HÜSEYİN KIRAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HÜSEYİN KIRAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2025 Pazartesi

Hüseyin Kıran - Madde Kara

insanım, budur basit mucizem

Hüseyin Kıran'ın 10 yıllık bir hapis döneminin hemen takiben ilk eseri şiir türünde ve hayatında çok önemli bir yer tutmasından  olsa gerek, ,  röportajlarında unutulmasına müsade etmiyor. Maalesef yazarın ismi çirkin olaylara da karışmış. Bu tarz suç unsuru da teşkil eden iddialara istinaden sanatçıların kültür dünyasından temelli dışlanmasını çok doğru bulmuyorum. Sanatçıların kafası zaten bir değişik çalışır. Ne zamanki başkalarına da zarar verirler o zaman suçlarını elbette çekmeliler. Ama sanatta boykota tabi tutulmaları da bir garip. Şahsi olarak tavır göstermek isteyen göstersin tabi.Ne yazık ki bu suçlamaların ardından hem suçlanan hem suçlayan eser üretemez duruma düşüyor, iki ucu keskin bıçak, gerçekliğin keskinliği yaşanacak. Israrcılığın da bir modu olan takıntının ve üstünlük kompleksinin izlerini yazarın eserlerinde görmek mümkün, hem de daha bu ilk eserinden itibaren. Ama bu şiirler ayrıca kara kapkara, hiddetin şiddetin büyülü gerçekçiliğin groteskin yıkıcılığın imgesi sarıyor. Yine de bir arayış, umuda varış çabası yok değil.

orada beni eğrelti otları karşılayacak

ve oltalarda ağzı yırtılmış balıklar

ağıtlar batmış bir kayıt

yere atılı bir mızrak

reçine rakısı, hisar sarısı, konken partisi

dişlerimi işte bunlara geçireceğim

güneşten nasıl da kuşkuluyum

***

şüphesiz hepimiz biliriz

yaşamaktan büyük zulüm yok

yıkandığımız hep aynı ırmak

***

ben?

oyun bozan

işte emrim

safları bozun

amin..


16 Eylül 2018 Pazar

Hüseyin Kıran - Gecedegiden

Dilin ve kurgunun sınırlarıyla karanlık nemli soğuk odalarda (neşeliçocuk sesleriyleçınlayan bir parkta yazıldığını hayal bile edemem bu metnin) oynayan Hüseyin Kıran'ın bu ikinci romanı kendine Gecedegiden diye bir isim veren ve 14 yaşında doğduğunu iddia eden sosyopat psikopat (evet basitleştiriyorum) bir gencin kekeme, aksak düşüncüleri üzerinden inşa edilmiş. Bir bakıma topluma, hayata ve kendisine dair düşünceleri ve yargıları dışarıdan görüldüğü gibi olmayabilir. İşlerine ve cinsel ihtiyaçlarına istinaden yarattığı golem aslında büyük ihtimalle, anladığım kadarıyla çocuk yurdundan kaçırdığı bir kız çocuğu, belki de kızkardeşi. Bütün cinayetler belki aklında tasavvur ettiği bir tür savunma mekanizması. Gerçek olan şey şu ki başkarakterin gerçeklikle ilgili sorunları var. Eleştirdiğim tek nokta karakterin kültürüne baktığımızda, verili olduğu kadarıyla, boynunu aşan felsefi çözümlemeler ve kelimeler kullanması. Yazar ve karakterin arasındaki sınırın muğlaklığına dalalet ediyor bu da. Velhasıl sevgiliye hediye edilecek bir kitap değil, tabi kafanıza fırlatılmasını istemiyorsanız eğer. Neyse ki kalın ve ağır da değil. Demir leblebi diyorlar ya. Benzer tarzda yazan yerli bir yazar varsa tavsiyeler beklenir, efendim.

Boşlukta kalınca içi boşalıyor insanın, kurtarılmayı bekliyor. Oysa bizi hiç kimse hiçbir yerden kurtaramaz.

Etrafımda sürüp giden itiş kakışa hayret ve özlemle baktım. Meğer neler kaçırmışım. Meğer dünya kaynıyor...

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Hüseyin Kıran - Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır

Yazarın üçüncü romanı Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır, ilk romanındaki poetik biçimden ayrılmakla beraber radikal bir kopuş değil bu. Yine insanın varlık sorunu irdeleniyor. İsminde Edip Cansever göndermesi içeren Ruhi Bey, kendi benliğini insanlıktan soyutlama derdine düşmüş arayışlar içinde. Nihayetinde akıl hastanesine kapatıldığında Tarık Karanlığıyaranışık adıyla yeniden doğumunu gerçekleştiriyor. Fakat bu bir yandan diğer hastaları gözlemden beslenen diğer yandan oldukça ilginç bir kişiliğe sahip doktorla tartışmalarının diyalektiğinden etkilenen bir peygamber kimliğin oluşum süreci. Diyaloglar ve 'sureler' delilik ile aklın arasındaki sınırı zorluyor. Ufak bölümler altında hayat felsefenin merceği altına yatırlırken sonuçta doktorun oyununun kurbanı oluyor ve diğerleri tarafından 'satışa getiriliyor' İşte o andan itibaren ise koza görevini tamamlıyor ve varlığa düşman bir varlık olarak benliğin inşası son buluyor.
Yazarın derdini anlatma ihtiyacı ilk romanındaki postmodern biçimi kullanmasını engelliyor. Ben ise o ilk romanın karmaşasını özlüyorum.

7,5

29 Temmuz 2014 Salı

Hüseyin Kıran - Resul

İnsan iletkendir, bunu herkes bilir.

Hani bazı filmler vardır ya kısaca toptan bir anlayışla sanat filmi deriz. Bir derecelendirmeye tabi tutsam şahsen benden yüksek puan tutturamaz bu tarz filmler. Ama herhangi bir alelade aksiyon filmine kıyasla her zaman düşünme dürtüsüne sebep olur ve aklımda da uzun bir süre yer tutarlar. Misal Uzak deyince aklıma o soğuk yabancılaşma ve iletişim kopukluğu gelir, iliklerime kadar hissederim. Stalker güç sembolizminin yanı sıra tıpkı Bir Zamanlar Anadolu'da olduğu gibi göze de seyirlik sunar. Ya da Dönüş filmiyle bir yandan kurgu bir yandan da eski ve yeni Rusya çatışması aynı yolu fersahlar. Bu filmlerin bildiğimiz eğlence ya da keyif tanımlamalarının ötesine geçtiği aşikardır. İnceliğiyle tatile götürülmeyecek kitaplar listesine girmekten kendini alıkoyamayan bir eser bu. Zaten tatilde okuduğum kitapları da siteye listelemeyi bitirmiştim. Yanıma alsaydım tatilin diğer bir adı da zehir olacakmış. Roman bir kere oldukça kapalı psikolojik çözümlemelerle başlıyor. Yazar okuyucusunu baştan bir eliyor. Bu yönüyle edebi dergi daha da çok fanzinlerdeki deneme tarzı psikolojik öykülerin ardı arına kitapta yer bulması gibi bir şey. Sabrın sonu selamet misali ortalarda Resul'un etrafındaki kişiler ve hayatı üzerinde daha hakim bir konuma geliyoruz. Resul'ün öz annesi babası tarafından öldürülmüş, suç ona yıkılmaya çalışılmış çocukluğunda. Hayranı olduğu Hafize analığıyla birlikte yatalak babasını kapı dışarı eder. Vücudunu satan kiracısı Işıl'a deliler gibi aşıktır. Bir de doktor Mahir bey var. Ve Resul'un peşinde gizemli Daire. Yazarın geçmişinden işkencelerin hayaleti kitabın her bir noktasına nüfuz ediyor. Resul eziyet görür, dövülür, yaşamın kendisi bir işkencedir. Resul hayattan kendini her anlamıyla soyutlamaya çalışır. Bir noktada benliğini bir heykele hapseder, durgun ve hareketsiz. Kendine ve insanlığa  yabancılaşmanın üst noktası olarak köpekleşir, köpek sürüsünün peşine takılır. Kitabın ortalarında okuyucuya Türkçe'yi unutturacak, kekemeleştirecek boyutta dilin şiirsel ters yüz edimi oldukça ilgi çekicidir. Kitabın hepi topu 140 sayfa süren ebadı boyunca zeki ve bir çelik kadar naif belirlemeler, tespitler karşımıza çıkar. En basit deyimle film sekanslarıyla karşılaştırılabilecek sahneler ironik bir kara mizaha dayanan anlatımla daha da zenginleşir. Tuvaleti istila eden örümceklerle Resul'un yürüttüğü müzakere bölümü örneğinde olduğu gibi. Lafı uzatmanın gereği yok. Güzel bir kitap değil bu. Sarstığı kadarıyla yaratıcılığıyla öne çıkan bir roman. Ekranda Uzak'a eşlik edecek acı bir kahve. Bir kaç sefer daha okuyacağınız modern bir klasik eser. Üstelik üç tele ki internette daha uygun bir fiyatla bulacağınız kesin. Daha ne yapılsın bilemedim.

Bilmek çürütüyor çünkü canlıyı