TARİH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TARİH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: İzmir

 İzmir'in kurtuluşu ve o meşum yangın sonrası canlarını Rumlarla birlikte kurtarmaya çalışan ama genelde unutulan bir Ermeni azınlık da bulunuyormuş. Tarihi Kentler ve Ermeniler serisindeki bu cilde konu şehir tarihsel olarak bir Ermeni kenti de sayılmaz. Özellikle ticari bir kavşakta bulunup batıyla bağlantısı sebebiyle zenginleşen ve batı kültürünü özümsemeye başlamış bir tüccar sınıfının da parçası olmuşlar. Kitap içindeki makaleler de kronoloji ve demografiye konu alanlara ek olarak dilsel, kültürel ve iktisadi bir bir yapıya kadar çeşitlilik gösteriyor. Farklı olarak ise Hemingway ile Henry Miller'in İzmir izlenimlerinin karşılaştırıldığı makale örnek verilebilir. İzmir'den Arjantin'e yaşadıkları travmaların üzerine kimliklerini koruyup yeniden hayat kurabilen bir ısrar ve bir direniş hattı da diğer gözlenebilen bir olgu.

14 Haziran 2026 Pazar

THKP-C ve Devrimci Yol'dan Bugüne Geçmiş Değerlendirmesi: Bu Tarih Bizim / Teslim Töre - THKO Hareketi ve Bazı Anılar

 Bu Tarih Bizim isimli bu eser, DY'nin bugün kitle örgütü olarak Halkevleri içinde örgütlenen kanadı tarafından yayınlanmış. Devrimci hareketin sorunları, kendi tespitleri ile ortaya konup hem THKP-C'nin doğuşu ve dağılışı, hem de ardından DY'nin doğuşu ve likidasyon süreci analiz edilmiş. Tabi geriye dönük özellikle bugün Sol Parti ekseninde ilerleyen eski liderliğe eleştiriler içermekte. Bu eserde de DY'nin aktif direniş çizgisi, iç savaş teorisi, direniş komiteleri sahipleniyor. Bu doğrultuda geçmişi büyük oranda sahiplenen diğer DY yapıları ile olan fark flulaşıyor. Hareketin lider kadrosunun salıverilmesi ardından daha önce başlamış olan Devrimciler çalışmasının tartışma süreciyle legal koalisyonlar partisine sonuçlandığı dönemde muhalif tavır alan grup bu yayının tarihi 2006'da hala ülkeyi sömürge tipi kapitalizm ve sömürge tipi faşizm kavramları ile tahlil ediyor. Yeni işçi sınıfına vurgu yapılmakla birlikte geçmişte PASS ve BDS gibi pratiklerde ortaya konan halk savaşı stratejilerinde somutlanan yeni sömürge devriminin bugüne ışık tuttuğunu belirtmeleri ilginç bir detay. Ayrıca tam da kendi yaptıkları aşağıdaki saptamanın bugün kendileri için doğrulandığı görülebilir.

Bu durum bizim için, başı sonu belli olmayan bir "partileşme süreci" yaklaşımıyla gündelik olayların peşinde sürüklenen bir politik kadro kümesine dönüşme tehlikesi yaratmaktadır. 


Sonradan TKEP'yi kuracak devrimci önderlerden Teslim Töre, sektolojinin parçası sol anılar türünde 1979 gibi çok erken bir tarihte bu eseri kazandırıyor. THKO'nun diğer kanadının kendisi için getirdiği eleştiriler bu broşür/kitabın yazılmasını tetiklediği görülüyor. Nurhak dağlarında kır gerillası oluşturma çabalarının trajik sonuna kadar olan süreci ve ardından GMK'nın oluşturulması ve Parti Bayrağı'nı oluşturacak ekipten kopuşu detaylıca anlatılmış. Durmadan fikir değiştirip zikzak çizen maoist kanat olabildiğince eleştiri oklarının hedefinde

3 Mayıs 2026 Pazar

Güven Erkin Erkal & Deniz Durukan - Türk Rock 2000

 Yerli rock piyasasının popüler manada zirveyi gördüğü günlerde Öküz dergisi içeriğiyle yıllık yayınlama serüveni 2 sene sürebilmiş. Zaten 2000 sonrasında da yavaş yavaş veya hızlanan adımlarla bayağılaşma sürecinin ardından löp diye bir çöküşe tanık olmuştuk. Albüm, demo yorumları yapan, röportajlara mikrofon tutan, konserleri, afişleri derleyen isimler Türk rock müziği ve çizgi roman arşivcisi-duayeni Güven Erkin Erkal ve sonradan edebiyat dünyasında adını duyuran Deniz Durukan. Özellikle Deniz'in öznel ve polemiklere kapı aralayan tarzı zaman zaman itici gelebiliyor. Bunun dışında arşiv namına iyi bir çalışma gibi duruyor. Yıllık değil de geçtiğimiz senelerde çıkış yakalamış yerli indie rock kabilinden yeni bir derleme toparlama çalışması iyi olmaz mı diye düşündürmedi değil, hanisinden.


19 Nisan 2026 Pazar

Hasan Oğuz - Bir Sevdanın Arka Yüzü / Eray Yılmaz - Veli Yılmaz (1950-1993): Devrimci Gazeteci

 Hasan Oğuz, TDKP'nin sönümlenmesinin birebir tanığı olarak tepkilerini anı-roman türünde dile getirmiş bir yazar. Bu kitap öncesinde de Marksizm ekseninde pek çok araştırma eserine de imza atmış. Roman için tekniğin yeterli geldiğini söylemek mümkün değil. Zaten edebiyat yapma gibi bir gayesinin olmadığı da açık. Otosansür ve maskeleme yöntemlerine başvursa da burada sert bir şekilde eleştirilen şey TDKP'nin kendi içinde çökmesi ve legal bir harekete evrilmesi ve bu süreç hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. 1987 kongresine delege olarak katıldığında  merkezi organda tasfiyecilerin tasfiye edildiği, kimin ne karar aldığı belli olmayan bir sürece tanıklığı ardından o da partisinden kovulur ve kongreye geldiği Almanya'da ilişkileri kesilip kendi başına terk edilir. Politik hayatı memur hareketi ve Emeğin Bayrağı çevresiyle devam ettiran yazarın Enver Hoca gibi stalinist figürleri hala benimsediği anlaşılıyor.

Aynı hareketin merkezi komitesine yükselmiş ve neredeyse tek başına Halkın Kurtuluşu gazetesini var etmiş Veli Yılmaz'ın hayatı yeğeni tarafından kaleme alınmış. Profesyonel ve akademik duruşun duygusal popülizm ile dengesi yakalanmış. Arka planda ise solun tarihine yer verilmesi atlanmamış. Şebinkarahisar'daki lisede Atsız hareketinin gücü ve onlarla mücadele ilginç bir detay. Eklektik, tutarsız ve faydacı politikalarına rağmen oldukça kitleselleşen TDKP'nin kuramı, bibliyografisi, polemikleri de derine girmeden ama yaygın bir şekilde ele alınmış. Kendi gibi gazeteci olan eşi Neyyire Özkan ile aşkı 11 senelik hapis hayatında burada da örneklerine yer verilen mektuplarla sürmüş. Devrimci gazeteciliğe karşı hukuksuzluğu öne çıkarmak için çok sayıda kitap yazarak mücadelesine devam etmekle birlikte örgütlü siyasal hayattan kopmuş Veli Yılmaz. Bu kitapta da eserleri hakkında özet anlatımlar unutulmamış. Salıverildikten kısa bir süre sonra hayatını kaybeden Yılmaz'ın ve ailesinin çok sayıda fotoğrafına, dergi gazete küpürlerine de yer verilerek titiz bir çalışmanın timsali olmuş bu eser.

17 Şubat 2026 Salı

Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: Van

 Ermeni tarihinde önemli bir yer tutan şehirlerden Van ile ilgili bu derleme, bir kaç yüzyıllık kısa bir süre için bağımsızlığını kazanmış Vasburagan krallığı tarihi ile açılıyor. Van aynı zamanda Urartuların da anayurdu. Ermeniler bu halkın geçmişini veya çok milletli krallığını tarihsel olarak sahiplense de eser etnografik açıdan bunu tartışmıyor. Van kenti antik çağlardan günümüze farklı egemenlikler altında mimari, kültürel ve sosyal açılardan irdelenmiş. Güneydeki Kürtlerle çatışmalı ilişkiler ve nüfusa dair demografik araştırmalar da diğer makalelerin konusu. Buradan da uluslaşma süreci ile birlikte gelişen patrikliğin propagandası, edebiyata etkisi, tehcir ve katliamlar sonrasında Türk propagandası ayrı ayrı konu edilmiş. Van merkezi ayaklanma ile bir süreliğine Ermenilerin eline geçmesi ve Rus ordusunun ve doğu Ermenilerin desteğiyle ayakta durduktan sonra terkedilerek nüfusun büyük kısmının ülke dışına çıkabilmesiyle biliniyor . Bu yaşananlar bir yandan Ermenilerin Ruslarla dayanışma içinde ihanetine örnek gösterilirken diğer yandan da çoktan artmaya başlamış kırsaldaki katliamlara cevaben direniş odaklı olduklarına dair bir savunmayı da içermekte. Dolaylı olarak ise merkezdeki Türk ve Kürtlerin kıyıma uğratılmasının bahsi geçiyor. Bu derlemenin en ilginç yazılarından biri ise kendi ülkesinde sansüre ve baskılara uğrayan Ermeni yazar Kurken Mahari ve onun Van direnişini arkaplan olarak alan hayli sansasyonal romanı hakkında olanı.

9 Şubat 2026 Pazartesi

Mehmet Süreyya Karakurt - Devrimci Yol Hareketi

 74-80 arasındaki istisnai dönemi sosyolojik açıdan derinlemesine araştıran eser, dağınık değerlendirmeler bir yana bırakılırsa bu kadar derli toplusuna pek rastlanmayan bir örnek oluşturuyor. Polemiklere de neden olan yapıt konu olarak o zamanın en kitlesel sol hareketini konu almış. Dev-Yol'un öncülü THKP-C'nin ideolojik mirası ile olan çetrefilli ilişkisinden başlayarak pratikte de izdüşümü bulan (misal aktif savunma konsepti) teorik yanını serimliyor. Amaç ise merkezileşme sorunu yaşayan ve mahalli varlıklardan teşekkül hareketin (yazar savını hareketin ademimerkeziyetçi bir yapıya sahip olduğu üzerine kurmuş) nasıl kitleselleştiği ve darbe ile birlikte bu kitleyi nasıl kaybettiği üzerinde yoğunlaşmış. THKP-C ile kitle örgütü hüviyetinde Dev-Genç arasında ayrım ortaya konmuş. Can güvenliğini merkeze alan ve bu sayede kitleyi arkasında konsolide eden aktif hat, şiddet sarmalında boğulan halkın çözüm beklentisine karşılık veremeyince darbe başlamadan önce bile psikolojik bir yenilgiye dönüşüyor. Yazar performativit tanımını analizin temeline koysa da basit bir lisan halkın ve devrimcilerin karşılıklı bir faydacılık ekseninde hareket ettiği anlaşılıyor. 

12 Ocak 2026 Pazartesi

Çağatay Anadol - Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi / Ali Taşyapan - Duvarın İki Yakası

 Bir Barbar Aşısı (TSİP 1974-1990) alt başlığını taşıyan bu sol tarih/anı kitabını partinin üst yönetiminde bulunan Çağatay Anadol partinin birlikçi tutumunu eksene alacak şekilde inşa ediyor . Merkezi konumda üstlendiği rol icabı üst yönetimin görüşlerini dinlemek önemli, genelde yerel aktivistlerin anılarına dayanan külliyata aşinayız. Kapsam oldukça iyi ve yazarın arkadaşları da kendi tarihlerini de ekleyerek katkıda bulunmuş. TSİP'in kuruluşuna yol açan etkenlerden başlayarak SBP içine likidite ( Türkiye sosyalist hareketine varlığını armağan ettiği) olduğu dönem ayrıntısıyla eserde yer bulmuş. Ama idealizm damgasını vurmuş. Geriye yönelik olarak partinin birlikçi tutumu o kadar övülüyor ve buna karşı çıkanlar yeriliyor ki... darbe döneminde kapalı faaliyete  kusursuz geçişi. Yine de bir siyasi partiyi tüm cepheleri ile aktarabilmek zor. Başta TÖB-DER olmak üzere dernek ve sendika faaliyetlerinin üzerinde pek durulumamış.


Ali Taşyapan yenilgi sonrası TKP/ML Koordinasyon Komitesi üyesinden siyasi hayatına devam ettiği TKP/ML Hareketi bünyesinde sempatizanlığa kadar düşüş hikayesini zehir gibi bir hafızanın ürün olarak oldukça nükteli ve rahat bir lisan ile aktarıyor. Bu açıklığı sadece siyasi yaşamını değil özel hayatında da sergiliyor. Ayrıca ayrıntılı şekilde birlikte mücadele ettiği kişileri anılarıyla kitaba misafir etmiş. Hacmine rağmen akıcı bir okuma sunuyor. Tanıklıklar ekseninde önemli bir belge olarak sol tarih külliyatında yerini buluyor.

5 Kasım 2025 Çarşamba

Adnan Alper Demirci - Türkiye'de Ağır Müziğin Geçmişi

 Türkiye'de ağır müzik tanımı heavy metal türevlerini ifade etmekte olup, ilgili eser, doğuş aşamasından 2020'lere (bir itirazım var bu noktada) türün serüvenini serimlemeyi çalışmaktadır. Sayfalara fotoğraf ve afiş gibi görselleri taşımak yerine karekodla kendi ürettiği internet sitesine yönlendirmektedir. Denenmiştir, bağlantılar çalışmaktadır. Lakin yazar yorum getirmekten ziyade ki o günlere birebir tanıklığı yoktur  özellikle basılı yayınların taranarak konser ve kayıtların listlenmesine ehemmiyet vermiştir. Polemikler ise yayınların sayfalarında yer aldığı kadarıyla yansıtılmıştır. Diğer detaylandırılan unsur ise grup mensuplarının isimlerinin sayılmasıdır. Metalcilerle aynı sahneyi paylaşan rock grupları ise odak noktasında değildir, isimleri denk geldikçe zikredilmiştir. Kaynak çalışması olarak bu bir tercihtir ve eksiklikler de göze çarpar. Demo ve albüm kayıtları ile ilgili eleştirilere, yorumlara, aldıkları tepkilere , az değinilmiştir. Özel radyoların canlanmasıyla yapılan radyo programları ayrı bir başlığı hak etmektedir. Ve tabi 2020'yi menzil koymuşken uluslararası arenaya taşan death metal örneklerine pek de değinilmemiştir. Anlaşılan o ki odaklanan dönem 80 ve 90'lardır. Bu bilinç ile okunmalıdır. Her Türk metalcisinin kütüphanesinde olması gereken elzem bir eser demeye gerek yok sanırım.

19 Ekim 2025 Pazar

Kurtuluş - Devgenç'ten Günümüze Devrimci Hareket / Kamil Yıldız - Tarihimizin Devrimci Muhasebesi

 Daha sonra kendini lağvederek diğer gruplarla birlikte SYKP bünyesine katılan Kurtuluş Hareketi'nin SDP'den ayrılmasının hemen ardından yayınlandığı anlaşılan broşür skandal derecesine varan bu ayrılığın yanısıra çok ayrıntılı bir geçmiş değerlendirmesini sunuyor. Sosyalist demokrasi tezine sıkıca bağlı olan broşür pratiğin hiç de öyle işlemediğini kabul etmek zorunda kalmış. Aslında hayli eleştirel olan dil polemik yaratımına da yataklık yapmakta. O zaman demezler mi ki bu özeleştiri değil midir ve ders alınmadan aynı kapta sunulan aynı yemeğin manası nedir? Dolayısıyla bu noktada en azından Türkiye sosyalist tarihine grubun ne gibi katkılarda bulunduğunu vurgulamak şart oluyor. Belki de Kürt milliyetçiliği, feminizm ve yeşilci siyasete kanal olması en büyük katkısıdır. Sektolojik ihtiyaçlar için kıymetli bir eser olarak değerlendirilebilir.

Diğer geçmişin muhasebesi temalı kitap ise TSİP'den ayrılan ve bugün darala darala/değişe değişe/birleşe ayrıla DKP/Birlik'e dönüşen TKP/B hareketine. odaklanmış. Klasik eleştirel sovyetik bir grup iken radikalleşen, Avrupa merkezciliği reddedeyim derken  aydınlanmacılığı, ilericiliği, laikliği ve batıcılığı tümden karşısına alıp elkaide/işid ile benzer fikri düzleme düşen, sünni kitlelere ulaşmayı hedeflerken gerillacılıkla tecrit olan grup kendisi dahil her akıma eleştiri getirirken, teori alanında o zaman siz ne yaptınız sorusuna karşılık ancak yine özeleştiriden öte bir cevap veremez duruma düşüyor. Varlık ve bekasını devlete bağlayan kitlenin sosyolojik çözümlemesini doğru yaparak anti-Türk duruşa teslim olmayan grup, bu çizgiyi PKK'nın Türk halkının yanında olduğuna dair fantastik bir görüşle birleştirecek bir başarıyla taçlandırıyor. Sektolojik ihtiyaçlar için kıymetli bir eser olarak değerlendirilebilir.




4 Eylül 2025 Perşembe

Tarihi Konuşuyoruz Sempozyumları 1: Türkiye Sosyalist Hareketi Tartışıyor / Kitle, İlke, İşçi Gerçeği, Genç Sosyalist Geleneğinden Gelenler Kendilerini Tartışıyor.

 Uzun soluklu olamayan 14 Mayıs Platformu'nun devamı gelemeyen sempozyumunun kitap halidir. İlk bölümde farklı sosyalist hareketlerden gelenler yetmişli yıllarda nasıl da kendilerinin haklı olduklarının muhabbetini etmekteler. Sempozyumun ikinci günü ise kopanlar ve bölünenleriyle TSİP geleneğini sahiplenmiş olanların değerlendirmelerine ayrılmış. Yalnız anlaşılıyor ki hem platform hem de sempozyumun kemiğini TKP(B)'liler oluşturuyor. Sadece TSİP genel merkez değil GSB ayrılığı da temsil edilmemiş. Özellikle doktorcu gelenek ile olan girift ve sisli geçmişe ve öz eleştirilere geniş yer verilmiş, TSİP geleneğinden kopuşların gerekliliği sorgulanmış. Ulusal ve dini sorun ile gençlik ve kadın hareketi karşısında geleneğin tutumları üzerine sunumlar da sonraki bölümlerde yer alıyor. Sektolojik manada öğretici bilgiler sunmaktadır.

22 Ağustos 2025 Cuma

Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: Harput

 Büyük Ermenistan, Küçük Ermenistan gibi tarihteki siyasi birimlerin yanısıra Dzopk/Sophene ve Harput diye de Ermenilerin yaşadığı bugün Malatya, Elazığ, Tunceli gibi illeri kapsayan bir yöre varmış. Siyasi organizasyonu, krallıkları, prenslikleri ile birlikte MÖ.2 binli yıllara kadar tarihi sürülen bölgede Muşkiler, Urumular gibi halklar üzerinden bugün de hala gizemini koruyan Ermeni halkının kökenine dair çözümleme girişimine tanık oluyoruz. Kitaptaki 15 makalenin yarısı bu minvalde tarihsel fotoğrafı çekmeye çalışıyor. Ve çok sayıda da resim ile belgelenmeye... Destanlar, Ermeni taşra edebiyatı'nda Harputlu yazarların etkisi, Fırat koleji ve protestan misyonerlerin faaliyeti ve tabi ki bir yokoluşa evrilen sürgün. İnkar edilemeyecek tanıklıklarla o günün korkunç katliamları göz önüne seriliyor. Özellikle bu bölgeden Abd'ye bu olaylardan önce başta ekonomik sebeplerle göçün yaşandığı ve göçmenlerle bağlantının kopmamış olması da ilginç detaylar. Cumhuriyetin ilk yıllarında da 4-5 bin kalan Ermeni nüfus kendi istekleriymiş gibi sınırdışı ediliyor. Üzücü olan şey bir arada yaşayan halkların bu kadar kolay birbirine kırdırılıyor olması.

26 Temmuz 2025 Cumartesi

Kurtuluş Kendini Anlatıyor V: Seksiyon -VI: Sevdaların Yangınından Geçtik

 Serinin beşinci cildi Seksiyon başlığı altında Kurtuluş hareketinin sömürgecilik tezleriyle uyumlu politikasının sonucunda tam işlevselliğe kavuşamayan Kürdistan seksiyon örgütlenmesini ve Kürt-Arap nüfus yoğun illerde örgütlenme çabalarını konu almakta. Konunun özneleri Mardin, Kızıltepe ve Dersim kökenli devrimcilerin hiç biri politik hayatlarına grup ile devam etmemiş, ilginçtir yarısı Kürt siyasetinin PKK'ya bırakılmasını eleştirirken diğer yarısı ise o tarafın legal yapılarında görev almışlar. Bu cildi okurken sekterlik, sol içi şiddet, delikanlılık-lümpenlik yada feodalitenin yansımaları daha öne çıkıyor.
Serinin son cildinde ortak bir tema bulunmuyor, anılarını anlatan devrimcilerin çoğu yine hareketin yöneticilerine karşı tepkili. Özellikle polis karşısında iyi bir sınav veremeyen yöneticilerin tekrar başa geçmesi, sosyal demokrasi tezlerinin geliştirildiği seksenlerde dahi grup içi farklı görüşlere karşı olan tahammülsüzlük dile getirilen belli başlı eleştiriler. Nihayetinde hareket 80'lerdeki reorganizasyon sürecinde aslında kemikleşerek küçülüyor ve bağımsız solcu veya feminizm gibi odaklara kaynak teşkil ediyor. Sol içi çatışmalara katılmadığı için cezaya çarptırılma gibi bir anı, daha önceki ciltlerde işte şöyle karşıydık, böyle karşıyız gibi beyanların aksine pratikte her grubun bu tarz eylemlere giriştiğinin kanıtı oluyor. Şiddet şiddeti, silah ölümü getiriyor.





28 Mayıs 2025 Çarşamba

Ari Çokona - 20. Yüzyıl Başlarında Anadolu ve Trakya'daki Rum Yerleşimleri

 Çok önemli bir duygusal  ihtiyacı gideren eser. Sonuçta yıllardır yaşadıkları ata diyarını terk etmek, terk etmek zorunda kalmak kolay kabul edilebilir bir şey değil. Kafkasya'dan, Kırım'dan, Balkanlar'dan Anadolu'ya da olabilir rota, insanların özünde birbirinden hiç de farklı olmadığını unutuyoruz bazen. Eserde Rumların yerleştikleri  köy ve kasaba isimleri geçiriliyor, kiliseler, okullar ve kültürel yapılar anılıyor. Osmanlı, kilise ve Yunanistan'daki göçmen dernekleri kaynaklarından faydalanılmış. Trabzon çevresi (eski Pontos), İstanbul çevresi ve Trakya, İzmir ve çevresi ve Kapadokya Rumların yoğunlaştığı bölgeler. Ama kültürel olarak bir yekparelikten bahsetmek mümkün değil. Sadece Türkçe ve hatta Arapça konuşanlar değil Yunancanın da farklı lehçeleri etrafında şekillenen kültürler belki. İstanbulda meyhane işleten biri kendini Rum diye tanımlayıp Yunanlar ile benzeşmek istmediğini belirten bir demeç vermişti. Abartmamak kaydıyla böyle bir ayrım hakikaten var. Milliyetçi çevrelerin propagandaların ötesinde yazar bir tür yeniden Hellenizasyon ve kolonileşmeyi açıkça kabul ediyor. Bir yandan İslamlaşma ve Türkleşme de devam ederken Karadenizli Rumların batıya Samsun'a, Gümüşhane üzerinden Kars ve İç Anadolu'ya doğru köy köy kolonileşmeleri mesela. Aynı şekilde Türkleşmiş ve biraz da tenhalaşmış Ege bölgesinin Yunan yarımada ve adalarından tekrar göçe tabi tutulması ve Osmanlı'nın son dönemlerinde kıyılarda yüzyıllar sonra tekrar çoğunluğu sağlaması da benzer bir örnek. Anadolu'nun Bizans'tan miras ortodoksların dil değiştirmeye daha yatkın olduklarını anlıyoruz. Kapadokya'nın Karamanları böyle tanımlanmakla birlikte Türkçe konuşan ortodokslar Anadolu'nun dört bir yanına dağılmış. Bununla birlikte İstanbul ve Karadeniz'de yerel Rumların diline daha sahip çıktığı görülüyor. Kitabın konusu olmasa bile müslüman olduktan sonra bile Rumca konuşan topluluklar bu coğrafyada hala mevcut. Ege'nin ortodoks ahalisi ise büyük oranda aslında Yunan zaten. İşte bunlar da benim bu eserden kazandıklarım. 

4 Mayıs 2025 Pazar

Kurtuluş Kendini Anlatıyor III (Fırtınalı Bir Denizdir İçimiz,)-IV(Daha Dinmiş Değil Fırtına)

 3. ciltte İsmail Metin Ayçiçek, İzzet Köylüoğlu, Mustafa Öztürk, Saim Koç, Seyfi Öngider, Ziya Sümer, 4. ciltte Burhan Tanrıverdi, Celal Polat, Doğan Fırtına, Haşim Barış, Süleyman Toklu Kurtuluş'un 80 ortalarına kadar olan tarihini kendi açılarından anlatıyor. Anlaşılıyor ki kurucu diye sıfatlanan ilk üçlü grup tarihsel konumlarına güvenerek bütün kitlenin kendi peşlerinden geleceğine dair bir önkabul ile DY ayrılığının şokunu yaşıyorlar. Kuruluş arkasından da kibirli ve sözde sosyal demokrasi tezleri ile çelişkili davranışlarını devam ettiriyorlar. Ve bu tavırlar pek çok yönetici konumda kadronun da hareketten kopuşunu hızlandırıyor. İşin daha ilginci bu iki kitapta yer verilen 2. kademedeki MK ve il komite üyeleri de kendilerini eleştirdikleri merkeze dahil etmiyor. 

Halbuki yönetici konumundaki bu isimlerin de alttaki kadrolara ve sempatizanlara karşı bir sorumluluğu var. Olanaksızlığın koşullarındaki ortaklık herkesi eşitlese de en azından yöntemlerde empatik davranışların anlamlılığı fark yaratıyormuş. İşin özü bu. Herkesin de bahanesi bu. Ama ilk iki ciltte bu bahanelerin aktarımın bile ne kadar saygısızca olduğunun şimdi farkına varılıyor. Hele cezaevlerindeki verilen başarısız sınavları öğrendikten sonra. Diğer ilginç bir husus ise işçici Doğan Tarkan ve ekibine yapılan davranışın haksızlığına dair genel kabul. Halbuki troçkizme yada troçkizmin kendi şahsına münhasır bir koluna yakınlaşıp kendi arkadaşlarından da kopan bu şahsın hareketin kendisiyle kan uyuşmazlığı olduğu bariz gözlemleniyor. Sonrasında ne olduğunu da tarih göstermekte. Ona gösterilen hoşgörüyü (yada geçmişe yönelik günah çıkarma seansı) kendi arkadaşlardan sakınarak hareketi aşındırma yolunun seçilmesi de hareketin önde gelenlerin psikolojisi konusunda ipuçları veriyor. Ve tabi ki bu tarz kapalı organizasyonların sosyolojik analizi açısından da.








21 Ocak 2025 Salı

Kurtuluş Kendini Anlatıyor I-II (İlhami Aras, Ali Demir, Şaban İba/Mustafa Kemal Kaçaroğlu, İsmet Öztürk, Mahir Sayın, Doğan Tarkan)

 Bugün de farklı siyasetlerde varlığı devam eden yetmişlerin önde gelen sosyalist gruplarından Kurtuluş hareketinin hikayesini  yöneticilerinin ve ileri gelen mensuplarının kendi ağızlarından, kendi dillerinden aktarma imkanı veren seri, grubun kurucularıyla yapılan röportajları içeren ve Kurucular alt başlığını taşıyan iki kitapla başlıyor. Kurtuluş grubu bugün de özellikle HDP çizgisi ile neredeyse eleştirisiz bir ittifakın parçası olması ile bilinir. Bir neviTürk seksiyonuna dönüşmekle suçlandıkları olmuştur. Ana akım SYKP ve SMİ, muhalif akım ise BDP ile DKP/BÖG çizgisine evrilirken ortodoks hatta KSD ismiyle küçük bir gruba hayat verir. En önemli kopuşunu ise bu kitapta da öncülünden bahsedilecek DSİP vasıtasıyla yaşar. THKP-C çizgisine eleştirel bir tutum geliştirerek gerillacılık yerine teoride işçi ayaklanmasını vurgulayıp  ana çizginin Kemalizm ve Kürt sorunundaki görüşlerini baştan sona değiştirirler. 
Sonrasında da hareketin tarihinde özellikle şahsi sebeplerle  gerçekleşen gelişmeler neticesinde 3 asli yerde kırılma gözleniyor. İlki kuruculardan merkezi oluşturan 3 kişi  ile diğer merkez komite üyeleri arasındaki uyuşmazlık, ikincisi darbe sonrası yurtiçinde yönetimi bıraktıkları politbüro ile MK arasındaki çelişki ve tabanda dar örgütlenmenin dışında kalan ve darbe sonrası yalnız bırakıldıklarını düşünen aktif sempatizan bir kitle ile yönetim arasındaki küskünlük. Buradaki söyleşileri de okudukça grubun merkezini oluşturan kişilerin güçlü egoya sahip olma noktasında ortaklaştıklarını görebiliyoruz. Kendi aralarındaki eleştirilerin hepsi kulağa doğru geliyor. Tabi ki  sorularla da tayin edilmeye çalışılan belli başlı hususlarda (kadın, sol içi şiddet ve birlik vb.)  özeleştiriler de anlatımlar da yerini buluyor.

8 Aralık 2024 Pazar

Türkiye'de Yerel Basın

 İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından basılan bu koleksiyon mesleği gazetecilik olanlara kadar konuya ilgisi olanlara da hitap ediyor. Türkiye'de yerel basın tarihi, Türkiye'de yerel basının sorunları, Türkiye'de yerel basın uygulamaları ve dünya yerel basınına iki örnek bölüm başlıkları altında 28 makale sıralanmış. Oldukça kapsamlı bu eserde makalelerin ve araştırmaların farklı yerlerden alınmasına bağlı olarak özellikle yerel basının tarihi kısmında tekrar düştüğü görülebiliyor. Dünya örnekleri de Fransa ve İtalya haricinde diğer belirgin ülkelere genişletilebilirmiş. Bu bahsettiğim bir kaç daha iyi olabilirdi hususu dışında kaynak kitap olarak gayet doyurucu bir eser. 

7 Ekim 2024 Pazartesi

Eric H. Cline - M.Ö.1177 Medeniyetin Çöktüğü Yıl

 Tunç çağını bitirip pek çok uygarlığın çöküşüne sebep olan silahlı geniş nüfus hareketi arkeolojinin ilgi alanlarından biri olmuştur. Eski Mısır kayıtlarında Mısırlıların zar zor direnebildiği ve lakin Levant bölgesinden Sina'ya doğru yerleşmelerine engel olamadığı Deniz Halklarını oluşturan farklı etnisitelerin kökenleri de spekülasyon konusudur. Son vakit DNA ile de emin olduğumuz son gerçeklik Filistlilerin antik Yunanlı oldukları. Biraz Sunay Akın tadında o dönemlern farklı hikayelerini bir araya getirip peşin hükümlü değerlendirmelerin teste tabi tutulduğu bu eser, sözkonusu güncelliği yakalamış. Youtube üzerinden takip ettiğim arkeolojiyle ilgili kanallar ile de paralellik arz ediyor. Ciddi bilim insanların tavrına uygun olarak da yeni bir şey söylemeyip spekülasyondan uzak durması da , ne diyeyim, biraz eseri sıkıcı hale bürüse de renkli yazım tarzı ile okuyucunun önündeki bu sıkıntının önüne geçilmesi hedeflenmiş.

7 Eylül 2024 Cumartesi

Naim Kandemir - Ömrümüzü Hayat Yaptığımız Yıllar / Hayati Yıldız - Dİyarbakır'da Devrimci Mücadele 1976-86 (Urfa,Mardin,Diyarbakır,Bitlis,Siirt,Van,Ağrı)

 

Liseli yıllarında Karadeniz Dev-Genç ile tanışan Samsunlu genç Naim Kandemir esprili bir lisan ile iyi kötü anılarını bu eserde kaleme almış. Aslında bu tür kitaplar hayatını kaybeden arkadaşlarını anmanın bir yolu da aynı zamanda. Ankara'da üniversitede Kurtuluş saflarında kendilerine feodaller diye şaka yollu taktıkları arkadaş çevresiyle yaşadıklarını mizah çerçevesinde yansıtıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bu mizah tarafı bende pek yer etmedi. Yine de bütün zorluklara, bu gözle bakmanın evrensel bir tedavi edici kıymeti vardır. Ailesi, arkadaşları ve tarihi belgelerin resimleri ile bu çok da hacimli olmayan kitabın sayfaları çeşitlendirilmiş durumda.


Aynı yayınevinden çıkan diğer bir kitap ise farklı bir siyaseti ve farklı bir bölgeyi ele alıyor. Derlenen yazılar daha sistematik, hem Dev-Yol'un güneydoğu'daki Kürt illerindeki varlığını serimliyor hem de bu süreçte yer alan isimlerin ağzından hikayeler ile kişisel boyutta insani yöne de yer veriyor. Fakat tanıklıkların çokluğu ve arka arkaya sıralanması olayların kronolojisini de bozduğu için kafa karışıklığına sebep veriyor. Hayati Yıldız bu isimlerden biri olsa da aslında derlemeyi yapan da kişi. Üstte belirttiğim gibi hayatını kaybedenler için de ayrı bir bölüm açılmış durumda. Anlıyoruz ki DY, Malatya, Elazığ, Dersim gibi sınır şehirlere istinaden bölgede bazı gençlerle sağladıkları istisna kabul edilebilecek irtibatlandırmalar hariç dışarlıklı kalmış. Daha çok üniversite öğrencileri ve öğretmenler ile seksiyon kurma çabasına girişildiği anlaşılıyor. Ortalama yüz bin tiraja ulaşan dergi bölgede belki bin tiraja ulaşamamış. DDKD'lilerle çatışma süreci, genel merkez ile yaşanan diyalog ve tartışmalar, bir itirafçının polis ifadesi gibi detaylar eserin ilgi çekici tarafları. Bundan dolayı da kitap, nıların derlemesini aşan belge niteliğinde bir esere dönüşüyor.

29 Ağustos 2024 Perşembe

Richard G. Hovannisian (ed) - Tarihi Kentler ve Ermeniler: Bitlis ve Muş

 

Ermeni tarihinde hanedanlık ve dini merkez olarak Bitlis ve Muş'un, kendi dilleri ile Pageş ve Daron'un önemini merkez almakta eser. Bu konu etrafında farklı yazarların kaleminden çıkma makaleler derlenmiş durumda. Elbette sadece tarih değil zamanın doğallığında din eksenli gelişen sanat ve kültür ile modern çağda yazar Saroyan'ın mistifiye ettiği Bitlis temasıyla edebiyata kadar çeşitlilik göstermekte yazıar. Sonuçta coğrafyamızın öncülü, hem farklı hem ilişkili bir kültürü tanımak için araç vazifesini görmeye yarıyor bu tür okumalar. Benim aklımda ise Konya ziyareti ardından bu tür tarihi kentlerdeki zayıf yani kerpiçten mimari yapı ortaklığı kalıyor. Anıt niteliğindeki bir kaç bilemedin üç beş yapı dışında yaşama , yaşayanlara dair bir kaç yüz yıl içinde zamanın tortularından başka geriye pek de bir şey kalmıyor.  

24 Haziran 2024 Pazartesi

Cafer Solgun - Demeyin Anama, İçerdeyim / Arzu Demir - Medreseden 5 Nolu'ya Nuri Yoldaş

 

Sol anı kitaplarından biri de ilk gözaltılarını çocuk yaşta yaşayan ve 80'leri hapishanede geçiren Dev-Sol hükümlüsü Cafer Solgun tarafından kaleme alınmış. Darbe sonrası genç yaşta sorumluluk üstlenen yazar cezaevi sürecinde de uzlaşmaz tavrını öne çıkartıyor. Zamanla Dersim Alevi kimliğinin öne çıktığı gözlemlenmekte. Bu eseri de doksanların çalkantılı dönemi öncesinde tahliyesi ile sonlandırıyor. Cezaevi sürecinde yaşadığı kimi zaman işkence ve direniş odaklı kimi zamanda insancıl gözlemlere dayanan anılar aktarılıyor. Sonrasında Kürtçü harekete yakınlaşması, Yüzleşme derneğine başkanlık etmesi, yazın dünyasına ağırlık vermesi ve hatta Taraf gibi gazetelerde yazması gibi gelişmeler bu kitabın konusunun dışında. 

Diyarbakırlı 70'ler TKP'sinin mensubu Nuri Duruk ve ailesinin hikayesi onların ağzından veya onlarla birlikte Arzu Demir tarafından kaleme alınmış. Diyarbakır cezaevindeki zor koşullar ve işkence ardından Hizbullah'ın baskısıyla İzmir'e göçme ve ayakta durma çabası bütün aile fertlerinin tanıklığıyla anlatılıyor. Nuri Duruk 80 öncesi döneminde sağlık çalışanı olarak Tüm Sağlık Personelleri Derneği yönetiminde yer alan isimlerden biridir.