ROME etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ROME etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2020 Pazar

ROME - Flowers From Exile (2009)

Bu albüm endüstriyel tınılardan ziyade sırtını atmosferik Avrupa neo folk bir tarza dayamasıyla grubun diskografisinde farklı bir yerde duruyor. Anladığım kadarıyla sürgünlerin büyük ihtimalle İspanyol iç savaşının ardından sürgüne gidenlerin hikayesini konu almakta. Dolayısıyla işitsel anlamda radyo konuşmaları, halk türküleri gibi alıntılarla ve ara geçişlerle müzikal akış kesintiye uğratılmakta. Bu da kayda belgesel bir tat veriyor. Böyle olunca da ara ara dinlemek istediğim bir çalışma olmanın gerisine düşüyor. Ben şahsen melodinin akıcı olduğu bir kaydı tercih ederim. Karanlık ve derin vokaller ile akustiğin birleşimi çok güzel ama melankolik bir melodi ile her şey harikülade oluyor Secret Sons of Europe'da tatbik edildiği gibi. Özel bir duygusal modda dinlenmesi gerekiyor albüm. Şarkı isimleri ve sözlerin dahi üzerine emek harcanmış bu çalışma grubun en sevilen yapıtı belki de. Ama ben daha önceki tarzını daha fazla sevdiğimi söylemeliyim.

7,50-/10

28 Haziran 2020 Pazar

ROME- Confessions d'un voleur d'âmes (2007)

Müzikseverler farklı seslere maruz kalıp farklı duygulara güdülendiğinde ayrı haz alırlar. Çoğu zaman benzer sound üreterek güven duygusunu pekiştiren grupların da ayrı bir değeri olsa da maksimum keyfe bakarsak kıymet değeri yeni keşiflerde daha yüksektir. Artık 5. kaydını dinlediğim grup nasıl oluyor bilmiyorum,  hala bu ikinci kulvarda yer almama başarısını göstermekte. Şu albümü dinlerken yine yeni bir şeyle karşılaşmışcasına heyecanlanıyorum. Dengesiz ve uğursuz ve tatilsiz şu günlerde serin sular efekti yaratıyor. Çalkantılı lakin bir tsunami değil ve soğuk ve karanlık bir deniz, hissettiğim. Kadehimi Rome için kaldırıyorum, seviyorum sizleri.

8,25/10

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Rome - Masse Mensch Material (2008)

Bu albümü karanlık atmosferi sebebiyle sevdim. Bir kaç n dışında bestecilik namına yenilik yada heyecanlandırıcı kalp masajı sunmaktan uzak. Ama Almanca bu tarz yani endüstriyel tınıları da içeren neo folk musikisine muhteşem yakışıyor.

8,0-/10

10 Aralık 2014 Çarşamba

Rome - A Passage to Rhodesia (2014)

Bazen işi gücü bırakıp köylere yerleşenlere gıpta ediyorum. Bu tarz bir yaşamın kendine has zorlukları olduğunu biliyorum. Üstüne bir o kadarda sıkıcı olmalı uzun vadede düşününce. Ben de iş bulmadan istifa etme raddesine geldim de oradan aklıma üşüştü böyle şeyler. Nihayetinde benim de kapağı atabileceğim bir köyüm var, açlıktan ölmem ya!
Rome önceden dinlediğim kadarıyla martial industrial gruplar arasında hayli kaliteli iş çıkaran gruplardan biriydi. İşin anglo saxon neo-folk kısmına oldukça ağırlık veriyorlar. Her ne kadar Afrika'da beyaz adam iktidarına karşı bağımsızlık savaşı veren bir ülkeyi konsept konu olarak ele alsa da bu böyle. Afrika ezgilerinden uzak yani. Süslü liriklere bakarak herkes kardeş olsa keşke gibi bir yaklaşım göze çarpıyor. Ama itiraf etmek gerekirse Zimbabwe yerine ısrarla Rodejiya Rodejiya diye söylenince vokal, uyuz olmamak elde değil. Rhodes diye bir kaşifin uyduruk ismini basa basa kullanmak ne kadar tarafsız bilmiyorum. Tüylerim diken diken vallahi. Aaa Amerika vardı bir de değil mi? Kolombiya da... Biraz daha kara lisanı dillendiren Hate Us and See If We Mind favori parçam oldu. One Fire, Lullaby for Georgie, Ballad of Red Flame Lilly de peşi sıra takip eden şarkılar. Akustik gitarlı, synth dekorlu, şık vokalli parçalar depresif bir moda uygun şekilde içinde özlem ve hasret kokusu barındırıyor. Zamanı, mekanı aşan bir his bu. İşte bu halden dolayı da dinlemek için en güzel vakitlerdeyiz.

7,50-/10

28 Ekim 2010 Perşembe

Rome - Nera (2006)

Kısa bir süre önce kurulmasına rağmen martial industrial tarzında beğenilen eserler ortaya koyan grup ilkin bu albümü kaydetmişti. Emsallerinden çok da farklı olmayan bir biçimde Avrupa folk etkisi, lüksemburg'dan olsa gerek alman ve fransa daha etkin gibi burada, almanca dramatik konuşma sampleları yer alıyor. Ancak asıl bestenin altına zekice kurgulanan samplelar, başka bir dünya hissi vermede çok başarılı. Beast of Prey'deki tüyler ürpertici alıntı beni gençliğime götürmeye yetti ki bambaşka bir dünya değil bizzat etkeni edilgeni olduğum geçmişimdi. Yoğun atmosferik dramayı bence başarıyla kaldıran vokal grubun bir diğer artısı. Aynı zamanda çok dinlemeyi sağlayan değişkenlik arzedemediği için basit ve aynı beste yapısı ile birlikte albümün diğer bir negatif tarafını oluşturuyor.
Nera ve Les Hirondelles olmasa albümün martial bir tarafını göremeyeceğiz, bu da neo-folk tarzın dominant teyze karakterini gösteriyor. Yine de bu güzel bir şey. Cephe gerisindeki bir şehirde, Paris misal kadın çocuk yaşlı kötürüm herkimse geride kalanların yaşama taklidi yaptığı bir ortam hayal edebiliyorum. Dikkatinizi çekerim bu albüm cephe albümü değil.

8,25+/10