MARŞANDİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MARŞANDİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2019 Cumartesi

Marşandiz #15 - Poespektüs #1 - Kanon 2010 #2

Gerçeklerle arası iyi olmayan fanzinin 15. sayısına ulaşmış bulunuyoruz. Ömer Can Saroğlu, Sedat Demir, Özgürcan Uzunyaşa ve Onur Selamet öyküleriyle bu sayıda yer alan isimler. Şiirlere can katan isimler ise Merve Çanak, Fatih Kök, Mehmet Ozan Aydeğer, Elif Karık, Suhan Lalettayin ve Kaan Koç.

sarıyer'e doğru insanlar daha yavaş yaşlanıyor galiba
bugünlerde intihar klişe bir son olarak yorumlanıyor

Poespektüs küçük boyutlarda bir fanzin olmasına rağmen 60'a varan sayfa sayısı ve eleştirel tutumuyla dikkat çekiyor. İkinci sayılarına hazırlanıyorlarmış bugünlerde. Abilmusin Özsönmez ve Mahmut Nesip Basmacı editörlüğünde hazırlanan fanzin şiirlerimiz birikmişti, paylaşalım dedik, gelin siz de paylaşın düsturuyla hareket ediyor. Dolayısıyla sayfa sayısını da düşündüğümüzde zayıf şiirlerle sayfalarını doldurma riski mevcut. Diğer yandan eleştirel makaleler savunup savunmamanızdan bağımsız olarak güçlü tarafını oluşturmakta. Hedef tahtasına Kanon 2010 dergisi, Seyyidhan Kömürcü, Yavuz Türk konmuş. Öneri olarak da herhalde iyi şiire yer verdiklerini düşündüklerinden, Afro, Palaspandıras, Karangu, Nepal, Tezgah, Fin gibi yayınların isimlerini zikretmekteler.

tertemiz jiletlerle kazıyorum derimden nezaketi
gürültü hangi ayakla çıkıyorsa evden
deprenemez ko
"isa'yı da uzun saçları ele verdi"
gülerse gözü bozulurdu uzatmaya gerek yoktu

Kanon 2010, 2. sayısına Tarikat Değil Barikat Kuruyoruz başlığını taşıyan editöryel yazı ile hızlı başlıyor. Lafı dolandırmadan Liberal-Etnik Milliyetçilerden Sağ-İslamcılara çeşitli cenahların edebiyat dünyasında farklı yayınlarla temsil edildiğini, kendilerinin de bağımsızlıkçı sol bir çizgiyi benimsediklerini belirtmekteler. Her ne kadar şiir ağırlıklı bir dergi olarak yayın hayatına başlasa da ben içerdiği öyküleri daha çok sevdim. Eyüp Tekin, Fatih Kasva,  Aysun Bahar Asar, bu öykülerin yazarları. Türkiye'yi Kağıt Sıkıntısına Sokan Şiirler başlığını taşıyan eleştirisi ile Kaan Eminoğlu oldukça önemli bir konuya parmak basmış.

25 Mayıs 2018 Cuma

Kontra #4 - #5 #tarih #43 Nepal #8 Marşandiz#14 Keşke #28 Cosmiczionzine #4 #5

Modern yada post-modern yada deneysel şiir ağırlıklı bu online dergi bu sayıdaki girizgahta şiirini eylem-şiir olarak niteliyor. Selcan Peksan (dokunmasız bir el yazsın bunu, dokunmasız bir el sigara tutsun), Fatma Nur Türk, Sevinç Çalhanoğlu, Aslı Serin, İsmail Aslan (düşmek dedim aralıksız düşmektir bütün gün/boyun düşer kol yanlara ve biri çıkar/bilmem kaçıncı kattan düşe, rüzgâr./öyle düştükçe ağırlaşır yerde hafifler/bakın size bir mesele anlatır gibi düşer/ve ölüm de bir sakinlik yaratır cümle biter/herkes anlatacağını anlatınca gibi...Anımsayacak güzel günler yoksa/anımsayacak güzel günler yoktur.), Cem Kurtuluş, Efe Murad , Emirhan Esenkova (Batı’nın ahlaksızlığını al/Doğunun tembelliğini), Sinan Özdemir, Selim Murtazaoğlu, Barış Özgür karşımıza çıkan isimler. Görsel şiirin, görselliğin, grafik düzenlemelerin olduğu sayıda ayrıca videolara da bağlantılar yer almakta. Ücretli öğretmen, sanırım, gözünden yazılanlar oldukça çarpıcı. Bir sayfaya da Cem Kurtuluş işe yapılan mini bir sohbet sığıştırılmış.
5. sayıdaki sunuş yazısından anladığımız kadarıyla bu yayının sorumluluğu Sinan Özdemir'in omuzlarında. Bu sayıda usta isim Ahmet Güntan'ın Parçalı Ham şiirlerinden bir örneği okumak mümkün. Çocukluğumdan beri/karşılaştığım her ışıkla girdiğim ilişkiden/bir gölge kaldı.. Sinan Özdemir ile Ömer Şişman birlikte uzunca neredeyse nehirleme diyalogla kaleme aldıkları çok bölümlü bir şiirle dergide yer alıyor. Hayatta telafi edemeyeceğimiz tek şey vardır:/15 yaşında evden kaçmamış olmak.
Diğer şairler: Aslı Serin, Emirhan Esenkova, Fatma Nur Türk, Efe Murad, Cem Kurtuluş, Liman Mehmetcihat, Rıdvan Gecü , Mehmet Karaca , Fırat Demir, Mete Ercis, Olcay Özmen (Bu bağlamda pantolonuma bulaşan vişne, çok da önemli değil aslında.). Modern şiirin öncülerinden Ezra Pound'un bir şiiri çevrilebildiği kadarıyla artık, sayfalarda yerini bulmuş. Ayrıca Farsça'dan tercüme edilen şiiriyle Yadollah Royaee ve Rus şair Kirill Medvedev'e de yer verilmiş. Tek sayfalık mini sohbetin konuğu ise Nazmi Cihan Beken.

Yatağın Dublörü (Mehmet Karaca)

anladım erken uyumayı
kalkıp daha erken utanmak için
yorgunsam zaten nedene gerek yok
sarılıp uyurum yastıka
ben yastıkı daha çok sarılmakta kullanırım
çünkü başından değil ellerinden uyanır insan
sen öyle san san saçlarımı taramadım
örgü yapamam erkeğim diye bağırdım
uyumadan dua ederim tam
yarın, sevmek, kız, beni derim
cümle kuramam heyecanlanırım allah
nasıl olsa anlayacaktır ben duymasam olur
anlarım aslında anladım yastıklar da
taraklar gibiymiş ama izler konusunda ayrılırmış
bunda yanak kalmış belli ki babamın
ceplerinde bırakacak başka bir şey yok
cümle kuramam aklımda tutamıyorum kadar
ne varsa borç verdim arkadaşlarıma tutum
hepsinin şimdi kumbarası var. kırmayınız
öyle berbat diyorum çokça resmi biraz dişlek
ayna bakmam sadece tahmin ederim
allah bilir. çirkinsem içime ateş edin
dışarıyı nasıl olsa iyileştirir takım elbise
diye giyebilirim ve ihtiyacım yok süse püse
öyle çok arkamda kalıyorum. zaten
arkasında kalmak için doğmuşum abimin
anlamı yok 43 numara rugan giysem.
daha birçok şey erir
daha erken uyanmak sabah ezanı kesin
bir kişiden fazla uyanmak için sinir hapları
korkmak insan oluşun kanıtı değil tehdididir
yardım, bana, nolur, biraz, allah
bilir köşeye sıkıştığım zaman aklıma gelir.
bu köşe: karanlık ve babasız olabilir bırak
gece uyanıp su içmeyi unutalı çok
oluyor yutkunmak ilkel. tükürük dayanak:
yere dayanmak için düşmeden.
başlamak için yaşamaya sanki mantar tabanca
sesi. kimin sıkacağı önemli değil
önem bir anda ortadan kalkabilir. pat.
bu patlayan horoz değil. dikkat.

dikkat
beni dışarıya dökün içeride kalamam
iç-dış değil onlar olduğumuz yerle ilgili
bir insan dışını savunamaz. hücum eder bakın
çalan saatleri özellikle duvara atmak gibi
attım. ben ne yapacaktım oysa su içmek için
kalkıyorum buraya kim koyuyor kalemi
değil birçok kez denedim mektup yazmayı
yazımı benden başka kimse anlamıyor dur
dururum. kapıyı rüzgâr da açar bu hiç
önemli değil yatak boşsa uyanmışımdır
kimse gitti demez gelecek der
komşular biraz da haber ajanslarıdır
babam sadece traş olurken verir demeç
anlatmaz zaten örneğin ben de hızlı çarpmam kapı
korkarım
örneğin bütün yemeklerle anlaştım
üzerime yağ damlatmam.
anlaştım allahla da
büyümedim ben, üzerime damladım.
bazı yerlerde olmaz sabah
bakın elleri ensede birleştirmektir o
bir pantolon yeter ispat etmeye uyandığını
giderim bakın kahvaltıda sucuk varsa
ekmek alır dönerim. döndüm bile diyemem
çünkü herkes bilir
bir insan ucundan koparılmaz
-günaydın. ekmeği uzat.

Çok takip etmesem de tarih dergisi saygı gösterdiğim bir geçmişe sahip dergilerden biri. Bu sayıda oldukça iddialı, yanıltıcı ve satışa odaklı bir kapakla ortaya çıkmış. Bir kere az çok arkeolojik haberleri takip ederim. 'Türk tarihi değişiyor, arkeolojik bulgular efsaneleri yalanlıyor:Ata yurdumuz Hazar Denizi'nin Doğusu!' gibi bir başlık ünlem ile değil soru işareti ile sonlanmalı. Sibirya'nın güneyi eski Türkler'in çıkış yeri tezinin bahsedildiği gibi somut delillerle kanıtlanmamış olmaması bunu desteklemez. Hakeza bu yeni iddia da İskitler ve Sakalar'ın farklı millet olduğu tezi ki kabul edilebilir ve bir kaç kabartma resminden öte fazla sağlam kaynaklara dayanmıyor. Güzel bir tez deyüp geçelim. Diğer yandan bu sayı Servetifünun dergisi üzerine gayet kaliteli bir yazı ve Haliç'ten Karadeniz'e uzanan yitik demiryolu hattıyla ilgili fotoğraflara ev sahipliği yapıyor. Ve daha nice ilginç makale...Yani kapakta yer bulan dosya konusunu görmezden gelseniz de dolu bir içerik.

Nepal'in elimdeki nüshası o kadar bozulmuş ki kapaktaki resmin şimdi farkına varabiliyorum. Osman Konuk (ağaçların telifini ödemeliyiz önce, kuğu tamircilerinin, tuz ustalarının...uzak,soğuk,karanlık bir ülkeye doğru baktım-böyle deme!/eldiven sevmez;atkısız çıkmasa, üşümese, ağlamasa), Ergun Tavlan,Fatih Mutlu, Mihrap Aydın (belki o mahallenin kabadayısı/başka bir mahallenin diş perisidir), Yavuz Türk (ey kovulmuş olan, artık bana yeni bir ülke inşa et!), İnanç Avadit, Harun Erçin, Fatih Çünkioğlu şiirleriyle  İbrahim Dervişoğlu müthiş öyküsüyle, Özgür Ballı Ozan Can Türkmen'in ilk şiir kitabını analiz ettiği yazısıyla fanzini şenlendirmekte.

İtiraf etmek gerekirse Marşandiz'in bu sayısının kapağını pek beğenmedim. 14. istasyon yolculuğunda 5 öykü (Emirhan Burak Aydın, Özgürcan Uzunyaşa, Bahri Vardarlılar, Ömer Can Saroğlu, Onur Selamet) ve 5 şiir (Fatih Kök /vücuda gelmek kavgaya bulaşmaktır artık/, Suhan Lalettayin, Tan Babür, Çağın Özbilgi, Can Küçükoğlu) yüküyle devam ediyor. Borçlar Hukuku en beğendiğim hikaye oldu. Biliyorsunuz derginin şiirleri pek bana hitap etmiyor. Yine de kelime ve cümle yapılarının bozulduğu, dil mecrasında maceraya açık, bozucu bir dille kendi ekolünü oluşturabilmiş bir çizgiyi devam ettirebilmeleri başarı hanelerine yazılabilir.


Keşke dergisini isminde kullanılan yazı tipi ve sade kapağı sebebiyle yani gayet şekilci nedenlerden ötürü beğeniyorum. 28. sayıya şiirleriyle Engin Hamamcı, İzzet Gökçe, Münir Ersan Tuna, Gökhan Kılıç (kar yağdı rüyaya/kesildi saç/kayboldu elek/söküldü perde/dağıldı tespih), Sena İnce ve Ziya Boz konuk oluyor. Sadece fikir değil dil ile de muhafazakarlığı temsil eden çizgiyi şiirde pek benimseyemiyorum. Derginin tercihleri de bu yönde. Öztürkçeciliğin eleştirildiği makale de bu minvalde tesadüf değil. Halbuki dilin dinamizmi düşünüldüğünde ne beyhude bir çaba. Yazarın tanrı rolüyle müdahil olduğu metinleri sevmemem de Anıl Bayram'ın neredeyse derginin yarısını kapsayan uzun öyküsünü pek bir fena yaralıyor, iyiydi halbuki.

Neden bu fanzine hiç bir yerde denk gelmediğimi sonunda anladım. Ücretsizmiş. Bulamayanlar için issuu'ya da koymuşlar sayılarını. Tabi ki biliyoruz ki sanallık basılı nüshanın yerini tutamaz. Neyse ki 4 ve 5. sayılar elime geçmiş durumda. Mitolojik, fantastik ve uzay temalı bir fanzin üstelik İslam öncesi Arap mitolojisine de değiniyorsa dikkat çekecektir elbet. 5. sayının kapağını ise Mısır tanrısı Anubis süslemekte. Dolayısıyla bu sayıda mumyalama ve eski Mısır mitolojisi büyük yer kaplamakla birlikte ilgili ilgisiz çizimler, bir kaç öykü ve şiir de kendine yer bulabilmiş. Yalnız Kaptan Orta Kapı namındaki öyküyü başka bir dergide okumuştum, dikkatimden kaçmadı. 4. sayı da Arap tanrı ve tanrıçaları ve mitoloji üzerine yazılar içermekle beraber belki de o kültürün derinliğinden kaynaklı içerik biraz cılız kalmış. Yine de unutturulan bir tarih ile ilgili ilginç şeyler öğrenmek gerçekten eğlenceli. Dizgi, editörlük gibi ince detaylarda biraz daha titiz bir çalışma, fark yaratacaktır kanısındayım.

1 Ocak 2018 Pazartesi

Koza Düşünce # 19, Cazkedisi # 10, Marşandiz #13, Nisyan #8, Barbar # 2013-3.Dönem 2.Sayı, Kabilede Bir Gece

Koza Düşünce'nin 19. sayısı Temmuz-Ağustos dönemini kapsıyor. Kapakta gördüğümüz üzere toplumsal kimlikler başlığını taşımakla beraber içeriğinin çok da hallice doldurulduğunu söylemek güç. Yayın politikası ya da ideolojisi net olmamakla beraber Biz Kimiz? köşesi genel veya daha doğru bir isimlendirmeyle ortaklaştırıcı bir muhalif çizgiyi temsil ettiklerini hissettiriyor. İslami duyarlılığa da ortodoks Marksist eğilimlere de rastladım. Ve bu da iyi bir şey, sanırım. Bu sayıyı satın almama sebep olan Türkiye'de Mezhepsiz Olmak başlıklı makale ile karşılıyor okuyucuyu dergi. Güzel kapaktaki resmin imgesel çözümünü yapan editör yazısını saymaz isek tabi. Editör Semih Samyürek, bahsi geçen makale ile uyumlu olarak Anadolu'nun Kimliği ismindeki yazıyı kaleme almış. Dosya ile ilgili son düzyazı ise Sosyal Kimlikler ve Milliyetçilik adını taşımakta. Şiirlerini ödünç veren isimler Bekir Dadır, Çağın Özbilgi, Ahmet Akın, Gökhan Gacaroğlu, Pejman Bahtiyari (çevirisiyle tabi), Hakan Unutmaz, Erhan Onur Kocaman ve Önder Çolakoğlu. Öykülere ses veren isimler ise Burhan Yeşilyurt, Tugay Kağan, Hatice Tosun. Ayrıca şair Dilruba Nuray Erenler ile gerçekleştirilen bir söyleşi ve Vladimir Dudintsev'e ait bir hikayeye yöneltilen eleştiri yazısı mevcut. İnternette kolayca ulaşabilirliğe sahip, üniversiteli gençlerin çıkardığı bu uzun soluklu dergi dağıtım ve satış konusunda yardımlarınızı talep ediyor.

tanrım 
niye bakıyorsun
yardım etsene

Bayağı geriden geliyorum, Cazkedisi'nin de temmuz-ağustos sayısı...
Bu sayıda eserleriyle yer alan şairler:Burcu Yalkın, Oya Uysal, Selami Karabulut, Gökben Derviş, Cezmi Ersöz, Dilek Değerli, C.Hakkı Zariç, Ersan Erçelik, Neda Olsoy, Kemal Gürcan, M.Mazhar Alphan, Özgün Ergen, İlknur Batu, Hakan Keysan, Onur Koca, Ahmed Faraz, Santosh Alex.
Denemeler ve periyodik köşeleriyle Güven Turan, Hüseyin Peker, Tamer Uysal, Ferhat İşlek, İbrahim Oluklu, M.Mahzun Doğan, Ayşe Özgür Aydoğan'ın isimlerine rastlamak mümkünken Oğuz Tümbaş ve Emin Kaya söyleşilerini de unutmayalım. Ufak bir eleştiri, dergi kendi içine kapanıyor gibi görünüyor, biraz daha dinamik ve maceracı bir müdahale iyi olur gibi.

gariplerin başı
hep sağa eğik
..
siz hiç
kocaman evlerin arasında
kömürlük gibi
kalakaldınız mı? (Burcu Yalkın)

erken göçüp gitmiş bir dost girdi de rüyama,sordum;
-dalları hışırtılı ağaçlar var mı sizin oralarda, suya inen ceylanlar, dağ gölleri, rüzgarda eğilip kalkan kırlar... (Oya Uysal)

Kapak yine bir harika! Şiirler H.Berna Özçelik, Kaan Koç, Can Küçükoğlu, Elif Karık, İlker Şakuj, Suhan Lalettayin, Onur Bayrakçeken'e; öyküler Onur Selamet, Ezgi Polat, Özgürcan Uzunyaşa, Sinem Altınboğa,Ömer Can Saroğlu'na ait. Sayfaların yine çizimler ile süslendiğini ayrıca hatırlatalım. Güçlü yanı olan öyküler bu sefer beni tam anlamıyla mest edemedi.


Nisyan yayın hayatına son vermiş. Bu tarz alternatif yayınların sebebi ne kadar acı, sarsıcı olursa olsun kişisel fedakarlıkların ötesine geçip meşalenin elden ele geçtiği uzun soluklu bir editöryal sorumlulukla buluşabiliyor olması samimi temennim. Peyniraltı Edebiyatı'nın da uzun ve korkutucu sessizliği ardından oldukça canlanmış olan alternatif okumalar
burada sonlanmamalı. Derginin 8. sayısında 1933 yılı Varlık'tan alınma Feridun Fazıl'ın yanısıra Onur Özdemir ve Alpay Elik şiirleri konuk edilmiş. Dogville film incelemesi, Burhan Sönmez söyleşisi, Reşad Ekrem Koçu'dan yine tarihi bir vaka makalesi, Peru'da şaman ayini gözlemi, Alp Kaan Kılınç ve Peyami Safa Gülay'dan denemeler yer almakta. Hikayeleri kaleme alan isimler ise Samet Çalışkan, Yetmiş Sekiz, Savaş Sarıarslan, Harun Furkan Tökel, Bahadır Uzun, Kerem Alihan ve Fikret Osman. Birkaç tanesi gerçekten iyi. Sadece Nisyan'a özgü Refik Murad Münekkid'i özleyeceğiz.

Uzun süredir yayınlanan bu dergiyi bir süredir merak etmekteydim. Açıkça görülüyor ki İslami cenahta yer alıyorlar. İlk sayfada oldukça Gerçeklik üzerine etkili bir manifesto ile karşılıyor okuyucuyu. Zeki Bulduk, Ahmet Pirim, Faik Ertuğrul, Mehmet Kaşifoğlu, Cevdet Salman, Mustafa Uçurum, Abdullah Bulut, Hasan Fahri Tan, Burcu Güven, Necip Fazıl Akkoç, M.Barbaros ve Ahmet Melih şiirlerini ödünç veren isimler. Düzyazı olarak Zeki Altuntaş, bir Mustafa Kutlu romanının yeni basımı üzerine düşüncelerini kaleme almış. Erol Kızıl aforizmaları ile Mehmet Akıncı İslami Ütopyanın Anatomik Sorunları başlıklı yazısı ile Wittgenstein çevirisiyle, Ümit Yaşar Özkan , Müslüm Gürses hakkında anılarla yüklü yazısıyla ve Murat Koçak öyküsüyle bu sayıda yer almakta. Kararsızım.


Akmar'daki kitapçının bize önerdiği bedelsiz bir çizgi öykü olan Kabilede Bir Gece'nin öyküsü Yunus Abid'e, çizgileri Orhun Bozkurt'a ait. İyiydi, gayet sağlamdı. Boşa laf tüketmeyeceğim. Fanzin Apartmanı hakkında birkaç kelam etmekle kalmamış bu fankiti pdf olarak da sunmuş. Buyurun efendim.

https://fanzinapartmani.com/fankit-kabilede-bir-gece-pdfli/

8 Ağustos 2017 Salı

Marşandiz #12 - dün dağlarda dolaştım EVDE YOKTUM #1-2-3 - Aylak Fanzin #1-2

Her daim güzel bir kapakla çıkan derginin bu sayısı biraz da öyküleri sayesinde en şık sayılarından biri oluyor. Ayrıca yazarı Caroline M. Yoachim olan çeviri bir öyküye de yer verilmiş. Puantiyeli Plastik Bir Şemsiye (Mevsim Yenice) ve deneyimli isim İsahag Uygar Eskiciyan'ın ilüstrasyonlu kısacık eseri Asansör Zaafı özellikle isimleri hatırlanması gereken hikayeler. Fanzinin yarısı her zamanki gibi şiirlerden oluşmakta. Eşref Yener (ve her Fransız çingenedir biraz/ve her çingene elbette endülüs), Güray Özçelik, Suhan Lalettayin, Onur Sakarya, Can Küçükoğlu, Elif Karık, Fatih Kök şiirlerini ödünç veren isimler.

İlhan Berk'in etkileyici mısrasından ismini alan Dün Dağlarda Dolaştım
Evde Yoktum elektronik mecrada Murat Çelik yönetiminde çıkmış bir şiir bülteni. Poetik yazılar nispeten az olsa da bulunmakta. Deneysel modern bir çizgi takip ediyorlar. Murat Çelik'in yanısıra Salim Nacar, Muhammet Özmen, Ümit Erdem, Usame Söylemez, Can Küçükoğlu, Ertuğrul Rast, Tayfun Aksay, Samet Aydın, Ümit Güçlü, Bilal Söylemez, Gary Snyder, Oğuz Demirel, Faizal Lulat, Anita Sezgener, Nazlı Hamurcuoğlu, Filiz İzem Yaşın, Petek Sinem Dulun, İsmayil Sakin, Ali Erbil, Keith Waldrop, Ercan Y. Yılmaz imzalarına rastladığımız isimler. Elbette somut şiir örneklerine yer vermeyi de atlamamışlar. Ümit Güçlü'nün Parmak İzi, Gary Snyder'ın Dağlarla Selamlaşma tercümesi, Muhammet Özmen'in Irz-ı Hal'ı, Murat Çelik'in Evler Evler'i, benim için öne çıkan eserler. Yalın ve sade tasarımıyla öne çıkan bülten yayın hayatını sonlandırmış.
Aylak fanzin hoş bir öykü fanzini. Her iki sayısında da beşer öyküye yer vermiş. Birbirlerinden farklı tarzlar olsa da çoğunun kurgusu iyi. Eski kelimelere takıntılık ya da laf kalabalığı gibi getirilebilecek eleştiriler olsa bile dediğim gibi kurguları yanısıra akılda kalıcılıkları, samimiyetleri, sahicilikleri öyküleri keyifle okunur hale getiriyor. Daha fazlasına denk gelsem hevesle okurum yani.  Şehrazat Naile U'nun Ağaçsızlık ve Mert Su Kılıç'ın Ömür Sayacı, gerçekten sıkı eserler.

13 Kasım 2016 Pazar

Peyniraltı Edebiyatı #37 - Marşandiz #10 - Yabani #4 #5 #6

Peyniraltı Edebiyatı, periyodunu 2 aylığa çevirerek ve sayfa sayısını (buna bağlı olarak da fiyatını) bir miktar artırarak verdiği aradan okuyucusuna geri dönüyor. Kapak konusu Sevgi Soysal. Kızıyla yapılan söyleşi, romanları hakkında yazılar, edebiyatı üzerine değerlendirmeler dosyanın altında yer almakla beraber derginin hacminde belki de olması gerektiği kadar yer tutmuyor. Daha önce derginin sayfalarında pek rastlamadığımız Kitap İnceleme köşesi altında Hasan Ali Topbaş'ın Sonsuzluğa Nokta adındaki romanı irdeleniyor. Kaan Koç, Merih Akoğul, Gülce Başer, Neslihan Yalman, küçük İskender, Alper Volkan Dikyar, İsmail Sertaç Yılmaz, Onur Akyıl (kuşların ilk uzağı kadar uzağım/kendi güneyime), Emre Varışlı, Başak Güneş, Miray Çakıroğlu, Neda Olsoy, Şakir Özudoğru, Arif Erguvan, Bengü Özsoy, Anıl Cihan, Ekin Metin Sozüpek, Gökben Derviş, Ali İhsan Bayır, Gizem Aktan şiirlerini bu sayıya veren isimler. Öykülerde ise Sezen Öngürü, Özkan Ali Bozdemir, Ata Egemen Çakıl, Önder Şit, Cahit Kaya, Kader Büyükbingöl ve Miraç Ağca gibi isimlere rastlıyoruz. Ek olarak Patti Smith röportajı ve 8 sayfa siyah beyaz bir çizgi uyarlama yer alıyor. Kimden uyarlandığını yazmasalar da (evet, ilginç) Bukowski diye tahmin ettim ve doğru çıktı. Gerçeği söylemek gerekirse verdikleri aradan sonra bomba gibi bir dönüş yaptıklarını söylemek o kadar kolay değil. Öte yandan çıtayı aşağıya düşürmüyorlar da.


bir yaz aşkı için ağıt


(küçük İskender)

Siz, su kadar yalnız değilsiniz
Bir gece tüm gövdenizle kapalı gözlerime eğildiniz

Nane kokan ellerimi tarçın ellerinize değdirdiğimde
Bilinen hikayelerin sonlarındaki aralık kapılar kapandı
Gözlerim size birer kapıydı onlar da kapandı
Öyle bir andı ki geceyi ortadan ikiye bölen aşkları unutturdu
Uzun yaz mevsimine sığmayan temmuzdan dudaklarınızda
İzahı zor / anlaşılması imkansız, geride kalmış eski bir tanrı

Islak bir dağ gibi yatıyordunuz ya yanımda
gibi o, her gidecek olanın yatağında gibi buruşuk aklımda
gibi sanki daha şimdi doğmuş sanat akımları gibi
veya büyük çöllerde birdenbire alev alan kasırga
gibi bir şeyler - söylendi durdu kendi kendine aşağıda deniz

Siz, su kadar yalnız değilsiniz
Bir gece tüm gölgenizle ömrümün önüne geçtiniz

Deniz başıma gelecekleri ta en başından biliyordu
Çünkü hüzün serbest yüzerken yeni fiiller üretiyoruz
Mesela kalp ne ihtişamlı bir fiil
Çekim eki sevdalarla göreve çağrılıyor sevgililer

O gece cümle içinde kullandım sizi ilk ve son kez
Siz, yarım cümlelerimdeki zarif, güzel kelimelerden ibarettiniz


Çözelti

(Miray Çakıroğlu)

Suda çözülmeden önce
Anlatmaya başlarsan sayılmaz.

Beyaz çözelti
Kararlı
Havai baloncuklar eşliğinde
Kutlamaya,
Kalmayışını.

Ben bittim
Ben bittim Ben bittim
Diyen kavisli bir ivme.

Bir hız alma
Dönemeç
Bu
Olumdan bitime.

Bu ben
Bu suyun içinde çözülmeden
İşte bakın anlattım
Bu anlattığım
Sayılmadı.

Heyecanlana kapıldım.

Bitiş ihtimalini
Kuyruğundan kavrayıp
Dipteki beyaz kalıntıya vardım.

Havai balonlar
bana baktığınızda düşlediğiniz
İhtimallere kadar uçtu.

Sormayın nerede
Suda yitirdim
Gövdemde
Eksik olanı.

Tut bu geniş nefeste
Çözüldüğünü düşünmek önce
Çözülmek sonra.

Şimdi her şey sonsuzken
Her şey şimdi anlatılır
Hadi, çözelti
Dene bakalım.

Marşandiz: Mert Can Fırat (böyle bilindi ve böyle susuldu / böyle de deflenir gece siperinde göğsün), Mehmet Can İnsperest, Etrafi, Can Küçükoğlu, Eşref Yener, Ömer Can Saroğlu, Özgür Göreçki (komşularımız bizimle iyi geçinsin aşure maşure getirsin / pistir diye yemeyelim isterdim) şiirlerde imzası bulunan isimler. Keyifli öykülerin isim bantında ise Mevsim Yenice, Özgürcan Uzunyaşa, Onur Selamet ve Ömer Can Saroğlu yazıyor. Öykülere yine karakalem çizimler eşlik ediyorken kapakta rengarenk bir cadıyı görüyoruz.

Yaşama Faaliyetleri

(Mehmet Can İnsperest)

VIII
sözünde durmuş birini
insandan başka sıfatla anamazsınız.

insan kalbinden anılır,
sonra yerine koyulur.

XV
bana ölümsüzlük teklifiyle gelenler
önce bir kez ölmemi isteyecekler.

yani denenmek sorun değil,
yaşamamayı bilmemekse bileceğim.
hani bakılacak onca şey vardır ya
öncesi sonrası hep kusur.
düşünsene boyundan büyük boyunlar bırakıyor gerisinde bu bıçak!
işte sana ölmek için bile yalnız,
iki durak arası
dilimler üstü bir dudak..

XVI
ateşi ateşle yaktım,
ellerim
ellerimin sebebi.

ateşi ateşle yaktım dedim,
ellerim ellerimin sebebi

gönül almayı bildiğimizden Değil ya işte
gönlünün genişliğinden
çoğu
zaman..

Yabani'de üç sayı birden hat trick yapıyorum.


4: Dr Hyde, yabancı albümlerden çıkmışcasına duruyor. Uzun süreydi keşke. Akbaba Şehri, çizeri Bora Örçal'ın ilginç bir tarzı var. Kaş kalemiyle çiziyor gibi, bu yüzden ayrıntılar daha yakına yönelik ve ayrıntı gibi değil, neyse şimdi tarif edemeyeceğim. Eserlerini takip ettiriyor kısacası.  Ayana devam ediyor tıpkı Kralına İsyan gibi. Dört öyküden ikisi hoşuma getti:) Gezinti ve Bir Kamp Ateşi Öyküsü.
5: Karabasan, çizimler iyi de uyarlamada biraz tökezliyor. Bora Örçal'ın çizimleriyle Vasiyet, öyküsüyle de güzel. Hızır ile Ejderha modern tarzda saf fantastik bir konu işliyor. Ayana devam ediyor tıpkı Kralına İsyan gibi. Sadece üç öykü bulunuyor ki Ölümsüz bir devam hikayesi aslında. Öykülerde etkili arkaplan/mekan/zaman oluşturulurken kurgu kısmı esgeçiliyor.
6: Yol'dan pek bir şey anlamadım. Şu an farkına varıyorum ki 1. bölüm denmiş. Sebep bu olabilir. Çizimler dinamik ve kompleks. Egzorsizm, sevemedim. Uçan Kale birinci bölümüyle heyecan yaratabiliyor. Münzevi, yağğni. Ve tabi ki Kralına İsyan. Öykülerden Arabacının Torunu, fena değil; Kapının Diğer Yanı, ehhh; Arka Koltuk, bana göre değil; Kambur, yess.

9 Haziran 2016 Perşembe

Peyniraltı Edebiyatı #36 - UP #XIV8 - Aktüel Arkeoloji #51 - Hürriyet Gösteri #318 - Marşandiz #9

Georges Perec adını hiç duymadım. Bu sayıdaki yazılardan anladığım tek şey eserlerinden çok da hoşlanmayacağım oldu. İsmail Sertaç Yılmaz, İlayda Zengin,Recep Karaman, Mehmet Oktay Buğa, Uğur Demirkol, Ezgi Şimşek, M. Onur Kocabıyık, Nilüfer Altunkaya dosya harici şiirlerini ödünç veren isimler. Öykülerde ise Sonat Yurtçu'nun, Furkan Yücel'in, Önder Şit'in, Emirhan Burak Aydın'ın, Emre Varışlı'nın, Caner Almaz'ın imzalarını görüyoruz. Üç ay ara vermeleri iyidir, geri dönüşleri de iyi olacaktır inşallah.

UP'nin Kasım sayısında kapağı Tom Waits süslüyor. Yıllar yıllar öncesinden henüz ilk albümlerini yayınladığı dönemde yapılan röportaj pek bir keyifli, aç karnına leziz doyurucu. Seda Garzanlı yine tercümede yükü sırtlamış durumda. Kostüm tasarımcısı Barbara Baum, yeni tür rüzgar türbinleri, dikey bahçeler (yazılanın aksine eve börtü böcek doluşur, apartmanın kenarına tutunan asmadan eve fare girmişliği vardır, bilirim), Hırvat komünist/modern mimarisi (kabul edelim, çirkinler) bu sayıda el attığı yazıların konuları. Söyleşiler The Restars ile devam ediyor. Oz Büyücüsü'nün alegorisi üzerine ilginç bir bilgi notu, A.D. Winans ve Wolf Vostell şiirleri, Deleuze ve Guattari, popüler anarşi diğer öne çıkan yazılar oluyor. İyiymiş bu geçmiş sayı.

Aktüel Arkeoloji dergisi şiddet başlığını taşıyan bir dosyayı içerir sayı ile okuyucuyu karşılıyor. Tarih öncesi çağlardan günümüze insanlar arasında çatışmaların izlerini taşıyan çarpıcı örnekler ile sayı başlıyor. Kurban olgusu üzerinden Hitit ritüelleri, Asur'da sistematik politik şiddet, tarih boyunca kadına yönelik şiddet, Antik Yunan'da sportif şiddet,  gladyatörler gayet detaylı irdelenen başlıkları meydana getiriyor. Uzun soluklu olması ile oldukça takdir ettiğim dergideki makalelerin dilinin yazarların kimliğine bağlı olarak olması gerekenden bir miktar fazla akademik kaçtığını gözlemliyorum. Bir de Anadolu ve Ortadoğu'nun ötesine de ufku genişletirlerse her şey tastamam olacak.

Hürriyet Gösteri son sayısında yine birbirinden farklı konulara değinirken diğer yandan Şairin Niyeti-Okurun Niyeti , çalışma masası ve sinemada yönetmen müzisyen birlikteliği gibi köşeleri devam ettiriyor. Ayzenştayn ve Rus besteci Prokofyev işbirliği sonrakinin nesnesi iken Gökçenur Ç'nin güzel bir şiiri (hemen altta yer verdim) ilk serinin incelemesine dahil ediliyor. 'her ne kadar uzun yıllar bir kadın şair sayılmış olsam, kimi eleştirmenlerce şiirime kadın duyarlılığı (ne demekse) yakıştırılmış olsa da..' Gülümsedim içimden..Şiirimizde dişil dil,Oktay Rifat'ın Perçemli Sokak'ını çözümleme/yorumlama denemesi, Roman uzamında mesnevi okumaları oylumlu etine dolgun makalelerin başlıkları. Tiyatroda Genco Erkal'ın Bir Delinin Hatıra Defteri'ni tekrar sahnelere döndürmesine ve Küheylan ismindeki oyuna, plastik sanatlarda Tülin Kaynak ve Mübin Orhon'un kompozisyonlarındaki renk karmaşasına, müzik alanında da Arvo Part, Boulez ve David Bowie'ye değinilmiş. Söyleşilerde konuk alınan isimler ise Tahir Abacı, Yücel Kayıran ve Cengiz T. Asiltürk. Ceyhun Atuf Kansu'nun ünlü şiiri Dünyanın Bütün Şiirleri'nin yazılmasına vesile olan trajik olayın hikayesi de bu sayıda kendine yer bulmuş.

Yaz Sayısı (aşka sözü bulaştırmakla suçladılar bizi, deniz,
kumun günlüğünü temize çekiyor)

İşte yine buradayım, otların büyümeye acele etmediği bu yerde


Burada yazmak, rüzgârın dört sözcüklü diline çalışmak

aşınan taşlara bakmak, deniz kabuğu toplamak
bir yarayı kaşımak, bölünmeyi önlemek,
sandalı hazır tutmak, uyumak, uyumak…

Burada, iyi şiirler yazdım bir zamanlar

iyi şiirler ki ıslak otların arasında eşinen atlar,
rüzgârla çarpan bir kapı, duru yaz göğü, bir çekiç
bir çaydanlık, yağmurda ıslanan koyunlarla dolu bir vagon
ve her şey gibidir

Sabahları uzun yürüyüşlere çıktım,

balıkçılarla takıldım, yeni sözcükler
öğrendim ister istemez, havaya bakıp
bozacak dedim, bu nasıl yazsa
sonumuz hayrolsun, akşamları
balkonda yıldız rakısı yaptım,
bir şeyin dönüşmesi, bir alışkanlığa
istemeden…

Kötü şiirler de yazdım ve öğrendim

kötü şiirler ırmağın daraldığı yerde bir ağaç
rüzgârla çarpan bir kapı, duru yaz göğü, bir avuç çivi
bir konserve açacağı, dağın gölgesinde bir ağıl
ve iyi şiirler gibidir

Burada yazmak, kendini alışkanlıkların akışına bırakmak

zamanın imzasız bir mektup olduğunu varsaymak
Uyarı: Yağmur diye uzun bir şiire başlamak
temiz çarşaflara uzanmak, yastığına sarılmak
ve içerden gelen daktilo sesinin
tıkırtılı ırmağına gömülerek uyumak

Güneş yarın başka sözcüklerin ardından doğacak


Seni Gevran Caddesi'nde Bekledim / Ali Taş

seni gevran caddesi'nde bekledim
saatler bu kadar geri alınmamıştır
yürür gibi yürüyorsun farkında mısın
adımlarında bekleyene gitmek yok
uzak duruşlarda bilinçli gecikmek
sözcükler üstüne düşünen bir kızsın
"seni" diyorum ve sevmeler yarım kalıyor

ağzıma bıraktın sevgi zehrini

aşk söylemek böyle yamalak olmamıştır

cenaze bir kalabalığı sürüklüyor koşu yolu'nda

onlara katılır gibi gidiyorsun üzülür gibi

düşünen insanlar kurşunla ölçülüyor artık


gevran caddesi'ni daha sesin vurmadı ayakların

gelmelisin gelir gibi


Gerçeklerle arası iyi olmayan fanzin Marşandiz'in bu son sayıya ait kapağını zombiler basmış. Kaşıkadası zombileri özel sayısı damgasını taşıyor bu sayı. Zombilerle aram pek iyi değil, üstelik göndermeleri de anlamadım. Çoktan kült statüsüne erişmiş olan yerli yapım zombi filmine selam mı var, onu da izlemedim ki. O yüzden hele şiirler tam uçuk. Onur Akkiriş'in çizimleri keyifli. Yeri gelmişken Yabani isminde başka bir çizgi edebiyat fanzinin tanıtım sayısına rastladım internette. Basılı nüshasına kavuşmak için can attım doğrusu. Peyniraltının son sayısında da rastladığımız sonu iyi bağlanamamış yine de ilgi çeken fantastik hikayeler burada elbet özel sayı olma icabıyla pek çok bir yer tutuyor. Zombi = fantastik. Esaslı Bir Beyin Ölümü ve Bir Cikletin Tanrısı favorilerim oldu kusurları içre kaydıyla.

22 Mayıs 2015 Cuma

Marşandiz # 8, Peyniraltı Edebiyatı # 24, UP XIV2, Meçhul #9, Karazin #2

Marşandiz


Gerçeklerle arası iyi olmayan fanzin sloganını benimseyen yayın mizanpajı ve tabi ki kapak çizimleri ile dikkat çekiyor. Hatta benim için dergiyi satın almamda en büyük etken bu. Öykülerinde saf fantastik kurgudan ziyade büyülü gerçekçilik, gerçekçi büyücülük, postmodern zihin bulanıklığı, psikolojik kabusçuluk gibi akımlar sayfalarda boy gösteriyor. Bu sayının başlangıcında küçük İskender şiiriyle destekte bulunuyor. 28 sahifenin yarısını kaplayan şiirler arasında diğer öne çıkan ise Boş Sırada Kan Lekesi ile Şakir Özüdoğru'nun şiiri oluyor. Öyküler arasından ise açık ara fark ile Aksak Karabasanların Zifir Makinesi fantastiği, korkuyu, ironiyi buluşturarak diğerlerinin önüne geçmiş bulunuyor.

ACIKAYIP / küçük İskender

Bana da her şeyi başkaları anlattı cesede ulaşamadık
Gece gündüz ormanı aradık, uçurumlardan sarktık baktık
Bu koşturmada kardeşlerim öldü kucağımda
                          çok da arkadaş buldum
Elimdeki meşale binlerce ağacı tutuşturdu istemeden
Kapana basan da oldu, ayağı kopan da, gözü çıkan da
Allah'ı gören bile oldu ama o cesede ulaşamadık

Ona cesed demeyelim diye bağırdı arkalardan biri utandık
Hayat kilitli bir sandıktı biz anahtarını aramızda kaybettik
Gece gündüz uçurumları aradık, ormandan sarktık baktık
Başımız önde döndük gerisin geri yıllar sonra
Birimiz süt sağmaya gitti en sevdiği inekten
Birimiz kan sağdı kendi bedeninden

Şimdi düşünüyorum da onu nerede nasıl kaybettiler
Bizi halkını kaybeden insanlar diye tarihe kaydettiler

Peyniraltı Edebiyatı


Nihayet Didem Madak sayısı... Şair hakkında yazılan o güzel yazılar arasından özellikle Emre Kundakçı'nın ki söze vardıramadığım düşünceleri somut hale kısa ve öz bir formatta döktüğünden dolayı oldukça doyurucu geldi bana.  Yine şiirler ve hikayelerle dopdolu bir sayı. Bir kaç bana hitap eden hikaye içerse bile, işte bu dedirten bir örnekle karşılaşamadım maalesef.

SUDANUCUZYAZI / Furkan Özdoğan

sakin göllerin kuğusu ya da yarılan ekmeğin buğusu olmak ya da olmamak;
işte bütün mesela bu!
mesela;
kapı aynı, sesi aynı. duvarların rengi aynı..
bu da bütün.
büttük yani bi yerde, kavuşukken de büttük ayruk üken de..
yolyordam
zamanmekan
çaysigara
rövoşatagol
imankuran
her biri ayrı ayrı önemsiz.
önemsizliklerin bütünü benim bahsemediğim de.
dilimi sağa büktürememeyebilen her ne ise,
yola çıkarabilen yahut yoldan ayırabilebilen bile aynı şey hani..

onca bokluktan gram etkilenemeyen, aynadan götüne bakan, sevgilisi hediye almadı diye ağlayan, jölesi tükenince isyan çıkaran, korkak nice gençlerimizi yetiştiren yüce aileleri ve onların yakın çevreleri ve inandıkları ve inanamadıkları ve anladıkları ve anlatamadıklarım;
bakamayınca göremezsiniz elbet,
göremeyince de anlayamazsınız,
anlayamayınca da kurşuna dizmez misiniz?
lütfen bunu yapmaz mısınız?
inançlı iseniz Allah aşkına bunu yapmaz mısınız?
değil iseniz insanlık namına bunu yapamayabilir misiniz?
rica ederim bi gider misiniz yahut bi bırakır mısınız?
bi konuşmaz mısınız?
bi anlamadan etmez misiniz?
bir cevap vermeye,
bir kötü yola başvurmaya,
bir daha anlamamaya kalkmaz mısınız?


“ceylan gözlerine kurban olduğum,
tanrı selamını almaz mısınız?
mevlam sizi süs için mi yaratmış?
gel demedikçe gelmez misiniz?"

İNSANIN ÜÇ KITASI /İsmail Sertaç Yılmaz

I.Kıta Ruh

ruhumun, üzerinde tepiştiği birinci ada/bak şunun arasından su aksa buraya geyikler iner/ben bunların eteğinde uykuya dalmış ailesiz bir ayıyım/türümün son örneği olduğuma birçok konuda ikna etti beni insanlık/parmaklarımın üzerinde yürüyerek ben de terk ederim aslında kendimi/ama kış gelir yaz gelir/kendimde kalmak tanrı ile kul arasında kalmaktan iyidir.

içimde güzel çiçeklere dair köşeler var/devrimi tetikleyecek nitelikte düşünceler de yok değil/oturup/üşenmeden dünyadaki herkes için eskimiş bütün kotları kese kese şorta çevirmeli/
başka bir yola çıkan yollara topuklamalı/akarsuları denizlere kauşturacak aşklar yaratmalı/denizleri falezler konusunda ikna etmeli/yunusları başkomutan ilan etmeli/
kahkahayı silaha seksi kalkana çevirmeli/gibi şeyler geçiyor içimden /trenler de atlar da geçiyor/
bende dünyayı iyi edecek bir eylem yok./ama/sakinim
budümnyanın her şeyi kabul etme gibi bir bayağılığı vardır.

II.Kıta Kendi

insandan başka yokuş yoktur/kendi içine uzanırken eğil/
palavra sıkıyorum be kendime/
bir bel ağrısıyım ben./

sen hiç işemeye yer aradın mı hayalarını sıka sıka./
bak ruhunu bu duruma sokma dişlerini sıka sıka/
olduğun yere işe, olduğun yere bağlanma/
ruhun dişi yoktur,sıksan da kaçar/çünkü gidenler hiçbir şeyi değiştirmek için arzu duymazlar/
özellikle kendini.
sıkma canını cengaver!/bir yerlere gidemeyeceğini yolda öğrenirsin
ve yol zaten hiç bir yere varamama eylemidir de.

ne diyecektim kendime ben/unutuyorum ama sıkıntısı kalıyor/
o kalp terlemesi çarpınıtsı yavaşlıyor şimdi/yangın sönüyor ve beynim dumanaltı/
aklımda sönmüş hatıralar/bu belleğe ben kendim işedim.
siz sıçtınız.

III.Kıta Bellek

ben bunları denize atmayı seviyorum/neleri dedi
dedim kendimi,ruhumu ve belleğimi/ben üç kıtadan oluşan bir atlasım
dedi sence benim atlasım kaç kıtadandır./dedim sen bence ayrılmış olduğum yerlerin
içini dolduran çok hoş bir denizsin/dedi denizin hoşu nasıl olur/
dedim kaçmak isteyenin yolculuğu/yüzmek isteyenin huzuru/boğulmak isteyenin mağarası
dedim akıllanmayanın dalgası/hayal kırıklığına uğrayanın vefalı dostu/
unutmaya kalkışanın üzerinde uzandığı güzel bir orospu olunca olur.
sonra suratına çevirdim kafamı/dedim gözünde göz seker senin.
dedi kaç seker gözün?/dedim benim sekmez.

dedi sen çok kötü bir karaktersin/
dedim hayır,sen çok kötü bir okuyucusun./
dedi sen çok kötü hatırlıyorsun/
dedim hayır, ben iyi bir unutkanım./
ama hatırlamak yürümek kadar masum bir eylem değildir.

UP


Bu sayının kapağını sanatsal saiklerle oynadığı filmler sayesinde porno yıldızı olan , olmuş yada) Sasha Grey süslüyor. İç sayfalarda Sasha'nın yine sanat projesi olarak müzik işlerine de bulaştığı gibi detayları öğrenebiliyor, bununla da kalmıyor yaptığı işlerle ilgili söyleşiyi hatmedebiliyorsunuz. Burroughs, Beckett, Proust ve Deleuze üzerine yazılan uzunca makale konseptinden ayrıklığın getirdiği yabancılaşmayı sindirdikten sonra ilginç bir hale bürünüyor. Diğer bir yazıda ise Jim Morrison ve Kurt Cobain'in şairliği irdeleniyor. Müzik köşesinde endüstriyel soundun isimlerinden Godflesh konuk edilmiş. Alper Çeker'in köşesi de tek sayfaya pekbirçok sıradışı bilgi ve yorumları sıkıştırarak ilgi çekiyor. Şiir olarak ise Nikolay Glazkov, Tuli Kupferberg, Lindita Ahmeti, Robert Duncan, Can Gox, Semih Yıldız, Taylan Taftaf, Jörg Fauser sayfalarda yer buluyor. Görüldüğü gibi çeviri ürünlerin sayısı bir hayli fazla.

sen bana,
damlar üzerinde dolaşan ruhlardan,
meçhul bilinmezlerden,
hiç sahip olmadığım güzelliklerden bahsediyorsun.
ben sana,
ışığı aç, diyorum.

Lindita Ahmeti

Meçhul


Meçhul'un geçen ayki dosyası benim de oldukça merak ettiğim ikinci yeniden etkilenmiş ve İslami duyarlılıkta bir şair olarak bilinen Cahit Zarifoğlu'na ayrılmış. Hayatı ve görüşleri mısra alıntılarıyla birlikte anlatan yazılar şairi daha çok bilmeyene tanıtmaya yönelik. İçinde tanıklıklar ve anekdotlar da barındırarak keyifli bir hale bürünüyor, bu yazılar. Zeynep Ulusoy'un fantastik hikayesi üçüncü bölüme ulaşmış, yavaş yavaş ben de ısınmaya başlıyorum kurguya. Seyahat köşesinde ise Berlin'e uğruyoruz bu sefer. Sınırlı sayfalara yine deneme, öykü ve şiir elverdiğince sığdırılmaya çalışılmış. Alihan Varkan peygamberlerin unutulan/unutturulan insani karakterlerini vurgulayan Elçi isimli denemesinin ilk bölümüyle alaka uyandırıyor.


Karazin


Edebiyat yarışmalarının günümüzde aldığı hali kıyasıya eleştiren makalelerle, çıkış yazısının altı dolduruluyor. Dosya konusu ile ilgili yazılar çeşitlendirilerek tartışma ortamı sağlansaymış daha iyi olurmuş diye düşünmemek elde değil yine de. Hikayelerden A.Kadir İnce'nin kaleminden çıkan Değişim ilgi çekici bir twist içeriyor. Fanzin'de sayıca fazlasıyla yer verilen şiirlerin işçiliği göze çarpıyor hemen. Onların arasından kapalı anlatımına rağmen beyin de ısrarla anlamlandırma dürtüsü yaratan Tan Doğan'ın şiirini alıntılıyorum.

SANA MASAL GELEN

ruhumu fırlattım göğe newton
sonrası seninle tanrı-doğa arasında

sonra tozlu ve puslu bir yolda
yürüyorum rüyamda:
borusunu üflüyor bir melek-bach çalıyor
bir 'mavi' geçiyor birden tenimden
terimi içiyor bir 'gonce gül'-ki kızıl
üç tel saçım lir ve ş'ir
antik bir sızı yüreğim gayr:
kış ve kuş
ve ne çok seviyorum o an bulutları -ey 'ışk'
üzüm ağacı her yanım-eksik ve esrik
hayyam'ım
bir dümya'ya düşüyorum bir yükseliyorum
ay'a -anam çaresiz
sonra bir ada bürünüyorum bir adada -ne
robinson ne cuma
kumlar yalıyor derdimi kumsalda-ah güneş
ah dalga
anılarım acısı yitik 'zaman'
üç maymun beynim-darwin sus
üç savaş yaşıyorum üç ölüm
bir sipere düşüyorum bir yükseliyorum
gayya'ya-babam çaresiz
borusunu üflüyor aynı melek-bach çalıyor
hala
bir 'beyaz' geçiyor birden teminden
yol bitiyor

ruhumu fırlattım göğe newton
öncesi benimle 'hayat' arasında