ENSLAVED etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ENSLAVED etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2026 Cumartesi

Enslaved - Below the Lights (2003)

 Grubun en sevilen çalışmalarından biri ve hiç de haksız bir yakıştırma değil. Farklı katmanlarla tutarlı bir bütünü inşa edebilmelerinin güzel bir örneği. Bir kere açılışı bile bir heybet, bir güç yayıyor. En azından ben bir ürperiyorum, kendimi küçülmüş hissediyorum. Pastanın keki biraz postlaşmış black metal, üzerine saykedelik 70'ler çeşnisi, bir arada tutan harç olarak progresif metal ve ununda viking metal. Grup başlı başına bir isim de  Opeth, Borknagar gibi diğer gruplar da geliyor aklıma dinlerken. İşin enteresan yanı çok da kolay ısındım ve alıştım albüme, bir dinleme yetti. Üstelik nadiren olan bir şey oldu: heyecanlandım. Sanırım benim için de grubun en iyisi...

8,50-/10

8 Nisan 2026 Çarşamba

Enslaved - Monumension (2001)

 Dali'msi bir kapak enteresan bir işi muştuluyor. O kadar ki grubun zayıf albümlerinden addedilmekte. Kırık bir black metal albümü bu, cam kırıkları ile dolu. Gitar soundu olması gerekenden bir tık fazla çakaçoko. Bazı şarkılar tekrarlarda boğuluyor. Ama progresif dokunuş parçalarda ilginç noktaları boyayabiliyor. Gürültü namına gürültü sesleri...70'lerin prog atmosferi de işin içine girince kimi bazı yerlerde , başka ne eksik kalır dediğimiz anlarda saf folk viking parçası devreye giriyor. Kafamız albüm kadar karışık.

The Voices, Hollow Inside, Sigmundskvadet

6,75/10

11 Ocak 2026 Pazar

Enslaved - Mardraum: Beyond the Within (2000)

 Enslaved ile ilk black metal döneminde tanışmakla beraber 2010'lar itibariyle sevmeye başladım. Geçiş dönemini de yüzyıllar önce bir ucundan dinlemiştim ve ısınamamıştım, üzerinde de durmadım. Yani 2000 model albümlerine de pek ihtimam gösterdiğim söylenemez. Mardraum aslında bu dönemin ilk ürünü. Progresif ve teknik yanı derin ve dolayısıyla çok dinleme gerektiriyor aşinalık için. Prodüksiyon da ayrı bir engel. Çamursu kalitesi sesleri daha da bulamaca dönüştürüyor. Yine de kaydın gümbür gümbür açıldığını söylemek mümkün. Çubuk agresif tarafa bükülünce hoşuma gidiyor doğrusu. Sound'un black metal sonrası ve dahili ve lakin viking folklörünü terketmeden bir progresif metal ekseninde belerdiğini söylemek mümkün. Daha ilk albüm olması sebebiyle gayet başarılı olsa da bu birleşimin tam oturmadığını, aradan bir yerlerden, bir gruuvi rif olur, bir sıkıcı clean vokal harmonisi olur, kaçaklar yaşandığına tanık oluyoruz. İyi şarkılara gelirsek, başlangıcı övmüştük zaten, 4. sırada Ormgard ile yine bir silkileniyoruz, 7'nin kafası ve sesleri iyi. Sonlara doğru özellikle bestelerin düzleştiği gerçeği de mevcuttur. Gençliğimde, müzikal birikimimim sığ iken bu tür bir albümün yeterince hakkını verememiş olmamı gayet doğal karşılıyorum.

7,50-/10

16 Aralık 2024 Pazartesi

Enslaved - Heimdal (2023)

 Sabırsızca hemen atılayım. Diyeceğimi başta diyem. "O kadar da etkilenmedim". Folk etkisi çok belirgin ama İskandinav havalarını o kadar içselleştirmişiz ki bunu vurgulayan pek yok. Taktatuka bateri de ve bağzı bağzı vokalde hala black metal izi var. Ama uzun yıllardır biliyoruz ki grup kendine has atmosferik bir progresif yolu tutturmuşlar. Yer yer keyboard da sayke-yetmişlere selam etmekte. Kozmik anlar cereyan ettiğinde de pek güzzel oluyor. Sıkıntılı olan şey şu ki müziğin ritmini yavaşlatan temiz vokaller. Bu tezat temponun çok da hayranı olduğumu söyleyemem dopdoğrusu. Kingdom çok iyi, Congelia sıkı, Heimdal bi değişik.

7,25/10

2 Aralık 2021 Perşembe

Enslaved - Axioma Ethica Odini (2010)

 

Grubun en tumturaklı, oturaklı, uyumlu, su  gibi akan belki de en iyi çalışması. Ya da onlardan biri işte. Black metal sonrası dönemden bu albüme kadar dinlemediğim tonla çalışması var ve son yıllardaki çalışmalarına istinaden o yıllardaki eserlerin bana daha fazla hitap edeceklerine inanıyorum her nedense. Yani Axioma oralara kronolojik olarak en yakın albüm. Avangartuluk adına darmadağın, her türden eklektizmin çorba yaptığı yapıtlardan ziyade ana bir temel üzerinden yükselen çalışmaları daha bir sevmekteyim. Bu kayıt da sınırda. Hakimiyet kaybolmamış ama iddiasını da kaybetmemiş. Yine de bazı parçaların orasından burasından kırpıp kısaltmak isterim. Diğer yandan progresif yapı inşası çok leziz. Eh doğal olarak akılda kalıcılığı zayıf, parçalar hem çeşitlilik gösteriyor ama albüm tek parçaymışçasına bir bütünlüğe de sahip. Hoşa gidecek bazı enstantaneler: clean vokalin duygusal katkısı, aniden depreşen thrash atakları, gitar tonlamasından öteye giden Opeth tınısı (ki bu albüm için dozajı azaltılmış derler). 

8,50-/10

9 Eylül 2021 Perşembe

Enslaved - Utgard (2020)

 İki türlü vokalini de sevdiğim şık şukela grup bildiğiniz gibi... Aynı çizgiyi üç aşağı beş yukarı yedi sola dokuz sağa devam ettiriyor. 2. şarkıdaki delişmen rifflerle tansiyonumuz çıkıyor, grup hala heyecanlandırmasını biliyor. Parça ilerledikçe grubun progresif yönünün ne kadar güçlü olduğunu hatırlıyoruz. Albümün diğer ağır topu Sequence'e güzelce bağlanıyor bu şarkı. Ritimdeki renkli canlılık hemen dikkati çekiyor. Takip eden parça ile birlikte 2-3-4 böyle ayrı bir öbek gibi, atmosferik garip ve belki de biraz yersiz arasöylevle albümün kalanından ayrılıyor. Grubun son dönem yapıtları ki orta dönemlerini pek dinleme fırsatı bulamadım zati, benzer bir hissiyat veriyor. Bu bir tık daha sert gibi geldi kulağıma, iyi yani. Bir böyle güzel gruuvilik ağza bir parmak bal çalıyor ama parçalı pörçülü yapıyla, e- elbette progresif parça yapısı bunu gerektirir, pek bir fersah yol katedemiyoruz. Enslaved işte bildiğimiz gibi...

7,75/10

27 Nisan 2018 Cuma

Enslaved - E (2017)

Garip bir albüm bu. İticilik ve çekicilik yan yana. Hatta daha ilk şarkı, başlarında o kadar sevmedim ki ve sonrasında o kadar iyi toparlandı ki, anlatamıyorum. Diğer bir ilginçlik de viking metal öğesi, daha doğrusu post-viking black metalimsi progresif metal felan fişman. Yani kafa karıştırıcı, diğer yandan da kendi içinde tutarlı, ta ki saksafonlu şarkıya kadar. RYM de biri demişki, Opeth jam session sonrası modern King Crimson şarkılarının Mastodon tarafından icrası gibi bir şey. Sevdim bu benzetmeyi.  Bir de aslı elektronika grubu Röyksopp'a ait What Else Is There yorumu var ki, iyi kötünün ötesinde neler oluyor orada dedirtiyor.

7,50-/10

5 Ekim 2017 Perşembe

RETRO: Enslaved - Blodhemn (1998)

Grup black metal'in sıkı çocukları olma yolunda gayet sert adımlarla bu albümde de ilerlemiş. Sonrasında ilerlemeleri bir türlü durmadı zaten progress progress progresif. Diğer kayıtlardan farkı liturjik tertemiz vokaller ve ambiyatik gösterişlerin müziklerine girmesi oluyor. Duruşlarını bozmadan bu öğeleri müziklerine yedirebilmeleri başarı hanelerine yazılıyor. Ayrıca bu albümde biraz hafiften, ucundan melodik unsurların da bestelere sızdığını söylemek mümkün. Beklenmedik şekilde albümün bir atmosferi olduğunu dahi söyleyebiliriz. Yine de diğer melodik ya da atmosferik black gruplarından farklı bir sound üretmeyi başarıyorlar. Sondaki Viking şarkısı kuul. Boğazım şişti çocuk gibi, keyfim yok, kısa keser.

7,50+/10

21 Eylül 2017 Perşembe

RETRO: Enslaved - Eld (1997)

Bilgisayarımda yine sorunlar var. Resim mesim yok şimdilik o yüzden. Neyse, Enslaved'in bu
albümünde viking metal türü daha baskın şekilde kulakta yankılanıyor. Üstelik atmosferi metal harici unsurlarla da yakalamaya çalışıyorlar, ilk şarkıda duyduğumuz üzere. Dolayısıyla bir önceki eserleriyle kıyaslarsak bir nebze o ileş black metal hırçınlığını kaybetmişler. Bu sayede yine görece söylemek gerekirse daha kolay içine girilir, sarıp sarmalanır bir dinleti sunmuşlar. Bu demek değil ki enerjilerinden, o epik tempodan bir şey kaybetmişler. Bir yandan da belli rifflerin, soloların ayırtedilmesi konusunda efor, çaba gösterme zorunluluğu ortadan kalkmış. Ayrıca yanlışsam düzeltin, clean vokalin duyulduğu ilk albüm de bu olsa gerek grubun. Ve tavuk gıdaklamasının da :)

7,50+/10

5 Eylül 2017 Salı

RETRO: Enslaved - Frost (1994)

Bu albümü anlıyorum ama bir türlü yeterince ısınamıyorum. Hiç olmadığı kadar agresif vokal ile çata çuta blastbeatlerle yüklü soluk soluğa sunduğu dinleti ile albüm adını hakedercesine bir etkide bulunurken diğer yandan viking metal kısımlarını başta vokal ve ezgiler olmak üzere ayrıştırarak önceki albüm ile farkını ortaya koyuyor. Progresif taraf sanki biraz güme gidiyor görünse de hem şarkıların kuruluşunda hem de acayip riflerde izini sürmek mümkün. Yalnız keyboard müdahalelerini pek sevemedim. Bateri ise bu fırtınada görevini layıkıyla yerine getiriyor. İtiraf etmek gerekirse kolay bir dinleme deneyimi sunmuyor. Belki de bu beni yordu, bilemeyeceğim. Ancak çıktığı tarih 94, ta en başından beri grubun emsallerinden ne kadar farklı bir yön takip ettiğine dair esaslı bir kayıt.


6,75+/10

28 Ağustos 2017 Pazartesi

RETRO: Enslaved - Vikingligr veldi (1994)

Diğer black metal gruplarına istinaden Enslaved'in ilk dönemini çok da anlayıp sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Şimdi ise kayda biraz daha berrak bir zihinle bakabiliyorum. Keyboardun da etkin şekilde kullanıldığı hem/ne progresif hem/ne viking metal olan ham ve kaba ve çiğliğinden hiç bir şey kaybetmeyen bir tarzı ile emsallerinden ayrılıyor. Bazen öyle riffler öne çıkıyor ki ve sürekli kendini tekrarlayaraktan, atmosfer daha da baskın hale geliyor. Bateride zil kullanımı bana biraz fazla geldi. Sanki sürekli bir cenkte kılıç şakırtılarını dinliyor gibi ki tam da istenen şey belkide bu olsa gerek. Bu bilgiler ışığında bestelerin çok parçalı ve epik bir hava sergilediğini tahmin etmek zor olmasa gerek. 2. parça işte tam da böyle. Takibinde ise çılgın bir enerji ile Midgards Eldar başlıyor ve kompleks yapısını göstermekten eksik kalmıyor. Ortalarında yavaşladığı kısımda keyboard ile yapılan uzaysı efektler grubun farklılığını gözler önüne sermekte. 4. şarkıdaki efektler ise tropmet gibi üflemeli çalgıları hatırlatarak bir meydan muharebesi hissiyatını tam anlamıyla geçirmekte. Fakat diğer müdahaleler bu şarkıyı biraz da kaotik bir sese teslim ediyor. Sözsüz son parça ise grubun progresif yönünü göstererek albümün genel havasına biraz tezat giden bir durgunluk hali sunmakta. Yine de gariptir çok çok yüksek bir puan veremiyorum.

7,50/10

10 Ağustos 2017 Perşembe

RETRO: Emperor / Enslaved - Emperor / Hordanes Land (1993 split)

Emperor hayranı olmasam da daha bu erken döneminde bile kendi
imzalarını oluşturmaya başladıkları kesin. Bu ortak albüme ödünç verdikleri dört şarkı da boş değil, kendilerine özgü senfonik dokunuşlarla gruuvi bir özellik gösterebiliyor. Split'in diğer tarafında ise Enslaved üç şarkısıyla yer alıyor. O tozlu küflü ki bugünün modern black metaline kıyasla o özgül atmosferi iliklere kadar hissettirmede oldukça başarılı, black metalin çeperini zorlamadan progresif bir tavır sergileyebilmekte grup burada. Ayrıca Vikingimsimtrak melodiler bestelere sızmakta. Prodüksiyon kalitesi olarak çok da bir şey beklenmemeli. Ama lo-fi her zaman ilk dönem black metal işlerine yakışır zaten. Türün ilk dönemlerinde ustalar ne yapmış, dinlemek için iyi bir örnek. Ben de bir süre daha önceden dinlemiş olduğum Enslaved ile yoluma devam edeceğim. Tabi bir tatil arası olacak, bu haftasonundan itibaren. 4 senede Olimpos geriye mi gitmiş, bir kontrol etmek lazım.

7,50+/10

20 Ocak 2017 Cuma

RETRO: Satyricon / Enslaved - The Forest Is My Throne / Yggdrasill (1995, split)

İki büyük black metal grubunun (o zamanlar öylelerdi en azından) demolarını biraraya getiren bu ortak derleme, sadece grupları yada plak şirketini memnun etmedi, bence dinleyicilerine de ziyadesiyle keyif vermeli. Bir kere kabul edelim, prodüksiyon rezalet. Satyricon kısmında cılız ve tiz sesler öne çıkıyor. Sivrisinek vızıltısında gitar ve teneke çınlaması ile bateriye alışmak sabır istiyor. Enslaved kısmında ise sound bir boğuk. Ayrıca vokallere de alışamadım. Ama biraz kazarsanız altından güzel şeyler parıldıyor. Ya da ben böyle ortodoks işleri özlemişim. En güzel tarafı da her iki grubun eserlerinde dinleyiciye geçirebildiği o epik hissiyat. Özellikle Enslaved bunu güm güm davul gibi yankılanan baterinin katkısıyla zenginleştiriyor. Yine de nicelik olarak derlemenin küçük bir tarafını işgal etmesine rağmen kazananın Satyricon olduğunu söyleyebilirim. Üstelik hoşuma giden diğer bir öğe de kar fırtınası gibi efektlerle birlikte göz dolduran akustik pasajlar da içeren atmosferik sözsüz parçaların ayrı bir güzel olması. Evet, böyle şeyler çiizi haylayf gelebilir kulağa. Ama dışarısı buz gibiyken, doğalgaz faturaları şişmişken hiç de öyle hissetmiyorum. Albümün bombası bence baştaki zevten inleyen kadınlarına rağmen (evet bir dönem black metal grupları böyle ucuz numaralara başvuruyorlardı, bildiğin terbiyesizler yafu) Night of the Triumphator. Bu güzel güfteyi seslendiren güzide grubumuz ise kırlarda panayırlarda şen şakrak dans eden Satyricon. Geçmişe mazi retro bölümümüze Satyricon ile devam edeceğiz.

8,0-/10

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Enslaved - In Times (2015)

Tatile gitmeden önce hepi topu sahip olduğum günlük iki saatlik boş vaktimi okuduklarımı dinlediklerimi değerlendirmeye ayırmakla zorunlu hissediyorum kendimi. Bu çalışkanlığın tersine bu yaz ise yatmayı düşünüyorum, öyle böyle değil değişik pozisyonlarda, mümkünse ağzımdan salya akıta akıta yatacağım sere serpe. Yine de bu hayallere dalıp miskinleşmek yerine yeni adımlar atmak lazım. Progresif post deneysel avangard metalik bir şeyler dinleme kampanyası başlatıyorum bu vesileyle. Heybemden ilk Enslaved çıkıyor. Dodheimsgard, Arcturus ve Sigh da sıradaki isimler. En az bir önceki albüm RIITIR kadar sevdim In Times'ı. Bomba gibi bir açılış, sevdicağzım clean vokallerle de şenleniyor. Black ve viking metal unsurların renklendirdiği One Thousand of Year kaydın everesti. Zira o noktadan sonra progresif kaygıların yoğunlaşmasıyla albümün gidişatı durağanlaşmaya başlıyor. Bildiğimiz gibi grup dinleyiciye kanca atan gruuvi riffler ritimler konusunda bir hayli ihtisas yapmış. Bunu da üstelik modern progresif metal ailesinin bir parçası olarak yürütebiliyorlar. Takdire şayanlık bu nokta albümün ilk yarısında daha bir göze çarpıyor. Kendini tekrar eden grupları müzisyenleri pek sevmem ama böyle tekrar edeceklerse etsinler be ya.

8,50--/10

12 Haziran 2014 Perşembe

Enslaved - RIITIIR (2012)

Enslaved'in black pagan metal yaptıkları erken dönemlerini dinleme fırsatı bulmuştum. Benim için 'yaaani' bir gruptu. Ne zaman avangarttlaştılar ilgimi alakamı da kaybettim. Şimdi bakıyorum da bir o kadar toymuşum, hal bilmez imişim. Son albümlerinde görüyoruz ki black metalden o kadar da uzaklaşmamışlar. Modern bir yorumla ve elbette progresif düzenlemelerle oya kanaviçe gibi içli içli işlenerek dinleyiciye sunuluyor. Progresif değil de gruuvi anlamında Roots of Mountain'deki rif örneğinde türün aşırılığı sergileniyor. Her ne kadar brütal vokaller ile sert müzik sayesinde metalin ruhunu kaybetmediklerini ispatlasalar da asıl melodik temiz vokalin ustalığı bendenizi vuruyor. Açılış parçası Thoughts Like Hammer ya da Veilburner'daki nağmeler içimin yağlarını eritmekten geri durmuyor. Ve her nedense, bilinmez, uzun vakittir Opeth dinlemediğim aklıma geliyor. Katatonia da, ahh eski Katatonia!... Çapraşık ritimler ve içbölüm çeşitliliği parçaların karakteristik halini oluşturuyor. Bu bölümler o kadar çeşitli ki misal Materal'daki clean nakaratın ezgisi yerelliği işaret ediyor. Kimi yerde bir riff thrashy duruyor. Storms of Memories'in uzun egzotik girişinin brütallikle kavuştuğu an gayet memnun edici mırıltılara sebep olabiliyor, Forsaken'daki deli ritim ve yine aynı şarkıdaki eskileri andıran keyboard, bir sürü iyi örnek verilebilir. İşte burada benim genel olarak progresif metalle yaşadığım problemi aktarabilirim. Derinlerde ilginç, çalması zor işçilik sergilese de tüm şarkılar bir duru su gibi birbirine benzer bir ortak tabanı paylaşıyorlar da birbirleri arasında farklılığı çizmek için şok edici bir sürü dalga efekti vermek gibi bir şey. RIITIR bu olguya en başta örnek gösterilecekler arasında elbette yer almıyor. Ama bu kadar toplama fikir bir miktar gerçekçiliği, sahiciliği yaralamıyor mu?

8,25/10