dizisi, hikayeyi tamamlayamamayı başarıyor. Büyük bir gayretle uzata uzata sonunda bu son sezonu ile izleyeni mağdur ediyor. İşin kötü yanı bu sezonda işler civcivleniyor, bir heyecanlanmalar kıpırdanmalar başlıyor. Kuşaklı, dünyalı, marslı ihtilafının ötesinde (ki göktaşı saldırısı karşısında çaresizlik iyiydi beya) bilinmeyen bir uzaylı tehdidi bir yana yabancı bir gezegende başka kumpasların izini izleme imkanı buluyoruz. Buluyoruz da ne oluyor, koca bir hiç.

Cunk on Earth sadece 5 bölüm süren ve ayrıca filmi de olan sanırım bir BBC komedisi. Dizi bir tık daha iyi. Yine alaycı bir belgesel tadında dünyanın tarihi işleniyor. Konunun gerçek uzmanları, bilim insanları, tarihçiler, tıpçılar konuk olarak alınıp akla gelmeyecek en saçma sapan, alık, aptalca sorulara maruz bırakılıyor. Aptala yatan bir tavırla keskin gözlemlerle sunum yapıyor ablamız. Garipliklerle dolu bir komedi daha. Yeni nesil hayatın bu absürtlüğünü seviyor demek ki.

Netflix'in özel bilim kurgu animasyon serisi Aşk, Ölüm ve Robotlar dördüncü sezona ulaşmış. Ancak artık eskisi gibi çılgın değil. Hatta tabiri caizse tekrar girdikleri de düşünülebilir. Sansasyonel bir şekilde biraz beyin kurcalatan bir tarafı vardı dizinin. Şimdi bu gücünü kaybetmeye başlamış görünüyor. Kim bilir, belki de devam etmez, bilemedim şimdi. Tabi böyle dedik diye 

ilginçlikler yok diyemeyiz. Dev bebe titanların olduğu bölüm şaşırtıcıydı. Tiranozorlu ölüm yarışı da oldukça heyecanlı. Çirkin RHCP klibi ise bir o kadar anlaşılmaz. Çekim ve animasyon tekniği deneyselliği öne çıkıyordu sanki.

Daha çok ergenlere yönelik Şu Lanet Dünyanın Sonu dizisi azçokbiçok ses getirmişti diye hatırlıyorum. Gerçekten de izlenilir, bir yandan psikolojik bir tarafı var, bir yandan da kara mizah. Bu çok yönlülüğü, sözde aksiyonda tasarruflu hareketi ile gayet modern bir çizgide, yeni nesile olduğu kadar bizim gibi insanlara da hitap etme başarısını gösteriyor.
Peki ne sığdırmış bu iki sezona? Bir liseli ergen çocuk var, annesi çocukken gözleri önünde canına kıymış. Babası bir garip. Bu da kendini psikopat sosyopat sanıyor, acıyı hissetmek için bir dönem elini bile haşlamış, hayvancıkları öldürüyor felan. Kafasına birini öldürmeyi koymuş, hissiyatı merak ediyor, çünkü hissiyatını kaybetmiş. Dünya yabancısı yani. Kızı da babası terk etmiş, anası başkasıyla evlenmiş, bebe bir üvey kardeşi olmuş ve ailenin tüm şefkati bebeğe. Burada ihmali görmüşken üvey babasından da ufak ufak tacizler başlamış, anası görmezden geliyor. Öfkeli bir mizaca sahip. Okulda gördüğü bu tuhaf çocuğu ikna edip evden kaçıyorlar. Çocuk da bari ben bu kızı öldüreyim diyor. Fİlan filan birbirlerine ısınmaya başlarken boş sanarak sığındıkları bir evde, kızı evsahibi sapık profesörün tecavüzünden kurtaracığım derkene bol kanlı bir şekilde oğlanın katil oluşunu izliyoruz. Polisten kaçıyorlar bir müddet, kızın sorumsuz üvey babasına sığınıyorlar. İlk sezon çocuğun vurulmasıyla bitiyor. Sonrasında aylar geçmiş, oğlan hastanede tekrar yürümeye başlamış. Kızın anasının zorlamasıyla kızı reddetmiş. Değişik İngiliz kanunlarına göre de serbest kalmış. Tok, babası kalp krizi geçince arabada yaşamaya başlar. Bir tehdit mermisi alınca da kızı koruma gayesiyle takibe başlar ki ne görsün kız başka bir oğlanla yakınlaşmış, evleniyor bile. Tehdit eden ve aslında bu ikiliyi öldürmeyi kafaya koyan siyah kadın ise sapık profesörün bir aşığı. İntikam peşindeyken bunların aracına otostop çekerek bir müddet niyetini belli etmiyor. Yani herkes kendi bunalımını yaşıyor. Neyse öyle böyle mutlumsu sona doğru bir gidişat.

Stranger Things'i de bitirme gayesiyle bitirdim. Her şey sonuçlansın, sonu bağlanmadık bir şey kalmasın. Baştan beri diziyi saçma bulduğum gizli değil. Askerlerle çatışıyorsun, Rambo gibi onlarcasını öldürüyorsun ama bizim ekiptekilere bir şey olmuyor felan. Fantastik bir dizi de fantastik kurguya bu dizi ile adımımızı atmadık. Kendi içinde mantık diye bir kural seti de icat edilmiş. Burada o yok işte. Woke itiraflar, gözleri belerte belerte uzun diyaloglar, iç dökmeler vs. Nostalji yanı eski kuşağa, bu bahsettiğim formüller Abd'nin yeni kuşağına hitap ediyor. Dizinin başarısı da bu. Rezalet değil tabi ki, kendini izlettiriyor, aksiyon tarafı kuvvetli. Bitti, sonunda bitti. Darısı Witcher'ın başına.





8 Mayıs 2023 Pazartesi

Love, Death+Robots (3. sezon), Another Life (2.sezon), Into the Night (2.sezon), Uysallar, Saklı İstanbul, Beastars (1. sezon)

 

Love, Death+Robots 3. sezonu fikirlerin yavaş yavaş tükendiğini göstermekle beraber fantastik şokelat grafiklerle de aksine göz doldurmakta. Biraz tekrar, biraz da klişeler yer alıyor. Mizahi yönü de biraz zayıf. En güçlü bolümü altına açgöz sağır bir şövalye ile gölün mücevherat sireni arasındaki hikayenin anlatıldığı olsa gerek.

Another Life ikinci sezonunda sona eriyor. Hem de apar topar. Z kuşağının garip tepkimeler gösteren mürettebatının çoğunu oluşturduğu  dizi kendine gereksizce güvenip hikayeyi dağıtıyor, dağıtıyor sonra da hüp diye bitiveriyor. Uzaylılar niye uygarlıklara saldırıyor, amaçları nedir? O kullandıkları zabazingo ne yapar? Diğer uzaylılar niye hikayeye dahil edilip konu ilerletilmemiştir. O kadar çok şey var ki söylenecek, sözler kıyafetlerini soyunuyor. Kate Sackhoff sayesinde izledik de o da olması gerekenden daha dramatik oynuyor. E tabi bütün yük onda. 

Türk kökenli bir karakteri de içeren Into the Night dizisi gerçekten de çok seviliyormuş. İkinci sezonda uçak yolcularını NATO üssünde bırakmıştık. Tahmin ettiğim gibi orada kısıtlı bir alanda sınırlı kaynakları paylaşan insanlar arasında gerilimin doğması kaçınılmaz oluyor. İnsanların bencilliklerinden, iletişimsizlikten hayvani yönlerini açığa çıkarmaları ve didişmeleri çok sevdiğim konular değil. Sadece en sonunda ne oldu lan öyle diyorsunuz. Böyle kalakalıyorsunuz.

Uysallar, doğru dürüst çekilmiş tek yerli dizi olabilir. Bazı kusurları elbette vardır. Punk sahnesinin abartılması ve gerçeklikten kopuk bir noktaya taşınması, süre olarak bazı uzamalar gibi. Olsundu, iyiydi. Modern toplum eleştirisini basitliğe düşmeden anlatabilmek ve bunu güzel görüntülerle yapabilmek maharet istiyor. Hissedebildiğin ve hatta anlayabildiğin karakterler, gariplikleri, sırları, sıkıntıları ile birlikte olağanlık sergisindeler. Olduğu gibi yani, hayat gibi. Yerli dizi mantığıyla bakanlar zaten uzak dursunlarmıştılar.

Saklı İstanbul değişik bir belgesel. İngilizce ismine gönderme olsa gerek konuklar durmaksızın katman katman katmanlar dedikçe afakanlar bana da uğradı. Kiliseden dönme camiler, gayrimüslimlerce yapılan hanlar, Sultanahmet meydanı gibi mekanlarda modern zaman arkeoloğu rolünü kendimize de biçmemek elde değil. Sanki yurtdışına yönelik biraz da tanıtıcı hüviyette hazırlanmış intibası verse de aslında biz yerli turistler daha kazançlı çıkıyoruz. İstanbul'da camiler ve kiliseler başta olmak üzere pek çok yapıya nasıl yabancılaştığımızın nişanesi oluyor dizi ki hiç de amacı bu değildi halbuki. 

Beastars, çok tuhaf bir anime dizisi ve diğer pek çoğu gibi mangadan uyarlanma. İnsansı bir hayat süren hayvanlar dünyasında bir yatılı okuldayız. Beastar olmaya çalışan tiyatro kulübünün yıldızı bir geyik ile agresif tutumunu baskılayan bir kurt ve bu iki karakter arasındaki bir tavşan kızımız arasında hikaye ilerliyor. En önemli olan ise toplumdaki etobur ve otobur farkılıklarının gerilimi. Bir tuhaflık bu gerilim ise diğeri de lisede önüne düşenle yatıp kalkan bir tavşanın cinselliğine tanık olmak. Pofuduk pofuduk bir cinsellik, şiddet ve bu karakterlerin sanki insanmış gibi psikolojik çözümlemeleri. Afallamalardan sıyrıldığım kadarıyla bir sezonu bitirdim. Mevcuttaki diğer sezona devam etmeyi düşünmüyorum.



30 Aralık 2021 Perşembe

The Movies That Made Us (sezon 2-3), Küfürler Tarihi (sezon 1), Love, Death and Robots (sezon 1-2), High Score (sezon 1), Zoo (sezon 1), Peaky Blinders (sezon 3), Star Trek: Enterprise (sezon 1), Modern Family (sezon 5-6-7-8-9-10-11)

 

Dizileri loglamayı uzun süredir ihmal ettiğim için yalan söylemeyeceğim, hissiyat babında bazı şeylerı unutmuş bulunmaktayım. O yüzden bayağı bayağı işkembe-i kübradan sallıyor olacağım. Bizi biz yapan filmlerin 2 ve 3. sezonları etkileyici filmleri konu almakta. Geleceğe Dönüş, Pretty Woman, Jurassic Park ve Forest Gump'ın ardından 3. sezonda daha bayram temalı filmlere ağırlık verilmiş. Kabak bayramı için Halloween, 13. Cuma, Elm Sokağı Kabusu, Noel bayramı için The Nightmare Before Christması animasyonu ki hala izlememekten hicap duyuyorum, ve Elf ki garip buldum, Afrika'nın kurtuluşu için Coming To America ( kaliteli bir Eddie Murphy komedisidir) ve son olarak Bilim Günü için Aliens ve Robocop. Histerik kurgu son sezonda biraz düzeliyor ama bu seferde şakalar baymaya başlıyor. Her bölümün sonunda vefat edenler anılıyor ve kadrodan biri eski mekanları gezerekten burada ne anılarımız var nostaljisiyle hüzünleniyor. Filmlerin çekim aşamasındaki zorluklardan sonra gişe zaferinin sarhoşluğu ya da dünyada bu filmlerin dokunduğu, hayatını etkileyen ünlülerin yer verildiği daha pozitif mevzulara da yer verilse tadından yenmez.

Küfürler Tarihi, Nicholas Cage sunumuyla. Niye bu at kafası sempatikliğini taşıyan adama sundururlar, bilemedim. Yine parası mı bitmiş acaba. Böyle uzmanları felan çağırıp ingilizce küfürleri, shit, damn felan, daha ağırlarını yazmaya utanıyorum, tarihini felan irdeliyorlar. Ama yayının çoğu bu küfürleri kullanmayı seven komedyenler, stand up'çılara ayrılmış. Küfür güzellemesi , övgüsü felan. Biraz bokunu çıkarmışlar sanki.

Aşk, Ölüm ve Robotlar 2 sezon yani 26 kısacık bölümle izleyiciyi sarsmayı başaran, yapım olarak da çeşitlilik sağlayan animasyon dizisi. Çok iyi, gerçekten çok iyi. Sadece 2 bölüm felan vasat. O kadar. Çok iyi. Benim gibi ihmal etmeyin, geçin netflişin başına, hüpletin. 

High Score da Netflix'in popüler kültürü konu aşlan eğlenceli bir belgeseli. Filmleri işlediler, musikiyi işlediler, küfürleri bile konu ettiler. Video oyunlarının ne eksiği var. 6 bölümde Space Invaders, Pacman, Nintendo oyunları, Ultima gibi RPG nin başlangıcı, spor oyunları - FIFA yok ama amerikan futbolu oyunları var peh- dövüş oyunları -mortal kombat, street fighter- ve Doom ile birlikte 3 boyuta giriş ve bilgisayara merhaba. Dolayısıyla bölümler oyun bazlı değil. Bu tarz hikayeciliği beğendim. Ayrıca konu oyunlar olunca grafiğe dayalı görsel bir şenlik de sergiliyor yapım. Geçmişte yapılmış ulusal ve uluslararası oyun turnuvalarına yer vererek gerçekliğe temas da ediyor. 10 senedir zaman bulamadığım bilgisayar oyunlarına da Epic sayesinde ara ara bakma fırsatı buldum. Bi ara bulaştığım oyunların isimlerine başka bir postta yer veririm artıkın.


Zoo yani hayvanat bahçesi Netflix yapımı olmamakla beraber oradan izleyebileceğimiz bir dizi. Akıllanan ve organize bir şekilde insanların aleyhine faaliyete geçen hayvanları ve olarla ilgili gizemi çözmeyi başaran bir grup araştırmacıyı konu alıyor. İlgi çekici ama 8 bölümü zor getirdim ve daha 1. sezon bitmiş değil. Anlayacağınız o ki devam etmeyeceğim. Oyunculuk kötü, çekimler BBC aydınlığında. Hikaye bir garip, işleyiş ayrı bir garip. Yine kötü bir şirket var. Konuyu okuyunca aklıma gelen ilk şey aslanların insanlara saldırmasıydı ve ilk bölüm öyle açıldı. Demek ki bazı müthiş temalar filme/diziye çekilmeye başlayınca ne kadar vasat olabileceğini anlayabilmek için filme/diziye çekilmesini beklemekten başka elimizden başka bir şey gelmiyormuş. 

Peaky Blinders'ı hala niye izlerim, hiç bilmiyorum. Böyle karamsar, gergin ve suça meyilli, negatif şeylerden keyif almıyorum artık. Şu başroldeki adam da tam bir sosyopat aslında, tarafsız gözle bakarsanız, peach'in önde gideni. Yine de izletiyor kendini. Bu sezonda da Ruslara ve İngiliz derin devletine bulaşıyor ekibimiz. Yine oradan oraya savruluyorlar, konu mühim değil, zaten bir süre sonra umursamamaya başlıyorsunuz. Atmosfer, çekim ve oyunculuk kurguyu eziyor. O yüzden de sürükleyiciliği biraz kayboluyor. El mahkum devamını getireceğiz ama sindire sindire yavaş yavaş. 

Uzay Yolu'nun Enterprise dizisine başladık hayırlısıyla. Genel kanı bir baş yapıt değil, kötü de değil, fena da değil yani. imdb 7,50 iyi bile sayılır.  Girizgah kötüydü ancak. İnsanların Vulkanlarla aşk ve nefret ilişkisi neticesinde uzay yolculuğu yapmaları ve ilk temaslarını konu alıyor. Vulkanların himayesinde insanların küçümsenme karşısında toplumsal psikolojileri gibi ilginçlikler de var, tam da bu küçümsemeyi hak edercesine uzaya bir amerikan kovboyu umursamazlığıyla dalmaları gibi itici şeyler de. Yahu diğer dünyalarla iletişime geçiyorsun, ne rezillikler, hiç mi prosedürün yok. Kadroya da alışmak zor. 2. sezondayım ve hala bir ikisi hariç, mühendis ve klişe bir tipleme olsa da vulkan abla, umurumda değil bir çoğu. Dizi ilk başta zaman yolculuğu da yaparak insanları engellemeye çalışan suliban (mıydı ?) ırkıyla yapılan mücadeleyi konu alanve daha önceki dizilerde hiç bahsi geçmemiş bir hikaye ile de saçma bir başlangıç yapıyor. Sonra sonra böyle saçmalıkları bırakıp bölüm temalı konularla ilerleyerek biraz toparlıyor. 



Modern Family'i apar topar bitirdik zira bu sene itibariyle Netflixden kalkıyor. Şansa bakın ki 11. sezon ile dizi de bitmiş durumda, son iki bölümü vedaya ayırmışlar. İlginç olan şudur her sene 1 sezonda 24 bölüm sanırım. Dolayısıyla her sezon bir Halloween, bir Şükran yemeği, aynı sosyalleşmeler tekrarlanıyor. Ha bir de 11 senede bebeğin büyüdüğünü gördük, Luke gibi acayip değişim gösteren de oldu, Manny gibi aynı kalan da. Oğlum gelişim çağındasın, neyin eksik kaldı senin? Eğri oturup düz konuşalım, muhteşem değildi ama eğlendirme görevini, günün yorgunluğunu 20 dakikada attırma işini gayet iyi yaptı. Son birkaç sezonda karakterlerin sinir bozucu yanlarını tekrar tekrar işleyerek bizim de sinirimizi bozduğunu yapımcılar da demekki anladığında daha fazla devam etmesine gerek duymadılar demek ki.