29 Haziran 2026 Pazartesi
Jose Saramago - İsa'ya Göre İncil
3 Ocak 2021 Pazar
Jose Saramago - Ölümlü Nesneler
İsmi üzerinde nesnelerden ilham alarak toplumsal eleştiriyi ironik dil cambazlığıyla harmanlayıp altı öyküyü okuyucunun beğenisine sunuyor, usta yazar. Portekizli yazar dönemin baskıcı atmosferini karanlık bir sis gibi eserine yedirmiş durumda. Öykülerin ortak noktasını bu teşkil ediyor. Fantastik unsurlar zaten yazarın başvurmaktan vazgeçemediği şeyler. İlk öyküde tahtakurularının basit bir sandalye üzerinden bir diktatöre karşı kurdukları komplonun ortağı gibi hissetmekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Benzin ambargosu altındaki bir kentte benzin bağımlısı çılgın bir arabanın sürücüsünü rehin aldığı diğer bir hikayede sürücünün başkalarının yargılarından çekinerek işleri daha da sarpa sardırmasına tanık oluyoruz. Bir hükümdarın yaşadığı ölüm korkusu sebebiyle yönettiği ülkedeki tüm mezarlıkları görmeyeceği şekilde duvarlarla örülü başka bir yere taşıması orada yeniden hayatın filizlenmesine sebep olacak ve bu nafile çaba hükümdarı ölümün pençelerinden tabiki kurtaramayacak. Bu da üçüncü hikaye oluyor. Nesneler adına taşıyan eserdeki en uzun hikayede nesnelerin yavaş yavaş ortadan kaybolduğu tüketim odaklı distopik bir ülkeye yolculuk yapıyoruz. İnsanlar bir daha asla nesnelerin yerine konmayacak. Sentor isimli öykü varoluşçu ve bireysel örüntüsü ile eserin en dokunaklılarından biri. At ve insan olarak kişilik bölünmesi yaşayan ve türünün tek hayatta kalanı sentor (centaur), doğduğu topraklara dönerken insanlar tarafından uğradığı tacizlerden hayatını korumaya çalışıyor. Bir kaç sayfadan oluşan son hikaye ise umudun ve sevginin hiç bir zaman yok olmayacağını hatırlatan bir nişane.
13 Eylül 2020 Pazar
Jose Saramago - Filin Yolculuğu
Hedefe, amaca odaklananların belki de burun kıvaracağı bu Saramago kitabına aslında her şeyin, hayatın kendisinin bir yolculuk olduğu kabullenişiyle başlanıldığında hakettiği değerini anlayacağımızı söylemek mümkün. Portekiz kralı kuzeni Avusturya arşidüküne Hindistan'dan gelen fili onun bakıcısı Subhro ile birlikte hediye eder. Yıl 1500'ler. File erzakları taşıyan hizmetkarlar ve askeri bir birlik eşlik eder. Din, politika ve insan doğası bu seyahat esnasında yazarın eleştiri ve alay konusu edeceği hususlar. Tabi yazar bugünün (bu yüzyılın desek) bilgisiyle donanmış ve bunu sergilemekten çekinmiyor. Kesinlikle okuması keyifli ve tam bir Saramago kitabı. Yine de bence bir başyapıt beklentisine girmemek lazım.
8 Ocak 2020 Çarşamba
Jose Saramago - Görmek
1 Nisan 2019 Pazartesi
Jose Saramago - Körlük
1 Eylül 2017 Cuma
Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü
7 olur yedi buçuk olur, olur da olur.
Spoiler: Bir gün adamın teki kraldan bir gemi ister. Bilinmeyen adayı bulmak olarak belirttiği amacı saçma bulunsa da artık dırdırından bıkan kral isteğini karşılar. Kulak misafiri olan saraydaki hizmetçi kadın da burada sarayla uğraşmaktan bıktım, şu gemide çalışayım bundan sonra deyip adamın peşine takılır. Böyle bir macera peşine düşecek tayfa bulmakta zorlanan adam, burnunun ucundaki mutluluğun sonunda farkına varır. Kadın da öyle, anladınız siz onu. Geminin ismini Bilinmeyen Ada koyup mutlu mesut yaşarlar.
28 Ağustos 2015 Cuma
Jose Saramago - Yitik Adanın Öyküsü
13 Temmuz 2014 Pazar
Jose Saramago - Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Başlangıç ve bitiş cümlesi aynı olan bir kitap yokluktan gelip yokluğa dönen insanoğlunun hayatının bir özeti gibi. Yolculuk asıldır. Kendine has yazım tercihiyle dikkat çeken bu çalışma aslında ölümün ortadan kalkmasının toplumsal hayata etkilerini ve politik sosyolojik yansımalarını konu alan bir bölümle açılıyor ve sonrasında sorumlu olduğu ülkede ölümü bir süreliğine tatile çıkartan ölüm meleğinin sıradan bir ölümlünün hayatına müdahil olmasının irdelendiği ikinci bölümle başta sezinlemediğimiz bir noktada sonlanıyor. İronik yazım tekniği ölüm gibi kara bir konuyu okurken bile okuyucuyu gülümsetmeyi başarıyor. Zaten ölümün tatil edilmesiyle aslında ölümün kaçınılamayacak bir doğal süreç olduğu dolaylı yoldan anlatılmış oluyor. Hastalar, kaza geçirenler, ömrünü tamamlayıp ölemeyenler derin komalara giriyor. Önce hastaneler sonra huzurevleri dolup taşıyor. Sınır köylerinde yaşayan bir aile yaşlı babalarını ve ölü doğan bebeklerini komşu ülkeye taşıyarak ölüm lokavtının üzerinden gelmiş oluyor. Kısa süre sonra ise insanların bu yönde taleplerini karşılayan mafyatik bir işkolu bile doğuyor. İlk bölüm böyle absürt bir durum karşısında hükümet yetkililerinin bir o kadar mantık dahilinde tutmaya çalıştıkları önlem paketlerinin ardı ardına açılması ile devam ediyor. Ta ki ölüm'den gelen mektupla tırpanını tatile ayırmasının sebebinin insanların dur duraksız hayal ettikleri sonsuz yaşamın hiç de gıpta edilecek bir şey olmadığını gösterilmesine dek. Ölüm yine de insanların bir haksızlıkla karşı karşıya olduğunu kabul etmektedir. Ölecek herkese bir hafta öncesinden mektup gönderecek son anlarını eşiyle dostuyla helalleşerek geçirmesi sağlanacaktır ki bir süre sonra bu yeni uygulamanın insanları paranoyak hale getirdiği görülecektir. Ölüm kemikli elleriyle her zamanki gibi mektupları yazdığı bir günde çoktan göndermiş olduğu bir mektubun ilk kez geri geldiğini görür. Bu durumu araştırınca imkansız bir olayın gerçekleştiğini ve bir orkestra viyolonselcisinin bir senedir ölmemiş olduğunun farkına varır. Köpeğiyle yaşayan orta yaşlarda bu yalnız adamın ne özelliği vardır ki? Etkileyici bir kadın kisvesiyle adamın hayatına yavaş yavaş sızar. İzlemeye diğer yandan da kendini sorgulamaya başlar. Neticede insaniyet, duygu yani aşk mananın önüne geçer. Görev unutulur, belki de boşlanır. Ve,
Ertesi gün hiç kimse ölmedi.




