KARAJAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KARAJAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2026 Cumartesi

Ludwig van Beethoven - Symphonie no. 3»Eroica«; Ouvertüre »Egmont« (1986 - Karajan)

 İlk romantik senfoni sıfatıyla tanımlansa da dramatik klasik ekol hala belirgin ve hala ünlü bestecinin patentli sesi yanılanıyor bestede. Kaydın açılışı da dramatik atakların yanısıra gürültüsü ve temposuyla dinleyiciyi karşılıyor. İkinci bölüm cenaze işleri ile simgeleştirildiğinden dramasını ve çelişkili yönlerini kaybetmeden bir görece durulma sergiliyor. Takip eden bölümde bahar, umut, yeniden doğuş gibi hissiyatları deneyimlemek mümkün. Son bölümde ise bugün dahi askeri bandolarda çalınan kahramanlık türkülerinin sesini duyabiliyoruz. Bu hareketlerin de kendi içinde bölümlere sahip olması biçimsel olarak eklemlenmiş bir yapı arz ediyor. Böylece zamanla yıpranmayan, güçlü ve ebedi bir duruş yakalanma imkanı bulunmuş. Eroica olarak da bilinen ve kahramanlık, destan gibi temalarda somutlanan 3 nolu senfoniden arta kalan sürede Egmont üvertürüne yer verilmiş. Egmont kontunu konu alan bir Goethe piyesinin girizgahı için yine Beethoven tarafından bestelnemiş. İşgale karşı direnirken şehit olan bir kahramanın hikayesi melodilere döküldüğünde elbette Eroica'nın çok uzağına düşmeyecektir. Kronolojik olarak da zaten bu senfoninin 5-6 sene sonrasına tekabül etmektedir.

8,25/10

11 Ekim 2025 Cumartesi

Giacomo Puccini - La bohème (1959, Serafin) (2002, Karajan) (1973, Karajan)

 Rossini, Verdi ve Puccini'yi karıştırdığımın şu an farkına varıyorum. Bütün İtalyan opera bestecileri benim için bir, hiç ayırmam. Sevil Berberi gibi olacak, bestecisini de aynı sanıyorum ya, beklentisi ile şaşkına döndüğüm bir çalışma oldu la Bohem. İsmin göndermesi bile şen şakrak, vurdumduymaz, haydi eller havaya değil mi? Tam tersine gereğinden fazla dramatik bir açılış ile Paris'in çatı katı fakirhanesinde yaşayan bekar çulsuzlara konuk oluyoruz. Audio için çok eski ama bestenin klasikleşmiş bir versiyonu olan Serafin liderliğinde kaydedilmiş kaydı seçtim. Baştan sonuna bir İtalyan kaydı. Video için ise yeni olmasının avantajından yararlanan ama anladığım kadarıyla sahnelenmesi Serafin versiyonun çok da uzağına düşmeyen (1965/67) Karajan kaydını youtube'da bulabildim.  

Film gibi dinamik yapılan çekimler Zeffirelli tarafından gerçekleştirilmiş. Her iki kayıtta karakterleri seslendirenleri saymıyayım, biz sıradan ölümlerin çok da bildikleri isimler değiller. Yalnız soprano Freni'yi Aida'da dinlemişim, büyük bir isim olduğu hatırımda kalmış. Enstrümanlar ve bazı ezgilerin Serafin'de daha baskın, ama vokallerin de Karajan'da daha parlak olduğu ilk dikkatimi çeken şeyler. İşte tam bu arada Karajan'ın başka bir albümünü daha arşivde olması sebebiyle dinlemeye karar verdim. 1973 tarihli bu kayıttaki bazı isimler video kaydında da yer alıyor. Ama farklı olarak Pavarotti'yi de duyuyoruz, hasoğlan olaraktan. Bu sefer albüm Berlin'de kaydedilmiş. Besteye dönersek başlangıcın aşırı dramatikliğinden dem vurmuştum, çok etkileyici olduğunu söylemek mümkün değil. Evsahibinin gelmesi bile yaylıların çığlık atmasına yetiyor. Hikaye ile uyumsuz marş temposu bir girip bir  çıkıyor.  
Benzer şekilde flütün uğraması ise daha hoş bir sada bırakıyor. Evsahibi sahnesinde son kaydı (1973, Karajan) beğenmedim. Beste 8. parçadaki Che Gelida aryası ile ilginçleşmeye başlıyor. Zira esas oğlan kızla tanışmıştır artık. İlan-ı aşk aryaları albümün ender neşeli anına, noel pazarına bağlanıyor. Bestenin dinamizmi, sokak çöpçüleri gibi fondaki insanların şarkıları ve içiçe geçen arkadaşların diyalogları ile ivme kazanıyor. Çok da etkilenemediğim ilk iki sahne aslında Paris'in 1800'lerdeki foroğrafını sesle temsil etme görevine adanmış bir bakıma. Devamında 3. sahnede fakirliğin ayrılık getirdiğine tanık oluyoruz. Ve son sahne ise dramatik bir şekilde Mimi'nin ölümüyle sona eriyor. Tepetakla melankolinin dibine ilerleyen bu son bölümün en katı kalpleri bile etkileyeceğini kabul etmek lazım. Burada video kaydı için parantez açalım, arkadaş gurubun kendi aralarında yaptıkları şakalaşmaları görüntülerden anlayabiliyoruz zira Puccini bu hafifliği müzikal olarak ifade etmede Rossini kadar başarılı değil. Neyse, sonda sopranoların rol çaldığını söylemek mümkün. Teno'un Mimi deyü deyü ağlayışıyla tüylerin diken diken olmaması zor. Opera dünyasında en çarpıcı finallerden biri olsa gerek. La Boheme dünyada en çok sahnelenen ve bu türe yabancı olanlar için de ısınma turları için önerilen bestelerden birisi. Evet öyle lakin, balından sonuna hakim olan depresif ve sürekli melodram atmosferi kiminin çok hoşuna gidecektir, kimini de duraklatacaktır. Bu bilinç ile kulak verilmelidir. Opera içrek olduğu üzere göze de hitap eder. Bu yüzden video kaydı bir tık önde, Serafin hemen takibinde, Pavarotti'li kayıt ise sonda yer almaktadır, benim özenl nazarımda.

7,75 / 7,50+ / 7,50






25 Temmuz 2025 Cuma

Antonin Dvorak/Tchaikovsky - Cello Concerto in B minor, Op. 104 / Variations on a Rococo Theme (1969, Karajan,Rostropovich)

 İşbu albüm kaydı ünlü Avusturyalı şef Karajan yönetiminde ünlü çello sanatçısı Rostropoviç önderliğinde kaydedilmiş. Halihazırda denir ki Dvorak çelloya özgü besteleriyle bilinirmiş, pek başarılıymış. Bu minvalde önde gelen bu bestede de sadece çello değil başta üflemeliler olmak üzere güzelce sanatlarını icra eden ful bir orkestra dinleyene keyif vermektedir. Kayıtta yer alan Çaykovski bestesinin tersine Dvorak'ın çello konçertosunu oluşturan üç bölüm birbirinden bağımsız bir karakter de geliştiriyor. Romantizmin izini taşırcasına dalga dalga yükselip alçalan bir hacim ve tempo dinleyeni sarmalıyor. Ortadaki Adagio dramatik final bölümüne bağlama görevini üsttlenerekten , üflemelilerle ilginç bir ahenk içinde  çello solosunu süslemekte. Final ise belirgin bir melodi ile açılıyor, coşkun ve neredeyse marşları andırır bir melodi. Gelgitli halleri bestecinin ölmekte olan kardeşine ithafen bestelendiğine dair bilgiye inandırıcılığı azaltıyor. Çaykovskinin eserinin birbiriyle es vermeden bağlanan alt bölümlerden oluşan tek bir eser olması konçerto türünden farkına işaret ediyor. Değişik varyasyonlarda çalınan (amma hızlı versiyonunu sevdiğimiz) temanın naifliği, yine (Dovrak'ta sergilendiği gibi) doğayı hatırlatan üflemelerle vurgulanmış. Her iki bestenin de kalitesine dair her hangi bir sorgulama mevct değil. Bu kayıt ta çello bazlı orkestrasyona yönelik kayıtlar arasında hayli beğenilmekte. Yaylılara olan sempatim benim şahsen çok güçlü değil. Romantizme yönelik temkinli yaklaşımımı da mevsimin sıcaklığından kaynaklı düşük odklanma sorunu ile birleştirirsek yazımın çok parlak bir değerlendirme ile sonuçlanmayacağı da belirginleşiyor.

7,25/10

19 Mart 2025 Çarşamba

Giuseppe Verdi - Aida (1980, Karajan) (1974, Muti) (2000, Levine)

 Verdi 1800'lerin sonunda yaşamış bir besteci olarak opera sanatının standartlarını oluşturan önemli isimlerden biri. Romantizmi gerçekçiliğe bağlayan bir sanatçı ve hala pek çok eseri defaatlen sahnelenmekte. Ben de eserlerinden Ernani ile çok kısa bir süre önce de La Traviata'yı izlemiş bulunmaktayım. Antik Mısır sarayında esir Habeş kralının kızının firavunun kızı ile nişanlı Mısırlı kumandana aşkını ve iki millet arasında savaşta kendi milleti için çabalamasını konu edinen Aida, bestecinin son yıllarında artık reddedemeyeceği bir meblağ sunulduğu için Mısır hidivine hitaben bestelediği bir eser. Kasıtlı mı bilinmez ama antik Mısır yanlısı bir hikaye kaleme almasa da hidive gerçekleştirdiği ilk sunumdan günümüze beste büyük beğeni toplamıştır. Karajan yönetimindeki bu kaydın tenorü Jose Carreras ama solonun büyük çoğunluğu Aida ile firavun kızının görev alanına düşüyor. 

Soprano olarak Mirelli Freni ile firavun kızı Amneris'i Agnes Baltsa seslendiriyor. Riccardo Muti şefliğindeki bu eski kayıtta ise sopranolar Montserrat Caballé ile Fiorenza Cossotto olarak yer alıyor. Kumandan rolünü ise Plácido Domingo üstlenmekte. Domingo aynı zamanda James Levine'in yönettiği amerikanın prestijli Metropolitan Operası'nda kaydedilen videonun da parçası. Kadın vokalleri ise Aprile Millo ile Dolora Zajick üstlenmiş. Neden kadın vokallerin bu kadar üstüne düştüm? Bence bu bestedeki asıl yük onların üzerinde ve bu kayıtların ortak özelliği de erkeklere göre, sadece Domingo ya da Carreras değil firavun ve Habeş kralı rolündekilere de göre daha iyi performans göstermeleri.

Bu kayıtların hepsi de ödüllü ve sağlam kayıtlar. Şahsen Muti'nin Domingo'sunu daha etkileyici buldum. Ama Carreras'ın dinamizmi de bazen öne geçiyor. Çok da opera hayranı değilim, öğrenme amaçlı kültürel bir uğraşı içindeyim ve dediğim gibi bir hikayenin anlatımı da önemliyse görsellikten uzak değerlendirmek çok mümkün değil. Bu noktada aklımda çocukluktan kalma bir imajı aktarmanın tam sırası. TRT2'de Aspendos'ta antik Mısır dekoru önünde sergilenen Aida. Hatırımda yani. Bu atmosferi yenileyen bir video kaydı işte bu, devasa bir prodüksiyon. Domingo biraz durgun, Firavun rolünü oynayan da biraz kasılmış. Ama su gibi akan kadın vokallerin performansı görsel şölen ile birleşince güzel bir dinleti-seyir ortaya çıkmış. Zafer marşı ki bestenin üzerine yükseldiği melodi ya da komutanlık tayin sahnesi gayet de epik. Audio tarafında ise Karajan ile Muti kayıtlarını karşılaştırmak biraz güç. Tek tek sanatçıların performansı, şeflerin seçimleri, prodüksiyon kalitesi gibi farklı kriterlerde birbirleriyle yarışan ve farklı sonuçlara ulaşan bir kıyaslama. Atmosfer olarak misal Karajan biraz daha naif geldi ve kadın vokaller, kıyasla tabi geride. Muti'de ise yardımcı erkek vokaller kulağımda fazla patladı. Lakin sopranolara pek de katlanamayan kulaklarım rahat etti. 2. sahnenin başındaki egzotik tapınak sahnesi ise Muti'de çok zayıf. Buna rağmen Karajan'ın korolarını da daha etnik yaklaşımını da beğendim. Genel olarak yani tüm kayıtlar için yeri gelmişken ilk CD'nin sonları ve 2. CD'nin başları çok farklı yerlere dokunan ve harmanlayan kaliteli bir iş olarak öne çıktığını söylemek lazım. Melodramataik dram son kayıtta öne çıkıyor ve başkaların beğendiği duygusallık bana geçmedi.

Levine DVD 7,50+/10 ; Muti 7,50/10 ; Karajan 7,25+/10



13 Kasım 2024 Çarşamba

Richard Wagner - Das Rheingold (1959 , Solti) (2008/Karajan)

 Wagner'i ya çok seversiniz ya da hiç sever misiniz derler. Farklı sebeplerle de olsa ben ikinci şıkka yakınım sanırım. Epik ve milliyetçi romantik operanın en önemli bestecisidir kendileri ve Alman destanlarını konu alan uzun eserlere imza atmıştır. Sahne geçişlerindeki dinleyeni sallayan bumbastik kısımlar dışında epik duruşu aktör ve aktrislerin Hint dizilerindeki gibi uzun uzun poz vermelerinde de tanık olabiliyoruz. Yoksa yarı melodik bir tarzda konuşan yani destanı ağır ağır ama tümüyle anlatmaya çalışan bir gayretin sürekliliği daha belirgin. Bu yüzden Wagner operaları performans sanatçılarını en çok yoran eserlerdendir. Bir kaç arya ile popülerleştirme yoluna da gitmemiş besteci. Biraz önce bahsi geçen  duruşu da Karajan'ın videosunda izleyebiliyoruz. Duyusal olarak işin doğrusu Solti'nin kaydı tabi yeniden masterlanmış olsa gerek daha canlı ve sanatçıların vokali daha dolgun. Yeri geldi, özellikle sonlarda, videonun görselliğine rağmen albüm hislere hitap etmede daha fazla başarı gösterebiliyor.

 Bu vesileyle videoya gelirsek, 1978'de ilk kayda alınmış. Elimdeki kayıtlarda ise şef Karajan'ın ölümünden çok sonra 2008'de piyasaya sürüldüğünden bahsediliyor. Durgun bir kurgu ve oyunculuğa sahip ki Wagner öyledir. Konuyu da özetleyeyim. Nehir perilerinden bir cüce altın çalar. Ren altını. Bu su altında yüzen periler sekansı iyidir. Açılış böyle. Sonra tanrıların reisi Wotan'ın bir dağ başına devlere yaptırdığı kale-sarayın ücretini ödemekten imtina ettiğini görüyoruz. Zira ücret olarak tanrıça Freya'yı devlere söz vermiştir. Devler ısrarcıdır, tansiyon yükselir. Diğer tanrılar, tanrıçalar ağlaşır. Freya'nın elması mı bir meyvesi vardır, tanrıları besler güçlü kılar. Wotan da kurnazlık tanrısı Loge'den yardım ister. Loge bu çalınan altını ortaya atar, hem devler cüceleri de sevmiyordur zaten. Emaneten Freya devlere teslim edilir , ikili yer altına cüce madenlerine iner. Bu hırsız cüce diğerlerine hükmeden altından dövülen yüzüğü takmıştır. Yüzünde de şekil değiştirmesine yarayan altın bir maske. Diğer cücelerin canına okur, tepeleme altın yığının üstüne kurulmuştur. Tanrılarla anlaşamaz edemezlerken Loge cüceyi oyuna getirir. Sinirleri ile oynayınca cüce ejderhaya dönüşür. Loge derki hadi yiyorsa ufak bir şey olur, misal kurbağa. Oltayı yuttuğunda da cücenin ümüğünü sıkarlar , neyi var neyi yok kendilerine teslim edilmesi karşılığı , fidye yani serbest bırakırlar. Cüce de yüzüğü lanetler, benim olamayan kara toprağın olsun diye. Sonrasında sahneye  devler endam eder, Freya'yı bir kenara alırlar ve o görünmeyecek kadar altın yığınına istinaden serbest bırakmayı kabul ederler. Devler dediysem de iki tane var. Altın Freya'nın boyunu geçse de saçının ışıltısını görüyoruz altın maskeyi de ekleyin der dev. Onu koyarlar, yok arada boşluk var, Wotan'ın el koyduğu yüzüğü de isterler. Olmazdı olurdu neyse Wotan razı gelir. Bu sefer dönüş yolunda yüzüğe kim sahip olacak kavgasıyla devlerden biri diğerini öldürür. Yüzüğün laneti işlemeye başlamıştır. Tanrılar da eğlenedurur.

6,75/10



25 Haziran 2024 Salı

Ludwig van Beethoven - Symphonien 1 & 2 (1985 - Karajan)

 

Mozart gibi Beethoven senfonileri de özümseme için bir zaman istiyor dinleyicisinden. Otuz yaşında bitirip sahnelediği bu ilk senfoni de klasik müziğin klasik döneminin izlerini taşıyor. Biçem konusuna hakim olmamakla birlikte deneme mahiyetinde farklılıklar sergilendiğini okudum. İlk harekette kemanların harmonisi üflemeli çalgılarla renklendiriliyor. Ben beğendim. Senfonilerin coşkun anları, oldukça nazlı çalınan ikinci bölümde kemanların bir titremesi, sonraki bölümdeki sabırsız arzu çıkışları tanıdık ve de hoş anlar sunuyor. Beethoven sadece bir kaç sene sonra ikinci senfonisini de tamamlıyor. Daha ilk harekette kuş seslerini taklit eden flüt seslerini duyuyoruz. İlk senfonideki kaygısız gençlik neşesi buraya da sızmış. Yalnız burada gümbürdemeler daha sık kullanılmış. Bu da ara ara başımızın üzerinden geçen kara bulutları hatırlatmakta. Ama mevsim hala bahar. İlk senfonide de sergilenen sıkça değişen örüntüler ve geçişler burada zirve yapıyor. Bu zıtlık enstrümanların birbirleriyle diyalog yaparcasına yukarı aşağı tonlarda raks ettikleri üçüncü bölümde de duyuluyor. Gayriciddi havai Disney melodileri akla geliyor. Yabancı bir kulakta çok anlam kazanamasa da butarz komikliklerin senfoninin final parçasına damga vurduğu söyleniyor. Sonuç olarak favorim ilki olmakla birlikte ikisi için de akılda çok kalıcı bir tema sunamadığı eleştirisi getirebilirim. 

7,50+/10

21 Ocak 2017 Cumartesi

Mozart - Violinkonzerte: No. 3 G-Dur KV 216; No. 5 A-Dur KV 219 (1978)

Belki de dünyanın en iyi keman virtüözlerinden Anne Sophie Mutter'in 15 yaşındayken Karajan desteğiyle arkasında ünlü Berlin Filarmoni Orkestrasıyla kaydettiği bu ilk çalışması Mozart'ın 3 ve 5 nolu keman konçertosunu içeriyor. Bu kadar dahinin bir araya geldiği bir çalışmayı performans açısından değerlendirmenin şartları bile oluşmadığından burada konuyu kapatıyorum. Tamamıyla öznel yaklaşımım ise şu şekilde. Bir, keman o kadar da sevdiğim bir enstrüman değil. Bir grubun parçası değil de solo icrada kulağıma tonlaması fazla keskin geliyor. Konçertolarda da bildiğiniz gibi arkada orkestra desteği baki olmakla beraber şov kemana ait sonuçta. İkincisi ise Mozart. Bana fazla Avrupai, katı ve snob geliyor dinlediğim kadarıyla. Türk Marşı adıyla bestesi olan biri için bunu söylemek kulağa garip gelse de öyle. Hatta yeri gelmişken söyleyeyim, 5. konçertonun son parçasındaki farklı ve güzel pasajı ve çalma tekniği sebebiyle Türk konçertosu diye bile adlandırılıyormuş bu beste. Üçüncüsü, Karajan mükemmelliyetçiliği.

7,0-/10

7 Ekim 2015 Çarşamba

Jean Sibelius - Violinkonzert; Finlandia; Tapiola (1988)

Off kafam çok karışık başka başka mesellerden dolayı. Dolayısıyla kafamı verip de şu son dinlememi layığıyla gerçekleştiremedim. Karajan'ın ruhu, Berlin Filarmoni Orkestrası beni hep affetsin. Artık alışageldiği gibi sözlerimize klasik müzik dinlemenin bir çaba gerektirdiği ama bu çabanın da meyve getireceğini belirterek devam edelim. 1800 sonları ile 1900 ortaları arasında yaşamış olan bestekar Sibelius efendi, memleketi Finlandiya esintili kompozisyonları ile biliniyor. Buradaki üç eserin temposu değişse bile kayıt, böyle ışıl ışıl huzurlu pastoral bir iklim yerine  doğanın çetin koşullarını aksettiren bir gerilim atmosferine boğuyor dinleyiciyi. Özellikle bazı anlar saçlarınız fırçadiken oluyor, gömlek yakanız adem elmanızı zorluyor. Doğa soğuk yüzünü gösteriyor. Ki Karajan'ın tarzı diğer bir ifadeyle bestecininkiyle şıpşıpadık uyuyor. Bu bestelerin ortak noktaları olan yaylı çalgıların hakimiyeti bu havanın iskeletini meydana getiriyor. Bir diğer güçlü husus da yavaş bestelerde dahi disipliner icranın derin etkisi sayesinde dinleyicinin konsantrasyonunun bozulmaması. Tabi benim gibi kafanız çok meşgul değilse.

7,75/10

15 Eylül 2014 Pazartesi

Edvard Grieg / Robert Schumann - Piano Concertos (Zimerman & Karajan) 1993

Önde piyanonun baş rolündeki, arkada full gaz orkestranın işlendiği bestelere piyano konçertosu diyoruz. Piyanonun başına genç bir yaşında becerisini konuşturan Krystian Zimerman geçerken orkestrayı klasik müziğin divalarından Karajan efendi yönetiyor. İlk göze daha doğrusu kulağa çarpan şey piyano ile orkestra arasındaki uyumun bir cerrah titizliğiyle sergilenmesi. Özellikle görece daha komplike Grieg'in konçertosunda bu fark edilebiliyor. Zor bir şey yani, takdirgörülesi bir şey kesinlikle. Kendi eserinde oldukça uçarı, hayali ve soyut bir resim çizmesiyle romantizmin önde gelen temsilcisi olma sıfatını hakeden Schumann'ı bir miktar daha sevdiğimi söylemeliyim. Grieg'in çalışması ise aşırı uçlarda olmasa bile manik-depresif bir hat izliyor ve orkestra patlama anlarında piyanoyu ezmemek için geri çekiliyor gibi duruyor. Evet, evet Schumann'ı dinlemek daha keyifli oldu. Amma bu sıralar farkına varıyorum ki piyanoyu caz usulü tercih ediyormuşum. Böylece, ne senfonisi ne konçertosu ne operası, klasik müziği ihtiyacen dinlemediğimi itiraf etme zamanı geliyor. Öğrenme aşamasında onlarca albüm dinledim, daha gidecek fersah fersah yol var. Yine de bu yolun sonunda aşuk maşuk olmamız pek bi güç bu musiki türüyle.

7,25/10

20 Kasım 2013 Çarşamba

Albinoni: Adagio / Pachelbel: Canon / Bach: Air / Vivaldi: La notte / Mozart: Serenata notturna / Gluck: Dance of the Blessed Spirits (Karajan,1984)

Albüm kapağındaki parti havası insanı ister istemez yanıltıyor. İşin içinde Alman disipliniyle yoğrulmuş Karajan olunca bu beklenmedik bir şey değil. Çünkü eserleri orjinallerine olabildiğince sadık ve muntazam bir detayda işleyen dünyaca ünlü şefin kayıtlarında ben de biraz duygu kısmının ihmal edildiğini düşünenlerdenim. Ve bunu klasik müzikten anlamayan biri olarak bile rahatçana söyleyebiliyorum. Albinoni, Pachelbel, Bach, Gluck ve Mozart gibi belli bir dönemin bestecilerinin eserlerinin toplandığı bu derlemeyi dinlerken çekeyim dizime kadar taytı, takayım beyaz perukayı, pudralayım suratımı, atayım finkimi vals salonunun ortasında gibi düşüncelere kapılmamak lazım. Şefimizin tempoyu artırayım tribünlere oynayayım halka hitap edeyim gibi bir kaygısı namevcut. Tabi ki bir tercih meselesinden bahsediyorum. Yoksa ağırlıkla keman ve flüt ağırlıklı bu parçaların bitişik nizamda ses olup vücut bulmasına tanık olmak da oldukça keyifli. Bu arada alışılageldiği üzere orkestra Berlin filarmoni.

7,50/10

25 Şubat 2011 Cuma

Ludwig van Beethoven - Symphony No.5 & No.6 'Pastoral' (1984 Karajan)


Klasik müzik tarihinin belki de en ünlü eseri Dadada DAANN dadada DANNN anladınız siz onu. 5. senfoninin başlangıcı, daha afilli söyleyelim Allegro con brio. Diğer takip eden kısımları ile birlikte dinlemesi gayet keyifli. Lakin geçmişte klasik bile dinlerim ama cazı hiç sevmeyeceğim gibi büuük bir laf yutan benim için işler biraz tersine dönmüş gibi. Piano ok, romantik duygusal olsun lütfen. Ancak bu tarz senfonileri dinlemek bazen, baen değil çoğu zaman ızdırap halini alabiliyor. Doğa temalı 6. senfoni de biraz öyle. Bakmayuın siz böyle 8 üstü puan verdiğime. Beethoven bile anlamıyor demesinler diye biraz da.. Belki de bunda Karajan'ın bir etkisi vardır ki internette bir başka kayıtta 5. senfoninin bir kısmını dinledim. Evet o ağır , vakur, sound olarak cilalı hava yoktu. Ancak samimi ve duygusal bir tavır takınmıştı.

8,25--/10

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Ludwig van Beethoven - Symphony No. 9 (1984 - Karajan)


Son parçası, valla ecnebiler movement diyor harekete mi denk düşer bilemiyorum, Avrupa Birliğinin marşı olarak kabul edilmiş olup, kardeşliğe barışa çağrı temalı sözleri ve pozitif yaklaşımı ile dikkati çekiyor. Ode to Joy olarak biliniyor. İlk iki parça da birbirine benzer bir havaya sahip. Notasal dizilişler farklı perdelerde tekrar ediliyor. Sessizlikten heyecanlı patlayışa özellikle üflemeli çalgılar ağırlığı altında tanık oluyoruz. İkincisi daha iyi. Üçüncü kısım ise sessizliklerde gezinerek senfoninin sıkıcı bacağını oluşturuyor. Burada devreye girip bu senfoninin klasik müzik tarihinde en abartılı eserlerden biri olduğunu söylemem gerek. Hayır hayır yanlış anlaşılmaktan çekinirim efenim, senfoni güzel güzel ama kafayı sıyırmanın manası ne?
Son parçadan evvel 4. kısım da bir girizgah niteliğide. İşin aslı tüm senfoni dinleyiciyi coşkulu Ode to Joy'a hazırlma amacı güdülerek yazılış gibi. Zati uzmanlar bu son parçaya senfoni içinde senfoni derlermiş.

8,0/10

21 Nisan 2010 Çarşamba

Hector Berlioz - Symphonie Fantastique (1975)

Karajan - Berlin Filarmoni Orkestrası

Uyduk bir listeye dinledik fransız besteciyi. İsmi şanı pek bilindik olmayan bestecinin bu eseri konsept bir hikaye üzerine kurulu olduğu için kendini tekrara düşmeyen lineer bir dinleme imkanı sunuyor. Bu yüzden de dinlemesi zor. Belki de çok popüler olan ve internette de bulunması kolay Colin Davis yerine bu kaydı tercih etmem bir sorun teşkil etmiştir. Ek olaraktan şunu rahatça söyleyebilirim. Bu müziğin içine giremedim. Beni enterese etmedi. İyi de diyemem kötü de . Anlaşılan ayrı dünyaların insanıyız biz. Öyleyse yollarımızı burada ayıralım.

5,0/10