YANN TIERSEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YANN TIERSEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

Yann Tiersen - Les retrouvailles (2005) + Model/Actriz 2026 İstanbul Konseri

Yann Tiersen'in yine içi dolu, sağlam bir kaydıdır. Tarz aynı, hani devamlı tekrar etmeyelim bahiste. Popülaritesi yüksek parçalar da var. Hatta rakamsal olarak biraz yüksek. Farklılıklara eğilirsek, A Secret Place diyeceğim, vokale Stuart A. Staples geçmiş. Yani demem o ki Tindersticks'i çok ihmal etmişim. Yaz maz, iç titreten grubun 2024 albümünü dinleme listeme, dediysem de 2 ay sonra sırası gelir anca, alıverdim. 

7,75/10


Model/Actriz konseri için sadece hayatımda izlediğim ilk 5'te diyip konuyu açtığım gibi kapatacaktım. Biraz daha açmaya karar verdim, her nedense. Mekan Blind, Asmalıçeşme'de Babylon yerine açılmış, bir süredir faaller. Üst katında balkonu da olan küçük ama ferah bir yer. Çok kalabalık, tıkış ıkış kıkış bir performansa denk gelmezseniz rahat edersiniz. Hiç de bahsettikleri gibi kapı açılıyor, sesler karışıyor durumu da yoktu, en azından bu konserde. Ses de iyiydi, IF'e nazaran çok iyiydi. Normalde sık konsere gitmem, hele hafta içi namümkün. Ama bu konsere gözü kapalı gitmeye karar verdim ilahi bir çağrıyla. Malum olmuş böyle süperinden bir eğlenceye tanık olmak demeyeceğim, parçası olmak. Bir kere ortamdaki en yaşlı kişi olabilirim, değilse de ilk üçteydim. Bir yandan yeni müzikleri aramayan, yaşını almış arkadaşlara kızacağdım amma vazgeçtim, gelip arkadaşlarınızla -benim kızım şu okula gidiyor, oğlum böyle, samet ne yapıyor- muhabbetleriniz çekilmezdi. Gençlerle takıldım, odağımız müzikti, eğlenmekti, kurtları dökmekti, memnunum. Öncesinde DJ arkadaş Prodigy tarzına yakın agresif bas yoğun parçalarla ortamı ısıttı. Hani ben metalciyim ama düz durmanın imkanı yok. Partisine gidilir bu arkadaşın. Sonra da grup ve vokali, tabi, seyirciyi avucuna aldı, kedinin yumakla oynadığı gibi evirdi çevirdi, o duvardan bu duvara fırlattı. Oturun dedi oturduk, zıplayın dedi zıpladık, hep oramız buramız oynadı. Tamam grubun gay temasını biliyordum da iri yarı bıyıklı kirli sakallı vokal arkadaşın siyah uzun kadın tuvaleti giyip yurtmacını sıyırıp tekmeler sallamasını, diva tavırlarıyla seyircinin arasına karışmasını, orada durmayıp bir ara balkonda kaybolmasını, insanları bizzatihi dans etmeye teşvik etmesini beklemiyordum. Çok iyi geldi, neye ihtiyacınız olduğunu bilmediğiniz şeyi yapınca farkına varırsınız ya, öyleydi. Son şaşırdığım nokta da grup öyle büyük bir grup değilmiş ya, RYM'nin oyunları işte..

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Yann Tiersen - Good Bye Lenin! (2003)

 Yann Tiersen'den Amelie'nin yakın sonrası diğer bir film müziği çalışması. Doğu Almanya'nın yıkıldığını çaktırmamaya çalıştıkları  sosyalist ideallere sahip ve son günlerine yaklaşmış hasta annesi ile ilgilenirken  olgunlaşan genç bir delikanlının hikayesi bu. Film Türk bir yönetmenin ellerinde daha arabesk ve duygusal olabilirdi bizim beğeni kriterlerimize göre. Bu duygusal fark bu albüm ile bir nebze giderilmiş. Yine de bestecinin en iyi çalışması sayılmaz bence. Şarkılar çok kısa ve yama gibi. Bu kadar beğenilmesi belki de film ile, filmin spesifik sahneleri ile karşılıklı birbirini besliyor olmaları gerek. Filmin en güzel tarafı eşin dostun bir araya gelip yıkılan bir dünyanın yeniden canlandırıldığı yenik bir oyuna ortak olması. 

7,0+/10

13 Mart 2026 Cuma

Yann Tiersen - L'absente (2001)

 Bence tabi, sanatçının en derli toplu çalışması olabilir. Bazı sinir bozucu tınlamalar yine eksik değil. Ve de lakin en hoş şarkıları misal Le Jour D'Avant içerir. Yine de Yann Tiersen'in kayıtlarında hep bir eksiklik, bir çatapatalık var gibi. 

7,50/10

17 Ocak 2026 Cumartesi

Yann Tiersen - Le phare (1998)

 Bu albümde biraz irkildim, zira maceracılık konusunda açık fikirliliğe sebep olan amatör yaklaşım bu albümle terk edilmiş, tabiri caiz ise piyasa ürünü kimliği belirgin hale gelmiş. Her şey hesaplı kitaplı gibi geliyor kulağa. Ve sözlü şarkılar hmm yeterince etkili değil desek, yeridir. Formalizm kaydı modern ama popüler klasik müzik çizgisine biraz daha yaklaştırmış. Ruhen Fransız duygusallığı debam etmekle birlikte yürünen yol sonbahar yapraklarıyla süslü olana dönüşmüş.

7,0/10

23 Aralık 2025 Salı

Yann Tiersen - Rue des cascades (1996)

 Modern zamanlarda klasik müzik öldü diye bir tez var. Halbuki diğer türlerle entegre olarak geliştiğini görüyoruz. Ambiyans başta olmak üzere elektronik ile misal. Caz ile hemhali uzun süredir mevcut zati. Bir de folklorün dokunduğu yada folklöre dokunduğu bir ara mamül de varmış. Yann Tiersen için böyle diyebiliriz. Bu albüm de öyle böyle. Ama ruh hali biraz karışık. Neşeli, heyecanlı bir taraf  gibi hüzünlü, depresif ve tedirgin bir taraf da sergiliyor, kayıt. Keman sesi çok etkili olsa da piyano başat rol üstlenmiş durumda. Parçalar kendi başına etkileyici. Ardı ardına sıralanınca bir uyum sorunu duyulabiliyor, dedim ya farklı ruh halleri... Son şarkı tüyleri dikelten bir performans. Sonuçta ilk albümün ardından ileriye dönük bir adım.

7,50+/10

10 Kasım 2025 Pazartesi

Yann Tiersen - La valse des monstres (1995)

 Amelie film müziklerini de yapan Yann Tiersen'i severiz. Fransız ezgilerinden ve enstrümanlarından faydalanarak hoş hatıralar yaratmaya mahir bir abimiz. Bu ilk albümü de farklı değil. Sözsüz çalışmalarda kendini tekrar eden aynı ya da bu tekrarları farklı parçalarda ufak revizyonlara tabi tutan minimalist yaklaşımıyla modern klasik müziğe de dokundurmalar sergiliyor. Bana sorarsanız nouvel age a la française. Bu albümün baskın bir sesi de zillerin ve çınlamaların fazlalığı. Yer yer enstrümanların orta çağ sesi verdiğini de duyabiliyoruz. Hafif karnaval kokusu da sinen albümün ismine (canavarların valsi) ve kısa, taslakmış gibi duran parçalarına baktığımızda sanki gotik bir çizgi filmin namevcut soundtrack kaydı intibası verdiğini reddedemiyoruz. Tabi albüm geneli itibariyle lineer bir gelişim göstermiyor, dinleyeni lerletmiyor, girdiğimiz karnala kapısından geri çıkıyoruz.

7,50-/10

22 Ocak 2015 Perşembe

Yann Tiersen - ∞ (2014)

Fransa'nın kuzeybatı ucunda kalmış farklı bir kültüre ev sahipliği yapan Bretagne'den kuzeye İzlanda'ya doğru gelgitli bir yolculuğa davet ediyor bu albüm bizi. Bana göre biraz abartılı bir sounda sahip olan pek ünlü Amelie albümünden sonra yerelliğe ve yalınlığa yönelinen bir albüm elbette farklı bir yerde duruyor. Akustiğin öne çıkarılmasına rağmen bilgisayarda yapılan elektronik müdahaleler ise bence albümün Aşil topuğunu oluşturuyor. Bretonca seslendirilen An Maen Bihan bu anlamda müthiş bir dinleti sunarken albüm soundunun tersine bu tarz bir manipülasyon her zaman bırakın aynı etkiyi bırakmayı, ister istemez olanı da bozuyor. Hayalperest ambiyans ise salınımlı melodiler sayesinde bizzatihi besteci tarafından sekteye uğratılıyor. Yalnız farklı dillerin, Bretoncanın yanısıra İzlandaca ve Faroe dili, şarkılarda ses bulması ve yukarıda bahsini geçirdiğim Aşil topuğu etkisi albümde olumlu yönde iz bırakıyor. Grønjørði ve Steinn gibi. -yor'suz biten kısa ve öz bir cümleden sonra titreyip kendime dönüyorum ve ekliyorum: Albüm kapanırken İskoç İngilizcesi gibi kulağa enteresan tınlayan bir dialektin şairane okuması ile sonlanıyor.

7,25+/10

2 Eylül 2010 Perşembe