13 Nisan 2009 Pazartesi

Panos Karnezis - Günahlar Labirenti

Türk-Yunan (İstiklal savaşındaki batı cephemiz) savaşının mağlubu, kayboldukları çölden geçerek denize doğru kaçan Yunan ordusu yine Rumların daha çok ikamet ettiği savaşın dışında yer almış bir Anadolu kasabasına ulaşır. Hem ordu hem kasabadakiler pastel renkli ve dramatik karakterleri içermekte. Günahlar labirenti olarak betimlenen bu uzun yolculuk esnasında karakterler aynı zamanda ruhların labirentinden de kurtulmaya çalışmaktalar. Eroin bağımlısı geçmişte yaşayan ve bir katliamın sorumluluğunu üzerinde taşıyan general, politik kimliği asker kimliğiyle çatışan binbaşı, günahlarını sofulukla örtmeye çalışan bir papaz, kasabasını savaşın dışında tutmayı başaran aşık ve pragmatik belediye başkanı, geçmişindeki bir suçtan saklanan Fransız fahişe ve yardımcısı, onbaşı, doktor, aşçı, okul müdürü, Ermeni bakkal ve karısı, Arap Yusuf vesair. Savaş arka fon olarak kullanılsa da bir Yunan yazarının kitabının milliyetçilik ve önyargılarla lekelenmediğini görmek de mutluluk verici bir şey, kasabadaki Türkler marjinal bir tarzda ötekileştirilse bile. Belki de yazarın muhtemel sol kimliğinden kaynaklıdır, araştırma yapmadım , sadece hissettiklerim.
Punto kampanyası ile sadece 4 tl'ye satılan çok hesaplı pişman olmayacağınız bir kitap, tavsiyemdir.

Maggie Furey - Güç Kalıtları 1: Aurian


Bir avuç büyücünün bulunduğu bir ülkede büyücülerin liderinin gözünü hırs ve güç arzusu bürümesiyle ona karşı direnen genç lakin pek güçlü büyücümüz Aurian'ın (bazen ingilizce'deki gibi cinsiyete ait ekler sıfatlar felan ne güzel olurdu diye düşünmüyor değilim, Aurian'ın kız olduğunu belirtmek istiyorum da) hikayesi 700 küsür sayfalık ilk ciltle anlatılmakta efenim. Bu seri dünyada çok bilindik değil. Çünkü belli zaaflardan muzdarip. Örneğin Aurian'ın orta yaşlı, edeleli (adale değil edele), kıllı erkeklere karşı zaafı ya da paragraflarca aşk ve sevgi üzerine sayıklamalar bize yazarın cinsiyeti konusunda hemencecik ipucu veriyor. Belki Maggie ismi zilleri çaldırmıyorsa...
Altından kalkılamayan diğer husus ise durmadan sürekli bir macera ve kahramanların başını derde sokma durumu. Bayy geliyor bazen. Ciddiyetimi gördüğünüz gibi kaybetmiş durumdayım. İlk başlardaki nitelik ve nicelik olarak zengin karakterler de soruna dönüşüyor. Kardeşim bir yerde karakterler sabitlenir, hikaye onun üzerinden devam eder. Halbuki bütün kitap boyunca kafamıza yağan yeni isimler baş döndürüyor bir aşamadan sonra.
4 cildi 25 tl gibi hesaplı bir fiyatla almışsak bu seri yarıda bırakılmaz. Zaten yarıda bırakılazak kadar kötü değil. Üstte yaptığım yapıcı eleştiriler. Maggie hanım da beni dinlerse her şey daha güzel olacak efenim.

12 Nisan 2009 Pazar

Opeth - Watershed (2008)

Opeth fanı olmayan bir Türk metal dinleyicisi olarak oldukça nadir bir konumdayım. Sevin beni, ihtimam gösterin, üzerime titreyip şevkat gösterin, fındık fıstık filan atın. Tabi bunlar gruptan tiksendiğim anlamına da gelmesin. Sadece çıkarılan onca gürültüyü anlayamıyorum.
Bu albüm daha öncekilere göre sert death- yumuşak akustik arasındaki zıtlığı daha güçlü şekilde işleyen bir yapıt, daha duygusal (bana göre hala yeterli değil ve iskandinav frijitliğini hala taşımakta) ve tabi ki daha progresif. Parçalardan Lotus Eater doludizgin blastbeat davulları ile şaşırtırken güçlü atmosferi ile bitmesine yakın beni yarı eski Çin'deki afyon içilen eğlence mekanı yarı Casablanca tarzı jazz cafe birleşimi hayali bir yeri canlandırttı gözümde. Çoğu progresif rock grubunda olduğu gibi albüm boyunca öne çıkan kısımlar oluyor. Bununla birlikte bonus parçaları olmadan bu albümden şimdiki kadar hoşlanabileceğimi söyleyemem. Aslı başkalarına ait olan iki bonus parça Bridge of Sighs ve Den Standiga Resan ile grup soft ve bence olması gereken yüzlerini gösteriyorlar.

8,50-/10

Massive Attack - Collected (2006)

Ggrubun tüm albümlerinden yeterli parçayı içererek dengeli bir şekilde oluşturulan bu toplama albümün biraz da zayıf tarafı bu aslında. Grubun düşüşe geçtiği 100th Window'dan da 3 parça yer alıyor ki sadece albümden yayınlanan ilk klip olan Butterfly Caught iş yapar. Diğer ikisi fena olmamakla beraber best ofluk tanımlaması onlara denk düşmüyor.
Ayrıca grubun bazen çuvalladığı Jamaika yöreleri Brit dub zart zurt stilinde bir kaç parça da içeriyor albüm. Bununla birlikte süper bir videoya da sahip olan bluesy Live With Me daha önce yayınlanmamış güzel bir parça. İşte bu yüzden üzülerek tam puan yapıştıramıyoruz albüme. Ki oricinal bir sidisine sahibim. Bi kere daha üzüldüm bak şimdi.

9,25+/10

11 Nisan 2009 Cumartesi

Eluveitie - Vên (2003) EP


İsviçreli grup ilk ürünleri olan bu EP ile etnik Kelt müziğini melodik death metalle birleştirerek şu an folk metal kulvarında önde gelen genç gruplar arasında yerini aldı. İsviçreli grup sayesinde ilk aklımıza İrlandayı getiren Keltlerin Alp eteklerinde de yaşadığını öğrenmiş oldum. Hatta bu yapıttaki 6 parçadan bazıları bizzatihi Keltçe.
Müzik konusunda etnik enstrümanların, başta gayda olmak üzere, mükemmel kullanıldığını ve albümün folk kısmının death kısmını rahatça dövdüğünü söyleyebilirim. Dikkat ettiysek iki ayrı kısımdan sözettim. Çünki folk ve metal kısmının içiçe sentezlenmesinde de sorunlar var. Tıpkı prodüksiyon kalitesinde olduğu gibi.
İlk adım olarak değerlendirirsek pek bir başarılı, pek bi güzel. Allah bağışlasın...

8,0/10

Murat versus Murat versus Murat (2002)

Murat Göğebakan - Ayyüzlüm

İtiraf etmek gerekirse 90'larda yeniden doğuş yaşayan Anadolu rock akımına da Murat Göğebakan'a da önyargılıydım. Allahaşkına aksandan ve yüksek sesli çığrıştan kaynaklı vokallere nasıl katlanılır ki? Evet ama bazı parçalara güzel uyuyor. İşin asıl güzel tarafı ise daha sakin ve türkü formatına yakın şarkı düzenlemeleri yani işin mutfağı. Albümle aynı adı taşıyan parçanın yarı cover olduğunu zaten biliyoruz. Zaten bu parça sayesinde albüm çok satmıştı diye hatırlıyorum. Ek olarak Namus Belası yorumu da içeriyor albüm ki zayıf bir performans olmuş gibim sanki. Genel olarak fena değil.



Murat Kekilli - Yedialtı


Kişiliği karakteriyle gerçekten saygı duyduğum bir sanatçı olan M.Kekilli'nin bu üçüncü albümünü dinledikten sonra şunu söyleyebilirim ki albüm ordan burdan duyduğumuz Salını Salını ya da Çılgın gibi şarkılarla hoş ve hatta pop soundlu gibi dursa da bir problem taşıyor. Sanki kaba bir formülasyon var ve parçalar limitli bir şekilde bu hattı takip ediyor. Sadece Alır Seni Boşarım ve Söyleme sınırları zorladığı için daha ilgi çekici. Bununla birlikte Bir Çift Turna'nın içine serpiştirilmiş rif gaz, Kapat Kapıları'nın girişi fena değil gibi parça parça yorumlar getirebilirim. Genel olarak ise "generic".

Murat Yılmazyıldırım - Cennet

Uzun süredir bu kadar zor dayandığım, yer yer işkenceye varan bir albüm dinleme deneyimi yaşamamıştım. Bunun bir sebebi uzunluğuysa diğeri de vokalin ciyaklamalarının kontrolden çıktığı anlardır. Halbuki albüm Kanrevan İçindeyim, Canan, Acıdan Doğar İnsan gibi kalburüstü şarkıları içeriyor. Düşlerin Ressamı ya da Düş Sokağı Sakini ya da neden kendi adına sıfatlar yakıştırdığını bir türlü anlamadığım Murat Yılmazyıldırım bir fırsat kaçırmış, vokalleri azaltıp akerdeon, mızıka ve biraz da yoğunluğu arttırılmış gitar gibi enstrümanlara izin verse idi, çığlıklarını ahları hohları azaltsaydı güzel bir ürüne dönüşebilirdi. Genel olarak progresif öğeler bile kurtaramaz onu.

Yarıştık, eğlendik, peki hangi Murat kazandı? I. Murat, II. Murat yoksa III.Murat? Hehehe
Yukarıdaki sıralamaya bakın lütfen.

7,0/10 - 6,25/10 - 5,50/10

9 Nisan 2009 Perşembe

RETRO :Portishead - Roseland NYC Live (1998)

geceler
ıssız yıldızlara gebe
korkularımın
her biri
sessiz suların üzerinde
tekinsiz bir örtü
boğar nefesimin adımlarını

rüzgar zehirli öpücüğünü verdiğinde
damla damla
bir koydan diğer tepeye
geçmişle arama bir nehir koymaya
susuyorum
asırlar önce kuruyan dereye hasret çakıl taşı tarlasıyla

içmek
hışırtısını ılgınların
ve
sarhoş olmak istiyorum
kuraklığında kuyuların
tozlarına yolların
akarken kızıllığı ağzımdan
paslı toprak tadının
.

10 üzerinden 10
*Albümün intro ve outrosu diyorum, Sour Times'ın vokal performansı diyorum, Roads diyorum. O kadar.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Kataklysm - In the Arms of Devastation (2006)

Brütal death'e karşı önyargılı olduğumdan dolayı bu grubu da alelade bir death grubu addedip gözden çıkarmış idim, ta ki 2004 tarihli Serenity In Fire adlı albümlerini dinleyene kadar. Bütün o çıtkırıldım sünepe melodik death gruplarını unutun, misal C.O.B, Kalmah, Skyfire, sertlikle melodiyi tütün lezzetinde harmanlayan bir albüm idi. Pek bir beğenmiş idim. Bu gaz ile bu albümlerini yüklediydim ki şimdi de dinleyeyim.
Birkaç dinleme neticesinde kısaca şu eleştiri getirebilirim: Hiç orjinal değil, tahmin edilebilir groove özellikli death/melodik death/thrash. Bununla birlikte It Turns The Rust, To Reign Again, Temptations Nest ve death kalıpları içinde deneysel sayılabilecek The Road to Devastation süper parçalar.
Yeni dinleyen birini ziyadesiyle tatmin edebilecek, vokalde gitar tonlarında vessair yeterli çeşitliliğe sahip bir albüm.

7,75/10

7 Nisan 2009 Salı

RETRO: Avantasia - The Metal Opera (2001)


Abartıp abartmadığımdan emin olmak için bir kez daha alıcı gözüyle bu şaheseri dinledim ve evet fikrim değişmemiş. Parça bazında olmasa bile albüm boyunca konsept olarak duygusal iniş çıkışları başarıyla yansıtabilen böyle bir power metal yapıtı duyulmamıştır sanırım. Dolayısıyla sözleri de okumalısınız. Konu ise sanırım, sevgilisi ya da kardeşi cadı denilerek yakılan bir papaz çömezinin kilise hiyerarşisini sorgulayarak cehenneme daha doğrusu fantastik bir ötedünyaya , sevdiğini kurtarma amaçlı yolculuğu gibi birşeyler.
Tabi ki katkılar sayılmalı, vokallerde T. Sammet'le (ki yüksek oktavlarda söylüyor) birlikte Michael Kiske, Virgin Steele solisti David DeFeis, Within Temptation'dan Sharon den Adel ve biraz daha kısıtlı olmak üzere Rob Rock (Impellitteri), Oliver Hartmann (At Vance), Andre Matos, Kai Hansen, Ralf Zdiarstek ve bir kaç satır Timo Tolkki. Bateride Rhapsody(of Fire) dan , gitarlarda Helloween ve Gamma Ray'den destek gören albümde (isimlerini sayamayacağım, yazmaktan yoruldum) açıkcası R.Rock ve D.DeFeis'i pek beğenmediğimi söyleyebilirim.
Epik ve görkemli bir his verilmek istenildiğinde örneğin Roma şehri betimlenirken, keyboard görevini yapıyor, gerektiğinde temiz dupduru gitar soloları giriyor. Albüm biterken sıralanan power klasikleri Sign of Cross ve Tower albümdeki favori parçalrım oldu. Bunlar da güzel şeyler. Sonuçta bütünlüklü bir açıdan değerlendirirsek sırf atmosferi bile böyle bir puanı hakediyor.

9,75/10

5 Nisan 2009 Pazar

İntikam, intikam, intikam!

V for Vendetta

Mübalağalı, ters düz edilmiş bir anarşizm hikayesi. Ya da beni rahatsız eden bir şeyler var.. bir tat... bir koku.....bir his?
Otkratik ya da açık açık söyleyelim faşist bir İngiltere geleceğinde maskeler ardındaki bireysel bir eylemcinin mücadelesi, en kısasıyla.

Prestij

İki genç sihirbazın birbirlerinin gösterilerini ölümüne sabote ederek rekabetlerini geçmişte yaşanan ölümcül bir kazanın gölgesinde geriye dönülmez bir noktaya taşımaları neticesinde filmimiz ortaya çıkıyor. Açıkcası en iyi ben sizi şaşırtırım , ahanda bak bunu akıl edememiştiniz tarzı senaryo cinlikleri artık bayağılaştı. Tek diyebileceğim "hmm evet ilginç, ama şaşırmadım"


Kıraç - Zaman (2001)


Anadolu Rock'ın Cem Karaca'nın erken dönem vokaline benzer bir ses rengine sahi olan isimi Kıraç az ya da çok diğer çevrelerce de takdir edilen biridir. Takdir zaman zaman yaptığı iddialı çıkışları değil müziğindedir elbet. Bu albüm için de yeni dalga Anadolu rock içinde ya da en azından Kıraç diskografisinde önemli bir yer tuttuğu iddiasına bulunulabilinir. Şöyle herhangi bir Anadolu rock performansının repertuarını aklınıza getirirseniz, barlarda ya da tv de, konserlerde vessair, Endamın Yeter, Gönül, Kan ve Gül (cover dı galiba) illaki yer alır ve bu albümdeki parçalardır. Benim şahsen hoşlandıklarım ise baştaki hard rock Demirci, Kan ve Gül yorumu ile eğlenceli Çayır Çimen Geze Geze.

7,75/10

4 Nisan 2009 Cumartesi

Hercules and Love Affair - Hercules and Love Affair (2008)


Disko müziği olarak sunulan bu grubun önce tarzını netleştirelim. Disko deyince günümüzdeki pek çok kişi gibi club şarkıları (i.e. 50 Cent) ya da DJ Tiesto gibileri aklına getiriyorsanız yanılıyorsunuz. Bu grubu sunanlar disko müziğinin ilk çıkışındaki sounddan esinlenmiş olabilirler, bilemiyorum. Hakeza o yıllarda yoktum ve müzik hayatımın büyük kısmında gitar oldu. Bugünün hızlı hayatına göre müziğin biraz daha sofistike, yavaş ve hatta indie kaçtığını ekleyebilirim, trompet vs. var ki güzel şeyler bunlar.
Grubun tartışmalı bir noktası da Anthony adlı travesti ya da transeksüel (arasındaki ayrımı ben biliyorum da bu arkadaş hangisidir bilmiyorum, ha bunun politik mücadelesini de veriyormuş takdire şayan, umarım elinde falçata sallamıyordur ki davasını kötü etkileyebilir) bir zatın grupta yer alması. Anthony müzikal açıdan oldukça faal biri aslında. Björk'ün Volta adlı albümünde bazı şarkılarda vokallerde duymuştuk. Aynı zamanda Anthony and the Johnsons adlı bir grubun da üyesi. Bu albümün eleştirildiği bir taraf ise Blind adlı muhteşem parçaya sırtını dayaması. Anthony'nin kendine has (bazılarınca katlanılmaz) vokali sayesinde geçen yılın en iyi pop parçaları arasında yer alan bu şarkının kalibresinde olmasa bile Time Will, Hercules' Theme ve Athene de albümdeki hoş parçalar arasında sayılabilinir. Ama diğer parçalar kişisel tarzım içinde de yer almıyor ve de kötüler yahu. Kötü olmayan bir şeye de vurgu yaparak bu mevzuyu sonlandıralım. Kapak' müh-te-şemm, isim de öyle.

6,50/10

Alice K. Turner - Cehennemin Tarihi

Hristiyanlıktaki cehennem imgesinin ve bütün somutluğu/soyutluğu ile kavramının Ortadoğudaki antik dinlerden ve Yunan filozoflarından beslenerek ve son halini ortaçağdan günümüze sanatçılar , düşünürler vs...lerin elinden alarak oluştuğunu inceleyen kitabımız bazen akademik yazımın ayrıntılarında kayboluyor. Buna rağmen konuyla ilgilenenlerin kaçırmaması gereken ve içeriği yönüyle büyük bir emeğin ürünü olan çalışma hristiyanlık ve ortodoks kuramların eleştirisi üzerinden ilerlediği için İslam ile ilgili özel bir bölüm içermemekte.

3 Nisan 2009 Cuma

Theatre of Tragedy - Closure: Live (2001)


Grubun konser albümü daha çok Aegis albümünden parçalar içeriyor. Grup güzel bir performans sunarken yeni şarkı yayınlamamış ki bu haliyle ne kadar istiyoruz bilmiyorum artıkın. Erkek vokali birkaç yerde Musique'deki iğrenç tarzıyla duysak ta brütalliğini de sergilemesi ki parçaların diğer yarısı Aegis önceki ürünleri içeriyor hoş bir şey. Hmm evet hoş. Fena değil, idare eder.

7,25/10

1 Nisan 2009 Çarşamba

Jay Jay Johanson - Antenna (2002)


Hayatımda gördüğüm görebileceğim en çirkin kapağa sahip olan bu albüm ne yazıkki hit parça eksikliğinden muzdarip, On the Radio hariç. Ayrıca karanlık ruh halinden bir nebze sıyrılan JJJ soundunu elektroniğe daha da yaklaştırmış, ilginçtir ABBA tadı bile alabiliyorsunuz. Bir önceki albüm, Poison ile bu gözle görülen kulakla duyulan farklılık neticesinde ilk dinlediğimde ıyyk dedim, öyyk dedim, bu ne lan dedim. Dedim de dinlemeye devam ettim ve parçalara ısınmaya başladım. Bilindik On the Radio haricinde Deja Vu, Open Up ve Automatic Lover örnek gösterilebilinir. Bu şarkıların bir kaçı o kadar 80'lerki cover veya esinlenme olabilir. Araştıracak ruh halim yok.
Seçimlerde hayırlı olsun efenim.

7,50/10