30 Mayıs 2026 Cumartesi

Günümüzde Yeni Siyasal Yaklaşımlar III: Kadın ve Siyaset - Kültür - Toplum - Eylem (ed. Hilal Onur İnce)

 Hilal Onur İnce editörlüğündeki serinin üçüncü cildi yayınlanalı 11 sene olmuş. Bu ciltte 4 ana başlık altında Sunuş yazısı haricinde 12 makale yer alıyor. Emma Goldman'ın benimsediği anarşizm ile paralel doğrultuda farklı sorunlara karşılık görüşleri, Beauvoir ile Irigaray'ın özgürlük ekseninde feminizme yaklaşım farklılıkları, Julia Kristeva'nın Lacan'dan hareketle geliştirdiği  cinsiyetin psikanalitik analizi ve feministler arasında beyaz egemenliğin ve ırkçılık karşıtlarında da kadın düşmanlığının izini süren bell hooks (ilk harflerin küçük yazılması düşünürün kendi isteği) kadın ve siyaset başlığı altında açımlanan makale konuları. Kültür başlığı ile ilgili konular ise biraz esnetilmiş. Devrimci tiyatronun öncüsü Bertolt Brecht'in Gramsci ile örtüşür şekilde ürettiği teori bir yana, cinsellikle bağdaştırdığı psikanalize dayalı fikirleriyle faşizmin kitlelerce benimsenmesine cevap arayan Wilhelm Reich (faşizm, dünyanın bütün uluslarında, insan toplumunun bütün örgütlerinde ortaya çıkabilecek evrensel bir hastalık potansiyelidir, insan kitlesi köleliğe yatkın, özgürlüğe karşıt, gizemcidir ve karşı karşıya kaldığı bir takım gelişmelere istinaden verdiği bilinçdışı tepkileri faşizme yol açar. Küçük adamın korkak, hain ve zalim, gerçek görev duygusundan, insan olmak ve insanlığı korumak sorumluluklarını duyma yetisinden yoksun olarak tanımlanmasına neden olan en önemli unsur, cinsel arzuların bastırılması sonucu ortaya çıkan ruh halidir), popüler kültürün de bir mücadele alanı olduğunu ortaya koyan Stuart Hall, çok kültürcü kimlik tabanlı siyaseti liberal teorisinin omurgasına oturtan ama kadın haklarında örneğin kötü sicili olan şeriatçıların batılı ülkelerde tanınma mücadelesi hakkında pek de ikna edici savunma yapamayan Charles Taylor diğer bir yanda. Eylem başlığında ise ayrıntılı bir Zizek okuması (Foucaultcu tavırla yasaklayıcı-baskıcı iktidar yerini, iktidarın kendi yarattığı Lacancı "fantezi"ler ile sürekli güdülenen ve serbestliğe vurgu yapan bir iktidar işeyişine bırakmıştır, ancak bu durum aynı zamanda kontrol mekanizmalarının görünümünü gizlediği için de hiç olmadığı kadar yoğun hegemonik bir sürece denk gelmektedir. Dört ana antagonizma: çevresel facialar kaynaklı tehditler, özel mülkiyetin sözde entelektüel mülkiyet için uygunsuzluğu, yeni tekno bilimsel gelişmelerin sosyo-etik sonuçları, ayrımcılığın yeni biçimleri, yeni duvarlar ve dışlanmışlar. İlk üçü Hardt ve Negri'nin ortaklıkların özü ama sonuncu seçenek, dışlanmışlar en önemli olan), Ranciere'e eleştirel bir analiz (Marksizmin de devam ettirdiği Platon'un eşitsizlik karşıtı düzlemine karşı radikal demokrasi), analizinde Arap baharı odağına alarak sıradanın sessiz tecavüzü, pasif ağlar, sokak siyaseti, hareket olmayan hareket, refolution gibi kavramları üreten Asef Bayat yer alıyor. Sahne ışıkları ise varlık felsefesi alanındaki ana eserleri (Varlık ve Olay serileri)  dahi henüz Türkçe'ye kazandırılamamış olan Alain Badiou üzerine yazılı makale üzerinde parlıyor. Zor olsa da metodolojisi sayesinde kolaylaşan bir okuma sunuluyor. 

Felsefe bilim, sanat, politika ve aşk koşullarında üretilen farklı hakikatları kapıp yakalar, bunları bir-arada-mümkün kılar. Hakikatler bilgide bir delik açtıkça var olacaktır. Varlık Bir değildir, "saf ve tutarsız çokluk" olarak varlık, kendisini ancak bir-olarak-sayma işlemi ile çokluk olarak gösterebilir. Dolayısıyla "durum" denen şey, saf ve tutarsız çokluğun, bir-olarak-sayma işlemi ile tutarlı hale gelişidir. Saf ve tutarsız çokluk ancak bir "sunum" içinde tutarlı çokluk olarak görülebilir ki bu sunulmuş çokluk bir durum oluşturur. Çokluk, ancak bir-olarak-sayma işlemiyle, birlik kazandırılarak düşünülebilir hale gelmektedir. Ancak bu sayma işleminden kaçan bir "boşluk" mevcuttur. Her durumun içinde bir boşluk vardır. Boşluk, sunumun sunulamayanı olarak, durum içinde kavranıp tanımlanamaz özellik gösteren bir saf ve tutarsız çokluk parçasıdır. Bu boşluk üst yapı tarafından istikrara kavuşturulmak istenir. İkinci bir sayma işlemine ki "temsil" diye adlandırılır ve Devlet'tir , tabi tutulsa da yine kaçan bir boşluk olacaktır. Doğal durumda yalnızca olgusal gerçek söz konusu olsa da sunulan ama temsil edilemeyen tekillikler olay felsefesinin temelini oluşturur.  Özne olmanın koşulu bir kararverilemezin bulunmasıdır ve özne bunun içinde risk üstlenip karar vermekle, akıp giden olayı adlandırarak sabitlemekte, sonsuz olmayı, ölümsüz olmayı mümkün kılabilecektir. Özne ancak tekil çokluk karşısında öznellik kazanacaktır. Özne ancak bir olay sonrasında ortaya çıkabilir. Bir hakikat , bir durum içinde cereyan eden ama ona ait olmayan bir olayın sonuçlarına gösterdikleri sadakati dirençle koruyan özneler sayesinde varlık kazanır. Tarih boyunca sınırlı sayıda olay olmuştur: Paris komünü, (Çin) kültür devrimi, Arap baharı gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder