YABANİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YABANİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2017 Çarşamba

Yabani #8 #9 Caz Kedisi #8 Peyniraltı Edebiyatı #38 Düşünbil #57 Kayıp Ruhlar Fanzin #1 Baykuş #1

Yabani'nin 8. sayısı yılbaşı özel konseptini sadece kapağında değil bir çocuk işçi çalıştırma hikayesi Santanizm, Noel Baba Avcılarını işleyen Damdaki Komançi, AVM'lerde çocukları kucağına oturtmaktan hoşlanan sapık Noel Baba hikayesi Noel Baba Öldürüldü çizgilerinde de görmek mümkün. Çok da anlayamadığımı söyleyeceğim Yılsonu Partisi çizgi hikayesi ile birlikte öykülerden 23:59:59 ve Milenyum da aynı ekseni takip ediyor. İntikam-ı Zevcan okuması eğlenceli bir zombi kadın bilimkurgusu gibi bir şey. Kralına İsyan ve Uçan Kale de ilerleyişini sürdürmekte.
9. sayının kapağı ise ayrı bir efsane olmuş.
Modern Sherlock Holmes filmlerini hatırlatan Seyfettin Efendi çizgisiyle, hikayesiyle bir Devrim Kunter emeği. Bu sayıda da çok anlam veremediğim bir çizgi hikaye var: Amsterdam'da 3 Yıl Nasıl Ayık Kaldım? Kılıç Dağı zor takip ediliyor olsa da epik hikayesi hoşuma gitti. Uçan Kale sonlanıyor. Hikaye genel olarak güzel olmakla birlikte karakterizasyon ve çizgiselleştirmenin temposu tatminsizlik yaratıyor. Kralına İsyan'da ise Korkut Dede'nin geçmişine dönüyoruz. Hikayelerden PC243 absürd korku fantastik bir hikaye olmasına rağmen dağılmamayı başarıyor. Diğer öyküler Maşuka ve Son Vapur pek de benim tarzım sayılmaz.
Caz Kedisi'nin bu sayısı Özdemir İnce'nin Dünya Şiir Günü Bildirisi 2010'uyla açılıyor. Şiirlerine yer verilen isimler, Neval Savak, Tomas Tranströmer, Mehmet Mümtaz Tuzcu, İlker İşgören (bana korkacak bir umut bırakmadılar/ölen kurtuldu diyorsun ya/kurtuldu deyişin bir öldürme biçimi/bir eve, üç ölüm çok değil mi sevgilim?), Kadir Sevinç, Sarp Keskiner, Hasan Varol, Melih Elhan, Yusuf Alper, Emre Şahiner (Allah ile aramızdaki gerginlikti dağlar...Çekemez deklanşör pili bitik sabahı/Bana aguşunu açmış tarlalar.Tarlalar yeryüzü yaralarıdır/Kuşlar iyidir. Allah ne büyük), Gülçin Sahilli,İbrahim Tığ, Ufuk Aymaz, Gülsüm Işıldar, Melek Ertan ve Juan Ramon Jimenez. Ayrıca kara şiirin çınarı olarak lanse edilen Langston Hughes hakkında yazılan makalede de şairin Nehirler ismindeki şiirini okumak mümkün. Düzyazı alanında ise Hüseyin Peker (şiirin Y harfi) , Hülya Deniz Ünal(fanzin ağırlıklı), Ayşe Özgür Aydoğan (Korkuyorum Anne film eleştirisi), M.Mahzun Doğan (güncesi), Devrim Dikkaya (jazz ve şiir festivalleri) imza atan isimler. M.Mahzun Doğan'ın Bir Kazım Koyuncu Kitabı olarak tanıtılan son eseri hakkında kendisiyle yapılan söyleşi, Yeşim Ağaoğlu ile yapılan caz konulu söyleşi, Ümit Yıldırım'ın Hüseyin Peker hakkındaki yazısı, Barış Erdoğan, Özgür Balaban ve Yağmur Sunar imzalı diğer makaleler de derginin bu sayısını tamamlıyor.

Nehirler bilirim
nehirler bilirim dünya kadar yaşlı
ve insan kanının insan damarlarında akışından daha eski.
Nehirler kadar derindir benim ruhum.
Fırat’ta yıkandım ben, şafaklar henüz çok gençken.
Kongo’nun kıyısına kurdum kulübemi ve o bana ninniler söyledi uyurken.
Nil’i kuşbakışı seyrettim, üzerinde piramitler kurdum onun.
Abe Lincoln New Orleans’a indiğinde Missisippi’nin söylediği şarkıları duydum
ve gün batımında çamurlu göğsünün tümden altın rengine büründüğünü gördüm.
Nehirler bilirim ben.
Yaşlı koyu renkli nehirler.
Nehirler kadar derindir benim ruhum

Peyniraltı Edebiyatı'nın bu sayısının kapağını aykırı şair Allen Ginsberg süslüyor. Sadece kafa resmiyle değil şiirleri, mektupları, hakkında yazılanlar ve ilham verdiği örneğin küçük İskender'in çarpıcı girizgahı ve Türkiye adındaki şiiri gibi, diğer yazılarla tanışıklığı olmayan okuyucu için doyurucu bir içeriğe sahip sayı. Yazılar sadece şairin kişiliği ve eserleri üzerine eğilmiyor, aynı zamanda çevresi, görüşleri gibi dinamik bir açıyı kapsıyor. Çevirmeni Süha Sertabiboğlu ile söyleşi, kendisiyle 60'larda yapılmış bir röportaj da bu çepere dahil edilebilir. Alis Harikalar Diyarın'dan bildiğimiz Lewis Carroll'a ait iki şiir çevirisi, kitap incelemesi, Uluma'nın film uyarlamasında oynayan James Franco ile yapılan söyleşi ve deneme (ki içeriğiyle yüzde yüz hemfikir değilim) ile birlikte derginin sadece ürün yayınlayan kimliğinden sıyrılmaya çalışması olumlu adımlar. Öykülerden Dilan Özdemir'in Pencereyi Kapama'sı ve Uğur Uçkıran'ın Yağmur Getiren'i özellikle hoşlandıklarım oldu. Yine şiirler şiirler...

Albert Camus  kapaklı Düşünbil sayısı da tam Sartre okuyorken alınmayacak gibi değildi doğrusu. Dergide değerlendirmelerin bir çoğu Camus'nun Cezayir Savaşında aldığı tutum ve Sisifos söylencesi örneğinin altı çizilerek Sartre ve varoluşçuluk ile farkı etrafında şekilleniyor. Antik Yunan miti olarak Tanrıları bile kurnazlığıyla alt edip kızdıran Sisifos namındaki bir kralın ilelebet bir kayayı yokuş yukarı yuvarlamasıyla cezalandırılması olarak bilinir bu söylence. Tam tepeye vardığı anda kaya gerisin geriye yuvarlanır ve sonsuza dek bu döngü devam eder. Bu didinme bile hayatı olumlayan bir mutluluktur Camus'ya göre. Yazıların başlıklarını sıralayayım:
Camus:Evet ve Hayır Arasında, Camus Her Daim Yabancı Kalacaktır,Camus'da İçkinsellik:Varoluşsal Bir Tepki Olarak Kaygı, Yaşamayı Seçmenin Absürt Cesareti, 20. Yüzyıl ve Diyalektik Çıkmaz:Albert Camus'da Uyumsuz Duygusu ve İntihar,İntihar ve Saçmadan, Cinayet ve Başkaldırıya: Albert Camus'da İnsanın Sefaleti, Camus'nun Bilinçdışı, Kendine ve Ötekine Yabancı Başka bir Albert Camus, Camus Neden Varoluşçu Değildi?,Başkaldırı: Varlığa Yönelen Sesleniş, Camus'da İnsanlık Durumu. Ayrıca dosya konusu haricinde Senem Kurtar'la Söyleşi:Sartre ve Yazarın Elleri Neden Kirli?, Sadelik Gerekli Bir Erdem midir?, Varolmanın Dayanılmaz Şaşkınlığı, Kant'ın Bir Öğrencisine Yazdığı Mektubunda Kalp Kırıklığı Üzerine, Beckett Tiyatrosunda Hakikat ve Teatrele Giriş, Herakleitos'a Göre Görmeyi Bilmek, Stoacılar Günümüz Problemleriyle Nasıl Başa Çıkardı gibi farklı başlıklara rastlamak da mümkün ki bazı makalelerin içeriğinin kısa kaldığını söylemek mümkün.

Kayıp Ruhlar Fanzin'in ilk sayısını internette bulmuştum. İnsanlık denen bu yoz toplum biz ne yaparsak yapalım yapageldiği şeyleri yapmaya devam edecek diyerek sadece canları istediği için bu fanzini çıkardıklarını söylüyorlar. İsmiyle tutarlı bir biçimde karamsar bir dille yabancılaşmış bir ruh halini sergileyen şiir, deneme ve öyküler mevcut. Bununla beraber bazı yazılarda edebi dil üzerine fazlasıyla titizlenilmiş bir izlenim bırakıyorlar. Fanzinde boşluk duygusunu uyandıran siyah beyaz fotoğraflar da yerini bulmuş. Ayrıca hayvan hakları başlığı altında hayvanat bahçelerinin manasızlığı üzerine de bir yazı bulmak mümkün.

Kayıp bir ruh yola nasıl çıkar?
veya
bir ruh nasıl kaybolur?
1. uzun yola çıkmaya hüküm giyilir
2. mataradaki suya tuz eklenir
3. azık olarak dünya üzerinde bir acı kök tadı seçilir
4. yaşanılan ısmarlama hayat terk edilir
5. gerisi zaten kendiliğinden gelecektir


Baykuş da amatör bir ruhla yayınlanan bir dergi. Renkli grafikleri ve çeşitlendirilmiş temaları ile dikkat çekiyor. Ünlü bestecimiz Münir Nurettin Selçuk, Virginia Woolf, Çehov Gorki mektuplaşmaları, Fikret Mualla, Rus şair Andrey Voznesenski ve Kemal Sunal gibi birbirinden farklı isimleri içeren bir yelpaze bu. İster istemez içerik tek odaklı bir bakış sergiliyor. Bununla birlikte mizanpajı ile ve farklı içeriği ile keyifli bir okuma sunduğu kesin. Son sayfalarında da bazı şiirlere yer verilmiş.
İnternet sayfalarında diğer bir kaç sayıya ulaşmak mümkün. Meraklısına.

25 Aralık 2016 Pazar

Hiç #7 - Yabani #7 - Nepal #4 - Mürdüm #3 - Marcel Proust (Çiçek Açmış Sözlerin Peşinde)

bilinmeli ki bir hayatın bir hatayı yontmasıdır aşk

Pek sevdiğimiz Hiç dergisi daha çok Fosforlu Cevriye adlı romanıyla bilinen Suat Derviş'i kapağında konuk etse de içerdiği Abbas Kiarostami'nin fimlerindeki yaşam, aşk ve ölüm izleği üzerine yazılan doyurucu ve kapsamlı makale dolayısıyla İranlı yönetmeni de rahatlıkla kapağına taşıyabilirmiş. Lafı dolandırmadan söylersek, Suat Derviş hakkında bir kaç kelam daha fazla söz edilseymiş keşke. İnceleme yazıları bu kadarla kalmıyor: Andre Gide, Thomas Mann, Mary Shelly ve Dante üzerine yazılara Ercan Kesal röportajı eşlik ediyor. Ürünlerden de Mert Can Fırat üstte alıntıladığım güzel bir ayrılık mısrasına imza atıyor.

7. sayıya ulaşan bilimkurgu fantastik korku çizgi roman dergimiz Yabani'nin ön ve arka kapak resimlerinin güzelliği hakkında bugüne kadar bir şey söylememiş olmamam ayıp. Kara Zeybek ismindeki çizgi hikaye şu anki konjonktürde yerli kahramanımız olsaydı ne yapardı sorusuna verdiği 'gerçekçi' yanıtla sarsıyor. Siyasal eleştiri babında güçlü bir ifade. Diğer çizgi romanlar aslında devam hikayeleri. Akbaba Şehri, Uçan Kale ve Kralına İsyan. Hepsi ayrı güzel ama Kralına İsyan bence biraz hızlanmalı. Akbaba Şehri'ni genel olarak sevmekle beraber çok dağınık buluyorum. Hikaye örüntüsü toparlanmalı artık. Derginin genel çizgisinden farklı hafif gotik ve derin Dünyanın En Büyük Sahnesi tek solukta biten son örnek. Şöyle bakınca hepsinde de aslında takdir edilesi eleştirel bir dil hakim. Baskı zamanlarında sanat en verimli çağlarını yaşarmış. Öykü konusunda dalgalı seyrin farkında olarak Kayıp Rıhtım'dan destek alınmış. Cogito idam cezası yerine bilinçlerin dijitalleştirildiği bir çağda idamını bekleyen bir mahkumun hikayesi. Kaptan, Orta Kapı! da gündüzleri halk otobüsü şoförlüğü yapan akşamları Kaptan Buzdağı ismiyle kötülüklere karşı savaşan bir süper kahraman renkli diliyle işleniyor. Devamı gelecek gibi. Yolcu'nun üçüncü bölümü Çöl adıyla dergide yer bulmuş. İlk iki bölüme kıyasla çok hoşlanmasam da büyük hikayenin bir geçiş safhasına hazırlık rolünü üstleniyor kanaatindeyim. Salı Sallanır Çarşamba Beyaz Çarşafa Dolanır, derginin yerel mitlerle süslü korku türünü temsil eden bir çalışma. Bu türdeki diğer hikayelere nazaran daha etkileyici.

Nepal'in üçüncü sayısını kaçırmışım, sağlık olsun.

yürüyen merdivenlerin ardında
bizi okşayan ve aksayan bir acelemiz var (Fatih Çünkioğlu)

bir elma bile bulamamış elma dalları
yine de yarısını aradığım şeyler var (Mihrap Aydın)

herhangi bir bitkinin tutunduğu yerden
tutunuyorum ben de hayata
...
nerde yakılan bir ağıt görsem oturur dinlerim (Enes Kurdaş)

"Sev beni" diyeni sevmiyoruz. Tamam mı? (öykü, Çağnam Erkmen)


Mürdüm dergisiyle üçüncü sayısıyla tanışabildim. Bazı kelimeler vardır, ya küçüklüğümden beri aklıma takılmıştır, asklepion gibi, kendi kendime tekrar ederken bulurum, kesin küçükken okuduğum ansiklopedilerden felan kalmıştır ya da eğlenceli bulurum, mürdüm eriği gibi, müdürüm müridim mürdüm, bi bana mı komik geliyor bu sözcük yafu?
Kapak fotoğrafı bir yerlerden tanıdık gelen dergi şimdilik radarıma girmiş durumda. Bir kaç alıntıyla birlikte içindekileri ekliyor ve takibe geçiyorum.


terli atlar ikliminde duydum adını
...
nal seslerinin çakıllara bulaştığı yollar
susmak gibi bir şeydi hem seni hem sana (Emir Doğan)

kanın yerde bir duruşu vardı
görmeliydiniz
çok -kabul görmemiş bir zaman ölçüsü olarak
çok ağladım

korkmuyoruz
ama cesur da değiliz  (Reyhan Korkmaz)

bir an, bir saniye
güzellik geçip selamlıyor bizi
ve bu yetiyor devam etmeye  (Jean Marc La Freniere)

gidince çürümeyeceğini bilsem
ellerimizi değiştirelim derdim
ellerimin ellerinde verdiği güzel ve uzun mola
ayrılık Allah'ın emri
ölüm olmasa... (Özge Dirik)

Bir de sırf hafızada yer tutsun diye Yapı Kredi yayınlarının sanırım bir kitap fuarında hediye ettiği yarım parmaktan da kısa boyutlara sahip Marcel Proust'un eserlerinden derlenen aforizmaların, deyişlerin yer aldığı Çiçek Açmış Sözlerin Peşinde'yi sonunda bitirebildiğimin kaydını düşmeliyim. Bir kaç yıl sürdü galiba. Bugüne kadar bu kadar ufak tefek bir şeyi kaybetmemiş olmam bile başlı başına bir mucize. İşin garip tarafı ise bunu 10 liraya internette satıyor olmaları.

13 Kasım 2016 Pazar

Peyniraltı Edebiyatı #37 - Marşandiz #10 - Yabani #4 #5 #6

Peyniraltı Edebiyatı, periyodunu 2 aylığa çevirerek ve sayfa sayısını (buna bağlı olarak da fiyatını) bir miktar artırarak verdiği aradan okuyucusuna geri dönüyor. Kapak konusu Sevgi Soysal. Kızıyla yapılan söyleşi, romanları hakkında yazılar, edebiyatı üzerine değerlendirmeler dosyanın altında yer almakla beraber derginin hacminde belki de olması gerektiği kadar yer tutmuyor. Daha önce derginin sayfalarında pek rastlamadığımız Kitap İnceleme köşesi altında Hasan Ali Topbaş'ın Sonsuzluğa Nokta adındaki romanı irdeleniyor. Kaan Koç, Merih Akoğul, Gülce Başer, Neslihan Yalman, küçük İskender, Alper Volkan Dikyar, İsmail Sertaç Yılmaz, Onur Akyıl (kuşların ilk uzağı kadar uzağım/kendi güneyime), Emre Varışlı, Başak Güneş, Miray Çakıroğlu, Neda Olsoy, Şakir Özudoğru, Arif Erguvan, Bengü Özsoy, Anıl Cihan, Ekin Metin Sozüpek, Gökben Derviş, Ali İhsan Bayır, Gizem Aktan şiirlerini bu sayıya veren isimler. Öykülerde ise Sezen Öngürü, Özkan Ali Bozdemir, Ata Egemen Çakıl, Önder Şit, Cahit Kaya, Kader Büyükbingöl ve Miraç Ağca gibi isimlere rastlıyoruz. Ek olarak Patti Smith röportajı ve 8 sayfa siyah beyaz bir çizgi uyarlama yer alıyor. Kimden uyarlandığını yazmasalar da (evet, ilginç) Bukowski diye tahmin ettim ve doğru çıktı. Gerçeği söylemek gerekirse verdikleri aradan sonra bomba gibi bir dönüş yaptıklarını söylemek o kadar kolay değil. Öte yandan çıtayı aşağıya düşürmüyorlar da.


bir yaz aşkı için ağıt


(küçük İskender)

Siz, su kadar yalnız değilsiniz
Bir gece tüm gövdenizle kapalı gözlerime eğildiniz

Nane kokan ellerimi tarçın ellerinize değdirdiğimde
Bilinen hikayelerin sonlarındaki aralık kapılar kapandı
Gözlerim size birer kapıydı onlar da kapandı
Öyle bir andı ki geceyi ortadan ikiye bölen aşkları unutturdu
Uzun yaz mevsimine sığmayan temmuzdan dudaklarınızda
İzahı zor / anlaşılması imkansız, geride kalmış eski bir tanrı

Islak bir dağ gibi yatıyordunuz ya yanımda
gibi o, her gidecek olanın yatağında gibi buruşuk aklımda
gibi sanki daha şimdi doğmuş sanat akımları gibi
veya büyük çöllerde birdenbire alev alan kasırga
gibi bir şeyler - söylendi durdu kendi kendine aşağıda deniz

Siz, su kadar yalnız değilsiniz
Bir gece tüm gölgenizle ömrümün önüne geçtiniz

Deniz başıma gelecekleri ta en başından biliyordu
Çünkü hüzün serbest yüzerken yeni fiiller üretiyoruz
Mesela kalp ne ihtişamlı bir fiil
Çekim eki sevdalarla göreve çağrılıyor sevgililer

O gece cümle içinde kullandım sizi ilk ve son kez
Siz, yarım cümlelerimdeki zarif, güzel kelimelerden ibarettiniz


Çözelti

(Miray Çakıroğlu)

Suda çözülmeden önce
Anlatmaya başlarsan sayılmaz.

Beyaz çözelti
Kararlı
Havai baloncuklar eşliğinde
Kutlamaya,
Kalmayışını.

Ben bittim
Ben bittim Ben bittim
Diyen kavisli bir ivme.

Bir hız alma
Dönemeç
Bu
Olumdan bitime.

Bu ben
Bu suyun içinde çözülmeden
İşte bakın anlattım
Bu anlattığım
Sayılmadı.

Heyecanlana kapıldım.

Bitiş ihtimalini
Kuyruğundan kavrayıp
Dipteki beyaz kalıntıya vardım.

Havai balonlar
bana baktığınızda düşlediğiniz
İhtimallere kadar uçtu.

Sormayın nerede
Suda yitirdim
Gövdemde
Eksik olanı.

Tut bu geniş nefeste
Çözüldüğünü düşünmek önce
Çözülmek sonra.

Şimdi her şey sonsuzken
Her şey şimdi anlatılır
Hadi, çözelti
Dene bakalım.

Marşandiz: Mert Can Fırat (böyle bilindi ve böyle susuldu / böyle de deflenir gece siperinde göğsün), Mehmet Can İnsperest, Etrafi, Can Küçükoğlu, Eşref Yener, Ömer Can Saroğlu, Özgür Göreçki (komşularımız bizimle iyi geçinsin aşure maşure getirsin / pistir diye yemeyelim isterdim) şiirlerde imzası bulunan isimler. Keyifli öykülerin isim bantında ise Mevsim Yenice, Özgürcan Uzunyaşa, Onur Selamet ve Ömer Can Saroğlu yazıyor. Öykülere yine karakalem çizimler eşlik ediyorken kapakta rengarenk bir cadıyı görüyoruz.

Yaşama Faaliyetleri

(Mehmet Can İnsperest)

VIII
sözünde durmuş birini
insandan başka sıfatla anamazsınız.

insan kalbinden anılır,
sonra yerine koyulur.

XV
bana ölümsüzlük teklifiyle gelenler
önce bir kez ölmemi isteyecekler.

yani denenmek sorun değil,
yaşamamayı bilmemekse bileceğim.
hani bakılacak onca şey vardır ya
öncesi sonrası hep kusur.
düşünsene boyundan büyük boyunlar bırakıyor gerisinde bu bıçak!
işte sana ölmek için bile yalnız,
iki durak arası
dilimler üstü bir dudak..

XVI
ateşi ateşle yaktım,
ellerim
ellerimin sebebi.

ateşi ateşle yaktım dedim,
ellerim ellerimin sebebi

gönül almayı bildiğimizden Değil ya işte
gönlünün genişliğinden
çoğu
zaman..

Yabani'de üç sayı birden hat trick yapıyorum.


4: Dr Hyde, yabancı albümlerden çıkmışcasına duruyor. Uzun süreydi keşke. Akbaba Şehri, çizeri Bora Örçal'ın ilginç bir tarzı var. Kaş kalemiyle çiziyor gibi, bu yüzden ayrıntılar daha yakına yönelik ve ayrıntı gibi değil, neyse şimdi tarif edemeyeceğim. Eserlerini takip ettiriyor kısacası.  Ayana devam ediyor tıpkı Kralına İsyan gibi. Dört öyküden ikisi hoşuma getti:) Gezinti ve Bir Kamp Ateşi Öyküsü.
5: Karabasan, çizimler iyi de uyarlamada biraz tökezliyor. Bora Örçal'ın çizimleriyle Vasiyet, öyküsüyle de güzel. Hızır ile Ejderha modern tarzda saf fantastik bir konu işliyor. Ayana devam ediyor tıpkı Kralına İsyan gibi. Sadece üç öykü bulunuyor ki Ölümsüz bir devam hikayesi aslında. Öykülerde etkili arkaplan/mekan/zaman oluşturulurken kurgu kısmı esgeçiliyor.
6: Yol'dan pek bir şey anlamadım. Şu an farkına varıyorum ki 1. bölüm denmiş. Sebep bu olabilir. Çizimler dinamik ve kompleks. Egzorsizm, sevemedim. Uçan Kale birinci bölümüyle heyecan yaratabiliyor. Münzevi, yağğni. Ve tabi ki Kralına İsyan. Öykülerden Arabacının Torunu, fena değil; Kapının Diğer Yanı, ehhh; Arka Koltuk, bana göre değil; Kambur, yess.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Hürriyet Gösteri #319 - Yabani #3 - Cazkedisi #6, Artistik Bellek #11

Hürriyet Gösteri'nin 319.sayısı hacim olarak daha geniş bir yer kaplıyor gibime geldi. Yanılıyor olabilirim, zira kafam güzel, af dilerim. Konu başlıkları ilginç olsa da içerik teori yönünden biraz cılız kalıyor: Türk Edebiyatında Kadın Yazarlardan Feminist Uzamlar, Sönük Bir Kadının Silik Öyküsü. Ağaç-Kadın-Güzel Yaprak-Yapmak İlişkisi. Şairin Niyeti/Okurun Niyetinde Özcan Erdoğan'ın Singin isimli şiiri konuk ediliyor. Şair diyor ki: duygu gelip geçer, duyarlıksa devinir, aşkı ve şiiri yeniden yaratır. Şiir ağırlıklı yazılarda Selçuk Uçku Letrist şiiri ile, Gültekin Emre biyografisi ile, Cengiz Bektaş mekanları ile, Aydın Afacan tereddüt kavramı ışığında, Osman Çakmakçı genel bir değerlendirme ile, Selahattin Yolgiden göç temasıyla, Barış Erdoğan hümanist bakış açısıyla ve Joyce Carol Oates sadece şair kimliğiyle sınırlı kalmamak koşuluyla konu edilmiş. Oates hakkında genel bir değerlendirme ve zoraki bir söyleşi de sayfalarda yerini bulmuş. Oates'un Eski Amerika Evine Ölmeye Geldi şiiri gerçekten etkileyici. Söyleşiler Aşk Mavidir Öğretmenim kitabı ardından Atalay Girgin ve Barış Erdoğan ile devam etmekle beraber burada sonlanıyor. Yönetmen-besteci ilişkisinin irdelendiği köşede efsanevi westernlere değiniliyor. (spagetti olanlara mı desek?) Bu yazının kapsamı altında Sergio Leone ve Ennio Morricone ikilisinin yapıtları mercek altında. Yücel Kayıran'ın son şiir eleştiri kitabı ele alınmış. Temelsiz ve dayanaktan yoksun ama sağlam görülen ve öyle kabul edilen argüman ve kavram tanımlarının temelsizliğini ve dayanaksızlığını gösterme etkinliği olarak elenkhos kavramı bende de yankısı bulunan bir değinme oluyor bu yazı başlığı altında. Yaşamını son günlerde kaybeden değerli tarihçi Halil İnalcık'ın kitabı hakkında yazının kısalığını basımın daha öncesinde olmasına bağlıyorum. Müesser Yeniay, bir şair olarak şiir yazma itkisini kendi örneği üzerinde açıklıyor. Gültekin Emre yine Çalışma Masası ismindeki köşesinde çalışma masasına uğrayan öykü ve roman kitapları hakkında fikirlerini kaleme almakta. Hüseyin Atabaş'ın Çağdaş Şiirimizde Karadeniz Duyarlığı, Melih Ergen'in Varuna'nın Bin Gözü  ve Ömer Faruk'un Banka Soymuş Bir Devrimcinin Samimi İtirafları namındaki kitapları da makalelerde yankısını buluyor. Bir kaç sinema sanatı üzerine ilham alınan yazı da bulunmakta. Şiirlerine yer verilen isimler ise Veysel Çolak, Mehmet Yaşin (yok aslında yanlış anlaşılmasın/ ben de istemez miydim bir aşk yaşamayı?), Yavuz Özdem, Sadık Yaşar, Nisa Leyla, Barış Erdoğan.

Yabani'nin 3. sayısı orta şeker kıvamında okuyucuyu karşılıyor. Metal dünyasını aralayan Golgotha, kendini beğenmiş TV program yapımcısı bir gurmenin hikyesinin irdelendiği Itadakimasu, ismi üzerinde Zombi Günlükleri çizgi hikayeler olarak çizimlerde olmasa bile uyarlamada sıkıntılar sergiliyor. Bir duyarlık ve intikam hikayesi olan Kartel'in son karelerini anlayamadım bile. Kralına İsyan'ın ise büyük bir merakla sonraki gösterimini bekliyoruz. Hikayelerde korku unsuru taşıyan Istrancalar'da Kaçamak, eğer ironik bir komedi gözüyle de bakıyorsanız anlam kazanıyor. Temizlikçi sonu biraz aceleye gelmekle beraber iyiydi. Öteki de kusurları ile birlikte yine de kendini okutmasını bildi. Fırıldak'ta distopik arka yapısıyla ve klasik aşk-kıskançlık örgüsüyle akılda kalıcıydı. Şaka maka 4. sayıyı bekliyorum ki çıkmış sanırım bu aralar.

Caz Kedisi 6. sayıyı ile karşımızda. Tanıştığım geçen sayıdan sonra heyecanım biraz dinmiş durumda. Şairler: Serdar Koç,

sahi sen mi söylemiştin
konuktur diye insan yaşama

Mehmet Mümtaz Tuzcu,Ece Apaydın, Yusuf Alper, Can Sinanoğlu, Rahmi Emeç, Mustafa Demircioğlu (Senin Bütün Sarılar isimli dört kıtalık şiire yer vermek isterim ama neyse, başka bahara...), Gökhan Taner Günsan, Beytullah Kılıç, İmran Tali, Örsan Gürkan Aplak, Süleyman Aytaç, Muharrem Sönmez,

akşamı toplamak mı
işte o pazarcıların işi

Recep Özkan,, Osman Koca, Nesrin Z. İnankul,Şerif Tezgören ve çeviri şiirleriyle/taşlamalarıyla antik Roma'dan Marcus Valerius Martialis (bütün çevirileri alıntınlamayı hak ediyor). Hüseyin Alemdar 41 maddede kişisel manifestosunu açıklıyor. Hülya Deniz Ünal genç şairlerin yapıtları üzerine görüşlerini belirtmeye devam etmekte. Hüseyin Peker de şairlerin isimlerinden esinlenerek ansiklopedi benzeri bir açılışı A harfiyle gerçekleştiriyor. Barış Erdoğan'ın yazısı edebiyatta intihar örnekleri üzerine. Ray Charles'ın hayatını konu alan film eleştirisi, Hülya Deniz Ünal söyleşisi, Mozaik Müzik Topluluğu, Monolog diğer yazılar. Ayrıca Erkan Karakiraz ve Mahzun Doğan'ın günceleri de devam ediyor.

Artistik Bellek 11 nolu sayıda Street Beatfest Özel Sayısı ekini veriyor. Ek, Cemal Erdem,

gidiyorum, erken giden şiirler ardında
bileklerindeki kolanya kokusuyla feryat
figan
masallar ören annem aklımda

sırt çevrilmenin yarası
kesikli omuzlarımda

Zafer Yalçınpınar, Jack Micheline, Kenneth Patchen, Bella El-Sabha'dan şiirlerin yanısıra, deneme ve öyküler ile neo-beat açılımı üzerine tanıtım yazıları içermekte. Dergiye dönersek, iştah açıcı bir sinema yazısı ile karşılaşıyoruz. Zeki Demirkubuz'un Yazgı'sını izlemek istiyorum bu yazıyı okuduktan sonra. Türker Ayyıldız'ın öykü kitabı Şikeste'den bir tutam ağzımıza bal niyetine çalınıyor. Şiirlerine yer verilen isimler Aslan Kocaman, Damla Selen Eraydın, Kadir Sevinç, Tan Doğan, Ezgi Aslan, Cemal Erdem, Neslihan Yalman oluyor. Öykü ve denemelerine yer verilen isimler ise Enes Üzengi, Semih Samyürek,Yusuf Duran, Fahri Küçük, Merve Tavuskarlı ve Deniz Fırat.

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Yabani #1 #2 - Plüton #3 - Hiç #6 - Düşünbil #53

Küçüçük içi dolu fıçıcık bilimkurgu fantastik korku çizgi roman dergisi Yabani'nin ilk sayısını arayp bulamamışken mahalle arasında kelalaka bir marketin dergi rafında görünce kapağın yırtık olup olmamasına bakmaksızın, ki yırtıktı demek ki takılmışım bu mevzuya, satın aldım. Başkaları, işin duayenleri öykü öykü kare kare dergiyi anlatmış zaten. Bu sebeple hoşuma giden ürünlerin ismini anacağım. Ergene'de Yaz ve Misafirler'in çizimleri,sadece çizgisiyle değil öyküsüyle de Kralına İsyan ve süper öyküsüyle Bebek Fabrikası. İkinci sayıda da devam eden Şeytanın Gölgesi biraz hit and miss olmuş. Hikayenin aktarımı kesik kesik, kopuk kopuk ama iyi bir hikaye. İlk sayının tanıtım sayfalarını internette inceleme fırsatı bulmuştum. Basılırken karanlık ve belirsizlik hakim olmuş sayfalara. Kısacası basım kalitesi sorunlu. İkinci sayıda Şeytanın Gölgesi sonlanıyorken Kralına İsyan şenlenerek devam etmekte. Öykülerden Açık Artırma korku öğesini öne çıkartıyor. Yazarı Giddar'dan tanıdığımız Erbuğ Kaya. Yolcu ise fantastik kurgu güzelliğinde. Devrim Kunter'in hem çizer hem de hikayeci olarak desteği tam gaz devam ediyor. Baskı kalitesinde gözle görülür iyileşme, kendilerini geliştirerek daha iyiyi hedeflediklerinin bir işareti. Kapak pek bir şık. Çizerlerin birbirinden farklı yönelimleri sayfaları zenginleştirmekle beraber tartışmaları tetikleyebilecek riskler de alınmış durumda. İnşallah böyle devam maşallah.


Plüton dergi, şık tasarımı ile iddialı bir duruş sergiliyor. Katı ve fasit bir daire içinde hapis kalmayan bunun yanında sağlam bir politikaları oldukları izlenimi veriyorlar. Üçüncü sayılarından itibaren takip etmeye başladığım için ve manifesto tarzı bir yazılarını görmediğimden dolayı şimdilik bu saptama izlenim seviyesinde. Sadece şiir ya da öykü yok, film ve dizilere, sergilere, kitaplara, müziğe ve fanzinlere de yer verilmiş. Diğer yandan çizimler de es geçilmemeli. Dünya yazınından Mayakovski ve Anders Olsson da sayfalarda yer bulabilmiş. Şiirlerine yer verilen isimler Cüneyt Eşberk (mevsimlerden ki çay tadındadır her ayrılık/ raf raf boş bardaklar her biri hatıra dizili/ kırılacak kalbim gibi elinde bekleyen...), Bengi Nur Güvenç (Atılan her çentik artık daha kararlı.), Mikail Burak Özkar, Batuhan Perker, Emrah Sağlam,Onur Budak, Umut Köksal, Tozan Alkan (acı:yeraltı ırmağını/göğe taşıyan gözyaşı.), Pesimist Münzevi Adam, Toprak Şems Özcan (sevgi denen şey/güzeldir süveyda'm/sarılmakla elimize yüzümüze/bulaşabilir gerçi), Fırat Kadaganlı. Öykü, deneme ve diğer düzyazılarda ise Bora Aşık, Ali Oktay Özbayrak, Reyhaniye Kaya (bu sayıdaki favori öyküm), Eric Rose, Burcu Meltem Tohum, Kürşad Gürses, Hakan Keskin,Hasan Uğur Gür, Hazal Battaloğlu veYusufcan Artunal'ın imzalarına rastlamak mümkün. Bir eleştiri, yaptım ettim'li lirik şiirler sıkmadı mı?



Meksika Açmazı (Mikail Burak Özkar)


Hakan'a....



tüm meksika için bıyığımdaki romantik amerika!


birinci tutulan tabanca:

-burdayım!-
taşıdığı yükten habersiz bir hamal serseriliğinde
okyanus tıpası açılışını bekleyerek
tüm mumları dikip kalbime
us'lu köşemde

portakalları
ankebutla soyuyorum
kaç liraya aldığımı unuttuğum bu merdiven çıkarmıyor beni allah'a
bir balık olmamak için sudan çokça korkuyorum
ibrahim'in odunlarına mı çevirir beni bu şaşkınlığım, bir balığa....
kendini göğe bırakmaklardaki o kanaviçe kırgınlık
sevgilinin konuşturulması için yalvaran bakışlar
yahut etini durmadan çiğneyen yamyam
gibi bir şey
-se
 çaresizlik
ağzıma düşen payı üfleyerek duraksadığım bütün günlerde bulabilirim.
kûn fe yekûn
dilim sürçse, seni sevdiğimi söylesem sana

hiç beklenmedik bir anda gelen muştuyla
kalkıp
bitmeden atılan sigara izmaritlerinin yüreğimizde
göstere göstere çaldığı minareler
ve o minarelerin sırtımızı dayadığımız gölgeleri
kaçacağım tutuyor, hayatta olduğumu bilmesen inanıyorum aslında



ikinci çekilen tabanca:

şimdi öyle bir susmalıyız ki bütün dilsizlere inat olmalı bu duruşumuz
ve kurtarılacak bir şey kalmalı hayattan
ardına bakmadan gitmeli ve dönüp hiç gitmediğimiz yerlerde
daha önce hiç kimse aşık olmamışcasına
bağırarak şarkılar söylemekten vazgeçmeyerek....
ki ben bütün hayal kırıklıklarımı devletin ellerine bıraktım, umarım onları da yerler
inandım çünkü devletin kanının kuruduğuna!
seni her gördüğümde kendi ölüm ilanına rastlamış bir serçe gibi
ürken kalbim.

kendi romanına kahraman olarak doğan ve
bi' başkasının hikayesine nokta olarak bitenlere
bir paranteze alma işlemidir yaşamak
ki insan yaşadığı müddetçe ölümle tehdit olunur.
kaç kere daha kaybetmeli bir kere daha kaybetmek için
hep beni mi bulur o kurşun?

çünkü
bir gün ben bir japon olsam, hiroşima'ya gitsem
ibretler yüklesem zırhıma yine de bir baltaya sap olmam
çünkü bir gün ben bir japon olsam
yine de seni sevmeyi
düzenli hayata
sabah dokuz akşam altı mesailerine
refah yaşam seviyesine, borsanın hepçe kazandıran dalgalı kuruna
ve ya çokca seyehatlere
ve bir kere olsun kapadokya'yı görmeden ölmemeye
tercih etmem.



üçüncü çekilen tabanca:

dünyaya geldim, kimse nezaketen kolonya tutmadı
peygamber'in halid nerede sorusu üzerine medine'ye koyulan halid aceleciliğiyle
geçtim sudan görüntülerinizden
kitaba, kitaba
ve kitaba!
sığınmaktan başka bir çare bulamadım.
ağlamak, değil dindirdiğinden.
kalemimdeki kemiği durmadan kanatan ve durmadan dindiren
bir yerden bir yere hep yürüyüş mesafesindeki bu küçük şehirde
senin sokağın uzakta bir ülke gibi kalırdı.

kalbim çarpıyor, bir yerlere....
"korkma ya ebâ bekir, allah bizimle!"


Eyersiz ve Atsız (Anders Olsson)

fırlatıp atma güneş yılını
omzunun üzerinden
eyerim yok diye
atım yok diye
süvarinin gülüşü
dik tutuyor seni
boşluk
ayakta tutuyor
tomurcuğun içinden
yeni fışkıran yaprak
solup giden yaprak
kazandığın her şey
kaybettiğin her şey
dik tutuyor seni
herkes için ya a hiç kimse için
yağan yağmur ve
sofora ağacının dansı
ayakta tutuyor seni
sevdiğin her şey
dik tutuyor seni

Herkesin şair, herkesin yazar olduğu bugünlerde Hiç dergisi'nin önemli bir eksikliği giderdiğini daha önce belirtmiştim. Abdülhak Şinasi Hisar, kimin aklına gelirdi? Elif Sarıaslan ve Büşra Şengül'ün kaleme aldığı doyurucu dosya yazısının bayağı bir mesai aldığını tahmin etmek zor olmamalı. Ayrıca yazarın anılarından bir derlemeye de yer veriliyor. Bununla kalmıyor, dergi Cemil Kavukçu ile yapılan bir söyleşiye, iki sayfalık Oğuz Atay değerlendirmesine, Charles Dickens'ran Georg Eliot'a yazılan hayran mektubuna, Halit Ziya Uşaklıgil sempozyumuna, sahafçılık üzerine inceleme yazısına da sayfalarında yer ayırıyor. İki öykü, iki deneme, Muhsin Bey'den Gönül Yarası'na Şener Şen, kitap ve film kritiği ve bir şiir ile sayı sonlanıyor. Arka kapağı ise Ahmed Arif, Nazım Hikmet ve Orhan Kemal alıntıları süslemekte

Düşünbil dergisi benim gönlü nazarımda biraz dalgalı bir seyir izliyor. Sayılarında bazı ilginç yazıları basmakla beraber sayıları, sayfa dolduran gereksiz makalelerin de işgaline uğruyor, gibi geliyor bana. Foucault dosyasını içeren bu nüsha da çok farklı değil. Foucault'nun kendisinden ziyade diğer felsefecilerle mukayesesi, dolayısıyla eleştirel bir okuma dikkati çekiyor. Foucault ve Lacan: Üstat Kimdir?, Foucaultçu Queer Teorisine Lacanyen Bir Eleştiri, Marx ve Foucault'yu Birbirine Bağlayan Entelektüel Soyağacı, Feminist Teori ve Michel Foucault gibi başlıklara bakmak bile yeterli. Bir duruşu sergileyen bu tavır elbette sağlıklı. Ama içeriğin biraz daha doldurulması gerekmez mi? (ki bazı makaleler elbette kesinlikle boş değil) Cogito'nun özel sayısı ya da Madan Sarup'un Post-yapısalcılık ve Postmodernizm'i geliyor aklıma. Dergi ayrıca Yücel Dursun söyleşisine ve Felsefe'nin neden Türkiye'de bir meslek olarak seçilemeyeceğine dair güncele yönelik vurucu bir yazıya yer veriyor.