FALLING SKIES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FALLING SKIES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2016 Pazartesi

Uzay Yolu (2.sezon) - Falling Skies (4 -5 sezon) -Shannara Chronicles ( ilk 6 bölüm, fazla bile)

Uzay Yolu orjinal serinin ikinci sezonunda farklılıklar dikkati çekiyor. Bir kere kısıtlı bütçenin yaratıcılığı etkilemesinden dolayı Atılgan tayfası durmadan birebir dünyanın paralel evrendeki değişik safhalarına nedense farklı gezegenlerde rastlıyor. Modern çağ Roması, ilkelleşmiş Amerikalılar ve komünistler, Chicago mafyası ve hatta Nazi imparatorluğu örnek verilebilir. Güncele, tabi güncel dediğim 60 sonları dokundurmadan geçmiyorlar. İlk sezondaki temalara da uğramamazlık etmiyorlar. Neyse ki farklı bakış açıları işlenmiş. Diğer yandan kemik kadronun yanına güvenlikten ne zaman adam yamansa onların da başına sonu ölüme varan türlü türlü musibet geliyor. Bu sezonun göze çarpan en önemli farkı ise espri dozajı olsa gerek. Başta Spock ile olan atışmaları izlemek keyif katsa da manyak bir yapay zekanın patır patır federasyon mürettebatını öldürdüğü bölümün sonuna da gevrek gevrek şakalaşmalar eklenmesi pek hoş olmamış. Biz Kaptan Kirk'ü böyle bilmez idik. Dizilere puan verip vermediğimi hatırlamıyorum. İlk sezon dokuz buçuk ise bu sezon sekiz buçuğu hak ediyor.
Falling Skies, dördüncü sezonda gelgitli bir hal alıyor. Kendisini bir müddet daha izletebiliyor. Senaryonun sündürülmesi sonucu son sezonunda ise izleyici de Tom Mason gibi acıdan acıya savruluyor. Mason milislerinin yine yeniden Amerikan askerlerine rastlayıp izleyiciye demokrasi dersi vermesi, Tom Mason'ın defaatle uzaylılarca kaçırılması ve hep hayatta kalabilmesi, yeni karısından ölümün esirgenmesi, nereden niye nasıl geldiği belli olmayan ruhani uzaylı desteği, Espheni'yi yok edecek kıyamet silahı, denizden uzanan ahtapot dokungaçları, Tom Mason'un ailesinin her türlü musibetten kurtulması (kızları sayılmaz), senaryoda adamımız Pope'a yapılan işkenceler, Pope'un bir mutlu anı olmaması, hainlikte level atlatılması, godzilla benzeri bir beklenti yaratan kraliçenin tırt çıkması, kraliçenin İngilizce diyaloglara açık olması, Espheni'nin dünyadaki amacının sadece basit bir intikama dayanması, ayyy yazmaktan yoruldum... elden ne gelir bitirdik çok şükür. 4. sezon yediyse yok yok altı buçuk 5. sezon ne bileyim beşten az dört olur üç olur.

Yazarı neyki diziyi izleyesin. Terry Brooks çok da yüksek profile sahip olmasa da yüksek rakımlı fantastik kurguda adı sanı duyulmuş bir yazar. Shannara üçlemesi Yüzüklerin Efenisi'nin birebir kopyası olarak en azından fantastik kurgunun Tolkien'den günümüze taşınmasında bir halka bir zincir görevini görnüştü. Ardından zilyon tane Shannara kitabı geldi. Bir iki tanesini daha okudum diye hatırlıyorum ki bu gençlik dizisinin ilham aldığı Elfstones da onlardan biriydi. Bunlardan birisi de iyiydi diye hatırımda kalmış ama zihnimin karanlık labirentlerinde kayıp, büyük ihtimal bizzatihi bu. Temposu hoşuma gitmişti. Gel gelelim diziye. Sadece jeneriği güzel. O kadar. Oyunculuk kötü, Z kuşağına yönelik uyarlamalar yetişkinlere pöf getirtebiliyor, mantık desen hiç yok, elf sarayı mı parasız turistler için Olimpos ağaç ev pansiyonu mu anlamadım, elfler çok güçsüz, diyaloglar kötü, senaryo kopuk, insan evladı kız (sağdaki), prensese (sol) aşık ama sarışın çocukla (orta kaldı değil mi?) gönül eğlendiriyor ki çocuk da prensese aşık (ya kitapta böyle şeyler yoktu sanki). Neyse altı bölüm sabredebildim. Daha fazla kendimi yormak istemiyorum. Otur evladım, bir.

7 Mart 2016 Pazartesi

Uzay Yolu (sezon 1) , Dark Matter (sezon 1), Falling Skies (sezon 1-2-3)



Kayıt düşmek amacıyla bunları bunları ve bunları yazmam gerekliydi. Boş durmayıp biraz dizi izlemişim son bir senedir. Tesadüfe bakın ki hepsi de bilim kurgu. İlkin artık efsaneleşmiş Uzay Yolu'ndan diğer bir deyişle Star Trek'den bahsedeceğim. The Original Series olarak da bilinen en eski çevrimin ilk sezonu 1966-67 'ye dek geri gidiyor. Yanlış duymadınız elli yıl öncesi. Kaptan Kirk sarışın bir anglo saxon tanrısı gibi mürettebatına liderlik etse de, o yıllarda ırkçılığa karşı ilerici bir yerde konumlanmış bir kadro sunumu dikkat çekiyor. Uhura, Sulu ve ne idüğü belirsiz üstad Spock ekranları şenlendiriyor. Fakat kadınlara bakış açısı hala klişelere dayanan bir maçoizm örneği. Bayağı kıkırdamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Bugünün bilim kurgu yapıtlarının tersine teknik imkansızlıklar kah kartondan kayalarla, kah plastik kostümlü yaratıklarla karşımıza çıkıyor.


Özellikle ilk bölümlerde biraz daha sosyolojik öğeleri irdeleyen konulara eğilinmesi, bu yetersizliği telafi ediyor. Sonraları ise ki ilk sezon ulaştığı 29 bölüm sayısıyla günümüzün standartlarından daha uzun, macera ruhu ağırlık kazanıyor. Çekimlerde ise karakterlerin yüzlerine odaklanan yakın çekime takılmalar, (kameraman bir kaç dakika çekim yaptığını unutup uyuya kalıyor yada tuvalet arasına felan gidiyor herhalde) nedense özellikle güzel bayanların yüzleri ışıltılı bir hale ile kaplı oluyor ve tabi ki kaptanımızın imalı gülümsemesi de karanlıkta kalmamalı, yerli dizilerimizin elli yıldır bir kalem yol almadığını kanıtlıyor. Kore dramaları da ama öyle, haksızlık olmasın. Uzay Yolu, başımızın tacı, ufak tefek kusurlara rağmen büyük bir zevkle bu klasik diziyi izlemeye devam edeceğim. Çünkü bağımlılık yapıyor. Ve evet Star Wars'a tercih ederim.



Dark Matter da bütçesiyle bir miktar amatör kalan bir dizi. Buna rağmen ilginç ve sürükleyici konusuyla dikkat çekiyor. Bir uzay gemisinde biri android olmak üzere 7 şahıs, derin uykudan çıktıklarında ne birbirlerini ne de uyandıkları gemiyi hatırladıklarının farkına varırlar. Hem kendilerini 'bulmaya' çalışırlar hem de ne maksatla uyutulduklarını. Dizinin ilginç bir özelliği ise savaş teknolojisinin hala mermiye, torpidoya felan dayanması. Konu aslında daha da çatallaşıp budaklanıyor. Kim olduklarını öğrendiklerinde, her şeye baştan başlayıp iyilik yoluna mı adım atacaklar? Yani bu insanlar demek ki kötüler. Senaryo biraz daha cilalansa gayet şık acayip bir şey olabilirmiş. Çünkü bir şeyleri gizemde bırakarak merak duygusuna hitap etmesini iyi biliyorlar. Fakkat bütün güzellikler buraya kadar. Diziyi izleyebilmek için o fevkalade kötü oyunculukları, oturmamış ve dengesiz karakterizasyonu gözardı etmeniz lazım. Favori karakterim 0 olarak yandaki resimde görünen android. Hem diğerlerinden daha temiz hem de ifadesiz suratıyla katlanmak daha kolay. Heyecanlı yerde bittiği için ikinci sezon için bir şans daha vereceğim.

Falling Skies bilmem kaç sezondur devam eden oldukça da beğenilen bir dizi. Konu ve çekimler fazlasıyla başka yapıtları andırıyor. Walking Dead başta olmak üzere. Uzaylılar gelmiş insanları toplayıp tepelerine nükleer bombaları fırlatmış, kalanların genç ve körpe olanları parazit bir yaratıkla köleleştirmiş durumda. Üç sezondur hala tam anlamıyla açığa kavuşmayan bir büyük planı takip ediyorlar. Kalan bir avuç direnişçi arasından öne çıkan tarih öğretmeni Tom ve ailesinin hikayesini izliyoruz. Bu aile işleri, uyuz küçük oğlan vessair ilk sezonu bayağı bir sakatlasa da hikaye ikinci sezonda kabak çiçeği gibi açılıyor. Birbirine düşman uzaylılar, uzaylı isyanı felan var yahu. Üçüncü sezonla birlikte artık dizinin kendini tekrar ettiğini ve sezon geçişleri arasındaki kopuşların hayalkırıklığı yaratmaya başladığını fark etmemizle bir duralıyoruz. Hep Tom amca kaçırılıyor, kurtuluyor, ailesine en iyi o bakıyor, günü kurtarıyor, kahraman oluyor, ağlarsa en iyi o ağlıyor, gülerse en iyi o gülüyor felan. İki oğlu çok yakışıklı, kızlar güzel, kocamış erkekler karizmatik, post-nükleer radyasyon izinden bahseden yok, yani gerçekçiliğini kaybettiği anlar oldukça fazla. Bilim kurguda ne gerçekçiliği diye sormayın Allah aşkına. 4. sezona da başladım ama cidden gitmiyor. Uzaylı insan melezi kızın tarikatı biraz bir ilgimi çekti ama, hadi bakalım.